Yazar: C8H

  • Kabakulak nasıl bulaşır ? Klinik bulgu ve yan etkileri

    Kabakulak nasıl bulaşır ? Klinik bulgu ve yan etkileri

    Kabakulak paramyxovirus’ların neden olduğu vücuttaki bezler ve sinir sistemini tutan bulaşıcı bir hastalıktır.
    Virus solunum yoluyla ve doğrudan temas sonrası bulaşır.Çocukluk döneminde herhangi bir yaşta ortaya çıkan bu hastalık,erişkinlerde daha ağır seyretmektedir.

    Kuluçka süresi ortalama 16-18 gündür.bu süreç 12-25 gün arasında değişebilir.En bulaştırıcı dönem tükürük bezinin şişmesinden 1-2 gün önce başlamakta ve bezin şişmesinden 5 gün sonrasına kadar devam etmektedir.

    Hastalık ateş,baş ağrısı ,iştahsızlık,halsizlik ve kulak ağrısı ile başlar.Çiğneme hareketleri ağrılıdır.Parotis bezinde şişlik görülür.Ateş 1-6 gün sürer ateşin düşmesi ile birlikte genellikle şişlik kaybolur.Bezdeki şişlik başlangıçta tek taraflıdır.Aynı anda her iki parotis bezinde şişlik görülebilir.Diğer tükürük bezlerinde şişlik olabilir.Orşit,Meningoensefalit pankreatit görülebilir.

    Orşit (erkek çocuklarında yumurtaların (testis) iltihabı) kabakulakta tükürük bezi iltihabından sonra en sık görülen klinik tablodur.Tek veya iki taraflı olabilir.Özellikle ergenlik döneminde geçirilen kabakulak enfeksiyonlarında görülür. Genellikle ilk haftada ortaya çıkar. Ateş, titreme, bulantı,kusma,baş ağrısı ve karnın alt kısmında ağrı vardır.Testisler ağrılı ve şiştir.Ateş klinik tabloya eşlik eder.Testis atrofisi görülebilir.Kabakulağa bağlı korkulan bir komplikasyon olan orşit,empotans ve sterilite nadiren yol açar.

    Her kabakulak vakasında hastalık klasik bulguları göstermeyebilir.Vakaların yaklaşık %30-40 da enfeksiyon belirtisiz enfeksiyon şeklinde görülebilir.

    Tanı serolojik testler ve virusun izolasyonu ile konur.Her vakada laboratuvar testinin yapılması önerilmez.Hastanın öyküsünde kabakulakla temas varsa tükürük bezlerinde tutulum ve aseptik menenjit bulguları gözleniyorsa tanı klinik olarak konulmaktadır.Bu durumda laboratuvar testlerinin yapılması önerilmez.Eğer enfeksiyon belirsiz enfeksiyon şeklinde seyrederse laboratuvar tanısına başvurulur.Virus izolasyonu,serolojik testler,kan amilaz düzeyi değerlendirilebilir.

    Korunmada aşılama önemlidir.Tek doz aşılama ile tam bir korunma sağlanamaz.Hastalık salgınlara neden olabilir. Ergenlik dönemindeki gençlerde özellikle kabakulak geçirme öyküsü mevcut değil ve aşılama güvenilir değilse,bağışıklama önerilmektedir.
    Unutulmaması gereken en önemli nokta tükürük bezlerindeki her şişme kabakulak virusuna bağlı değildir.Enteroviruslar ve sitomegalovirus aynı klinik tabloya yol açar.Diğer taraftan Parotis bezinin tek taraflı şiştiği durumlarda,tükürük bezi kanalında tıkanma,tümör veya bazı bakterilerin oluşturduğu enfeksiyonla düşünülmelidir.

  • Kaygı Bozuklukları

    Kaygı Bozuklukları

    Çocuklarda yaşanan kaygı bozuklukları uzun sürebilir ve yaşamı tamamen etkisi altına alabilir. Kaygı bozukluğu yaşan çocuklar yoğun korku, endişe hali veya tedirginlik içinde bulunurlar. Erken tedavi edilmeyen sorunlar okul devamsızlığında artış, okulu bitirememe, alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasına neden olabilmektedir. Günlük yaşama ilişkin tamamen gerçek dışı endişelerin kendini göstermesi ile ortaya çıkan kaygı bozukluğu, kişilerin akademik yaşamlarının veya spor hayatlarının süreklilik gösteren bir endişe hali içinde geçmesine neden olabilir. Kendileriyle aşırı ilgili olan çocuklar aynı zamanda da gergindir ve sürekli olarak güven telkin edici sözler duymak isterler. Herhangi bir fiziksel sebebi olmadan yaşanan karın ağrısı bu hastalığın tipik belirtileri arasında sayılabilir.

    Anne ve Babanın Yaşam Kaygısı Çocuğa Yansıyabilir

    Kaygı bozukluğu bir akıl hastalığı değildir. Özellikle halk arasında farklı bir gözle görülen psikolojik sorunlar günümüzde pek çok birey ve çocukta sık görülebilen ve tedavisi olan sıkıntılardır. Anne ve babanın kaygısının çocuklara yansıdığı unutulmamalı ve bu tür durumlarda mümkün olduğunca sakin davranmaya özen gösterilmelidir.

    * Okul korkusu,

    * Mikrop kapma ve

    * Ergenlerde karşı cins tarafından beğenilmeme korkusu en sık görülen kaygı bozuklukları sebepleri olarak sayılabilir.

    Bir dönem normal sayılan korkular zaman içinde yerini kaygı bozukluklarına bırakabilir. Çocuğun kendisini ve ailesini sarsacak olan ölüm veya sağlık sorunları sonrasında yaşanan problemler toplumda sıklıkla görülmektedir. Eğitim sistemimiz içinde yer alan sınavalar okul çağındaki çocuklarda endişelerin yaşanmasına neden olabilmektedir.

    Bu Tür Durumlarda Uygulanması Gereken Tedavi Yöntemi Nedir?

    Gerçek potansiyelin ortaya çıkmasına engel olan bu durum psikolojik tedavi eşliğinde kolay bir şekilde çözüme kavuşabilir. Kaygının süresine, hayata etkilerine ve sosyal yaşam üzerindeki gelişimine bakarak hekim kontrolünde ilaç tedavisi uygulanabilir. Bu tür ilaçların her bireyde farklı etki gösterebilmesi nedeniyle sürecin doktor ile birlikte sürdürülmesine özen gösterilmelidir. Ergenler içinse tedavi ilaca ek olarak psikoterapi ile de desteklenmelidir. Oyun, grup veya aile terapileri sorunun istenen şekilde düzene girmesine yardımcı olacaktır. Kaygı bozuklukları görülen çocuk ve ergenler için davranışçı tedavi uygulamaları da devreye alınabilir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Konjenital hipotiroidi

    Konjenital hipotiroidi

    Konjenital yani doğumsal Hipotiroidi, tiroid hormonunun yetersiz ya da hiç salgılamaması halinde ortaya çıkan somatik ve psikomotor gelişimde gerilikle sonuçlanan bir hormonal bozukluktur. Bu hastalığın önemi, toplumda sık rastlanması ve önlenebilir zeka geriliğinin en sık görülen nedeni olmasıdır. Tiroid hormonu, beyin gelişimi ve fonksiyonu için oldukça önemli bir hormon olup sinir hücrelerinin oluşumu ve sinirlerde iletim gibi önemli fonksiyonları vardır.

    Konjenital Hipotiroidinin prevalansı yani görülme sıklığı 1/3000 -1/4000 arasındadır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada bu oran 1/2736 olarak bulunmuştur.

