Yazar: C8H

  • Pnömoni ( zatürre )

    Akciğer dokusunda enfeksiyöz ve nonenfeksiyöz etkenlerin oluşturduğu bir klinik tablodur.Organizmanın oluşturduğu piyogenik reaksiyon sonucu alveolar mesafede hücre reaksiyonu oluşur.

    Sitokin salınımı, nötrofil,monosit ve diğer hücrelerin reaksiyona girmesi sonucunda akciğer parankiminde konsolidasyon meydana gelir.Pnömoni akciğerlerin konsolidasyonu sonucu gelişen bir inflamasyondur.Enfeksiyon dışı nedenlere bağlı olarak akciğerde gelişen tabloya ise pnömonitis adı verilmektedir.

    Günümüzde pnömoni tanımında değişiklikler olmuştur.

    Önceleri anatomik lokalizasyonuna göre pnömoniler :

    -Lober

    -Lobüler

    -İnterstisiyel

    olarak 3 başlık altında incelenmekte idi.

    Bugün ise pnömonilerde tedaviyi planlamakta yardımcı olan bir sınıflandırma kullanılmaktadır.Pnömoniler :

    -Toplumsal kökenli pnömoni

    -Hastane kökenli pnömoni

    -Bağışıklık sistemi bozulmuş hastalardaki pnömoni olarak incelenmektedir.

  • PSİKOTERAPİST İLE GÖRÜŞMEYE İHTİYACINIZ OLABİLİR

    Sizde her insan gibi, yaşamın akışında belli bir olay sonrası yada dışarıdan gözlemlenen herhangi bir sebeb olmasa da, beklemediğiniz kadar zor bir döneme girip,  sıkıntılı günler geçirebilirisiniz. Bu herkese olabilir.Günlerden bir gün bir olay bardağı taşıran son damla olur.Hayatı ve her şeyi oturup sorgulamaya başlarsınız.Üstelik hayata ve insanlara kırgın hat da kızgın hissedersiniz.Depresyon da olun yada olmayın hayat da belli dönüm noktalarında bu sorgulamayı yapmak dan kendinizi alamazsınız.Birde üzerine önemli derecede mutsuz edici olaylar da yaşadıysanız artık ipler kopabilir. 
        Sağlıklı psikolojik bir alt yapınız varsa bu dönemleri daha kolay atlatırsınız.Kişilik yapınızla ilgili farkında olmadığınız problemler varsa bu durumlarda gün yüzüne çıkmaya ve patlak vermeye başlar.bu kadar yükü kaldıramadım dersiniz.Doğrudur bu her kişinin bir limiti ve dayanma kapasitesi vardır.İşte alta  bir kişilik bozukluğu varsa, bu gibi hırpalayıcı dönemlere saplanıp kalmanızın önemli bir sebebi olabilir bu ve burada dağılmak söz konusu olabilir.
             Bu zamanlar da bütün ihtiyacımız iyi bir dostun bizi içtenlikle dinlemesi, anlaması ve destek vermesi gibi gözükebilir.Mümkün ise herkesin  böyle  güvenilir, yakın dostları olmalıdır da. Ne var ki  sorunlarımız  bazen sadece içimizi dökmenin yeterli olmayacağı  ciddiyet de ve güçlük de olabilir . Daha da önemlisi, sizi derinden ve olumsuz etkileyen olaylar geçer ama  değişen duygu ve düşünceleriniz hala düzelmemiştir Esas probleminizin ne olduğunu farkında  da olamayabilirsiniz.Kafa karışıklığı,kendini kötü hissetme ve ajitasyon ,öfke nöbetleri görünen manzara olabilir. Durumunuz  yaklaşık bu ise  , bir uzman yardımı almanız  için  doğru zamandır. 
    Psikoterapi desteği almak için başvurduğunuz da ,duygu ve düşüncelerinizden dolayı  hiç yargılanmadan, güvenli bir ortamda terapist tarafından dinlenirsiniz. Psikoterapi seansları başlangıç da , objektif bir bakış  altında, problemlerinizi ve kendinizi anlama,tanımlama ve kendinizi daha iyiye götürme için ilk adımları sağlar. 
    Sizin için düzenlenecek psikoterapi seansları terapistiniz öncelikle sizi ve sorununuzu anlayacak ve tanımlayacaktır. Gerçekde problem bazende görünenin gerisin de farklı bir durumdur şöyle ki ; seansa getirdiğiniz ve sürekli tekrar etdiğiniz  incir çekirdeğini doldurmayacak  konu değildir  temel probleminiz ve sizin bireysel terapi  temanız.
    Sizi üzen,inciten öteki kişiler ve olaylar  sizin sandığınız kadar önemli değildir çoğu kez ve siz önemlisinizdir,öncelikle bunu farkına vardığınızda şaşırırsınız.Öfkeleriniz ve göz yaşlarınız aslında kendi iç dünyanızın yani, bilinç dışı negatif  duygu birikimlerinizin bir yansımasıdır.
    Sizin  muhtemelen hiç farkında olmadığnız bilinç dişınız, yaşadığınız bu problemleri  algı biçiminizi belirlediği gibi ,onların sizin dünyanızda yer alma biçimi ve ilişkide  olduğunuz tüm öteki insanlarla  olan bağlantı biçiminizi de belirleyen en temel faktördür ve siz bunu çok büyük olasılık henüz bilmiyorsunuz.
    Tüm bu olayları,tatsız duyguları ve incitici düşünceleri hak etmediğinizi biliyorsunuz hepsi bu.. Neden bu kadar mutsuz yaşadığınızı, nasıl terk edildiğinizi ve değer verdiğiniz onca şeyi neden kaybettiğinizi birisinin size anlatmasına ıhtıyacınız olduğu çok açıkdır.
    Kendinizi nasıl değiştirebileceğinizi, tüm bu yaşamınızı felç eden olumsuzlukları birinin size söylemesini istersiniz .Bunu size kim  söyleyebilir ? Bu sorunun cevabını emin olun ki, yine terapi süreçleri ilerlerken , siz  bilinçli ve bilinç dışı zihniniz zaman içinde hazır oldukca, nazikce yüzleşmeye başladıkca sıkışmış negatif duygular açığa çıkacak  ve aradığınız o cevapların tümünün, yine kendinizde saklı olduğunu göreceksiniz .
    Bireylerin kendi içinde ki kişilik çatışmaları ve kişilik bozuklukları zaten baştan beri vardır ancak  yaşantılarının bu zorlu dönemlerinde, ilişkilerde sorunlar yaşamaya başladıklarında, kişilik problemleri de şiddetlenir sorunların daha da güçleşmesine neden olur.
    Kişi kendi kişilik yapısında sorun olduğunu farketmeyecektir, kişisinirli ve mutsuzdur,uykuları bozulmuştur depresyona girebilir,kendini kötü hisseder ve insanlarla ilişkilerinin pek de iyi gitmediği günlerdir bu günler.kişi kendini  yalnız ve anlaşılmamış  hisseder kendini.Herkese  kızgın ve suçlayıcı olabilir ,sevilmediğini ve değer bulmadığını düşünür.
    Haklı olduğu olumsuzluklarla dolu olaylar  da yaşamıştır  ancak algıları abartılı olabilir ve genellemeye gidebilir… 
    Zor günlerdir sonuç da  ve  ‘’Ego Kapasiteleri ‘’denen, kişinin dayanma kapasiteleri  zorlanmak da ve yetmemektedir.
     Maddi problemler , yaş dönemi güçlükleri,sevgisizlik,yalnızlık,terk edilmek, boşanmalar,iş,eş kayıpları eş,sevgili,yakın akraba yada dostların beklemedik  kayıpları, ölümleri  bardağı taşıran son damla olur.
    Birden bire  bir olaydan sonra kişi neredeyse hiçbir şeye dayanamaz olur. İnsanlarla tartışmaya ,iş yerinde sorunlar yaşamaya başlayabilir.  Ana,baba,eş,çocuklar gibi hayatının en değerli varlıkları ile en yakın arkadaşlarla da kırgınlıklar, olumsuz yaşantılar tabloya eklenmeye başlaya bilir.Herkesden ve her şeyden bıkar hatda alıp başımı gidesim var ,kimseye tahammülüm kalmadı sözleri hiç de yabancı değildir bu durumlara..

