Yazar: C8H

  • Fetal ekokardiyografi – anne rahmindeki bebeğin kalbinin incelenmesi

    Fetal ekokardiyografi (fetal eko), anne karnındaki bebeğin kalp hastalığının olup olmadığının araştırılmasını sağlayan ultrasonografi tetkikidir. En uygun zamanın gebeliğin 16-22 haftalar arası olduğu kabul edilmektedir. Daha erken haftalarda yapılan ekolarla kesin sonuçlar alma oranı daha düşüktür. Anneye ve bebeğe, bilinen hiçbir olumsuz ve zararlı etkisi yoktur. Bebeğin kalp boşluklarının gelişimi, damarları ve çalışması bu tetkik ile kolaylıkla belirlenebilir. Kalbe ait yapıların ve kalbin ritminin değerlendirilmesinde çok yararlıdır. Ülkemizde fetal ekokardiyografi, genellikle pediyatrik kardiyologlar tarafından birçok ilde ve pediyatrik kardiyoloji kliniklerinde yapılmaktadır.

    Görüntüleme tekniklerindeki çok hızlı gelişmeler, anne karnındaki bebeğin kalbinin detaylı incelenmesini mümkün kılmaktadır. Böylelikle, bebekteki kalp hastalığı, bebek daha doğmadan tespit edilebilir. Ölü doğan veya doğumdan kısa süre sonra ölen bebeklerin büyük bir çoğunluğunda yapısal kalp hastalıklarının olabileceği bilinmektedir. Canlı doğan bebeklerde kalp hastalığı görülme sıklığı yaklaşık %1 olarak tahmin ediliyor. Kalp hastalığı olan bebeklerin hastalıklarının daha doğmadan teşhis edilmesi, bebeğe anne karnında veya doğumdan çok kısa süre sonra yapılması gerekebilecek müdahaleler için çok önemlidir. Günümüzde donanımlı merkezlerde doğumdan önce veya hemen sonra yapılabilen gerekli girişimlerle, bebeklerin daha az sorunlu veya problemsiz yaşamaları mümkün olacaktır. Anne karnındayken bile az sayıdaki bebeklere, düzeltici girişimsel işlemler yapılabilmektedir.

    Anne sağlığını da olumsuz etkileyebilecek, tedavileri günümüzde henüz mümkün olmayan ağır kalp hastalığı olan bebeklerin erken tanınarak, gereken müdahalenin ilgili doğum doktoru ve aile ile konuşularak zamanında yapılması sağlanır.

    Tanının doğumdan önce konulması, doğum sonrasında bebeğin birçok olumsuz duruma maruz kalmasını önler ve en iyi tedavi için hekimin hazırlıklı olmasını sağlar. Bunun için, fetal eko öncesi bebeğin diğer organ sistemleri hakkında da bilgi edinilmesi amacıyla, deneyimli bir radyolog tarafından ayrıntılı ultrasonografi tetkikinin yapılması çok önemlidir. Tanının doğru konulmasında hekimin deneyimi ve cihazın kalitesi son derece etkilidir. Yeterli bir değerlendirme için fetusun anne karnındaki pozisyonunun uygun olması da önemlidir. Ortalama 20-30 dakika süren işlem sırasında %85'e yakın oranda doğru tanıya ulaşılabilir. Anne, baba ve kardeşlerden herhangi birinde kalp hastalığı olmasının, doğacak bebekte kalp hastalığı riskini artırdığı iyi bilinmektedir. Fetal eko, kendisinde doğuştan kalp hastalığı bulunan veya daha önceden kalp hastalıklı bebeği olan hamile annelere öncelikle önerilmektedir. Ülkemizde, hamileliğin izlenmesinde kullanılan ultrasonografik incelemede önemli bir kalp anormalliğinin tespiti veya bebeğin içinde bulunduğu sıvının fazlalığı veya azlığı durumunda daha çok fetal eko tetkiki istenmektedir. Ayrıca, annede gebelik öncesinde ve gebelik sırasında diabetes mellitus saptanması, fenilketonüri, bağ dokusu hastalığının olması fetusun kalbinin incelenmesini gerekli kılar. Anne yaşının 35'in üzerinde olması ve çoğul gebelik durumlarında da fetal eko gerekebilir. Annelerin, gebeliğin ilk aylarında fetusun organlarının gelişimini olumsuz etkilediği bilinen ilaç, radyasyon ve çeşitli hastalıklara maruz kalmaları durumunda, değerlendirilmeleri uygun olacaktır. Fetusun kuşkulu veya kanıtlanmış kromozomal bozukluklarında da ekokardiyografi tetkiki önerilir.

    Fetusun kalp yetmezliği veya kalp hızındaki belirgin anormallikler (nabız sayısının artması veya azalması) erken teşhis edilerek anneye verilen ilaçla kolaylıkla kontrol altına alınabilmektedir. Böylece, bebeğin hayatının kurtulması ve genel sağlığının korunması sağlanır. Bebeklerin mümkün olan tanı ve en iyi tedavi imkânlarından yeteri kadar yararlamalarına yardımcı olması bakımından, günümüzde fetal eko tetkikinin önemi büyüktür.

