Yazar: C8H

  • KONUŞMA BOZUKLUKLARI

    KONUŞMA BOZUKLUKLARI

    “ANNE KONUŞMA GELİŞİMİM İÇİN SENİN YARDIMINA İHTİYACIM VAR!!!”

    “Zaten erkek çocukları geç konuşurmuş. Babası da geç konuşmuş. Hala konuşmadı acaba bir sorun mu var? Bizim dışımızda hiç kimse konuşmasını anlamıyor.”

    Bu sözler bir yerlerden tanıdık geldi mi size bilmem ama bana en sık sorulan sorulardandır konuşma gecikmesi ve konuşma bozukluğu. Çocuğunuzun konuşma gelişimininde yaşadığı zorlukların çok çeşitli sebepleri (Gecikmiş konuşma, dil ve konuşma bozukluğu, konuşma bozukluğu) olabilir. Hem tüm bu sebepleri destekleyecek hem de çocuğun ifade edici diline katkıda bulunacak önemli öneriler;

    Talep Etmek :  Çocuktan bir şey söylemesi veya bir şey yapmasını istemek. Çocuk bir şey istediğinde hemen vermeyip, konuşmasına ya da çaba sarfetmesine ortam oluşturmak.

    Seçenekler Sunmak : Çocuğa birden fazla seçenek sunarak arasında seçim yapmasını istemek. 

    İhtiyaç Oluşturmak : Çocuğun sevdiği oyuncakları/eşyaları yüksek, ulaşılması zor bi yerlere koymak ve iletişim ihtiyacı oluşturup, onu konuşmaya mecbur bırakmak.

    Talepkar Olmasını Sağlamak: Çok sevdiği aktivite, oyun, yemek gibi mutlaka fazlasını isteyeceği şeyleri az miktarda verip, daha fazlasını istemesini sağlamak.

    Bilinçli Olarak Şaşırtmak : Çocuğa istediği nesne yerine başka bir nesneyi bilerek verip, onun istediğini söylemesini sağlamak.

    Model Olmak: Çocukla ve onun yanında başkalarıyla konuşurken açık, anlaşılır ve yavaş konuşmak.

    Aktarıcı Rolü Üstlenmek: Yemek yaparken, oyun oynarken, ev temizlerken, bir yere giderken yani çocuğunuzun olduğu her yerde ne yapıyorsanız yapmış olduğunuz aktivitenin anlatıcısı olmak.

    Kelimeleri Doğrulamak: Çocuğun yanlış söylediği ya da söylemediği kelimelerin sizden doğrusunu duymasını sağlamak.

    Taklit Etmesini Sağlamak: Sizin söylediklerinizi tekrarlamasını istemek ve bunu oyuncakları, kuklaları bir araç olarak kullanarak da yapmak.

    Uyaran Çeşitliliği Yaratmak: Çocukla sürekli konuşmak, onu farklı sosyal ortamlara sokmak, konuşmasını sağlayacak oyunlar oynamak.

    DİKKAT! Çocukları konuşmaları için baskıyla zorlamak, inatlaşmak ve aşırı korumacı olmak bu önerilerin düşmanıdır.

  • Toplu yaşam ve çocuk sağlığı

    Toplu yaşam ve çocuk sağlığı

    En değerli varlıklarımız, hiç kuşkusuz çocuklarımız. Onların sağlıklı,mutlu ve başarılı bireyler olarak yetişmeleri için gerekli koşulları sağlamak hepimizin arzusu ve görevidir.

    Bebeklik dönemini özenli ve korumalı geçiren çocuğumuz, sosyalleşme sürecinde yuva yaşına gelmesi ile toplu ortama adım atar. 3 – 6 yaş arasındaki bu süre daha önce karşılaşmadığı, pek çok yeni mikropla tanışır, süreç içinde vücut bunlarla mücadele ederek bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Yuvaya gitmeyen çocuklarda bu süreç okul öncesi ve ilkokulda tanışır. Toplu ortamlarda sık karşılaşılan sağlık sorunlarına değinmek ve okulların açıldığı Sonbahar mevsiminde artan enfeksiyonlara karşı alınabilecek önlemleri kısaca anlatmak istedim.

    Karşılaşılan sorunların başında ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI gelmektedir.Daha çok virüslerle oluşan bu enfeksiyonlar nezle grip tablosu ile çocuklar arasında kolayca yayılır.Burun kanallarının tıkanması ile ORTA KULAK İLTİHABI veya kulakta sıvı birikimine neden olabilir.

    Ayrıca direnci düşük çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben akciğerde sorunlar gelişebilmekte, BRONŞİT, ZATÜRRE gibi hastalıklara dönüşebilmektedir.Anne babaların dikkat etmesi gereken nokta, bu basit gibi görünen belirtiler ortaya çıktığında, çocuğu okula göndermemek, iyi dinlenmesini bol sıvı almasını sağlamaktır.Ateşin devamı halinde doktora başvurulmalıdır.

    Çocuklar arasında kolay yayılan diğer önemli hastalık;A grubu BETA hemolitik Streptokok mikrobuna bağlı BADEMCİK İLTİHABI dır. Bu mikrobun düzenli tedavi edilmediği koşullarda;Eklem Romatizması,Kalp Romatizması, Nefrit, Menenjit gibi ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir.Bu gibi hastalıklarla hiç karşılaşmamak için ateş ile seyreden anjinlerde boğaz kültür antibiogramı ile mikrop tesbit edilerek gereken önlem alınmalıdır.

    Ayrıca İstanbul ve Marmara bölgesi, ALLERJİK HASTALIK’ ların yoğun olduğu coğrafi bölgemiz olduğundan, Allerjik Rhinit, Bronşit, Astım gibi hastalıklar çocuklarımızda azımsanmayacak kadar sık görülmektedir.Bu hastalıklarda erken tedavi çocuğun gelişimi ve hastalığın kalıcı olmaması açısından büyük önem taşır.

    Sık görülen diğer hastalıklar arasında İDRAR YOLU Enfeksiyonu , PARAZİTLER v.b. çocuğun tuvalet alışkanlığı ve temizlik kurallarına yeterince önem vermemesine bağlı gelişir.

    Salgın çocukluk hastalıkları “Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Su Çiçeği v.b.” düzenli aşılama ile önlenebilmektedir.

    Bu mevsimde güncel olan bir diğer konuda GRİP aşısının uygulanmasıdır.Grip; Ani başlayan ateş, üşüme, titreme, baş ağrısı, iştahsızlık, yaygın baş ağrıları ve kuru öksürük ile seyreder.

    Yaşlılarda, çocuklarda ve allerjik astım gibi altta yatan başka bir hastalığı olanlarda zatürre, beyin enfeksiyonları gibi komplikasyonlara ve ölüme dahi neden olabilmektedir.

    Salgın Ocak ve Şubat aylarında görülmekte ve özellikle kreşler , okullar, bakım evleri, kışla gibi toplu ortamlarda hızla yayılmaktadır.

    Aşı, grip mevsimi başlamadan önce uygulanmalıdır.Aşı uygulandıktan sonra etkin koruyucu antikor düzeyi oluşması için aşının özellikle Eylül, Ekim aylarında uygulanması önerilir.

    6 yaşından küçüklere 1 ay ara ile 2 yarım doz , büyüklere tek ve tam doz olarak uygulanmalıdır.Yumurta alerjisi olanlara ve 6 aydan küçüklere yapılmaz.Vurgulanması gereken önemli bir noktada, grip aşısı uygulananların, hiç nezle veya grip olmayacağı anlamına gelmediğidir.

    Bu aşı salgın yapan virüs grubuna etkili olup, sıradan hergün karşılaşılan nezle, grip virüslerine etkili değildir.

    Sağlıklı günlerde görüşmek üzere….

  • Kolik

    Kolik pek çok anne babaya kabusudur. Sürekli ağlayan,kolay sakinleşmeyen bir bebek evdekileri de oldukça zorlar. Koliğin tıbbi tanımı üç rakamı etrafında dönüyor.Genelde 3.haftada başlayan,haftanın 3 ve ya daha fazla günü çocuğun günde 3 saat veya daha fazla ağlamasına kolik deniyor.Elbette bu kadar matematiksel olmuyor çoğu kez kolik.

    Karşımızda oldukça stresli bir bebek ve çok stresli bir aile buluyoruz.Her bebek bazen ağlar ve huzursuzlanır ama kolikli bebeklerde bu huzursuzluğun daha düzenli olduğu ve uzun sürdüğü biliniyor.

    Kolik genelde hayatın üçüncü haftasında başlar ve üçüncü ayında sona erer. Nadiren 5-6 ay sonrasında kolik kalır.Kolikli bebekler iyi emerler.İştahları iyidir.Kilo alımları genelde iyidir.Kolik tek başına kusmaya neden olmaz. (Kusma varsa reflü gibi bir rahatsızlık düşünülmelidir.)İshal de koliğe bağlı olmaz.Ancak bebekler karınları ağrıyormuş gibi bir görüntü verirler.Ayaklarını karınlarına çekerek ağlarlar.Kolikli bebekler genellikle sarılmaya dokunmaya iyi cevap verirler.

    Kolik neden olur?

    Bu tıp dünyası için büyük bir soru işareti.Koliğin tam nedenini bilmiyoruz.Ancak bu konuda bir takım teoriler var.Bebekler karnı ağrıyor gibi göründüğü için uzun yıllardır koliğin sindirim sistemiyle bir ilgisi olduğu düşünüldü.Kolikle ilgili süt allerjisini,reflüyü suçlayanlar oldu.Ancak bunların pek bir bilimsel kesinliği bulunmuyor. Ve son yıllardaki bilinenler de bizi bu teorilerden bir miktar uzaklaştırıyor.

