Yazar: C8H

  • Yenidoğan tarama testleri

    Yenidoğan tarama testleri yenidoğanın sağlıklı büyüyüp gelişimi için oldukça önem taşımaktadır. Hayatın son derece önemli ve dinamik olan bu döneminde yenidoğanlara yapılacak müdahaleler son derece değerlidir.

    Sağlıklı bir yenidoğan normal doğumuda 24 saat sonra, sezaryen doğumda ise en az 48 saat sonra taburcu edilmelidir.24 saatten önce yapılan taburculuk işlemleri erken taburculuk olarak nitelendirilmektedir.

    Bu sebeple bebeklerin optimum zamanda taburculuğu yenidoğan ve anne sağlığı açıdından da oldukça önem taşımaktadır.

    Genellikle zamanında doğmuş sağlıklı yenidoğanın 3 gün sonra doktor kontrolüne götürülmesi ve bu sırada fizik muayenesinin yapılarak tarama testinin alınması önerilmektedir.bU TEST İLE BEBEKLERDE FENİLKETONÜRİ, BİOTİNİDAZ EKSİKLİĞİ VE HİPOTİROİDİ taranmaktadır.

    Bazı kliniklerde genişletilmiş yendioğan taraması TANDEM MASS yapılmakta ve birçok metabolik hastalık taranmaktadır.

    Ayrıca bebeğin taburculuk öncesi ve ilk muayene sırasında tartılarak tartı kaybının değerlendirilmesi ve emzirmenin ve sarılığın sdeğerlendirilmesi gerekmektedir. Bu günlerde D vitaminin 15 günü beklemeden de günlük 400 IU verilebileceği Amerikan pediatri akademisi tarafından bildirilmektedir.

    Taburculuk sonrası annenin psikolojik durumunun da değerlendirilmesi çocuk hekimlerine düşmektedir. Doğum sonrası depresyonun ilk belirtileri çocuk hekimi tarafından değerlendirilerek gerekirse anne psikiatrik destek için yönlendirilebilir.

    Bebek anne bağının kurulduğu ilk günler çok değerlidir. Bu günlerde anne tarafından sık sorulan sorular bebeğin göbek bakımı, beslenme aralıkları, su verilmesi, uyku düzeni, gaz sancıları,pişik bakımı,vitamin desteği gibi konulardır.Doktor bu konuda rahatlatıcı öneriler sunmalıdır.

    İşitme testi, doğumsal kalça çıkığı muayenesi ve göz muayenesi yenidoğan muayenesinin parçası olmalıdır.

    Sıklıkla ilk ayde yapılan OAE testi (otoakustik emisyon testi) işitme için değerlidir.Bu test bebek uyanıkken dahi saniyeler içinde birçok devlet hastanesinde dahi yapılabilmektedir.

    Göz muayenesi oftalmoskop ile çocuk hekimi tarafından yapılabilir.

    Kalça muayenesi normal olsa bile 1 aydan sonra kalça USG nin yapılması faydalıdır.

    Tarama testleri erken taburcu olan bebeklerde (24 saatten önce) alınmış ise mutlaka tekrar edilmelidir.Patolojik durum varlığında haber verildiğinde mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmaldıır.

  • Adım Adım Aile

    Adım Adım Aile

    Evlilik iki yetişkin arasında yapılan bir anlaşma, bir sözleşme olarak görülür. Evlilikle birlikte her iki taraf içinde yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönem kadın ve erkeğe yeni roller ve statüler kazandırır. Kazanılan bu roller ve statüler gereği çiftlerin bireysel yaşamlarına ve evlilik yaşamlarına direk etki edecek yeni akrabalık bağları oluşmuştur. Bu da hem erkek hem de kadın için sağlıklı ve iyi ilişkiler kurulmasını gerektiren yeni akrabalar özellikle de yeni ebeveynlere ( kayınbaba- kayınvalide) sahip olmak anlamına gelmektedir.

    Akrabalık bağları ya kan bağıyla ya da evlilik yoluyla tesis edilir. Artık kadın için evlat rolünün yanına gelin rolü, erkek için evlat rolünün yanınadamat rolleri eklenmiştir. Anne ve babalar için ise annelik ve babalık rollerinin yanına kayınvalide ve kayınbaba rolleri eklenmiştir.

