Uyku bozuklukları bebeklik döneminde daha fazla olmak üzere çocukluk yaş grubunun en sık şikayet konularından birisidir.
Çocukların % 20-30’unda aileler tarafından belirtilen ve doktora başvurulan uyku bozukluklarının bir kısmı uykuyu başlatma bir kısmı ise uykuyu devam ettirme sorunudur.
Görülme sıklığını söylemek mümkün değil ancak uyku sorunları içinde % 1-5 arasında yer alıyor. Giderek daha fazla görüldüğüne dair bir tespitim yok
Genellikle çocukluk dönemi uyku bozukluğu ola uyurgezerlik sıklıkla 4-8 yaş arasında ortaya çıkar ve engeç 15 yaşa kadar tamamen kaybolur. Erkek çocuklarda daha fazla görülür. Erkek çocuklarda neden daha fazla görülüyor belli değil. Bazı çalışmalarda ailede anne veya babada çok derin uyuduklarına ilişkin bilgi alınabilir.
Uyurgezerlik bir hastalık değildir. Uyku başladıktan sonraki ilk saatler içinde yani uykunun ilk evresinde ortaya çıkan uyanma sorunudur. Rüya görülmeyen derin bir uykudan uyanma problemidir. Yani uyanma istenmekte ancak başarılımamaktadır.
Çocuk yatağından kalkar, anlamsız hareketler, tekrarlayıcı hareketler yapar, dolaşmaya başlar. Gözler sabit bakar, konuşmalara cevap vermez, engelleri aşarak dolaşmaya devam eder. Yatağına geri döner. Ancak kaza ile de sonuçlanabilir. Gerçek uyanmadan sonra yaşadıklarını kesinlikle hatırlamaz.
Birkaç dakika ila 1 saat ancak genellikle 5-15 dk sürer.
Çok sık yaşanması, ergenlikte devamı durumunda araştırmalar yapılmalı, örneğin uyku epilepsileri ve psikolojik stres faktörleri incelenmelidir.
Yapılması gerekenler; çocuğun yattığı ve dolaştığı alanlarda tehlikeli olabilecek objeleri kaldırmak, kapı-pencereleri kapamak kilitlemektir.
Çocuğunuzu uyurgezer durumda gördüğünüzde sakin davranın, yüksek sesle uyarmak ve bağırmak ya da sarsmak kesinlikle yanlıştır. Uyandırmayın ve yavaşça yatağına götürün.
Tedavi kararı verildiyse psikolojik stres faktörleri belirlemeye çalışmak ve bu konuda destek vermek, çok sık tekrarlaması durumunda mutlaka uykunun elektrofizyolojik değerlendirmeleri yapılmalıdır. Gerekirse ilaç tedaviside önerilebilir
Sınav stresi kişide sinirlilik ve gerginlik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durumda kişiler sık tuvalete gitme ihtiyacı duyar. Uykusuzluk ve halsizlik de sınav heyecanının neden olduğu sorunlar arasında sayılabilir. Etkili bir iletişim ile sınav kaygısı ortadan kaldırılabilmektedir. Özellikle içinde bulunulan eğitim sistemi öğrencilerin kendilerini her zaman sınava hazır hissetmelerini zorunlu kılmaktadır. Öğrenciden daha heyecanlı olacak bir aile sorunun büyük bir yumak olup çoğalmasına neden olacaktır. Kazanma veya kazanamama sorgusu heyecanı ve endişeyi artıracak en önemli söylemler arasında sayılabilir. Kontrol edilebilecek şeylere odaklanmak her zaman sınava girecek kişilere verilmesi gereken bir tavsiyedir.
Sonuç Ne Olursa Olsun Demek Doğru Bir Yaklaşım Değildir
Sınav önemli değil, sonuç ne olursa olsun tarzı telkinler özellikle sorumluluk duygusu yüksek olan çocuklarda olumsuz sonuçlar yaratmaktadır. Elinden gelenin en iyisini yapacağına eminim tarzı söylemler zaten sınava hazırlanan çocuklar üzerinde olumlu etkiler gösterecektir. Her 4 çocuktan birinin sınav kaygısı taşıması sorunun boyutlarının net bir şekilde ortaya konmasını sağlamaktadır. Kızların bu konuda daha duyarlı olduğu yapılan araştırmalar ile netlik kazanmıştır. Bu sorun,
* Depresyon,
* Mide bulantısı,
* Bağırsak sisteminde bozukluklar ve
* Alerji gibi fizyolojik sorunların ortaya çıkmasını da tetikleyebilir.
Zihinsel rahatlama çalışmaları ile sınav kaygısından kurtulmak oldukça kolaydır. Bu aşamada sadece çocukların bilinçli olması yeterli değildir. Ailelerinde bu konuda evlatlarına destek olmaları şarttır.
Neden Heyecanlandığınızı Bilmelisiniz
Öğrenciler hangi sebeple heyecanlandıklarını iyi bilmelidir. Bu durum çözüme daha kolay ulaşılmasını sağlayacaktır. Sınav stresinin azaltılması için öğrencilerin gerekli hazırlıkları ideal bir şekilde tamamlaması gerekmektedir. Pozitif düşünceler ve başarmaya olan inanç kişinin sınav kaygısının yerini güvene bırakmasına neden olacaktır. Heyecandan kurtulmak isteyenlerin kendi kendini gevşetmeye çalışması ve ihtiyacı olduğu her anda bu tekniklere devam etmesi önerilmektedir. Stres ile ilgili olarak kesin tanımlamalar yapılamaması durumun ciddiye alınmamasına neden olmaktadır. Ancak sınav stresine engel olan kişilerin daha başarılı sonuçlar elde edeceği de kesindir. Stres bulunulan duruma göre sonuca olumlu ya da olumsuz etki yapabilir. Stresin neden olduğu konsantrasyon bozukluğu ve dikkat eksikliği sınava girecek olan kişiler için hiç iyi değildir.