    Bir başka teori sinir sisteminin tam olgunlaşmaması ve bebeğin ‘bir trimester geride olması’ bebeklerin anne rahmine benzeyen tüm uyaranlara verdiği cevap ve üç ayda birden bire koliğin kesiliyor olması bu teoriyi destekliyor.

    Depresyonu ya da anksiyetesi olan annelerin bebeklerinde de koliğin daha fazla görüldüğünü görüyoruz.

    Koliğin Tedavisi

    Evet ne yazık ki koliğin gerçek bir tedavisi yok.Ancak zaten bebeğe zarar vermeyen ve kendi kendine geçen bir şey olduğu için aslında tedaviye gerek de yok.Yaptığımız şey çoğu kez bebeği ve anneyi rahatlatmak.

    Kolikli bebekler kundaklanmaya iyi cevap veriyor.Ancak kundağın ayak kısmının çok sıkı tutulmaması gerekiyor (kalça çıkığı açısından) Yine kucakta taşınmaya hafifçe sallanmaya (hızlı sallama bebeğin beyni için zararlı olabilir) ve rutin seslere cevap veriyorlar.(elektrik süpürgesi,saç kurutma makinesi sesi,ya dad alga sesi vs gibi CDler)

    Tüm bunlar onlara anne rahmindeki ortamın benzerini hazırlıyor.

    Salıncak,anna kucağı gibi gereçler işe yarayabiliyor.

    Bebeğin gazını iyi çıkarmak gerekiyor. Eğer bebeğin çok gazı varsa gaz damlaları verilebilir.Bunların mümkün olduğunca doğal olanlarını kullanmakta fayda var.

    Anne genelde hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yorgun ve bitkin olduğu için dinlenebilmesi,sorumluluğun paylaşılabilmesi çok önemli.Annenin yorgunluğu ve stresi azaldığı zaman bazen bebeğin de kolik bulgularının azaldığını görüyoruz.

  • Çocuklarda konuşma bozuklukları

    Çocuklarda konuşma bozuklukları

    Gecikmiş konuşma, artikülasyon bozukluğu (harf söyleyememe), kekemelik, hızlı bozuk konuşma,otizme bağlı oluşan konuşma bozukluğu ve ses bozukluğu çocuklarda yaygın olarak görülen konuşma bozuklukları arasındadır. Bu yazıda bu tür konuşma bozukluklarıyla karşılaşıldığında ne tür terapi yöntemlerinin uygulandığından bahsedilecektir.

    Kekemelik, özellikle 2-5 yaş aralığındaki çocuklarda sıklıkla karşılaşılan bir akıcılık bozukluğudur. Çocuk kekelemeye başladıktan sonra terapist genellikle kekemelik kendiliğinden geçebileceği için;6 ay süresince aktif olarak çocukla terapiye başlamaz. Bunun yerine aileye çocuğun takılmalarını azaltmak için ne şekilde davranmaları ve nasıl iletişim kurmaları gerektiğini öğreterek belirli aralıklarla çocuğu gözlemler. Çocuktaki takılmaların
     6 ay süresinde kendiliğinden geçmediği durumda ise terapist çocukla birebir çalışmaya başlar.

    Kekemeliğin terapisinde uygulanacak teknik çocuğun yaşıyla yakından ilişkilidir. En yaygın olarak kullanılan yöntemler akıcılığın şekillendirilmesi ve lidcomb yöntemleridir. Lidcomb yöntemi yaşı daha küçük olan çocuklarda tercih edilir ve sürece aile de dahil edilerek terapistin uyguladıklarını evde uygulaması sağlanır. Akıcılığın şekillendirilmesi tekniğinde ise çocuğun konuşmasındaki nefes koordinasyonu, yumuşak başlangıç ve sözcükler arası geçişler tekrardan düzenlenerek, çocuğa takılmaların en aza indirildiği bir konuşma öğretilir.

    Artikülasyon bozukluğu çocuğun belirli sesleri (harfleri) doğru şekilde üretememesi olarak tanımlanır. Terapide ilk basamak çocuğa çıkaramadığı seslerin doğru şekilde sesletiminin öğretilmesidir. Bu süreçte konuşma terapisti abeslang, eldiven, ayna gibi materyallarden yararlanır. Çocuk doğru sesi çıkarmayı başardıktan sonra bu sesi sözcük, sözcük öbeği ve cümle içinde kullanma öğretilir ve ardından sohbet, Kitap okuma, resim anlatımı gibi çeşitli tekniklerden yararlanarak çocuğun sesletimini öğrendiği sesi günlük hayatta, konuşmasına aktararak genellemesi sağlanır.

    Gecikmiş dil, çocuğun anlama ve kendini ifade etme becerilerinin yaşıtlarının gerisinde olması anlamına gelmektedir. Gecikmiş dil ve konuşma terapisinde çocukla çalışmanın yanı sıra anne ve babayla çalışma büyük önem taşır. Öncelikli olarak ebeveynlere çocuğun dil ve konuşma gelişimini destekleyecek şekilde etkili iletişim kurma yöntemleri öğretilir. Ardından ebeveynlerin kurulan bu doğru iletişimi Oyun oynama ve kitap okuma gibi etkinliklerle desteklemesi sağlanır. Bu süreçte terapistin her seansta anne ve babanın çocukla oyun oynama ve kitap okuma esnasında çektikleri video kayıtlarını izleyerek geri dönüt vermesi gelişim açısından etkili olmaktadır.

    Konuşma terapisti terapi sırasında çocuğun konuşma ve anlama becerilerini destekleyecek çalışmalar yapar. Yapılan çalışmaların genel amacı çocuğun daha uzun cümleler kurması, sözcük dağarcığının geliştirilmesi ve sesleri (harfleri)doğru şekilde üretmesidir.

    Hızlı bozuk konuşma, kişinin normalden hızlı konuşması sebebiyle ortaya çıkan takılma, ses-hece atma, sözcük tekrarı gibi akıcısızlık problemlerinin görüldüğü bir konuşma problemidir. Hızlı bozuk konuşma terapisinde öncelikli hedef çocuğun konuşma hızıyla ilgili farkındalık sahibi olmasıdır. Terapist ses kaydı, süre tutma gibi tekniklerden yararlanarak çocuğun farkındalık kazanmasını sağlar. Ardından çocuğa basamaklar halinde kolaydan zora doğru konuşma hızını kontrol etmesi öğretilir. Bu süreçte nefes koordinasyonu ve yumuşak başlangıç gibi çeşitli yöntemlerden yararlanılır.

    Ses bozukluklarının en sık görülen belirtisi ses kısıklığıdır ve genelde bağırma, bağırarak ağlama, yüksek sesle konuşma gibi ses sağlığına zarar veren alışkanlıklara sahip olan çocuklarda görülür. Ses terapisinde öncelikli olarak çocuğun ses sağlığına zarar veren davranışlar hakkında farkındalık sahibi olmasına yönelik çalışmalar yapılır, ardından konuşma esnasında vokal kordlara zarar vermeden doğru şekilde ses üretimi çalışılır. Terapi esnasında vokal fonksiyon egzersizleri ya da rezonant terapi gibi tekniklerden yararlanılarak vokal kordlarda yer alan hasar giderilir, çocuğun sağlıklı sesine kavuşması ve bu sesi ileriki dönemlerde koruması sağlanır.

  • Çocuğun bağışıklık sistemi nasıl güçlenir ?

    Bağışıklık sistemi olmasaydı en küçük virus enfeksiyonu bile insanı öldürebilirdi.Bağışıklık sistemi hepimizin bildiği gibi sağlıklı bir yaşam sürmede son derece önemli.

    Hele konu çocuklar olunca bağışıklık sistemlerinin iyi çalışması ve iyi eğitilmiş olması ömür boyu daha sağlıklı olmalarını sağlayabiliyor.İyi eğitilmiş olması diyorum çünki bağışıklık sistemi de eğitilebiliyor.Aynı çocuğun eğitimi gibi.Virüslerin ,bakterilerin mantarların çok olduğu ve yiyeceklerin temiz olmadığı bir ortamda bu kendiliğinden oluyor. Ancak günümüz dünyasında gelişmiş ülkelerde pek çok çocuk steril,temiz ortamlarda büyüyor,temiz yiyecekler yiyor

    Bağışıklık sisteminin eğitilmesi hem enfeksiyonlarla savaşmak için önemli hem de bu sayede bağışıklık sistemi kendi silahlarının kendi silahlarını kendine çevirdiği otoimmün hastalıklar (crohn ve ülseratif kolit örneğin) ve allerjik hastalıkların olma olasılığı azalıyor.

    1989’da İngiliz Doktor Strachan tarafından ortaya atılan hijyen hipotezine göre çocuklar virus mantar ve bakterilerle karşılaşmadıklarında allerji,astım, egzema gibi hastalıkların olasılığı artıyor. Çok çocuklu ailelerde astım daha az görünüyor.Hijyen ne kadar artarsa egzema ve allerji riski o kadar artıyor.

