ÇOCUK BÜYÜTÜRKEN YAPILAN HATALAR
Çocuk yetiştirmede anne babaların zaman zaman hatalı davranışları olabilir. Genellikle çok inanmasalar dahi kendi ebeveynlerinin yönlendirmesiyle bazı geleneksel hatalara düşebilirler.
Doğumdan sonraki ilk günlerde miktarı az ancak içerdiği yağ ve protein oldukça yüksek olan, yoğun bağışıklık materyali içeren kolostrum denen anne sütü; annelerin bebeklerini az besledikleri yönünde yanlış bir kanıya sebep olabilir.Bu nedenle aslında bebeğin mide barsak sitemine tamamen yabancı olan, hazmedilmesi o an için mümkün olmayan şekerli su takviyesi yapılır.Aynı zamanda bunun bebek sarılığını düzelttiği yönünde çok hatalı bir inanış vardır. Bebeklerin doğumdan sonraki ilk hafta bir miktar kilo vermesinin tamamen normalolduğunu bilip her türlü mama,inek sütü, pirinç unu gibi diğer takviyelerden uzak durmalıdır. Bir bebek için en ideal besin kendi annesinin sütüdür.
Yine geleneksel hatalarımızdan biri de; bebek ve çocukların gereğinden fazla giydirilmesidir. Üşüyeceği endişesiyle kat kat giydirilen çocuklar terleyip hastalığa daha meyilli hale gelebilirler. Ateş yükselmesi ve su kaybı belirtiler ortaya çıkabilir. Bebekler için ideal oda ısısı 23-24°C dir. Bu ısıda tek kat pamuklu bir kıyafet yeterlidir. Çocuğa giydirilen fazladan yelek ve ceketler, yünlü battaniyeler hem allerji riskini artırır hem de gereksiz yere vücut ısısını artırarak havale ihtimalini yükseltir.
Bazen de tam tersine terlemeden aşırı derecede korkulup çocuğun oynaması hatta neredeyse hareket etmesi kısıtlanır. Metabolizmaları bize göre daha hızlı olan çocuklar hareket edince bir miktar terlese de normal karşılanıp tedbir alınabilir. Hareketleri kısıtlanan çocukların hantal ve mutsuz olduğu,obeziteye meyilli oldukları unutulmamalıdır.
Kilolu çocuklar halk arasında çok makbul olsa da tıbben sağlıksızdırlar. Her besin grubundan dengeli beslenen normal boydaki bir çocuk biraz zayıf olsa da sağlıklı demektir.Hangi besin grubundan olursa olsun tek yönlü beslenme tavsiye edilen bir durum değildir. Kemikleri güçlü olsun diye günde yarım litreden fazla inek sütü alımı kansızlık ve kabızlık yapar.
Aşırı güneşlendirme kemiklere iyi gelmez. Tersine aşırı su kaybı ve cilt kanseri riskini artırır.Yaz günlerinde saat 11-15 arası direkt güneş ışığına temas etmemelidir. Diğer saatlerde 15-20 dakika yüz ve kolların güneşlendirilmesi yeterlidir.
Fazla banyo yapmaktan çocuklar hasta olmaz hatta hastayken banyo yaptırmakçocuğu rahatlatır. Yazın her gün kışın gün aşırı banyo yaptırılabilir. Banyo sonrası direkt rüzgar ve soğuk teması olmamalıdır.
Dondurma yemek de hasta etmez. Pastörize ve ambalajlı dondurmalar çocuklar için iyi bir kalsiyum kaynağıdır. Yüksekkaloriiçeriğine dikkat etmek gerekir.
Çocuklarda isilik ve pişik durumlarında toz pudra kullanmak doğru bir davranış değildir. Çocuğu terletmemek, sık yıkamak ve nemlendirici sürmekf aydalı olur.
Çocuklar her ağladığında veya her aşıdan önce önlem olsun diye ağrı kesici fitil kullanılmamalıdır. Ateş 37.5°C’yi geçerse çocuğun kilosuna göre gerekli ateş düşürücü doktoruna danışılarak verilebilir.
