Yazar: C8H

  • Çocuklarda motor gelişim

    Gelişme; anlama, ifade etme, hareket ve günlük yaşam becerileri gibi alanlarda işlev kazanma sürecidir.

    Bebek anne karnında yaklaşık 40 haftalık bekleme süresi sonrası farklı bir dünyaya adımını atar. Bebeğin genetik tüm özellikleri onun sağlıklı doğması, normal zihinsel fonksiyonların devamını belirleyecektir. Gelişme süreci doğumdan sonra değil, temel bütün özellikleri ile anne karnında başlar ve devam eder.

    Gebeliğin 5-6. aylarında bebeğin sese duyarlı hale geldiğini biliyoruz.

    Görme duyusu en son gelişir. Anne karnında bebeğin gelişiminde destek olacak temel uyaranlar işitme ve dokunma duyularıdır. Annenin bedensel ve ruhsal sağlıklı olması bebeğin sağlığını birinci dereceden etkiler.

    Çocuklarda motor-mental gelişimin değerlendirilmesi rutin pediatri pratiğinde son derece önemlidir. Normal motor-mental gelişimi, bireysel farklılıkları ve gelişimsel veya davranışsal gecikmeleri ya da bozuklukları değerlendirmek genellikle önce pratisyen hekimlerin veya çocuk hekimlerinin incelemesiyle başlar. Gelişimsel veya davranışsal gecikmeler saptandığında , hekim tarafından tanısal bir yaklaşım başlatılır . Gerekli görüldüğünde ilgili bölümlere yönlendirilir.

    Gelişimde hareketlerin evrimi genel kaba hareketlerden ince motor hareketlere, baştan ayağa ve merkezden çevreye doğru gerçekleşir. Motor hareket gelişim sürecinde önce baş tutma , sonra gövde kontrolü ve elleri kullanma daha sonra yürüme gerçekleşir.

    Gelişimsel Değerlendirme

    Sağlığın devamlılığı için temel bileşenlerden birisi gelişimsel problemlerin hemen tanımlanması ve gelişimin desteklenmesidir. Gelişimsel değerlendirmenin ilk basamağı gözlem ve gerektiğinde yakın izlemdir. Anne, baba ve/veya çocuğun yakınlarının endişelerinin paylaşılması, gözlemler, tarama testleri, öğretmen veya bakıcısının izlenimlerinin değerlendirilmesi önemlidir. Eğer ciddi veya kalıcı olabileceği düşünülen bulgular varsa gelişimsel ileri değerlendirme planları yapılmalıdır.

    Denver Gelişimsel Tarama Testi gibi standardize edilmiş tarama testleri bu değerlendirmeler sırasında kullanılır. Psikometrik testler genel bilişsel işlevlerin yanı sıra dikkat, algılama, yargılama gibi özgül işlevler hakkında da bilgi verirler.

    İnceleme ve gözlem koşulları testteki performansı etkileyecektir. Bu nedenle güvenli bir değerlendirme için sakin ve huzurlu bir ortam oluşturulmalıdır. Çocuk aç, yorgun ve korkmuş olmamalıdır. Annenin gergin olması çocuğun ve doktorun rahat olmasını engeller.

    KABA MOTOR GELİŞİM

    a-Erken Refleks Özellikleri:
    Emme ve arama refleksi bebeğin beslenmesine yönelik yenidoğan refleksidir. Moro refleksi yüksek bir sesten veya uyarandan sonra oluşabilir . Kucaklamadaki gibi hareketler ile belirlenir ve sıklıkla ağlama eşlik eder. Moro refleksi 4-6 aya kadar devam eder. Parmak yakalam ve başparmak kavrama refleksi mutlaka saptanmalıdır.

    Daha sonra ilkel refleksler normal reaksiyonlarla yer değiştirir .

    b-Bebeklerde Yerçekimi Karşıtı Kas Kontrolü

    Baş Kontrolü
    Yenidoğanın en erken kontrolü yerçekimine karşı dengeli bir duruşu devam ettirmektir. Örneğin çocuk yatar durumdan oturma pozisyonuna çekildiği zaman boyun kasları yerçekimine karşı baş kontrolünü sağlar.

    Gövde Kontrolü ve Oturma
    Yenidoğan bebek yüzüstü pozisyonunda bırakıldığında, yüzünü kolayca bir taraftan diğer tarafa çevirir. Yaşamın ilk birkaç ayında omuzlar ve üst gövdenin artan kontrolü ve ek olarak bebeğin kollarının yardımıyla göğsünü yataktan kaldırmaya çalışmasını sağlar. Alt omurga sinirleri seviyesine doğru ilerleyen gelişimle gövde kontrolü ile bebeğin oturur duruma gelişi gözlenebilir

    Baş Doğrultma ve Paraşüt Cevabı
    Baş doğrultma, gövdenin eğikliğine rağmen başı dik olarak tutabilme yeteneğidir. Genellikle 6 aylık olunca ortaya çıkar. Bebek 8-9 aylık olduğunda paraşüt cevabı geliştirir. Bu cevap gövdesi aşağı yönde, baş önde olacak şekilde aniden hareket ettirildiğinde hem kolların hem de bacakların dışarı doğru açılması şeklindedir Bu denge cevabının kazanılması santral sinir sisteminin duyu ve motor yanıtlarının entegrasyonunu gösterir. Bu gelişim süreci ile çocuk kendi başına oturma ve ayakta durmaya başlar.

    c-Hareketin Gelişimi

    Sırt üstünden yüz üstüne yuvarlanma 4-5 aylık olunca başarılabilir . Kollar üzerinde kalkabilmesi omuz ve üst gövde kaslarının yeterli kontrolü elde edildikten sonra olur. 7-9 ayda, istemli kas kontrolü kalça ve bacaklara ilerlerken çocuk dört ayak üzeri emekleme pozisyonu alarak el ve dizler üzerinde kalkmaya yeterli hale gelir. . Sonraki gelişimsel basamak destekli olarak ayakta durabilmektir. 9-10. ayda, birçok çocuk, ebeveynin elinden tutarak veya eşyaya tutunarak sıralamaya başlar. Ayakların kontrolünün giderek artması ve ayak tabanı kavrama refleksinin kaybolması, çocuğun bağımsız yürümesini sağlar. Yalnız başına 3 adım atmak, ortalama olarak 12 aylıktan itibaren gerçekleşir, bu süre 10-17 aylar arasında değişebilir.

    İNCE MOTOR GELİŞİM

    a-İstemsiz Yakalama
    Yenidoğanın parmakları ve baş parmağı tipik olarak sıkıca yumruk yapma eğilimindedir. Yenidoğan, avucuna yerleştirilen herhangi bir objeyi sıkıca refleks olarak kavrar ve bırakmaz. Normal gelişim, istemli bir kavramanın oluşması ile sonuçlanır.

    b-İstemli Yakalama

    Bebek 3-4. ayında, orta hatta veya yakınında tutulan cisimlere elini savurmaya başlar. El oyunu için her iki elini bir araya getirir. Yaklaşık 4-5 aylıkken , cisimleri kendilerine çekmek için ellerini kullanmaya başlar ve işaret parmağını kullanır. Bu gelişim küçük cisimlerin tutulmasını sağlar.

    c-Kompleks İnce Becerilerin Gelişimi

    Cisimleri düşürmek ve atmak , cisimleri kabından çıkarıp tekrar koymak tabak ve kaşık kullanmak 2 yaş civarında belirgin hale gelir.

    Küçük küpleri dizmesi , çocuğun ince motor planlama ve kontrolündeki gelişmelerini gösterir. Çocuklar dizilimde ustalaştıktan sonra, gözlemcinin düzenlediklerini izleyerek taklit yapmaya başlar.

  • ALDATMAK

    ALDATMAK

    TDK sözlüğün de;

    1. Beklenmedik bir davranışla yanıltmak
    2. Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak
    3. Birine verilen sözü tutmamak
    4. Yalan söylemek
    5. Bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek
    6. Ayartmak, kötü yola sürüklemek, baştan çıkarmak, iğfal etmek
    7. Karı ve kocadan biri eşine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek
    8. Oyalamak, avutmak anlamların da tarif edilmektedir.

    Aldatmak aldatan ve aldatılan iki tarafta da travmalar yaratmaktadır. Aldatan eş söylediği yalanların ortaya çıkması korkusuyla sürekli gergin ve tedirginken gittikçe eşten uzaklaşır sürekli olarak suçluluk duyguları ve vicdanı ile baş başadır. Aldatılan taraf ise aldatıldığını öğrendiği andan itibaren hayata karşı güvenini kaybeder. Eğer geçmişten gelen bir özgüven eksikliği ve değersizlik duygusu mevcutsa bu duygular su yüzüne çıkar ve kendini suçlayarak nedenler aramaya başlar. Kendini eksik, yetersiz, çirkin, yaşlı vs. hisseder. yapılan araştırmalara göre aileyi iki şey güvenli ortamdan çıkarır. Biri ölüm diğeri aldatmadır. Hatta aldatma aileyi ölümden daha çok hırpalar çünkü aldatma ölüm gibi doğal bir olay değildir.