  • ÇOCUKLARDA OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK

    ÇOCUKLARDA OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK

    Son zamanlarda çocuk alanında sıkça rastladığımız problemlerden biri de Obsesif-Kompulsif Bozukluk adını verdiğimiz ve kişide belli takıntılı düşünce ve davranışlara neden olan rahatsızlıktır. Erişkinler de sıkça rastlayabildiğimiz gibi özellikle son yıllarda çocuklarda da sıkça rastladığımız bir problemdir.

    OKB, kısaca tekrarlanan ve rahatsızlık veren düşünce ve davranışlar olarak açıklanabilir. Bu düşünce ve davranışlar, günlük hayatı olumsuz etkileyebildiği gibi, hem çocuğun kendisini hem de çevresini olumsuz etkileyebilmektedir.

    Bu alanda yapılan çalışmalar göstermektedir ki, çocukluk çağında gözlemlenen OKB, özellikle erken ergenlik döneminde kendisini şiddetli olarak göstermektedir. Yine yapılan bazı çalışmalar göstermektedir ki, bu dönemle en çok rastlanan OKB çeşitleri, cinsel obsesyonlar, dini obsesyonlar ve temizlik obsesyonları olarak sıralanmıştır.

    Obsesyon halk arasında, takıntılı düşünce olarak tanımlanmaktadır. Kompulsiyon ise takıntılı davranış şekilde tanımlanmaktadır. Kişi önce takıntılı düşünce geliştirir ardından rahatsızlık veren düşünce ile başa çıkabilmek için takıntılı davranış geliştirerek kendini rahatlatmaya çalışır. Örneğin; dini obsesyon geliştiren bir çocuk “içimden sürekli küfür etmek geliyor, bu düşünce kötü, eğer masaya 3 kere dokunmazsam cezalandırılırım.” Şeklinde bir OKB geliştirebilir. Bu örnekte de görüldüğü gibi önce düşünce, düşünceyi rahatlatmak için ise davranış geliştiriliyor. Ancak her zaman obsesyonlar ve kompulsiyonlar bir arada görülmeyebilir. OKB kendi içerisinde 3 gruba ayrılır:

    1- Obsesyonlar önde tip

    2- Kompulsiyonlar önde tip

    3- Karma tip

    *Ne zaman OKB’den şüphelenmeliyiz?

    1- Eğer çocuğunuzda tekrarlayan, ritüel davranışlar varsa (örn; sürekli ek yıkama, ışığı 3 kere açıp kapama, çizgilere basmadan yürüme vb. )

    2- Eğer çocuğunuzda sürekli ve rahatsızlık veren düşünceler varsa (örn; kirlendiğimi düşünüyorum, günah işlediğimi düşünüyorum vb.)

    Yukarıdaki maddeler OKB’nin en belirgin iki özelliğidir. Eğer bu belirtileri 1 aydan fazladır ve sürekli yaşıyorsanız, mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.

    *Tedavi Yöntemi

    OKB tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Uygulanan tedavi yöntemleri:

    1. Bilişsel Davranışçı Terapi

    2.Oyun Terapisi

    3. EMDR (Tramva kaynaklı ise)

  • Çocuklarda antibiyotik kullanımı ilkeleri

    Çocuklarda antibiyotik kullanımı ilkeleri

    Enfeksiyon bulguları ile başvuran bir çocukta reçeteye antibiyotik yazmadan önce bazı hususları gözden geçirmek gerekir. Bunlar aşağıda maddeler şeklinde özetlenmiştir.
    -Antibiyotik gerçekten endike midir? (bakteri/viral ayır) çoğu çocukluk enfeksiyonları viral kaynaklıdır ve antibiyotik endikasyonu yoktur. Sadece destek tedavisi varsa ve yüksekse ateşin düşürülmesi genellikle yeterlidir.

    -En muhtemel etkenler nelerdir?(kültür çıkana kadar) antibiyotik endikasyonu konulduysa kültür sonuçları çıkana kadar en muhtemel etkenlerin neler olduğu ve en uygun ampirik antibiyotiklerin neler olabileceği düşünülür.

    -En uygun antibiyotik hangisidir? Tek antibiyotik, ucuz, yan etkisi az , komplians iyi,kısa süreli hedef organda etkin ,çapraz direnç ilşkileri az olan antibiyotik seçilerek verilmelidir.
    -Veriliş şekli, çocuklarda önemli bir durum yoksa prensip olarak oral antibiyotik tercih edilmelidir.

    -Aileye bilgi hastalık özelliği, antibiyotik doz miktarı, veriliş sıklığı, aç-tok verilmesi, yan etkiler ile ilgili olarak aileye kısaca bilgi verilmelidir.

    -Kontrol prensip olarak ilk 48-72 saatte tedavinin başlangıç etkisi ve yan etkilerle ilgili bilgi alınmalı mümkünse hasta görülmelidir. Kür bitiminde tekrar bilgi alınması uygundur, bu bilgi telefonla da alınabilir.