Çocuklardaki beslenme hataları üzerinde biraz daha durmakta fayda var. Son 10 yılda dünya ile beraber ülkemizde de obezite çok hızlı bir şekilde artmaktadır. Ne yazık ki, 1 yaş öncesi zararlı olduğu halde tuz ,salça, konserve, margarin, hazır meyvesuyu, hazır yoğurt,kırzartılmış ürünler, pirinç unu gibi besinler verilebilmektedir. Bebeklerin %15-20 sinin 1 yaşından önce hamburger ve kola ile tanıştığı gösterilmiştir. Bu rakam 2-3 yaş arasında %40 lara kadar ulaşmaktadır. Çok tuzlu ve çok şekerli gıdalar ile çocukları ödüllendirmekten vazgeçilmelidir. Çikolata, cips, gofret, şekerleme, pastane ürünleri hem böbrek hastalıkları ve diabet riskini arttırırken diğer yandan da cilt ve solunum alerjisini tetiklemektedir. Bu gıdalar evde çocuğun görüş alanında bulundurulmamalıdır, evdeki diğer kişiler tarafından tüketilmemelidir. Anneler evde sıkça kek, börek, pilav, makarna pişirmemelidir. Sağlıklı gıdalar çocukların seveceği şekillerde, renkli tabaklarda ve az porsiyonlar halinde sunulabilir. Çocuklar öğünlerini Tv karşısında değil belli saatlerde, aile ile beraber sofraya oturarak tüketmelidirler.
Yazar: C8H
-
Çocuk büyütürken yapılan hatalar
-

Sigarayı Bırakma
Sigara sağlığımızın en büyük düşmanlarından biridir. İçerisinde polonyum gibi kanserojen, radon gibi radyoaktif, metanol gibi füze yakıtlarında kullanılan, toluen gibi tiner olarak kullanılan birçok zararlı maddenin bulunduğu bir üründür.
Sigara Bağımlılığı Nasıl Olunur?
Küçüklük veya ileriki yaşlarda merak dürtüsüyle veya zevk objesi olarak lanse edilen sigaraya, “erkek adam sigara içer” gibi yakıştırmalarla “bir kereden bir şey olmaz”, “iç bir tane, yak bir tane” gibi eş, dost, arkadaş veya toplum baskıyla başlanılıyor ve içenler tarafından özendiriliyor.
Sigara Bağımlılığının Zararları Nelerdir?
Bilimsel araştırmalara göre sigara iştahınızı keser, sindirim sisteminizi zorlayarak sindirimi zorlaştırır, uyku bozukluklarına yol açarak uykunuzu kaçırır, kalp damarlarında tıkanıklıklar yaparak kalp hastalıklarına zemin hazırlar, öksürük ve nefes tıkanıklıkları belirtileriyle bronşite yol açar, vücuttaki vitamin tahribatı yaptığından dolayı yorgun düşersiniz, sigara içerisindeki tütün dişlerinizi sarartır, boğaz ve gırtlak kanserine yol açar, cildinizde kırışıklıklara neden olur, vücudunuzda ki mukoz tabakalara zarar verir, hafıza problemleri yaşamanıza sebep olur, dikkat ve irade bozukluklarına yol açar, kemik gelişimi açısından sorun teşkil eder ve bu durum büyüme çağındaki çocuklar için çok önemlidir. Akciğer kanserinin önemli dereceden sorumlusudur. Bu yüzden sigarayı bırakma çok önemlidir.
Sigarayı Bırakma Yolları
Sigara bağımlılığı olan herkes belli bir süre sonra sigaranın getirdiği hem maddi hem manevi hem bedensel zararlardan ötürü sigarayı bırakmayı düşünmüştür. Peki sigarayı bırakma yolları nelerdir? Ne yapılması gerekir.
Öncelikle kendinize bağımlılık testi yaparak ne kadar bağımlı olduğunuz sorusuna cevap bulabilirsiniz.Bu test sonucuna göre daha sağlıklı bir yol izleyebilirsiniz.İlk olarak kendinize sigarayı hatırlatacak ortamlardan uzak durarak ,bırakma işini kafanızda bitirerek başlayabilirsiniz.Sonrasında hipnoz yöntemi ile başlayabilirsiniz.Bu yöntem ile beyninize bilinçaltınıza yerleşmiş sigara arzunuzu yaklaşık yüzde doksan çözüm ihtimaliyle sinirlenmeden ve sıkılmadan halledebilirsiniz.Bir başka yöntem olarak akupunktur yöntemini kullanabilirsiniz.İki veya üç seans sürmekte olan işlem ücreti seans başına iki yüz elli türk lirasından başlıyor.Devletimizde bu konuda oldukça hassas hareket etmekte ve sigara yaygınlığını azaltmak için uğraşmakta yine devletimizin bir hizmeti olan “Alo 171 Bırakma Hattı” ile de sigarayı bırakmayı deneyebilirsiniz.
Ufuk Kılıç
Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıç‘a aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.