    Bir an gelir ve hayatının tüm akışının değiştiğini hissedersin. Artık sen o eski sen değilsindir. Kırılmış kızgın kendini kandırılmış hissedersin ve büyük bir boşluk oluşmuştur içinde yerini dolduramadığın kocaman bir boşluk. Yalanlar tek tek ortaya çıkmaya başlamıştır tüm güvenin yok olup gitmiştir artık kime ve nasıl güveneceğini bilemezsin hayatının bir yalanın parçası olduğunu öğrendiğin andan itibaren sorgulamaya başlarsın her şeyi yıllardır aynı yastığa baş koyduğun, aynı şeylere gülüp aynı şeylere ağladığın insan artık bir yabancıdır senin için…

    Ne zamandır ,kim le, neden ….gibi arda arda sorular sorar kalbin.

    Neydi eksik olan tamamlamaya çalıştığı? Çok mu çirkinim ya da yaşlı, yetersiz miyim …?

    Yıllardır kaç kere aldatıldım?

    Oysa Ona ne kadar da güvenmiştim.

    Biz birlikte yaşlanacaktık birlikte torunlarımızı sevecektik…

    Gelecek bir anda yok olmuştur senin için. Karanlıktır yürümen gereken yol ve sen karanlıktan

    korkarsın. An ve an değişir duyguların

    Evet evet boşanıyorum ondan…

    Ama ben onsuz nasıl yaşarım hala çok seviyorum.

    Aptalsın işte hala nasıl sevebilirsin O seni aldattı.

    Asıl korkutan seni değişimdir. Boşanma kararı da alsan affedip devam da desen artık değişim başlamıştır evlilik için. Her iki durumda da karar sana ait olmalıdır. Affedip evliliği yeniden  yapılandırma kararı verdiysen eğer ve bu sorunu her ikiniz için de kazanç haline getirmelisin. Sorunlar tüm açıklığı ile konuşulmalı ve her iki tarafta isteklerini söylemelidir karşı tarafa. Yok, eğer boşanma kararı aldıysan bu durumda da korkularınla yüzleşmeli ve bundan sonra ki hayatını yapılandırmak için güçlü ve güvenli adımlar atmalısın. Sadece yalnız kalma korkusu, onsuz nasıl yaşarım gibi korkularla evliliğe devam etme kararı almamalısın. Güveni yeniden inşa etmek zordur. İtiraf ve kabullenme güvenin oluşması için gerekliliktir. Ve bu güven oluştuğunda ayrılıkta beraberlik te daha kolay olacaktır.

    Aldatma ardından arkadaşlardan ve aileden nasihatler almak çoğunlukla fayda göstermez. Dertleşmek ve konuşmak isteyeceksinizdir ancak onlar size kendi hayat tecrübelerine göre yol gösterecek ve öğütler vereceklerdir. Bu sizin hayat tarzınıza uygun olmaya bilir. Bu durumda sizi yargılamadan dinleyecek tamamen objektif olacak birine ihtiyaç duyarsınız ve profesyonel yardım almak sizin ve aileniz için en doğru yaklaşım olacaktır.

  • Okul çocuğu anne babalarına öneriler

    Okul çocuğu anne babalarına öneriler

    Okul çağındaki çocuklar artık daha erken kalkacakları için uykusuz kalmasınlar diye anne babalar nelere dikkat etmelidir?

    Yetersiz uyku süresi dikkat eksikliği, konsantrasyon yetersizliği, okulda başarısızlık, sosyal gelişme geriliği ve bazı fiziksel yeteneklerde gerilik gibi sorunlara yol açabilir.

    Okul çağındaki çocukların, yeterince dinlenebilmeleri ve tam kapasite ile öğrenmeye hazır hale gelebilmeleri için gece 9 saat uyumaları gereklidir. Oysa giderek artan ev ödevleri, sosyal ve sportif aktiviteler, bilgisayar ve internet olanakları çocuklarımızın uyku sürelerini kısaltabilmektedir.

    Anne ve babalara çocuklarının dinlendirici bir uyku uyumaları için önerilerim şunlardır:

    · Çocuğunuzun ve uyku süresinin her gece en az 9 saat olduğunu denetleyin.

    · Düzenli bir yatağa girme saati belirleyin.

    · Uykudan önceki 6 saatte (aslında genelde her zaman) kafeinli besin veya içecekler (çay, kahve, kola, çikolata) almamasını sağlayın.

    · Bir uyku ritüeli geliştirmesine yardımcı olun (örneğin uyumadan önce biraz süt içmek, müzik dinlemek veya masal/öykü kitabı okumak, tuvalete gitmek, diş fırçalamak vb. işleri hep aynı sıra ve şekilde yapması gibi)

    · Gece geç saatlere kadar uyanık kalmasına izin vermeyin. Çocuğunuz yarım gün ve öğlen okula gidiyorsa bile gece 10-11 gibi yatıp sabah 7-8 gibi kalkması doğrudur.

    · Yatak odasının yeterince karanlık, sessiz ve uygun ısıda olduğundan emin olun.

    · TV karşısında uyuyakalmasına izin vermeyin.

    · Yatağına özen gösterin, yeterince rahat olmasını sağlayın.

    · Gece uykusunu olumsuz etkilemiyorsa ve kendisi de istiyor, gereksinim duyuyorsa öğleden sonra 1-1,5 saat uyumasına izin verin.

    · Uyku apnesi (solunum duraklaması) veya uykuya dalamama sorunları varsa doktora götürün.

    – Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için ne yapılmalıdır?

    Çocuklarımız bulaşıcı hastalıkları en sık şu 4 yolla alırlar: Solunum, sindirim, deri ve kan yolu.

    Öksürük, hapşırık ve hatta konuşma ile havaya yayılan damlacıklar, bir süre havada asılı kalarak, bakteri ve virüslerin kişiden kişiye bulaşmasına neden olurlar. Bu nedenle öksürür ve hapşırırken ağız ve burun kağıt mendille kapatılıp, mendil atılmalıdır. Ağız, burun ve gözler ellenmemelidir. Eller sık sık su ve sabunla yıkanmalı veya alkol bazlı el dezenfektanı kullanılmalıdır.

    Okul dışı kalabalık ortamlardan kaçınılmalı, ortam (okulda ise sınıflar) sık sık havalandırılmalıdır.

    Solunum yolu enfeksiyonlu, gripli veya grip olasılıklı (ateşli, öksüren, hapşıran) arkadaşlardan uzak durmaya çalışılmalıdır; çoğu virüsün uçuş (bulaşma) mesafesi 2 metredir. Hastalanan çocukların doktorun önerdiği süre boyunca okula gönderilmemeleri elbette diğer çocukların hastalanmasını önler; anne babalar bu konuda duyarlı olmalıdırlar.

    Sigara dumanı, soğuk algınlığı, öksürük, kulak iltihapları ve astım gibi solunum yolu hastalıklara yakalanma olasılığını artırır, çocukların yanında kesinlikle sigara içilmemelidir.

    Çocuklarınızın gerekli tüm aşılarının yapılmış olduğundan emin olun. Her hekim ziyaretinde aşı kartınızı hekime gösterip, eksik aşısı olup olmadığını sorun. Aşılar bulaşıcı hastalıklardan korunmada en etkili unsurdur. Sağlık Ocaklarında şimdilik ücretsiz olarak yapılamayan mevsimsel grip, zatürree, hepatit A ve suçiçeği aşılarının tamam olmasını sağlayın.

    Hayvanlarla çok yakın temas, paraziter hastalıkların yayılımına neden olur. Hayvan sevmeyi elle sevmek ve ardından el yıkamayla bütünlersek, yeterli önlem almış oluruz. Çocukların hayvanları öpmelerine izin verilmemelidir.

    Sindirim yolu ile bulaşan hastalıklardan korunmada en önemli unsurlar, temiz su içmek, pişirilmeden yenen gıdaların (sebze ve meyvelerin) temiz su ile iyi yıkanmasına özen göstermek, özellikle etleri iyi pişirmek, çiğ yumurta yemekten sakınmak, her yemek öncesinde ve tuvaletten çıkıldığında elleri su ve sabunla çok iyi yıkamak olarak sıralanabilir.

