Yazar: C8H

  • Çocuklarda havale-konvülziyon

    Çocuklarda havale-konvülziyon

    Duygu, düşünce ve hareketlerimizin merkezi olan beyin milyarlarca sinir hücresinden oluşur. Bunlar elektrik ağı gibi birbirleriyle ilişkili yapılardır. Bir düzen içinde çalışırlar. Eğer bu çalışma düzeni içinde bir sorun yaşanırsa çocukta istem dışı (kol,bacak, yüz veya tüm vucutta) engellenemeyen hareketler ortaya çıkar. Bilinç genellikle kapalı olabileceği gibi bazı havale tiplerinde de bilinç değişikliği nadiren olmayabilir.

    2. HANGİ YAŞLARDA GÖRÜLÜR ?
    Her yaşta ortaya çıkabilir. Doğumdan itibaren tüm çocukluk yaş grubunda değişik nedenlerden kaynaklanan havaleler görülebilir.

    3.GENEL NEDENLERİ NELERDİR ?

    Çok farklı nedenler konvülziyona yol açabilir.

    Yaşlara göre bu nedenler farklılık gösterir.

    Örneğin çok küçük doğmuş bebeklerde (prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebekler) görülebilen kalsiyum düşüklüğü ve kan şekeri düşüklüğü , hipoksik yani oksijensiz kalarak doğan bebekler , menenjit gibi beyni ilgilendiren iltahaplar en sık görülen nedenlerdendir. Uygun sütlerle beslenmeyen bebeklerde, akrabalık evliliği ile görülme ihtimali daha fazla olan doğuştan metabolik hastalıklar da (fenilketonüri gibi) konvülziyona neden olabilir. Kafa travmaları sonrasında havale (konvülziyon) ortaya çıkabilir.

    4.SÜT ÇOCUKLUĞU DÖNEMİNDE KONVÜLZİYON NEDENLER NELERDİR ?

    Sıklıkla ateşle seyreden enfeksiyon hastalıkları sırasında çok sık gözleniyor.Bunlar genellikle iyi huylu havalelerdir (Basit febril konvülziyon). Ancak nadir de olsa bazen başka tip havalelerin öncüsü olabilir (bazı çocukluk çağı epilepsileri gibi ). Böyle bir durumda mutlaka ilgili uzmanına danışmak gerekir. Sara olarak bilinen bazı eplepsilerin başlangıcı bu dönemde olabilir.

    Özellikle West sendromu veya diğer ismiyle infantil spazmı unutmamak gerekir.

    5.WEST SENDROMU NEDİR ?

    İnfantil spazm olarakta bilinir. Çok erken teşhis edilmesi gerekir. Nedenine yönelik araştırmalar hızla yapılmalı ve hemen tedaviye başlanmalıdır. Hastaların beyin elektroensefalografileri yani EEG çekimleri ve kasılmaların görünümlerinin video kaydının yapılması yani kasılma şeklinin doktor tarafından da görülmesinin sağlanması tanıyı kolaylaştırır.

    6. WEST SENDROMU ( İNFANTİL SPAZM) HANGİ YAŞLARDA GÖRÜLÜR?

    Sıklıkla ortaya çıkış yaşı 4-9 ay arasıdır.

    7.CİNSİYET FARKI VAR MI ? Yoktur.

    8.ERKEN TEŞHİSTE HANGİ BULGULAR YARDIMCIDIR ?

    Bebekler genellikle çok huzursuz,ağlayan, çok irkilen ve öne doğru veya arkaya doğru kasılmaları olan bebeklerdir.Bazen aileler “çok fazla gaz sancısı olan bebeğim var” dediğinde şüphelenmek gerekir.

    9.TEDAVİYE CEVAP NASIL ?

    Bu duruma neden olan altta yatan nedene göre tedavi şekli ve cevabı değişir.

    10. TEDAVİNİN YAN ETKİSİ VAR MI ?

    Bütün ilaçlar için geçerli olan yan etkiler bu tedavide de söz konusudur. Ancak mutlaka tedavi edilmeli çünkü tedavi yapılmazsa veya gecikme olursa bu kasılmaların beyne vereceği zarar çok daha fazladır.

    11.WEST SENDROMUNDA TEDAVİYE CEVAP HEMEN OLUR MU ?

    Her zaman değil. Bazen tedaviye cevap, yani kasılmaların durması zaman alabilir.Dikkatli takip etmek gerekir ve doktor –aile işbirliği son derece önemlidir. Çünkü tedaviye yanıt hemen alınamayabilir. Tedavide kullanılan ilaçların dozunu ayarlamak , EEG çekimleri ve alınan cevaba göre yeni tedavi eklemk gerekebilir. Ayrıca tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri açısındanda yakın izlemek gerekir.