-

Ateşli çocuğa yaklaşım ve ateş düşürücü ilaç kullanımı

Ateş, enfeksiyon yada enfeksiyon dışı nedenlerle vücut sıcaklığının normalin üzerine çıkması olarak tanımlanır. Normal vücut sıcaklığı yaşa, ölçümün yapıldığı saate, ölçümün yapıldığı vücut bölgesine ve çevre ısısına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Vücut sıcaklığı sabah 5.00 – 6.00 sıralarında en düşük, 17.00 – 18.00’ de ise en yüksek değerlere ulaşır. Bebeklerde vücut sıcaklığı daha yüksektir ve 1 yaş civarında erişkin düzeylerine gelir. Koltuk altından ve ağızdan 37.5 derece, makattan ve kulaktan ölçümlerde 38 derece, üzerindeki değerler ateş olarak kabul edilir. (Kulaktan ölçümlerde her iki kulaktan, birkaç kez ölçüm yapılmalı ve en yüksek değer doğru kabul edilmeli, koltuk altından ölçümlerde önce koltuk edilmeli, önce koltukaltı kurulanmalı sonra ölçüm yapılmalıdır.)
Ateş bir hastalık değil, vücudun enfeksiyonlara karşı verdiği normal bir reansiyondur.Aileler özellikle ateşli havale korkusundan dolayı; normal sıcaklıklarda bile ateş düşürücü vermek, çok sık ve yüksek dozlarda ateş düşürücü vermek, alkol veya sirke uygulamak, soğuk su ile ateş düşürmeye çalışmak gibi yanlışlar yapılabilmektedir. Ailelerin bu ateş fobisi zaman zaman doktorları da etkilemekte gereksiz tetkik ve tedavilere yol açabilmektedir. Yine aynı kaygılarla doktor arkadaşların güvenilirliği konusunda görüş birliği olmayan ardışık tedaviyi (zaten düşürücünün dönüşümlü olarak kullanılması) sık sık kullanabildiklerini görüyoruz.
Ateşin yararlı olduğunu iddia eden görüşler bazı bakteriyel ve viral enfeksiyonlar için uygun olmayan bir ortam sağladığını antibiyotiklere karşı bakterilerin daha duyarlı hale getirdiğini savunmaktadırlar.
Ancak ateş çocuğu rahatsız eder, tedaviye uyumunu zorlaştırır. Sıvı kaybı, huzursuzluk ve havaleye neden olabilir. Ayrıca metobolizma hızını ve doku oksijen ihtiyacını buna bağlı olarak da kalbin iş yükünü arttırır. Bu bilgiler ışığı altında ateşin düşürülmesinin gerekli olduğu hastalar;- Özellikle 6 ay – 6 yaş arasındaki çocuklarda ateş havaleye yol açabilmekte, ayrıca çocuklarda irritabilite, delirium, oryantasyon bozukluğu ve halüsinasyon gibi diğer nörolojik bulgular da görülebilmektedir.
- Buna göre, ateşe bağlı huzursuzluğu olan, ateşli havale geçiren veya gerekse daha önceki hikayesi ilegeçirme riski taşıyan, sepsis veya septik şok düşünülen, kalp ve solunum yetmezliği riski olan, nörolojilk hastalığı olan veya sıvı, elektrolit ya da metobolik dengesi bozulmuş olan hastalarda ateş düşürücü ilaç kullanılmalıdır.
- Ateşi 40 derece’nin üstünde olan çocuklarda ateşin düşürülmesi gereklidir.
- Altta yatan kalp veya akciğer hastalığı olan çocuklarda özellikle titremeyle yükselen ateş sırasında ateş düşürülmeye çalışılmalıdır.
-

BEDENİN DİLİ
BEDENİN DİLİ
Günümüzde oldukça popüler olan, birçoğumuzun oldukça ilgisini çeken, birçok eğitmen tarafından ticari çıkara dönüştürülen, kimilerinin sıklıkla kategorize ederek ele aldığı bir konu beden dili.
Esasında kendisi bir uzmanlık alanı olmamasına karşın malesef bazı kişiler tarafından kullanılarak maddiyata dökülmüş olmasını anlamak güç. “Beden Dili Uzmanı” gibi bir ünvan görürseniz değerli okurlarım, sorgulamanız gereken bu ünvanı alan kişilerin nerede bu bölümü okuduğudur? Tabi varsa…
Böyle bir bölüm henüz Türkiye’de hiçbir üniversitede bulunmamaktadır. Dolayısıyla da bu bir alan değildir. Ve uzman ünvanı elde edilemez. Ha derseniz ki her uzmanlık üniversite sayesinde mi elde edilir? Akademik anlamda cevabım evet olsa da yaşamsal anlamda yanıtım hayır olacaktır. Çünkü hepimizin bildiği bir kavram var ki o da “alaylı” olmak. Eğer kişi bir işi uzunca yıllar nitelikli biçimde icra ederse alaylı,işin uzmanı olabilmektedir. Mevzubahis eğer ünvan ise üniversite yolu ile elde edilmektedir.
