Yazar: C8H

  • Febril konvülsiyon (ateşli havale) nedir?

    Genellikle 6 ay-6 yaş arası santral sinir sistemi dışı enfeksiyonlara bağlı ateş yükselmesi sonucu ortaya çıkan nöbetlere ‘febril konvülsiyon’ denir. Toplumumuzda 5 yaşına kadar olan sağlıklı çocukların %2 ile 5’inde bir veya daha fazla ateşli havale görülmektedir. Erkek çocuklarında kızlara göre daha sık görülmektedir. Nöbetlerin başlangıç yaşı vakaların %90’ında ilk üç yaşta, %4’ünde 6 aydan önce, %6’sında 3 yaşından sonra görülür. En sık 18-24 ay arası gözlenir. 6 aydan önce ve 6 yaştan sonra görülen ateşli havaleler dikkatli araştırma gerektirir. Genellikle üst solunum yolu viral enfeksiyonları, nadiren gastroenterit esnasında ortaya çıkan ateş sınırlandırılamayıp henüz tam olgunlaşmamış çocuk beyninde anormal elektriksel deşarja, klinik olarak da tüm vücutta kasılma ya da pelteleşme şeklinde kısa süreli bilinç kaybının olduğu tabloya yol açmaktadır. Nadiren ilk nöbette febril status dediğimiz bir saatten uzun süren nöbet tablosu görülebilir. Ya da nöbet fokal (vücudun tek tarafında) izlenebilir. Bu durum altta yatan nedenin daha ciddi bir beyin sorunu olduğunu düşündürür.

    Nöbetler basit ve komplike olarak iki gruba ayrılır. %80-90’ı basit tiptedir.

    Basit febril konvülsiyonda ateş 39 derece ve üstü, 15 dakikadan kısa süren nöbet, çocuğun nörolojik gelişiminin normal olması, ailede ateşli havale geçiren ebeveyn öyküsü olması, nöbet şeklinin tüm vücutta (jeneralize tip) görülmesi anlaşılır.

    Komplike tip febril konvülsiyonda ise, nöbetin 38 derece ve altı düşük ateşle provoke olması, çocuğun nörolojik gelişiminin anormal olması, nöbetin 15 dakikadan uzun sürmesi, 24 saat içinde birden fazla nöbet geçirilmesi, ailede epilepsi hikayesi olması, nöbet şeklinin vücudun tek bir tarafında (fokal tip) olması söz konusudur.

    Nöbetlerin tekrarlama riski genel olarak %33 (%25-50) , nöbet ilk 1 yaşta başladıysa tekrarlama riski en yüksektir. Aile öyküsü pozitif olanlarda rekürrens riski %50 artar. Nöbetlerin %50’si ilk 6 ay, %75”i bir yıl, %90’ı iki yıl içinde tekrarlama gösterir.

    Tanıda; 12 ay altı ilk ateşli havalede menenjit olasılığını dışlamak için lomber ponksiyon önerilmektedir. 12-18 ay arası çocuklarda başka ateş odağı yoksa izlemde karar verilmeli. 18 ay üstü çocuklarda rutin lomber ponksiyon önerilmez . Nöbet sonrası akut dönemde EEG’de geçici düzensizlikler görülebilir. Komplike febril konvülsiyonda EEG’de bulgu olma olasılığı daha yüksektir. Görüntüleme basit ateşli havalede önerilmemektedir. Komplike tipte ise yeri tartışmalıdır. Genellikle ateşli nöbetler %90-95 yaşa bağlıdır ve 6 yaştan sonra kaybolur. . Nadiren %5-10 oranında ateşsiz havale (epilepsi) dönüşme olasılığı mevcuttur

    Tedavide aileye ateşle ilgili genel önlemler ve öneriler anlatılır. Bunun yanında basit ya da komplike tipte olmasına göre aralıklı koruyucu tedavi (rektal diazepam) veya antiepileptik ilaçlar ile en az bir yıllık devamlı koruyucu tedavi başlanır.

  • Affetmek iyileştirir

    Affetmek iyileştirir

    Bazen eşimizin, arkadaşlarımızın yaptıklarını affetmekte zorlanırız. Affetmek bazen dünyanın en zor şeyi olabilir ama biraz gayret ederseniz bunun sizi iyileştirip ve özgürleştirdiğini görebilirsiniz.

    Yapılan birçok araştırma bu tezi desteklemektedir. San Diego Üniversitesi’nde 200 kişi üzerinde yapılan araştırmada, kendilerini üzen kişilere kin tutmayıp onları affetmenin kişilerin sağlıklarını olumlu yönde etkilediği, affedenlerin kan basınçlarının düştüğü ve kalp sağlıklarının daha iyiye gittiği ortaya çıkmıştır.

    Affetmek, uzun ve sağlıklı yaşamanıza da destek olur. Amerika’nın saygın dergilerinden Newsweek ‘in haberine göre, affedememe durumlarında stres hormonu olan Kortizol seviyesi artmakta, kalp hastalıkları, sinirsel bozukluk ve hafıza kaybı riski büyümektedir. Bu konuda yapılan 1200 klinik araştırma, negatif duyguların insanın hem psikolojik hem de fiziksel sağlığına zarar verdiğini gösteriyor.

    Stanford Üniversitesi’nde 259 kişi üzerinde yapılan farklı bir araştırma ise kişilere affetmeyi öğretmeyi amaçlamış. Deneye katılan kişiler kendilerine zarar veren olay durum veya kişileri affettikten sonra, daha az acı duyduklarını belirtmişler.

    Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, affetmeyi öğrenen kişiler sadece duygusal değil fiziksel olarak da kendilerini daha iyi hissetmektedirler. Örneğin deney sonucunda stresten kaynaklanan sırt ağrısı, uykusuzluk ve mide ağrısı gibi ruhsal ve fiziksel belirtilerin de bu kişilerde önemli ölçüde azaldığı tespit edilmiştir.

    Affetmek doğru bakış açısı geliştirmenize de ışık tutar. Çünkü çamurla kaplı arabanızın camını yıkadığınızda hem camı temizlenmiş olursunuz hem de rahat bir görüşe kavuşursunuz.

    Affetmek, sizi özgürleştirmektir. Affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmek aslında kendimize yaptığımız en büyük iyiliktir.

    Affetmek, yaşamdan keyif almanızı sağlar, öfkenin, nefretin tutsaklığından özgürleşmenizi sağlar. Kendimizle ruhsal teması tekrar kurmamıza yardım eder.

    Affetmek aslında bilinçaltınızla çok sıcak bir ilişki kurmanız anlamına da gelir.

    Kendi ruhunuzla daha iyi sohbet etmenize yardımcı olur. Böylece sorunları çözmede kendinize dostça yaklaşmış olursunuz

    Peki affetmek neden zordur?