    Evlilik öncesi özel ilişkiler alanında partner ile ilişki sorunları yaşayabilir .İçinden çıkılmaz  algıladıkları  problemler  karşısında bunalmış ve köşeye sıkışmış hisseder. Ergenlik çağına ait dönemsel sıkıntılar ,okul başarısızlığı  , aile yada  arkadaşla uyum sorunları olabilir. ilk işe başlama  veya kariyer elde etme mücadeleleri ve partner seçiminde  ilk  deneyimler , kişisel uyum  ihtiyacı, karşılanmamış sevgi ve değer bulma beklentileri ile  cinsel kabul beklentilerinden   tutun da şu an aklımıza gelmeye farklı  sorunları, kişiler terapiye getirebilir. 
    Sıkıntı olduğu durumda  profesyonel yardım almak dan çekinilmemesi gerekir.Bu hiç bir zaman kişi için  genel bir yetersizlik ve başarısızlık ifadesi değildir .Yardım taleb edebilmek aksine kişinin iyi bir iç görüsü olmayı ve kendi  hayatını   ve  de geleceğini  değerlendirip ,doğru algılayabilecek bir akıl ,görüş gerektirir.. Bana nasıl yardımcı olabilirsiniz ? cümlesi beklide yaşamınızda ki ,en büyük değişimlerin  kapısının aralandığı,  müthiş güçlü bir karar ve yeni bir başlangıç olacaktır.

    Psikoterapilerde öncelikli olan kişinin  iç dünyasında ve sosyal yaşamında ki tıkanmış , mutsuz edici olumsuz duygu,düşünce  ve deneyimlerinden, incinmişliklerden uzaklaşması ve içinde bulunduğu durumun aşılmasıdır.Sonra ki basamak da ise kişilik  bozuklukları gibi köklü problemlerin  üzerinde derinlemesine çalışılması, amaçlanır.Danışanların problemlerinin özelliği ve ihtiyaçları gereği bilişsel,davranışcı veya dinamik psikoterapi metodları ile  psikoterapi seansları planlanır.

  • Enfeksiyöz mononükleoz’da sorular ve yanıtlar.

    1.Enfeksiyöz Mononükleozun diğer isimleri nelerdir?

    Öpücük hastalığı , Glandüler ateş, Monositer anjin olarak da isimlendirilmektedir.

    2.Enfeksiyöz Mononükleoz enfeksiyonu çocuk ve erişkinlerde farklı klinik tablolar gösterebilir mi ?

    Erişkinlerde klinik tablo klasik enfeksiyöz mononükleozdan farklı olabilir.Burun kanaması, sarılık, artralgi ve pnömoni erişkinlerde daha sık görülmektedir.Erişkin enfeksiyöz mononükleozunda kuluçka dönemi uzun, çocuklarda ise daha kısadır.

    3.Enfeksiyöz mononükleozun kronik yorgunluk sendromu ile ilişkisi var mıdır?

    Kronik yorgunluk sendromunun EBV enfeksiyonu ile özgül ilişkisi olmadığı belirtilirsede adölesan döneminde bir risk faktörü olabiliceğini gösteren çalışmalar mevcuttur.

    4.Enfeksiyöz mononükleoz tedavisinde kortikosteroidlerin yeri var mıdır?

    Bazı özel durumlarda kortikosteroidler önerilmektedir.Nörolojik komplikasyonlar, Myokardit , Hemolitik anemi ve solunum yolu tıkanıklığı olduğu zaman kullanılmaktadır.

    5.Enfeksiyöz Mononükleoz tedavisinde Anitviral ajanlar önerilmekte midir?

    Klinik bir yararı gösterilmemiştir.Ancak posttransplant hastalarında bazı durumlarda kullanılabilir.

  • PANİK ATAK HAKKINDA  BİLDİKLERİMİZ

    PANİK ATAK HAKKINDA BİLDİKLERİMİZ

    Kişide ani meydana gelen ve tekrarlayan bireyi dehşete düşüren çoğu kez kriz olarak algılanan  şiddetli, tahammülü güç bir  sıkıntı ve korku nöbetidir diye tanımlayabiliriz..gerçek de tek başına bir hastalık gibi gözükse  de bir semptomdur aslında  ve  sebep ortadan kalkınca panik atak diye bir semptomda kalmayacaktır..Panik Atak  denilen tablo ani  şeklinde gelip , bir anda başlar, şiddeti giderek çoğalır ve yaklaşık  olarak  8-10 dakika sonunda şiddeti en yüksek düzeye ulaşır ortalama en çok yarım saat  gibi bir sürenin sonunda da azalarak ortadan kalkar.
    Bu semptomlardan ötürü kişi , bu ani gelen ,kontrolü dışındaki durumun tekrar gelmesinden duyduğu kaygıyla ayrıca başa çıkmak zorunda kalmaktadır.. 
    Panik atak endişe, korku, (ölüm korkusu gibi) sıkıntı duygularını içinde bulundurur ve Psikolojik sorunlarla ya da bazı hastalıklarla birlikte görülebilir. Hasta ani bir nöbette tamamen korku içindedir. Öleceğini, kalbinde bir sorun olduğunu, kalp krizi geçireceğini düşünür.Yanlız kalmakdan korkma ve evin de yada aile fertleri yanında kendini güven de hissetme belirgin özellikleridir. 