    Yeni kurulan bir ailenin gelişimini bir insanın doğup büyümesine benzetirsek yeni kurulan yuvanın, ailenin göstermesi gereken ilk gelişim “biz olma” becerisini gösterebilmesidir. Gelecek yılların getireceği stres ve uğraşlara sağlam bir zemin oluşturmak için eşlerin ilişkilerine yatırım yapmaları öncelik taşır. Temel işlerin başında eşlerin birbirlerini daha yakından tanıması, farklı görüş ve alışkanlıklarda uzlaşa bilmeleri, ortak bir yaşam biçimini geliştirebilmeye hazır olmaları gelir. Bunların oluşabilmesi için çiftlerin her şeyden önce birbirlerine zaman ayırmaya ihtiyaçları vardır. Ancak bundan sonra karşılıklı konuşmanın, bir birini duymanın, diyalog kurmanın öneminden söz edebiliriz. Özellikle erkeğin ailesine ve arkadaşları için ayırdığı zamanlar bazen eşini tanımasına ve ilişki bağlarını güçlendirmesine yeterli zaman bırakmayabiliyor.

    Eğer evlilik ilişki temelli bir süreç ise ki bunda şüphe yok, ilişki de duyma temelli bir süreçtir. Duymadığınız sürece eşinizle, çocuğunuzla, ebeveynlerinizle, arkadaşlarınızla anlaşamama-anlaşılamama sorunları yaşamaya devam edeceksiniz. Karşı tarafı duymaktan kastedilen nedir? Duymaktan kastımız hissetmektir. Karşı tarafın duygularının ama en önemlisi kendi duygularınınızın farkına varmaktır. İnsan canlısı kim olursa olsun kaç yaşında olursa olsun söylenen sözlerle ve davranışlarla görünenle ilgilenmiyor ilişki içerisinde bulunduğu insanın kendisi ile ilgili neler hissettikleri ile ilgileniyor. Karşı tarafın kendisi hakkındaki gerçek düşünceleri ile kendisine bile söylemekten çekindiği en derindeki duyguları ile ilgileniyor. İnsanlar ne söylendiği ile değil kimin söylediği, nasıl söylendiği ve ne anlatılmak istendiği ile ilgileniyorlar kısaca “saklı içerik” ile ilgileniyorlar.

    Evlilik Ama Kiminle?

    Bence, toplumumuzda yeni evlenenler arasında ilişkinin sağlam temele oturmayışının bir nedeni de, eşlerden birinin veya ikisinin de, hala geçmiş aileleriyle “evli” olmaları. Bu nedenle de en ufak anlaşmazlıkta kendi limanlarına sığınan gemiler gibi bir birlerinden uzaklaşan çiftler az değil. Bazı durumlarda aile büyüklerinin çoğundan kopamaması ve ya çevreyi kontrol etme ve gücü elinde tutma alışkanlığı, gençlerin evliliklerinde ilişki bağını kurmalarını zorlaştırıyor. Bu konuda en çok erkek annelerinden örnek vermek mümkün. Koruyucu –Müdahaleci anne baba rollerinin daha baskın olduğu ailelerde anneler çocukları ile evlatlarıyla bağlılık ilişkisi yerine bağımlılık ilişkisi kuruyorlar ve evlatları evden ayrılıp evlendikleri zaman çocukları ile vedalaşamıyorlar, kopamıyorlar.

    Bağlılık/ Bağımlılık

    Bağlılık ile bağımlılık birbiriyle çokça karıştırılan çok farklı kavramalardır. Bağlılıkta ilişkiye gönüllü olarak katkıda bulunan iki kişi vardır, bağımlılıkta ise zorunluluk. İlişkide biri daha güçlüdür diğeri daha güçsüzdür. Bağımlılıkta muhtaç olma vardır, bağlılıkta özgür seçim söz konusudur. Bağlılıkta ikili ilişkinin kendine özgülüğü söz konusu iken bağımlılıkta bir olma aynileştirme, birinin diğerinde yok olması söz konusudur. Bu yüzden erkeğin annesi yeni gelen kadına yani eşe evladını gönül rahatlığı ile teslim edemiyor. Oğlunun evliliğinin bağımsızlaşması, eşi olan ilişkilerinin ve bağının güçlenmesi anne için otoritenin ve gücün kaybı anlamına gelebiliyor. Bir iktidar ve sahiplenme mücadelesi başlıyor.Bu yüzden kişilik sınırları net çizilemiyor herkes herkesin zaman ve mekânının içinde. İyi niyetle ve samimiyet adına yapılan bu “kişisel hudut” sömürüsü, evliliklerin iki kişi arasında güçlenmesini örseliyor. Burada en hassas görev erkeğe düşüyor savunmaya geçmeden karşılıklı konuşabilmek ve kimin ailesinden gelirse gelsin evliliği yıpratabilecek tutumlardan el ele kaçınmak en güzeli. Bu nedenle de aile büyükleri ve arkadaşlar hem birey hem yeni kurulan aile için önemli destek sistemini oluştursalar da ilk yıllarda eşlerin en çok birbirlerini dinlemeye ve anlamaya zaman ayırmaları önemli. Güven oluşmadan farklı görüş ve ihtiyaçlar duyulmuyor, evliliğin yürütülebilmesi için gerekli olan ortak görüş ve kararlar da oluşamıyor. Evlilik ilişkisinin sınavları arasında bana göre ilk sırayı eşler arasındaki güvenin tesis edilip edilememesi oluşturmaktadır. Eşler arsında güvenin tesis edilememesi eşlerin biz olma becerisini geciktirmektedir.