    Deri yolu hastalık almamak için çocuğunuz arkadaşının herhangi bir cilt yarasına veya suçiçeği döküntüsüne dokunmamalı, hepatitli arkadaşı ile temastan sakınmalı, bir yeri yaralandığında yarası uygun bir şekilde temizlenmelidir.

    Kan yoluyla bulaşan hastalıklardan korunmak için ise arkadaşlarının diş fırçası, saç fırçası, tarağı, tırnak makası, küpesi gibi kişisel eşyalarını kullanmamalı, bir yeri kanayan arkadaşına çıplak elle yardım etmeye çalışmamalıdır.

    Demir eksikliği kansızlığının da bulaşıcı hastalıklara eğilimi artırdığını belirtmeliyim.

    – Çocukları okula yeni başlayacak ebeveynlere tavsiyeleriniz neler olabilir?

    Çocuğun kronik bir hastalığı (astım, epilepsi, doğumsal kalp hastalığı, şeker hastalığı, vs) varsa öğretmenine bilgi verilmeli, hatta hangi durumda ne yapılması veya ne yapılmaması gerektiği doktorunun (telefon numarasını da içeren) yazılı bir notu şeklinde kendisine iletilmelidir.

    Aşı kartının bir fotokopisi öğretmenine verilmelidir ki 4-6 yaş arasında izleyen özel çocuk hekimi tarafından karma ve üçlü aşılarının son dozları yapıldıysa 1. sınıfta boşuna tekrardan yapılmasın.

    Çocuk her zaman iyi ve dengeli beslenmelidir. Abur cuburdan kaçınmalı, açıkta satılan yiyecekler satın alarak yememelidir.

    Her türlü kazadan korunması için gerekli uyarılar yapılmalı, bilmesi gereken trafik kuralları iyice öğretilmeli, okula servis aracıyla gidiyorsa araca biner ve inerken, araç içinde nasıl davranması gerektiği anlatılmalıdır.

    Okul kurallarına uyması, okul mallarını iyi koruması, kendi okul malzemelerine de iyi davranması ve sahiplenmesi, tutumlu olması, öğretmenine ve arkadaşlarına saygılı olması, dersi her zaman iyi dinleyip derste öğrenmesi öğütlenmelidir.

    Anne babalar okulu OKS, ÖSS gibi sınavlara hazırlanmak için bir yarış pisti değil yaşama hazırlanmak için gerekli bilgilerin alındığı yer olarak görmeli, çocuklarını sürekli arkadaşlarıyla karşılaştırmamalıdırlar.

  • DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ …

    DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ …

    Depresyonun farklı çeşitleri vardır..Klinik depresyon adı da verilen majör depresyon türü ve distimi olarak da bilinen kronik depresyon en yaygın gözlenen depresyon klinikleridir. Atipik depresyon, Bipolar Depresyon veya Manik Depresyon , Mevsimsel Depresyon, Psikotik Depresyon , postpartum (doğum sonrası) depresyon türleri sayılabilir..

    KLİNİK DEPRESYON
    Ortalama olarak toplumda 4-5 kişiden biri hayatlarının bir döneminde bir majör depresyon geçirmiştir.Majör depresyon yetişkinleri, gençleri, çocukları ve yaşlıları etkiler. Yemek yiyememe kilo kaybetme depresif ruh hali olması ,önceleri keyif alınan şeylerden zevk alamama ,kişinin çalışamaz hale gelmesi, uykusuzluk çekilmesi kişinin aile ve yakın çevresinde ki gelişmelere dahi ilgisizleşmesi adeta kendi dünyasına çekilmesinden bahsedilebilir.
    Majör depresyon da denilen klinik depresyon, normal günlük yaşamı sekteye uğratacak bir duruma neden olabilir… 
    Depresif semptomlar yoğun bir kederlilik haline hatta fonksiyon bozukluğuna nedendir. Klinik depresyon da semptomlar kendiliğinden ortaya çıkar ancak tedavisiz düzelmez..bazı depresyon halleri gibi ilaç yan etkisi veya uyuşturucu bağımlılığı neticesi ya da hipotiroidi gibi başka tıbbi durumların sonucu olarak oluşmadığı bilinmelidir.
    Mutsuzluk hissi , bunaltı ve anksiyetenin aşırı olması , kişinin uyandığı andan itibaren kendini sürekli mutsuz ve umutsuz hissetmesi ile derin ve sürekli bir umutsuzluk ve çaresizlik hissi içinde olmak ilk belirtilerini verirken diğer semptomlar da varsa majör depresyon olması olasıdır ve yardım almak için derhal bir uzmana başvurmanız gerekmektedir..

    Eğer Majör depresyon geçiriyorsanız , çalışmanızı, iş yapmanızı, uyumanızı, yemenizi ve yaşamdan arkadaşlarınızdan eskisi gibi zevk almanızı zorlaştıran semptomlarla karşı karşıya olabilirsiniz. Bazı insanlar hayatlarında sadece bir kez klinik depresyon geçirir. Diğerleri bununla yaşamlarında birkaç kez karşı karşıya kalabilir..bu aslında insanların çoğunun hayatlarında ki olumsuzluklar karşısında kendilerini bir yere kadar üzgün veya kötü hissetmeleri ile aynı şey değildir.
    Kişi günün çoğunda, özellikle sabahları depresif ruh halinde olur. Majör depresyonun belirtilerinden çaresizlik, değersizlik, olaylara karşı ilgisizlik gibi durumlar yanısıra kişinin rüyalarında da duygusal çöküntüye paralel izler, yoğun kabuslar vardır. 
    DSM-IV’e göre (ruhsal sağlık durumlarına tanı koyma kılavuzu) majör depresyon halinde kişide görülebilecek diğer semptomlar ;
    • Belirgin kilo kaybı veya alımı (bir ayda beden ağırlığının % 5′inden fazla bir değişiklik)
    • Hemen hemen her gün ve hemen tüm aktivitelerde belirgin ilgi ve zevk azalması ,haz yitimi
    • Hemen hemen her gün enerji veya kaybı yorgunluk
    • Hemen hemen her gün değersizlik hissi ve suçluluk duygusu
    • Konsantrasyon bozukluğu, kararsızlık
    • Hemen hemen her gün uykusuzluk veya aşırı uyuma
    • Psikomotor huzursuzluk veya yavaşlama
    • Tekrarlanan ölüm veya intihar düşünceleri (sadece ölümden korkmak değil) olması şeklinde sıralanabilir..
    Kişiye majör depresyon tanısı konması için , saydığımız semptomlardan biri ve depresif ruh hali görülüyor olması gerekir. Semptomlar hemen hemen her gün ortaya çıkar ve günün büyük bir çoğunluğunda devam eder. Bu durum en az iki hafta boyunca sürdüğünde majör depresyon sınıfına girer.