Yapmış olduğum geniş girizgahtan sonra konunun derinliğine inmeden yüzeysel olarak nedir bu beden dili meselesi açıklamaya çalışayım. Ve tabi kullanılan, yanlış lanse edilen tarafları nelerdir onlara değineyim.
Başlıktan da anlayacağınız üzere ben konuyu bedenin dili olarak ele alıyorum. E ne değişti derseniz şayet beden dili dendiğinde akla birsürü kalıp gelmektedir.Şöyle durursanız böyle düşünüyorsunuz demektir. Şöyle yaparsanız böyle birisinizdir gibi kalıpları artık “beden dili” eğitimlerinde, seminerlerinde anlatılan kavramdır.?????
Benim “bedenin dili” olarak ele almamın sebebi fizyolojik temellidir ve bedeni edebi olarak kişiselliştirirsek belirli olaylar,durumlar ve yaşantılar karşısında beden istemsiz olarak tepkiler vermektedir. Bu anlattığım insanda sempatik sistemin devreye girdiği zamanlardır.
Bizler korktuğumuzda,sıkıldığımızda, öfkelendiğimizde vücudumuz istemsiz (insanın iradesi dışında) tepkiler vermektedir. El ve ayaklarda titreme, avuç içlerinin terlemesi, göz bebeklerinin büyümesi v.b. tepkiler bizim kontrolümüz dışında gerçekleşmektedir.
İşte bu durumlarda bedenimiz karşı tarafa mesajlar vermektedir. Bir nevi konuşmaktadır diybiliriz soyut anlamda…
Açıkcası işin bilimsel olan tek kısmı burasıdır. Bunun haricinde geriye kalan kısımlar ancak kültürel farklılıklar ve öznel çıkarımlardır. Kültürel farklılığa bir örnek verecek olursak ABD’de ve Kanada’da “müthiş,harika” anlamında yapılacak bir el hareketinin anlamı; ülkemizde “eşcinsel misin?” sorusunu temsil eden işarettir.
Öznel deneyim olarak ise arkadaşımın yaşayıp bana anlatmış olduğu bir olayı sizlerle paylaşabilirim. Kızının erkek arkadaşıyla tanışacak olan babanın ilk tokalaşma esnasında, arkadaşımın elini koparacak ölçüde sıkması babanın bedeni tarafından verilen bir mesaj olarak değerlendirilebilir. Ama burada şunu belirtmek benim asıl görevimdir. Tüm babalar böyle yapar gibi bir çıkarım da bulunamayız. Ancak duygularımızın,düşüncelerimizin davranışlarımızı yönettiği gerçeğini de yadsıyamayız.
Ayrıca belirttiğim öznel deneyim veya sizlere belirtilen öznel deneyimler hiçbir bilimsellik arz etmemektedir. Yazımın girizgahında ifade ettiğim kullanılan tarafı tam olarak budur. Beden dili kalıplara sokulmamalıdır. Kişilerin yalnızca beden dillerinden yola çıkarak kesin çıkarımlar yapamayız,yapmamalıyız. Ancak bazı tepkiler vardır ki fizyolojik temellidir ve sağlıklı çıkarımlar yapmak mümkündür.
Bunun dışında örneğin insanlar kolları bağlı duruyorsa iletişime kapalıdır diyemeyiz. Eğer dersek anaokulundan itibaren “çiçek olmak” olarak öğrenilen davranış nasıl “iletişime kapalı” olarak yorumlanabilir?
Sevgilerimle… -

Bebeğimi pişiklerden nasıl koruyabilirim

Pişiğin oluşma nedeni genellikle bebek cildinin idrarla veya kaka ile sürekli temas etmesidir. Altı sık olarak değişmeyen bebeklerde görülme olasılığı daha fazladır. Alt temizliğinin ıslak mendillerle yapılması da cildi tahriş eder ve pişiğe neden olur. Aynı şekilde alt temizliğinde tahriş edici kremlerin ve sabunların kullanılması da cildi tahriş edebilir. Antibiyotik kullanan bebeklerde, diş çıkaran bebeklerde ve ishal olan bebeklerde pişik oluşması daha kolaydır. Bu dönemlerde annelerin daha da özenli olmaları gerekir.