    Bağışıklık sistemi hem virus mikrop ve mantarları öldürme hem de hafıza fonksiyonu olan inanılmaz dinamik bir mekanizma

    O zaman ne yapmalı ?Doğumdan itibaren çocuğun bağışıklığını güçlendirmenin, eğitmenin yolu var mıdır? Hem enfeksiyon olasılığını azaltıp hem de astım allerji gibi rahatsızlıkların olma riskini azaltabilir miyiz? Tıpta pek çok şeyde olduğu gibi bu sorunun da % 100 kesinlikleşmiş bir yanıtı yok. Ancak bildiklerimiz bağışıklık sistemini güçlendirecek bir yol haritasını bebeklikten itibaren oluşturmamıza yardımcı oluyor.Önce bu konuyla ilgili bildiğimiz gerçeklere bakalım. Sonra da yol haritamızı oluşturalım.

    · Bağışıklık sistemi oldukça karmaşık birimlerden oluşup oldukça karmaşık fonksiyonları yerine getirirken beslenme çok önemli. Özellikle protein,fitonutrientler dediğimiz vitaminler ve antioksidanlar,omega 3 yağ asitleri

    · Yararlı bakteriler bağışıklık sisteminin eğitiminde önemli. Vücudun bir çok yerinde, özellikle bağırsak florasında milyonlarca faydalı mikroorganizma var. Bunların varlığı bağışıklık sisteminin hafıza fonksiyonunu yerine getirmesi için gerekli.Bu bakteriler anne sütü içen bebeklerde ve fermente besinlerle artıyor. Antibiyotikler ve temizlik malzemeleri bu floraya zarar verebiliyor.

    · Bağışıklık sisteminin hafıza fonksiyonunun gelişmesi için aşılama çok önemli.Aşılar çocuğun doğal bağışıklık kazanması tehlikeli ya da zararlı olabilecek bir sürü hastalığa karşı vücutta direnç geliştiriyor.

    Bir çocuk hiç hastalıklarla tanışmazsa vücut direnci gelişmez.Hastalıklarla karşılaşmaları gerekir.Aşırı koruma faydadan çok zarar getirir.

    O zaman çocuğumuzun bağışıklığını geliştirmek için şöyle bir yol haritası çıkıyor ortaya.

    1- Anne sütü

    (Hem aktif hem pasif bağışıklığa inanılmaz faydası var.Mümkünse çocuklar iki yıl emzirilmeli bence.İmmün sisteme etkisi ikinci yıl azalıyor ancak mevcut.)

    2-Kademeli olarak azalan sterilizasyon

    İlk 3 ay ortamı tümden sterilize etmek ve hasta kimseleri çocuğa yaklaştırmamak uygundur.Çünki bu dönemde çocuğun kendine özgü bağışıklık sistemi eğitilmeye hazır değildir.Enfeksiyonlar ağır geçer.En önemli direnç zaten anneden geçen antikorlardır. Daha sonra sterilizasyonu kademeli olarak azaltmakta fayda vardır.Çocuklar 6 haftadan itibaren hergün temiz havaya çıkarılmalı.5 dakika bile olsa bu önemlidir.Çocukların oyun parkına çıkmasına izin verilmeli,aşırı korunma

    3-Fermente gıdalara erken başlamak

    Floranın güçlenmesi için erkenden yoğurt gibi fermente gıdalara başlanması.6-7. ay gibi yoğurda başlanması uygundur.Kefir de bebeklikten itibaren azar azar verilebilir.Bu şekilde bebeğin bağışıklık sistemindeki hafıza fonksiyonu güçlenir.Ancak yiyecek allerjilerine dikkat.

    4-Antibiyotiklerden mümkün olduğunca kaçınma

    Antibiyotiklerin gereksiz yere kullanılmaması, doğru endikasyonlarla ancak bakteriyel enfeksiyon şüphelenildiğinde kullanılması.

    5-Probiyotiklerle takviye

    Çalışmalar üst solunum yolu enfeksiyonlarının ve mide bağırsak enfeksiyonlarının çok yoğun olduğu dönemlerde düzenli probiyotik kullanımının koruyucu olabileceğini gösteriyor.

    6-Bitkisel besinler

    Çocuğun bebeklikten itibaren fitonutrinetları sebze ve meyvelerdeki vitaminleri alması.

    Mevsiminde ve mümkün olduğunca organic sebze ve meyvelerin tüketilmesi.

    Sebze meyve alımı yeterli değilse vitamin takviyesi.

    7-Dengeli beslenme

    Çocukların kücükten itibaren sabırla ve abur cubura taviz vermeyerek dengeli beslenmeye alıştırılması.Beyaz şeker vücudun ve bağışıklık sisteminin düşmanı.

    8-Aşılama

    Aşılama çok önemli çünki çocuklarımızın bir çok çocukluk hastalığına karşı doğal bağışıklık kazanmasını istemeyiz ve göze alamayız.Ve hayır aşılama bağışıklık sistemini zayıflatmıyor,güçlendiriyor.

    9-Evde çok fazla kimyasal madde kullanılmaması.

    Arap sabunu gibi doğal temizleyicilerin tercih edilmesi.Çamaşır suyu ciff gibi kuvvetli ürünlerin kullanılmaması. Unutulmamalı temizlik maddeleri de bakteri direncine yol açabiliyor ve allerji gelişiminde rol oynayabiliyor.

    10-Çocukları aşırı korumaktan sakınmak

    Dikkat ediniz nerede çok korunan,hasta insanlara hiç yaklaştırılmayan,çok steril bir ortamda büyüyen çocuk varsa onlar daha fazla hasta olur. Üstelik bu yetmiyormuşçasına daha fazla allerji ve astım geliştirirler.Çocuklarımız rahat büyüsün, havaya göre giyinsin ve diğer çocukların arasına düzenli olarak karışsınlar.

  • Çocukta Ruh Sağlığı

    Çocukta Ruh Sağlığı

    Bu yazıyla ilgilenip okuduğunuza göre bir yetişkin olmalısınız. Çocuğunuza sevginizi göstermenin ya da ona yardımcı olacak en iyi yolu bulmanın zor olduğu zamanlar vardır. Çocuğunuz sizi şaşırtan, canınızı sıkan ya da çok korkutan davranışlar gösteriyor olabilir. Bu tür davranışların bir bölümü, gelişme ve büyümenin normal sonuçları olabilir. Eğer çocukların ruh sağlığı hakkında daha çok şey öğren…mek istiyorsanız bu yazıyı okumaya devam edin.

    Ruh Sağlığı Ne Demektir?

    Ruh sağlığı, yaşam olayları karşısında neler düşündüğümüz, neler hissettiğimiz ve nasıl davrandığımızdır. Ruh sağlığı, kendimize, yaşamımıza ve tanıdığımız ve ilgilendiğimiz insanlara nasıl baktığımızdır. Ayrıca ruh sağlığı, zorlanma karşısındaki davranışlarımızı, insanlarla kurduğumuz ilişkileri, tercihlerimizi ve seçimlerimizi belirler. Yaşamın her döneminde fiziksel sağlık kadar ruh sağlığı da önemlidir.

    Ruh Sağlığı Problemleri

    Bir çocuğun ateşinin yükseldiği kolayca anlaşılabilir, fakat ruh sağlığının bozulduğunu anlamak daha zordur. Çünkü ruh sağlığı ile ilgili problemler her zaman gözle görülmeyebilir ama belirtilerini anlamak mümkündür. Ruh sağlığı problemleri teşhis edilebilmektedir. Ruh sağlığı uzmanları belirtilerle ilgili bilgileri toplamakta ve incelemektedirler. Depresyon ve kaygı ile uyum, yeme bozuklukları ve dikkat eksikliği/hiperaktivite ruh sağlığı problemlerinden bazılarıdır. Ruh sağlığı problemleri, her beş çocuktan birinde herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Ne yazık ki, ruh sağlığı bozulan çocukların tahminen üçte ikisi ihtiyaçları olan yardımı almamaktadır. Pek çok çocuk ve ergen, kısa süreli bir tedavi görerek atlatabilecekleri ve ciddi bir ruh sağlığı problemine dönüşmeyebilen duygusal zorlanma dönemleri yaşarlar. Örneğin, sevilen birinin kaybı, aile ilişkilerinde bir değişme bu tür problemlere yol açabilir. Bir çocuğun ruh sağlığı zihinsel kapasitesi ile ilişkili değildir. Ruh sağlığı sorunları olmayan çocuklarınki gibi ruh sağlığı sorunları olan çocukların da zeka düzeyleri düşükten (zihinsel gerilik) yükseğe kadar değişebilir. Özel eğitim, fiziksel sağlık sorunları olan öğrencilerin ihtiyacı olduğu kadar çeşitli ruh sağlığı sorunları olan çocukların ve ergenlerin de özel ihtiyaçlarını karşılamaya yardım eden okulların destek hizmetlerinden biridir. Özel eğitim alan herkesin ruh sağlığı sorunu olması gerekmediği gibi, ruh sağlığı sorunu olan her çocuk ve ergenin de özel eğitim alması gerekmemektedir.

    Ciddi Duygusal Rahatsızlıklar

    Çocuklar ve ergenler için “ciddi duygusal rahatsızlıklar” deyimi, günlük yaşamı ve evde, okulda ya da toplum içindeki işlevleri ciddi bir şekilde engelleyen rahatsızlıklar için kullanılır. Ciddi duygusal rahatsızlık her 20 gençten birinde herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Bu tür ruh sağlığı sorunları, yardım edilmezse, okulda başarısızlığa, alkol ya da ilaç kullanımına, aile ile çatışmaya, şiddete ve hatta intihara yol açabilir.