    KLİNİK DEPRESYONU TETİKLEYEN ETKENLER
    • Ölüm, boşanma ve ayrılık nedeniyle sevdiğini kaybetmenin üzüntüsüSosyal izolasyona yol açan kişiler arası farklar veya mahrumiyet hissi
    • Büyük yaşamsal değişiklikler-taşınma, mezuniyet, iş değişikliği, emeklilik
    • Partnerle veya iş yerindeki yöneticiyle olan ilişkilerde kişisel çatışma
    • Kişinin ,fiziksel, seksüel veya duygusal istismar yaşamış olması
    Bazı ailelerde majör depresyon ailesel yatkınlık gösterir , depresyona meyil bulunabilir… ancak ailesinde ve geçmişinde hiç depresyon olmayanlarda da majör depresyon geçirebilir…
    Kronik Depresyon veya Distimi ise iki sene veya daha uzun süredir devam eden depresif ruh halinin olmasıdır..Kronik depresyon klinik depresyondan daha az şiddetlidir ve kişinin günlük yaşamını engellemez. Distimi veya kronik depresyonunuz varsa, yaşamınız boyunca bir veya iki dönem majör depresyon geçirme olasılığınız vardır..
    Atipik Depresyon semptomları ise aşırı yeme, değer bulmamaya karşı aşırı hassasiyet,alınganlığın artışı , fazla uyuma, kronik yorgunluk hissetme ,olumsuz algılanan durumlar karşısında aşırı tepki verilmesi ve durumlarla orantısız kötüleşen veya iyileşen ruh hali söz konusudur.genel depresyon tablolarında ise kişide yaygın üzüntü hali dikkati çeker..
    Bipolar Depresyon veya Manik Depresıf Ataklar ise bazen manik depresif hastalık diye de adlandırılır. klinik olarak gözlemlenen depresyon dönemleri ve aşırı coşku veya mani dönemleri arasında değişen iki ruh hali arasında dönemsel değişikliklerle giden bir ruh sağlığı bozukluğudur. İki alt türü vardır: bipolar I ve bipolar II.Bipolar I’de, hastaların en az bir manik dönem geçmişi vardır, buna bazen majör depresif dönemler eşlik edebilir. Bipolar II’de, hastaların en az bir majör depresyon dönemi ve en az bir hipomanik (hafif coşkun) dönem geçmişinden söz edilebilmektedir…
    DEPRESYON NEDENLERİNDEN BİPOLAR BOZUKLUK
    Önceden bipolar bozukluğa manik depresyon denirdi. Dramatik ruh hali değişiklikleriyle karakterize edilen majör afektif bir bozukluk veya ruh hali bozukluğudur. Mani uykusuzluğa, bazen günlerce, halüsinasyonlara, psikoza kadar uzanabilecek gerçek dışı algılara , sanrılara ve/veya paranoid durumlara sebep olduğunda, bipolar bozukluk ciddi bir klinik durumdur.tıbbi yardım ve kişinin hastanede tedavisi ve yakınlarının hastanın güvenliğini temin etmesine ihtiyaç duyacağı bilinç düzeyinde normal dışı değişikliklerin yaşandığı riskli bir klinik tablodur…Bipolar bozukluk etyolojisinde genetik zeminden söz edilen ruh hali değişimleri majör veya klinik depresyondan mani veya aşırı coşkuya kadar değişen bir salınım arz eder. Ruh hali değişiklikleri çok hafiften çok fazlaya kadar yayılabileceği gibi klinik süreleri değişkenlik arz eder . Ruh hali değişiklikleri olumsuz bir yaşantı sonrası ani gerçekleşebilir yada aşamalı olabilir geçiş . Bipolar bozukluk genellikle 15-24 yaş arasında görülür ve yaşam boyunca sürer. Çocuklarda ve 65 yaş üstünde nadiren yeni teşhis edilmiş mani görülür.Dramatik ruh hali değişimleriyle birlikte, bipolar bozukluğu olan hastaların bipolar fazlar içinde düşünce bozukluğu ,algı çarpıklığı ve sosyal fonksiyonlarda anormallikler da gelişebilir..
    Nüksetmeler ve gerilemelerle, tedavi edilmediği takdirde bipolar bozukluğun nüksetme oranı yüksektir. Çok maniye sahip hastalar genellikle riskli davranışlardan, intihar düşüncesinden uzaklaştırılmak için hastaneye yatırılır.

    Bipolar bozuklukla görülen klinik depresyon belirtileri şunlardır;
    • Azalan iştah ve/veya kilo kaybı, veya aşırı yeme ve kilo alımı
    • Konsantre olma, hatırlama ve karar vermede zorluk çekme
    • Yorgunluk, azalan enerji, yavaşlama
    • Suçluluk, değersizlik, çaresizlik hissi
    • Ümitsizlik, pesimizm (karamsarlık)
    • Uykusuzluk, gündüz erken saatte kalkma veya aşırı uyuma
    • Seks dahil olmak üzere, önceden zevk alınan aktivitelere ve hobilere karşı azalan ilgi ve haz
    • Tedaviye cevap vermeyen, baş ağrısı, sindirim bozuklukları ve kronik ağrılar gibi inatçı fiziksel semptomlar.
    • Sürekli üzgün, kaygılı veya ”boş” ruh halleri
    • Tedirginlik, aşırı hassaslık
    • Ölüm veya intihar düşünceleri, intihar girişimleri
    MEVSİMSEL DEPRESYON ise Mevsimsel afektif bozukluk olarak da adlandırılır.kişide her sene hemen aynı zamanda bu klinik tablo oluşur. Çoğunlukla sonbahar veya kış zamanı başlar ve ilkbahar veya yaz zamanı biter. ”Kış bunaltısı” ile aynı şey değildir.. diğer nadir bir türüne ise ”yaz depresyonu” denir, bahar sonu yaz başı başlar ve sonbaharda sona erer.
    PSİKOTİK DEPRESYON psikozun sanrılı düşünceleri veya diğer ağır bulgularına depresyon semptomlarınında eşlik etdiği ciddi klinik tablodur.. . Psikotik depresyonla psikozun gerçeklikten kopma hali yani kişinin yer- zaman- mekan oryantasyonunun yok olduğu ağır klinik duruma ilaveten birde depresyon tablosunun eklendiği ağır bir hal söz konusudur burada . Hastalar psikotik zeminin getirdiği halüsinasyon ve sanrılarla boğuşmaktadır..hastanın güvenliğinin ve tedavisinin sağlanması için klinikte yatırılarak ilaç ve diğer tedavilerin uzman hekimlerce uygulanması gerekebilir..

    Klinik Psikolog 
    Dr.Derya Müftüoğlu

  • Grip aşısı, grip ve çocuklarımız

    Grip aşısı, grip ve çocuklarımız

    Merhaba,

    Grip mevsimi yaklaştığı için bu konuyla ilgili bazı bilgi ve düşüncelerimi sizinle paylaşmak ve bazı uyarılarda bulunmak istiyorum.

    Her sonbahar yaklaşırken iki soru aklımıza takılır: Grip nasıl bir hastalıktır? Grip aşısı yapılmalı mı, yapılmamalı mı?

    Mevsimsel grip, İnfluenza A ve İnfluenza B isimli iki virüs nedeniyle olur. İnfluenza A genellikle daha erken (ekimden itibaren) görülür, aralık, ocak, şubat aylarında da salgınlar yapar. İnfluenza B ise genellikle kış sonu bahar başında daha sık olmak üzere, İnfluenza A kadar yaygın olmayarak görülür ve biraz daha hafif seyirli olabilir. Grip dünyada her yıl yüz bin kadar kişinin ölümüne neden olur. Bazı gruplar hem gribe yakalanma hem de zatürree, orta kulak iltihabı, kalp yetmezliği, ansefalit gibi komplikasyonlarına maruz kalma bakımından daha fazla risk taşımaktadır. Bunlar çocuklar, 65 yaşın üstündekiler, astımlılar, kalpte, akciğerlerde, böbreklerde ya da bağışıklık sisteminde kronik bir hastalığı olanlar ve herhangi bir nedene bağlı solunum fonksiyonu bozukluğu olanlardır.

    Grip virüsleri antijen (protein zinciri) yapılarını sık sık değiştirdikleri için herhangi bir yıl grip geçirmiş ya da gribe karşı aşılanmış olmak bir sonraki yılın grip virüslerine karşı bağışıklanma, yani korunma sağlamaz. Her yıl tekrar aşılanmayı gerekli kılan da budur zaten.

    Son yıllarda grip aşısı birçok ülkenin çocukluk çağı rutin aşı takvimine girmiştir.

    Mevsimsel grip aşısı üçlü (trivalan) bir aşı olarak hazırlanır. O mevsim (kış ve ilkbahar) dünyada en sık görülen iki influenza A, bir influenza B virüsünü içerir. Kullanılan virüs türlerinin bir sonraki mevsim gribe daha fazla neden olacakları Dünya Sağlık Örgütünce öngörülmekte ve aşı üreticisi firmalara yaz başında bildirilmektedir. Firmalar da haziran ve temmuz ayında ürettikleri aşıları sipariş veren ülkelere ancak ağustos sonu veya eylül başında gönderebilmektedirler. Bu yıl (2009) için bu tarih 28 ağustos oldu.

    Grip aşısı canlı virüs aşısı mıdır? Koruyuculuğu ne kadardır?

    Grip aşısı inaktif yani ölü aşıdır, Amerikan Çocuk Sağlığı Akademisi ve Amerikan Aşı Önerileri Komitesince 6 ay -18 yaş arası tüm çocuklara yapılması önerilmektedir. Grip, oldukça ağır geçebilen ve sonrasında da komplikasyonları çok olduğundan, özellikle risk gruplarında (çocuklar, 65 yaş üstü, astımlılar vs..) ölümlere yol açabildiğinden aşılanmakta fayda vardır. Grip aşısının her sene tekrarlanması gerekir, çünkü her yılın aşısının içindeki virüs türleri bir önceki yıldan farklılık gösterir (üç türün bazen biri, bazen ikisi). Grip aşısının etkinliği (koruyuculuğu) %100 değildir, farklı grip tiplerine göre % 60-90 arasında değişmektedir. Aşılanan kişi hastalığı ya hiç geçirmez, ya da çok hafif geçirir, hayati tehlike yaşamaz. Sonuç olarak gripten korunmanın en iyi yolu grip aşısıdır diyebiliriz.

    Gripten korunmak için aşı dışında neler yapılabilir?