    Genel olarak bakıldığında bu hastalığın en önemli sebebinin iyot eksikliği olduğunu görmekteyiz. Özellikle sularında iyot düzeyi düşük olan yörelerde bu hastalığın görülmesi çok daha sıktır. Yeterli iyot replasmanı ile bu durum düzeltilebilir. İyot eksikliği olmayan bölgelerde ise bu hastalığın en önemli nedenleri arasında tiroid bezinin doğumsal olarak olmaması veya bezin olması gereken yerde olmaması sayılabilir. Ayrıca tiroid bezi içindeki hormonal oluşum düzeyindeki bozukluklar da konjenital hipotiroidinin sebebidir.

    Normalde ağız yoluyla alınan iyot tiroid bezi tarafından tutulduktan sonra bir takım enzimatik reaksiyonlardan geçerek T3 ve T4 denen iki tiroid hormonlarına dönüşür. Bu dönüşümde etkili en önemli hormon beyinde hipofiz denen keseden salgılanan TSH hormonudur. T3, T4 ve TSH bir denge halinde çalışır. İyot eksikliği veya herhangi bir başka nedenden dolayı T3 ve T4 yeterli miktarda oluşamaz ise TSH salınımı artarak bu durum düzeltilmeye çalışılır.

    Tiroid Hormonu; hamilelik döneminde hayatta büyümeden primer sorumlu olmamasına karşın doğumdan sonra büyümeden primer sorumludur. Beyin ve iskelet sisteminin gelişiminde etkilidir. Vücut ısısının düzenlenmesinde ve sıvı-iyon transportunda rol oynar. Ayrıca aminoasit ve lipid metabolizmasında da etkilidir.

    Yenidoğanda hipotiroidi düşünülmesi gereken durumlar şunlardır:

    l Doğum ağırlığı 4000gr’ın üstünde ise

    l Gebelik süresi 42 haftadan fazla sürmüş ise

    l Zamanında doğan bir bebekte akciğer sorunu çıkmışsa

    l Vücut ısısının düşük olması

    l Geniş ön ve arka bıngıldak

    l Büyük dil, beslenme güçlüğü

    l Kabızlık

    l Uzamış sarılık

    l Göbek fıtığı

    l Büyük tiroid bezi

    Ancak bu bulgular çoğu zaman ilk aylarda gözlenmez. Çocuk büyüdükçe bu bulgular belirgin hale gelir ama o zaman da çok geç kalınmış olur. Dolayısıyla özellikle yenidoğan döneminde uzamış sarılığı olanlar ile kabızlık şikayeti çekenler hipotiroidi açısından hemen incelenmelidir.

    Son yıllarda ülkemizde hipotiroidi tarama programı başlatılmış olup artık şikayeti olsun olmasın her yeni doğan bebekten topuk kanı alınmakta ve gerekirse hemen tedavi başlatılmaktadır. Tedavi ile hormon düzeyleri düzeltilerek çocukların zeka geriliğine maruz kalmaları önlenebilmektedir. Tabiki özellikle ülkemiz için en önemli sorun suların iyotlanması ve normal iyot düzeylerinde olmasının sağlanmasıdır. Böylelikle konjenital hipotiroidinin en önemli sebeplerinden olan iyot eksikliği söz konusu olmayacak ve bu hastalığın görülme sıklığı çok azalacaktır.

  • Fobiler

    Korku, dışardan gelecek tehlikelere karşı gösterilen doğal bir tepki olarak açıklanabilir. Fobiler ise doğal tepkilerin günlük yaşamın düzenini bozmasına neden olacak aşırılıklardır. Korku özellikle çocukların çok sık yaşadıkları bir duygudur. Çevresini tanımayan, olacaklar hakkında hiçbir fikri olmayan bebeklerin korku yaşaması son derece doğal bir süreçtir. Korkuların yaş ilerledikçe azalması beklenir. Çocukların zihnen gelişmesi ve çevreyi daha fazla tanıyor olması korkulacak nesne ve durumların ortadan kalkmasını sağlayacaktır. Bu süreç içinde özellikle anne ve babalardan gelen geri bildirimler korkunun öğrenilmesine neden olur. Öğrenilen korku yerini güven duygusuna bırakmakta zorlanacak bir dürtüdür. Özellikle toplumumuzda korkutmak bir eğitim ve disiplin aracı olarak kullanılmaktadır.

    Korkunun Somut Nedeni Bulunmayabilir

    Çocuk korkuyu kendisi de keşfedebilir. Fobi kavramı korkunun sebebine göre çeşitlendirilmiştir. Normalde korkulmayacak bir nesne veya durumdan sürekli olarak korku duyma hissi fobi olarak açıklanabilir. Korkunun anlamsız olduğunu anlayan çocuk bundan kaçıp kurtulmak ister ancak bu aşamada başarılı olamayabilir. Korku temelli yaşanacak sıkıntılar günlük hayatın gidişatını değiştirecek boyutta olduğu zaman tedavi edilme zorluğu da beraberinde gelecektir. Köpek fobisi olan bir çocuk normal hayatta köpekle karşılaşmadığı sürece sorun yaşamamakta ancak köpekle karşılaştığı durumda titremeye, kalp çarpıntısına ve sonu bayılmaya kadar gidecek olumsuzluklar sergilemektedir. Kimi uzmanlara göre fobi iç çatışmalara karşı hayata geçirilen savunma mekanizmasıdır. En sık görülen fobiler arasında,

    * Yükseklik,

    * Karanlık,

    * Kan,

    * Kapalı alan,

    * Gök gürültüsü ve

    * Farklı hayvanlar sayılabilir.

    Çocukların %10’unda ve gençlerin ise en fazla %3’ünde belirgin korku reaksiyonları görülebilir. Fobiler yetişkinlikle beraber ortadan kalkabileceği gibi bir ömür boyu da sürebilir.

    Fobilere Eklenen Panik Bozukluklar

    Fobiye eklenen panik bozukluklarının ilaç ile tedavi edilmesi gerekmektedir. Asıl tedavi biçimi ise davranış terapileri olacaktır. Özellikle çocuk yaşlarda yaşanan korkularda ailenin ‘’ bebek gibi korkma ‘’ söylemi son derece yanlıştır ve olayın farklı boyutlara geçmesine neden olabilir. Bu söz aynı zamanda bir aşağılama da içermektedir. Çocuğun ne hissettiğini tespit ederek onu anlamaya çalışmak olaya en doğru yaklaşım biçiminin sergilenmesi olacaktır. Fobilerden kurtulmanın en temel yöntemi yeni korkular oluşturulmasının önüne geçmektir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Cinsel farklılaşma

    Cinsel farklılaşma

    CİNSEL FARKLILAŞMA ANNE KARNINDA İKEN BAŞLIYOR !!!

    Dişi ya da erkek cinste olmamızı sağlayan olaylar zinciri döllenme ile başlamaktadır. Döllenme sırasında kromozomal ve genetik yapı belirlenir. Genetik yapının belirlenmesinden sonra gonad; erkek ise erkek yumurtalığına (testis), dişi ise dişi yumurtalığına (over) farklılaşır. Daha sonra iç ve dış genital organlar cinse özgü özellikler kazanır yani fenotip belirlenir.

    Anne karnında yaklaşık 5. Haftaya kadar dişi ve erkek gonad ayırımı mevcut değildir. Erkekte testis oluşması gebeliğin yaklaşık 7.haftasında başlar. Gonadın erkek yumurtalığına farklılaşması dişilerden daha erken olmaktadır. Gebelik süresince olgunlaşma sürecini devam ettiren yumurtalıklar gebeliğin son 2/3 periodunda torbaya inerler. Zamanında doğan çocukların yaklaşık %95 inden fazlasında, prematürelerde ise % 80 civarında yumurtalıklar torbada gözlenir. Ancak bazı durumlarda yumurtalıkların torbaya iniş süreci 1 yıla kadar uzayabilir.

    Dişilerde ise gonadın dişi yumurtalığına farklılaşması daha geç başlar. Bununla birlikte doğuma kadar yumurtalarda yaklaşık 2 milyon hücre oluşur.