    Panik Atak Belirtileri :

    • Aniden titreme ya da sarsılma olması
    • Bulantı ya da karın ağrısı  gelmesi
    • Başın yada tüm vücudun terlemesi,
    • Kişinin soluğunun kesilmesi hiç nefes alamama duygusu
    • Uyuşma ya da karıncalanma hissi el ve ayaklarında yada tüm vücut da
    • Baş dönmesi, sersemlik   duygusu ,
    • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma  hissi ,
    • Çarpıntı, kalbin kuvvetli  ya da hızlı vurması
    • Nefes darlığı ya da boğulma hissi
    • Kişinin bayılacak  yada yere yığılacak gibi hissetmesi
    • Üşüme, ürperme ya da ateş basması ,
    • Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme
    • Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu ve ölüm korkusu,

    Panik atak ve  panik bozukluk aynı şey olmayıp, Panik bozukluk kalp krizi geçireceğini, öleceğini, atakların tekrar olacağını, felç geçireceğini düşünerek sürekli endişe, korku içinde bulunma Başka bir rahatsızlığa bağlı olmaksızın, iki şekilde görülebilir: agorafobili ya da agorafobisiz. Kapalı yerlerden kalabalık yerlerden uzak durma, evde tek başına kalmak istememe gibi durumlar görülür. Dışarıya yalnız çıkmaktan korkar ve sosyal olmaktan çıkar.
    Panik Bozukluğunda ise, panik ataklarının tekrarlayıcı, ataklar arasında dönemde ise  yeniden atak geleceğine dair yoğun kaygı hissi olması, kişinin  beyin kanaması ,kalp krizi , felç geçirme, çıldırma ,ölme gibi  dramatik sonuçlara sebep olacağını düşünerek panik ataklarından aşırı  korkması ve olası başına gelebilecek felaket beklentisi ile  sürekli üzüntü ve korkuyla işe gidememe,evden çıkamama ,önleme amaçlı çeşitli kurtarıcı gördüğü ilaç  yada faydalı gördüğü şeyleri yanında bulundurmaya çalışmak, yemek yemesinde ,uykusunda ve davranışlarında atak olmadığı zamanlarda da atak beklentisiyle oluşan durumların devamlı olması şeklinde tablolar benzer gibi gözüksede,ayrıntıda  farklılıklar göstermektedir.Atak anlarını güvenli bir şekilde atlatan hastaların PSİKOTERAPİ den ciddi anlamda yarar gördüğü rahatlıkla söylenmelidir. İlaç tedavilerinin  panik bozukluğu tedavisinde yer  verilmektedir.ancak asıl itibariyle düşüncelerimizin duygularımız ve davranışlarımız üzerinde çok önemli  ekinliği olduğu gerçeği ile hareket edilirse  ataklara sebep olan  otomatik düşünce kalıpları  ve yanlış yorumlar ile ilgili  farkındalıklar oluşturularak bilişsel ve destekleyici psikoterapilerden faydalanılabilmektedir. Kişilik bozuklukları tabanıda ki semptom geliştirme potansiyelleri ise Dinamik Psikoterapilerden  yararlanım hususunun önemle altını çizmeyi gerektirmektedir.                                                     

  • Enfeksiyöz mononükleoz öpücük hastalığı

    Enfeksiyöz mononükleoz öpücük hastalığı

    Enfeksiyöz mononükleoz EBV virüsünün neden olduğu ateş, farenjit, lenfadenopati, hepatosplenomegali ve atipik lenfositozla seyreden bir hastalıktır.

    İlk kez 1889’da pfeiffer tarafından ‘Glandüler Ateş’ olarak tanımlanmıştır. 1968’de enfeksiyöz mononükleoz ve EBV virüs ilişkisi gösterilmiştir.

    Enfeksiyon her yaş grubunda görülebilir. Erişkin dönemine kadar toplumun %95’i bu virüsle karşılaşmaktadır. Düşük sosyoekonomik enfeksiyon yaşamın erken evrelerinde geçirilmektedir. Küçük çocuklarda hastalık üst solunum yolu enfeksiyonu veya döküntülü bir tablo şeklinde kendini gösterir. Çoğu zaman gözden kaçmakta, diğer bir hastalık tablosu ile karıştırılmaktadır. Hastanın yaşı enfeksiyonun klinik seyrini etkiler. EBV enfeksiyonu 2 yaşından küçük çocuklarda asemptomatik seyreder. Enfeksiyon mononükleoz’a ait tipik bulgular ise yaşla birlikte ortaya çıkmakta adölesan döneminde belirtiler tam olarak görülmektedir. Epidemilere neden olmaz. Mevsimsel farklılık göstermez.

    EBV virüs tükrük ve öpüşme ile bulaşır. Enfeksiyondan sonra solunum yollarında aylarca virüs bulunabilir ve asemptomatik taşıyıcılık sıktır. Yaşam boyu aralıklarla virüs salınabilir. Kuluçka dönemi 30-50 gün olup, çocuklarda bu süre kısadır. 10-14 gün arasında değişmektedir.

    Enfeksiyon mononükleozun klasik tablosu;

    – Ateş
    – Periorbital ödem
    – Lenfadenopati
    – Hepatomegali
    – Tonsillofarenjit
    – Döküntü şeklinde tanımlanabilir
    – Splenomegali
    – Başlangıç ani ve sinsidir

    Tanı : Hematolojik ve serolojik testlere dayanmaktadır. Virüsün gösterilmesi normal bireylerde de pozitif olabildiği için klinik tanıda rutin olarak başvurulmaz.

    Hastalığın tedavisinde antibiotiklerin yeri yoktur. Komplikasyonlarla seyredebilen kendini sınırlayan bir enfeksiyon hastalığıdır. Henüz EBV karşı rutinde kullanılabilecek bir aşı mevcut değildir. Gebelikte enfeksiyöz mononükleoz geçiren annelerin çocuklarında konjenital malformasyonların olabileceğine dikkat çekilmektedir. EBV virüs enfeksiyonu geçirilenlerin 6 ay süre ile kan vermemesi önerilmektedir.

  • DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ

    DEPRESYON HAKKINDA DOĞRU BİLDİKLERİMİZ

    Depresyonun farklı çeşitleri vardır..Klinik depresyon adı da verilen  majör depresyon türü  ve distimi olarak da bilinen kronik depresyon en yaygın gözlenen depresyon klinikleridir. Atipik depresyon, Bipolar Depresyon veya Manik Depresyon , Mevsimsel Depresyon, Psikotik Depresyon , postpartum (doğum sonrası) depresyon  türleri sayılabilir..

    KLİNİK DEPRESYON
    Ortalama olarak  toplumda  4-5 kişiden biri  hayatlarının bir döneminde bir majör depresyon geçirmiştir.Majör depresyon yetişkinleri, gençleri, çocukları ve yaşlıları etkiler. Yemek yiyememe kilo kaybetme  depresif ruh hali olması ,önceleri keyif alınan şeylerden  zevk alamama  ,kişinin çalışamaz hale gelmesi, uykusuzluk çekilmesi  kişinin aile ve yakın çevresinde ki gelişmelere dahi ilgisizleşmesi adeta kendi dünyasına çekilmesinden bahsedilebilir.
    Majör depresyon da denilen klinik depresyon, normal günlük yaşamı sekteye uğratacak bir duruma neden olabilir… 
    Depresif semptomlar yoğun bir kederlilik haline  hatta fonksiyon bozukluğuna nedendir. Klinik depresyon da semptomlar kendiliğinden ortaya çıkar ancak tedavisiz düzelmez..bazı depresyon halleri gibi  ilaç yan etkisi veya uyuşturucu bağımlılığı  neticesi ya da hipotiroidi gibi başka  tıbbi durumların sonucu olarak oluşmadığı bilinmelidir.
    Mutsuzluk hissi , bunaltı ve anksiyetenin  aşırı olması , kişinin  uyandığı andan itibaren kendini sürekli mutsuz ve umutsuz hissetmesi ile derin ve sürekli bir umutsuzluk ve çaresizlik hissi içinde olmak  ilk belirtilerini verirken diğer semptomlar da varsa  majör depresyon  olması olasıdır  ve yardım almak için derhal bir uzmana başvurmanız gerekmektedir..

    Eğer Majör depresyon geçiriyorsanız , çalışmanızı, iş yapmanızı, uyumanızı, yemenizi ve  yaşamdan arkadaşlarınızdan eskisi gibi zevk almanızı zorlaştıran semptomlarla karşı karşıya olabilirsiniz. Bazı insanlar hayatlarında sadece bir kez klinik depresyon geçirir. Diğerleri bununla yaşamlarında birkaç kez karşı karşıya kalabilir..bu aslında insanların çoğunun hayatlarında ki olumsuzluklar karşısında  kendilerini  bir yere kadar üzgün veya kötü hissetmeleri ile aynı şey değildir.
    Kişi günün çoğunda, özellikle sabahları depresif ruh halinde olur. Majör depresyonun belirtilerinden çaresizlik, değersizlik, olaylara karşı ilgisizlik gibi durumlar yanısıra kişinin rüyalarında da duygusal çöküntüye paralel izler, yoğun kabuslar vardır.   
    DSM-IV’e göre (ruhsal sağlık durumlarına tanı koyma kılavuzu) majör depresyon halinde kişide görülebilecek diğer semptomlar ;

    • Belirgin kilo kaybı veya alımı (bir ayda beden ağırlığının % 5′inden fazla bir değişiklik)
    • Hemen hemen her gün ve  hemen tüm aktivitelerde belirgin ilgi ve zevk azalması ,haz yitimi
    • Hemen hemen her gün enerji veya  kaybı yorgunluk
    • Hemen hemen her gün değersizlik hissi ve suçluluk duygusu
    • Konsantrasyon bozukluğu, kararsızlık
    • Hemen hemen her gün uykusuzluk veya aşırı uyuma
    • Psikomotor huzursuzluk veya yavaşlama
    • Tekrarlanan ölüm veya intihar düşünceleri (sadece ölümden korkmak değil) olması şeklinde sıralanabilir..

    Kişiye  majör depresyon tanısı konması için , saydığımız semptomlardan biri ve  depresif ruh hali görülüyor olması gerekir. Semptomlar hemen hemen her gün ortaya çıkar ve günün büyük bir çoğunluğunda devam eder. Bu durum en az iki hafta boyunca sürdüğünde majör depresyon sınıfına girer.

    KLİNİK  DEPRESYONU  TETİKLEYEN ETKENLER

    • Ölüm, boşanma ve ayrılık nedeniyle sevdiğini kaybetmenin üzüntüsüSosyal izolasyona yol açan kişiler arası farklar veya mahrumiyet hissi
    • Büyük yaşamsal değişiklikler-taşınma, mezuniyet, iş değişikliği, emeklilik
    • Partnerle veya iş yerindeki yöneticiyle olan ilişkilerde kişisel çatışma
    • Kişinin ,fiziksel, seksüel veya duygusal istismar yaşamış olması