    Nedenler

    Küçük çocukların ruh sağlığı sorunlarının temelindeki nedenlerin hepsini bilmiyoruz. Bu sorunların hem çevre hem de biyolojik yapıyla ilgili olduklarını biliyoruz. Biyolojik nedenler içinde, kalıtım, kimyasal dengesizlik ve merkezi sinir sisteminin zarar görmesi sayılabilir. Tıp uzmanları bunlara nörobiyolojik beyin bozuklukları demektedirler. Pek çok çevresel faktör çocukları tehlikeye sokabilir. Örneğin, şiddete, istismara, ihmale, ölüm ya da boşanma nedeniyle sevilen birinin kaybına ya da bozuk ilişkilere maruz kalan çocuklar için ruh sağlığı bozulma riski daha fazladır. Diğer risk faktörleri, ırk, cinsel yönelim, din ya da yoksulluk nedeniyle reddedilmeyi içerir.

    Vazgeçmeyin

    Çocuğunuz için doğru yardımı buluncaya kadar aramayı sürdürmeniz önemlidir. Bazı çocukların ve ailelerin psikolojik danışmaya ya da desteğe ihtiyaçları vardır. Diğerlerinin de tıbbi bakıma, ev bakımına, ayakta tedaviye, eğitim hizmetlerine, yasal yardıma, hakların korunmasına, yer değiştirmeye ya da danışmanlığa ihtiyaçları olabilir. Bazı aileler, başkalarının ne söyleyeceğinden ya da ne düşüneceğinden korkarak yardım aramazlar. Bakımın maliyeti, sınırlı sigorta hakları ya da hiç bir sağlık sigortasının olmaması gibi başka engeller de çıkabilir. Bunlar aileniz için gerçek sorunlar olabilir ama tedavi gereklidir. Bazı ruh sağlığı yardım kurumları ya da toplum ruh sağlığı merkezleri, ailenin ödeme gücüne göre ücretleri ayarlayabilmektedirler. Yardım arama sizin çok sabırlı ve ısrarlı olmanızı gerektirebilir.

    Çocuğunuzun Ruh Sağlığının Korunması

    Ana-baba olarak çocuğunuzun fiziksel güvenliğinden ve duygusal rahatlığından sorumlusunuz. Bir çocuğu büyütmenin tek bir doğru yolu yoktur. Ana-babalık tarzları değişir fakat çocuğunuz için yapılması gerekenler aynıdır. Aşağıdaki önerilerde eksiklik olabilir. Gelişim dönemleri, yapıcı problem çözme, disiplin tarzları ve diğer ana-babalık becerilerine ilişkin kütüphanelerde ve kitapçılarda yararlı kitaplar bulabilirsiniz. Besleyici gıdalar, düzenli sağlık kontrolleri, aşı ve sporun yanısıra, çocuğunuza güvenli bir ev ve çevre sağlamak için elinizden geleni yapın. Çocuk gelişim dönemlerini öğrenin, böylece çocuğunuzun yapabileceğinden azını ya da fazlasını beklemeyin. Çocuğunuzu duygularını ifade etmeye teşvik edin ve duygularına saygı gösterin. Çocuğunuza herkesin acı, korku, öfke ve kaygı yaşadığını anlatın. Bu duygularının kaynaklarını öğrenmeye çalışın. Çocuğunuzun öfkesini olumlu bir şekilde, şiddete başvurmadan göstermesine yardım edin. Aranızdaki saygı ve güveni geliştirin. Anlaşamadığınızda bile sesinizi yükseltmeyin. İletişim kanallarını açık tutun.

    Çocuğunuzu dinleyin.

    Çocuğunuzun anlayabileceği kelimeler ve örnekler kullanın. Onu soru sormaya teşvik edin. Rahatlık ve güven verin. Dürüst olun. Olumluluklar üzerinde durun. Her konuda konuşmaya istekli olduğunuzu gösterin. Kendi problem çözme ve baş etme becerilerinize bakın. İyi bir örnek misiniz? Eğer çocuğunuzun duygularından ve davranışlarından bunaldıysanız ya da kendi engellenmelerinizi ya da öfkenizi kontrol edemiyorsanız yardım arayın. Çocuğunuzun yeteneklerine destek olun, sınırlılıklarını kabul edin. Hedefleri başka birinin beklentilerine göre değil çocuğunuzun yeteneklerine ve ilgilerine göre oluşturun. Başarılarını kutlayın. Çocuğunuzun yeteneklerini başka çocuklarınkilerle kıyaslamayın. Çocuğunuzu tek başına değerlendirin. Çocuğunuzla birlikte olmak için düzenli olarak zaman ayırın. Çocuğunuzun bağımsızlığını destekleyin ve kendilik değerini artırmasına yardım edin. Yaşamın iniş çıkışlarında çocuğunuzun yanında olun. Çocuğunuzun problemlerin üstesinden gelebileceğine ve yeni yaşantılarla baş edebileceğine güvendiğinizi gösterin.

    Yapıcı, açık ve tutarlı bir disiplin uygulayın (Disiplin fiziksel ceza değildir, disiplin bir öğretim şeklidir). Bütün çocuklar ve aileler farklıdır; çocuğunuz için hangi yolun daha etkili olduğunu öğrenin. Olumlu davranışlarını onaylayın. Çocuğunuzun hatalarından ders almasına yardım edin. Koşulsuz sevin. Özür dileme, işbirliği, sabır, bağışlama ve başkalarıyla ilgilenmenin önemini öğretin.

    Uyarı Niteliğindeki Belirtileri Tanıyın

    Çeşitli uyarılar, bir çocuğun ya da ergenin muhtemel ruh sağlığı problemine işaret ediyor olabilir. Bu uyarı niteliğindeki işaretlerin bir bölümü aşağıda verilmektedir. Çocuğunuzun şu belirtileri gösterip göstermediğine dikkat edin;

    Duygularla ilgili güçlükler

    • Makul bir neden olmadan üzülme ve çaresizlik duyma ve bu duygulardan kurtulamama. 
    • Çoğu zaman yoğun öfkeli olma, ağlama ya da aşırı tepkide bulunma. 
    • Değersizlik ya da suçluluk duyguları gösterme. 
    • Başka çocuklardan daha fazla endişeli ya da kaygılı olma. 
    • Bir ölümün ya da kaybın ardından çok uzamış bir yas tutma. 
    • Aşırı derecede korkulu olma. Açıklanamayan korkular duyma ya da diğer çocuklardan daha fazla korku duyma. 
    • Fiziksel sorunlarla ya da görünümle sürekli ilgilenme. 
    • Zihnini kontrol edememekten ya da zihninin başkaları tarafından kontrol edildiğinden korkma. 

    Büyük değişimler 

    • Okul durumunda kötüleşme. 
    • Genellikle zevk aldığı şeylere ilgisini kaybetme. 
    • Uyuma ve yeme alışkanlıklarında açıklanamayan değişmeler gösterme. 
    • Arkadaşlarından ya da ailesinden uzaklaşma ve hep yalnız kalmayı isteme. 
    • Çok fazla hayal kurma. 
    • Yaşamı başedemeyecek kadar zor bulma ve intihardan söz etme. 
    • Açıklanamayan sesler duyma. 

    Sınırlılıklar

    • Kendini verememe, karar vermede zorlanma. 
    • Yerinde oturamama, dikkati toplayamama. 
    • Zarar görmekten, başkalarını incitmekten, “kötü” bir şey yapmaktan korkma. 
    • Gün içinde defalarca yıkanma ve eşyaları temizleme ihtiyacı duyma ya da belirli davranışları tekrarlama. 
    • Çok hızlı seyreden düşüncelerden kurtulamama. 
    • Tekrarlanan kabuslar görme. 

    Sorun yaratan davranışlar

    • Alkol ya da ilaç kullanma. 
    • Çok miktarda yeme ve sonra kusmaya çalışma, müshil ilaçlarını kötüye kullanma ya da kilo almaktan kaçınmak için lavman kullanma. 
    • Uygun kiloda olmasına karşın takıntılı bir şekilde spor yapmayı ya da diet uygulamayı sürdürme. 
    • Başkalarına ve eşyalarına sık sık zarar verme ya da yasaları ihlal etme. 
    • Yaşamı tehlikeye sokacak şeyler yapma. 

    Hemen Yardım Arayın

    Eğer çocuğunuz bu belirtilerden birini gösteriyorsa ya da belirtiler ciddiyse, hemen bir yardım arayın. Doktorunuzla, okuldaki danışman-rehber öğretmenle ya da çocuğunuzun ruh sağlığı problemi olup olmadığını değerlendirebilecek bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşun.

    Her çocuğun ruh sağlığı önemlidir.

    Pek çok çocuğun ruh sağlığı problemleri vardır.

    Bu problemler gerçektir, acı vericidir ve ciddi olabilir.

    Ruh sağlığı problemleri anlaşılabilir ve tedavi edilebilir.

  • Çocuklarda antibiyotik kullanımı

    Çocuklarda antibiyotik kullanımı

    1-Antibiyotikler nedir?

    Antibiyotikler yüzlerce çeşidi olan,vücutta bakteri enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan ilaçlardır.Penisilin 1940’larde bulunduğunda bu bir mucize idi çünki o ana kadar insanlar enfeksiyonlardan ölüyordu.Bakteri (ya da mikrop)nin tipine göre etkin antibiyotik farklıdır.Enfeksiyonun yerine ve şiddetine göre de farklı formları kullanılır.Örn-Ağızdan,damardan,enjeksiyonla,göz ya da kulak damlası olarak ,cilt kremi şeklinde vs.Antibiyotikler bakteriler içindir.Virüslere bir etkisi yoktur.