  • DEPRESYONU TANIYALIM

    DEPRESYONU TANIYALIM

    DEPRESYON NEDİR?
    Depresyonun teşhis edilmesindeki en belirgin unsurlar, kişideki çökkün ruh hali, mutsuzluk, kararsızlık, yaşam sevincinin yok olması ve eskiden yapmaktan hoşlandığı şeylerden artık zevk almıyor olmasıdır. Herhangi bir sebep olmaksızın ağlama nöbetlerine tutulabilir, kendisine ve çevresine olan ilgisi azalır. Bu kişiler genelde yalnızlığı tercih eder, dışarı çıkıp insanların arasına karışmak onlara zulüm gibi gelmektedir. Cinsel ilgisi ve isteği azalmıştır. İştah ve uyku durumlarında da normalden farklılık mevcuttur. Kendilerini değersiz, beceriksiz ve yetersiz görmektedirler. Sık sık geçmişiyle hesaplaşır, pişmalıklar yaşar. Olumsuz yargı ve değerlendirmeleri olmaktadır. 

    Aslında depresif duygular hepimizin hayatında olan birşeydir. Bir konu ya da bir kişi ile ilgili hayalkırıklığı yaşamak, sıkıntılı, üzücü olaylar yaşamak bizi depresif hissettirebilir, moralimiz bozabilir ama bu depresyon ile aynı şey değildir. Depresyon teşhisi koyabilmemiz için kişinin şikayetlerinin en az iki haftadır sürüyor olması ve gündelik hayatını, iş ve sosyal hayatını ciddi anlamda etkiliyor olması gerekir. Unutmamalıyız ki depresyon kişinin yaptığı bir şımarıklık değildir. 

    DEPRESYONDAKİ YAKINIMIZA NASIL YARDIM EDEBİLİRİZ?
    Depresyonda olduğunu düşündüğünüz yakınıza, yardım etmek amacıyla olsa da asla, “takma kafana, ne var bunda, hepimizin başına geliyor, sen kafanda büyütüyorsun” gibi cümleler sarfetmemelisiniz. Bu tip cümleler depresyondaki kişiye onu ciddiye almadığınızı hissettirir. “Nasıl hissediyor olduğunu tam olarak anlayamıyor olabilirim ama seni umursuyorum ve sana yardım etmek istiyorum”, çok daha samimi bir cümle olacaktır. Onu bir psikiyatr ve psikolog ile görüşmeye teşvik etmek, ilaçlarını kullandığından ve terapilerini aksatmadığından emin olmak yine onun için yapabileceğiniz büyük bir yardımdır. Kaçınmanız gereken bir diğer hata “bak sen böyle olunca biz de üzülüyoruz, bizleri de üzüyorsun haydi artık toparlan” demektir. Bu tip cümleler zaten depresyonda olan kişiyi daha da kötü eder, suçluluk hisleri artar, kaygıları artar. Unutmamalıyız ki düzelmek o kişinin elinde olan birşey değildir, depresyon da bir hastalıktır. Sabırlı olmalısınız, onun yanında olduğunuzu, dinleyebileceğinizi birden çok kez tekrar etmeniz gerekebilir. Dolayısıyla sizin de mutlu ve sağlıklı olmanız ona daha iyi destek olabilmeniz için çok önemlidir. Tatile çıkmak, yaşadığı yerden uzaklaşmak da depresyonlu hastaya iyi gelmeyecektir çünkü tüm sorunları kafasında gittiği yere de gçtürecektir o yüzden bu tip konularda ısrarcı olmamanızı tavsiye ederim. 

    DEPRESYON İLE BAŞETMENİN YOLLARI
    Depresyondaki kişi mutlaka psikoterapi görmelidir hatta bu ağır bir depresyon ise ilaç da kullanmalıdır. Bu profesyonel desteklerin yanısıra despresyonla daha kolay başedebilmesi için de bazı önerilerimiz var.
    *Depresyondaki kişi çoğunlukla evden çıkmak istemez ama aktif olmaya kendini biraz zorlamalıdır. İlk başta zor gelecek ama sonrasında kişiye yaşadığını hissettirecektir.
    *Uyku ve yemek konusundaki düzensizlikleri minimuma indirmeye çalışılmalıdır. Örneğin iştahı olmasa bile yemek hazırlayıp sofraya oturmalıdır.
    *Yakın çevreden yardım istemekten çekinmemeli, terapi seansları aksatılmamalıdır. 
    *Depresyondaki kişinin kafasında sürekli olumsuz yargı ve değerlendirmeler vardır. Kişi bu olumsuz düşünceleri sorgulamalı, bu olumsuz düşüncenin gerçekten bir kanıtı olup olmadığını incelemelidir. Farklı bakış açısı ne olabilir diye kendisine sormalıdır. Eğer farklı bir bakış açısı bulamıyorsa şöyle düşünmenin faydası olabilir: “Bana arkadaşım böyle bir düşünce ile gelse ona ne derdim, nasıl yaklaşırdım?”
    *İşler istediği gibi gitmediğinde kişi kendi için beceriksiz, başarız, yetersiz gibi sıfatlar kullanmamalı, herşey kontrol edemeyeceğini kabul etmelidir. 
    *Depresyondaki kişi sabırlı olmalıdır. Bu, tedavisi olan bir hastalıktır. Terapinin başından beri geçirdiği gelişmeleri sık sık kendine hatırlatmalıdır. 