Pişik oluşmaması için bebeğin altının sık aralıklarla değiştirilmesi ve altının kuru kalmasına özen gösterilmesi önemlidir. Yeni doğan bebeklerde değiştirme sayısı günde on ila on iki civarında olmalıdır. Bebek büyüdükçe bu sayı azalacaktır. Bebek kaka veya çişini yaptığında altı derhal değiştirilmelidir; alt temizliği sabun kullanmadan ılık su ile yapılmalıdır. Bebeği ön ve arka tarafı iyicene ılık su ile yıkanmalı ve kıvrım yerlerinde kirlilik kalmamasına özen gösterilmelidir. Hem erkek hem de kız çocuklarda yıkama yönü önden arkaya doğru olmalıdır. Aksi yönde yapılan temizlik bir idrar yolu iltihabına sebep olabilir. Su ile yıkandıktan sonra yumuşak bir havlu ile iyicene kurulanmalıdır. Islaklık pişik oluşumunu kolaylaştırır. Kurulamada kullanılan havlunun bebek deterjanı ile yıkanmış olması gerekir. Normal deterjanla yıkanmış havlular alerjik çocuklarda pişiğe neden olabilir. Eğer mümkünse, çocuğun altını bağlamadan önce, dört beş dakika havalandırmak çok yararlıdır.
Çocuğun altını kapatmadan önce, çocuk cildini kaka ve idrarın tahrişinden koruyacak, uygun bir pişik kreminin ince bir tabaka olarak sürülmesi faydalı olacaktır. Çinko ihtiva eden pişik kremlerinin silinmesi zordur ama cildi tahrişlere karşı çok iyi korurlar. Talc pudrası kullanılması önerilmez zira pudra ciltteki gözeneklerin tıkanmasına neden olur. Ayrıca pudranın tozlarının bazı çocuklarda akciğer hastalıklarına neden olabileceği unutulmamalıdır. Kullanılan alt bezinin de kaliteli olması ve cilde sürtünme yapmaması gerekir. Bebek bezlerinin çoğu ıslaklığı emerek cildin kuru kalmasını sağlarlar, ancak yine de bebeğin altının sık sık değiştirilmesi gerekir. Aşırı sıcak bir ortam ve çocuğun fazlaca giydirilmesi de pişiği arttırabilir. Yine bebeğin tüm giysilerinin %100 pamuklu olması gerekmektedir.
Eğer bu önlemlere rağmen yine de pişik oluşuyorsa çocuk doktoruna danışmakta yarar vardır. Bazı durumlarda pişiklerin üzerinde mantar ve mikroplar üreyebilir. Böyle durumlarda doktorunuzun önereceği uygun bir tedavi ile bebeğin pişiği iyileşecektir.
Sağlıcakla kalın…
-

Psikolojik destek almalı mıyım?
Merhabalar, bugün ki yazımda bana çok sık soru sorulan bir konu üzerinden konumu belirlemek istedim ve bilgilendirme amaçlı olmak üzere sizlere psikolojik destek almalı mısınız, bunun kararını neye göre verirsiniz bunu anlatmak istedim. Psikoloji okumaya başladığım ilk günden beri bana, tanıdık tanımadık herkes aynı soruyu soruyor; SENCE BENİM PSİKOLOJİM BOZUK MU?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bunu sorguluyor olmanız iyi bir şeydir. Genellikle psikologa gitmesi gereken kişi bunu sorgulayacak duygu durumunda olamayabilir. Fakat siz bunu sorguluyorsanız, sorgulamayanlara göre daha iyi durumda sayılabilirsiniz. Kendinizde psikolojiniz bozuk mu yada psikologa gitmeli miyim sorularının cevabını ararken bakacağınız ilk şey işlevselliktir. Çoğumuz gerek ülke gündemi gerek kendi kişisel yaşantımızın zorlukları nedeniyle bir çok stresli duruma maruz kalıyoruz. Bu nedenle günlük sıkıntı ve kaygılarımızın olması çok doğal bir durumdur. Buradaki kilit nokta bu stres ve kaygı yaratan durumlar sizin işlevselliğinizi bozuyor mu yoksa bozmuyor mu buna bakmaktır. Yani stresli yada kaygılı durumlar sizi evden çıkamaz, iş yapamaz,kimseyle görüşemez duruma getiriyor mu bunlara bakmanız gerekir.
Bazen kişi, işlevselliği yerinde olsa bile kendini kötü hissedebilir.Bu noktada ise yapılacak şey hissettiğiniz olumsuz duygunun yoğunluğu ve süresine bakmaktır. Örneğin; ayrılık, ölüm, kayıp,kaza,doğal afet sonrası kişinin yoğun bir şekilde üzülmesi ve kendini sıkıntılı hissetmesi normal bir durumdur. Yaşanan talihsiz olaya karşı verilen bir tepkidir. Ancak bu üzüntüler kişinin günlük hayatını duygusal anlamda çok uzun bir süre etkiliyor ve kişinin moralini bozuyorsa bir uzman ile görüşmek iyi olabilir.