    Bazı ailelerde majör depresyon ailesel yatkınlık gösterir , depresyona meyil  bulunabilir… ancak ailesinde ve geçmişinde hiç depresyon olmayanlarda da majör depresyon geçirebilir…
    Kronik Depresyon veya Distimi ise  iki sene veya daha uzun süredir   devam eden depresif ruh halinin olmasıdır..Kronik depresyon klinik depresyondan daha az şiddetlidir ve kişinin günlük yaşamını engellemez. Distimi veya kronik depresyonunuz varsa, yaşamınız boyunca bir veya iki dönem majör depresyon geçirme olasılığınız vardır..
    Atipik Depresyon semptomları ise aşırı yeme, değer bulmamaya karşı aşırı hassasiyet,alınganlığın artışı , fazla uyuma, kronik yorgunluk hissetme ,olumsuz algılanan durumlar  karşısında aşırı tepki verilmesi ve durumlarla  orantısız kötüleşen veya iyileşen ruh hali  söz konusudur.genel depresyon tablolarında ise  kişide yaygın üzüntü hali dikkati çeker..
    Bipolar Depresyon veya Manik Depresıf Ataklar ise bazen manik depresif hastalık diye de  adlandırılır. klinik olarak gözlemlenen depresyon dönemleri ve aşırı coşku veya mani dönemleri arasında değişen iki ruh hali arasında dönemsel değişikliklerle giden  bir ruh sağlığı bozukluğudur. İki alt türü vardır: bipolar I ve bipolar II.Bipolar I’de, hastaların en az bir manik dönem geçmişi vardır, buna bazen majör depresif dönemler eşlik edebilir. Bipolar II’de, hastaların en az bir majör depresyon dönemi ve en az bir hipomanik (hafif coşkun) dönem geçmişinden söz edilebilmektedir…
    DEPRESYON NEDENLERİNDEN BİPOLAR BOZUKLUK
    Önceden bipolar bozukluğa manik depresyon denirdi. Dramatik ruh hali değişiklikleriyle karakterize edilen majör afektif bir bozukluk veya ruh hali bozukluğudur. Mani uykusuzluğa, bazen günlerce, halüsinasyonlara, psikoza kadar uzanabilecek gerçek dışı algılara , sanrılara ve/veya paranoid  durumlara sebep olduğunda, bipolar bozukluk ciddi bir klinik durumdur.tıbbi yardım ve kişinin hastanede tedavisi  ve yakınlarının hastanın güvenliğini temin etmesine ihtiyaç duyacağı bilinç düzeyinde normal dışı değişikliklerin yaşandığı riskli bir klinik tablodur…Bipolar bozukluk etyolojisinde  genetik zeminden söz edilen  ruh hali değişimleri majör veya klinik depresyondan mani veya aşırı coşkuya kadar değişen bir salınım arz eder. Ruh hali değişiklikleri çok hafiften çok fazlaya kadar yayılabileceği gibi klinik süreleri değişkenlik arz eder . Ruh hali değişiklikleri olumsuz bir yaşantı sonrası ani gerçekleşebilir yada aşamalı olabilir geçiş . Bipolar bozukluk genellikle 15-24 yaş arasında görülür ve yaşam boyunca sürer. Çocuklarda ve 65 yaş üstünde nadiren yeni teşhis edilmiş mani görülür.Dramatik ruh hali değişimleriyle birlikte, bipolar bozukluğu olan hastaların bipolar fazlar içinde düşünce bozukluğu ,algı çarpıklığı ve sosyal fonksiyonlarda anormallikler da gelişebilir..
    Nüksetmeler ve gerilemelerle, tedavi edilmediği takdirde bipolar bozukluğun nüksetme oranı yüksektir. Çok maniye sahip hastalar genellikle riskli davranışlardan, intihar düşüncesinden uzaklaştırılmak için hastaneye yatırılır.

    Bipolar bozuklukla görülen klinik depresyon belirtileri şunlardır;

    • Azalan iştah ve/veya kilo kaybı, veya aşırı yeme ve kilo alımı
    • Konsantre olma, hatırlama ve karar vermede zorluk çekme
    • Yorgunluk, azalan enerji, yavaşlama
    • Suçluluk, değersizlik, çaresizlik hissi
    • Ümitsizlik, pesimizm (karamsarlık)
    • Uykusuzluk, gündüz erken saatte kalkma veya aşırı uyuma
    • Seks dahil olmak üzere, önceden zevk alınan aktivitelere ve hobilere karşı azalan ilgi ve haz
    • Tedaviye cevap vermeyen, baş ağrısı, sindirim bozuklukları ve kronik ağrılar gibi inatçı fiziksel semptomlar.
    • Sürekli üzgün, kaygılı veya ”boş” ruh halleri
    • Tedirginlik, aşırı hassaslık
    • Ölüm veya intihar düşünceleri, intihar girişimleri

    MEVSİMSEL DEPRESYON ise  Mevsimsel afektif bozukluk olarak da adlandırılır.kişide her sene  hemen aynı zamanda  bu klinik tablo oluşur. Çoğunlukla sonbahar veya kış zamanı başlar ve ilkbahar veya yaz zamanı biter. ”Kış bunaltısı” ile aynı şey değildir.. diğer nadir bir türüne  ise  ”yaz depresyonu” denir, bahar sonu yaz başı başlar ve sonbaharda sona erer.
    PSİKOTİK DEPRESYON psikozun sanrılı düşünceleri veya diğer ağır bulgularına  depresyon semptomlarınında eşlik etdiği ciddi klinik tablodur.. . Psikotik depresyonla  psikozun gerçeklikten kopma hali yani   kişinin  yer- zaman- mekan oryantasyonunun yok olduğu  ağır  klinik  duruma   ilaveten birde depresyon tablosunun eklendiği ağır bir hal söz konusudur burada . Hastalar psikotik  zeminin halüsinasyon ve sanrılarla boğuşmaktadır..hastanın güvenliğinin ve tedavisinin sağlanması için klinikte yatırılarak  ilaç  ve  diğer tedavilerin uzman hekimlerce uygulanması  gerekebilir..

  • Epstein – barr virüsü ve neden olduğu klinik tablolar

    Epstein – barr virüsü ve neden olduğu klinik tablolar

    Epstein-Barr virüsü (EBV) (Human Herpes virüs-4) bir DNA virüsüdür.EBV enfeksiyonunun neden olduğu klinik tablolar enfeksiyon hastalığından malignensilere kadar değişmektedir.EBV enfeksiyonları enfeksiyöz mononükleoz gibi kendini sınırlayan benign bir hastalıktan Burkitt ve Hodgkin lenfoma veya nasofarenks kanseri gibi malign tablolara yol açabilmektedir.

    EBV virüsü malignitelerle birlikte seyreden ilk insan tümör virüsüdür.Bu virüsün özellikleri aşağıda belirtilmiştir.

    1.Bu virüsü periferik ve boğaz çalkantı suyundan üretmek mümkündür.

    2.EBV virüsünün farklı tiplerin olduğu vurgulanmaktadır.

    3.Diğer herpes virüslerinde olduğu gibi EBV birincil enfeksiyondan sonra vücutta yaşam boyu latent bir virüs olarak kalmaktadır.

    Latent virüs orofarenksteki epitel hücrelerinde taşınmakta ve akut dönemde B lenfositlerini enfekte ederek sistemik dolanıma karışmaktadır.

    Akut EBV enfeksiyonu geçirildikten sonra virüsü taşıma süresinin nekadar olduğu tam olarak bilinmemektedir.İmmunitesi baskılanmış hastalarda virusu taşıma oranı % 50-60 iken, normal kimselerde bu oran % 15-20 dir.

    -İmmun sistemi baskılanmış hastalarda olay ne şekilde gelişmektedir?

    Normal kişilerde primer enfeksiyondan sonra EBV u enfekte B lenfositlerinde latent olarak kalmaktadır.Bu enfekte hücreler koruyucu antikorlar ve bağışıklık sistemiyle kontrol altında tutulurlar.

    İmmun yanıtın bir veya birden fazla elementinde fonksiyonel bozukluk gelişirse EBV ile enfekte hücre havuzu büyür ve aktivite edilen B lenfositleri lenfoma hücrelerine değişebilir.EBV patogeneninde enteresan olan bir değer durumunda seksüel geçişle enfekte olan serviksteki epitel hücrelerinde ise enfeksiyonun sınırlamakta ne enfeksiyoz mononükleoz tablosu gelişmekte, ne de lokal bulgular görülmektedir.Farklı klinik tabloların ortaya çıkışı henüz açıklanamamaktadır.