  • Hipotonik bebek

    Hipotonik bebek

    Hareket sistemimizin en önemli parçası olan kaslarımızın istirahat halinde bile belirli bir geginliği vardır. Bunun sayesinde duruşumuz, pozisyonumuzun devamı mümkün olabilmektedir. Ancak bu gücün sağlamlığı ve devamlılığı beyindeki kontrol merkezleri ve kaslara elektriksel uyarının iletimini sağlayan sinirlerin düzgün çalışması ile mümkündür. Bu sisitemin herhengi bir nedenle bozulması kaslarda güçsüzlüğe ve hareketlerde gevşekliğe neden olur.Bebekler doğdukları andan itibaren bu gücü gösteren görüntülere sahiptir. Uyanıkken el ve kolların gerginliği, bacakların pozisyonu ve hareketi ayrıca baş ve boyun hareketlerinin görüntüsü önemlidir. Doğumdan itibaren hızla gelişen ve değişim içinde olan insan organizması bunu gelişim evreleri ile gösterir. 2.ayda baş boyun kontrolünü sağlayan, ellerinden tutulup kaldırılmaya çalışılırken baş ve gövdeyi kontrol etmeye çalışan, 5. ay civarında destekli, 7-8 . aylardan itibaren desteksiz oturabilen bir bebek te herşeyin yolunda gitmekte olduğunu söylemek mümkündür.. Gelişim süreci daha kompleks ve zor hareketlerin başarılabildiği hedeflere doğru hızlı bir şekilde devam eder. Bebeklerde motor hareketlerde gecikmeler , ağlama sesinde güçsüzlük, yatırıldığında gözlenen hareketsizlik, kucağa alındığında elinizin altından kayıyor gibi hissedilmesi son derece önemli bulgulardır.

    Genellikle bulgular rutin muayeneler sırasında doktorlar tarafından saptanır ya da annelerin kaygısı olarak ifade edilir.

    Nedenler çok farklıdır. Bu nedenler içinde tedavi edilebilir durumlar söz konusu olabilirken bazen tedavisi nin güç veya mümkün olmadığı durumları saptayabiliyoruz. Ancak neden her ne olursa olsun doğru yaklaşımlar belirlenen nedenlere göre yapılmalı ve çocuğun mutlaka yaşam kalitesi düzeltilmelidir.

    hekimler öncelikle nörolojik ayrıntılı bir muayene ile olası ön tanılarını koyup gerekirse mutlaka bir çocuk nöroloğu ile konsültasyon yapmaları önerilir. Tanıların doğrulanması doğaldırki bazı incelemeleri gerektirir. Basit kan incelemelerinden elektromyografi, biyopsi, enzim çalışmaları, beyin MR’ına kadar uzanabilen bir tetkik süreci yaşanılabilir.

    Hipotonik bebeği değerlendirirken akrabalığın ve ailede benzer durumların yaşanmış olması öyküsüs ağırlıklı olarak genetik bazı hastalıklara yönlendirebilir. Örneğin Spinal Muskuler Atrofi, (SMA), Konjenital muskuler distrofiler, hücrelerin enerji metabolizma bozuklukları (mitokondrial hastalıklar) genetik geçiş gösteren ve hipotoniye neden ciddi nedenlere örnektir.

    Annede myasteni varsa ;

    Ancak raşitizm, beslenme yetersizlikleri ve bozuklukları, hipotroidi, viatmin eksiklikleri hipotoniye neden olabilir ve rahatlıkla tedavi edilebilir.

    Bazen serebral palsi (beyin felci) nin bulgusu olabilir.

    Genetik geçişli bir hastalık saptandığında bebeğe genel destek tedavisi verilir ancak bu durumun çok önemli bir başka yönü yeni hamileleiklerde genetik danışma verilebilme şansıdır.

  • KENDİNİZİ GÖRMEYE HAZIR MISINIZ?

    KENDİNİZİ GÖRMEYE HAZIR MISINIZ?

    Kendini görmeyen hep başkası onu görsün ister, kendini sevmeyen ise hep başkası onu sevsin ister…

    Kişinin kendini tanıyıp, kendine yakınlaşabilmesi bir başkasındaki ‘aks’ine cesaretle, bazen canı acıyarak bakabilmesinden geçiyor… 

    Bu kızdığım bende ne kadar var, ne kadar kendimde yer almasına izin veriyorum diyebilmek belki de ilk adımdır…

  • Fetal ekokardiografi: anne karnında kalp hastalığı tanısı

    Fetal ekokardiografi: anne karnında kalp hastalığı tanısı

    Anne Karnındaki çocuğun Kalbi Nasıl İncelenir?

    Yeni doğmuş bebeklerin kalbinin incelendiği ekokardiografi yöntemi ile anne karnındaki bebeklerin kalbi de değerlendirilebilir. Kulakla duyulamayacak dalga boyundaki sesleri kullanan ultrason cihazları ve özel bilgisayar programları kullanarak anne karnındaki bebeklerin kalp sorunları ayrıntılı olarak belirlenebilmektedir. Bu inceleme yöntemine, “Fetal Ekokardiografi” denilmektedir.