    Sağlıklı evliliklerin ön koşulu nedir? diye sorulsa : “Eşlerin bir ilişkiyi sahiplenebilecek kadar sorumluluk almaya hazır, o ilişkide boğulmayacak kadar özgür olmaları,” diyebiliriz.

    Kaynak: Fatma Torun REİD HEP SEVGİLİ KALALIM.

  • Yenidoğan enfeksiyonları

    Tanım ve önemi: Sepsis yenidoğan döneminde tedavi açısından ciddi problemler oluşturabilen ve yüksek mortaliteye neden olan bir sorundur. Ölüm oranı 1960’larda % 100 iken, günümüzde erken tanı ve tedavi ile ölüm oranı azalmıştır. Ancak sepsisi, halen çocuklarda ölüm nedenleri arasında ilk on neden içinde yeralmaktadır.

    Klinik bulgular:

    Yenidoğan sepsisinde klinik bulgu ve semptomlar sıklıkla özgün değildir.Vücut ısı değişikliği, emmede azalma, huzursuzluk, hızlı nefes alıp verme, inleme, solunumun geçici duraklaması, morarma, sarılık, karında gerginlik, kusma, havale,dolaşım bozukluğu,ciltte kanama odakları başlıca bulgulardır. Menenjitli bebeklerin % 40’ında havale, % 30’unda bıngıldakta bombelik saptanır. Sepsisli yenidoğan bebeklerde sellülit, impetigo, fronkuloz, papüler lezyonlar, vasküler lezyonlar ve eksfolyatif dermatit gibi deri bulguları görülmektedir.

    Korunma ve uyarılar: Yenidoğan dönemi hayatın en önemli ve dinamik dönemidir. Bu nedenle bu dönemde bebeğinizde saptayacağınız size göre normal olmayan her bulgu hekim için bir işaret olabilir. Bu sebeple ilk 1 aylık dönemde bebeklerin hekime başvurusu geciktirilmemelidir. El yıkama asgari korunmada önlemidir. Bebeklerinizle temastan önce ellerinizi yıkamanız ve enfeksiyonlu kişilerin bebeğe temasının engellenmesi önemlidir.

    Geleneksel olarak bebeğin kırkı çıkmadan ev dışına ziyaretlerin engellenmesi fazla koruyucu olmakla birlikte haklı yanları da bulunmaktadır.Bu sebeple bu dinamik döneme azami dikkat edilmesi bebeğin yaşayabileceği sorunların önlenebilmesi açısından değer taşımaktadır. Ancak bebek ne olursa olsun doktor kontrollerine zamanında gitmeli ve aşı takvimi gecikmemelidir.

    Kaynaklar:

    1.Arnon S, Litmanovitz I, Regev RH, Bauer S, Shainkin- Kestenbaum R, Dolfin T: Serum amyloid A: an early and accurate marker of neonatal earlyonset sepsis, J Perinatol 2007;27(5):297-302.

    2. Edwards MS, Baker CJ: Sepsis in the newborn, “Gershon AA, Hotez PJ, Katz SL (eds): Krugman’s Infectious Diseases of Children, 11. bask›” kitab›nda s.545-61, Mosby Co., St Louis (2004).

    3. Gerdes JS: Diagnosis and management of bacterial infections in the neonate, Pediatr Clin North Am 2004;51(4):939-59.

    4. Saez-Llorens X, McCracken GH: Perinatal bacterial diseases, “Feigin RD, Cherry JD, Demmler GJ et al (eds): Text Book of Pediatric Infectious Diseases, 5. bask›” kitab›nda s.929-66, WB Saunders Company, Philadelphia (2004).