    Çoğu insan affetmenin, nefret ettiği kişiyi suçsuz bulduğu anlamına geleceğini sanır. Oysa affetmek, geçmişteki olumsuz anıların boyunduruğundan kurtulmak, olumsuz duyguların yaşamımızı kontrol etmesine son vermek demektir. Affetmek sanılanın aksine, bir hatayı görmezden gelmek demek değildir. Geçmişte yaşadığımız deneyimleri unutmak anlamına da gelmez, tam tersi yaşananları bir ders olarak görmek ve aynı tuzaklara düşmemektir affetmek.

    Panik atak yaşayan bir doktor danışanım vardı, annesinin kanserden ölümünden dolayı kendini suçluyor ve affedemiyordu. ’’Doktorum ama annemi iyileştiremedim; belki Amerika’ya götürseydim iyi olabilirdi’’ düşünceleri ve suçluluk duyguları ile doluydu. Hipnoterapi, yaratıcı imgelem ve duygusal özgürleşme tekniklerini içeren çalışmalarda olayın ayrıntıları ortaya çıktı. Annesinin vefatından sonra arabamı kullanamam diye otobüse binmiş ve otobüste zihninde hep aynı cümleler dönmüştü: ’’Annemi iyileştiremedim, belki Amerika’ya götürseydim…’’ bu esnada nefesi daralmış, boğulur gibi olmuş, bayılacağından hatta öleceğinden korkmuş ve ilk panik atağını o zaman geçirmiş. Artık her otobüs gördüğünde hatta düşündüğünde bile panik atağı başlıyor, boğuluyormuş gibi hissediyordu. Terapi seanslarında bunları fark edip, panik atağın nedenlerini anladı ve o duygular boşaltıldı. Çok rahatlamıştı ama esas iyileşme kendini affedince, artık suçlamayınca olacaktı, öyle de oldu. Annesinin kanser hastalığında bir doktor olarak elinden geleni yaptığı, kendisinin bir suçu olmadığı bilinçaltı düzeyde çalışıldı. Seansta annesi ile sohbet ettiği, karşılıklı sandalyede oturdukları bir an hayal ettirildi: Annesi onu çok sevdiğini, hastalığında ona çok iyi baktığını, onunla gurur duyduğunu söylerken ağlıyordu. Kendini affetme olumlamaları ile daha da rahatladı. Sonra annesinin rahatsızlığı sırasında sıkça annesinin yanına gittiği için şikayet eden eşine olan kızgınlığını hatırladı. Mutlu ve huzurlu olmak için onu da affetmesi gerektiği söylenince: ’’Bunu yapamam, onu affedemem, bunu hak etmiyor ‘’dedi. ”O hak ettiği için değil, senin iyileşmen, özgürleşmen için affetmelisin” telkinlerini çalıştık. Affetmek onun haklı olduğunu kabul etmek değildir, onun için değil kendimiz için affederiz. Yüklerimizden özgürleşmek için. Artık panik atak yaşamıyor, hem kendini hem de eşini affederek iyileşti…

  • Stresi yönetin, yoksa o sizi yönetir

    Stresi yönetin, yoksa o sizi yönetir

    Hayatınız ne kadar stresli? Ne kadar zamandır stres altındasınız? Öfke ve endişe gibi duyguları her gün yaşıyor ve bunlardan kurtulamıyor musunuz? Sürekli soğuk algınlığına yakalanıyor musunuz? Kendinizi yorgun hissediyor musunuz veya kendinize hedefler belirleyip bunlara ulaşmakta güçlük mü yaşıyorsunuz? Okuduklarınızı anlamakta veya hatırlamakta zorluk çekiyor musunuz? Kronik uykusuzluk yaşıyor musunuz? Sürekli diyet yapıp kilo veremiyor musunuz? Bunların nedeni stres olabilir. Stresi daha yakından tanımak, vücudunuz, aklınız ve ruhunuzla arasındaki bağlantıyı nasıl etkilediğini anlamak ve stres yönetme tekniklerini öğrenmek istiyorsanız doğru yerdesiniz..

    Stres çağımızın en önemli hastalığıdır. Hastalıkların babası da diyebiliriz. Çünkü gripten kalp hastalıklarına hatta kansere kadar geniş bir yelpazede birçok hastalığın nedenlerinin başında stres geliyor. Stresli insanlarda kalp hastalıklarının 3 kat fazla olduğu, kalp krizinden ölümün 5 kat fazla olduğu biliniyor. Hayatın her safhasında, ilkokulda, üniversitede, işyerinde stresle baş başayız. Bizi kronik mutsuz, kaygılı yapıp enerjimizi tüketen, yaratıcılığımızı azaltan, daha kolay hastalanmamızı ve yaşlanmamızı sağlayan baş aktör ama biz doktorlar bile onu yeterince iyi tanımıyor, yönetemiyoruz. Çok uzun eğitimler aldık, ama stres yönetme eğitimleri almadık. Belki de bu yüzden stresini yönetemeyen bir çok doktor bile sigara, alkol, aşırı yemek yeme gibi yanlış yöntemlere başvurmak zorunda kalıyor. Bence öncelikle alınması gereken eğitim, stresi yönetme eğitimi olmalı.

    Stres, ilk insanların tehlike karşısında savaş veya kaç durumuna girmeye hazırlıklı olma ihtiyacından doğmuş bir işlev. Zorlanmaya karşı bedenimizin verdiği bir yanıt. Bu durumda nabız hızlanır, kaslar gerilir, duyular aşırı hassaslaşır ve vücut savaşmaya veya geri çekilmeye hazırlanır. İnsanoğlu aslında bu sayede belki de hayatta kaldı, aslandan, ayıdan kaçtık, savaştık ve hayatta kaldık. O zamanlar bu aşırı uyarılmış hal kısa sürüyordu ve vücut kısa sürede sakin haline dönüyordu. Oysa günümüzde korku, öfke, endişe veya üzüntü gibi duygular ile savaş veya kaç uyarı sistemimiz sürekli tetikte olduğundan tüm bedeni yıpratıyor.

    Stresle başa çıkamazsak, ne olur?

    Stres konusunda en geniş araştırmaları olan bilim adamı Hans Selye diyor ki: ” Bugün yaygın hastalıkların çoğunun mikropların, virüslerin, zararlı maddelerin veya her türlü dış etkenin yarattığı aksaklıklardan çok, strese uyum gösterme eksikliğinden kaynaklandığını görüyoruz”

    Stres altında bağışıklık sistemi baskılanır. Birçok araştırmada stresin bağışıklık sisteminin askerlerinden olan T lenfositlerini azalttığını göstermiştir.

    Stres kilo aldırır, kortizol ve adrenalin yağ yapar. Kaos olan ülkelerdeki insanlar ölmemek için nasıl un, bakliyat depoluyorsa stres anında da vücut yağ depolar ve kilo alırsınız.

    Bilim adamı Dr. Bartop’ın yaptığı araştırmada 6 hafta önce eşlerini kaybetmiş, 26 dul kadın incelemeye alınmış. Şeker hastalığı, kalp hastalığı, bağırsak koliti, eklem romatizması, alerjik cilt hastalığı ile stres arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiş. Alınan kan örneklerinde ise vücut savunma sistemini gösteren T-lenfositlerin işlevinde azalma gözlemlenmiş.