    Fetal Ekokardiografi, Karnımdaki Bebeğe Zarar Verir mi?

    Kulakla duyulamayacak ses dalgalarının, doğmamış bebeğe hiçbir zararı bulunmamaktadır. Bu yöntemi kullanan merkezlerde uzun yıllardır binlerce fetal ekokardiografi yapılmış ve tecrübeli uzmanların elinde bu yöntemin hiçbir yan etkisi olmadığı kabul edilmiştir.

    Fetal Ekokardiografi, Hamileliğin Hangi Döneminden İtiraben Yapılabilir?

    Anne karnının üzerinden yapılan fetal ekokardiografi ile genellikle 20’inci hafta ile 24’üncü hafta arasında iyi görüntü elde edilir. 18.inci haftadan itibaren de fikir edinmek mümkün olabilir. Ancak, daha da erken haftalarda bu yöntemle ayrıntılı ve güvenilir sonuç almak zorlaşmaktadır. Bir de, doğuma yaklaştıkça –bebeğin çok irileşmesi ve leğen kemiğinin içine doğru ilerlemesi nedeniyle — bu görüntüleme işleminde güçlüklerle karşılaşılabilmektedir.

    Fetal Ekokardiografik İnceleme Ne Kadar Sürer?

    İşlem, yaklaşık yarım ile bir saat arasında sürebilir, daha kısa sürede de tamamlanabilir. Ekranda görüntü oluşturabilmeyi olumsuz etkileyen çeşitli nedenler bu süreyi uzatmaktadırlar. Örneğin, bebeğin rahim içindeki duruş şekli, bebeği çevreleyen sıvının miktarının çok az veya çok fazla olması, bebeğin yaşı, ikiz veya üçüz gebeliklerin varlığı gibi…

    Fetal Ekokardiografi İle Bütün Kalp Hastalıkları Tanınabilir mi?

    Doğduktan sonra hayatı tehdit edebilecek bütün kalp hastalıkları prensip olarak tanınabilir. Yani, kalp boşluklarının ve giren-çıkan bütün damarların normal oluşmuş olduğu, dört adet kapağın sağlam olduğu, kalbin “büyük odacıkları” arasında büyük bir delik olmadığı gibi konular rahatlıkla görülebilmelidir.

    Fetal Ekokardiografinin Yanılma Payı Var mıdır?

    Her işlemde olduğu gibi bu işlemde de küçük bir yanılma yapı vardır. Görüntü almayı güçleştiren ve inceleme süresini uzatan nedenler, yanılmaya da yol açabilir. Ancak, “hayatı tehdit eden yapısal bozuklukları” söz konusu olduğunda bu yanılmaların payı çok düşüktür. Yani, örnek olarak, ana damarların yanlış bölmelerden çıktığı veya kapakların tıkalı olduğu gibi sorunlarda yanılma payı çok düşüktür. Doğumdan sonra acil kalp operasyonu veya ilaç tedavisi gerektiren hastalıklar fetal ekokardiografi ile güvenilir bir şekilde tanınabilir. Ancak küçük delikler ve kapaklardaki hafif bozukluklar belirlenemeyebilir.

    Bebeğin Kalbi Anne Karnında İken Normal Görünse de Doğduktan Sonra Yeniden İncelenmeli midir?

    Bebeğin kalbi doğumdan sonra (tercihen ilk haftalarda) yeniden incelenmelidir. Çünkü, anne karnındaki bir bebeğin kalbi, doğumdan sonraki ilk nefesi takip eden dakikalarda ve saatlerde bazı değişiklikler geçirir. Artık ihtiyaç kalmayan bazı kalp-dışı gereksiz damarlar tıkanır, o zamana kadar kalp içinde “küçük odacıklar arasında” açık durumda olan delik de kapanır. Burada belki biraz kafa karıştırıcı olan nokta, bu değişikliklerin doğmadan önce gerçekleşmesi halinde fetusun hayatının tehlikeye girmesidir. Yani, doğumdan önce gerekli olan yapı, doğumdan sonra aynen devam ederse “doğumsal kalp hastalığı” haline dönüşür. İşte fetal ekokardiografide yanılma yapını arttıran bir nokta da burada yatmaktadır. Bu dolaşım sistemi değişikliklerinin sağlıklı bir şekilde gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini doğumdan önce tahmin etmek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle, doğumdan sonra da bebeğin kalbi bir kez daha yeniden incelenmelidir ki gerekli fizyolojik değişimleri tamamlamış olduğu belirlensin.

    Hangi Durumlarda Doktorlar Fetal Ekokardiografiyi Gerekli Görürler?