    Dış genital organların belirginleşmesi ise erkeklerde hamileliğin 9. Haftasında başlayıp 13. Haftasında sona erer. Erkeklerde dış genital organların farklılaşması erkek yumurtalığı olan testislerden salgılanan testesteron hormonu ile olmaktadır. Sekonder seks karakterleri denen sakal, bıyık çıkması gibi durumlardan da testesteron ve onun yan ürünü olan dihidrotestesteron hormonları sorumludur. Bu hormonlar beyinde hipofiz denen ve birçok hormonun salgılandığı keseden salgılanan LH ve FSH hormonlarının etkisi ile yumurtalıklardan salgılanır ve etkilerini gösterirler.

    Psikoseksüel farklılaşma denildiği zaman anlaşılması gerekenler ise şunlardır:

    1) Cinsel kimlik: Kişinin kendini erkek ya da kadın olarak tanımlamasıdır

    2) Cinsel rol : Yaşanılan çağ ve içinde bulunulan toplumun kültürüne göre insan davranışlarında kadın ve erkekleri birbirinden ayıran yanlardır

    3) Cinsel yönelim : Eş seçimidir

    Cinsel kimlik, yani kişinin kendini erkek ya da kadın olarak algılaması oldukça karmaşık, cinsel açıdan iki yönlü ve tümüyle insana özgü bir süreçtir. İnsanlarda erken dönemlerde ortaya çıkan hormonal değişikliklerin seksüel davranışlara etkisi üzerinde son yıllarda daha fazla durulmaya başlanmıştır. Özellikle anne karnında iken erkeklik hormonlarına maruz kalan kız çocukların ileri yaşlarda mücadeleci sporlara daha fazla ilgi duydukları ve çevrelerinde “erkek Fatma” olarak bilindikleri gözlenmektedir. Bunun yanında bazı genç kadınların kendilerini biseksüel ya da homoseksüel olarak tanımladıkları da bildirilmiştir.

    Sonuç olarak; anne karnında iken başlayan cinsel farklılaşma kişinin erkek ya da dişi olmasını belirlemekte, bazı hormonların etkisi veya eksikliği ile kişinin cinsel yapısı olgunlaşmakta ve nihayetinde cinsel kimliğin, cinsel rolun ve cinsel yönelimin belirlenmesi söz konusu olmaktadır.

  • Dikkat Eksikliği

    Dikkat Eksikliği

    Dikkat eksikliği tanısı oldukça zor konabilen bir psikolojik rahatsızlıktır. Hastalık düzeyinde olmayan dikkat eksikliği özellikle çocuklarda sık rastlanan bir durumdur. Hastalık seviyesinde olan sorunlarda dikkat problemleri devreye girmektedir. Çocukların akademik başarılarını ve sosyal yaşamlarını tehdit eden sorun, komut alınmasının önüne de set çekmektedir. Kendisinden bir şey yapılması beklenen çocuğun bu konuda zorlandığı görülebilir. Yaşı küçük olan çocukların dikkat seviyelerinin saniyeler ile sınırlı olduğu da bilinmeli ve hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Çocuklardan yapacaklarından daha fazlasını istemek sorunların en büyük kaynağı olarak görülebilir. Yaşıtları ile oynamayı bilmeyen ve belli bir oyunda uzun süre kalamayan çocuklara dikkat eksikliği koymak son derece yanlış olacaktır.

    Dikkat Eksikliği Hangi Çocuklarda Daha Fazla Görülür?

    Dikkat eksikliğine bağlı olarak görülen hiperaktivite sorununun daha çok erkek çocukları etkilediği yapılan bilimsel çalışmalar eşliğinde kanıtlanmıştır.

    * Anneye bağlanma mekanizmalarının yetersizliği ve

    * Testesteron hormonunun fazlalığı bu sorunların yaşanmasına neden olabilmektedir.

    Bu tür çocuklara sadece evde değil aynı zamanda okulda da özenle yaklaşılması, sorunlarının bilinmesi ve buna göre davranış sergilenmesi son derece önemlidir. Öğrenmede de sorun yaşayabilen bu çocuklar alınacak basit tedbirler eşliğinde kolayca normal yaşamlarına dönebilirler. Bunun için yapılması gereken ilk şey durumu kabullenmek olacaktır. Sürecin doğru işleyebilmesi için konusunda uzman hekimlerden onay alınması ve önerecekleri şekilde uygulamalar yapılması zorunludur. Konsantrasyon gerektiren oyunlarda ve kâğıt işlerinde huzursuzlanan çocukların genel durumlarının izlenmeye alınması erken teşhis açısından avantajlar sağlayacaktır.

    Hayatınızı Kolaylaştıracak Kaynakları Harekete Geçirin

    Çocukluk çağlarında dikkat eksikliği yaşamamış olan bireylerin gençlik dönemlerinde de bu sorun ile karşılaşmayacakları garanti edilemez. Tedavi edilmeyen süreçlerde sorun sadece okul hayatını değil aynı zamanda iş yaşamını ve ikili ilişkileri de sarsabilecek hale gelebilir. Kolay hatalar yapan, yaptığı işi dikkatsizce tamamlayan, uzun süreli dikkat gerektiren işlerde başarısız olan, sık aralıklarla bir oyundan diğerine geçen ve burada da tatmin olmayan, konuşulanı akılda tutamama ve günlük aktiviteleri zamanında yapamayan çocuklarda sorun daha kolay tespit edilebilir. Dikkat eksikliği genel olarak 7 yaşına kadar ortaya çıkmaktadır.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • çölyak hastalığı

    çölyak hastalığı

    Ülkemizin Önemli Bir Sorunu: Çölyak Hastalığı

    Çölyak hastalığı (Gluten duyarlı enteropati, çölyak sprue, ÇH), genetik olarak yatkın bireylerde, gluten içeren gıdaların alınması ile ortaya çıkan ince barsağı tutan ve yaşam boyu süren tek gıda alerjisidir. Gluten buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda doğal olarak bulunan, gıda sanayiinde kıvam verici olarak kullanılan bir maddedir. Çölyaklı hastalar gluten içeren yiyecekler yediklerinde, bağışıklık sistemleri bunu ince bağırsaklara zarar vererek yanıtlar. Sonuçta parmak şekline benzeyen villus olarak adlandırılan ince bağırsaktaki emilimi sağlayan yapılar düzleşir ve görevini yapamaz hale gelir.

    ÇH’ nın patogenezinde genetik ile birlikte çevresel faktörler de etkin olduğu için, ülkeler ve ırklar arasında hastalığın görülme sıklığında belirgin farklılıklar vardır. Hastalık kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Ayrıca birinci derece akrabalar arasında prevalans on kat daha yüksektir. Tip I diyabetes mellitus, tiroid hastalıkları, addison, osteopenik kemik hastalıkları, Down Sendromu, selektif immunglobulin A (Ig A) eksikliği gibi bazı hastalıklarda ÇH’ nın görülme sıklığı normal populasyona göre yüksektir.

    Çocukların diyetinde gluten bulunmadığı sürece, ÇH ortaya çıkmaz. Bu yüzden ÇH İngiltere, Avustralya, Avrupa, Kuzey Amerika gibi buğdayın beslenmede önemli yer tuttuğu ülkelerde çok sık görülürken, Çin ve Japonya’da hemen hemen hiç görülmez. Uzun süreli anne sütü ile beslenme ÇH gelişme riskinin azaltmaktadır. Anne sütünün tek başına en az 4-6 ay verilmesi, erken dönemde unlu gıdaların verilmemesi, en önemli koruyucu stratejidir. Viral enfeksiyonlar, sigara gibi çevresel faktörlerin de hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabileceği düşünülmektedir.

    Serolojik yöntemlerle sağlıklı toplumda yapılan taramalarla çeşitli Avrupa ülkelerinde prevalans 1/83–1/500 arasında bulunmuştur.