    Ohio State Üniversitesinde yapılan çalışmada ise “Homecysteine” adlı aminoasidin stresli kişilerde arttığını gösteriyor. Bu madde kalp hastalıkları riskini artıran bir maddedir.

    Herkes stressiz bir hayat ister. Maalesef bu çoğumuz için mümkün değildir. Stresin günlük hayatınızın bir parçası olduğunu kabul ederseniz, aşmak için gerekli adımları atabilirsiniz. Stresin azı bazen yararlı olabilir çünkü motivasyonumuzu arttırır ama stres miktarı arttıkça ve süresi uzadıkça yıkıma neden olur. Uzun vadeli stresinpsikolojik etkileri arasında sinirlilik, endişe, huysuzluk, depresyon, üzüntü ve asabiyet sayılabilir. Eğer uzun süredir stres altındaysanız doğru düşünmekte, karar vermekte, dikkatinizi toplamakta, öğrenmekte veya öğrendiklerinizi hatırlamakta zorlanabilirsiniz. Uykusuzluk çekebilir, kaza yapabilir veya olumsuz düşüncelerden kurtulamayabilirsiniz. Olumsuz alışkanlıklar edinebilir veya tik geliştirebilirsiniz.

    Uzun süreli stresin fiziksel etkileri arasında; baş ağrısı, kas ağrısı, sırt ağrısı, göğüs ağrısı, mide rahatsızlıkları, ishal, kabızlık, ellerde titreme, terleme veya üşüme sayılabilir. Stres kurdeşene, deride kızarıklıklar çıkmasına, dişlerin sıkılmasına, kulakların çınlamasına veya soğuk algınlığına sebep olabilir. Stres uzun süre çözülmeden kalırsa ciddi bir rahatsızlık geçirme ihtimaliniz artar. Eğer stresin fiziksel ya da psikolojik belirtilerinden herhangi birini uzun süredir yaşıyorsanız profesyonel yardım almalısınız. Böylece stresi daha çabuk yenebilirsiniz.

    İçsel ve Dışsal Stres

    Her yerde stres vardır. İçimizde sürekli olarak stres yaratılır veya başka kaynaklardan stres alırız. Stresin kaynaklarını tespit etmek, aşmanın ilk adımıdır.

    İçsel stres, bilinciniz ve bilinçaltımız tarafından yaratı­lır. Geçmişteki deneyimlerinizden, bugün içinde olduğunuz durumdan veya gelecekle ilgili beklentilerinizden kaynaklanabilir. Geçmişle stres yaratan ve çözülememiş olayların anıları birçok insanın hayatını karartabilir. Olumsuz bir anının yarattığı imge, zihninizde defalarca canlanır ve olumsuz bir deneyimi veya deneyimleri tekrar tekrar yaşarsınız. Bitmeyen bir döngüye takılıp kalmaya benzer.

    Bu imgeler bilinçaltınızdan gelir ve beş duyunuzdan herhangi birisiyle hatırlanır.

    Dışsal Stres

    Dış kaynaklara bağlı dışsal stres işle, okulla veya ilişkilerle ilgili olabilir. Bazen bir anda ortaya çıkabilir. Trafik öfkesi buna güzel bir örnektir. Yolda ilerlerken başka bir sürücü aniden sizin şeridinizi ihlal edebilir. Bu durumda kazayı önlemek için aniden direksiyonu kırmanız gerekir ve öfkelenir ve gerilirsiniz. Gürültü de dışsal strese yol açabilir.

    Geçmişten Gelen Stres

    Eğer geçmişten gelen ve sürekli aklınıza takılan stres veren bir sorununuz varsa bu, kendinizi olumsuz transa soktuğunuz anlamına gelir. Geçmişten kaynaklanan stres, bilinçaltınıza yerleşir ve ayrılmaz. Stres çözümleninceye kadar sürekli olarak etkisi altında kalırsınız. Stres kaynağını bulmak, çözmenize yardımcı olabilir.

    Gelecek Stresi

    Bilememek, belirsizlikler stres yaratabilir. Eğer bir olayın nasıl gelişeceğinden emin değilseniz endişe duyabilirsiniz. Bir şeyin mükemmel gitmesini beklerseniz bu nadiren gerçekleşir. Gelecekle ilgili birçok şey hakkında endişe duyabilirsiniz; sağlığınız, işiniz, ödenmemiş faturalarınız veya ilişkileriniz. Gelecek üstünde yoğunlaşırsanız, şimdiki anın farkına varamazsınız.

    Stresi yönetme yolları:

    Düzenli egzersiz yapın. Bu kas gerginliğinizi azaltır ve daha iyi hissetmenizi sağlar.

    Düzenli ve sağlıklı beslenin, bu strese olan direncinizi arttırır. Öğün atlamayın, kafeini azaltın veya kesin. Kahve başlangıçta size enerji verse de sonra ters etki yapar.

    Bilinçaltı çalışmaları yapabilirsiniz. Meditasyon yapın, dua edin, şükredin. Sahip olduklarınıza odaklanın. Bunlar kendi özünüzle, bilinçaltınızla daha iyi iletişim kurmanıza yardımcı olur.

    Nefes egzersizleri yapabilirsiniz. Üzüntülü, kaygılı olduğunuzda nefesinizin kesik kesik olduğunu ve yüzeyselleştiğini fark etmişsinizdir. Bu durumda derin nefesler alıp yavaş yavaş verin, nefesiniz verirken ‘’Rahat, daha rahat’’, ’’Gevşiyor gevşiyor, daha da gevşiyorum’’ diyebilirsiniz.

    Stresi azaltmaya yardımcı olan Gingko biloba, Sarı kantaron, Ginseng, Passiflora gibi bitki ekstrelerinden yararlanabilirsiniz. Bir hastalığınız varsa, ilaç kullanıyorsanız bunun için öncelikle doktorunuza danışmanızı öneririm.

    Düşünce ve duygularınızı fark edip düzenleyin. Olumsuz olaylar karşısında duygusal ve davranışsal tepkiler vermenize neden olan akılcı olmayan düşünceleriniz varsa değiştirmeye çalışın.

    Hobiler Geliştirin. İlgi alanlarınıza uygun, sizi rahatlatacak aktiviteler bulmak stresin etkilerini azaltacaktır.

    Zamanı iyi kullanın. İşlerinizi, yapmanız gerekenleri ertelemeyin. Eve iş götürmemeye çalışın, sosyal etkinliklere zaman ayırın, bunun için zaman yönetimi becerilerinizi geliştirin.

    Stresi azaltan akupunktur noktalarına masajlar yapabilirsiniz. Basitçe her iki elinizdeki işaret ve baş parmak arasında etli kısma veya el avcunuzun ortasına diğer elin başparmağı ile günde 3 kez 30 saniyelik orta sertlikte masajlar yapmanız endorfin hormonunu arttırarak stresi azaltmaya yardımcı oluyor.