Kişiye duygu durumu hakkında fikir verecek bazı psikolojik testler de mevcuttur. Bunlar da kişinin duygu durumunu anlamak için uygulanabilir, ancak unutulmasın ki internette bu testlerle ilgili bilgi kirliliği mevcut. Bu nedenle bu testleri, test konusunda tecrübeli bir uzmanın size yapması ve testin uzman tarafından yorumlanması daha uygun olacaktır. En son nokta ise kişinin kendi çevresinden aldığı geri bildirimlerdir. İnsan bazen içinde bulunduğu durumu, duyguları nedeniyle fark edemeyebilir. Bu nedenle yakın çevrenizden aldığınız geri bildirimler size kendi psikolojiniz hakkında fikir verebilir. Bilgilendirici olması ümidi ile..
Psk.Dilara Tahincioğlu -
Spastik çocuk – cerebral palsy
Spastik Çocuk (SÇ) terimi, beyin felçli çocuklar için kullanılır. Uluslararası literatürde Cerepal Palsy (CP) olarak bilinir.
SÇ, anne karnında, doğumda veya doğum sonrası yaşamın ilk yıllarında meydana gelen olumsuzluklar sonucu beynin hasar görmesi ile oluşur. Beyinde kalıcı bir hasar meydana gelir. Bu hasarın şiddetine, beyinde etkilediği bölgeye göre değişik bulgu ve belirtiler görülür.
SÇ oluşması için en sık rastlanılan riskli durumlar şunlardır; Erken doğum veya düşük doğum ağırlığı olması, çoğul gebelikler, zor doğum, doğum esnasında bebeğin nefessiz kalması, yeni doğan döneminde geçirilen uzamış şiddetli sarılık, havale, menenjit gibi beyni etkileyen iltihaplar, anne karnında karşılaşılan iltihabi veya fötusu olumsuz etkileyecek diğer durumlar şeklindedir.
En sık rastladığımız SÇ şekli, spastik çocuk kelimesinin de kaynağını aldığı tür olan tüm vücutta kasılmalarla birlikte seyreden, motor gelişim dediğimiz çocuğun hareketlerinde gerilik halidir. Bu çocuklar yaşıtlarına göre geç gelişir, oturma, ayağa kalkma ve yürüme hep geç olur, bazıları hiç yürüyemez. Sık olarak kol ve bacaklarında normalden daha fazla sertlik, katılık görülür ki buna tıp dilinde spastisite ve bazende tipine göre distoni denir. Bazen de gevşek olurlar veya baş, kol ve bacaklarında ani hareketlerle olan şekilleri de vardır. Sonuncusuna kore – atetoz denir.
SÇ’ larda tanı, temel olarak nörolojik muayene ve gerekli tıbbi tetkikler sonrası konur. Tetkik olarak bir yaş ve altı çocuklarda beyin ultrasonu yeterli olabilir, ama beyin MR’ı (manyetik görüntüleme) her zaman en kıymetli ve doktora en fazla bilgiyi veren tetkiktir.
SÇ’ lara çok sık olarak başka tıbbi sorunlarda eşlik eder. Bunlardan epilepsi (sara) en sık görülenidir. Görme, işitme problemleri, davranış problemleri ve psişik sorunlar, beslenme sorunları, hijyen problemleri, daha ileride aşırı kasılmaya bağlı eklem ve kemik sorunları, yapışıklıklar , eğilmeler görülebilir.
SÇ tanısı konduktan sonra tedavi planlaması yapılır. SÇ’ lar da ilaç tedavisi en sık beraber görülen epilepsi için verilir. Bunun yanısıra kasılma giderici ilaçlar, kabızlığa yönelik ilaçlar, hırçınlık vb. gibi durumlar için psikiyatrik ilaçlarda verilebilir.
SÇ tedavisinin temelini özel eğitim ve rehabilitasyon oluşturur. Çoğu SÇ için rehabilitasyon yaşam boyu sürecek bir süreçtir. Rehabilitasyon, fizyoterapi, spor, konuşma terapisi ve mesleki/uğraşı terapileri şeklinde birçok alandan oluşur. SÇ de rehabilitasyonun amacı, hasta bireyi oluşabilecek, hastalığın yol açtığı zararlardan korumak ve kullanabileceği kapasitesinin en üstüne çıkarmaktır.