    1- Bilgilenmek

    2- Öksüren, hapşıran kişinin ağız ve burnunu kağıt mendille kapatıp, mendili atması

    3- Ağız, burun ve gözlerimizi ellememek

    4- Ellerimizi sık sık su ve sabunla yıkamak veya alkol bazlı el dezenfektanı kullanmak

    5- Kalabalık ortamlardan kaçınmak, ortamı sık sık havalandırmak, genel hijyen kurallarına uymak. Önümüz bayram, bu maddeyi özellikle aklımızda tutalım lütfen.

    6- Gripli veya grip olasılıklı (ateşli, öksüren, hapşıran) hastalardan uzak durmak, bakım vermek durumundaysak veya birlikte olmak kaçınılmazsa maske kullanmak

    7- Hastalanan kişilerin 7 gün boyunca okula veya işe gitmemeleri

    Grip aşısının yan etkileri var mı? Bunlar nelerdir?

    Elbette var. Yan etkisi olmayan aşı yoktur zaten.

    En sık görüleni (%10-20) yapıldığı yerde hafif ağrı, şişlik ve sertliktir, bazen de kızarıklık görülür.

    % 10’dan az kişide de hafif ateş, halsizlik (çocuklarda çok nadir), baş, kas ve eklem ağrıları görülebilir. Hepsi de (eğer belirdilerse) hiç bir tedavi uygulamadan 1-2 gün içinde ortadan kaybolurlar.

    Grip aşısının çocukların bağışıklığını zayıflattığına dair söylentiler duydum. Siz ne dersiniz bu konuda?

    Çocuk hekimlerinin, Dünya Sağlık Örgütünün veya Ulusal Aşı Önerileri Komitelerinin dünya çocuklarının bağışıklığını zayıflatmak gibi bir amacı olabilir mi sizce? Bu söylentilerin nedeni grip aşısının her sonbaharda yeniden yapılmasının ‘Bir kez aşı olan çocuğun artık hep aşı olması gerekiyor, demek ki bağışıklığı zayıflıyor’ şeklinde yanlış yorumlanması. Oysa bunun nedeni yukarıda belirttiğim gibidir: Grip aşısının her sene tekrarlanması gerekir, çünkü her yılın aşısının içindeki virüs türleri bir önceki yıldan farklılık gösterir (üç türün bazen biri, bazen ikisi).

    Çocuğuma geçen yıl grip aşısı yaptırdım, bir hafta sonra (aşı yüzünden) grip oldu!

    Çocuğuma geçen yıl grip aşısı yaptırdım, kış boyu 3-4 kez grip oldu! Neden?

    Grip aşısı, suçiçeği ve kızamık aşıları gibi canlı virüs aşısı olmadığından, hafif seyirli bile olsa kendisi gribe neden olmaz. Bu cümlelerde ailelerin kast ettikleri hastalıklar genellikle grip dışı virüslerin neden olduğu viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır (halk diliyle soğuk algınlığı); çok yüksek ateş, yatak döşek yatıracak bir halsizlik ve kas ağrıları, çok şiddetli baş ve boğaz ağrısına neden olmayıp, burun akıntısı, hafif ateş ve öksürük yaparlar. Grip aşısı, grip salgını olursa çocuğumuz etkilenmesin diye yapılmaktadır soğuk algınlığı olmasın diye değil. Yani aşı basit, hafif seyirli, grip dışı viral üst solunum yolu enfeksiyonlarından korumaz, yanılgı bundan kaynaklanır.

    18-65 yaş arası sağlıklı erişkinler, yani biz anne babalar aşı olmalı mıyız?

    Hayır. Mevsimsel grip sağlıklı erişkinlerde çok nadiren ölüme yol açtığı ve şimdilik tüm dünya nüfusuna yetecek aşı üretilemediği için sizlere grip aşısı önermiyorum. Sınırlı sayıda edinilebilen aşı dozlarının çocuklar ve diğer risk gruplarına kullanılması doğrudur. Ancak 6 aylıktan küçük bebeklerin anneleri ve/veya bakıcılarının aşı olmalarını öneririm.

    Aşının koruması ne zaman başlar?

    Aşı uygulandıktan iki hafta sonra korumaya başlar. Bu koruma grip sezonu yani mayıs sonuna dek sürer.

    Aşıyı erken olmak bahar aylarında korumanın azalmasına, ikinci bir doz aşı gereğine yol açar mı?

    Kesinlikle hayır. Korunma tüm grip sezonu boyunca aynı güçte devam eder. İkinci bir ek doz yaşlılara da, kronik hastalığı olanlara da, kimseye önerilmez.

    Aşı en geç hangi ayda yapılabilir?

    Bu, şu an için pek anlamlı bir soru değil. Çünkü henüz eylüldeyiz ve piyasada yeterli grip aşısı var. Gecikmek, beklemek için bir neden yok (6 aylıktan küçük bebekler dışında elbette). Ancak yıl sonuna doğru sık karşılaştığım bir soru.

    Teorik olarak grip aşısı mayıstan önce olmak kaydıyla her zaman yapılabilir. Ama unutulmamalı ki grip sezonu ekim başı-mayıs sonudur ve ne kadar erken yapılırsa kişi o kadar uzun süre korunacaktır. Yani ocak ayının başında aşılanan bir çocuk (korunma iki hafta sonra başladığına göre) sezonun yarısında korunabilecektir. Zaten grip aşısı toplumumuzun bilinç düzeyi arttıkça, her yıl bir öncekinden erken tükenmekte, artık aralık ayında bile eczanelerde kalmamaktadır.

    Grip aşısı herkesi aynı oranda korur mu?

    Ne yazık ki hayır! Kimi yaşlılar ve bazı kronik hastalığı olan kişiler sağlıklı çocuk, genç ve erişkinlerden biraz daha az korunurlar. Ancak bu nedenle hastalığa yakalansalar bile, zatürree, kalp yetmezliği gibi komplikasyonlarla karşılaşma ve ölüm riskleri aşılanmamış olanlardan kesinlikle çok çok daha az olmaktadır.

    Mevsimsel grip aşısı domuz gribinden korur mu?

    Hayır korumaz. Domuz gribi aşısının ayrıca yapılması gerekecek.

  • PANİK ATAK HAKKINDA BİLDİKLERİMİZ

    Kişide ani meydana gelen ve tekrarlayan bireyi dehşete düşüren çoğu kez kriz olarak algılanan şiddetli, tahammülü güç bir sıkıntı ve korku nöbetidir diye tanımlayabiliriz..gerçek de tek başına bir hastalık gibi gözükse de bir semptomdur aslında ve sebep ortadan kalkınca panik atak diye bir semptomda kalmayacaktır..Panik Atak denilen tablo ani şeklinde gelip , bir anda başlar, şiddeti giderek çoğalır ve yaklaşık olarak 8-10 dakika sonunda şiddeti en yüksek düzeye ulaşır ortalama en çok yarım saat gibi bir sürenin sonunda da azalarak ortadan kalkar.
    Bu semptomlardan ötürü kişi , bu ani gelen ,kontrolü dışındaki durumun tekrar gelmesinden duyduğu kaygıyla ayrıca başa çıkmak zorunda kalmaktadır.. 
    Panik atak endişe, korku, (ölüm korkusu gibi) sıkıntı duygularını içinde bulundurur ve Psikolojik sorunlarla ya da bazı hastalıklarla birlikte görülebilir. Hasta ani bir nöbette tamamen korku içindedir. Öleceğini, kalbinde bir sorun olduğunu, kalp krizi geçireceğini düşünür.Yanlız kalmakdan korkma ve evin de yada aile fertleri yanında kendini güven de hissetme belirgin özellikleridir. 