    Anne karnındaki bebeğin kalbini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen bu sebepler üç grupta toplanır:

    1. Anne ile ilgili olan sebepler: Gebelikte geçirilmiş çeşitli bulaşıcı hastalıklar (ör.: kızamıkcık, suçiçeği…), kansızlık, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, bazı bağ dokusu hastalıkları (ör: lupus) ve bazı hormonal hastalıklar…

    2. Bebek ile ilgili olan sebepler: Ayrıntılı ultrasondabebeğin vücudunda yapısal bir bozukluk görülmesi (örneğin böbrek, parmakların yapısı, yüz ve boyun görünümü, veya bağırsaklarla ilgili), kalpte şekil bozukluğundan şüphelenilmesi, bebeğin kalp hızında yavaşlama veya hızlanma şeklinde bozukluklar, veya bebeğe amniosentez yapıldığı takdirde bu inceleme (bebeği çevreleyen sıvıdan örnek alınması)sonucunda bebeğin kromozomlarında bir bozukluk saptanması…

    2. Aile ile ilgili olanlar: Sülalede doğumsal kalp hastalığı geçiren bir bireyin bulunması.

    Doğmamış Bebekte Kalp Hastalığı Varsa, Anne Karnında İken Ameliyat Yapılabilir mi?

    Henüz hayır! Bazı Batı ülkelerinde bu konuda bazı denemeler oldu ise de sonuçlar henüz yüz güldürücü değildir.

    Fetal Ekokardiografi Anne ve Bebeğine Ne gibi Yararlar Sağlar?

    Eğer bebekte bir kalp sorunu varsa, bunun ne olduğunu önceden bilmek açısından çok büyük yararlar sağlar. Bebeğin sağlıksız bir kalple doğacağından haberdar olmak, doğum yapılacak merkezin planlanmasına ve tedavinin daha doğum odasında başlamasına olanak kılar. Bu durumlarda günler değil, saatler bile çok önemlidir. Eğer bebeğin kalbinin sağlam olduğu ortaya çıkarsa, bunu bilmenin getireceği güven ve huzur ile gebeliğe devam edebilmenin rahatlığı da önemli bir kazanımdır aile açısından.

  • HADİ GELİN CESARET EDİN BUGÜN!!!

    HADİ GELİN CESARET EDİN BUGÜN!!!

    Hadi gelin, cesaret edin bugün ve kendinize, kendinizde bu zamana kadar ihmal ettiğiniz yönlerinize bakın… Dışa bakmak içe bakmaktan daha kolay olur çoğu kez… Önce geçin aynanın karşısına bakın kendinize, önceden hiç bakmadığınız gibi… Ne görüyorsunuz? Bedeninizde neleri ihmal etmişsiniz? Kiracı olduğunuz bedeninize bakın… Saçlarınızı açmıyor musunuz uzun zamandır, bırakın dalgalansın bugün… Dişleriniz, elleriniz, gözleriniz… Bakın neleri ihmal ettiniz size emanet bedeninizde. 

    Sonra nefesinize odaklanın… Yaşıyoruz ama nefes almayı unutarak… Gerçekten nefes alıyor musunuz? Ciğerleriniz doluyor mu; hiç içinize alıp yavaşça veriyor musunuz nefesinizi dışarı? Daha nefesimizi alıp vermeyi unuturken, ilişkilerimizde neyi nasıl almayı kabul edip, karşımızdakine sevgiyle verebileceğiz değil mi?

    Hadi gelin, cesaret edin bugün ve kendinize, kendinizde bu zamana kadar ihmal ettiğiniz yönlerinize bakın… 

    Sevgiler….

  • Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarına genel bakış

    Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarına genel bakış

    Her doğan 1000 bebekten 8’inde doğumsal kalp anomalisi mevcuttur. Kabaca, 100 yenidoğan bebekten 1’inde doğumsal kalp anomalisi bulunduğu ifade edilebilir. Bu oran, doğumdan önce, anne rahmindeki ceninler gözönüne alınacak olur ise çok daha yüksek çıkar. Çünkü gebelik sırasındaki düşüklerin büyük bir bölümü, hayatla uyuşması mümkün olmayan kalp gelişim bozukluklarından kaynaklanmaktadır.

    Doğumsal Kalp Anomalisi Belirtileri Nelerdir?
    Doğumsal kalp anomalileri, bebeklerde değişik belirtilere yol açar. Bunların en dikkati çekenleri arasında, bebeklerde uyanıkken ve uykuda hızlı nefes alma, emerken fazla terleme, göğsün kabarık hale gelmesi, gelişme geriliği, dudaklarda ve el-ayak parmak uçlarında morarma, daha büyük çocuklarda ise çabuk yorulma, morarma, göğüs ağrısı, ve çarpıntı gibi belirtiler sayılabilir.

    Doğumsal Kalp Anomalisi Tanısı Nasıl Konur?
    Çocuk kardiyologu çocuğu muayene eder, sonra elektrokardiografi (EKG) ve kalp röntgeni ( Telegrafi) çekilir, bunun sonrasında ise yine çocuk kardiyologu ekokardiografi (EKO) yaparak kalbi görüntüler ve tanıyı net bir şekilde koyabilir.

    Ekokardiografi Nedir?
    Ekokardiografi (EKO), kalbin yapısının ve hareketlerinin “çok büyük ve özel bir bilgisayar” kullanılarak görüntülendiği bir ültrasonografi yöntemidir. Çocuk için herhangi bir zararı yoktur, acı vermez, ve incelemenin sonunda kanı kesinleştirilebilir. Ekokardiografinin yeterli bilgi sağlayamadığı bazı seyrek durumlarda, ve özellikle de çocukta kalp operasyonu gerekiyorsa, daha ileri tetkikler (kateter-anijiografi, MR…) kullanılarak tanı kesinleştirilir.