    2-Antibiyotikler ne zaman ve nasıl kullanılmalı?

    Öncelikle kesinlikle doktor denetiminde kullanılmalı.Bence reçetesiz de satılmamalı ama umarım ülkemizde de böyle bir uygulama olacak.Tanı iyi konmalı ve açık olmalı.”Yüksek ateş için antibiyotik vermek değil de bakteriye bağlı boğaz enfeksiyonunu tedavi etmek gibi.” Eğer antibiyotik verilmesi uygun görülüyorsa uygun ve etkin dozlarda ve gereken uzunlukta kullanılmalı.Yarım ve yanlış antibiyotik kullanımı çok sakıncalı.

    Antibiyotik direnci önemli bir konu olduğu için antibiyotik verilecekse en etkin dozajında verilmeli.Örneğin Amerika’da az antibiyotik kullanımı savunuluyor ama önerilen dozlar yükseltildi.Bakteri direncini aşabilmek için.

    3-Çocuklarda antibiyotik ne zaman kullanılmamalı?

    Çocuklarda görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarının (buna boğaz ve kulak dahil)%80i viral.Yani antibiyotiksiz iyileşebilir.Tanı eğer ÜSYE (üst solunum yolu enfeksiyonlarını tanımlamak için kullanılıyor ancak üsye dediğinizde kulak enfeksiyonu ya da boğaz enfeksiyonu dememiş oluyorsunuz.)ise tedavide antibiyotik endike değil.Bunun tedavisi sıvı,dinlenme ,doğal ilaçlar eğer gerekiyorsa da semptomları giderme.

    Yine allerjiye bağlı uzamış burun akıntıları öksürükler oluyor.Bunlarda da antibiyotik kullanmaya gerek yok

    Kulak iltihapları için de Amerikan Pediatri Akademisininden gelen son bildirgede;Çoğunun virüse bağlı olduğu için hemen antibiyotik verilmemesi önerildi.Hasta gözükmeyen,çok ateşli olmayan kulak iltihaplarında iki gün bekleme kuralı çıktı.Bu hakikaten de işe yarıyor.

    Yine boğaz iltihaplarının da %80 e yakını viral.Tanıyı iyi koymak gerekiyor.

    3-Koruyucu antibiyotik diye bir şey var mı?

    Biz tıp fakültesindeyken öyle bir kavram sanki vardı.O şekilde antibiyotik kullanıldığını hatırlıyorum bunun anlamlı olduğu çok nadir durum olabilir.Örneğin bağışıklık sistemi iyi çalışmayan çocuklar ya da memenjit,tüberküloz gibi ciddi hastalıklar.Oysa üst solunum yolu ile ilgili hastalıklarda böyle bir şey yok.Faydadan çok zarar veriyorsunuz,dirençli bakteri üreterek.

    4-Bakteri direnci nedir?Neden olur?

    Penisilinden bu yana birçok antibiyotik üretildi.Sürekli yeni antibiyotikler üretmek zorunda kalıyor tıp alemi çünki bakteriler çok akıllı.Antibiyotiklere karşı yeni yeni direnç mekanizmaları geliştiriyorlar.Toplumlarda antibiyotik kullanımı ne kadar fazla ise bakteri direnci de o kadar fazla oluyor.Özellikle de yanlış ve eksik antibiyotik kullanımı tuz biber ekiyor.

    5-Bir enfeksiyonun virüse mi bakteriye mi bağlı olduğu nasıl anlaşılır?Antibiyotikler yanlız bakteri enfeksiyonunda mı kullanılır?

    Bunu anlamak için bir sürü veri gerekir .Yaş grubu,bulgular,çevredeki enfeksiyon paterni bu konuda yardımcı olur.Bazı bakteri ve virüsleri ayıracak antijen testleri vardır.Zaman zaman bunlar da yararlı olur. En önemli şey elbette doktorun klinik tecrübesidir.Etrafta olan virüsler ve bakteriler konusunda bilgi sahibi olmak oldukça işe yarar.Bazı durumlarda bakteri virus ayrımı açık olmayabilir ve doktorun klinik değerlendirmesine göre iki gün bekleme seçeneği ya da ampirik (tam tanı belli olmadan) antibiyotik seçeneği arasında karar vermek gerebilir.Virüslere karşı antibiyotikler etkin değil.

    6-Antibiyotiklerin zararı nedir?

    Her ilaç yarar zarar analizi yaparak verilmeli.Her ilacın potansiyel yan etkisi olduğu gibi antibiyotiklerin de var.Özellikle bağırsak florasına zarar vermek,fırsatçı mantar enfeksiyonlarına yol açmak en sık yan etkileri arasında sayılabilir.Allerjik reaksiyonlar da görülebiliyor.Karaciğer ya da böbrek hasarı normal kullanımlarda ve önceden bu organlarda sorunu olmayan çocuklarda görülmüyor.

    En önemli zararı vücuttaki doğal mekanizmayı bozarak sindirim sisteminin dengesini altüst etmesi.Hijyen hipotezine göre astım ve allerjik hastalık riskinin artmasında kullanılan fazla antibiyotiklerin de rolü var.

    Bir de tabii her antibiyotik kullanımı direnç gelişimi riskini arttırıyor, hem o çocukta hem de toplumda.En önemlisi yarar zarar analizini doğru yapmak.

    7-Türkiyedeki antibiyotik kullanımı nasıl?

    Ne yazık ki Türkiye’de antibiyotik kullanım verilerimiz çok fazla değil.Yani ne kadar ve hangi sebeple antibiyotik kullanıldığı üzerine objektif bilgimiz çok yok.Ancak bazı Akdeniz ülkeleri gibi biz de antibiyotik kullanımının kültüre işlemiş olduğu ülkelerden biriyiz bence.

    “Aman erken önlem alalım” ,”Aman hastalığı başından vurmak lazım”.”Koruyucu bir ilaç yok mu?” gibi cümlelerle çoğu zaman antibiyotikler kastediliyor. İnsanların pek çoğu kültürel olarak antibiyotiğe inanıyor ve hatta her soğuk algınlığında antibiyotik kullanılması gerektiğini düşünebiliyor. Doktordan antibiyotik reçetesi olmadan çıkarsa sinirleniyor.Bu tabii çocuklara da yansıyor.İnsanlar reçetesiz antibiyotik kullanabildiği için ne yazık ki pek çok hastalık eczacı kontolünde ya da anne babanın kontolünde yani bilinçsizce tedavi ediliyor.Tabii eğitim ve kültürel düzeye göre değişen bir şey bu ancak yine de içimize işlemiş bir antibiyotik alışkanlığı var.

    Bizde çok daha fazla veri olmalı ve olduğunda antibiyotik kullanımının dramatikliği ortaya çıkacak bence.Antakya’dan bir çalışma bu çalışmaya katılan hastalarda Üst solunum yolu enfeksiyonu (tanım gereği viral) tanısı alan hastaların %80 inin antibiyotikle tedavi edildiğini,kulak iltihaplarının ise % 100 ünün antibiyotikle tedavi edildiğini gösteriyordu.

    8-Dünyayla kıyasladığımızda durum nasıl?

    Amerika’da ve Avrupa’nın bir çok yerinde antibiyotik yanlizca reçete ile satılıyor ve gereksiz antibiyotik kullanımının engellenmesi konusunda çok bilinçli bir çaba var. Avrupa birliğinde ortaokullarda bile antibiyotik direncini öğretmeye başladıklarını okumuştum.Yunanistan ve Portekiz’de reçetesiz antibiyotik satılıyor ve kullanım oranları diğer Avrupa ülkelerine göre daha yüksek.Almanya ile komşusu Akdenizli Fransa arasında bile belirgin bir fark var. Fransa’da antibiyotik kullanımı Almanya’ya göre çok daha yüksek, tabii antibiyotik direnci de. Almanya’da iki gün bekleme prensibi çok daha fazla uygulanıyor ve sonuç olarak (yayınladıkları verilere göre) çoğu kez antibiyotiğe gerek kalmıyor.

    8-Antibiyotikler konusunda son olarak neler söylenebilir?

    Antibiyotikler asla kullanılmasın demek mümkün değil ama önemli olan tanıyı iyi koymak ve yarar zarar analizini doğru yapmak.Akılcı antibiyotik kullanımı gerekli.Antibiyotikler konusunda toplum eğitiminin çok faydası olacağına inanıyorum.

    Elbette reçetesiz antibiyotik satılmamalı ve eczacılar ve kalfaları antibiyotik asla önermemeli.Hasta muayene etmeden antibiyotik önermek de son derece yanlış.Virüsler iyi tanınmalı ve mümkün olan şartlarda iki gün bekleme alternatifi değerlendirilmeli.

    Önümüz grip mevsimi. Mesela gribin yani influenzanın doğru teşhisi ve iyi takibi bir sürü antibiyotiğin gereksiz yere kullanılmasını engelleyebilir.