Ufuk Kılıç
Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıç‘a aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.
Çocuk hekimlerine en sık başvuru nedenini ateş oluşturmaktadır. Çocuk muayeneleri ve acil servis başvurularının %10 ile %20 sinde esas yakınma nedeni ateştir.
Vücut ısısında yükselme olarak tanımlanan ateş beyinde(hipotalamus)ki bir bölge tarafından kontrol edilmektedir.Vücut ısısı gün içerisinde değişim gösterirsede, hipotalamus vücut ısısını oldukça dar bir aralıkta tutmaya çalışmaktadır.Karaciğer ve kaslarda oluşan ısının düzenlenmesi yine aynı bölge tarafından kontrol edilmekte ve vücuttan ısı kaybını sağlayan deri ve akciğerler aynı mekanizma ile düzenlenmektedir.
Vücut ısısında yükselme olarak tanımlanan ateş 3 değişik mekanizma ile ortaya çıkmaktadır.Enfeksiyon,malignensi ve kollagen vasküler hastalıklarda santral sinir sistemindeki hipotalamik bölgedeki ateş merkezinde ısı yükselmesi olmaktadır.Bu tip ateşlerde ateş düşürücüler ve çevre ısısının düzeltilmesi ile ateş düşürülebilmektedir.İkinci tip ateşte örneğin salisilat zehirlenmesi,hipertroidizm ve çevre ısısının arttığı durumlarda ısı kaybından fazla ısı oluşması söz konuşudur .Üçüncü tip ateş’de ısı kaybında sorun vardır. Bu duruma örnek olarak sıçak çarpması,bazı deri hastalıkları ve zehirlenmeler verilebilir.Ateş düşürücüler ikinci ve üçüncü tip ateşlerde etkili değildir.
Ateşin ortaya çıkması oldukça karışık bir mekanizma ile oluşmaktadır.Eksojen pirojenler (Bakteri,virüs,mantar enfeksiyonları ve bazı ilaçlar)fagositik hücreleri uyarmakta ve endojen pirojenlerin salınımına yol açmaktadır.Bu maddeler prostaglandin E2 uyarmakta ve prostaglandin E2’nin hipotalamusu uyarması sonucunda ateş ortaya çıkmaktadır. Özette ateş oluşum mekanizması son derecede karışık bir sistemdir.Burada kısaltılarak verilmeye çalışılmıştır ve bazı ayrıntılar atlanmıştır.
Yukarıda oluşumun özetlemeye çalıştığım ateş klinikte bazı belirtilerle ortaya çıkmaktadır.Vücut ısısı yükselince başlıca dört evreden bahsedilebilir
1.Evre-Prodromal dönem Hasta kendini iyi hissetmez. Vücut ısısı normaldir.
2.Evre-Titreme dönemi Hasta üşür ve kendini soğuk hisseder vücut ısısı yüksektir.
3.Evre-Kızarma dönemi Hasta kendini daha iyi hisseder ,deri sıcak ve kurudur.
4.Evre-Terleme dönemi Bu evrede ise deri ıslak olup,vücut ısısı düşmeye başlamıştır.
Ateşin tanımı oldukça zordur.Vücudun çeşitli bölgelerinde ölçülen değerler farklı olduğu gibi,gün içindeki değerlerde de farklılıklar vardır. Rektal(Anus) 38 ° C
Ağız 37,5 ° C
Koltuk Altı 37,2 ° C
Kulak 38 ° C
Çocuklardaki ateşin başlıca nedeni enfeksiyonlardır.
Viral ve bakteriyel enfeksiyonlar
Üst solunum yolu enfeksiyonları
Mide-bağırsak enfeksiyonları
Kulak enfeksiyonu
Krup,bronşiolit ve diğer alt solunum yolu enfeksiyonları
İdrar yolu enfeksiyonları başlıca ateş nedenlerini oluşturmaktadır.
Enfeksiyonların dışında aşı uygulamalarından sonrada ateş görülebilir.Aşılama sonrası gelişen ateş oluşumu ve görülme zamanı aşının tipine göre değişmektedir.
Fazla giydirilen çocuklarda da ateş yüksek bulunabilir. Çocuğun giysilerinin hafifletilmesi ile ateşin düştüğü görülür.Diş çıkarma döneminde görülen ateş tartışılan bir konudur Genellikle diş çıkarmaya bağlı ateş yüksek bir ateş olmayıp kendiliğinden düzelmektedir.
Ateşli çocuğun tedavisi konusunda tartışmalar mevcuttur.Ateşin bir savunma mekanizması olduğu görüşü yanısıra ateş tedavisinin önemli olduğunu vurgulayan çalışmalarda vardır. Ateşli çocuklar genellikle başlangıçta aileler tarafından önemsenmez ve evde tedavi edilmek istenirse de ateşli çocuğun değerlendirilmesi ve bu değerlendirmenin hekim tarafından yapılması son derece önemlidir.
-Eğer bebek üç aydan küçük ve ateşi 38° C ise
-Üç aydan büyük bir çocukta ateş 38° C veya daha yüksek ve çocuğun görünümü iyi değilse
-Üç ay-otuz altı ay arasındaki bebek çocuklarda ateş 38,9° C ve üstünde ise
-Herhangi bir yaştaki çocukta ateş 40° C ve üzeri ise
-Çocuğun öyküsüne ateşli havale mevcutsa
-Ateşle birlikte döküntüleri mevcutsa
-Çocukta kronik hastalıklar örneğin;kalp hastalığı,kanser,lupus ve orak hücreli anemi tanısı ile takip ediliyorsa bu durumda çocuğun mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Ateşli çocukta yapılacak öncelikle yaklaşım ateşin düşürülmesidr.Bu durumda;
-Çocuğun giysileri çıkarınız veya azaltınız
-Çocuğun bulunduğu odayı serinletiniz
-Sıvı almasını artırınız
-Ilık suyla banyo yapmasını sağlayınız.