  • Okul ve Aile İlişkileri

    Okul ve Aile İlişkileri

    Çocukların büyümesinde, gelişmesinde ve eğitilmesinde en büyük sorumluluğu aileler üstlenir. Bu sorumluluğu belli dönemlerde bazı kişi ve kurumlar ile paylaşırlar. Çocuklarını okula gönderdiklerinde, bu sorumluluğu eğitim kurumları ile paylaşırlar.  Çocuklara sunulan öğrenme ortamları ne kadar iyi hazırlanmış olursa olsun aileler tarafından desteklenmediği sürece istenildiği ölçüde etkili olmamakt…adır. Aile ve okul, çocuğu aynı doğrultuda ve aynı zamanda desteklediklerinde gelişimleri çok daha sağlıklı olur.  Aile katılımı; anne-babaların eğitim kurumuna devam eden çocuklarının gelişimlerine ve eğitimlerine katkıda bulunmaları için organize edilmiş etkinliklerin bütünüdür. Bu etkinliklerin tümü, velinin çocuğunun eğitimi ve gelişimindeki rolüne destek olmayı amaçlar. Okulda verilen eğitimin evde, evde verilen eğitimin okulda desteklenmesi, bir devamlılığın söz konusu olması ve bu sayede hem okulda hem de evde çocuğun istendik davranış değişikliklerine güvenli ve kontrollü bir biçimde ulaşması ana amaçtır. Eğitimde bütünlüğü ve devamlılığı sağlamak aile katılımı ile mümkün olacaktır. Aile katılımını destekleyen programlarda yetişen çocukların gelişimindeki olumlu etkilerin, kalıcı olduğu araştırmalar tarafından ortaya koyulmuştur.

    Olumlu Okul-Veli İlişkileri Nelerdir?

    “Okul-Veli ilişkileri” kavramı; veli ve okul arasındaki iki farklı iletişimi kapsar:

    1. Etkin bilgi alışverişi: Aileler ve okul personeli arasında, her iki tarafı da ilgilendiren konularda açık fikir paylaşımının olmasıdır. Açık fikir paylaşımıyla, veliler ve okul personeli kendilerini eğitim konusunda birlikte çalışan, ortak hedefe ulaşmak için birbirine destek olan ortaklar olarak görecektir.

    Bilgi Alışverişini Sağlamak İçin: 

    Ev Ziyaretleri: Okul personeli ailelerin evlerini ziyaret ederek, okul hizmetleri ve aile katılım programları hakkında bilgi vermelidir. Özellikle ziyaret edilecek evler geniş bir sahaya yayıldığı ve personelin bütün aileleri evlerinde ziyaret edemeyeceği durumlarda, telefon görüşmeleri de aynı amaçla kullanılabilir. Ancak, ev ziyaretleri sık yapılamasa da tercih edilmelidir. 

    Veli Anketi: Veli anketi, velilerin merak ettikleri ve çocuklarının eğitimiyle ilgili düşünceleri hakkında bilgi toplamak için iyi bir yöntemdir. Daha belirgin olarak anketinin amacı: 

    • Veli eğitimi konusunda, velilerin hangi alanlarda yoğunlaşmak istediklerini tespit etmek,
    • Velilerin çocuklarının gelişimlerine yardımcı olurken yaşadıkları problemleri netleştirmek,
    • Öğretmenlerden ve müfredattan memnuniyeti ölçmek,
    • Hangi okul-veli iletişim şeklinin daha etkili olduğunu bulmak ve velilerden iyileştirme için fikir almaktır.

    Veli Kırmızı Hattı: Okullar; velilerin danışman, öğretmen gibi bir okul temsilcisine doğrudan ulaşabilecekleri bir telefon hattı kurabilirler. Veliler herhangi bir problemle ilgili konuşmak istedikleri zaman arayabilecekleri ve temsilcinin çözüm için yardım edebileceği bir hat olmalıdır.

    Okuldan Yazılı Bilgilendirmeler: Okuldaki özel bir durumla ilgili veya yaklaşan bir toplantıyı haber vermek üzere, “Veli El İlanları” kullanılabilir. El ilanları aynı zamanda okulun etrafındaki ilan tahtalarına, veli odasına ve velilerin sık sık gittikleri yerlere asılabilir.  Velilere düzenli olarak bilgi vermek üzere bültenler hazırlanabilir. Bültenler yaklaşan olayların ve buluşmaların takvimini içerebilir. Çocukların da resim, yazı gibi bazı katkıları olabilir. 

    Veli El Kitabı: Yıllık olarak hazırlanıp bütün velilere dağıtılabilir. Okulun tarihçesini, velilerin okulla iletişime geçebilecekleri telefon numaralarını, eğitimle ilgili bazı önemli noktaları anlatan yazıları içerebilir. 