    Ülkemizde sağlıklı çocuklarda ÇH prevalansını araştıran tek çalışma Erzurum merkez 6–17 yaş grubu okul çağı çocuklarında yaptığımız çalışmadır. Bu çalışmada 1263 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda sağlıklı çocuklarda ÇH prevalansı serolojik olarak 1/115 saptanmıştır.

    Çalışmamız ülkemizde sağlıklı çocuklarda ÇH prevalansını gösteren ilk çalışma olması nedeni ile oldukça önemlidir. Akraba evliliklerinin çok sık ve gluten içeren unlu gıdaların çok erken yaşlardan itibaren verilmeye başlandığı, unlu gıdaların temel besin maddesi olarak çok fazla miktarda tüketildiği ülkemizde ÇH nın zannedildiğinden çok daha sık görülen bir hastalık olduğunu saptadık. Ayrıca sağlıklı çocuklarda yapıldığı için ÇH seroprevalansının gerçek verilerini göstermektedir. Bu durum da halk sağlığı açısından son derece önemlidir.

    Çölyak Hastalığının Belirtileri

    ÇH tüm sistemleri tutabilen, çok farklı klinik bulgularla ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Gluten, içeren yiyeceklerin diyete girmesinden sonra kusma, ishal, karın şişkinliği, iştahsızlık, huzursuzluk, kilo alamama, büyümede gerilik ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtilerle ortaya çıkabileceği gibi, karaciğer enzimlerinde yükseklik, kansızlık, tek başına boy kısalığı, kemiklerde kırılma, ağızda iyileşmeyen yaralar, saç dökülmesi, diş çürükleri, infertilite, sık düşük yapma bulguları ile de hastalık karşımıza çıkabilir. Son zamanlarda ise kalp ve böbrek hastalıkları ile birlikteliği de tartışılmaktadır. Ayrıca hiçbir semptomu olmadan sadece taramalar sırasında saptanan olgular da vardır. Hastalık çok farklı klinik bulgular ile ortaya çıktığından hastalar farklı tanılar ile uzun süreli takip edilebilir ve hatta tanı alamadan kaybedilebilir. Diş hekimleri dahil,tüm hekimler özellikle uzun süren, geçmeyen, nedeni bulunamayan ve tedavi edilemeyen bu gibi semptom ve bulgular karşısında ÇH’ nı akılda tutmaları gerekmektedir.

    Çölyak Hastalığında Tanı Yöntemleri

    Tanı konulması en zor olan hastalıklardan biri ÇHdır. Çünkü hastalığın belirtileri diğer hastalıkların belirtileriyle karışmaktadır. Kesin tanı için özel kan tahlilleri ve deneyimli bir çocuk gastroenteroloji uzmanı tarafından ince bağırsak biyopsisi yapılmalıdır. Biyopsi için üniversite hastanelerinin gastroenteroloji kliniklerine başvurmak şarttır. Genetik bir hastalık olduğu için ailesinde çölyak vakası olanların şikâyeti olmasa da mutlaka doktora başvurmalı ve gerekli tetkikleri yaptırmalıdırlar.

    Tedavi

    Günümüzdeki tek tedavi yöntemi ömür boyu glutensiz diyet uygulamaktır. ÇH bu derecede ciddi sağlık sorunlarına yol açmasına rağmen sadece diyetle düzelen tek hastalıktır. Diyet uygulanmaya başladıktan kısa bir süre sonra ince barsaklar düzelmekte ve şikâyetler ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle gluten içeren gıdaları kesinlikle tüketilmemelidir. Özellikle ülkemiz şartlarında beslenme alışkanlıklarını göz önüne aldığımızda ekmeksiz bir yaşam sürdürmek gerçekten çok zordur. Çölyak hastası, restoran, pastane ve kafelerde yemek yiyemez. Yediği her gıdayı sorgulamak ve özel yiyeceklerini beraberinde götürmek zorundadır. Buğday, arpa, yulaf ve çavdar yerine pirinç, patates, nohut, mercimek, kestane, soya, fasulye, fındık gibi besinleri ve bu besinlerden elde edilen un ve nişastaları tercih etmeliler. Gluten, gıda sanayinde kıvam verici, koyulaştırıcı ve yapıştırıcı katkı maddesi olarak kullanıldığından, hazır gıdaların çoğunda gluten vardır. Hazır gıdaların etiketinde 'glutensiz' ibaresi aranmalıdır. İçeriğinde gluten olup olmadığı belli olmayan olan tüm gıdalar tüketilmemelidir.

    Sonuç olarak;

    ÇH’ nın ekstra intestinal bulgularının özellikle birinci basamakta görev alan hekimler ve sağlık personeli tarafından bilinmesi ve serolojik testlerle çeşitli risk gruplarının aktif olarak tarama programlarına alınması ile, su altında kalmış buzdağının büyük bir kısmının su yüzüne çıkarılabileceği bir gerçektir.

    Malnütrüsyon ve demir eksikliği anemisinin çok yaygın olduğu bölgelerde ÇH prevalansının bu kadar yaygın olduğunun anlaşılması ile bu hastalar çölyak açısından çok daha dikkatle araştırılmalı, serolojik testlerin pozitifliğinin tanıda tek başına yeterli olmadığı, kesin tanı için ince barsak biyopsisinin gerekli olduğu mutlaka hatırlanmalıdır.

    Uzun süreli anne sütü ile beslenme ÇH gelişme riskini azaltan önemli bir koruyucu mekanizmadır. Bu nedenle süt çocuğu beslenmesinde anne sütünün tek başına en az 4-6 ay verilmesi yaygınlaştırılmalı ve teşvik edilmelidir.

  • DEPRESYON

    DEPRESYON

    Psikiyatri kliniğinde en sık görülen ruhsal hastalıktır. Kişinin günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini ve

    işlevselliğini bozacak düzeyde, sürekli üzüntü ve keder içeren ruhsal çökkünlük halidir. 2010

    yılında yapılan bir çalışmaya göre, toplumda depresyon görülme sıklığının % 8-10 arasında

    olduğu, kadınlarda erkeklere göre 2 kat fazla görüldüğü bildirilmiştir.

    Genetik (ailede depresyon öyküsü varsa, kişide görülme ihtimali 2-5 kat artmaktadır)

    Kronik hastalıklar

    Bazı ilaçlar (hormon, antihipertansif gibi)

    Hormonel değişiklikler (gebelik, doğum, menapoz)

    Kadın cinsiyet

    Olumsuz yaşam olayları ( eş, aile, iş sorunları)

    Kötü geçirilmiş çocukluk (fiziksel ve/veya cinsel travma)

    Erken dönemde ebeveyn kaybı

    Yetersiz sosyal destek

    Düşük sosyoekonomik düzey

    İşsizlik

    Kişilik özellikleri

    Ayrı yaşama, boşanma

    Daha önce geçirilmiş depresyon öyküsü

    Alkol-madde kullanım bozukluğu

    Çökkün duygudurum; kişi neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde üzüntülüdür,

    karamsardır, umutsuzdur ya da kendini boşlukta hisseder. Çocuklarda ve ergenlerde, çabuk

    öfkelenme şeklinde görülebilir.

    Anhedoni; kişi tüm etkinliklere karşı ilgisini yitirmiştir. Hiçbir şeyden zevk almaz.