Oda ısısının 22-23 °C ve banyo su ısısının 29.4 °C ve 32.2° C arasında olmasına dikkat ediniz.Ateş yukarda belirttiğim işlemlerde düzelmez ve ateş yükselmeye devam ederse bu durumda Dr ile görüşünüz ve ateş düşürücülere başlayınız.Çocuğunuzun dinlenmesini sağlayınız.
Ateş düşürücüler(antipiretik)ajanlar ne şekilde etki etmektedir yan etkileri söz konusumudur ve veriliş yolları (Tablo 1ve Tablo 2) de özetlenmiştir.
Tablo1:Ateş düşürücü ajanların etkileri. Ateş düşürücü Ağrı kesici Ödem çözücü etki etki etki (Antipretik) (Analgezik) (Antinflamatuvar) üüSalisilatlar : ++ + +
Parasetomol : + + sınırlı
İbuprofen : ++ + +
Ketoprofen : + + +
Nimesulid : ++ + +
Tablo2:Ateş düşürücü ajanların toksik etki,yan etki ve veriliş yolları.
İbuprofen : Akut böbrek yetmezliği Az Şurup Tablet
Ketoprofen : Akut böbrek yetmezliği ? veya az Şurup Tablet
Nimesulid : Akut karaciğer ve + Şurup böbrek yetmezliği Tablet
*Aspirin 18 yaşından küçük çocuklarda verilmesi;nadir ve ciddi bir komplikasyon olan Reye sendromu nedeniyle önerilmemektedir.
*Ülkemizde çocuklarda Nimesulid kullanımına 2002 yılından sonra kısıtlama getirilmiştir.
Çocuklarda ateşin düşürülmesi son derece önemlidir.Ailelerin ateş düşürme konusunda eğitilmelidir. Ateş bir savunma mekanizması olmakla beraber ateşin oluşturduğu yan etkiler önemlidir.
Ateşin oluşturduğu en önemli yan etki febril konvülziyon diye adlandırdığımız ateşli havalenin oluşumudur.Febril konvülziyon vücut ısısının artması ile ortaya çıkar. Çocuklarda görülme sıklığı %2 ile %5 arasında değişmektedir. En sık görülme aralığı 6 ay -5 yaş olup 18.ayda pik yapmaktadır.Basit,Komplike Epileptik formda febril konvülziyonlar görülebilir.Önemle üzerinde durulması gereken bir nokta febril konvülziyon ile epileptik nöbetlerin karıştırılmamasıdır.
Febril konvülziyonlu çocuklarda ateş nedenini saptamak ve tedaviyi planlamak esastır. 6ay-5 yaş arasındaki hastaların öykülerinde bir veya birden fazla febril konvülziyon öyküsü mevcut olsa bile,tedavide antikonvülzan ilaçların önerilmesi söz konusu değildir.
Ateşli çocukta ateşin düşürülmesi son derece önemlidir.Yukarıda belirttiğim ateşin düşürülmesi metodların yanı sıra ateş düşürücüler de bu amaçla kullanılmaktadır.Ateş düşürücü ilaçlar arasında en çok kullanılan parasetamol ve ibuprofendir. Ancak bir çok hastada bu ilaçların tek başlarına kullanılmalarının yeterli olmadığı görülmektedir. Bu durumda ardışık antipiretik tedavi gündeme gelmektedir. Ardışık antipiretik tedavisi konusunda bazı tereddütler olduğu şüphesizdir.Sonuçta oldukça karışık bir mekanizma ile ortaya çıkan ateşte ateşin düşürülmesi ve ateş nedeninin saptanması için hekime müracaatın en doğru yaklaşım olduğu unutulmamalıdır.
Genel anlamda günlük hayata dair kaygılardan kaynaklanan panik atak günümüzde yoğun olarak yaşanmaktadır. Yaşanan kaygılar ve korkular alt benliğe yerleşmekte ve ardından nöbetler halinde dışarıya çıkmaktadır. Pek çok kişi tarafından önemsiz bir durum gibi görülen nöbetler önlem alınmaması halinde ciddi sorunların yaşanmasına neden olabilir. Kendini bir hiç gibi hissedecek olan kişi kısır bir döngünün içine girerse buradan kurtulması daha zor olacaktır. Panik atak belli bir yaşta grubunda görülmemekle birlikte başlangıç yaşı 18 ve yukarısı olmaktadır. Tam anlamıyla tedavi edilemeyen panik ataklar ileride kişinin psikolojik açıdan büyük sorunlarla karşılaşmasına neden olabilir.
Panik Ataklar Günlük Hayatı Etkiler mi?
5 ila 45 dakika arasında sürebilen ataklar günlük hayatı olumsuz yönde etkilemektedir. Sadece sosyal hayatı değil aynı zamanda da iş hayatını etkileyen sorun, psikolojik ya da fiziksel etmenlerden kaynaklanıyor olabilir.
* Kaygı bozukluğu,
* Madde kullanımı,
* Tiroid bozukluğu,
* Sosyal fobi,
* Kontrolsüz ilaç kullanımı ve
* Gizli şeker panik atak geçirilmesine neden olabilmektedir.