SÇ tedavisi bir ekip işidir. Burada ekibin başı ve doğal lideri çocuk nörolojsi uzmanıdır. Ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, beyin cerrahisi, psikiyatri gibi uzmanlık alanlarını koodine eder, ve özel eğitim ve rehabilitasyon ekibini yönlendirir. Özel eğitim ve rehabilitasyon ekibi fizyoterapisit, özel eğitimci, psikolog, ve sosyal çalışmacılardan oluşur. SÇ tedavi ekibinin en önemli bireyi ise muhakkakki spastik çocuğun kendi ailesidir. Aileler, anne, baba, şoför, fizyoterapist, psikolog, eğitimci, finansman sağlayıcı gibi daha burada unutulan onlarca rolü oynarlar ve onlar olmadan bir SÇ tedavisi eksik kalacaktır. -

Ertelemecilik (Erteleme Sorunu)
Günlük yaşamımız içerisinde yapmamız gereken bazı şeyleri yapmaktan üşenebilir, görevlerimizi yerine getiremeyebilir, kimi zaman ödevlerimizi son dakikaya bırakabilir, yapacağımız işi sanki sonradan da yapsak olurmuş gibi geliyor ve sürekli ertelediğimiz için hiçbir zaman yapamıyoruz.
Bu durumlar erteleme davranışı içinde olan kişilerde sıklıkla rastlanan olaylardandır. Erteleme davranışı bireyi olumsuz yönde etkilemekle birlikte, karar almada, bir fiili gerçekleştirmenin bir ileri tarihe atılması davranışı olarak tanımlanabilir. Ertemecilik davranışı pek çok alanda kendini gösterebilmektedir. Dilerseniz bunu örneklerle açıklayalım. Bir öğrenci akademik kariyeri içerisinde kendisinin yapması gereken ödev ve sorumlulukları erteleyebilir ve bunun sonucunda ise görevini ya güçlükle yerine getirir ya da yerine getiremez. Farklı bir örneğe daha değinecek olursak, sağlık problemi olan bir birey kendisini bir türlü hastaneye gitmeye ve muayene olmaya ikna edemez her seferinde erteler bunun sonucu olarak ta kötü durum ve sorunlarla karşı karşıya kalabilir.
Ertelemecilik davranışı genellikle şu yolla kendini izler. İlk olarak bir konu hakkında yapma davranışı içerisine girilir. Bir süre sonra birey daha önce yapmak istediği bu davranışı sonraki dönemlere erteler. Nasıl olsa sonra yaparım, acelesi yok diye düşünür. Bu düşünce içerisinde olan birey bir yandan da kendisinin yapması gereken bu davranışı yapmadığı için kendini suçlama ve kendisine öfkelenme davranışı içerisine girer. Yapması gerektiği davranış için artık süre daralmıştır ve alel acele o işi tamamlar fakat eksik ve yanlışlarla karşı karşıya kalır. Mesela randevuya yetişecek birisi sabah çantasını hazırlama kararı alır. Fakat son dakikaya kadar erteler. Bunun sonucu olarak ise ya randevuya geç kalır. Ya da çantasında bazı eksik eşyalar bulunur.
Ertelemeciliğin Sebebi Nedir?
Kişinin bu davranış içerisinde olmasının birçok sebebi olabilir. Bunlardan bazılarına örnek verecek olursak: Zaman yönetme becerisindeki eksiklikler, mükemmeliyetçilik, verimli çalışma yöntemleri hakkında bilgisizlik bu örneklerden bazılarıdır.
Ertelemecilikten Daha Az Etkilenmek İçin Ne Yapılmalı?
-
Uzun ve kısa süreli plan yapılmalı
-
Çeşitli hatırlatıcılardan yararlanılmalı
-
İş sonunda ödüllendirmelerde bulunulmalı
-
Hedef işi bitirmek değil, işe başlamak olmalı
-
İşi akıla geldiğinde hemen yapılmalı
-
Verim çalışma ortamları ve yöntemleri belirlenmeli
Ufuk Kılıç
Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıç‘a aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.
-
-
Havale değil çocuk masturbasyonu
Erken çocukluk döneminde masturbasyon, nadir olmayan bir durumdur. Görülme yaşı bir yaş civarından okul çağına kadar değişkenlik gösterir. Kız çocuklarında bir miktar daha fazla izlenir. Aileler tarafından fark edildiğinde genellikle anlaşılmaz, pek çok doktorda bu konuda bilgisiz ve deneyimsiz olduğu için çoğunlukla havale (epilepsi nöbeti) şeklinde şüphelenilip gereksiz tetkikler yapılabilir.