    Akılcı antibiyotik kullanımı hem çocuklarımızın sağlığı için hem de toplum sağlığı için önemsenmesi gereken bir konu

    Sevgiyle kalın

    Dr. Beril Bayrak Bulucu

  • Türkçe Konuş Anlamıyorum Çok Gücüme Gidiyor! Dili Anlaşılır Kılmak

    Türkçe Konuş Anlamıyorum Çok Gücüme Gidiyor! Dili Anlaşılır Kılmak

    “Ben sorarım ilm-i hikmetten, sen dersin çalmadım kilimi mektepten…”

    Hani filmler seyretmişizdir, tiyatrolar izlemişizdir, bizzat kendimiz şahit olmuşuzdur, yanlış anlama

    sahnelerine… Türk tiyatrosunda ve sinemasında bir zamanlar en çok kullanılan senaryolardan

    birine konu olmuştur bu yanlış anlaşılmak. Bir dönemin filmlerinden yanlış anlaşılmaları çıkarın,

    geriye pek bir şey kalmaz. Çünkü hayatın o kadar içindedir ki “Ha, sen beni yanlış anladın!”, hatta

    biraz da uzatırız: “Haaaa, sen beni yanlış anladııııın!” Hatta bazen konuşmamızın başına çok

    aptalca bir ifade koymaktan vazgeçemeyiz: “Yanlış anlamazsan sana bir şey söyleyeceğim.” Yani

    karşımızdakine sen bir salaksın kardeşim lütfen beni yanlış anlama deriz. Karşımızdaki bir salaksa

    da salak değilse de bu olaya alınacaktır ve dinlerken söylenenlerin altında bir gizli mesaj var mı

    yok mu buna konsantre olmuşken gerçekten anlayamayacaktır. Anlasa da anlamasa da “Ben salak

    mıyım?” diyecektir.

    Üzerinde duracağımız konu, herkesin çok şey bildiği(!) ama kimin ne kadar bildiğini bilmediği bir

    konu. Yazan biri için en tehlikeli kulvarlardan birinde olduğumun farkındayım. Dikkatliyim. Okurken

    -alınmayın ama(!)- yazının altında buzağı aramaya çalışırsanız da yapacağım bir şey yok. [Yazarın

    notu: şimdi dili anlaşılır kılmaktan bahsediyorsunuz ama ne yapıyorsunuz? Köşeli parantezler,.. Parantez

    içinde ünlem işaretleri (sözün tam tersi anlama geldiğini bildirir)… Sözü iki kısa çizgi arasına almalar(cümle

    içinde cümlenin biçimiyle ilgisi olmayan ama anlamıyla ilgili bir sözü iki kısa çizgi ya da iki virgül arasına

    alırız.)… Hem kardeşim deyimi bilmiyorsan öğren, “yazının altında buzağı aramak” diye bir şey yoktur,

    “Öküz altında buzağı aranır… gibi başladıysanız yazıya lütfen bu yazı size göre değil. Lütfen bırakın, başka

    bir şey yapın. Bu yazıyı okumakla boşa geçirecek vaktiniz yok sizin.]

    Şimdi bir fıkra anlatacağım ama, ya buna bayan okurlarımız alınırsa? Ya da Fıkrada adı geçen

    kişi… Acaba bu fıkrayı boş yere mi anlattığımı düşünürsünüz, hadi eğitici bir yanı yoksa bu

    anlatacağım fıkranın? Hadi mevzuya “….cuk” diye oturmazsa… Hadi hiç kimse gülmezse… Neyse

    hadi anlatayım bari, ama bakın biliyorsanız anlatmayayım, tamam mı?, Neyse fıkra zaten bu

    gidişle sadece benim güleceğim, okuyanlarınsa ebleh ebleh bakacağı bir garabete dönmeden şu

    fıkrayı anlatayım. Düşünün ki bir fıkra anlatılacak ve bunlar yaşanıyor. Ne yaparsınız arkadaşlar?

    Neyse ki ben bu fıkraya böyle başlamıyorum.

    Bu örneklemenin ardından bir fıkra gider mi bilmem ama…

    “Karı koca evde problemler yaşamaktaydı ve birbirlerine konuşmama cezası uygulamaktaydılar. Aniden

    adam ertesi gün karısının kendisini sabah 5:00 da iş için bir uçuşu olduğundan uyandırması gerektiğini

    hatırladı. Sessizliği ilk bozan ve kaybeden kendisi olmamak için, bir kağıdın üzerine Lütfen beni sabah

    2

    5:00’te uyandır yazdı ve notu karısının bulabileceği bir yere bıraktı. Ertesi sabah, adam uyandı ancak saatin

    9:00 olduğunu ve uçuşu kaçırdığını fark etti. Çok kızdı, tam karısının onu neden uyandırmadığını soracakken

    yatağın yanında bir parça kâğıt buldu. Kağıtta 'Saat 5:00 uyan!' yazmaktaydı”

    BÜTÜN BU İLETİŞİM KOPUKLUKLARINDAN KURTULMAK MI İSTİYORSUNUZ?

    Hiçbir insan dünyayı bir diğer insanla aynı şekilde göremez, her insan için algılama farklıdır. Ortak

    paydalarımız olmasaydı zaten ciddi bir iletişim sorunuyla karşı karşıya kalmazdık. Çünkü iletişim

    diye bir şey yoksa iletişim sorunu diye de bir şey yoktur. Her insanın kendine özgü bir yaşam

    modeli vardır. Yaşam modeli karşılaştıklarımıza anlam yüklememizi sağlayan şeydir. Neyin

    gerçekten önemli olduğunu, neyin dikkate alınması gerektiğini ya da neyin göz ardı edilmesi

    gerektiğini insanların yaptıklarının nedenini bizim için hangi seçeneklerin en iyi olduğunu söyleyen

    YAŞAM MODELİMİZdir.

    Hayatı doğrudan deneyimlemek mümkün değildir, onun bize ait öznel yansımasını deneyimleriz.

    Gördüklerimiz, duyduklarımız ve hissettiklerimizi, düşünce ya da yorumlara dönüştürürüz. Hayata

    ilişkin düşüncemiz bizim gerçekliğimizdir.

    İnsanların birbirlerini anlamalarına engel üç durumdan söz edebiliriz:

    1. İnsanların sizin modelinizi anlamalarını engellemek

    2. Yaşam modelinizi sınırlı tutmak

    3. Yaşam modelinizi çarpıtmak

    Bazı insanlar kapalı bir kutudur, gizleyecekleri çok şey vardır. Kendilerine göre söylememeleri

    gereken şeyler, söyleyecekleri şeylerden fazladır, bir aşk yaşamışlardır, dünyada onların aşkından

    daha büyük aşk yoktur. Onun için anlatamazlar. Hangi kelimeler o yüce duyguyu anlatmaya yeter

    ki?… Bu nedenle onları anlamanıza engel olurlar. Karşınızdakini kırmadan, hassas ve anlamanızı

    kolaylaştırıcı sorular sorarak bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Çünkü, anlaşıldıklarında her

    şeyin basitleşeceğini düşünen insanlar (çoğu zaman da zaten gerçekten basittir sorunlar)

    anlatmaya başladıklarında bilin ki sizin anlamanızı engellemek, anlattıklarını sınırlandırmak veya

    çarpıtmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Aslında böyle insanları anlamak çok da zor değildir.

    Anlamanız gerektiğini düşündüğünüz noktalarda anlam kapalılığını giderici sorular sorun. Soruları

    sorarken anlattığı şeyi basitleştirdiğinizi ya da basitleştirebileceğine inandığı sorulardan kaçının.

    Doğruluk, dürüstlük, iletişimde politik olmamak adına o kadar ciddi hatalar yapılır ki. Siz bunlardan

    kaçının.

    Anlamamızı zorlaştıran dört önemli dil örüntüsünden bahsedebiliriz:

    1. Söylenmeyenler

    2. Belirsiz zamirler

    3. Belirsiz fiiller

    4. Soyutlaştırmalar

    İletişim kurarken, söylenmediğini düşündüğünüz konuyu sorabilirsiniz: Diyelim ki kafası karıştığını

    söyleyen birine; hangi konuda kafası karıştığını ya da kiminle ilgili olarak kafası karıştığını

    sorabiliriz.

    Konuşan kişi etliye sütlüye dokunmamak adına belgisiz zamirlere yüklenecektir. İletişim esnasında

    anlatmak istediği çok şey vardır ama sizin yanlış anlayacağınızı düşünüyordur ya da alınacağınızı,

    rahatsız olacağınızı, sözünü ettiği olumsuzluğun sizin çevrenizden biri ile ilgili olması durumunda

    da bu zamirleri belirsiz tutacaktır. Bu durum karşısında yapacağımız şey aslında hiç de zor değildir.

    Ama bu haksızlık, diyen biri için, haksızlığın ne olduğunu, kimle ilgili olduğunu sorduğumuzda

    sorunu çözeriz.

    İletişim esnasında kullanılan fiillerdeki belirsizlikler de dilin anlaşılmasına engel olacaktır. “Geçen

    sene büyüdüm.” diyen biri, için nasıl büyüdüğü, uzunluk kısalık bakımından mı, cüsse bakımından

    3

    mı, sorunların üstesinden gelme bakımından mı büyüdüğü gibisinden birçok belirsizlikler çıkar

    karşımıza. Biz bunlardan herhangi birini algılar ve hangi alanda büyüdüğü konusunda yanılabiliriz.

    Yanılmak istemiyorsak sorarız. Hangi alanda büyüdün, büyümekten kastettiğin nedir, diye.

    Soyutlaştırmalar da bazen iletişimi zorlaştırır.