Panik atak geçiren kişilerin ve yakınlarının öncelikle atak esnasında ne yapacağını çok iyi bilmesi gerekmektedir. Nöbet geldiğinde sakin kalabilmek ve bir yere oturmak çok önemlidir. Mümkünse uzanmak ve kendi kendine teselli vermek etkili bir yaklaşım olabilir. Bu süreç içinde kesinlikle alkol ve sigaradan uzak durmak gerekmektedir. Kişinin sorununun tespit edilebilmesi ve önlemlerin buna göre alınması önerilmektedir.
Gerginlikten Kurtulma Terapileri
Panik atak teşhisi konmuş kişilerde tedavi sürecine destek olarak nefes egzersizleri, refleksoloji, spor ve egzersiz, yüksek motivasyon uygulamaları da etki gösterecektir. Panik ataklarının oluşumunu etkileyecek ilaç tedavileri sadece hekimlerin uygun görmesi halinde kullanılabilir. Panik atakların ölüme neden olmayacağı bilinmelidir. Kişinin soruna neden olan kaynağı belirleyebilmesi tedavinin seyrini de tamamen olumluya çevirecektir. Panik atak hastaları kolaydan zora yapamadıkları aktivitelere karşı denemeye tabi tutulmalıdır. Zaman içinde gelişecek olan sağlık durumu kişinin kendi gayreti ile beklenen seviyeye gelecektir. Bu aşamada panik atak yaşayan kişinin ve çevresinin destekleyici rol oynaması son derece önemlidir. Bu sorun ile mücadele etmek için destek almaktan çekinmeyin.
Ufuk Kılıç
Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıç‘a aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.
Bebek beslenmesinde anne sütünün önemi sayılamayacak kadar çoktur. Fakat sacayağı dediğimiz bir üçleme vardır. Bunlar:
a) Anne sütü hijyeniktir, yani mikrop barındırmaz buna karşılık tüm mikrop çeşitlerine karşı koruma özelliği vardır. İçinde canlı olarak koruyucu hücreler bulunur. Hastalıklara karşı antikorlar içerir. Bağırsakta bulunan faydalı bakteriler anne sütü ile beslenip çoğalırlar ve bebeği korurlar.
b) Ekonomiktir, hiçbir masrafı yoktur, son derece besleyicidir, 6 ay boyunca başka hiç bir şey verilmeksizin (su dahil) bebeği besleme özelliği vardır.
c) Psikolojik yararları çoktur. Anne sütü alan bebekler ileride sosyal ve psikolojik olarak daha dengeli olurlar. Daha mutludurlar. Annesini göğsünde iken ten teması onu yaşamı boyunca daha mutlu yapar. Annesi ile göz teması sayesinde otizm, hiperaktivite ve konsantrasyon bozuklukları daha az görülür.
2- Anne sütü hangi etkenlerle azalır? Anne sütünü artırmak için ne yapmalıyız? Anne sütünü azaltan en büyük neden psikolojik sorunlardır. Bu nedenle anne sütü verirken anneler mutlaka huzurlu ve mutlu bir ortamda bulunmalı ve ailenin tüm fertleri ve diğer yakınları tarafından süt verme yönünde desteklenmelidir. Anne sütünün tam bir gıda olduğu, bebeği tam beslediği vurgulanmalıdır.
Bazen de ateşli hastalıklar, organlara ait bozukluklarda süt azaltabilir. Bu durumlara daha nadir rastlanır. Sütü artırmanın en önemli yolu daha hamilelikten itibaren anne adayını süt verme yönünde desteklemektir. Ayrıca bol sıvı ve süt artırıcı çayları vermekte yarar sağlayabilir.
3- Anne sütü olmadığı ya da yetersiz olduğu durumlarda anneler nasıl bir yöntem izlemelidir ve bebeklerini ne ile beslenmelidir? Anne sütünün yetersizliğine az rastlanır. Bunu anlamanın en önemli yolu bebeği yakından izlemektir. Anneyi süt verme yönünde desteklemek, süt verme yolu ve tekniklerini göstermek, çocuğun düzenli kilo aldığını tartarak izlemek önemlidir. Ender olarak sütün az geldiği durumlarda (kilo alamama, devamlı göğüste kalma isteği gibi) anne sütüne uyumlu ek formül mamalar verilebilir.
4- Sütün bebeklerin bağışıklık sisteminin gelişmesindeki rolü: Anne sütünde bebeklerin bağışıklığını artıran ve sürdürülebilir olmasını sağlayan birçok hücre ve madde mevcuttur. Bunlar arasında lenfosit dediğimiz hücreler, birçok antikor ve enzimler, prebiyotik dediğimiz bebeklerin bağırsağında bulunan faydalı bakterileri besleyen maddeler sayılabilir.
5- Bebeklerin günlük süt ihtiyacı ne kadardır? İdeal ölçü nedir? Bebeklerin günlük süt gereksinimi onların kilolarına göre hesaplanır. Bebeğin kilosu 150 ile çarpılırsa 24 saatteki süt ihtiyacı bulunmuş olur. Diğer bir deyimle ilk 6 ayda bebekler kilo başına 150 cc. süte gereksinim duyarlar. Örneğin 5 kilo gelen bir bebek günde 750 cc. civarında süt alırsa bu onu yeterince beslemiş olur.
6- 6. aydan sonra ek gıdaya başlanıyor bu durumda günlük süt ihtiyacı miktarı değişir mi? Bebekler 4-6 ay arasında ek gıda alırlar. Bebeğin ayına göre başlangıç mamaları, devam mamaları ve veya devam sütleri verilebilir. Bu mama ve sütler anne sütüne yakın olmalı, bebeğin bağışıklığını destekleyen maddeler (prebiyotik, nükleotid gibi) içermeli ve bebeğe yeterli miktarda verilmelidir. (Örneğin günde 500-750 cc. gibi).