    Çocukta “Üfürüm” Nedir?
    Kalp esasen, içinden geçmekte olan kanı ileten bir pompadır. Kalbe altı damar kan getirir, iki büyük damar ise kanı kalpten dışarı taşır. Kalbin içinde iki adet, ve dışarı çıkan damarlarda da iki adet olmak üzere toplam dört adet kapak bulunur. Kalbin yapısında “kulakçık” adı verilen iki küçük odacık, “karıncık” adı verilen iki büyük odacık mevcuttur. Sağ taraftaki odacıklarda kirli kan, sol taraftaki odacıklarda ise temiz (oksijenli) kan yer alır. Bütün bu karmaşık yapı içinde kan dolup dolup boşalırken kapakların açılıp kapanmasından, kalp duvarlarının titreşmesinden, ve ayrıca kalp hastalıklarından (delikler, kapak bozuklukları v.b.) ötürü birtakım sesler duyulur. Kapakların açılıp kapanmasının dışındaki ilave seslerin çoğu genellikle “üfürüm” adı verilen ilave seslerdir. Üfürüm olarak adlandırılmayan ilave sesler de vardır.

    “Masum Üfürüm” nedir?
    Üfürümlerin bir bölümü doğumsal veya sonradan edinilen kalp hastalıklarına bağlıdır, bir bölümü ise tamamen normal kalplerde duyulan “masum kakarterli ” ilave seslerdir, ve bu durumda hiç endişelenmemek gerekir. Çocuk kardiyologu işte bu masum kakarterli üfürüm ile kalp hastalığına bağlı üfürümü birbirinden ayırır ve eğer bir “masum üfürüm” değil de bir kalp hastalığı söz konusu ise tanıyı belirleyerek ne yapılması gerektiğine karar verir.

    Doğumsal Kalp Hastalıkları Tedavi Edilebilir mi?
    Evet. Türkiye’de çocuk kardiyolojisi ve çocuk kalp cerrahisi uygulamaları gerçekten de Batı ülkeleri standardındadır ve bu konuda çok başarılı sonuçlar alınmaktadır. Gerekiyorsa, bir günlük bir bebekte bile başarılı kalp operasyonları yapılarak bebeğin hayatı kurtarılabilmektedir. Operasyona kadar geçen süre içinde ilaçla tedavi uygulanabilmekte ve bebeğin rahatlaması sağlanmaktadır. Bazı doğumsal kalp hastalıkları ise sadece izlenmekte, ve bunların bir bölümü kendiliğinden – bebek büyüdükçe ve güçlendikçe – düzelebilmektedir. Tabii, çocuk kardiyologunuz size bu hastalıkların hangilerinin kendiliğinden düzelebileceği, hangilerinin ilaç tedavisi ile bir süre izlenmesi gerektiği, hangilerinin ise zaman kaybetmeden kalp operasyonu yapılarak düzeltilmesi gerektiği konusundaki bilgileri iletecektir.

    Anne Karnındaki Bebekte de Kalp Anomalisi Tanısı Konabilir mi?
    Evet. Fetal ekokardiografi yapılarak anne karnındaki bebeğin kalbi 18inci haftadan itibaren incelenebilir. Fetal ekokardiografi, bunu yapan çocuk kardiyologu doktor tarafından çok dikkat isteyen, normal ekokardiografiye göre daha uzun süren, ancak, anne karnındaki bebeğe de anneye de hiçbir zararı olmayan bir incelemedir.

    Fetal Ekokardiografi’nin Yararı Nedir?
    Fetal ekokardiografi yapılarak bir kalp anomalisi belirlenmiş ise doğumla ilgili düzenlemeler (doğumun yapılacağı merkez, doğumun türü – sezaryen veya normal doğum) mümkün olur. Ayrıca, aile hem fizikman hem de zihnen bu duruma karşı hazırlıklı hale gelir. Doğumdan sonra hemen başlanması gereken tedaviyi önceden belirlemek çok kıymetli zaman kazandırabilir. Yaşamla zaten bağdaşması beklenmeyen çok ağır bir kalp anomalisi mevcut ise, sunulan bilgiler ışığında, aile çeşitli seçenekleri değerlendirmek isteyebilir. Bütün bunların ötesinde, doğacak olan bebeğin kalbinin tamamen normal olduğunu öğrenmek ise aile için çok rahatlatığı olacaktır.