    Eğer kronik stres yaşıyorsanız bu depresyona, panik atağa, yüksek tansiyon gibi sorunlara neden olmuşsa bir uzman yardımı almalısınız. Bu, problemlerimizin farkına varmanıza ve çözümüne yönelik stratejiler belirlemenize yardım edecektir.

  • Öksürük

    Öksürük

    Okul çağı öncesi çocuklarda öksürüğün en sık nedeni viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır.

    Çocuklarda tekrarlayan öksürük ciddi hastalıkların belirtisi olabilir.

    Öksürük kendi başına bir hastalık değildir. Akciğer enfeksiyonları, akciğer hastalıkları ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının bir bulgusudur. Altı aydan küçük bebeklerde öksürük bebekleri yorar. Özellikle sonbahar kış mevsiminde yaygınlaşan RSV (Respiratory syncythial virüs) daha büyük çocuklarda nezleye neden olurken; bebekler alt solunum yollarını ve akciğerlerin etkileyerek ciddi solunum zorluğuna yol açabilir. Öksürük kriz şeklinde geliyor ise, ateşle beraber seyrediyorsa, günlük aktiviteleri ve gece uykusunu etkiliyorsa doktora başvurulmalıdır.

    Öksürük, bronşlarda hava yollarında bulunan reseptörlerle ortaya çıkar. Oradaki mukusu ve yabancı cismi atmaya yönelik refleks faaliyete geçerek öksürüğü uyarır. Çocukların doktor ziyaretlerinin yüzde 70 nedeni öksürüktür. Grip, soğuk algınlığı gibi bir enfeksiyonlarda öksürük süresi genelde 10 -14 gün arasındadır. Bir çocuk senede 10 kez grip, nezle, soğuk algınlığı gibi nedenlerle hasta oldur. Enfeksiyonlarda 10-14 gün arasında öksürür ve bu hesaba göre bir çocuk senenin 140 günün öksürerek geçirebilir.

    Öksürüğün karakteri, eşlik eden diğer bulgular tanı aşamasında önem taşır. 1 aydan 1 yaşına kadar olan süt çocukluğu döneminde de viral üst solunum yolu enfeksiyonları, gastroözofageal reflü, zatürre, bronşiyolit gibi alerjik yapıyla ilişkili problemler öksürüğe neden olabilir.

    Okul çağı öncesi çocuklarda öksürüğün en sık nedeni yine viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Reaktif hava yolu hastalığı dediğimiz alerjik yatkınlığı olan çocuklarda çok sık öksürük olur. Yabancı cisim aspirasyonu da sürekli öksüren, özellikle de öksürüğün ani başladığı çocuklarda mutlaka akılda tutulmalıdır. Örneğin çocuk yemeğini yerken bir pirinç parçası ya da bir kuruyemişi yerken fındık parçası, fıstık parçasını akciğerine aspire ettiği zaman o bronşlarda durarak sürekli öksürüğü uyarır.

    Sonuç olarak öksürüğü tetikleyen ve sıklıkla görülen etkenler enfeksiyon ve alerjik yatkınlık olarak sayılabilir. Öksürüğün nedeni olan diğer nadir problemler arasında tümör, bazı yapısal anormaller, kistik fibroz, immotil silya sendromu dediğimiz hastalıklar yer alır.

    Çocuk olan evlerde sigara içilmemesi gerekir. Sigara dumanı, solunum yolunun koruyucu mekanizmalarını bozmakta, balgam üretimini artırmaktadır. Öksürükte bol su içilmesi balgamın daha kolay atılmasını sağlar, özellikle kış aylarında iç mekanlardaki havanın kuru olması solunum yollarının kuruluğuna, mukus kıvamının artmasına yol açar. Soğuk buhar, solunum yollarındaki iltihabi reaksiyonu çözmede daha etkilidir, böylece öksürüğü rahatlatır. Ancak, çoğu çocukta görülen buharın olumlu etkisi, alerjik hırıltısı olan çocuklarda görülmeyebilir.

    Burun tıkanıklığı, akıntısı olan çocuklarda öksürük çok sık rastlanan bir semptomdur. Burunda fazla miktarda üretilen mukus, boğazın arka kısmına akarak özelikle yatarken artan öksürüğe sebep olur.

    Ailelerin öksürük ilacı adı altında piyasada bulunan ilaçları, çocuklarına hekim önerisi olmadan vermemeleri gerekir. Öksürüğü kesmek için ilaç verilmesi mantıklı değildir. Öksürük bir reflekstir, vücudun solunum yollarını temizleme ihtiyacı olduğu anlamına gelir. Diğer tip ilaçlar ie balgam söktürücü ilaçlardır. Bu ilaçların bir özelliği de balgamı arttırmalarıdır. 6 aydan küçük bebeklerin öksürükleri efektif olmadığı için balgam ile tıkanabilirler.

    Sonuç olarak akılda tutulması gereken noktalar:

    • Öksürüğün nedeni basit olabildiği gibi ciddi de olabilir.
    • Aileleler öksürük belirtisini ciddiye almalı ve çocuk hekimine başvurmali, muayene yapılmadan ezbere ilaç kullanmamalıdır.
    • Özellikle tekrarlayan ya da uzun süreli öksürüklerin çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekir.
    • Öksüren çocuğun sıvı alımı arttırılmalıdır.
    • Oda nemlendirmesinde kullanılan buhar makinaları, sıcak buhar yapanları kolay enfeksiyon barındırabildiğinden, soğuk buhar yapanları da suyun minerallerini dahi havaya vererek akciğer hassasiyetini arttırdıklarından önermiyoruz.
    • Kalorifer / soba üzerine konulacak su dolu bir kap oda nemini gerekli düzeyde tutar.
    • Alerjik yapılı çocuklar için yün (atlet-yorgan-yastık-halı), hayvan tüyleri öksürüğü tetikleyebilir.
    • Ailesinde alerjik bünyeli kişiler olan çocuklarda alerji olma olasılığı yüksektir.

  • Çocuğumu hastalıklardan nasıl koruyacağım?

    VE OKULLAR AÇILDI… ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMEK GEREK?

    Yaz tatili bitti.. Okullar, yuvalar açıldı. Çocukları derslerin, ödevlerin başlayacağı telaşı, denizden kumdan uzaklaşacak olmanın hüznü sarmışken, anne babalarının beyninde dönüp duran farklı kaygılar var.. Yine hastalıklar başladı.. Akması hiç durmayan bir küçük burun, arka odadan dikkatleri hemen üzerine toplayan küçük öksürükler, iştahsızlık, halsizlik anne babaların uykularını kaçırıyor.

    NEDEN DAHA SIK ENFEKSİYON?

    Okul ortamında aynı sınıfta sürekli bir arada olan bir sürü çocuk, sınıf havalandırmalarının yetersiz yapılması, havaların soğuması ile birlikte özellikle viral enfeksiyonların artışı, el yıkamanın olması gerekenden daha az sıklıkta yapılması, çocuklarda enfeksiyon değiş tokuşu için risk faktörlerini oluşturuyor.