    Sizin anlamanızı zorlaştıracak kişi iki türlü soyutlaştırma yapacaktır: Birincisi belirsiz isimler

    kullanarak ikincisi de eylemleri isme dönüştürerek. Eşiniz size “Heyecan bitti.” diyorsa belirsiz isim

    kullanarak bir soyutlaştırma yapıyordur. Siz ona: “Eskiden seni heyecanlandıran ve şimdi olmayan

    şey ne?” diye bir soru sorarak sorunu somutlaştırmış olursunuz. “Bugün benim için reddedilmelerle

    doluydu.” diyen biri de reddetmek eylemini isim (mastar kalıbıyla) yaparak soyutlaştırma yapıyorsa

    siz ona: “Gün boyunca ne şekilde reddedildin?” diye sorun. Alacağınız cevaplar çok işe

    yarayacaktır.

    Bazen “aşırılıklar” bazen “dayatılan sınırlar”, bazen de “dayatılan değerler” yaşantımızı

    zorlayacaktır. “Daima acı içindeyim.” diyen eşiniz aşırılık içindedir, bu cümledeki anlamı aşırılıktan

    çıkarmaya yönelik sorular sorabilirsiniz. “Patronum ne derse yapmak zorundayım.” diyen bir

    arkadaşınız ise kendini dayatılan bir sınırın içine itmiştir. Patronunun dediklerini yapmazsan ne

    olur, diye sorabilirsiniz. Politikacıların ahmak olduğunu söyleyen bir dostunuz ise dayattığı bir

    değerin kurbanıdır. Ahmak olmayan politikacı olup olmadığını ya da politikacıların ahmak olduğu

    sonucuna nasıl vardığını sorarak yardımcı olabilirsiniz.

    Hepimiz yaşam modelimizdeki çarpıklıkları sorgulamalıyız:

    1. Bazen neden – sonuç hataları yapabiliriz.

    2. Bazen karşımızdakinin aklını okuyabileceğimizi düşünebiliriz.

    3. Varsayımlarımız ise bizim vazgeçilmezlerimizdir.

    Bu söylediğimiz üç noktayı da göz önünde bulundurarak dili anlaşılır kılabiliriz.

    Dili anlaşılır kılmak istiyorsak, yaşam modelimizdeki çarpıklıkları sorgulamalıyız. Bazen neden –

    sonuç hataları yapabileceğimizi göz ardı etmemeliyiz. Karşımızdakinin aklını okuyabileceğimiz

    ukalalığından vazgeçmeliyiz. Varsayımlarımızın bazen bizi yanıltabileceğini unutmamalıyız.

    M. Abdullah YILMAZ

  • İştahsız çocuk

    İştahsız çocuk

    İştahsızlık çocuklukta oldukça sık olarak görülen bir problem ve pek çok anne babanın da en büyük şikayetlerinden biri. İştahsızlık çoğu aile için bir kabusa dönüşebiliyor çocuğun büyüme süreci içinde. Ayrıca araştırmalar gösteriyor ki sağlık profesyonelleri de zaman zaman yanlış yönlendirerek bu kabusu daha da içinden çıkılmaz hale getirebiliyor. Stres ve gerginlik zaten olayın orta yerinde. Zaman zaman hekimlerden, diyetisyenlerden gelen uyarılar ailelerin kendilerini iyice yetersiz hissetmelerine sebep olarak bu stresi arttırıyor. Yemek ve yemeğin etrafında dönen duygular oldukça karmaşık ve bir o kadar da yoğun. Bu karmaşayı nasıl biraz basite indirgeriz ve çocukta iştahsızlık olgusuna nasıl biraz sistematik yaklaşırız ona bakmak istiyorum. İştahsızlığı değerlendirirken kalıcı ya da uzun dönemli iştahsızlığı geçici iştahsızlıktan ayırmakta fayda var çünkü hem nedenler hem de yaklaşım şekli değişiyor.

    Geçici iştahsızlığın nedenleri

    1-Azalmış gereksinim
    Çocuklar dönemsel olarak büyüyorlar ve büyüme dönemleri dışında gereksinimleri azalıyor. Yine büyüme hızının azalması da iştahın azalmasına neden oluyor. 0-1 yaş arası çocuklar çok hızlı büyürken 1 yaşından sonra bu hız azalıyor ve çocukların iştahı da bir miktar azalıyor.

    2-Dikkat dağılması
    Çocuklarla yakından ilgisi olanlar bundan ne kadar etkilendiklerini bilirler. Önce 4-9 ay arasında bir dönemde ortaya çıkar (bazen daha da önce). Annesi bebeği emzirmeye çalışırken bebek her ses gelişinde ağzını memeden çeker, emmek yerine etrafa bakmak ister. Annenin bu bebeklerin dikkatini memeye çekebilmesi oldukça büyük bir çaba ister. Hatta bazen yalnızca uykuya dalarken ve uykudan uyanmak üzereyken emzirebildikleri de olur. 12-14 ay arasında da yine böyle bir dönem yaşanır ve hayattan yeni tatlar almaya başlamış süt çocuğu önüne konulan sebze çorbasındansa ortalıktaki başka bir şeyle ilgilenmeyi yeğler. Zaten bu yaşta yürümek yavaş yavaş koşuya dönüşür ve bu afacanları bir noktada sabitleyerek onları beslemek oldukça zordur. Daha ileriki yaşlarda da çocukların yanlızca etrafta daha ilginç şeyler olduğu için yemekle ilgilenmedikleri dönemler yaşanır. Dikkat dağılmasına bağlı iştah azlığı da geçici bir problemdir ancak bazen çok sabır gerektirebilir. Bu konuda yapılacak en büyük yanlış çocukları televizyona bakarak yemeğe alıştırmaktır.

    3-Ağızla ilgili problemler
    Diş çıkarma elbette bunların en sık görülenidir ve bazen bu durumlarda ağza gıda girmesi rahatsız edici olabilir. Diş çürükleri ve ağızda aft benzeri yaralar da çocukları etkileyebilir. Dişin çıkması ya da ağızdaki problemin hallolmasıyla çoğu kez iştahsızlık çözülür.

    4-Hastalıklar
    Hastalıklar da sık görülen bir geçici iştahsızlık nedenidir. Bunların en çok rastlanılanları soğuk algınlıkları, boğaz enfeksiyonları, mide bağırsak enfeksiyonlarıdır.
    Bazen önce iştahsızlık olur, sonra bakarsınız ki nezle grip, ateş gibi bir bulgu başlar.
    Elbette ciddi hastalıklar da iştahsızlık belirtisiyle başlayabilir ancak bunlar çok nadirdir ve yakın zamanda başka belirtiler de ortaya çıkar. Ciddi ve kronik hastalıklarda iştahsızlık uzun dönemli de olabilir ancak yine bunlar çok daha nadirdir.
    Soğuk algınlığı grip ya da benzeri bir sebeple oluşan iştahsızlık hastalık geçtikten bir süre sonra düzelir ve çoğu zaman da bunun sonrasında bir iştah patlaması olur.

    5-Çevre ve iklim değişikliği
    Çoğu zaman unuturuz ama ortam değiştirmek ve iklim değiştirmek çocukları çok etkiler bazen tüm dengelerini altüst eder. Tatile giden çocuklarda, taşınma ev değiştirme sonrası, mevsim geçişlerinde iştahsızlığa çok rastlanır ve buda elbette geçicidir. ( Ancak bazen hayret verecek kadar uzun sürebilir.)

    6-Duygusal Problemler
    Yine duygusal problemler de çocuklarda geçici iştah kaybına sıkça sebep olur ve nedenin ciddiyetine göre bu kalıcı da olabilir. Ailede birinin ölümü, boşanma bunun en önemli örnekleridir ancak bazen okuldaki bir sıkıntı ya da bir arkadaşı tarafından reddedilme gibi nedenleri bile olabilir. Bu tip durumlarda en iyi çözüm altta yatan nedenin bulunup çözümlenmesidir. Bazen terapi bazen anne babadan biraz daha fazla ilgi etkili olabilir.

    7-İlaçlar
    Kemoterapi ilaçlarının ya da dikkat dağınıklığı hiperaktivite sendromu için kullanılan amfetamin türevi ilaçların iştahı etkilediği bilinir ancak antibiyotiklerden vitaminlere soğuk algınlığı ilaçlarına kadar pek çok değişik ilaç iştahı olumsuz etkileyebilmektedir. Geçici iştahsızlıkta en önemli konu anne baba ya da çocuğa bakanların iştahsızlığın sebebini anlamaları, geçici olduğunun bilmeleri ve çok endişeye kapılmamalarıdır. Zaten bir süre sonra anne örneğin her diş çıkarırken çocuğun iştahının azalacağını kanıksamaya başlarsa endişe etmez. Bu tip iştahsızlık dönemlerini çoğu kez iştahlı bir dönem takip eder. Ayrıca çocuğun yemesi gün gün değil daha uzun dönemli (örneğin hafta) değerlendirilmelidir.

    Kalıcı iştahsızlık nedenleri

    1-Yapısal
    İste bünye diyelim, ister yapı diyelim, ne dersek diyelim bazı çocuklar oldum olası iştahsızdır. Bebeklikte böyle başlar sonra da böyle gider. Aileye baktığınızda genellikle ya anne ya babada çocukken aynı durumun olduğunu görürsünüz. Bu çocuklar ailenin davranışından bağımsız olarak iştahsızdır ancak bazen bu durum ailede çok endişe edildiğinde ya da yiyecek savaşlarına girildiğinde daha da kötüleşir. Bu çocuklar genelde ‘biraz zayıf tarafta’ olmalarına rağmen normal büyür ve gelişirler ve çoğu kez iştahsızlığa bağlı sağlık problemi yaşanmaz. Mide kapasitesi çok da fazla olmayan bu çocukları sık sık az az beslemek en iyisidir.