    Çok kilo verme ya da alma

    Uykusuzluk ya da aşırı uyuma, yorgun uyanma

    Enerji düşüklüğü, bitkinlik, yorgunluk

    Hareketlerde ve konuşmalarda ajitasyon ya da yavaşlama

    Özgüven düşüklüğü, değersizlik, suçluluk duyguları

    Dikkatini toparlamakta güçlük, kararsızlık

    Ölüm ve intihar düşünceleri

    Somatik belirtiler (baş ağrısı, uyuşma, karıncalanma, vücutta dolaşan ağrı, çarpıntı, mide

    bulanması, ateş basması, üşüme gibi)

    Kötü bir haber alacakmış endişesi

    İnsanlardan rahatsız olma, evde yalnız kalmaya çalışma

    Sinirlilik, çabuk öfkelenme

    Sürekli ağlama ya da ağlayamama

    Bir kişi de depresyon var dememiz için, yukarıdaki tüm belirtilerin bulunması gerekmez. Bunlardan

    bazılarının varlığında, kişinin günlük yaşamı sürekli olarak olumsuz etkileniyor, işlevselliği

    bozuluyor ve başka bir sebep ile açıklanamıyorsa, depresyon tanısı konulabilir. Şu anda dünyada,

    en fazla yeti kaybı oluşturan hastalıkları arasında dördüncü sıradadır. Önümüzdeki yıllarda, daha

    üst sıralara çıkacağı düşünülmektedir.

    Depresyon, kişinin yaşam kalitesini bozan, işini kaybetmesine, aile ilişkilerinde sorun yaşamasına,

    alkol- madde kullanımına yönelmesine neden olan, kişiyi intihara kadar sürükleyen (depresyon

    hastalarının % 10 – 15’i intihar ile yaşamlarını kaybeder), ancak oldukça kolay tanınıp, tedavi

    edilebilen bir hastalıktır.

    Hafif şiddetteki depresyonda öncelikle psikoterapi; orta şiddetteki depresyonlarda, sadece ilaç ya

    da sadece psikoterapi yeterli olabilirken; ağır şiddetteki depresyonda ilaç ve psikoterapinin birlikte

    kullanılması daha etkindir. Depresyon tekrarlayabilen bir hastalıktır. Psikoterapi tedavinin bir

    parçası olduğunda, depresyonun tekrarlama ihtimali azalmaktadır. Tedavi edilmeyen depresyon,

    genellikle 6-24 ayda düzelir. Ancak, tekrarlama riski çok yüksektir. % 5-10’u kronisite kazanır.

    Antidepresan ilaçlara yönelik çeşitli olumsuz söylemler, ne yazık ki, birçok hastanın tedavisini de

    geciktirmektedir. Yapılan çalışmalar ve klinik izlemler göstermektedir ki, depresyon hastalık

    düzeyinde ise, antidepresanlar çok başarılı sonuçlar vermektedir. Ancak kişi, günlük moral

    bozukluğunu, keyifsizliğini depresyon diye adlandırıyor ve antidepresan kullanıyor ise, ilaç etki

    etmemekte, hatta daha çok yan etki görülmektedir.

    Antidepresanlar, mutluluk ilacı, moral dopingi, uyuşturarak dertleri unutturan, hafızayı silen madde

    veya bağımlılık yapan ilaç değillerdir. Depresyon hastalığını %80’e varan oranlarla tedavi eden,

    beyni nörokimyasal olarak düzenleyen, normalleştiren ilaçlardır. Tabiki, her tür ilaç kullanımında

    olduğu gibi psikiyatrik ilaç kullanımında da yan etki görülebilir. İlaçların düzenlenmesi ile bu yan

    etkiler ortadan kaldırılır.

    Kişinin durumuna göre çeşitli psikoterapi teknikleri kullanılabilir. Psikoterapiler, çeşitli kuramlara

    dayanan ve yıllar içinde bilgi ve tecrübe birikimi ile temelleri oturtulup, geliştirilmiş yöntemlerdir.

    Psikanaliz, psikanalitik yönelimli psikoterapi, davranışçı kognitif terapi, destekleyici psikoterapi

    gibi. Amaç, kişinin içsel sorunlarını tanımasını ve bunlarla baş etmeyi öğrenmesini sağlamaktır.

  • Yenidoğanın göbek iltihabı

    Gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sorun olan yenidoğanın göbek iltihabı (omfalit) komplikasyonlar ve mortalitesinin yüksek oluşu ile önemini korumaktadır.Görülme sıklığı hakkındaki veriler farklıdır.Ülkemizde doğu Anadolu bölgesinde yapılan çalışmada bu oranın %7,1 olduğu bildirilmiştir.A.B.D ise bu oran oldukça düşüktür ve omfalit görülme sıklığı %0,5’dir.

    Omfalit bağışıklık sistemi zayıflamış bebeklerde,bağışıklık sistem yetmezliği olan veya invaziv yaklaşımlar için hastaneye yatırılan bebeklerde sıklıkla görülmektedir.Prematüre bebek,düşük doğum ağırlıklı bebek ve bağışıklık sistem yetersizliği olan bebeklerin yakalanma riski yüksektir. Diğer taraftan bağışıklık sistemi normal olan yenidoğan bebeklerde bu enfeksiyon görülebilmektedir.Doğum eylemi uzun süren bebekler,annede enfeksiyonun bulunduğu durumlarda veya göbek katateri uygulanan bebeklerde omfalit görülme oranı yüksektir.

    Steril şartlarda yapılan doğumlarda ve rutin göbek bakımının uygulanması göbek enfeksiyonunu önlerse de,göbek bağındaki nekrotik doku bakterilerin üremesi için çok uygun bir ortam oluşturmakta ve bu nekrotik dokuda bakteriler kolaylıkla üreyebilmektedir.
    Göbek iltihabı olan yenidoğanda enfeksiyon bulguları yaşamın ilk iki haftasında görülmektedir. Göbek şiş, kızarık, sıcak ve ağrılıdır.Göbekten iltihap akabilir,pis kokulu bir akıntı görülebilir.

    Bebeklerde Ateş
    Dalgınlık
    İsteksiz beslenme
    Taşikardi
    Tansiyon düşüklüğü ve sarılık görülebilir.
    Bazı vakalarda göbek kanamaları da görülebilir.

    Göbek iltihabı süratle ilerleyebilir,sepsise yol açar.Bazı bebeklerde enfeksiyon şiddetli olup nekrotizan fasciitis tablosu gösterir ki bu hastalarda mortalite yüksektir (%10).

    Omfalit bakteriler tarafından oluşturulmaktadır.
    Stafilokok aereus
    Streptokok
    E.Koli

    Klebsiella göbek iltihabına yol açan başlıca gram pozitif bakterilerdir.Gram negatif bakterilerde aynı tabloya neden olabilirler.Bazı vakalarda ise miks enfeksiyon görülebilir.

    Tanı konulan vakalarda tedavi süratle başlanmalıdır.Göbek bakımı ve gereken vakalarda antibiotik tedavisi uygulanmakta dır.Yenidoğan bebeğin göbek bakımı son derece önemlidir. Günümüzde göbek bakımı hakkında fikir birliği sağlanamamıştır. Göbeğe triple dye, betadine,basitrasin veya gümüş sulfadiazin gibi uygulamaların yerini günümüzde alkol uygulaması almıştır.Bebek taburcu olduktan sonra günde 2-3 kez göbeğe %70’lik alkol uygulanmaktadır. Göbeğe alkol uygulamasının gereksiz olduğunu bildiren çalışmalarda mevcuttur.Bu çalışmalarda göbeğin kuru ve temiz tutulmasına dikkat çekilmekte ve alkol uygulamasının yan etkileri olabileceği bildirilmektedir.Bazı gruplar göbek bakımında medikal yıkamayı önermektedir.Son yıllarda bebeklerin banyo yapma tekniklerinde değişikliklerin olduğu ve göbek enfeksiyonlarında artışın olduğu da vurgulanmaktadır.

  • Aldatma Nedir?

    Aldatma Nedir?

    Aldatma konusu, yüzyıllar boyu toplumlarda hep ateşini korudu. Bazı toplumlar aldatmayı

    meşrulaştırmak için şekil değiştirdiler, bazıları ise direkt yasakladı.

    Peki, ne oldu da son zamanlarda bu kadar gündeme oturdu, bu kadar çok duymaya başladık.