    AMA BİZ AŞILARIMIZI YAPTIRDIK..

    Kuşkusuz aşılama programlarına uyulması en azından bilinen hastalıklardan çocuklarımızı koruyabilmemiz için gerekli. Özellikle bulaşıcılığı çok yüksek olan hepatit A ve suçiçeği hastalıklarına karşı henüz bağışıklığı yapılmamış olan çocuklar, bu hastalıklar açısından risk altındalar. Henüz sağlık bakanlığı tarafından rutin aşı takvimine alınmamış olan bu hastalıklara karşı bağışıklık ancak hastalığın geçirilmesi ya da aşılarının yapılması ile mümkün. Kuşkusuz aşı ile bağışıklık tercih edileni. Fakat adı henüz bilinmeyen ya da aşısı henüz bulunmamış bir sürü mikroorganizma olduğunu düşünürsek, sadece aşılama programlarına güvenmek de sabaha karşı çıkan 39 derece ateş karşısında uykulu gözlerin şaşkınlıkla açılıvermesine neden olabilir.

    NASIL KORUNALIM?

    Çocuklarımızda el yıkamanın alışkanlık haline dönüşmesini sağlayacak olan ebeveynlerdir. Onlara sözlerden önce davranışlarımızla örnek olduğumuzu düşünürsek, bu konuya hassasiyetle eğilmek gerektiğini düşünüyorum. Çocuğa kişisel hijyenin önemi ve bunu nasıl sağlayabileceği konusunda bilgi verilmesi, okulda kullanabileceği sıvı sabun, kağıt havlu gibi malzemelerin onun için ulaşılabilir kılınması yine bizlerin üstüne düşen görevlerden.

    Sağlıklı beslenme ve sağlıklı uyku alışkanlığının olması da, mikroplarla savaşın en çetin yaşanacağı okul döneminde, çocuğun bağışıklık sisteminin kuvvetli olmasını sağlayacaktır.

    ÇOCUĞUM HASTA, OKULA GİTSİN Mİ?

    Çocuğunuz hastalandığında, olanak dahilinde ise okula gitmemesini sağlamak hem çocuğun hastalık sürecini hızlı geçirmesi hem de okuldaki diğer çocukların sağlıklarını korumak adına mantıklı bir hareket olacaktır. Ancak çocuğun eğitim sürecinde aksamaya neden olmamak adına bu açıdan bir risk taşıyıp taşımadığına en iyi çocuk doktorunuz karar verecektir.

    EN SIK SORUNLAR NELER?

    Solunum yolu enfeksiyonları: Bir sağlık çalışanının en sık duyduğu kısaltmalardan biri olan ÜSYE, çocukların da okul dönemlerinde yakasını bırakmayan bir tanı haline geliyor. Üst solunum yolları enfeksiyonları çocuklarda öksürük sonrası havada asılı kalan damlacıkların nefes ile alınması ya da yakın temas sonrası gelişir. Genellikle viral, bazen de bakteri kaynaklı olabilirler.

    Bakteriyel enfeksiyonlarda çocuk daha halsiz, keyifsiz olur, ateş daha yüksek derecelere ulaşabilir ve tedavide antibiyotiklerin de kullanılması gerekebilir.

    Viral enfeksiyonlarda daha çok semptomatik tedavi dediğimiz, ateşi düşürme, tıkalı burunu açma gibi yöntemlere başvururuz. Bunun ayrımını yapacak olan çocuk hekimidir. Önemli olan hasta çocukta komplikasyonlar gelişmeden yani ilk enfeksiyon belirtilerine daha şiddetli başka belirtiler eklenmeden önce doktora başvurulmasıdır. Böylece tedavi süreci daha kısa ve kolay çözülebilir bir sorun olarak kalır.

    İshal: Okul dönemlerinde sık karşılaştığımız bir diğer enfeksiyon çeşididir. Çocuklarda tetkik ile kanıtlanmış bir etken olmadıkça ishale yönelik ilaç kullanımından kaçınılmalıdır. Yine semptomatik tedavi, yani ateşi düşürme, bol sıvı takviyesi, yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınılarak oluşturulacak bir diyet programı ishalin iyileşme sürecini hızlandırır.

    • Çocuklarda doktor tarafından önerilmedikçe ve mecbur kalınmadıkça “ishal kesici” “bulantı kesici” veya “kusma kesici” ilaçlardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tip ilaçlar asıl hasta olan mide-bağırsak sistemi üzerinden değil beyindeki bulantı merkezi üzerinden etki ederler ve bu nedenle yan etkileri korkutucu olabilmektedir.

    Gıda alerjileri daha önce çocukta hiç gözlenmemişken, kantin ya da marketten alınan boyalı besinlerle okul çağında ortaya çıkabilir. Bu açıdan ürtiker dediğimiz cilt kızarıklığı, kaşıntısı, kabarması gibi belirtiler ortaya çıktığında çocuğa yediklerinin sorulması, tanı konmasını sağlayabilir.

    BAŞKA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    Okul çağından önce yapılmasını önerdiğimiz göz muayenesini eğer henüz yaptırmadıysanız, şimdi tam zamanı. Çocuğunuzun dikkatinizi çeken hiçbir görme bozukluğu belirtisi yok ve çocuğunuzun da bu açıdan hiçbir şikayeti yoksa bile genel bir kontrolden geçmesinde fayda var. Çünkü görme problemi olan çocuklar, sorunları ilerleyip tedavisi daha zor hale gelene kadar hiçbir şeyden şikayetçi olmayabilirler.

    Bir diğer dikkat edilecek nokta da o zamana kadar herhangi bir idrar tahlili yaptırmamış olan okul çağı çocuklarında yapılacak basit bir idrar tahlilinin muhtemel bir böbrek hastalığının erken dönemde yakalanmasını sağlayabileceği gerçeğidir. Amerikan Pediatri Akademisi yaşamın ilk yılında idrar tahlili yapılmasını, okul çağı döneminde ve geç çocukluk-erken adölesan dönemde tetkikin bir kez daha tekrarlanmasını önermekte. İdrar yolu enfeksiyonları hiç bir belirti vermeksizin oluşabilirler.

    YİNE DE…

    Alabileceğimiz tüm önlemleri almamıza, sağlıklı beslenme, el yıkama ve uyku alışkanlıklarını çocuğumuza vermeye çalışmamıza rağmen, her çocuk hasta olur. Hiçbir çocuğun hasta olmadan büyüdüğü görülmemiştir. Aileler, çocuğun bağışıklık sisteminin, mikroplarla savaş sırasında daha da tecrübelenip kuvvetleneceğini düşünerek kendilerini rahatlatmaya çalışmalıdırlar. Önemli olan sorunun büyümeden çözülmesidir. Çocuk doktorları bunun için vardır. Tüm çocuklarımıza sağlıklı, keyifli bir eğitim yılı diliyorum.