    Malign EBV virusunun yol açtığı başlıca klinik tablolar ;

    -Nasofarenks Kanseri
    -Burkitt Lenfoma
    -Hodgkin Hastalığı
    -Lenfoproliferatif Hastalıklar
    -Leomyosarkom (Bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda) olarak tanımlanabilir.

    -NASOFARENKS KANSERİ

    Güney Çin deki erkeklerde en sık rastlanılan malign tümör olan nasofarenks kanseri , Kuzey Afrika ve Kuzey Amerikadaki erkeklerde de sık görülmektedir.Hastalarda servikal lenfodenopatii östaki kanalda tıkanıklık, burun tıkanıklığı ve burun kanaması görülmektedir.CT. ve MRI boyundaki kitleyi ayırt etmekte yardımcı olmakta, tanı biyopsi ile konmaktadır.
    Lokal olan vakaların seyri iyi olmaktadır.

    -BURKİT LENFOMA

    Sıklıkla çenede yer almakta, Yeni Gine ve Doğu Afrikadaki en sık görülen çocukluk dönemi kanseri olup ortalama başlama yaşı 5 dir.

    Her iki kanser tipinde de EBV ile karşılaşma erken yaşlarda olmaktadır.Her iki hasta grubundan EBV karşı antikorların yüksek bulunuşu bu tabloda enfeksiyon nedenin söz konusu olduğunu düşündürmüştür.Bu hastalarda antikorların devamlı bulunması enfeksiyonun aktif olarak devam ettiğini göstermektedir.

    Bu tablonun gelişiminde EBV virüsünün yanı sıra genetik ve çevresel faktörlerde etkili olabilmektedir.

    -HODGKİN

    Hodgkin hastalığı gelişmekte olan ülkelerde çocukluk döneminde pik yapmakta ve EBV antikor düzeyi vakaların büyük bir kısmında yüksek bulunmaktadır.

    Sonuç olarak EBV virüsünün enfeksiyon mononukleoz gibi kendisini sınırlayan bir hastalıktan Burkitt lenfoma ve diğer malignensilerte neden olduğu kadar genişleyen tablosunda halen birçok bilinmeyenin olduğu , virolojik ve genetik çalışmalarla bu konunun açıklığa kavuşacağı ümit edilmektedir.

  • BİREYSEL TERAPİLERE GEREK DUYMA ZAMANI

    Hayatın bazı dönemlerin de zorluklar ve kişinin  başa çıkamadığı mutsuzlukları olabilir.Kişilik problemleri kişinin sorunlarıyla başa çıkma biçiminin  olumsuz ve yetersiz kalmasına neden olabilir. 
    Kişilik oluşumu hayatın ilk çocukluk dönemlerinde şekillenmesine karşın, zorlantılı yaşantıların kişinin kapısını çalması ile daha önceki yıllarda bir şekilde kendini dengeleyen ve nisbeten yaşamını rahat sürdüren kişiyi , sıkıntılı , bunalmış ve  çözümsüz hissettirebilir.
    Kişi yardım almayı ertelemek yada kendisinin yardıma ihtiyacı olmadığı , başkalarının yüzünden olumsuzluklar yaşadığının düşünebilir.Ne var ki acı çeken ve mutsuz olan kişinin kendisinden başkası değildir ve hayatını ,duygularını ve düşüncelerini , ilişkilerini yoluna koyma ihtiyacı açıksa bundan kaçınmak da yersizdir.aşağıdaki yaşantı problemleriyle de karşılaşıyorsanız bir an önce kendiniz için Bireysel Terapi desteği sağlamanız da fayda vardır…

    • Bireylerin kendini daha iyi tanıma ve anlama ihtiyacı
    • Kişinin yanlızlığı ,çevresiyle iletişiminin iyi olmaması
    • Arkadaş ,dost edinme ve kurulmuş ilişkileri sürdürmede sıkıntılar duyulması
    • Yoğun şekilde aşırı  yemek yeme, aşırı alış veriş yapma ,aşırı konuşma gibi davranışa vurmaların bulunması,
    • Bireyin öz güven eksikliği  ,kendini ifade problemleri bulunması
    • Mesleki ve özel ilişkiler alanında girişkenlik problemleri olması
    • Mesleki saha da kendini ısbatlama ve hedef belirleme yetersizliği
    • Kendini ,duygularını ifade etmekte problem yaşama
    • Düşünce ve davranışlarında ötekilerinin onayına ihtiyaç duyması,
    • Sevilen bir yakının kaybı,ölümü,uzamış yas süreci olması
    • Takıntılı düşünceler  ve tekrarlayan kompulsif davranışların olması,
    • Aşırı utangaçlık  ve  iletişim becerileri konusunda sorun yaşama
    • Tüm yaşam alanlarını kapsayan ( iş ,özel ilişki ,aile  yaşantıları ) karar alma güçlüğü çekilmesi
    • Evlenme ,boşanma gibi kendi hayatı hakkında ciddi kararlar alması gerektiğinde kafa karışıklığı ve yoğun sıkıntı hissedildiği durumda 
    • Birey olarak kendi yaşamını kurmak , kimseye ihtiyaç duymadan sürdürmek
    • Kişilik ve kendilik ögelerini ilişkilerinde öne çıkarma güçlüğü çekmek
    • Kendi  kişisel hedeflerine kendi öz kaynaklarıyla yönelecek gücü kendinde bulmak .
    • Başkalarının güdüleme ve desteklerine ihtiyaç duymadan  yaşamı başaracağına dair kendin hakkında olumsuz  inançlar  beslemek .
    • Bireysel zeka ,yetenek ve becerilerine yani kendine güven duymada  sorunu olmak.
    • Başkalarının beklentilerini kendi ihtiyaç ve hedeflerinin önünde tutmak
    • Başkalarının  mutluluğu ve beğenisi için kendi isteklerinden kolayca vaz geçen bir yapıda olmak .
    • Hayatda sürekli bir başkası için yaşadığının ve kendisi için bir şey yapmadığının farkına varmak.
    • Yakın aile ve arkadaş çevresindeki ilişkilerini düzeltmek ,kendisi ve birlikte olduğu kişiler için uyumlu ve huzurlu ortamlar yaratmak.
  • Çocukluk çağı enfeksiyöz ishalleri – çocuklarda gastroenteritler

    Akut gastroenterit mide ve bağırsakların iltihabıdır.Çocukluk yaş gruplarında üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen hastalıktır.