    Panik Atak Belirtileri :
    • Aniden titreme ya da sarsılma olması
    • Bulantı ya da karın ağrısı gelmesi
    • Başın yada tüm vücudun terlemesi,
    • Kişinin soluğunun kesilmesi hiç nefes alamama duygusu
    • Uyuşma ya da karıncalanma hissi el ve ayaklarında yada tüm vücut da
    • Baş dönmesi, sersemlik duygusu ,
    • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma hissi ,
    • Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması
    • Nefes darlığı ya da boğulma hissi
    • Kişinin bayılacak yada yere yığılacak gibi hissetmesi
    • Üşüme, ürperme ya da ateş basması ,
    • Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme
    • Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu ve ölüm korkusu,
    Panik atak ve panik bozukluk aynı şey olmayıp, Panik bozukluk kalp krizi geçireceğini, öleceğini, atakların tekrar olacağını, felç geçireceğini düşünerek sürekli endişe, korku içinde bulunma Başka bir rahatsızlığa bağlı olmaksızın, iki şekilde görülebilir: agorafobili ya da agorafobisiz. Kapalı yerlerden kalabalık yerlerden uzak durma, evde tek başına kalmak istememe gibi durumlar görülür. Dışarıya yalnız çıkmaktan korkar ve sosyal olmaktan çıkar.
    Panik Bozukluğunda ise, panik ataklarının tekrarlayıcı, ataklar arasında dönemde ise yeniden atak geleceğine dair yoğun kaygı hissi olması, kişinin beyin kanaması ,kalp krizi , felç geçirme, çıldırma ,ölme gibi dramatik sonuçlara sebep olacağını düşünerek panik ataklarından aşırı korkması ve olası başına gelebilecek felaket beklentisi ile sürekli üzüntü ve korkuyla işe gidememe,evden çıkamama ,önleme amaçlı çeşitli kurtarıcı gördüğü ilaç yada faydalı gördüğü şeyleri yanında bulundurmaya çalışmak, yemek yemesinde ,uykusunda ve davranışlarında atak olmadığı zamanlarda da atak beklentisiyle oluşan durumların devamlı olması şeklinde tablolar benzer gibi gözüksede,ayrıntıda farklılıklar göstermektedir.Atak anlarını güvenli bir şekilde atlatan hastaların PSİKOTERAPİ den ciddi anlamda yarar gördüğü rahatlıkla söylenmelidir. İlaç tedavilerinin panik bozukluğu tedavisinde yer verilmektedir.ancak asıl itibariyle düşüncelerimizin duygularımız ve davranışlarımız üzerinde çok önemli ekinliği olduğu gerçeği ile hareket edilirse ataklara sebep olan otomatik düşünce kalıpları ve yanlış yorumlar ile ilgili farkındalıklar oluşturularak bilişsel ve destekleyici psikoterapilerden faydalanılabilmektedir. Kişilik bozuklukları tabanıda ki semptom geliştirme potansiyelleri ise Dinamik Psikoterapilerden yararlanım hususunun önemle altını çizmeyi gerektirmektedir. 
    Klinik Psikolog 
    Dr.Derya MÜFTÜOĞLU

  • Çocuklara grip aşısı yapılmalı mı ?

    Çocuklara grip aşısı yapılmalı mı ?

    Sonbahar gelirken hep aynı soru sorulmaya başlar.Grip aşısı yapılmalı mı,yapılmamalı mı?Kimi doktorlar televizyona çıkıp “Mutlaka grip aşısı olun” derken aynı zamanda başka doktorlar konuşup “Grip aşısının içinde cıva var,sakın yaptırmayın” derler.Bir yandan da bazısı grip aşısı yüzünden hiç hastalanmadığını iddia ederken bazısı da “Grip aşısı olalıdan itibaren nezleden gripten kurtulamadım” der. Nedir bu grip aşısı?Çocuklarımıza grip aşısı yaptırmalı mıyız?

    Son yıllarda grip aşısı pek çok ülkede çocukluk çağı rutin aşı takvimine girmiştir.

    Grip özellikle kışın ve baharda görülen bir hastalıktır.Dünyada her yıl yüzbinden fazla kişinin ölümüne neden olur.Özellikle belli yaş grupları grip için daha fazla risk taşımaktadır.Bunlardan iki yaşından küçük çocuklar,65 yaşın üstündekiler,astımlılar,kalpte akciğerde böbreklerde ya da bağışıklık sisteminde kronik bir hastalığı olanlar ve solunum fonksiyonunda herhangi bir sebepten dolayı bozulma olanlardır.

    Mevsimsel grip, Influenza A ve Influenza B isimli iki virüs nedeniyle olur.Influenza A genellikle daha önce,ocak şubat aylarında salgınlar yapar. Influenza B ise genellikle kış sonu bahar başında daha sık olmak üzere A kadar yaygın olmayan bir şekilde görülür.Gribin belirtileri; yüksek ateş,vücut ağrısı,öksürük,burun akıntısı,boğaz ağrısı vb.dir.Oldukça hızlı bulaşan bir hastalıktır.Grip enfeksiyonu sonrası vücutta zatürre,kulak iltihabı gibi ikincil enfeksiyonlara da sıklıkla neden olabilmektedir.

    Grip virüsleri sürekli antijen yapılarını değiştirdikleri için bir sene gri geçirmiş ya da gribe karşı aşılanmış olmak bir dahaki seneki grip mikroplarına karşı bağışıklanma sağlamaz.

    Grip aşısı her sene bahar ve yaz aylarında gelecek seneki grip virüsşeri için oluşturulur. Bu yapılırken de yazın güney yarımküre ve Asya’da görülen grip virüsleri göz önüne alınır.Kullanılan suşların bir sonraki mevsim gribe daha fazla neden olacakları öngürülmektedir.

    Mevsimsel grip aşısı üçlü (trivalan) bir aşı olarak hazırlanır.O mevsim görülen iki influenza A,bir influenza B virüsünden yapılır.Etkinlik verileri her sene CDC tarafından yayınlanır ve seneden seneye değişiklik gösterir.

    Grip aşısı inaktif yani ölü aşıdır.Yumurtaya,tavuk proteinine ve neomisin adlı antibiyotiğe alerjisi olanlarda kullanılmamalı ya da doktor denetiminde dikkatle uygulanmalıdır.Yeni tek dozluk grip aşılarında koruyucu olarak CIVA BULUNMAMAKTADIR.Bu ne yazık ki yanlış bilinen bir şeydir.Çok dozlu grip aşılarında cıva bulunabilmekte iken piyasadaki tek dozlu grip aşılarında cıva yoktur.

    Grip aşısı 0-18 yaş çocuklar için önerilmektedir.Grip, oldukça ağır geçebilen ve sonrasında da komplikasyonları çok olduğundan aşılanmakta fayda vardır.Grip aşısının her sene tekrarlanması gerekir.Grip aşısının etkinliği %100 değildir. Her sene değişmekle birlikte farklı grip tiplerine göre %50-85 arasında değişmektedir.Grip aşısının influenza virüsü dışında,diğer solunum yolu enfeksiyonu yapan virüslere karşı da bir miktar koruyucu olabilmektedir.Mevsimsel grip aşısının kuş gribi ve domuz gribi gibi hastalıklara karşı ancak minimal bir koruma sağladığı bilinmektedir.Amerika’da burundan sprey olarak uygulanan zayıflatılmış canlı grip aşısı da mevcuttur.

    Sonuç olarak söylenebilecek şey şudur.Evet grip aşısı faydalıdır.0-18 yaş arası çocukların her yıl olmasında fayda vardır.En azından yüksek risk grupları,yani iki yaşından küçükler,astımlılar ya da kronik hastalığı olan çocuklar mutlaka olmalıdır. Evde 6 aylıktan küçük bebek varsa bebeğe bakan herkes mutlaka olmalıdır.

    Grip aşısı %100 çalışacak diye bir şey yoktur. Bu biraz şans işidir ve aşı hazırlanırken o senenin virüslerinin ne kadar tutturulduğuna bağlıdır.Ancak her halükarda grip aşısı tam engellemese bile hem gribin hem diğer hastalıkların hafif geçirilmesine etki edebilir. Ve hayır,kesinlikle tek doz grip aşılarının hemen hemen hiçbirinde cıva yoktur.Aşının cıva içerip içermediğini doktorunuz ve eczacınızla konuşup,prospektüsten de kontrol edebilirsiniz.

    Domuz gribi

    Domuz gribi son bir yıl içinde dünya yüzünde hızla yayılan bir virüs.Antijenik yapısı H1 N1,ınfluenza A virüslerinden biri olarak tanımlanıyor.Dünyada hızla yayılarak 6.derecede salgın statüsüne çıktı.Ancak klinik olarak diğer virüslerden çok da farklı değil.Domuz gribi aşısı 5 ayrı firma tarafından çalışılmakta. Ancak henüz aşı ile ilgili kesinleşmiş bir tarih bulunmamaktadır.

    Kuş gribi

    Kuş gribi,ya da H5N1 diğer grip virüslerine göre şiddetli seyreder.%60’a yakın vakada öldürücüdür.İlaçlara karşı da diğer grip virüsleri kadar duyarlı değildir.

    Şu anda kuş gribine kerşı da bir aşı mevcuttur. Yeni aşılar geliştirilme aşamasındadır.