  • Bilinçaltı diyeti

    Bilinçaltı diyeti

    Diyetisyene, doktora gidiyorsunuz, size iyi öneriler, listeler veriliyor, ama sonra yapamıyorsanız, koltuktan kalkıp hareket edemiyorsanız, içimizde konuşan diğer ses bizi sabote ediyorsa, spor salonuna üye olup gidemeyenlerdenseniz, tok olduğunuz halde kontrolsüzce yemeye devam ediyorsanız beyninizin şefi olan bilinçaltını ikna edememişsiniz demektir.

    Bilinçaltını ikna etmenin yollarını öğrenmek ister misiniz?

    Bildiklerimizi neden yapamıyoruz?

    Bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltını da ikna edip ikisinin birlikte kol kola girmesi gerekiyor.

    Birçok şeyi biliyor olabiliriz ama neden yapamıyoruz, çünkü bilinçaltı bu konuda farklı düşünüyor.

    Örneğin sigaranın ne kadar zararlı olduğunu bilip içen birçok doktor var. Hani o içimizde konuşan öteki tarafımız var ya orası.

    Yunus‘un ’’Bir ben var benden içeru’’ dediği, Mevlana’nın ’’Sen Düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik olursun’’ dediği bilinçaltı.

    Bir sigara bırakma çalışmasında danışanım sigaranın kokusunun kendisini çok etkilediğini ,bir türlü sigarayı bırakamadığını söylemişti. Çalışmada sigara kokusunun ona babasının yanına gittiği yedi yaşındaki zamanı hatırlattığını fark etti. Babası tütün ticareti ile uğraşıyormuş, balya balya tütünlerin arasında babasının onunla ilgilendiği ve iyi vakit geçirdiği zamanları hatırladı. Bilinçli aklı, sigaranın zararlı olduğunu söylerken, bilinçaltı akıl sigara kokusuyla babasıyla iyi vakit geçirdiği anı hatırlamakta. Sürekli kilo verip alan bir danışanım da, kilo verdiği zamanlarda ne hissettiğini sorduğumda ilk aklına gelen onu büyüten ve çok seven anneannesinin söylediği idi: ’’Bu çırpı gibi bacaklarla, kemikleri fırlamış yüz ile seni kimse sevmez.’’ Maalesef bilinçaltı aklı ne derse o oluyor genelde, maçı çoğunlukla o kazanıyor.

    Kilo alınıp verilen yoyo diyetlerin, tokken bile yediğiniz duygusal açlıkların, kaygılıyken veya mutluyken yediğiniz bir kavanoz çikolatanın, sürekli pazartesi başlanacağı söylenen ama sıklıkla ertelenen kararların nedeni bilinçaltındaki duygu ve inançlardır.

    Bilinçli akıl soyut şeylerle ilgiliyken, bilinçaltı duygularla, inançlarla ilgilidir ve duygusal kayıtlar beynimizde daha büyük izler bırakır, daha kolay hatırlanır. Örneğin bilinçli aklın, ’’şişmanlık birçok hastalığın nedenidir’’ dediğini ve bilinçaltı aklın da ‘’profiterolün lezzetini, akan çikolatanın güzelliğini görüntüyü ‘’ hatırlattığını düşünün. Hangisi daha etkilidir? Sonuç belli. Kararları her zaman bilinçaltı alır, bilinç buna katılır. Böylece kararları biz alıyormuşuz gibi hissederiz.

    Mazeret Üretme Merkezi

    Belki kilodan bağcıklarımızı bağlayamıyoruz veya kalp, şeker hastasıyız veya kendimizi çirkin bulup beğenmiyoruz ve diyet, spor yapmamız gerektiğini biliyoruz, ama sonra yapmamak için mazeretler bulma uzmanı oluyoruz.

    İşte değişim için bilinçaltınız ile iletişim kurmak, sağlıklı ve kalıcı olarak kilo vermek istiyorsanız Hipnoterapi‘den yararlabilirsiniz.

    Fazla kilolu olmak bedensel, zihinsel ve ruhsal birçok nedenden kaynaklanabilir.

    Şeker hastalığı, tiroit yetmezliği, uykusuzluk, kahvaltı yapmamak, öğün atlamak, az su içmek, aşırı gazlı-asitli içecekler, fastfood yiyecekler gibi bedensel ve hormonal nedenler, stres, kaygı, üzüntü, değersizlik, suçluluk, yetersizlik inançları gibi zihinsel ve ruhsal nedenler olabilir.

    Bence en önemlisi zihinsel ve duygusal nedenlerdir. Nasıl ki savaş ya da kaos ortamlarında insanlar hayatta kalmak için un, şeker, bakliyat depoluyorlarsa bedenimiz de stres durumlarında yağ depolamaya eğilimlidir.

    Diyet sözcüğü yerine sağlıklı beslenmeyi kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü rejim, diyet sözcükleri bilinçaltı için genelde olumsuz çağrışımlar içerir. Sevdiğimiz şeylerden uzak kalacağımız bir süreyi anlatır ve bir gün mutlaka biter.

    Size ömür boyu kolayca uygulayabileceğiniz, yeni bir yaşam biçimi olarak göreceğimiz bir programdan bahsedeceğim.

    Kontrolsüz yemenin en büyük nedenleri genellikle duygusal nedenlerdir ve bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yemeye neden olabilir. Bazıları yemekle bu olumsuz duyguları bastırmaya çalışır. Diğer taraftan yemek yeme keyifli bir şeydir ve bununla ilgili çocukluğumuzdan beri bilinçaltımızda olumlu anılar mevcuttur. Doğum günleri pasta demektir, düğünler yemeksiz olmaz, tüm ailenin birlikte olduğu Pazar kahvaltıları sevgi, huzur anları demektir. Bu durumda bilinçaltı bu anları daha sık yaşatmak için size yedirtebilir. Bazen anne babayı memnun etmek, kızdırmamak için de yedirtebilir. Bilinçaltı çalışmaları, beslenme alışkanlıklarınızla ilgili hedeflere ulaşmak ve bu hedefleri korumak için çok etkili bir yöntemdir.

    Kendinize şu soruları da sormanızı öneririm:

    En büyük streslerim, kızgınlıklarım, öfkelerim neler? Kime, neye öfkeliyim?

    Kendime öfkeli miyim?

    Beni ne kadar etkiliyorlar?

    Stresi yönetebiliyor muyum?

    Bunun için ne yapıyorum?

    Suçluluk duyduğum şeyler var mı?

    Kendimi değerli ve yeterli hissediyor muyum?

    Kendimi sürekli eleştiriyor muyum?

    Sahip olduklarıma şükrediyor muyum?