    Akut gastroenterit etkenleri bakteri, virus veya parazitler olabilir.İshale neden olan mikroorganizmalar tabloda gösterilmiştir ( Tablo 1 ).

    Tablo 1 İshale neden olan mikroorganizmalar ;

    1.Virüsler

    .Rotavirüs .Astrovirüs

    .Enterik adenovirüsler .Calicivirüs

    .Norwalk-benzeri virüsler .Coronavirüs

    2.Bakteriler

    .Enterotoksijenik E.coli. .Staphylococcus aureus

    .Enterotoksijenik E.coli .Clostridium perfiringers

    .Shigella (sonnei, flexneri) .Vibro parahemoliticus

    .Salmonella enteritidies .Aeromonas hydrophilia

    .Campylobacter jejuni .Escherichia coli 0157:H7

    .Basillus cereus .Yersinia Enterocolitica

    .Clostridium difficile .Vibrio cholerea

    3. Parazitler

    .Giardia lamblia .Balantidium

    .Cryptosporidium .Strongyloides stercolaris

    .Entamoeba hystolitica

    Hastaların çoğunda etken saptamak mümkün olmamaktadır.Etken saptanan vakalarda ise sıklık sırasıyla Virüsler, bakteriler ve parazitler yer almaktadır.

    Gastroentestinal sistem enfeksiyonlarının ana bulgusu ishal olup ishale karın ağrısı, ateş, bulantı,kusma eşlik edebilir.Halsizlik, karın şişliği ve baş ağrısı da görülebilir.İlerleyen vakalarda vücuttan su-sıvı kaybı sonucu dehidratasyon gelişir.Bebek ve küçük çocuklarda dehidratasyon sık görülür.Bazen süratle ilerleyebilir.Başlangıçta susuzluk şeklinde kendini gösterirken ilerleyen vakalarda ağız kuruluğu, göz kürelerinde çökme, el ve ayaklarda soğukluk, idrar miktarında azalma görülebilir.Ağır vakalarda ise dalgınlık, hızlı solunum , kan basıncında düşme ve şok görülebilir.

    Bulaşma ; Gastroenterit, etkeni içeren dışkı ile bulaşmış gıdaların yenilmesi, yuva veya hastane ortamında patojenle yakın temas , seyahat , hayvanlarla yakın temas veya uzun süreli antibiyotik kullanım sonucu hastalık gelişmektedir.Anne sütünün yetersiz verildiği durumlarda , kalabalık toplumlarda, bağışıklık sistemi bozulmuş ve beslenme bozukluğu olan çocuklarda daha sık görülmekte ve hastalık ağır seyredebilmektedir.

    Hastanın doktor tarafından muayenesi ve değerlendirilmesi son derece önemlidir.Dehidratasyonun saptanması ve gastroenterit tedavisinin planlanması gerekir.İshal kesici ve kusmayı önleyici ilaçlar kullanılmamalıdır.Çocuk susuzluk bulguları açısından izlenmelidir.Kaybedilen sıvı ve elektrolitler ağız yoluyla vermeye çalışmalıdır.Bu amaçla şeker tuz içeren sıvı verilmektedir.Ağır vakalarda ise damardan sıvı tedavisinin uygulanması yapılmaktadır.

    Gastroenteritlerden korunmanın en etkili yolu ellerin sık ve düzenli yıkanmasıdır.Meyve ve sebzelerin iyice yıkanması gerekir.İyi pişirilmemiş tavuk ve et ürünlerinden kaçınılmalı, mutfak gereçleri temiz tutulmalı, uzun süre oda ısısında bırakılan ve açıkta satılan gıdalar tüketilmemelidir.Anne sütü ile beslenme bebekleri gastroenteritten korumada son derece etkin bir beslenme yöntemi olup bebeklerin hastalıktan korunmasında son derecede değerlidir.

    Çocukluk çağı gastroenteritinden korunmada aşılama önemlidir.

    Rotavirüs aşısı 1998 tarihinde uygulanmaya girmiş ve yan etkilerden dolayı bir süre uygulamadan kaldırılmışsada, ciddi bir yan etkisinin görülmemesi ile birlikte birçok ülkede rutin aşı programına alınmıştır.Bu aşı bebeklikte uygulanmaktadır.Aşı 2 veya 3 doz şeklinde ağızdan verilmektedir.İlk dozunun mutlaka 6 – 12 haftasında yapılması gereklidir.Aşılama bebek 8 ayını doldurana dek tamamlanılmalıdır.

    Uygulamaya girecek yeni aşılarla birlikte özellikle bebek ve küçük çocuklarda ağır seyreden bu enfeksiyonun kısmen kontrolü söz konusu olabilecektir.

  • YEME BOZUKLUĞU VE YİYEREK RAHATLAMA

    YEME BOZUKLUĞU VE YİYEREK RAHATLAMA

    Kilo problemi olan hastalarımızın nedenleri incelendiğinde, çoğunluğunda alınmış aşırı kilo yüklerinin kaynağı organik temelli nedenler (metabolizmanın yavaşlamış olması , haşimato hastalığı sonrası gelişen hipotiroidi, insülin direnci gelişmesi , genetik yatkınlıklar ve metabolik hastalıklar )den çok  psikolojik nedenlerle aşırı gıda tüketimiyle karşılaşmaktayız. Organik nedenli kilo fazlalıklarını konunun dışında bıraktığımız da özellikle kadın hasta grubunda daha fazla karşımıza çıkan , erkek hastalarda nispeten daha az oranda gördüğümüz psikolojik kaynaklı  aşırı yeme davranışı söz konusudur.Burada kişinin ihtiyacının çok üzerinde yemek tüketmesinden söz edilmektedir. 
           ‘Davranışa vurma’ diye nitelendirilen,kişinin hemen her kendini kötü hissettiğinde yemeye sarılması biçiminde ki  ‘Yeme Eyleminin’ gerçekleştirdiğini görüyoruz.
    Kişiler mutsuzken, kırgınken , öfke krizlerinde ,ayrılıklar , dargınlıklar yaşadıklarında kendilerini nasıl teselli edeceklerini bilemeyip, çareyi yemekte buluyor . Eyleme vurma tarzında ki bu yemeler  zaman içerisin de , sürekli tekrarlandığı için  ve  bu  yeme ile geçen kriz süreçlerinin sıklığından, gece kalkıp yemelerden dolayı , kısa zamanda kişiler  anormal kilolara  ulaşıyorlar.
            Ardından da acı diyet reçetelerine sarılıyorlar , bazı kişiler ise bunu da yapamayıp kilo üzerine kilo ekleyerek her yıl  daha fazla kilo alarak  yaşamını sürdürmeye çalışıyor.Yine bazı kişilerin yeme konusundaki bu tarz ‘’ Yeme Davranışı Bozukluklarının ‘’ psikolojik hastalıklar arasında önemli bir yeri olduğu biliniyor.
      Moral bozukluğu , kendini kötü hissetme , yoğun yalnızlık ve değersizlik duygusu ,boşluk hissi ve kendini nasıl sakinleştireceğini  bilememe gibi anksiyetenin yoğun yaşandığı durumlarda içine düştükleri duygusal boşluğu doldurmak ve kendinlerini teselli etme yolu olarak buz dolabının başına kamp kurup gidip gelip aşırı derecede patlayıncaya kadar ve de tıkınırcasına yemek, yemek ve yemek ve yemek… 
    Hat da öyle ki gözü başka bir şey görmeksizin  çılgınlar gibi yemek , özellikle endorfin kaynağı olarak bilinen çikolata ve türevlerine sıkıca sarılmak, kremalı pastalar ,börekler ,çörekler gibi ülkemizde çok sevilen bol şekerli / karbohidratlı besinleri yiyerek rahatlama eğilimi içine girmekten söz edilmektedir.