  • BİREYSEL TERAPİLERE GEREK DUYMA ZAMANI

    Hayatın bazı dönemlerin de zorluklar ve kişinin başa çıkamadığı mutsuzlukları olabilir.Kişilik problemleri kişinin sorunlarıyla başa çıkma biçiminin olumsuz ve yetersiz kalmasına neden olabilir. 
    Kişilik oluşumu hayatın ilk çocukluk dönemlerinde şekillenmesine karşın, zorlantılı yaşantıların kişinin kapısını çalması ile daha önceki yıllarda bir şekilde kendini dengeleyen ve nisbeten yaşamını rahat sürdüren kişiyi , sıkıntılı , bunalmış ve çözümsüz hissettirebilir.
    Kişi yardım almayı ertelemek yada kendisinin yardıma ihtiyacı olmadığı , başkalarının yüzünden olumsuzluklar yaşadığının düşünebilir.Ne var ki acı çeken ve mutsuz olan kişinin kendisinden başkası değildir ve hayatını ,duygularını ve düşüncelerini , ilişkilerini yoluna koyma ihtiyacı açıksa bundan kaçınmak da yersizdir.aşağıdaki yaşantı problemleriyle de karşılaşıyorsanız bir an önce kendiniz için Bireysel Terapi desteği sağlamanız da fayda vardır…

    • Bireylerin kendini daha iyi tanıma ve anlama ihtiyacı
    • Kişinin yanlızlığı ,çevresiyle iletişiminin iyi olmaması
    • Arkadaş ,dost edinme ve kurulmuş ilişkileri sürdürmede sıkıntılar duyulması
    • Yoğun şekilde aşırı yemek yeme, aşırı alış veriş yapma ,aşırı konuşma gibi davranışa vurmaların bulunması,
    • Bireyin öz güven eksikliği ,kendini ifade problemleri bulunması
    • Mesleki ve özel ilişkiler alanında girişkenlik problemleri olması
    • Mesleki saha da kendini ısbatlama ve hedef belirleme yetersizliği
    • Kendini ,duygularını ifade etmekte problem yaşama
    • Düşünce ve davranışlarında ötekilerinin onayına ihtiyaç duyması,
    • Sevilen bir yakının kaybı,ölümü,uzamış yas süreci olması
    • Takıntılı düşünceler ve tekrarlayan kompulsif davranışların olması,
    • Aşırı utangaçlık ve iletişim becerileri konusunda sorun yaşama
    • Tüm yaşam alanlarını kapsayan ( iş ,özel ilişki ,aile yaşantıları ) karar alma güçlüğü çekilmesi
    • Evlenme ,boşanma gibi kendi hayatı hakkında ciddi kararlar alması gerektiğinde kafa karışıklığı ve yoğun sıkıntı hissedildiği durumda 
    • Birey olarak kendi yaşamını kurmak , kimseye ihtiyaç duymadan sürdürmek
    • Kişilik ve kendilik ögelerini ilişkilerinde öne çıkarma güçlüğü çekmek
    • Kendi kişisel hedeflerine kendi öz kaynaklarıyla yönelecek gücü kendinde bulmak .
    • Başkalarının güdüleme ve desteklerine ihtiyaç duymadan yaşamı başaracağına dair kendin hakkında olumsuz inançlar beslemek .
    • Bireysel zeka ,yetenek ve becerilerine yani kendine güven duymada sorunu olmak.
    • Başkalarının beklentilerini kendi ihtiyaç ve hedeflerinin önünde tutmak
    • Başkalarının mutluluğu ve beğenisi için kendi isteklerinden kolayca vaz geçen bir yapıda olmak .
    • Hayatda sürekli bir başkası için yaşadığının ve kendisi için bir şey yapmadığının farkına varmak.
    • Yakın aile ve arkadaş çevresindeki ilişkilerini düzeltmek ,kendisi ve birlikte olduğu kişiler için uyumlu ve huzurlu ortamlar yaratmak.

    Klinik Psikolog

  • Yaz ve çocuk sağlığı

    Yaz ve çocuk sağlığı

    Yaz çocuklar için oldukça keyifli bir dönemdir ancak yazı sağlıklı geçirebilmek için bir çok konuya dikkat edilmesi gerekir.

    1-Güneş ve Deniz

    Güneş

    Güneş ışınları gün geçtikçe daha herkes için daha tehlikeli hale geliyor. Ancak bebekler ve çocuklar düşünüldüğünde bu konunun çok önemli iki yönü var.

    a)Cilt kanseri . Artık biliyoruz ki cilt kanserinin en önemli nedeni bebeklik ve çocuklukta maruz kalınan korunmasız güneş ışınları.Cilt kanseri genellikle çok uzun bir süre sonra 5.dekattan sonra ortaya çıkıyor ancak daha erken yaşlarda da ortaya çıkan cilt kanseri oranının arttığı biliniyor

    b)Güneş yanıkları Güneş yanıklarının kendisi clt kanseri riskini çok arttırabildiği gibi aynı zamanda çocuğa oldukça zarar verecek rahatsızlıklara neden olabiliyor.Güneş ışını birinci ,ikinci ya da üçüncü derecede yanıklara sebep olabiliyor.Bu yanıklar cildin iikincil iltihabina neden olabilir ve antibiyotik tedavisi gerekebilir.

    c)Vücudun susuz kalması (dehidratasyon) Bu bebekler ve küçük çocuklar için çok daha büyük problemdir.Havanın sıcak olması su gereksinimini arttırırö özellikle güneşte uzun kalmak ya da güneş yanıkları bebekler ya da küçük çocuklarda sıvı kaybına neden olabilir.Özellikle de ishal ya da kusma varsa sıvı kaybı olasılığı çok artacaktır.

    Ne yapmalı

    1-Çocuklar 10-4 arasında güneşe çıkmamalı

    2-Güneş kremlerinin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesinde fayda var.Mayıs ayında da hava güneşli iken güneş kremi kullanmakta fayda var.Güneş kremleri 50 faktör ve üstü olmalı. Daha koyu kıvamda olanlar daha etkin.

    3-Güneşe çıkılması gerekirse giysilerin güneş kremlerinden çok daha etkin olduğu unutulmamalı.

    4-Şapka çok önemli.Artık bebeklerde kataraktı önleme açısından güneş gözlüğü de öneriliyor ancak kullanımı zor olabiliyor.

    5-Bebek ve çocukların günde 5-10 dakika kadar ya sabahın erken saatlerinde ya da akşamüstü geç saatlerde korunmasız güneşe çıkması D vitamini sentezi açısından önemli.

    Deniz

    Üç aydan büyük bebekler denize girebilir ve başlarını da sokabilirler.Deniz suyu çocuklar ve bebekler için çok yararlıdır.Denizin temiz olmasına ve ısısına dikkat etmeli.Tabii 10-16 arası güneşe çıkmamak gerektiği unutulmamalı.Eğer bebek üç aydan küçükse ya da deniz bebeğin dayanamayacağı kadar soğuksa deniz suyu portative havuza doldurulabilir ve bebek onun içinde banyo alabilir.Suda güvenliğe çok dikkat edilmesi gerekir.Bebekler ve küçük çocuklar bir saniye bile göz önünden ayrılmamalıdır.

    Havuz

    Deniz suyu bebekler ve çocuklar için havuzdan çok daha sağlıklıdır.Klor miktarı çok önemlidir.Klor az olduğunda enfeksiyon riski olmakta çok olduğunda solunum yollarını tahriş edebilmektedir.Allerjik çocuklarda normal klor miktarları bile rahatsız edici olabilir.6 aydan küçük bebekler havuza girmemeli ya da ille gireceklerse de başlarını sokmamalıdırlar.Hassas çocukların burunun havuz sonrası hemen serum fizyolojikle yıkanması ve hemen duş alınması faydalı olacaktır.

    2- Yaz Hastalıkları

    Besin zehirlenmeleri

    Yazın besin zehirlenmeleri kıştan daha sık görülür. Bunun nedeni sıcaklığın besinler üzerindeki etkisi ve ayrıca ev dışında sık yemek hazırlanıp evdeki kadar hijyen kurallarına dikkat edilmeyişi olabilir. Hem bakteriler ( salmonella gibi) hem de virusler ( örneğin yeni isimlendirilen norovirus) besin zehirlenmelerine neden olabilir. Özellikle suyun bakteri ya da viruslerle kontaminasyonu sıklıkla besin zehirlenmesi nedenidir. Ayrıca meyve ve sebzelerin yeterince yıkanmamış olması, çiğ et tutulan elle direk yenen besinlere ellenmesi besin zehirlenmesi nedeni olabilir.

    Korunma için mutlaka içme ya da kullanma suyunun temizliğinden emin olunmalı, yoksa kaynatmadan kullanmamalıdır. Meyve ve sebzeler dikkatle yıkanmalı ve sirkeli suda bekletilmelidir. Et ve çiğ yenen besinler ayrı muhafaza edilmeli, ete ellenen elle çiğ yenen besinlere dokunulmamalıdır. Yiyeceklerde bir miktar bakteri ya da virus bulunsa da bağışıklığı iyi durumda olanlara bir şey olmayabilse de, bağışıklık sisteminde problem olan insanlarda, küçük çocuklar ve yaşlılarda besin zehirlenmesi görülebilmektedir.