    Bazıları rahatlamak için sigara, alkol, aşırı ve kontrolsüz yiyerek veya aşırı spor yapmak gibi sağlıksız yollarla rahatlamaya çalışıyorlar. Hipnoterapi, Duygusal Özgürleşme Teknikleri(EFT), meditasyon, dua, olumlamalar, af seansları, fitoterapi (bazı bitkisel destekler), nefes tekniklerini gibi bilinçaltı çalışmaları ile gevşemeyi, streslerini azaltabilmeyi öğrendiklerinde ise sigara ve alkol ihtiyaçlarının kalmadığını, kontrolsüz yemenin zihinsel ve duygusal nedenlerini çözdükleri içinse kilo verdiklerini gözlemliyorum.

    Tabii ki sağlıklı ve kalıcı zayıflamak için yapılması gerekenler bellidir: Düzenli beslenme, düzenli hareket etme, iyi uyku, stresi azaltma gibi.. Ama bilinçaltına bu kararlarınızı kabul ettirmezseniz başarı şansınız düşüktür. Kilo verseniz bile tekrar alırsınız.

    Her bakımdan özellikle duygusal ve ruhsal açıdan arınmanız ve ideal kilonuza inmeniz dileğiyle hoşçakalın…

  • Yenidoğan pnömonisi yenidoğanın alt solunum yolu enfeksiyonu

    Yenidoğan pnömonisi yenidoğanın alt solunum yolu enfeksiyonu

    Yenidoğan enfeksiyonlarının önemli bir nedeni olan pnömoni,özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi kayıplara yol açabilmektedir.

    Yenidoğan pnömonisi akciğer dokusunun iltahaplanması olarak tanımlanabilir. Başlangıç bazen doğumu takip eden saatler içinde ortaya çıkar ki bu vakalar bebekteki sepsisin bir kompenenti olarak gelişebilir.İlk 48 saatte ortaya çıkan bu vakalar erken başlangıçlı pnömoniler olarak tanımlanmaktadırlar.Geç başlangıçlı pnömonide tablo başlangıçta belirgin olmayıp ilk 7 ile 14 gün içinde gelişebilir.Genellikle bu bebekler yoğun bakım ünitelerinde takip edilen ve uzun süreli endotrakeal entübasyon uygulanan yenidoğanlardır. Enfeksiyon plasenta yolu ile bulaşabildiği gibi enfekte amnion sıvısı da bulaşıma neden olabilir.Doğum eylemi sırasında annenin doğum kanalında bulunan mikroorganizmalarda pnömoniye yol açabilir.Unutulmaması gereken önemli bir nokta,amniotik sıvı ve vaginal salgıları soluyan her bebekte pnömoninin gelişmediğidir.

    Transplasental geçen enfeksiyonlarda etkenler genellikle virusler iken,doğum eylemi sırasında enfekte olan bebekler annenin vajinal florasında bulunan gram negatif bakteriler,gram pozitif bakteri ve mantarlar ile enfekte olurlar.

    Viral ve bakteriyel ajanların neden olduğu klinik tablo bronkopnömoni özelliği gösterir.Viral pnömoniler sporadik olabildiği gibi hastane kaynaklı olabilir.RSV (respiratuvar sinsitiyal virus) bebeklerdeki en önemli viral pnömoni nedenleridir.Parainfluenza ve adenoviruslarda,RSV virusları gibi pnömoni ve bronşiolite neden olurlar.Özellikle prematüre ve doğumsal kalp hastalığı olan bebeklerde klinik tablo ağır seyretmektedir.

    Yenidoğan dönemindeki pnömoninin klinik bulguları başlangıçta belirgin değildir.

    -Isı değişikliği(hipotermi veya ateş)

    -Beslenme güçlüğü

    -Sarılık

    -Siyanoz

    -Öksürük

    -Burun kanatlarının solunuma iştiraki

    -Göğüste çekilmeler izlenir.

    -Solunumun sık ve zorlu oluşu görülür.

    -Solunum sayısı artmıştır.

    -Solunum sayısının 1 dakikada 60 ve/veya üstünde olduğu gözlenir.

    Bu bebeklerde solunum sayısının takibi son derecede önemlidir.Hastalığın şiddetini belirlemede kriter olarak kullanılmaktadır.

    Muayenede akciğer bulgularını titizlikle değerlendirmek gerekir. Akciğer seslerinde azalma, hışıltı ve raller saptanabilir.

    Akciğer grafisi her vakada mutlaka incelenmelidir.Kan örnekleri alınmalı ve trakeal aspirat kültürleri yapılmalıdır.

    Tedavi etkene göre planlanmalı, antibiotik veya antiviral tedavi uygulanmalıdır. Antibiotik tedavisi kombine antibiotik tedavisi olarak başlanmalı ve hastanın kliniğine göre tedavi planlanması yapılmalıdır.Bebeklerin sıvı ve elektrolit dengesi yakından takip edilmelidir.Destekleyici tedavi titizlikle uygulanmalıdır.

    YENİDOĞAN PNÖMONİLERİ AĞIR SEYRETMEKTE VE CİDDİ KAYIPLARA NEDEN OLMAKTADIR.

    Korunmada; Anne adaylarının yakından takibi son derecede önemlidir. Daha önceki doğumlarda enfeksiyon ve prematüre bebek öyküsü olan annelerin enfeksiyon yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.Korunmada erken membran rüptürü tedavisi önemlidir.

    Hastane kaynaklı pnömonilerin önlenmesinde ise hastane enfeksiyonlarının kontrolü son derece önem taşımaktadır. Özellikle preterm doğan bebeklerde anneden yeteri kadar koruyucu antikor geçmemiş olması ve yenidoğanın bağışıklık sisteminin az çalışması yenidoğan pnömonisinin ağır seyretmesine yol açmaktadır.Anne sütü ile beslenme vurgulanmalıdır.Bilindiği gibi annenin geçirdiği enfeksiyonlar koruyucu düzeyde antikor oluşturmaktadır.Anne sütü ile bebeğin beslenmesi ile bu antikorlar bebeği hastalıklardan koruyabilmektedir.

    Önemle üzerinde durulan bir noktada anne adaylarını gebelik öncesi bağışıklayarak yenidoğan enfeksiyonlarının kontrol altına alınmasıdır.Bu konuda yoğun bir şekilde yapılan çalışmalar yenidoğan enfeksiyonlarından korunmanın mümkün olabileceğine işaret etmektedir.

  • Kadın hastalıklarında hipnoz

    Kadın hastalıklarında hipnoz

    Kadınların cinsel sorunlarında da hipnoterapi oldukça faydalıdır.Cinsel istek azlığı,vajinismus,orgazm olamama,ağrılı cinsel ilişkilerin tedavisinde artık hipnozdan da yararlanılmaktadır.

    İnfertilite ve tüp bebek ( ivf ) tedavilerindeki başarı şansı hipnoterapi ile artmaktadır. Yıllardır gebe kalamayan,tüp bebek denemeleri birkaç kez başarısız olan kadınlar oldukça yoğun bir stres yaşarlar.Gergin ve kaygılı olurlar,acaba bu sefer gebe kalabilecek miyim endişesi duyarlar.Yaşadıkları bu stres gebe kalma şanslarını azaltmaktadır.Hipnoz ile gebe adayı derin bir rahatlama hissetmekte ve stresi azalmaktadır,bu da gebe kalma şansını arttırmaktadır.