    Antibiyotik başarısızlığı hastaya ve ekonomiye ek maliyete ve riskler getirir. Bunlar arasında, artmış hastalık morbidite riski, sonraki aşama ve muhtemelen daha geniş spektrumlu ve daha pahalı (muhtemelen normal florayı daha çok etkileyecek) antibiyotiklerin yazılması ,çocuğun okul, anne-babanın işgücü kaybı, ek doktor muayene ve laboratuvar masrafları, ayrıca hasta-hekim ilişkisinde güven bunalımı sayılabilir. Bu nedenle antibiyotik başarısızlığını en aza indirmek için gereken dikkat gösterilmelidir. Bu nedenle antibiyotik endikasyonu yoksa vermemek, verilecekse uygun antibiyotiği seçmek için titizlik gösterilmelidir.

  • Zihinsel Performans Geliştirme

    Zihinsel Performans Geliştirme

    Zihnimizi hayatımızın her anında kullanırız. Mutlu olabilmek, zevk alabilmek, sinirlerimizi kontrol edebilmek, huzurlu olmak, dikkat, konsantrasyon, algılama yeteneğimiz, problem çözme, hafıza, karar verme gibi işlevlerde zihinsel performansımız öne çıkar. Bu işlevlerin bazılarında iyiyken bazılarında kötü olabiliriz. Bundan dolayı zihnimizi geliştirmek istememiz gayet doğaldır.

    Zihinsel Performans Nasıl Geliştirilir?

    Bazı firmalar zihinsel performans geliştirme için check up programları tasarlamışlardır. Bu programlar vasıtasıyla sizin zihinsel ve ruhsal performans ölçümleriniz yapılarak seviyeniz belirlenir.Gerekli güçlendirmeler yapılarak ikinci aşamaya geçilir.

    Bu güçlendirmeye ihtiyacı olan kişi bilgisayarlı modüllerin ve psikoterapi yöntemlerinin kullanıldığı “Zihinsel Güçlendirme” programlarına alınır. Bu programın yanında gerekli görülürse anti stres biyolojik destek programı da uygulanmaktadır. Bilgisayarlı eğitim modülleri yöntemi genellikle zihnimizdeki dikkat sorunları, konsantrasyon sorunları, hafıza sorunları gibi sorunları çözmek için kullanılan yöntemlerdir. Önceleri bilgisayarlı eğitim modülleri yöntemi hiperaktivide ve dikkat bozukluğu gibi rahatsızlıklarda kullanılırken zihin performans düşüklüklerinde de oldukça etkili olduğu görülmüştür. Bu tip çalışmalar zihinsel kondisyonun artışını da sağlamaktadır.

    Bireysel çalışma programı ise kişiye özel stres kaynaklarının tespitinde kullanılır.Amaç olarak bu stres kaynaklarının yönetilmesini ve gerekli donanımların kazanılmasını amaçlar.Kişinin geçmişten gelen bilinçdışı iç çatışmalarını da keşfedip çözümlenmesi gerekir. Bu yöntem geçmişten gelen karmaşıklıkları çözerken gelecekteki gereksiz yüklemelerden de kişiyi korur. Nitekim ruhsal performans ve buna bağlı olarak da zihinsel performans güçlenir ve kişi potansiyelini ileri düzeyde kullanma yetisi kazanır.

    Beslenme sağlığınız ve tükettikleriniz zihinsel performansınızı geliştirmek için son derece önemlidir. Yine aynı firmalar sizin için yaşam koçluğu hizmetleri de vererek bedensel ve zihinsel sağlık için maksimum verimi size kazandırmak isterler. Bundan dolayı beslenmemize dikkat etmezsek beyin performansımız düşebilmektedir. Sürekli ve düzenli su tüketimi alışkanlığı kazanmamız gerekmektedir. Vücudumuz susuz kaldıkça yorgunluk ve halsizlik ilk belirtileri olarak karşımıza çıkmaktadır. Dengesiz beslenme metabolizmayı bozar ve sağlığımıza zararlıdır. Zihinsel performansımızı en yüksek seviyelere çıkarmak için organik ve besin değeri yüksek gıdalar tüketmeliyiz. Her ne kadar organik gıdalar günümüzde zor bulunsa da besin değeri yüksek preparatlar ile bu açığı kapatabiliriz.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Çocuklarda hışıltılı ve astım tetikleyici nedenler

    İlk 3 yaşta görülen hışıltı ataklarının çoğunun viral enfeksiyonlara bağlı olduğu gösterilmiştir. En sık izole edilen virüsler RSV , Parainfluenza ve adenovirüslerdir. Hışıltılı ataklarının %80’i bunlara bağlıdır.

    Yıllar boyunca rinovirüslerin (RV) 3 yaşından önce nadiren alt ve üst solunum yolu hastalığı yaptıkları düşünülürdü. Son zamanlarda yapılan çalışmalar da ilk yıl içinde alt solunum yolu enfeksiyonu tanısı ile hastaneye yatırılan çocukların dörtte birinde RV teşhis edilmektedir.
    Alerjenler alerjiye neden olan antijenlerdir. Alerjenler solunum, sindirim ve deri yoluyla vücuda girerek vücutta alerjik reaksiyonlara neden olur. Astımda en önemli giriş kapısı solunum yoludur.Atopik ve alerjik kişilerde cevap genellikle alerjene spesifik IgE antikorları oluşumu ile IgG4 antikorları oluşumu ile olabilmektedir. Etkinin görüldüğü doz farklı olup, kişiden kişiye değişebilir.