            Gece kalkıp yemelerin sürekli mevcut olduğu , tüm hırs ve öfkenin yiyeceklerden çıkarıldığı, kişinin yemek yiyerek rahatlamayı , iyi hissetmeyi adet haline getirdiği , öfkesini eritmeyi bu yolla sağladığı gerçektir.Kişi  ne yazık ki dışarı yansıtamadığı duygularını , söyleyemediği içinde kalmış sözlerini ancak bu duyguları  yiyerek, içinde tutabildiği bir durumdan söz edilir.
          Burada kişiler saldırır tarzda  yiyerek , sorunlarını ve kendini üzen şeyleri de yok edip ,adeta problemlerini  çözüyormuş gibi hissetmek , sıkıntısını gidermeye çalışmaktır yaptığı..Sonuçta günler aylar ve hat da yıllar boyunca bu şekilde davranmanın bedeli ciddi bir obezite sorunu olarak kişinin karşısında durmaktadır.Mevcut da başa çıkamadığı yaşam sorunlarına , belki de hepsinden daha vahim ve zorlu bir sorun daha eklenmiştir. Buna benzer bir yeme davranışını, çoğu kişi bu derece değilse de daha az oranda kendi hayatlarının zorlayıcı ve stresli bazı dönemlerinde kısa süreli deneyimlediklerini söyleyebilirler, bu normal sınırlar içerisinde  sınırlandırılsa da patolojik yeme davranışı aynıdır.
        Bu tür bir yeme patolojisi dışında ,  ‘Patolojik  Davranışa Vurmanın’ başka  hallerinden bir veya bir kaçını da  bazen birlik de  de görebiliriz bu kişiler de.. kişilik problemleri vardır ve kişiyi fena halde bunaltmak da ve köşeye sıkışmış hissettirmektedir. Kişi kötü ve mutsuz dönemlerinde çılgınca örneğin aşırı alış verişe vurma ,bol alkol hat da uyuşturucu kullanma , karşı cinsle tutarsız ,ani cinsel ilişkiye girme , çok hızlı araba kullanma, çok aşırı ve  kendine zarar verecek derecede aşırı ve sürekli egzersize yönelme gibi  davranışa vurma biçimlerini de benimseyebileceği unutulmamalıdır.
    Yaşamındaki boşluğu doldurup , dönüp kendi içine bakmaya ve kendine tahammül  etmeye dayanamayan kişinin ,  o anda  kendisine en iyi geleceğini hissettiği davranışa gitmesi neredeyse kaçınılmazdır.
    Aşırıya kaçarak,  davranışa- eyleme vurma ,boşluk hissini önlemek için yapmaktadır..
    Bu tür davranışa vurmalar arasında kişiyi en fazla zor durumda bırakanların başında şüphesiz aşırı yemek gelmektedir.Sonuçta giderek artan ve her yıl üzerine yenileri eklenen kilolar genç yaşta ki hastalarımızın sosyal yaşamını ,ilişkilerini olumsuz etkileyerek psikolojilerini daha da  bozmakta ve ayrıca bir  mutsuzluk hat da giderek depresyon sebebi olabilmektedir. Bu davranış şekliyle yıllarını geçirmiş hayatı boyunca elinde diyet listeleriyle yaşamış, neredeyse tüm hayatım diyet yaparak geçti diyen kişilerin sayısı hiç de az değildir.
        Yalnızca yemekle kalmayıp ,bir yandan da her gün çok sayıda sigara içerek hat da neredeyse sigarayı yiyerek yaşamak zorunda olmak sık rastlanan bir durum. ORAL BAĞIMLILIK  olarak ifade edilen durum aşırı yemek yiyen kişinin aşırı sigara içmesini de içermektedir.

    Bir çok kişi kilo almaktan korktukları için sigarayı bırakamadıklarını söylerken, aslında bir çeşit aklileştirmeye gitmektedirler. Sigaranın  yemek yemeyi önleme  açısından sanıldığı gibi kurtarıcı olmadığı açıktır. oral bağımlılıklar dediğimiz aşırı yeme, sigara- tütün içme gibi bağımlılıklardan erken yaşlarda kurtulmak , sağlıklı ve ihtiyacı kadar yiyerek mutlu yaşamak , hayatınızda değiştiremediğiniz , tahammül etmek de zorlandığınız sorunlara kendinize zarar vererek dayanmaya çalışmak yerine  sorunlarınızı çözmeyi denemelisiniz.
    Kişilik bozukluğu, oral bağımlılık  getiren kişilik gelişim dönemlerine saplanıp kalmış kişilerin  psikoterapi yardımı  alması, bedeninine daha iyi davranıp, kendini sevmeyi öğrenmesi ,kişinin kendisi  için yapabileceğiniz en iyi şey olacaktır.

       Önemle dikkat çekilmesi gereken husus, kişileri yemeğe teşvik eden psikolojik  alt yapılarının incelenerek, çözüme yönelik destekleyici veya dinamik terapi yaklaşımları ile  ‘’Yeme Bozukluklarının’ çözümlenmeye çalışılması gerekmektedir.
    Kişilerin  sorunlarından yiyerek kaçmaya çalışan, yanı sıra çoğu kez sigara da  içerek ,şiddetle oral bağımlılık göstermelerinin  temelinde yatan psikolojik  sorunlara eğilmek yararlı olacaktır.