    Yıllar sonra menopoz dönemine geçiş sürecinde de kadınlarda sıcak basmaları, ateş, terlemeler, çarpıntı, uykusuzluk görülmeye başlar. Hipnoterapi ile menapozdaki bu şikayetleri gidermek veya azaltmak mümkündür.

    Hipnoz ve hipnoterapi, kadınlarıngenç kızlıktan menapoza kadar yaşanan pek çok sorununun çözümünde ciddi yararlar sağlamaktadır.

    Genç kızlık döneminde, özellikle sancılı adet görme(dismenore) ve adet öncesi gerginlik sendromunda (premenstrüel sendrom) hipnotik telkinlerle şikayetler giderilebilmekte veya azaltılabilmektedir.
    Gebelik sürecinde de bazı psikolojik problemler olabilir. Bunlar arasında en sıklıkla hamileliğe ait bulantı ve kusmalar (hiperemesis gravidarum), hamilelik dönemindeki psikolojik sıkıntılar ,doğum korkuları, erken doğum veya düşük yapma veya bebeğini sakat doğurma korkuları sayılabilir.

    Son yıllarda hipnoz ile ağrısız normal (vajinal) doğum isteği olan gebeler de artmaktadır. Hipnotik telkinler ile rahmin kasılmaları etkilenmeden,kasılmaları ağrı olarak algılamadan gebelerin ağrısız doğum yapabilmeleri mümkündür.
    Diğer taraftan doğum sonrası lohusalık dönemindeki depresyon hali ve anksiyeteye bağlı süt miktarının az olması gibi sorunlarda da hipnoterapi yarar sağlayabilmektedir.

    Bazı kadınlar evliliklerinde çocuk istemelerine rağmen gebe kalamamanın verdiği sıkıntılar olabilmektedir. Bu sıkıntılar motivasyonlarının kırmakta, yaşama küsmelerine neden olabilmektedir. Hipnoterapi ile bu sıkıntılar azaltılabilmekte, motivasyonları güçlenebilmekte ve yaşam enerjileri arttırılabilmektedir.

  • Çocuklarda sinüzit / astım ilişkisi

    Çocuklarda sinüzit / astım ilişkisi

    Sinüzit burun tıkanıklığına eşlik eden önden iltihaplı burun akıntısı ve/veya geniz akıntısı şikayetlerinin bir soğuk algınlığı enfeksiyonundan sonra 10-15 günden uzun sürmesi olarak tanımlanır. Yılda 3 kereden daha fazla bu tip uzamış üst solunum yolu enfeksiyonu tablosu görülmesi tekrarlayan sinüzit olarak tanımlanır ki bu hastalık dönemleri arasında çocuk tamamen iyi kalır. Belirtilerin 12 haftadan uzun sürmesi, arada en az 1 haftalık tam iyilik döneminin olmaması kronik sinüzit olarak tanımlanır.

    Alerjik hava yolu hastalığı olan alerjik bronşit + Alerjik nezle olgularında tekrarlayan veya kronik sinüzit normalden daha sık görülür. Hava yolu burundan başlayıp, soluk borusu ve bronşlarla devam eden bir bütün olduğu için bu yolun üzerindeki tüm problemler havayolunun diğer bölgelerine de refleks mekanizmalar yoluyla etki eder. Örneğin sinüzit olan hastada bronşlarda da alevlenme duruma eşlik eder. Ayrıca; geniz akıntısı içindeki yangısal moleküller yukarıdan aşağıya damlama yoluyla bronşlarda da yangı (iltihap) meydana getirir.

    Astımı olan bir çocukta üst hava yolu yani alerjik nezle tedavi edilmezse tekrarlayan veya kronik sinüzit tablosu akciğerlerin tedaviye iyi yanıt vermesini engeller ve astım kontrolü kaybolur. Beklenmedik şekilde astım atakları görülmeye başlar.

    Sonuç olarak; “Tek Hava Yolu Tek hastalık” hipotezinden hareketle sinüzitin ve astımın ayrı ayrı değil, bunlara sebep olan alerjinin tek elden tedavi edilmesi, hastalıkta tam kontrolü sağlayacaktır.

  • Hipnozla sınavlara hazırlık

    Hipnozla sınavlara hazırlık

    Ülkemizde her yıl milyonlarca öğrenci sınavlara hazırlanıyor. Öğrencinin bütün hayatını etkileyen bir kaç saatlik bu sınava psikolojik yönden hazırlanması da çok önemli. Bazı öğrenciler sınavda aşırı stres ve heyecan duyarlar,panik havasına bile girenler vardır,bazıları sınavdan hemen önce tüm bildiklerini unuttuklarını düşünürler.Bazıları da sınavdan önceki aylarda ders çalışmaya motive olamazlar,ders çalışma istekleri yoktur. Sınav heyecanı aslında gerekli bir duygudur. Ancak bu aşırı şekilde olursa ve öğrenciyi panik havasına itecek boyutlara ulaşırsa ortaya çıkan durum; motivasyon güçlüğüne, konsantrasyon bozukluğuna ve sonuçta başarısızlığa neden olur.

    Hipnoz yoluyla öğrencinin bilinçaltına inilerek sınava dair tüm korku, kaygı ve stresi ortadan kaldırılabilir, öğrendiklerini daha kolay hatırlaması sağlanabilir. Yapılan araştırmalar beynin en iyi rahatlamış haldeyken yani alfa dalgaları yayarken öğrendiğini,öğrendikleri hatırladığını göstermektedir.Hipnoz ,beyni bu alfa dalga formuna getiren en etkili araçtır.Ayrıca sınavdan 3-5 ay önce hipnoz seanslarına başlanabilirse,düzenli çalışma alışkanlığı kazandırılabilir,motivasyonları arttırılabilir.Hipnoz yoluyla öğrenme kapasitemizi katlayarak artırabiliriz.Ayrıca sınavlara hazırlanma sürecinde oluşabilecek yorgunluk,bıkkınlık,bezginlik gibi olumsuz duygular da tamamen ortadan kaldırılabilir.

    Başarısız olunan derslere karşı öğrencinin bilinçaltındaki “ben başarılı olamam,yapamam” düşüncesi hipnoz yardımıyla ortadan kaldırılarak korku duyulan derslere karşı ilgi arttırılabilir.Ders çalışmaktan sıkılan, ders çalışmayı sürdüremeyen,ders çalışırken hayallere dalan, okuduğu sayfayı başa dönerek defalarca okuma ihtiyacı hisseden, çalışmak için kendini zorlayan öğrenciler, hipnozla ders çalışırken hayatlarının en keyifli işini yapıyormuş gibi kendilerini hissederler ve daha başarılı olurlar.Ayrıca hipnozla öğrencilerin hafızaları da güçlendiğinden başarıları artar.