    Ev tozu akarları tıbbi adıyla ‘akar böceği’ olarak bilinmektedir. En sık rastlanan tipi de deri yiyen anlamına gelen ‘dermatofagoid’ olarak anılmaktadır. Bu parazit niteliğindeki mikroskobik böcekler normalde halı,kilim,yorgan,yastık,tüylü eşyalar ve oyuncaklarda yaşarlar. Yaşamları için gerekli besini insan deri ve tüy döküntülerinden karşılarlar.Su ihtiyaçlarını ise havadaki nemden elde ederler.İnsanın ev içinde geçirdiği en uzun süre yatak odaları olduğu için en sık akar alerjeni ile karşılaşmayeri de burasıdır.Akarlar %50’nin altında nem olan yerlerde ve 60 derece ısının üzerinde şansları azalır.

    Polenler bitkilerin üremelerinde görevlidirler. Bu nedenle polenlere ailt klinik bulgular en çok bitkilerin çiçeklerini açtığı üreme mevsimi olan bahar aylarında olur. Daha çok rüzgarla etrafa yayılan daha küçük ve daha hafif polenler inhalan alerjiden sorumludur.Böceklerle aktarılan polenler ise daha ağırdır ve havada asılı bulunmadıkları için daha az alerji sebebidirler. Ot, ağaç,diğer polene sahip olan bitkilerin dağılımı ve çiçek açma zamanları, yetiştikleri toprak ve mevsimsel özelliklere göre değişir. Parçacık çapı daha küçük olanlar ya da ağızdan soluma ile bronşlara ulaşanlar ise daha az olsa da alerjik astıma yol açarlar.

    Küf mantarları hem ev içi, hem de ev dışı alerjen olma özelliğine olma özelliğine sahiptirler.Bunlar sıklıkla ev içinde organik eşyaların, yemeklerin ev dışında ise bitki ve hayvanların üzerinde yaşayan mikroorganizmalardır. Küf mantarları nemli , organik besin artığı bulunan ortamlarda kolayca ürerler. Buradan da havaya üremelerini devam ettiren bol miktar da mantar sporlarını bırakırlar. Üremeleri ve etrafa spor bırakmaları yıl boyu olabilse de en sık havaların ısındığı ve orta şiddete rüzgarın olduğu bahar ve yaz aylarında üremeleri en üst düzeyde olur. Kışın düşük dereceli ısıda ve hele karlı ortamda üreyemez ve alerjiye neden olan sporlarını bırakamazlar. Çok küçük yapıya sahip oldukları için hem alerjik nezle hem de alerjik astıma neden olurlar.

    Hayvan alerjileri de sıkça rastlanan çevresel alerjenlerdir. Bunlar kedi, köpek, kuş, fare, tavşan, at ve benzeri hayvanlardır. Ayrıca değişik kümes hayvanları , koyun ve laboratuarda deney yapmada kullanılan hayvanları da alerji yapabilir.
    Böcek alerjenleri içinde en sık rastlananı arı alerjisidir. Ayrıca sivrisinek ve diğer sokucu tüm hayvanlar da alerji yapabilir. Bu grubun astımla daha çok alakalı olan türü hamamböceği alerjisidir.Hamam böceği alerjisi büyük şehirlerde gittikçe artmaktadır.

    Besin alerjenleri içinde çocuklar için en sık olanı inek sütüdür..İnek sütünde anne sütünde bulunmayan ‘beta-laktoglobulin’ isimli bir proteinin bulunması bunun nedeni olarak kabul edilmektedir. Ayrıca yumurta, deniz ürünleri fındık,fıstık, tahıllar,et, muz, kivi, vs. diğer besin alerjenlerdir.

    İrritanlar, astım tetikleyicileri arasında bulunmaktadırlar. Bunlar alerjen yapısında değildirler, solunum yolu ile akciğerlere ulaşarak irritasyon yaparlar. Bunların başına sigara dumanı gelmektedir. Ayrıca kokulu çeşitli maddeler, parfümler, petrol türevleri, ekzos gazları, ozon, pişirme gazları da bunlar arasındadır.
    Egzersiz, çeşitli fizik aktiviteler, gülme ve ağlama gibi eforlarla da astım tetiklenebilir. İlaçlar, psikolojik faktörler, havadaki basınç, ısı ve nem değişiklikleri , mekan değişiklikleri de tetikleyici olabilir.

  • Uyku Sorunu

    Uyku Sorunu

    Uyku Sorunu

    Günümüz insanlığının en büyük sorunlarından biriside uyku problemidir. Uyku en önemli ihtiyaçlarımızdandır. Güzel bir uyku çekmek herkesin hayali ve arzusudur. Ancak hayat şartlarımız ve alışkanlıklarımız bizi bu durumdan alı koymaktadır. Kimine göre psikolojik kimine göre alışkanlık olan uyuyamama sorunu tıp biliminde uyku sorunu (insomnia) olarak adlandırılmaktadır.