    2. Kişiler arası ilişkiler: Veli ve okul personeli arasında yüz yüze ilişki kurulmasıdır. Olumlu ilişkiler; velilerin ve okul personelin birbirlerini kişisel anlamda tanımalarını, okulla ilgili konularda birlikte çalıştıkları sürece rahat ve samimi olabilmelerini beraberinde getirir. Bu, veliler ve okuldaki insanların hepsinin yakın arkadaş olmaları gerektiği anlamana gelmez. Amaç, velilerin ve okul personelinin yanlış anlaşılma ve çatışmalara neden olma korkusu olmaksızın düşüncelerini paylaşabilmeleridir.

    Veli ve okul personeli farklı ekonomik ve kültürel çevrelerdense, kişiler arası ilişkiler zor kurulabilir. Bu gibi durumlarda birçok veli, okul gibi büyük bir kamu kuruluşuyla iletişim kurmaktan rahatsız olurken, öğretmenler bunu velilerin ilgisizliği olarak yorumlayabilirler.

    Kişilerarası İlişkileri Geliştirmek için:

    Öğlen ve Akşam Yemekleri: Veliler ve okul personelinin birlikte yiyeceği bir yemek ilgi çeker ve bu yemek iletişime geçmek için bir şans sağlar.

    Veli-Personel Gezileri: Birlikte yapılacak geziler hem veli eğitimi sağlar hem de velilerin birbirini ve okul personelini tanımasına yardımcı olur.

    Çok Amaçlı Etkinlikler: Velilerle bilgi paylaşmak üzere düzenlenmiş bir etkinlik aynı zamanda sohbet etme ve sosyalleşme imkanı sağlar.

    Olumlu Okul-Veli İlişkileri Kurmak İçin:

    • Bütün velilere ulaşmaya çalışmak önemlidir.
    • Yöntem iki taraflı olmalıdır- veli de okula ulaşabilmelidir.
    • Ailelerin katılımını desteklemek, etkinlikleri geliştirmek ve katılım sürecini kolaylaştırmak önemlidir.
  • Çocuk sağlığında genel istatistiksel veriler

    Çocuk sağlığında genel istatistiksel veriler

    • 2009 yılında UNICEF ve WHO tarafından yürütülen Lot Quality araştırması Türkiye’de anne ve neonatal tetanosun (MNT) ortadan kaldırıldığını doğrulamıştır. Böylece, Türkiye’nin bu hastalığı ortadan kaldırmasıyla birlikte hastalık, WHO Avrupa Bölgesi’nin tümünde ortadan kalkmıştır.
    • Çocuk felcinden arınmışlık durumu korunmuştur .
    • UNICEF Temel Yenidoğan Bakımı eğitim paketinin hazırlanmasında Sağlık Bakanlığı’na destek olunmuştur.
    • 2008 TNSA 6 aylıktan küçük çocukların yüzde 40’ının sadece anne sütüyle beslendiğini bildirmektedir.
    • 2008 TNSA hanelerin yüzde 85’inin iyotlu tuz kullandığını (ülkenin doğusunda yüzde 65) bildirmektedir. Bu oranın 1995’te yüzde 18, 2003’te ise yüzde 69.6 olduğu düşünülürse önemli bir ilerleme sağlanmıştır.
    • TNSA bulgularına göre 2004-2008 döneminde bebek ölüm oranı 1000 canlı doğumda 17’dir. Bir önceki dönemde ise bu sayı 29 idi.
    • Neonatal ölümler 1000 canlı doğumda 13’tür.
    • 2008 yılında 1000 canlı doğumda 37 olan beş yaşından küçükler ölüm hızı bugün 24 olarak belirtilmektedir.
    • Bodurluk oranı bugün yüzde 10.3 ile 2003 yılına göre iki puan azalmayla 10.3 olmuştur. Ancak bu oran kırsal alanlarda yüzde 17.4, doğuda ise yüzde 21’dir.
    • 15-26 aylık çocuklarda tam bağışıklama oranı yüzde 75 iken doğuda yüzde 64’tür.

  • Panik Atağın Belirtileri

    Panik Atağın Belirtileri

    Son bir-iki yıldır günlük yaşantıda adını sıkça duyduğumuz, basın ve medya yoluyla insanların tanıştığı bir anksiyete bozukluğudur.