7- 6. Aydan itibaren ek gıdalara başlandığında bebeklerde günlük süt ihtiyacını karşılayabilmek için nasıl bir beslenme yöntemi izlenmelidir? 6. aydan itibaren bebeklere iyi bir beslenme programı hazırlamak gerekir. Aylık izlenimlerle bebeğin boy, kilo, baş çevresi, fiziksel, nörolojik ve psikolojik gelişmeleri kaydedilmelidir. Yeterli kalori, protein, mineral ve vitamin alımı çok önemlidir. Bunlar adapte ve formül mamalarda, kaşık mamaları ve kavanoz mamalarında yeteri kadar vardır.
8- Anneler, bebeklerine yeterli süt verip vermediklerini nasıl anlayabilirler? Bebeklerin yeterli süt alıp alamadıkları fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişmeleri ile anlaşılır. Boy, kilo ve baş çevresi aylık kaydedilmeli ve çocuklar iyi bir şekilde izlenmelidir.
9- İştahsız ya da süte direnç gösteren bebekler için anneler ne tür beslenme yöntemleriyle günlük süt ihtiyacını tamamlayabilirler? İştahsızlık bebeklerde göreceli bir kavramdır. Gelişmesi normal olan bir çocukta iştahsızlık yok denebilir. İştahsız bebekler için geliştirilmiş bazı mama ve devam sütleri kullanılabilir. Günlük süt gereksinimini alan bir bebekte iştahsızlık yok denebilir.
10- Bebek beslenmesinde 6.aydan sonra da yeterli süt tüketiminin önemiyle ilgili eklemek istedikleriniz…. Bebek beslenmesi onların tüm yaşamını etkilediği için, bilinçli, düzenli, sürdürülebilir olmalı, anne- babalar bu yönde desteklenmeli ve cesaretlendirilmelidir. Anne sütü, ona yakın gıdalar, devam mamaları ve devam sütleri hakkında ebeveynlerin bilgilendirilmesi vazgeçilmez yaklaşım olmalıdır.
Tüm dünya çocuklarına sağlık ve mutluluklar…
Bebeğinizin günlük anne ya da devam sütüne ne kadar ihtiyacı olduğunu biliyor musunuz? www.sutumyeterlimi.com
Çocuğunuzun toplum içinde kendini iyi ifade etmesini istiyorsanız Ona mutlaka özgüven aşılamalısınız. Akademik açıdan okul hayatında başarının sırrı özgüvende saklıdır. Hakkını arayabilen ve toplumsal duyarlılığa sahip olan kişilerin mutlaka yeterli özgüvene sahip olması gerektiği bilinmelidir. Okula başlama yaşının her geçen sene daha erkene inmesi aile beklentilerinin de aynı oranda artmasına neden olmaktadır. Yoğun hayat temposuna ayak uydurabilmesi için çocukların sağlam bir sinire ve yeterli özgüvene sahip olması gerekmektedir. Öz farkındalık olarak açıklanabilecek olan ait olma duygusu çocuklarda özgüvenin sağlanması için en temel faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ailenin Sorunlara Yaklaşma Biçimi Nasıl Olmalıdır?
Çocuklar ilk ilişkilerini aileleri ile kurmaktadır. Bu aşamada yaşanan sorunlar çocuğun bocalamasına neden olurken her istediği yapılan bir çocuk gerçek hayatta aradığını bulmakta zorlanacaktır. Çatışma ve zorluklarla nasıl baş edebileceğini ailesini rol model alarak belirleyen çocuklar bu alanda ne kadar iyi yetiştirilirse okul ve iş yaşamında da o kadar başarı sağlayabilmektedir. Ailenin desteği ile sağlanabilecek özgüven için öncelikle çocukların şartsız sevgiye ihtiyacı olduğu bilinmelidir. Başına ‘’ Ama ‘’ eklenmemiş bir sevgi bir çocuğun sadece ailesinde bulabileceği bir özelliktir. Çocuğa güvenmek ve Ona başarabileceği sorumluluklar yüklemek zaman içinde gelişmesini sağlayacaktır. Çocuğun anlattıklarını dikkatli, kesintisiz ve sorgulamadan dinlemek Ona kendini iyi hissettirecektir.
Uyarılarınızı Tekrar Etmekten Sakın Kaçınmayın
Kararlı bir şekilde kurallar koymak ve gerektiği zaman bunları tekrar etmek kuralsız bir yaşama oranla çok daha büyük avantajlar getirmektedir. Çocuğun ilgi alanına göre sınırlı riskler almasını desteklemek her şartta yanında olacağınızın kesin bir göstergesi olacaktır. Risklerle beraber yaşanacak yanlışlıklarda da çocuğun yanında ve tarafında yer almak ailelerin en önemli görevleri arasında yer almaktadır. Hiçbir konuda kıyaslamaların yaşanmadığı bir ilişki öz değerlerin yükselmesine neden olacaktır. Hislerin gösterilerek yaşanması mış gibi yapmak zorunda kalınmaması çocuğun her türlü duruma hazırlıklı olmasını sağlayacaktır. Cesaret vermek ve her aşamada çocuğu yüreklendirmek hem en iyiye hem de ileriye gitmeye yarayacaktır. Günümüzün en popüler konularından biri olan empati çocuklara özgüven aşılanması konusunda da devreye girmekte ve büyük önem taşımaktadır.
Ufuk Kılıç
Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıç‘a aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.
Vücut ısısının normal değerlerinin üzerine çıkması ateş olarak tanımlanır.Vücut ısısı gün içerisinde değişim göstermektedir.Normal ısı koltuk altından 36,4°-36,7°C Ağızdan ölçülen ısı ise 36,6°- 37° C dir.