    Uyku Sorunu Belirtileri Nelerdir?

    Gece boyunca uykuyu sürdürmekte zorlanıyorsanız. Uykuya hiç dalamıyorsanız. Beklediğinizden veya tahmin ettiğiniz süreden daha erken uyanıyorsanız. Gün boyu sürekli kendinizi yorgun hissediyorsanız,başkalarına huzursuzluk veriyorsanız sizde de uyku sorunu olabilir. Yatağa yattıktan sonra ortalama bir insan için uyku süresi 15 dakika civarıdır.

    Uyku Sorununa Sebepleri Nelerdir?

    Uyku sorununa birçok sebebi olabilir. Bunların başında alkol, nikotin, kafein ve bu tarz maddeler, İlaç kullanımları, normal uyku düzeni için olan biyolojik saatin aşılması, psikolojik rahatsızlıklar, aşırı stresse bağlı durumları örnek verebiliriz.

    Uyku Sorununu Çözme Yolları Nelerdir?

    Öncelikle uyku sorunu daha ciddi hastalıkların belirtisi habercisi olabilir. Sıkıntılarınızdan veya bu soruna sebep verdiğini düşündüğünüz nedenleri çözmediyseniz doktorunuza başvurun.Dışarıda reçetesiz ve doktor tavsiyesi olmadan, danışılmadan önerilen ilaçları almayın.Uyku sorununu belli başlı çözme yolları ise; uyuduğunuz ortamlarda loş ışık kullanmaya özen gösterin, gün içinde bir saatten az uyumaya dikkat edin, spor yaparak vücudunuzu dinç tutun aşırı kilo alımı ve yağlanmanın da önüne geçmiş olursunuz, yatağa yattığınız zamanlarda kötü düşüncelerden uzak durun, yattığınız odada ses yalıtımı kullanabilirsiniz, uzun süre boyunca aynı yastıkları kullanmayın ortalama iki senede bir yastıklarınızı değiştirin, uykunuz gelemden uyumaya çalışmayın, yatak odası veya uyuyacağınız odalarda sizi dinlendirecek rahatlatacak renkler kullanın, bitkisel çayları denebilirsiz, saat kaçta yatarsanız yatın her sabah aynı saatte kalkmaya özen gösterin, yatmadan önce ılık bir duş alabilirsiniz, geceleri uykunuz kaçıp uyandığınızda bir bardak su içip tekrar uyumayı deneyin, alkol, nikotin benzeri maddeleri az tüketin, yattığınız odanızın ısısının ılık olmasına dikkat edin, yattığınız yastık ve yatağın boyun ve vücut yapısına göre olmasına özen gösterin sizi rahatsız eden alıştığınız yastık ve yatakta yatmakta ısrarcı olmayın.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

     

  • Geniz eti nedir?

    Geniz eti nedir?

    Burun deliklerinin arkada boğazla birleştiği noktadaki adenoid adı verilen bezlerin normalden daha fazla büyümesine halk arasında geniz eti denmektedir. Büyüme ile bu bezlerin iltihaplanması ayrı ayrı olabileceği gibi , sıklıkla önce iltihaplanma sonra büyüme de olabilir. Yumuşak oluşum büyüdüğünde burun deliklerinin genize açılan kısmını kapatır, orta kulağa açılan östaki borusunu tıkar ve burundaki sümük salgısının temizlenmesini engeller.
    Belirtileri şunlardır:

    1-Burun tıkalı olduğu için ağızdan solunum
    2-Burun akıntısı
    3-Horlama
    4-Gün boyunca ağzın açık oluşu
    5-Ağız ve dudaklarda kuruluk
    6-Burundan konuşma
    7-Nefes alma da zorluk
    8-Tat ve duyu bozuklukları
    9-Geceleri rahatsız edici öksürük
    10-Müzmin (kronik) kulak iltihabı
    11-İşitme kayıpları
    12-Damak bozuklukları

    Geniz eti şüphesinde yapılması gereken iş doktora başvurmaktır. Genellikle bademcikler alınırken adenoidler de alınır. Bazı hallerde adenoidler alınırken , bademciklerde bir anormallik yoksa bunlara dokunulmaz. Geniz eti ve bademcik ameliyatı gayet kolaydır ve bir tehlikesi yoktur.

    Adeonidler alındıktan sonra bunların tamamen eski büyüklüğünde olmamak kaydı ile yeniden lenf dokuları geliştirdikleri görülmüştür. Bu durum ameliyatın başarısız olduğu anlamına gelmez.

    Adenoid yeniden eskisi kadar büyür ve rahatsızlık verirse yeniden ameliyat yapılır. Ameliyatla çıkarılan bademcikler için aynı durum söz konusu değildir. Bademcik ve adenoidler 7 yaşından sonra küçülme eğilimine getirecekleri için, doktorlar mümkün olduğu kadar bu tür ameliyatların geciktirilmesi gerektiğini savunurlar. Ama tıp da bir kural vardır ki oda ‘hastalık yok hasta var’ şeklinde ifade edilir. Her hastalık her hastada farklı seyreder. Mecbur kalınırsa 2,5-3 yaşında bile ameliyat söz konusu olabilir.