    Aslında her ne kadar toplumda gizli kalmış gibi görünse de “aldatma” kelimesini, kadının iş

    hayatına girmesi, güç kazanması, erkeğin karşı cinse ulaşabilmesinin kolaylaşması ,kadının

    erkeğe karşı çıkma gücünü bulması,erkeğin hormonal kotrolünü azaltması,toplumun sadece

    kadının aldatması ile ilgilenmesi gibi nedenlerden dolayı artışlar kaçınılmaz oldu.

    Bunun yanında,ilişkinin sıradanlaşması, ilkişkilere verilen değerlerin azalması, ilişki alanının

    insanların egolarını tatmin etme alanına dönüşmesi nedeniyle aldatmalarda da artış oldu.

    İnsanların sorun çözm becerilerinin yetersizliği, bozulan birşeyi tamir etmek yerine yenisini almak

    ya da başkasıyla gidermesi, toplum yapısının erkek egemen olması ve erkeğe çok eşlilik hakkı

    vermesinden kaynaklanan sosyal nedenler aldatmayı meşru kıldığı kadar arttırdı.

    Esasen ülkemizde aldatmanın artışının nedeni tanımlama sorunudur. Bir kargaşa yaşıyoruz.

    Bizim en çok cevapladığımız soru, yaşanılan şeyin aldatma olup olmadığıdır. O nedenle

    aldatmanın sınırlarınınçizilmesi gerekir. Aldatma bir bağlanma sorunudur. Özellikle narsist tepkiler

    gösteren insanlarda fazla görülür. Kendini daha yüksek gören, eşinden üstün olduğunu düşünen

    veya çevresindekiler tarafından böyle olduğu gözlemlenen, toplumda öyle yorumlar alan kişiler

    aldatmaya daha yakın görürler kendini.

    Aldatma bir bağlanma sorunudur. Bağımlı kişilerde de fazla görülür. İlişkideki sorunları

    çözemeyen, ayn zamanda da kopamayanlar, bir yandan sorunlardan dolayı aldatmaya

    sürüklenirken, diğer yandan daözgüven ve yalnız kalma kaygılarından dolayı da ilişki veya

    evliliğini bitirememektedirler.

    Kişi aldatıldığında adını koymak, nedenlerini bilmek, sorunu çözmek ister. Aldatmak mı-

    sadakatsizlik mi? “Bir kereden bir şey olmaz”, “duygusal olmadığı sürece sorun yok”, “görüşebilir

    ama önemli olan sevmesin”, “konuşsun ama dokunmasın” vs. gibi çok çeşitli yorumlar ve

    açıklamalar duyuyorsunuz. Esas sorun kişinin yaşadığı durumu nasıl algıladığıdır.

    Araştırmalarımda ortak bir tanım olmadığını gördüm. Benim kişisel aldatma tanımımsa şöyle;

    fiziksel ve duygusal anlamda partneri dışındaki biriyle gerek yaşam ve gerek etkinlik olarak

    yapılan tüm özel paylaşımlara aldatma denir. burada önemli olan paylaşımın özel olup

    olmadığıdır. Aldatmanın tam olarak tanımlanamaması, aldatmanın ve aldatılmanın çok değişik

    şekillerde algılanmasıyla ilgilidir. Algılamalardaki bu çeşitlilik aldatma çeşitlerini ortaya çıkarır.

    Sanal Aldatma:

    Son 10 yılda patlama gösteren aldatma çeşididir. Sanal cinsellik, sanal duygusallık birer

    aldatmadır. Sonuçta hayatınızda biri var ve siz başkası ile özel paylaşımlarda bulunuyor iseniz bu

    aldatmaya girer. Sanal yaşam, ortam itibariyle sanal, yaşattığı ve hissettirdikleri ile ise reeldir.

    Sanal aldatmanın artışının temelinde de sınırlar ve tanım sorunu halen mevcuttur.

    Duygusal Aldatma:

    Bu tip aldatmalar ağırlıklı olarak çatışma içindeki bireyin psikolojisini yansıtır. Yani kafasında

    oturtamadığı, ortamın uygun olmadığı, karar almak yerine heyecanı yaşamak amaçlıdır. Uzaklık

    (uzaklığın verdiği güven), merak, ilişkisindeki mutsuzluk, hayranlık, heyecan arayışı gibi etmenler

    duygusal aldatmayı doğurur. Ağırlıklı olarak kadınlarda görülür. Kendi ilişkisindeki boşluğu, yanlış

    evliliğinin eksikliğini, kendilik değerini bu tip bir ilişki şekliyle doldurmaktır.

    Cinsel Aldatma:

    Aslında kişi eşiyle her türlü cinselliği üst düzeyde yaşasa bile cinsel aldatma olabilir. Peki neden?

    Toplumumuzda bir kadını elde etmek erkek için her zaman bir güç ve kendini kanıtlamak olarak

    algılanmıştır. Özellikle en güzeli, en zoru elde etmek erkeğin prestij göstergesidir. Hepsi için iddia

    edilmese de ilişkilere bu şekilde bakılan ortamlarda büyüyen bir Türk erkeği ister istemez (biyolojik

    yapı hariç) her zaman aldatmaya yatkınlık gösterir.

    Flörtözlük :

    Adı konulmamış, şeklen sosyal ilişki gibi görünse de adını koyulmayan,karşılıklı beğeni ve ilgiye

    dayalı ilişki şeklidir. Hem beğenilmek, hem de beğenmek bu tip iletişim-ilişkilerin

    motivasyonudur.buradan bir ilişki çıkıp çıkmayacağı bilinmese de risk faktörü mevcuttur. Flörtöz

    yaklaşımlar, insanları motive eder, rahatlık ve özgürlük sağlar. Bir yandan hiç Bir şey yoktur. Bir

    yandan da karşılıklı beğeni vardır. Paylaşımlar, sözel veya davranışsal olarak somut olmadığı

    sürece aldatmadan sayamayız.

    İnsanlar Neden Aldatırlar?

    Koz Erkek psikolojisi, hormonal yapısı gereği cinselliği ilişkide temel dinamik olarak görür. Bize

    gelen danışanlarımızda ve ailelerimizde de gördüğümüz kadarıyla erkeklerin en çok şikayetçi

    oldukları nokta cinselliktir. Erkeğin aldatmasının altında yatan nedenlerden biri, eşinin cinselliği bir

    silah ya da koz olarak kullanmasıdır. Erkek cinsellik için boyun eğmemek ayrıca kendini muhtaç

    hissetmemek için aldatma girişiminde bulunur. Aynı şekilde, kadın da erkeğin ilgi ve sevgisini

    kazanabilmek için aldatma girişimde bulunabilir. Cinselliğin koz olarak kulanılması, yüksek

    kırılmışlık ve gizli öfkenin göstergesidir. Eğer cinsellik eşlerden biri tarafından koz olarak

    kullanılırsa, diğer taraf mahrum kalma ve dışlanma duygusu ile aldatmayı hak olarak görür. Hem

    hak olarak görür hem de mahrumiyetin cezası olarak algılar.

    Kompleksler Kişi her yaşta güçlü olmak ve beğenilmek ister. Böyle durumlarda iyi hissetmek için

    aldatma yoluna başvurabilir. Özellikle kendinden küçükler ile bu olayı gerçekleştirmeleri hala işe

    yaradıklarını görmeleri bakımından kişileri daha mutlu eder. Kadınlar ve erkeklerde menopoz-
    antropoz dönemine yakın yaşlarda genç partnerler ile aldatma yaşanır. Yaşlılığı kabul etmek

    istemeyen, kendini kanıtlamak,özgüven kazanmak isteyen erkek ve kadınlarda sık rastlanılan bir

    durumdur. Magazin basınında çok sık görüyoruz; ileri yaşlardaki erkek ya da kadınların genç

    sevgilileriyle boy göstermeleri, yaşlarını görmezden gelmek ve hala beğeniliyor olduğunu

    göstermek için yapılan bir davranıştır. Aynı zamanda hayatın anlamsızlığına ve ölüm korkusuna

    bir meydan okumaktır bu tip aldatmalar.