    Anksiyete bozukluklarında, kişiler yaşadıkları durumların tehlikeli olduklarına dair, düşünce ve imajlara sahiptirler. Ortamı ve kendilerini yanlış algılamaları ve yorumlamaları anksiyeteye sebep olmaktadır. Panik-atak litaratürde tek başına kodlanan bir bozukluk değildir. Genelde agorafobi ile (sokakta, kalabalık yerlerde, açık alanlarda tek başına kalamama) birlikte görülür. Aşağıda belirtilen semptomlardan dördünün veya daha fazlasının bir ay veya daha fazla süredir yaşanıyor olması gerekmektedir.

    • ÇARPINTI
    • TERLEME
    • TİTREME
    • NEFES DARLIĞI – BOĞULUYORMUŞ HİSSİ
    • SOLUK KESİLMESİ
    • GÖĞÜSTE SIKINTI – AĞRI
    • BULANTI – KARIN AĞRISI
    • BAŞ DÖNMESİ-BAYILACAKMIŞ HİSSİ
    • ÖLÜM KORKUSU
    • GERÇEK DIŞI DUYGULAR
    • KONTROLÜNÜ KAYBETME KORKUSU
    • KARINCALANMA – UYUŞMA
    • ÜŞÜME-ÜRPERME- ATEŞ BASMASI

    Yaşantıyı oldukça kısıtlayan, sorunu yaşayan kişilerin tekbaşlarına faaliyetlerini sürdürmelerini engelleyen bu bozukluk, doğru ve istikrarlı terapi sürecinden sonra kontrol altına alınabilir

  • Prematüre bebekler

    • Prematüre bebekler gebelik haftasına göre <37 hafta altında doğan bebeklerdir.
    • Term(>37 hafta-42 hafta) bebeklerden farklı özellikler taşırlar.
    • Her preterm bebek kendine özgüdür.
    • Gebelik haftası küçüldükçe bir takım sorunların görülme yüzdesi artabilmektedir.
    • Yardımcı üreme tekniklerinin son yıllarda gelişimi prematüre bebek sayısnı artırmaktadır.
    • Yenidoğan yoğun bakımlarda izlenen bebeklerin %80 i prematüre bebeklerdir.
    • Prematüre bebeğin bakımı ,beslenmesi,problemleri ve ihtiyaçları farklılıklar gösterebilmektedir.
    • Günümüzde 24-37 hafta kadar farklı haftalarda bulunabilirler.
    • En büyük riskler kafa içi kanama(IVK), prematüre bebeğin retinopatisi (ROP), işitme kaybı, kronik akciğer hastalığı(BPD),sarılık ve serebral plasy dir.
    • Ancak premetüre bebeklerin bir çoğu modern va uygun bakım ile sorunsuz taburcu olabilmektedir.
    • Bebek ölümlerinin %76'sı yenidoğan döneminde olmaktadır.
    • Ülkemizde 2008 verilerine göre yenidoğan ölüm oranı 13/1000'dir.,
    • Amaç ilk aşamada bu oranların 10/1000 altına düşürülmesidir.

  • İnsan neden ayrılık acısı çeker?

    İnsan neden ayrılık acısı çeker?