  • Hipnozda Telkin ve Trans nedir?

    Hipnozda Telkin ve Trans nedir?

    Hipnotik trans, değişik hipnoz teknikleri ile kişinin zihinsel ayrışmasıdır. Buna disosiasyon denir.
    Hafif, orta ve derin olmak üzere 3 aşamadır. Hipnotik transın derin kısmında hipnotik fenomenler dediğimiz özel bulgular ortaya çıkar.Hipnoz sırasında çevreden gelen uyaranlardan geçici olarak kopulduğu ancak telkin alabilecek düzeyde kalındığı ,bedenin tamamen gevşemiş olduğu bilinir.İçsel verilere odaklanılarak yeni bir farkındalık boyutunda kişinin kendini keşfetmesi ihtiyaç duyduğu konularda (olumsuz kişisel kalıplar ,zararlı alışkanlıklar gibi ) telkinlere çok açık hale gelip kolaylıkla telkin alabildiği bu hale trans hali diyoruz. Söz konusu trans hali içinde iken dikkatimizi odakladığımız problem yada konu dışında dışarıdan gelen uyaranların ,içerden ise kendi beş duyumuzdan gelebilecek duyulara olan algı ve farkındalık da büyük oranda azalır.
    Örnek vermek gerekirse günlük yaşamda da trans halinin söz konusu olduğu bir çok durumu farkına bile varmadan defalarca deneyimleriz. örnek vermek gerekirse araba kullanırken dalgınca, kafamız düşüncelerle fazlasıyla meşgulken varacağımız yere nasıl ulaştığımızı neredeyse bilmeden yolun sonuna geldiğinizi hiç deneyimlediniz mi ? Yada farklı bir bilinç seviyesinde bilinç altı zihnin kontrolü ele aldığı bir durum yaşanmıştır ,bazen çok ilgi çekici bir kitabı okurken ,bazende bir televizyon programını seyrederken öylesine dalarız ki , çevrede olan bitenlerden ,konuşulanlardan ,çalan telefonlardan bütünüyle koptuğumuz ve kendi içimize döndüğümüz anlar ki bu anlar, aslında fark etmeden yaşadığımız birer trans deneyimidir.
    TELKİN NEDİR ?

    Telkin bir kişiye veya topluluğa bir duyguyu veya düşünceyi belli bir hedefe yönelik olarak benimsetmek maksadıyla iletmektir. Bu bilinç dışı bir süreçtir ve bu vasıta ile, kişinin ruhsal veya fizyolojik alanıyla ilgili bir düşüncenin gerçekleştirilmesi , yeni ve doğru düşünme ve davranma şeklinin benimsetilmesinde çok etkindir. Telkin olumlu şekilde yapılabildiği gibi olumsuz da olabilir. telkin olumlu mesajlar içermeli, uyum içerisinde ilgi ve dikkatin toplandığı bir anda verilmelidir. Anne ve babaların hemen tüm sözleri çocuklarına verdikleri mesajlar farkında olmadıkları derecede etkin gerçek telkinlerdir. Bu nedenle ebeveynler çocuklarıyla olabildiğince olumlu ve motive edici telkinler içeren konuşmalar yapmalıdırlar.
    Hipnoz esnasında trans altında telkin yoluyla gerçekte yapılmak istenipte yapılamayan şeylerin bilinçaltı gerekli biçimde etkilenerek, davranışların gene amaca hizmet edecek şekilde değiştirilmesiyle başarılı olunamayan konuların başarılabilir hale getirilmesine yönelik telkin verilmesi mümkündür ( okul başarıları için etkin ders çalışma,sınav heyecanı gibi konularda )Diğer taraftan davranışlarımızı etkileyen bilinçaltımızın şekillenmesi büyük oranda geçmişimize çocukluğumuzdan bu yana deneyimlediğimiz tüm yaşantılarımıza dayanmaktadır. Doğduğumuz andan itibaren bize söylenen her sözcük doğrudan bilinçaltına gitmektedir. Yaşanılan deneyimlerin özellikle olumsuz olanlarının daha derin izler bırakarak bu günkü hayatımıza negatif ket vurmaları söz konusu olabilmektedir. Bunların belirlenmesi , olumlu telkinlerle yeni ve doğru davranış kalıplarının öğretilmesi söz konusu olabilmektedir. Verilecek telkinler transın derinliğinden bağımsızdır.
    HİPNOZ ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    BİREYSEL HİPNOZ: Bir kişinin hipnoz edilmesidir.
    Grup hipnozu: Birden çok kişinin aynı anda birlikte hipnotize edilmesidir.
    OTOHİPNOZ: Kişinin bir başkasına ihtiyaç duymaksızın kendi kendini hipnotize etmesidir.
    YOL HİPNOZU: Özellikle uzun ve düz yolda otomobil kullanan sürücülerin yol hipnozuna girdikleri bilinir. Aşırı yorgunluk, uykusuzluk, sessizlik, trafiğin serbest ve rahat oluşu yol hipnozunun meydana gelmesini kolaylaştırır.
    KOLLEKTİF HİPNOZ: Kalabalık sayılabilecek insan grubunun topluca hipnoz edilmesidir. Grup hipnozundan farkı, hipnotize olan insanların sayıca farklı oluşudur.
    Analitik hipnoz: Hastanın oluşan probleminin temel noktalarını saptamak için yapılan kişinin tedavi edilmesini de mümkün kılan , regresyonun(geçmişe döndürmenin) kullanıldığı bir yöntemdir.Kişinin doğumu itibarıyla tüm yaşantıları,anılarına ulaşılması söz konusu olabilir.