    Psikolojik Nedenler

    İnsanların sosyal anlamda temel ihtiyaçları kabul edilmek, beğenilmek, onaylanmak, güvenmek ve

    sevilmektir. Kişi kendini mutsuz, önemsiz, değersiz hissettiğinde bu temel ihtiyaçlarını

    giderebilmek için çareler arar, başka birilerinin kendisine değer vermesi, onu mutlu eder. Özellikle

    depresyonda olan erkek ve kadınların hem riskli davranışları hem de kendini değerli hissetmeleri

    aldatmaya sürükletir. Hem değer görmek hem de halen ilgi çektiğini görmek depresyonda

    olanlarda olumlu etki yapmaktadır. (Bir nevi antidepresan etkisi.) Erkekler, kadınların hamilelik,

    doğum sonrası ve depresyon durumlarında, beklediği ilgi ve cinselliği göremediğinden aldatma

    kayabilir.

    Aldatan kişi yakalanmadığı sürece davranışa devam eder, sonuçlarını hep düşünür aslında; ama

    içsel çatışmayı da aşamaz. Genelde aldatma sonrası vicdani rahatsızlık oluşur. Akabinde de

    suçluluk duygusu ortaya çıkar. Bazen kişi kendini daha iyi hissetmek için eşinin/sevgilisinin

    hatalarını arar. Sanki bedeliniödetmiş düşüncesiyle o hata yaptıkça kişi kendisini daha iyi

    hisseder. Aldatmalarda kişi aldatmanın nedenini kendisi dışında başka nedenlere dayandırdıkça

    kendisini daha iyi hissedeceği için, devamlı eşinin veya partnerinin hatalarını görmek ister. Aksi

    takdirde eşinin mükemmel olması, aldatanın vicdani rahatsızlığını daha da arttırır. Aldatan kişi, eşi

    kendisine iyi davrandıkça kendini daha kötü hissedebilir. Bu durumda da ayrılmayı huzursuzluktan

    dolayı daha fazla isteyebilir

    ilişkisel (evlilik) Nedenleri Evlilikte yaşanan sorunlar ve eşlerin ilişki içindeki hareketleri de

    aldatmaya sürükleyen nedenlerden bazılarını oluşturur. Bunlardan bazıları aşağıdadır.

    • kontrol etmek ve tahhakküm altına almaya çalışmak

    • ilgisiz ve sorumsuz eş

    • cinsel tepkiler ve reddediliş

    • devamlı alttan alma, pasiflik.

    • Bağımlı veya narsist kişilikli eşlerin varlığı

    • sevmeden evlenmek,sadece sahip olunan nitelikler için ilişki yaşamak ( para, kariyer,şekil,statü

    vs)

    • otorite savaşları

    • bencil eş

    • eşlerin çoçuktan sonra rol kaybı.( eş olmayı unutup sadece anne veya baba olmak)

    • yüksek beklentiler ve hayal kırıklıkları

    • psikolojik sorunlar ve kişilik yapıları

    • aldatan-aldatılan anne baba ile büyümek-tanık olmak

    Aldatılan Kişi Neler Yaşar ?

    Aldatılan kişi, kendini yetersiz, beğenilmeyen, ilgi çekmeyen biri olarak görür. Bunun sonucunda

    haksızlığa uğradığını düşünen, öfkeli ve partnerine dokunmak istemeyen bir eş ortaya çıkar.

    Aldatılan kişilerde “keşke”ler çoktur. İlişkisinde harcanan emek, zaman, yaptığı fedakarlıklar,

    gösterdiği sadakat vb. tümü zihninden film şeridi gibi geçer. Aynı zamanda kişi aldatanı aldatma

    girişiminde de bulunur, asıl amaç aldatmak değil, intikamdır.

    Aldatmalarda tek neden kişinin eşiyle yaşadığı ilişkisinde cinsel ve duygusal anlamda doyuma

    ulaşmaması değildir. Çocukluğundan itibaren değersizlik duygusu içinde büyüyen biri uygun

    ortamda bu duygusunu tatmin etmek için aldatabilir. Bazen kişi bir anlık heyecan için de bunu

    yapabilir.

    Aldatan insanlar aslında kötü insandır diyemeyiz. Bunu bir suç olarak değil sapma olarak görmek

    daha doğru olur. Yaşanan bir aldatma olayının aldatma olup olmadığı dışarıdan yapılan gözlemle

    değerlendirilemez. Aldatılanın hissettiği rahatsızlık duygusuyla paraleldir; siz ne kadar çok

    rahatsız iseniz, o olay o kadar çok aldatmadır.

    Kabulleniş:

    Bazı durumlarda aldatılan kişi sonuçlarını ve ağır psikolojik etkilerini kaldıramayacağını düşünerek

    durumu görmezden gelir ya da reddeder. Bu durum ileriki yıllarda aldatılan tarafından ısıtılıp

    ısıtılıp tekrar gündeme getirilir. Yani yeri ve zamanında verilmeyen bir tepki, büyüyerek ve

    psikolojik rahatsızlıklara yol açarak gösterir kendini. Mesela yapılan araştırmalarda, aldatılmanın

    temel bir depresyon nedeni olduğu tespit edilmiştir. Böyle durumlarda uzmandan destek almak

    gerekir.

    Evli kişiler,, genelde evliliğini riske sokmayacak, kendisinden çok şey beklemeyecek birini arar.

    Gerek kadın gerekse erkeklerde bu kaçınılmazdır. Bir yandan kendisini ve geleceğini garantiye

    alan evliliğini koruma, bir yandan da şu anı mutlu yaşama isteği ağır basar. Aslında yapılması

    gereken, mutluluğu dışarıda aramak ve sonu olmayan anlık zevkler yerine, evliliğini iyileştirmektir.

    Taraflardan birinin sosyo-ekonomik düzeyinin yükselmesi de aldatmayı doğurabilir. Eşlerden biri

    kendini ulaşılmaz gördüğünde diğer eş bunu aldatma ile aşmak isteyebilir. Aynı zamanda ona

    olan öfkesini buşekilde ifade eder. Aldatılan kişilerin yaşadıkları acıları bazı yazarlar, anne-babayı

    kaybetme üzüntüsü ile eşleştirmişlerdir. Hayatın film şeridi gibi gözünüzün önünde geçmesidir.

    Aldatılan kişinin sadece rahatlatılması değil, durumu analiz edip doğru yorumlaması için uzman

    desteği alması şarttır.

    Aldatılan kişi düşünce ve duyguları

    değersizlik pişmanlık suçluluk umutsuzluk öfke güçsüzlük Aldatılan kişi ile çalışırken bu temel

    duygu ve düşünce çerçevesinde çalışmak gerekir. Geçici iyi hissetmeler çözüm değil, kalıcı

    kalıntılara neden olur.

    Magazin basınında aldatmalar, birer kötü örnek olmakla beraber özendiricidir. Genelde aldatanın

    aldattıktan sonraki mutlu hayatı hep verilir. (Pınar Altuğ, Hüsnü Şenlendirici, Cem Hakko, Kaya

    Çilingiroğlu gibi.) Aslında verilen haberlerde aldatılanın yaşadıklarına da değinilmiş olsa ve

    aldatanlar yüceltilmek yerine eleştirilmiş olsa özendirici etkisi azalabilir. Kocasını ya da karsını

    aldatan birinin ertesi gün canlı yayına çıkıp hiçbir şey olmamış gibi program yapması

    düşündürücüdür.

    Her aldatma ilişkiyi bitirir mi?