     Günümüz dünyasında belki de teknolojinin de etkisiyle her şey artık daha da hızlı. Buna duygusal ilişkilerde dahil. Artık insanlar daha hızlı tanışıyor, ilişkileri daha hızlı yaşayıp tüketiyor ve bir mesaj ile daha hızlı ayrılıyor. Kadın erkek ilişkileri duygusal açıdan yoğunluğu fazla olan ilişkilerdir. Bu nedenle kişilerin ilişki sırasında çok daha dikkatli davranmaları gerekir.Bazen taraflardan birisi beraber yürünen bu yoldan kendi tercihi doğrultusunda ayrılmak ister.Bu durum  karşı tarafta yıkım yaratabilir. İlişkinin akıbeti önceden belli olsun ya da olmasın, terk edilen taraf olmak terk eden taraf olmaktan çoğunlukla daha yaralayıcıdır.
    Ayrılık acısı çeken ve psikologa gelen kişi zor durumdadır, depresyon semptomları gösterir. Yaşanan ayrılık dolayısıyla bu durumu normaldir ve üzüntü normal olmakla beraber en fazla 6 ay içinde giderek azalır. Üzüntü duymak yaşanan ayrılığa  karşı doğal bir tepkidir. Bu insanların ihtiyacı olan en temel şey dinlenilmektir. Etrafınızda bu durumu yaşayan biri varsa onu yargılamadan dinleyin ve ona aynalama yapın. Aynalama yapmak demek, basit anlatımıyla çok üzülen arkadaşınıza ” Şu an bir ayrılık yaşadıgın için çok üzgünsün-üzgün görünüyorsun” demektir. Yani kişinin duygusunu ayna tutar gibi ona geri bildirmek, fakat bunu yaparken öznel yorumunuzu katmamaktır. Burada dikkat edilecek bir diğer şey; kişi gerçekten yogun ayrılık acısı mı çekiyor, yoksa ikincil kazanç sağladığı için acısını abartıyor mu? Gerçek acı çeken duygu yoğunluğu yaşarken veya ağlarken sizinle ilgilenmez, kendi canının derdindedir. İkincil kazanç için acısını abartan birey ise acısını yaşarken çoğunlukla sizin tepkilerinizle ilgilenir, bir gözü sürekli sizdedir. Peki neden? Çünkü kişi hep bu şekilde değer görmüştür. Ağlarken,üzülürken onunla ilgilenenler sayesinde kendini değerli hissetmiştir.Acısını da bu yüzden abartır, hatta bazen acı çekmiyorken bile çekiyormuş gibi davranır. Her iki durumda da yapmanız gereken şey o kişinin duygusunu almamaya çalışmak ve onu kendi duygusuyla baş başa bırakmaktır.
    Öte yandan; ayrılık acısı çeken sizseniz sürecinizi kolaylaştıracak bir kaç şeyden bahsetmek istiyorum; her ne kadar ben onu unutmak istiyorum deseniz de bunu gerçekleştirmek malesef göründüğü kadar kolay degildir. Burada yapacağınız en sağlıklı şey çiftlerin ortak olarak gördükleri her şeyin en azından bir süreliğine ortadan kaldırılmasıdır. Örn; sosyal medya hesapları,resimler,eşyalar,müzikler… Bunun nedenini gelecek olursak, insan zihninde bazı linkler olduğunu düşünelim. Örnegin koku bir linktir, resim bir linktir,görmek,dokunmak…Bu linkler bazı diger linkleri tetikler. Bu nedenle ayrıldığınız kişiyi size hatırlatacak sosyal ortamlardan, resimlerden, müziklerden,eşyalardan ne kadar çok uzak durursanız uzun vadeli iyileşme süreciniz o kadar hız kazanır. Çünkü anılar canlandıkça, acılar taze kalmaya devam eder. Ortak facebook hesabı varsa bir süre facebook kullanmamalı, anıları olan müzikleri dinlememeli, ondan kalan eşyaları ortadan kaldırmalı…
    Ayrılık sonrası gerçekten o ilişkiden ümidi kesen insan sayısı çok azdır. Bazen kişi ”Onu sevmiyorum ama yine de üzülüyorum” der. Çünkü onu değil onun verdiği değeri,ilgiyi seviyordur. Kendi değersizlik hissini o kişiyle üstünden atıyordur. Bu yüzden de o kişiye değil, onun verdiği hisse muhtaçtır. Eger o kişiyi degil verdiği degeri özlüyorsanız burada kendinize  sormanız gereken iki soru var; 1) Ben ne yapsam kendimi değerli hissederim? 2) Bu değersizlik duygusunu bana temelde kim verdi ve bu duygu esasta kime ait?
    Ayrılık sonrası kişiler duygularını özgürce ifade etmeliler. Kalıcı bir iyileştirici etki istiyorsanız anlatılmamış ya da tam boşalmamış duyguları ifade edeceksiniz, o duyguların boşalmasına izin vereceksiniz. Son olarak, her şey yapıldı üzerinden yıllar geçti ama kişi hala acı çektigini düşünüyor. Burada yapılacak şey; kişinin biraz daha derinine inmek yani çocukluk çağındaki yaşadıklarına ve o çağdaki muhattaplarına bakmak. Kişi çocukluk çağında yakın çevresiyle bir ayrılık yaşadı mı ya da böyle bir ayrılığa şahit oldu mu ? Bu kişiler bulunur ve birey kendini onlardan ayrıştırmayı başarırsa iyileşme süreci daha saglıklı bir şekilde işler. Son olarak, kişiler bu sıkıntılı süreçlerini bir uzman eşliğinde atlatmaya çalışırlarsa süreç daha hızlı ilerleyecektir.

    Psk. Dilara Tahincioglu

  • Yenidoğan sarılığı

    Yenidoğan sarılığı

    Yenidoğanda sarılık ilk 24 saatte ise mutlaka patolojiktir ve acilen doktor değerlendirmesi gerekmektedir.

    Temel olarak tüm yenidoğanlar sararma eğiliminde iken bu durum bazı yenidoğanlar için patolojik düzeylere varabilmekte bu durumda tedavi gerekebilmektedir.