Ateş ölçümü için farklı vücut bölgeleri kullanılmakta ve ısı ölçerler (termometre)ile ateş ölçümü yapılmak tadır.Ölçümün yapıldığı bölgeye göre değerler değişebil mektedir.Ölçümde ateş olarak değerlendirdiğimiz kriterler aşağıda belirtilmiştir.
Koltuk altı 37,2°C Kulak 37,5°C Ağızdan 37,5°C
Rektal ölçümde 38°C nin üzerindeki ölçümler ateş olarak kabul edilmektedir.
Koltuk altı (Aksiller) ölçüm: Bu ölçümün güvenilir olması için çocuğun koltuk altının kuru olması gerekir, Ölçüm için gereken süre civalı cam termometre ile 5 dakika olarak belirlenmiştir.
Kulak (Timpanik) ölçümü: Altı aylıkken küçük bebeklerde kullanımı zordur.Ölçüm yapacak şahsın aleti kulağa yerleştirmeden önce kulak kepçesini geriye doğru çekmesi ve ateş ölçeri daha sonra yerleştirmesi gerekir.Kısa sürede 2 saniyede sonuç alınır uygulanması kolay ve hijyeniktir.Eğer çocuk soğuk bir günde dışardan geliyorsa ölçüm yapmak için 15 dakika beklemek gerekir.Kulak tüpleri ve kulak enfeksiyonları ölçümde hataya neden olmaz.
Ağız içinden (Oral) ölçüm: Ağız içinden yapılan ölçümün sağlıklı olabilmesi hastanın kooperasyon uyumuna bağlı olduğu için 4 veya 5 yaşından büyük çocuklarda ateşin bu yolla ölçümü önerilmektedir.
Termometre su ve sabunla yıkandıktan sonra ağızdan ölçüme hazır hale gelmektedir.Ağız içinden yapılan ölçümün sağlıklı olabilmesi için çocuğun en az ölçüm den 30 dakika önce soğuk veya sıcak herhangi bir gıda almaması gerekmektedir. Ölçüm için gerekli süre civalı termometre ile 3 dakika digital termometre için 1 dakikadır.
Rektal (Anus) ölçüm: Vital bulgular stabil seyreden hastalarda tercih edilmektedir.Digital termometre ile 1 dakika civalı termometre ile 3 dakikada sonuç alınmak tadır.Rektal ölçüm yenidoğan ve süt çocuklarında perforasyon riski taşımaktadır.Gerek komplikasyon gerekse psikososyal nedenlerle son yıllarda az kullanılmaktadır.
Ateş ölçümü için önerilen en uygun ölçme şekli aşağıda belirtilmiştir.
Yenidoğan – 3 ay Rektal
3 ay – 3 yaş Rektal Koltuk Altı Kulak (6 aydan sonra)
4 – 5 yaş Rektal, Koltuk altı, Ağız
5 Y Ağız, Koltuk altı
En güvenilir ateş ölçüm bölgesi rektal bölgedir.Ağız içinden (oral) yapılan ölçümün güvenilir olduğu bilinmektedir.
Ateş günlük aktivite ve yaş ile değişiklik gösterir. Gün içinde ateş değişimi vardır.En yüksek ateş öğleden sonra ve akşam ölçülürken,sabah ve gece yarısı ateş ölçümü en düşüktür.Günlük ateşteki değişim sabah akşam 0,5°c olarak değişmektedir.Ateşli bir hastalık geçiren çocuklarda ise sabah akşam değişimi 1°c civarındadır ve bu durum bir süre sonra kendiliğinden düzelir.Genellikle bebeklerde ve erken çocukluk döneminde vücut ısısı büyük çocuk ve erişkinlere kıyasla daha yüksek olabilmektedir.Bu durumun bebek ve çocuklardaki yüksek metabolik aktiviteye bağlı olduğu düşünülmektedir.
Ateş tek başına bir hastalık değildir.Hastalığın bir işareti veya bulgusudur.Vücudun enfeksiyonlara karşı bir savaş mekanizmasıdır.Ateş savunma mekanizma larını uyararak enfeksiyonlara karşı korunmayı sağlamaktadır.Ateşle birlikte metabolizmada hızlanma başlar,oksijen kullanımı ve karbon dioksit oluşumu artar.Bütün bu değişiklikler sonucunda solunum ve dolaşım sistemi etkilenir.Ateşli çocuklarda solunum sayısı ve kalp atışları hızlanır,çocukların huzursuz olduğu görülür.Ateşin arzu edilmeyen bir diğer yan etkisi de özellikle 6 ay-5 yaş arasındaki çocuklarda görülen ateşli havale (febril konvülziyon) dur.
Ateş bebek ve çocuklarda acil servise başvurma nedenlerinin başında yer almaktadır.Özellikle 3 yaş altı çocuklarda ateş genellikle ilk belirti olarak ortaya çıkmaktadır.Yaş gruplarına göre değişmekler birlikte çocuklarda sıklıkla solunum yolu enfeksiyonları,idrar yolları ve gastroentestinal enfeksiyonlar ateşe yol açmaktadır.Bakteriyel enfeksiyonların yanı sıra birçok viral ajan ateşe neden olmaktadır.Ateşli hastalarda her zaman ateş nedenini saptamak mümkün olmaz ve çoğunlukla ateş düşürüldükten ve nedene yönelik tedavi planlandıktan sonra klinik tablo düzelmektedir.