    Kişinin yaşadığı duygusal travmayla baş edebilme gücü, problemin çözülebilme ihtimali, partnere

    olan güven, ilişkiyi koruma ve kurtarma isteği birer yol haritasıdır. Önemli olan bitirmek ya da

    bitirmemek değil, sorunun çözümüdür. Bu aşamalarda doğru insanlar ve kaynaklarla durumu

    paylaşmak yani üçüncüşahsı doğru seçmek ilişkinin akıbeti açısından önemlidir. Örneğin aldatılan

    bir kadının feminist bakış açısına sahip bir arkadaşından alacağı en muhtemel öneri “ayrılmasıdır.

    Aldatma ile ilişkiyi bitirmek aceleci bir karardır.acele etmeye gerek yok. istediğiniz zaman

    ayrılabilirsiniz zaten. ama önceli olan devam edilse d bitirilecekse de sağlıklı bir süreç

    izlenmesidir. ayrıldığında sorunun çözüleceğini düşünenler, ayrıldıktan sonra büyük sıkıntılar

    yaşarlar. soruların çoğu cevapsız kaldığı için aldatmanın taziyesi uzun sürer. Etkilerinden

    kurtulmadan, soruların cevabı alınmadan, analiz edilmeden karar alınmaması gerekir.

    Neler Yapılabilir?

    1. Aldatan kişi, bu durumu çözmek ve ilişkiyi toparlamak istiyorsa önce “evet aldattım, bütün kusur

    bende” demelidir. kabullenme olmadan iyileşme olmaz. tıpkı hastalık gibidir. hasta olduğunu kabul

    etmeyen ilaç içmez, tedavi olmaz. ve iyileşemez.

    2. Şüphelendiğinizde kurgu yapmak yerine, uygun bir ortam, iletişime açık bir ses tonu ve beden

    diliyle partnerinizle konuşun.

    3. Hissettiklerinizden bahsedin. Suçlamak ve hesap sormak sadece savunma yaratır.

    4. Eğer aldatıldığınız kesin ise, bunu onunla konuşun. Nedenlerini ve açıklamasını dinlemeden

    karar vermeyin.

    5. Olayı 3. kişilere anlatmadan önce, kendi aranızda çözmeniz gerekir. Sonuçta anlattıktan sonra

    ayrılmanız zorunlu hale gelebilir. bazı insanlar sadece olay ortaya çıktığı için ayrılmayı zaruri

    görev görür. insanların ondan bunu beklediğini sanır. çevrenizdekilerin ; “Neden halen berabersin,

    daha ne yapmasını bekliyorsun” gibi duyumlar ilişkiye devam etseniz bile sizi rahatsız edebilir.

    6. Aldatılan kişi, her zaman suçu kendinde aramamalıdır. nedenler ne olursa olsun aldatılmak

    kader değil.

    7. aldatılma sonrası cinselliğe devam etmek, aldatılanın özgüvenini kazanmak ve kaybetmekten

    korkmasının göstergesidir. cinsellik yaşamaya devam etse de duygusal olarak kendisi ile çatışır.

    bu süreçte aldatılan istemediği sürece cinsellik yaşanmaması gerekir. aldatılan ise cinselliği koz

    olarak kullanmamalıdır.

    8. Aldatmak, bir cinsiyet özelliği değildir. Kişinin yetişme tarzı, çocukluğu, sosyal yapının özelliği,

    evlilikten veya ilişkiden beklentisi bunu belirler. aldatılan kişi, ayrılsa da bu hatay karşı cinsin

    tümüne yüklemeden çözümlemelidir.

    9. Siz mükemmel bir eş olsanız bile eşinizin sizi aldatması onun sorunu ve özelliğidir. her aldatma

    %100 evlilik sorunu göstergesi değildir.

    10. aldatmalarda, aldatanın zayıflığını görmezden gelmemek gerekir.

    11. Erkeğin büyütülürken annesi tarafından “aslan oğlum, istediğini yap, sana kız mı yok” gibi

    telkinleri sadakati azaltır. Hep alternatifi olduğunu ve hep daha iyisini bulacağını düşünür.bu tip

    narsist benlik gelişimlerine engel olmak için yetiştirme şekillerine dikkat etmek gerekir.

    12. Aldatma bir bağlanma ve bütün olma sorunudur. Bazen sizin hiç bir sorununuz olmasa da

    aldatılabilirsiniz. Bu durum sizin dışınızda nedenlerden kaynaklanır. Kendinizi suçlamanız sonucu

    değiştirmez.

    13. Eğer eşinizi aldattıysanız ve tekrar yapmayacaksanız. ama pişman iseniz bunu eşinize

    anlatın..

    14. “Bir kez aldatan hep aldatır” doğru bir analiz değildir.

    15. Devamlı olarak aldatıyorsanız, siz ve eşiniz için en sağlıklısı ya destek almak ya da

    ayrılmaktır. Zaman ilerledikçe her iki tarafın da ruh sağlığını bozulabilir.

    16. Eşiniz sizi aldatmış olsa bile bunu çocuklarınız ile asla paylaşmayın.çocukları yanınıza

    almanız,sizi bu evlilikte her zaman haklı çıkarmaz.

    17. Aldatılmış olsanız bile intikam için aldatmayın. Bu sizin için ileride büyük değersizlik duygusu

    oluşturur.

    18. Eğer eşinizi aldatıyor ve kendinizi mutlu hissediyorsanız, sizde değersizlik temelli duygular

    veya gizli biröfke mevcuttur. Temelde kendini değersiz hissetmeler, belli aralıklarla geçici değer

    görmeler ile bunu kapatmaya çalışmak yerine psikoterapi almak en sağlıklısıdır.

    19. Aldatma resmi olarak boşanma nedenidir. Cezai olarak, hem aldatan hem de buna neden olan

    kişiye (3.kişiye)yasalarca ceza öngörülmektedir.

    20. aldatma sonrası yaşanan duygusal ve fiziksel sıkıntılar için destek alınması zorunludur. alkol

    almak, yok saymak,uykuya dalmak,ilaçlara sarılmak anlık rahatlık verse de taziyenin bitişini

    sağlamaz.

    21. aldatma olayı, bir ilişki için artçı deprem olarak görülüp ilişikiyi tekrar dizayn etmek için aynı

    zamanda olumlu bir fırsata dönüştürülebilir. aldatma sayesinde ilişkideki sorunlar,

    konuşulamayanlar, biriktirilenler ortaya çıkar ve çözümü için adımlar atılır.

    22. aldatma sonrası, en büyük sorun tekrar güvenmektir. aldatan kişi, aldatılanın güven ihtiyacını

    gidermek için sabırlı olmalı, sık sık sorulacak olan sorulara karşı tutarlı olmalı,pes etmeden

    cevaplamalıdır. güven sınaması için sizin telefon veya mail adreslerinizi incelemek isterse sadece

    bir süreliğine izin vermelisiniz. unutmayın, kırılan bir (öz) güvenin bedelsiz tamiri olmaz.

    23. aldatılan kişi, ne kadar merak ederse o kadar derine girer. bir noktadan sonra herşeyi

    detayına kadar öğrenmekten vazgeçmeli, bildiği kadarıyla kabul etmelidir. aksi taktirde sorunun ve

    merakın sonun olmadığını bilmelidir.

    24. aldatan kişi, bir an önce herşeyin normale dönmesi için aceleci davranmamalıdır. bu olayı

    basite almamalıdır.

    25. aldatılan kişi, daha fazla detay talep ederse ,bunlar açıklanmamalıdır. örneğin; eşinizin diğer

    kişiyle nasıl öpüştüğünü bilmeniz ne sizin ruh sağlığınıza ne evliliğinize bir fayda sağlamaz.

    26. eğer ilişkinizi düzeltmek istiyorsanız; ona karşı net olun. neler beklediğinizi, bundan sonra

    nasıl bir sistem istediğinizi belirtin. açık ve net olmak iki tarafın da yol haritasıdır.

    27. aldatılan kişi, evliliğindeki ve kişiliğindeki zayıf ve sorunlu kısımları fark etmeli, çözmeyi

    seçmelidir. Çünkü nedenler değişmedikçe sonuçlar da değişmez.