  • Depresif Belirtiler ve Ruminasyon

    Depresif Belirtiler ve Ruminasyon

    Tepki Stilleri Kuramı (Nolen- Hoeksema, 1987) bazı bireylerin neden psikolojik sorun geliştirmeye daha eğilimli olduğunu ruminatif kişilik özelliğiyle açıklamaktadır. Ruminatif eğilimleri olan bireylerin depresif duygu durumlarından şikâyet etme olasılıklarının daha fazla olduğu görülmektedir. Ruminasyon; kişinin ısrarla içinde bulunduğu duygu durumunu (özellikle depresif durumunu), bu duygu durumunun belirtilerini, olası sebeplerini ve/veya sonuçlarını sürekli düşünmesi; ancak problemini çözmek için harekete geçmemesi olarak tanımlanmaktadır. Ruminatif eğilimi olan kişiler “Neden hep böyle düşünüyorum?, Neden hep bu benim başıma geliyor?, Şimdi ne olacak?” gibi düşüncelere kapılmaktadırlar.

    Bu kişiler gerçekte sorunlarına bazı çözüm yolları üretebilmektedirler ancak bu ürettikleri çözüm yollarını uygulamaya koymamaktadırlar Dolayısıyla daha ümitsiz ve karamsar olmaya meyillidirler.

    İçinde bulundukları depresif duruma ruminasyonla yanıt veren kişiler depresif duygu durumlarını kötüleştirerek kısır bir döngü yaşamaya devam etmektedirler. Ruminasyon eğilimi, ilişkili olarak da depresif belirtiler kadınlarda daha çok görülmektedir.

    Bu döngüden çıkmak için: 
    • Öncelikle kendinizle temas kurun. Tam o anda neler hissettiğinizi, neler düşündüğünüzü hissedin.
    • Keşfedin sizin depresif belirtileriniz ve ruminatif eğiliminiz nasıl…
    • Ondan “kurtulmaya” değil onunla yaşamın nasıl olduğuna bakmaya yönelin…
    • Depresif belirtileriniz ve ruminatif eğiliminiz size neler söylüyor, iyice duyun,dinleyin!
    • Yaşamınızda olmalarının bir anlamı var, keşfedin!
    • Düşüncelerinizi yakalayın! Bu kadar çok şeyi düşünüyor ve kendinizi karamsarlığa sürüklüyor olmasaydınız, asıl ne yapıyor oluyor olurdunuz 

  • Disleksi-diskalkuli-disgrafi

    Disleksi-diskalkuli-disgrafi

    Kişinin zekasının normal veya normalin üstünde olmasına rağmen , yaşı , zekası ve verilen eğitime göre beklenen düzeyde öğrenememesi durumudur. Beyin görüntüleme tekniklerinin çalışmalarına göre dislektik olan bireyler , bilgiyi farklı bir biçimde işliyorlar. Sıralama yapma, okuma- yazma ve bilgiyi organize etme vb. Konularda çeşitli sorunlar yaşıyorlar.

    Öğrenme güçlüğü

    Okuma güçlüğü(disleksi)

    Matematik güçlüğü(diskalkuli)

    Yazmada güçlük(disgrafi) olmak üzere alt başlıklardan oluşmaktadır.

    Özel öğrenme güçlüğü genel olarak birey okula başladığı zamanlarda anlaşılmaktadır. Bunun en belirgin özellikleri de şöyledir;

    . (b-d) – ( p-q) harflerini (6-9) – (4-7) 5 rakamını ters yöne doğru yazma sayılarını ters algılama ve yazma

    .Okurken harf veya kelime atlama yada okurken harf veya kelime değiştirme

    . Yazım hataları ve düzensiz yazı yazma

    . Çarpım tablosunu ve saati ezberleyememe vb.

    . Dürtüseldir, planlamada zorluk yasar

    . Yeni bilgileri öğrenmede yavaştır, zorluk yaşar

    . Verilen komutları algılamada ve uygulamada sorun yaşar

    Okul Öncesi zamanlarda ise;

    . Gec konuşma

    . Yeterli kelime bilgisi oluşturamama

    .Sağ – sol karıştırma

    . Küçük kas gelişiminde gerilik ( düğme ilikleyememe, ayakkabı bağlayamama, kaşık , kalem tutmamada zorluk) vb.

    Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda sorun olan alanlara yönelik birebir özel eğitim alması gereklidir.

  • Otizm Tedavisi

    Otizm Tedavisi

    Otizmin kesin tedavisi yok, öğle bir ilaç daha geliştirilmedi, ama çocuğunuzun kaliteli yaşamını sağlamak adına aşağıdaki tavsiyelerimize uymanızı tavsiye ederiz:

    1. Otizme hastalık yerine farklılık gibi bakılmalı, otizmi tedavi etmek yerine, eğitim ve destek sağlanılmalı. Bir düşünün yer yüzünde çoğunluk otistik insanlar olmuş olsalardı ve bizim beynimizin çalışma şekli şimdiki kimi olsaydı ve bizler otizmli insanlar kadar olmuş olsaydık ne olurdu, hayatda her şeyi onlar kendilerince yapmış olsalardı, eğitimlerini kendilerince vermiş olsalardı bizler ne yapardık? Muhtemelen İQ seviyesi düşük, hiç bir şeyi anlamayan bireylere çevrilirdik, öğle değil mi? Şimdi o durumda biz hasta mı olmuş oluyoruz, yoksa farklı mı? İlk onu anlamamız gerekiyor.