Her aile çocuğunun okumasını, başarılı olmasını ve geçerli bir meslek sahibi olmasını istemektedir. Okul başarısızlığı ve zekâ arasında doğru orantılı bir ilişki yoktur. Eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunlar çocukların bazen hiçbir sebebi olmadan da başarısız olmasına neden olmaktadır. Her aile çocuğunu en iyi şartlarda eğitebilmek için yeri geldiğinde maddi olanaklarının üstünde bir çaba sarf etse de sonuç her zaman istendiği gibi olamayabilir. Özellikle ilkokul döneminde sosyal faaliyetlere çok fazla zaman ayrılması gerekirken sistem bunun tam tersine göre organize olmakta ve işlemektedir. Öğrenmenin en temel koşulu çocukların bulundukları yaşa uygun zekâ ve kavrama becerisine sahip olmasıdır. Okul başarısı için zihinsel olgunluğun tek başına yeterli olmadığı aileler tarafından mutlaka bilinmelidir.
Normal Zekâ Seviyesine Sahip Çocuklarda da Başarısızlık Görülebilir
Normal zekâ seviyesinde olmasına karşılık derslerinde başarısız olan çocukların sorunları ile ilgili olarak şu tespitler yapılabilir.
* Dikkat eksikliği,
* Depresyon,
* Öğrenme bozukluğu,
* Okul korkusu ve
* Motivasyon sorunları çocukları akademik başarısını engelleyen sorunlar arasında sayılabilir.
Çocuklarda okul başarısızlığının tek nedeni olabileceği gibi iç içe geçmiş farklı sebepleri de olabilir. Öncelikle ‘’ Başarı ‘’ kelimesinin her çocuk için farklı değerlendirilmesi gerektiğinin veli, okul yönetimi ve öğretmenler tarafından bilinmesi gerekmektedir. Başarı anne veya babanın beklentilerine göre planlanamaz. Çocuğunu sadece başarıya odaklamış ve farklı sonuçlara tahammül edemeyen veliler sorunun en baş kaynağı olarak değerlendirilebilir. Yapılan pek çok araştırma zekâ düzeyinin başarı ve başarısızlık üzerinde en temel faktör olmadığı konusunda birleşmektedir.
Akademik Başarıyı Etkileyecek Faktörler Nelerdir?
Başarısızlık teşhisinin konabilmesi için en az bir yıl boyunca hemen her dersten beklenen bilgi ve becerinin elde edilememesi ve bu durumun hiçbir aşamada telafi edilememesi anlaşılabilir. Çocuğun zekâsı, ailenin tutumu, eğitimi sistemi ve okul-öğretmen ikilemi çocuğun akademik başarısının ölçülmesi için etkili faktörler arasında yer almaktadır. Çocuğu üzerinde baskı kurmuş aileler kadar okulla hiçbir şekilde ilgilenmeyen aile tutumları da sorunlara neden olabilir. Okula uyum sorunu, okul korkusu, dikkat eksikliği, öğrenim bozukluğu, bedensel hastalıklar ve depresyon okul başarısızlığının nedenleri arasında önemli yer tutulmaktadır.
Ufuk Kılıç
Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıç‘a aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.
Toksoplazma gondii’nin neden olduğu bir parazit hastalığıdır.Dünyadaki en yaygın enfeksiyonlardan biri olup ülkemizde yapılan çalışmalarda toplumun %20-60’nın bu parazit ile enfekte olduğu bildirilmektedir.ABD bu oran 12 yaş ve üstündeki yaş grubunda %22.5’dir.Enfeksiyon özellikle sıcak ve rutubetli iklim ve düşük rakımlarda yüksek olup bazı toplumlarda enfekte olma oranı %95’e ulaşmaktadır.
Toksoplazma enfeksiyonunda bulaşım yiyecekler veya kontamine su ile olmaktadır.İyi pişmemiş veya çiğ yenilen et,yıkanmadan yenilen sebze ve meyveler ile enfeksiyon bulaşmaktadır.Enfeksiyonun insandan insana bulaşımı bazı özel durumlarda olmaktadır.
-Gebelikte enfeksiyonun anneden bebeğe geçişi -Kan transfüzyonu -Organ transplantasyonunda enfeksiyon direk geçiş göstermektedir.
Enfeksiyonun yayılmasında en önemli rol kedilerdir. Enfekte hayvanların etlerini yiyen kedilerin ince bağırsaklarında kistler çoğalmakta ve enfeksiyonunun alınmasından 3 hafta sonra kedilerin dışkısı ile atılmaya başlamaktadır.Kist ile enfekte olan gıdaların yenmesi veya kist içeren herhangi toprak ve bahçe materyali ile temas sonrası ellerin yıkanmadan ağza götürülmesi sonucu enfeksiyon yayılabilmektedir.Şehir suyu şebekesinin kontamine olmasına bağlı salgınlar bilinmektedir.
Diğer bir geçiş yolu anneden çocuğa enfeksiyonun geçişidir.Gebelik esnasında enfekte olan anne enfeksiyonu bebeğe geçirebilir.Bu vakalarda annede bir belirti yokken bebek enfekte doğabilir,biz bu bebekleri kongenital enfeksiyonlu bebekler olarak tanımlıyoruz.
Enfeksiyonun kuluçka süresi 4-21 gün olup ortalama 7 gündür.Sağlıklı bireyler toksoplazma ile enfekte olduklarında her zaman belirti vermezler.Bağışıklık sistemi iyi ise parazit hastalığa yol açmayabilir.Hastalık oluşursa belirtiler spesifik değildir.Halsizlik,ateş,boğaz ağrısı,kas ağrısı ve lenf bezlerinde büyüme görülebilir.Birkaç hafta süren bu tablo kendiliğinden düzelir.Enfekte olan şahıslarda parazit inaktif şekilde vücutta kalmakta ve bağışıklık sisteminin bozulduğu durumlarda enfeksiyon reaktivasyon göstermektedir.