    2-Fazla ısrar ve yiyecek savaşları
    Evet, bazı çocuklar ailenin fazla ısrarı yüzünden iştahsızdırlar. Çocuklar için çok önemli olan (bazıları için daha önemli) kontrol kavramı yemeğe odaklanır ve çocuklar yemeği reddetmeye başlarlar. Bu anne babanın dikkatini çekmek için ya da hayatında kontrol edebildiği tek alan bu olduğu için olabilir ancak bu ailelerde genellikle ısrarcı bir tutum ve zorla besleme alışkanlığı görürüz. Bazı çocuklar sofrada bir hatta iki saat kalırlar. Bazı aileler öyle bir noktaya gelirler ki çocuğun burnunu kapayarak, ya da çenesini tutarak beslenmeye çalışırlar.. Bunlar ne yazık ki yiyecek çevreninde odaklanan bir sürü olumsuz emosyona ve bazen psikolojik probleme sebep olur. Aileler çok endişelidir ve ailenin stresi de çocuğun yemek yemesini çok olumsuz etkiler. Bu aileler sağlık profesyonellerinin özellikle dikkat etmesi ve sevgi sıcaklık ve anlayışla yaklaşması gereken ailelerdir.

    3-Kronik hastalık
    Kistik fibroz, çölyak, tiroid yetmezliği, diyabet gibi hastalıklar da uzun dönemli iştahsızlığa neden olurlar ve genellikle büyüme bozukluğu da vardır. Bu çocukların erken teşhisi önemlidir. Ancak bu çocuklar çoğu kez başka sağlık problemleri de yaşarlar.

    4-Çocuk istismarı (fiziksel ya da duygusal)
    İstismara uğrayan çocuklarda iştahsızlık sıkça görülür ancak pek çok başka duygusal ve fiziksel problem de buna eşlik eder.

    5-Ailede depresyon ya da başka psikiyatrik hastalık
    Özellikle annenin depresyonu çocuğa sevgi iletimini engelleyerek iştahsızlığa sebep olabilir.

    6-Çocukta psikolojik sorunlar
    Zaman zaman çocukta depresyon veya post travmatik stres bozukluğu gibi durumlar da iştahsızlığa neden olabilir. Bu yaşanan sürece göre geçici veya kalıcı olabilmektedir.

    Peki ne yapmali?

    Elbette kalıcı iştahsızlığa yaklaşım daha zor ve karmaşıktır. Yine önce sebebin belirlenmesi gereklidir. Uzun dönemli işhatsızlığı olan çocukların genellikle bir çocuk hekimi ya da başka bir sağlık profesyonelinin kontrolünden geçmelerinde fayda vardır. Özellikle büyüme gelişme problemi varsa altta yatan bir şeyi atlamamak için kan sayımı tiroid gibi tetkiklerin yapılması gerekebilir.

    Altta yatan emosyonel, psikiyatrik bir neden varsa bunun tespit edilip çözülmesi çok önemlidir. Ancak çoğu çocukta iştahsızlık bu tip faktörler olmaksızın ilk iki saydığım nedenden dolayı görülür. Bu durumlarda da sağlık profesyonellerinin ailedeki dinamiklere duyarlı ve anlayışlı yaklaşması önemlidir.

    İştahsızlık konusunda ne yapmalı? Öncelikle beklentilerimizi gerçekçi tutmalıyız. Çocuklarda iştahın günden güne değişmesinin çok normal ve sağlıklı olduğunu ve çocuğun değişik dönemlerde değişik iştah düzeyi olacağını unutmamak gerekir. Çocuğun bünyesini ve ihtiyaçlarını erken yaşta tanıyıp ona uyum sağlamak önemli. Çocuk bize değil biz çocuğa uyum sağlayarak beslenme macerasına başladığımızda devamı daha sağlıklı geliyor.

    Yemek için yemeli. Yemeği şeker çikolata kazanmak için yememeli. Yemek pozitif bir deneyim olmalı. Yemek sofrası çocuğun eleştirildiği bir yer olmamalı. Mümkün olduğunca eğlenceli ve keyifli olmalı. Çocuğun yemekle ilgili kontrolü olmalı. Bu konuda görev paylaşımında fayda vardır. Örneğin ne yiyeceğine anne karar verebilir, ne kadar yiyeceğine çocuk vs. Yemek pişirilmeden önce çocuk sürece katılabilir ve ne yeneceği konusunda onun da fikri sorulabilir.(Tabii her gün köfte ve makarna yenilemez) Çocuklara ısrar edilmemeli. Yalnızca hafif uyarılabilirler (tek sefer). Yarım saat sonra sofradaki yemekler kaldırılmalı. Ve elbette abur cubur yenmesi engellenmeli.

    Yiyecek savaşlarına girmemek, zaman zaman çok zor olsa da, en doğru stratejidir. Çocuk erken yaşta vücudunun gereksinimleri ve neyi ne için yemesi gerektiği konusunda da eğitilmeli. Bu anne baba için yemediğini anlamasında da faydalı olur.

    İştahsızlık pek çok anne baba için büyük bir sorun ancak çözümsüz değil. Bazen bir takım çalışması ve uğraşı gerekiyor çözümü için, ama çoğu kez anne babanın (tabı anneanne, babaanne ve dedelerin de) rahatlaması, çocukta problem olmadığını bilmesi ve yiyecek kavgalarının bitmesi bu kabusu sona erdirebiliyor.

    Sevgiyle kalın
    (Yemek seçmeye değinmedim o başlı başına başka bir yazı)

    Dr. Beril Bayrak Bulucu

  • Ya siyah ya da beyaz. Başka renk yok mu? Var; hayatın gerçek rengi…

    Ya siyah ya da beyaz. Başka renk yok mu? Var; hayatın gerçek rengi…

    0-6 yaş dönemi kişiliğimizin, gelecekte nasıl bir yetişkin olacağımızın artık neredeyse kesin olarak şekillendiği dönemdir. Bu dönemde ki ebeveyn özellikle bakıcı anne durumunda olan kişinin çocuğa davranışları ile kişilik şekillenir. Bu dönemde ki yanlış tutumlar çocuğun şansı varsa ergenlik döneminde telafi edilir. Eğer şansı yoksa ve ergenlik döneminde bunları aşamadıysa kişilik bozuklukları olarak tabir edilen (hastalık değildir) problemli geçen bir yaşam sürmeye mahkum olurlar. Kişilik bozuklukları kendi içinde farklılıklar göstermektedir. Borderline, narsisistik, şizoid, şizotipal gibi türleri bulunmaktadır. Bu tip bozuklukların daha hafifi nevrotik (ödipal) olarak tanımlanan obsesif kompulsif, anksiyete, panik atak, fobiler gibi bozukluklardır. Bu bozuklukların karakterleri ve belirtileri birbirinde farklıdır ve düzeltilmesi psikoterapi ile mümkün olmaktadır. Psikiyatrik tedavi bu tür problemlerin çözümünde kısmen etkili olamakta verilen ilaçlar semptomları bir süre yok ederek sadece geçici rahatlama sağlamaktadır. 

    Hayatı ve insanları bazen çok iyi, bazen çok kötü görmek, aynı kişiyi bazen çok yüceltmek, bazende yerin dibine batırmak, diğer insanları değersiz varlıklar gibi görmek, bütün dünyanın ve insanların kendisi için yaratıldığını düşünmek, başkalarının duygu ve düşüncelerini anlayamamak ya da hiç önemsememek-değer vermemek, empati kuramamak, empati kavramını saçma bulmak, insanlarla sürekli mesafeli bir ilişki içerisinde olmak, çok az ya da hiç dostunun olmaması, kolay kırılmak, aşırı alıngan olmak, başarısız olmaktan içten içe çok korkmak, yapması gereken işleri bildiği halde bir türlü yapamamak, otorite kaygısı, içinden sürekli reddedilme kaygısı yaşamak, her an bir şey olacakmış gibi tedirgin ve gergin olmak, başkalarının kolaylıkla yapabildiği bazı şeyleri yapamamak, fobilerin ve yersiz korkuların olması, hayatını hep başakalarına göre yönlendirme gibi bazı belirtiler bu bozuklukların bazı işaretlerindendir. Bu bozukluklar farklı şekillerde de belirti vermektedir; alkol bağımlılığı, kumar alışkanlığı, aşırı cinsellik, aşırı masturbasyon, cinsel işlev bozukluğu, eş veya partnerle cinsel ilişkide problemler, bilinçsizce para harcama-israf, bir iş yerinde düzenli çalışamama sık iş değiştirme, tahammülsüzlük, aşırı sinirlilik, karşıdakine gereğinden fazla öfkelenmek, eşi aşırı kızdıracak davranışlarda bulunup sonrasında yaşanılanı çok basit, gereksiz yere büyütülen bir olay gibi hissetme, karşıdakinin duygularını anlayamama-hissedememe gibi. Yaşam kalitesini düşüren ve gerçek yaşamdan kişiyi uzaklaştırarak hem kendisinin hem de çevresinin mutluluğunu bozan bu bozukluklardan kurtulmak ve gerçek mutluluğu yaşamak ancak bu konuda eğitim almış psikoterapistler tarafından yapılan terapi ile mümkün olmaktadır. 1-3 yıl arasında sürebilen bu terapiler bazen zorluklar içeren ama sonu mutlulukla biten hayatı yeniden keşfetme yolculuğudur…