Küçük çocuklar, herhangi bir anlamı olmadan vücutları ile ilgili bölgeleri keşfederler, bu esnada bazı bölgelerden haz aldıklarını da öğrenirler, tıpkı cinsel bölgeler gibi. Bazen sıkı bezleme alışkanlığı gibi durumların da tetiklemesi ile bu bölgelere basınç yaparak bundan haz almayı öğenirler ve bu sık tekrarladıkları bir davranış haline gelir. En sık yaptıkları cinsel bölgeye basınç uygulamak amaçlı bacaklarını sıkıştırmak, sıkça yüzüstü yatarak veya herhangi bir eşyaya bastırarak sessiz kalmak şeklindedir. Çocuk bu esnada heyecanlanıp, kızarıp terleyebilir. Genellikle yalnız kalmayı ister, bunun için bir koltuk vb. arkasına saklanır. Aile farkedip yanına gelince kızabilir. Bu durumun sonunda rahatlayıp uykuya geçebilir. Daha nadir olarak bazı durumlarda ellerini kullanıp cinsel organına bastırabilir veya onunla oynayabilir.
Bu durumun çocuk için herhangi bir cinsel anlamı yoktur, zaten o yaşta da ahlaki bir değer yargısı doğal olarak sorgulanamaz. Aileler bunu bazen farkedip anlayabilir ve utanç, kızgınlık gibi duygular hissedebilirler. Bazen durum doktora danışılınca veya benzer şekilde bir uzmana gösterildiğinde de yaşanabilir.
Bu durumun geçici olduğu, çocuk için bir haz alma duygusu dışında bir anlamı olmadığı bilinerek yaklaşılmalıdır. Bazı davranış modelleri ile bunun kolay atlatılması sağlanabilir. Bezleme yapılıyorsa daha gevşek bezleme, mümkünse altını açık bırakıp gezmesini sağlamak uyarıcı faktörleri azaltabilir. Masturbasyon esnasında çocuğun dikkatini sevecen bir şekilde dağıtmak ve başka bir şeye yönlendirmek denenmelidir. Her halukarda bunun geçici bir durum olduğu unutulmamalıdır. Gerekirse bir çocuk gelişimcisinden destek alınmalıdır. -

Erteleme Sorunu
Erteleme sorunu, bireyin çeşitli görev ve sorumluluklarını yerini getirirken bunu bir sonraki zamana bırakması ve kimi zaman o işi yapamama veya yaptığı iş sonucunda olumsuzluklarla karşı karşıya kalmasına sebep olan durumdur. Dilerseniz erteleme sorununu detaylı bir şekilde ele alalım
Kimi insanlar yapacağı işi en kısa zamanda yapmayı planlar ve elinden geldiği sürece de işi zamanında yaparlar. Kimi insanlarda ise bu durum biraz daha farklıdır. Birey bir iş, görev veya sorumluluk için karar alır ve o işi yapacağına inanır. Fakat fikri bir şekilde değişir ve o işi ertelemeye ertelediği zaman geldiğinde tekrar ertelemeye başlar. Yani bir kısır döngü içerisine girer. Son dakikaya geldiğinde ise etekleri tutuşurcasına yapar veya yapmaktan vazgeçer. Erteleme sorunu günümüzde sıkça rastladığımız bir durum. Bize bir görev verilir ya da bir şeyi yapmakta karar alırız, bir okul ödevini ya da şirket projesini buna örnek olarak alalım. Kişiye belirli bir süre verilmiştir. Kişi bu işi yapmak hakkında karar alır yapacağını da düşünür fakat elinde belirli bir süre olduğu için rahat davranır. Bu rahatlık bir yere kalır ve sonunda zaman tükenmeye başlar. Kişi birden kaygı içerisine girer eli ayağı karışırcasına o işi halleder veya bu işi halletmekten vazgeçerek sonuçlarına katlanmayı kabullenir. Ödev veya proje teslim edildiğinde ise yaptığı işte sorunlarla karşılaşır. Bu sorunlar, eksiklik, düzensizlik, baştan savmacılık vb. durumlar olabilir.
Erteleme Sorununun Sebebi ve Üstesinden Gelme
Kişi beceri eksikliği, mükemmeliyetçilik, düzensiz çalışma düzeni, isteksizlik gibi çeşitli sebeplerden dolayı erteleme sorunuyla karşı karşıya kalır. Bu durumdan kaçınmak için ise planlı ve programlı çalışılmalı, hatırlatıcılardan yararlanılmalı, işi akıla geldiğinde ertelemeden en kısa sürede yerine getirmeli, verimli çalışma anlamında kendimizi geliştirmeliyiz. Bir diğer yöntem ise hedef olarak işi bitirmeyi değil işe başlamayı hedef almalıyız. Başlamak bitirmenin yarısıdır sözü de bu yöntemi bir kez daha açıklamakta.
Ufuk Kılıç
Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıç‘a aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.