    2. Bir sürü diyetler geliştirildi, hasta çocuklarına yardım etmek için çabalayam anneler gördüm, haklılar çünkü ortam farklı çocuklarına maalesef hasta olarak bakıyorlar. Gıdalanma ve besin takviyesi konusunda B6 vitamini öneriliyor, B6 nedir sorusuna besin takviyesidir ve sorununuzu kesin çözecek diye bir garantisi de yok. Yani düşünüyorsanız b6 aldı çocuklarımız ve iyileşecekler öğle bir şey söz konusu değildir. 

    Otizm tedavisi için B6 vitamin takviyesi öneriyoruz. B6 vitaminine ilaveten özel eğitim önermekteyiz. B6 vitamini bildiğimiz gibi beyin ve sinirler arasında iletişimi sağlayan neurotransmiterlerin gelişimi için önemlidir. Psikiyatrik ilaçlarla çocuğu yüklemek yerine zihnine daha iyi gelen şeyler yapılmasında ısrarla fayda görüyorum. Tabi bazı vakalar için psikiyatrik ilaçlar kullanılması zorunlu olabiliyor. B6 vitaminini, gıdalardan da ala bilirsiniz, mesela kepekli ekmek, kurutulmuş meyve ve baharatlar, Antep fıstığı, sarımsak, ciğer, balık, fındık ve s. Sadece ihtiyaçtan 2 defa fazlası otizmden mağdur çocuklar için çok önemlidir. İlaç takviyesinin dozajı eczacı veya doktoru tarafindan ayarlamasi gerekir.

    Bu ne için önemlidir??

    B6 vitamini….
    1. Antikor üretir
    2. Beynimizde neropinefrin ve serotonin neurotransmitterlerini sentezinde önemli rol oynar
    3. Hemoglobin üretiminde
    4. Gida yoluyla alınan proteinlerin parçalanmasında
    5. Kan şekeri düzeyinin normalleşmesinde çok büyük rolü vardır.
    3. Otizm teşhisi konan çocuklara nasıl destek olunmalı, nasıl bir eğitim verilmeli onu anlamamız gerekiyor. Araştırmalar gösteriyorki, maalesef otistik çocuklar zeka geriliyi ile karşılaştıkları için, çok zorlanıyorlar ve aileler de bir yerden sonra durumu kabullenip çocuklarının eğitimini yarıda bırakıyorlar, ya da hiç durumdan habersiz çocuğu öğle kabul ediyorlar. Oysa eğitimle topluma kazandırılan o kadar birey vardır ki, bunu da unutmamalıyız.
    4. Ailelerinin bilgilenmesi bu konuda çok önemli. O yüzden tedavisi tam mümkün olmayan bir durum için psikiyatrik ilaçlarla çocukları yüklemenin ne kadar gerekli, ne kadar etik olduğunu çok düşünüyorum, ama doğal yöntemlerle, ilaçsız, eğitimle, sevgiyle çocuğunuzun zeka geriliyi sorunundan kurtara biliriz belki de. Çünkü normal zekada olan otistik çocuklarımız var, yok değip onlari inkar edemeyiz. O yüzden çoçuğumuzun zekasının gerilememesi için ve ya da yükseltmek adına bizim uğraşmamız gerektiğine inanıyorum.

    Aileler çocuğum nasıl olsa böyle deyip kendilerini salıverdiklerinde çocuğun zeka düzeyi geriliyor. Çünkü otizm bana göre, çok farklı beyindir. Biz beynimizin bir lobunu kullanabiliyorsak, onlarda da beyinlerinin bir lobunu ikisinin yerine kullaniyorlar ve bu da bir lobun aşırı çalısması anlamına geliyor. Biz de o yüzden bu çocuklara beyinlerinin çalıştıkları kısımla ilgilenmeli ve bunu geliştirmek için katkıda bulunmalıyız. Mesela normal anaokuluna gönderilen bir otistik çocukla çalıştım ben, o çocuğun yeri normalde normal ana okulu degildi, çünkü diğer çocuklardan farklılık gösteriyor, diğer çocuklara anlatılanları o anlamaya biliyor, ona özel anladığı şekilde anlatmak çok önemli, o zaman da anaokulundaki öğretmen ya diğer çocuklarla ilgilenmegi bırakıp o çocukla ilgilenmeli 1-1, ya da onu bırakıp diğerleriyle. Normal olarak da onu bırakıp digerleriyle ilgileniyorlar. O yüzden bizim yapmamız gereken çocuğumuzu farklı olduğunu kabul edelim ( bakın hasta olduğunu demiyorum, bu çok önemli). Çocuğumuza eğitim almasında yardımcı olalım- bu çocukları anlamak için empati gerekiyor sadece bir düşünün siz eğitimsiz olsanız nasıl olurdunuz, ya da eğitimsiz, yazma, okuma bilmeyen birini düşünün ne geliyor aklınıza?! Şimdi bu çocuklara da eğitmenin başka bir şekli var, kullandığımız aynı yöntemleri değil de, farkli metodları kullanmalıyız, genelde özel eğitimle mümkün ola biliyor. Çocukların zekalarını normal düzeye getirmek bizimle alakalı bir durum olacağına inanıyorum.