    Anne kan grubu 0 ise veya anne ve baba arasında Rh grup uygunsuzluğu var ise bu durumda daha dikkatli olmak ve yakın kontrol altında bulunmak gerekmektedir.

    Bebeğin sarılığına karar vermek için göz ile yapılan değerlendirme sıklıkla yanıltıcıdır ve bu sebeple laboratuvarda kan testi ile sarılık düzeylerine bakılması gerekmektedir.İdeali her bebeğin taburcu olmadan önce sarılığına bakılarak risk durumunun değerlendirilmesi ve kontrol zamanının belirlenmesidir.

    Erken dönemde yapılan ışın tedavisi son yıllarda bebekler için kullanılan kan değişimi girişimini alt düzeylere indirmiştir.

    Ancak akraba evlilliği ülkemizde oldukça sık gözlemlendiğ için özellikle bu durumlarda olabilecek sarılıklar bazı metabolik hastalık adını verdiğimiz doğumsal bazı rahatsızlıklar ile beraber görülebilmketedir.

    Bu sebeple bir yenidoğanda ailenin özellikle göz aklarında tespit ettiği andan itibaren sarılık acildir ve mutlaka hekim görgüsü gerektirmektedir.

  • ERKEN YAŞTA İNTERNET KULLANIMINA BAŞLAMANIN  BİREYLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

    ERKEN YAŞTA İNTERNET KULLANIMINA BAŞLAMANIN BİREYLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

    İnternet çağımızın en önemli buluşlarından biridir. Kimilerine göre en önemli buluş

    olmakla birlikte vazgeçilmez bir imkanlar bütünüdür. İmkanlar bütünü derken kastettiğim

    internet mecrasının içerisinde gündelik yaşamda, gerçek hayatta olan birçok şeyin

    bulunmasıdır. Öyle ki internet aleminin içerisinde neredeyse “yok yok” diyebiliriz. Hatta

    insanların birçoğu yüksek bir zihinsel çaba harcayarak internet dünyasını günden güne

    zenginleştirmeye ve gerçek yaşama yakınlaştırmaya çalışıyor. Tahmin ediyorum önümüzdeki

    on yıl içerisinde internet insanlığın fizyolojik ihtiyaçları hariç birçok ihtiyacını giderebilecek

    hale gelecektir. Böylelikle bizlerde sanal yaşam ile gerçek yaşamı iç içe geçirerek sosyal

    varlıklar olma özelliğimizi yitirmek tehdidiyle karşı karşıya kalacağız.

    Bu tehdit artık tüm dünya tarafından ciddiye alınmakla birlikte kişilerin; özellikle

    erken yaşlarda internet, sosyal medya ile tanışan kişilerin davranışsal, bilişsel, sosyal yönden

    olumsuz etkilendiği görülmektedir. Bu kişilerin içinde bulundukları psikoseksüel gelişim

    dönemleri de dikkate alındığında yaşadıkları kimlik kargaşasının daha da arttığı

    gözlemlenmektedir. Eğer ki ergenlik dönemini baz alırsak yaşanılan bu kimlik arayışı

    sürecinde, internet ortamında yaratılmış olan sahte veya sanal kişilik prototipleri ergenlerde

    ideal benliği gerçek olmayan ve ulaşılması oldukça zor olan bir konuma sokmaktadır. Hali

    hazırda ergenlik döneminin karmaşık düşünce yapısı içinde olan, depresyona meyilli ve

    benlik saygısı yeni yeni oluşan bireylere bir de bu oluşturulan idealler eklendiğinde birey

    nezdinde içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.

    Genel olarak erken yaşta internet kullanımının problemli internet kullanımını

    doğurduğunu yapılan araştırmalar göstermektedir. Yani erken yaşta internet kullanımının

    bireyi sosyal yaşamdan uzaklaştırdığını, bilişsel olarak odak noktasının sanala sabit kalıp

    gerçekliğe dönmekte zorlandığını, davranışsal olarak obsesif(telefona sıklıkla bakmak vs.)

    davranışlara sürüklediğini söyleyebilirim.

    Yazımı problemli internet kullanımı ve bağımlılığa örnek olacağını düşündüğüm ve

    yaşamış olduğum bir örnekle bitirmek isterim. Geçenler de bir danışanım telefonunun şarjı

    bittiğinde tamamen çocuk saflığıyla bana şu sözleri sarfetti. “Telefonum açık veya yanımda

    olmayınca kendimi çıplak gibi hissediyorum”.