Anne adayı gebe kalmadan önce enfeksiyonu geçirirse bebekte sorun söz konusu değildir ve annede bağışıklık sisteminin yeterli oluşu bebeği enfeksiyondan korumaktadır. Gebe bir kadının enfekte olması halinde anne enfeksiyonu bebeğine geçirebilir(Kongenital Enfeksiyon).Bu bebeklerde ciddi problemler ortaya çıkar.
-Gebelik düşükle sonuçlanabilir. -Ölü doğum olabilir. -Toksoplazmazisli bebek doğabilir.
Bu bebeklerde; Hidrosefali veya Mikrosefali Yaygın döküntü Hepato/splenomegali Sarılık Trombositopeni Korioretinit Konvülziyon görülebilir.
Doğumdan önce enfekte olan bebeklerin bir kısmında doğumda belirti görülmeyebilir,daha sonraki yaşamlarında görme kaybı,mental yetersizlik ve nöbetler görülebilir. Toksoplazmasisli annelerin çocuklarının belirli aralıklarla takip edilmesi önerilmektedir.
Toksoplazma enfeksiyonunda göz tutulumu da önemlidir.Sık olarak doğumsal enfeksiyon sonucu gelişir. Vakaların %20-80’inde doğumsal enfeksiyona bağlı göz bulguları başlangıçta saptanmazken erişkin yaşlarda ortaya çıkabilir.Sıklıkla görülen göz bulgusu korioretinittir.Göz bulguları yıllar sonra aktive olabilir.
Bağışıklık sistemi bozulmuş şahıslarda ise geçirilen toksoplazma enfeksiyonunun aktive olabileceği unutulmamalıdır.
Tanı serolojik testler doku incelenmesi moleküler testler yardımı ile yapılmaktadır.
Tedavi: Sağlıklı bireylerde özgül antimikrobiyal tedaviye gereksinim yoktur. Gebelikte yenidoğan ve bebeklerde tedaviye başlanmalıdır.
Önerilen tedavi: pyrimethamine,sulfadiazin ve folik asit’dir.Spiromisin,leukovorin tedavisinin de periodik olarak verilmesi vurgulanmaktadır. Korunmada eğitim önemlidir.
-Etlerin iyi pişmesi -Meyve ve sebzelerin yıkanması ve kabukları soyularak yenilmesi -Bahçeyle uğraştıktan ve ellerin toprağa değmesinden sonra iyice yıkanması -Evde kedi besleniyor ve gebelik söz konusu ise kedinin dışkısını temizlerken eldiven giyilmesi önerilmektedir.
Kapalı alanlarda kalma korkusu olarak tanımlanabilen klostrofobi çocuk, ergen ya da yetişkin bireylerin kapalı, küçük ve karanlık alanlara girmesine engel olmaktadır. Bu tür alanlara girildiğinde nefessiz kalacaklarını ve boğulacaklarını düşünerek endişe krizi yaşayan kişiler genelde çocuk yaşlardan kalan bir travma yaşıyor olabilirler. Her 100 kişiden 10’unda görülen bu sorun insanların sosyal hayatlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Kadınlarda erkeklere oranla iki katı fazla görülen sağlık sorunu tedavi edilebilen bir durumdur. Kapalı alan korkusu olanlar genel olarak,
* Asansöre binemez.
* Yeraltı trenlerinde yolculuk edemez.
* Kapalı tünellere giremez ve
* Uçakla seyahat edemez.
Boğazlı kazak giyememe, kravat takamama ve gömlek giyince daralma hissi yaşama bu hastalığa yakalananların maruz kaldıkları sorunlar arasında yer almaktadır.
Uzman Gözüyle Tedavisi Zorunlu Olan Bir Sorun
Geçer diye düşünülen ancak zaman içinde daha da artabilen semptomlar bu sorununun sosyal hayatı ciddi şekilde etkilemesi ile sonuçlanabilir. Asansöre binemeyen kişiler plazalarda işe giremez, metroya binemeyen kişiler işe geç kalır ve uçağa binemeyen kişiler dünyayı tanıma fırsatını elinden kaçırır. Tedavinin erken başlaması sürecin çok daha hızlı ve kolay bir şekilde sonuçlanmasını sağlayacaktır. Hastalığa dair belirtilerin sizde olduğunu düşünüyorsanız derhal bir uzmana danışmak zorundasınız. Klostrofobi belirtileri arasında,
* Aşırı terleme,
* Kalp atışlarında artış,
* Boğulma hissine kapılma,
* Dubarların üzerine geldiğini düşünme ve
* Titreme sayılabilir.
Çocukken ailesinden şiddet görenlerde daha sık görülen bu sorun psikoterapi yöntemi ile kolay bir şekilde atlatılabilir.
Kapalı Alan Korkusunun En Sık Görüldüğü Yaşlar
Çocukluğunda odaya kapatma cezası alanlarda ve evde tek başına bırakılanlarda 30’lu yaşlarda görülmeye başlayan sorun özellikle başlangıç seviyesinde bir uzman kontrolünde kısa sürede sonuca kavuşmaktadır. İleri seviye sorunlarda psikolojik tedavinin yanı sıra ilaç tedavisi de uygulanabilir. Kapalı alan korkusunu geçiştirerek veya ondan kaçarak hiçbir yere varılamayacağı bilinmelidir. Terapi esnasında korkular ile yüzleşme ve kaygılarla mücadele çalışmaları yapılarak hayatın her türlü durumda düzene girmesi amaçlanır. Sorunların üstüne gitmek ve yardım almak en doğru karar olacaktır. Kişinin günlük yaşamının kalitesini düşürecek olan klostrofobi sorunu gevşeme ve nefes egzersizleri eşliğinde ortadan kaldırılabilir.
Ufuk Kılıç
Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıç‘a aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.