    Besin zehirlenmesi durumunda yavaş yavaş ama bolca dengeli sıvılar alınması önemlidir, ilaç tedavisinin genellikle yeri yoktur ama probiyotikler işe yarayabilir. Mide barsak enfeksiyonları Kışın aksine rotavirus gibi viruslere az rastlanırken bakteriyel etkenler daha sıktır.

    Cilt problemleri

    Ciltte milaria dediğimiz halk arasında isilik olarak bilinen döküntü sıcağa bağlı olarak oluşmaktadır. Yine sıcaklık ve terlemeye bağlı olarak mantar enfeksiyonları yazın daha sık görülür. Cildi kuru ve temiz tutup bunlara özgü tedaviyi uygulamak gerekir.

    Sinek ısırıkları, cilt yaralanmaları ya da güneç yanıklarına bağlı sekonder cilt enfeksiyonları görülebilir. Yine sık el yıkama, cilt temizliği önemlidir. Cilt enfeksiyonun yeri ve şiddetine göre ya krem olarak ya da ağızdan antibakteryel tedavi uygulanır. Yine böcek ısırıklıklarına ya da arı sokmalarına bağlı olarak allerjik reaksiyonlar da görülebilir. Kimi zaman bölgesel ağrı ve şişme ile sınırlı kalırken bazen vücudun diğer yerlerine de yayılan bir dökinti ve şişme, nadir olarak da anafilaktik reaksiyon dediğimiz ürtiker ve solunum yollarında şişmeye yol açabilen anjiyödem görülür. Bu farklı şiddetlerde olabilen bir durumdur. Nadiren hayatı tehdit edici bir boyuta varabilir ama çocuk allerjik dahi olsa ilk böcek sokmalarında ( mesela arı) bu durum nadirdir. Local antihistaminli ve analjezik etkili kremler hafif reaksiyonlarda yeterli olabilirken, daha ağırlarında ağızdan antihistamin alınması çok şiddetli reaksiyonlarda ise bir hastaneye başvurulması gerekmektedir.

    Ateşlenmeler

    Yazın ateşlenmeler kıştan oldukça nadir olmakla birlikte zaman zaman görülebilmektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonları nadirdir. Halk arasında güneş çarpması olarak da bilinen ısı şokuna bağlı olarak da yüksek ateş görülebilmektedir.

    Yaralanmalar

    Yazın çocuklar açık havada çok daha fazla zaman geçirip çok daha hareketli oldukları için yaralanmalar çok daha sık görülür. Ufak tefek sıyrık ve yaralanmalar evde temiz suyla yıkanıp antibakteryel kremler sürülerek tedavi edilebilir. Eğer toprak ya da kirli zeminlere maruz kalma söz konusuysa çocuğun tetanoz aşısının güncel olup olmadığından emin olunmalıdır. Durdurulamayan bir kanama ya da ciltte kalan bir açıklık mevcut ise bir hekime başvurmak gerekir. Çocuklar sıklıkla kollarını ve bacaklarını yaralar, burkulmalar ve yumuşak doku yaralanmaları yaşarlar. Ancak bilinmesi gereken bir şey özellikle bileklerdeki kemiklerin oldukça hassas olduğu ve küçük çocuklarda bu bölgelerdeki kemik kırıklarının da burkulmaya yakın bir sıklıkla görülebileceğidir. Bu tip yaralanmalarda mutlaka doktor muayenesi gerekecektir.

  • YAYGIN ANKSİYETE (KAYGI DURUM ) BOZUKLUĞU

    Kaygı normal şartlarda hayatın bir parçasıdır.Gündelik yaşam da gün içinde sayısız defa kaygılanırız.İşlerimizi yetiştirirken ve gündelik sorunları çözerken en başından bunlarla kolayca baş edebileceğimizi biliriz.Bazen olağan dışı yüksek kaygı uyandıran olaylarla karşılaştığımız da ise olay anında şiddetli sıkıntı duyabilirsek de ( ani ortaya çıkan bir kaza ,hayati bir karar alma anı yada sevdiğimiz bir dostumuzun ölüm haberiyle sarsılma gibi )
    Bunun dışın da günlük yaşamın getirdiği sıradan konularla ilgili hafif kaygılar duyulabilir ki bu doğaldır. Geçilmesi gereken bir sınav, basit sağlık sorunları , maddi ihtiyaçlar , iş sorunları , çocukların okul ve bakım problemleri bu gündelik kaygıların kaynağı olabilir .Görüldüğü gibi ortada kaygı uyandıracak müspet bir neden vardır ve kişi buna sağlıklı bir tepki göstermektedir.Duyulan kaygının şiddeti de yine kişiden kişiye değişir ve bazen alttaki kişilik patolojileriyle artış gösterir…

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir?
    Anksiyete Bozukluğu hali söz konusu ise durum farklı olup süreklilik arz eden aşırı ve sebebi belirsiz, ortada gerçek bir neden yokken ya da basit bir nedeni olsa bile kişinin yaşadığı durumla uyumlu olmayan bir kaygılılık ,endişelilik halinden bahsedilmektedir. Bu denli yoğun endişe, kişinin günlük yaşamını olumsuz etkiler. 
    Hatta anksiyete öyle devamlılık arz edebilir ki kişinin gündelik yaşamını sürdürmesini bile engeller hale gelebilir. 
    Kişinin anlamlandıramadığı ve gerçekten sebebini bilmediği ve başa çıkamadığı yoğun bir içsel sıkıntı olarak tariflenebilecek bir durum mevcuttur.Bireyin iç dünyasında sebebini bilmediği bir çatışma yaşanmaktadır..
    Kişinin işler yolunda olsa bile her şeyin kötü gideceğine ve başına olumsuz şeyler geleceğine dair kaygısı vardır. Bu sürekli yorucu bir beklenti haline dönüştüğünde kişi bunalır. Sürekli olabilecek en kötü sonucu düşünür ve dayanılmaz derecede kendini ve dünyayı berbat algılamasını sağlar..
    Mevcut olaylar ve kötü olasılıklar ile ilgili korku ve yoğun kontrol kaybı duygusu vardır. olumsuz beklentilerin geri dönüşsüz olacağına inanır .Yakınları çoğu defa evhamlı ,vesveseli olarak tanımlarlar onları.sürekli kaygılı olmak,giderek kişiyi iyi uyuyamaz , gece sık sık uyanan biri olur bundan dolayı da yorgun düşer ve dikkati azalır, sabah erken işe gitmesi gereken ve araç kullanan kişiler için hiç de iyi olmayan bir duruma girerler..
    Bu engellenemez hale geleni yoğun endişelilik durumunun en az altı ay boyunca yaklaşık her gün ve neredeyse tüm gün boyunca sürmesi durumu anksiyete bozukluğunun yaygınlığının göstergesidir. toplumda yaklaşık %5 kadar bir oranda hayatının herhangi bir döneminde görülebilirse de yaşlılıkta hemen en sık oranda yaşanır denebilir ve yardım ve tedavi desteği gerektirir.
    Kişide yoğun şekilde hatalı düşünce çıkarımları ve tahammül edilmez bir kaygı söz konusudur.
    Yüksek dozda ki kaygı normalde hayati sağlık sorunları ,çocukların güvenliği ve sağlığını tehdit eden durumlar,ailemizin ve sevdiklerimizin hastalık ,ölüm gibi ciddi kayıplarında kendimizle ilgili ayrılık boşanma,iflas ,ciddi maddi kayıplar ,kaza yada iş kaybı gibi durumlar da aşırı stres ve kaygı duymamız kaçınılmaz olur .
    Gerçekte bu tip bir neden yokken yoğun kaygı yaşayan biri sıradan kaygı verici durumları çok önemli ve tehdit edici olarak algılıyor olabilir.bunu yaptığının hiç farkına varmadan aklileştirmeye gidebilir ve anksiyetesini açıklayacak sebepler bulabilir..diğer yandan kişi genelde endişelerinin aşırı ve sebepsiz olduğunun farkında olsa bile kaygılı ruh halini kontrol edemez .
    Bu gibi durumlarda kişinin bir hekime başvurarak nedenine yönelik olarak anksiyolitik veya anti depresan yada çok daha ciddi ve ilaç ile tedavi gerektiren bir anksiyeteye zemin sağlayan sebep klinik durum söz konusu ise bunun tespiti ve tedavisi sağlanmalıdır.Bu tür bir yaklaşıma gerek olmadığı veya ilaç tedavisi ile birlik de psikoterapi yapılması gereği belirlendikten sonra da, PSİKOTERAPİK yaklaşımlar ve destekleyici yöntemlerden faydalandırılır hastalar… 

    Klinik Psikolog 
    Dr.Derya MÜFTÜOĞLU