    HİPNOZUN DERECELERİ NELERDİR?

    HAFİF TRANS HALİ : Hipnozun başlangıç aşamsında gelişir. Hafif bir gevşeme durumudur. Hipnoza alınan kişinin gözleri kapalı olduğu halde göz kapaklarında titremeler meydana gelir.Kişinin bu esnada zihinsel faaliyetlerinde zayıflama, kol ve bacaklarda ağırlaşma, fizyolojik faaliyetlerde yavaşlama görülür. Bütün bunlara rağmen hafif bir hipnoz hali gerçekleşir.

    ORTA TRANS HALİ Bu safhada hipnoz hali net olarak gelişir.hipnoz olan kişi hipnozitörün sesine tam olarak bağlanır.Etraftaki sesleri duymaya bilir.Duygular hipnozun bu safhasında kesinlik kazanır, kişi telkine tamamem hazırdır.

    TAM VE DERİN TRANS HALİ: Tam ve derin transta, trans hali bozulmaksızın sujenin (hipnoz yapılan kişinin ) gözleri açtırılabilir. Deneğin gözleri açık olmasına rağmen, donuktur. Ortamdaki seslerin hemen hiçbirini duymaz. Kendisine hipnotizörün verdiği şekli aynen, muhafaza eder. Sujenin gözlerinin bakışı sabittir. Tam bir uyuşukluk hali bütün vücuda yayılmıştır. Bu safhada denek üzerinde çeşitli testler rahatlıkla yapılabilir.

    SOMNAMBULUZİM HALİ: Hipnoza alınan kişinin tamamen kontrol altında olduğu ve her türlü tedavinin yapılabilecegi bir durum söz konusudur.Her hastada bu seviyede bir durum söz konusu olamayabilir,ancak hastaları yüzde 20-30 unda rastlanabilen bir durumdur.

  • Çocuklarda nörolojik gelişim

    ÇOCUKLARDA NÖROLOJİK GELİŞİM
    1. Ay
    Oturur durumdayken başını arasıra dik tutar. Yüzükoyun yatırıldığında başını kaldırabilir. Seslere tepki gösterir.
    2. Ay
    Oturtulunca başını dik tutabilir. Yüzükoyun yatırılınca hem başını hem de omuzlarını kaldırabilir. Hareket eden cisimleri gözleriyle izleyebilir. Annesinin kendisiyle konuşmasına gülümser ve ses çıkararak yanıt verir.
    3. Ay
    Yüzükoyun yatırıldığında kollarına dayanarak doğrulabilir. Hareket eden cisimleri başını çevirerek izler. Eline verilen çıngırakla oynayabilir, ancak düşürürse alamaz. “A-gu” sesleri çıkarabilir.
    4. Ay
    Elleriyle oynar. Elleriyle nesnelere uzanır, ancak yakalayamaz. Eline verilen kalemi tutabilir. Çağrılınca dönüp sesin geldiği yöne bakar. Kahkaha ile güler.
    5. Ay
    Yattığı yerde yuvarlanıp ters döner, oturtulurken sağa sola sallanır. Eliyle uzandığı nesneleri yakalar. Ayağını ağzına götürebilir. Aynada kendisini görünce güler, sevinir.
    6. Ay Destekle oturabilir. Eline verilen kaşıkla masaya vurur. Sevdiği ve sevmediği yiyeceklere tepki gösterir. Yabancıları ayırt edebilir. “Cee !” yaparak oynar.
    7. Ay
    İki elinde de birer nesne tutabilir. Nesneleri bir elinden diğerine aktarabilir. Verilen herşeyi ağzına götürür. Kendi kendine bisküvi yiyebilir. Aynadaki görüntüsünü tutmak ister.
    8. Ay
    Kısa bir süre desteksiz oturabilir. Eşyaları yere atarak oynar. İki heceli sözcükler söyleyebilir.
    9. Ay
    Uzun süre yalnız başına oturabilir. Bir yere tutnarak ayakta durabilir. Baş parmak ve işaret parmağı arasında küçük bir nesneyi tutabilir. “Anne, baba” gibi iki sözcük söyleyebilir.
    10. Ay
    Yatarken kendi kendine oturur duruma geçebilir. Yardımsız ayağa kalkabilir. El çırpar el sallar. Giyidirilirken yardımcı olur. Bardaktan su içebilir. İşittiği sözleri yinelemeye çalışır.
    11. Ay
    Çeşitli nesneleri kaplar içine koyabilir. Basit emirleri anlamaya başlar.
    12. Ay
    Elinden tutulunca yürüyebilir. Çevresindekileri güldüren davranışlarını tekrarlar. Kitaplardaki resimlere ilgi gösterir. İstenince öper.
    13. Ay
    Kalemle çizgi çizebilir. Bir elinde iki ayrı nesne tutabilir.
    15. Ay
    Yardımsız yürüyebilir. Elinden tutulduğunda merdiven çıkabilir. İki küpü üst üste koyabilir. Ayakkabılarını çıkarabilir. 6-7 sözcük söyleyebilir.
    18. Ay
    Sendeleyerek koşar. Kendi kendine sandalyeye çıkarak oturabilir. Üç küpü üst üste koyabilir. Kaşık kullanabilir. Bir kitabın sayfalarını karıştırabilir. 8-10 sözcük söyleyebilir. Kakasını söylemeye başlar.
    21. Ay
    Kendi kendine merdiven çıkabilir, elinden tutulduğunda inebilir. 5-6 küpü üst üste koyabilir. Bedeninin çeşitli parçalarını göstebilir. İki sözcüklü tümceler kurabilir.
    2 Yaş
    Kendi kendine merdiven inebilir. Topu atabilir, tekme vurabilir. 7-8 küpü üst üste koyabilir. Çorap ve ayakkabılarını giyebilir. Çişini haber vermeye başlar.
    2,5 Yaş
    Ayaklarını birer birer kullanarak merdiven inip çıkabilir. 9 küp üst üste koyar. Kapalı şekil çizer.
    3 Yaş
    Üç tekerlekli bisiklete biner. Daire şeklini kopya eder. Yaşını ve cinsini bilir.
    5 Yaş
    Sek sek oynar. Üçgen çizer, dört renk bilir. Ona kadar sayar. Giyinip soyunur. Çoğul ifadeler kullanabilir. 6 kısımlı adam çizer.

  • Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

    Malumunuz, çalışma hayatında stres kaçınılmaz. Fakat bunun sizi alt etmesine izin vermeyin!

    Hepimiz stressiz bir iş hayatı hayalini kuruyor olsak da, maalesef böyle bir şey neredeyse mümkün değil. Her iş, stressiz olabileceğini düşündüğümüz işler dahi, stresten payını alıyor muhakkak. Ofis yaşamı ‘yapılacak çok fazla iş’ ve ‘sahip olunan az zaman’ baskısı altında fokur fokur stres kaynıyor. Bir de insan faktörünü ve özel hayatlardaki uzak hayalleri ekleyince, stres seviyesi sürekli kırmızı çizginin etrafında dolanıyor. Günün sonunda şu soruyla baş başa kalıyor insan: “Nereye gitti benim 24 saatim?”
    Gerçek şu ki, çalışma hayatında stres, değişmez ve yerleşik bir unsur. Ve işleri zamanında yetiştirmemiz için motive eden ‘iyi stres’ olduğu gibi, negatif sonuçlara sebebiyet veren ‘kötü stres’ten de bahsetmek mümkün.

    Gerçeklikle yüzleşmek gerek: İş hayatı içinde stresten kaçmak mümkün değil. Fakat iyi haber: Bu stresle baş etmenizi sağlayacak, ofis yaşamı sınırları dahilinde stres kurbanı olmanızı önleyecek yollar da var. Stresin sizi değil, sizin stresi yönetmenize ve lehinize çevirmenize yarayacak bazı ipuçlarını aşağıda bulabilirsiniz.

    Stresi kullanın, ondan kaçmayın

    Stres, baskı altında olduğumuzu düşündüğümüz durumlara karşı oluşan doğal bir tepkidir. Ve kontrol altında tutulduğunda, stresten faydalanabilirsiniz. Çalışma hayatında stres, daha iyisini başarabilmeniz için tetikleyici bir unsur olabilir. Bir işi teslim tarihinden önce tamamlamak, son projenizi bir öncekinden daha iyi hazırlamak veya hak ettiğinizi bildiğiniz terfiyi almak kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Stres, ofis yaşamı ile iç içe geçmiş ise, stresin yönünü değiştirmek lehinize olacaktır.

    Ne zaman mola vereceğinizi bilin

    Eğer günde 8 saat çalışıyorsanız, gün içerisinde zaman zaman mola vermeniz gerekir. Bu da demek oluyor ki, öğle yemeği vakti geldiğinde masanızdan uzaklaşın ve yemek yerken çalışmayın. Ya da kafeteryaya gidip bir şeyler için ve o 5 dakikalık zaman diliminde kafanızda iş olmasın. Sizi stresten uzaklaştıracak küçük bir iş bulun veya en azından masanızdan kalkıp şöyle bir yürüyün.

    Bir hobiniz olsun

    Eğer işini bitirmeden veya bir şeylerle uğraşmadan duramayan biriyseniz, mola vermek diğerleri için olduğundan daha zor olabilir sizin için. Bu durumda, işle alakalı olmayan ufak tefek şeylerle uğraşmak hem sizi işin stresinden uzaklaştıracaktır, hem de zamanınızı boşa harcadığınızı düşündürmeyecektir. Örneğin her gün bir origami yapabilirsiniz. 5 dakikada tamamlayabileceğiniz kolay figürler var; bir yandan mola verecek, diğer yandan üretkenliğinizi korumuş olacaksınız.

    Zamanınızı yönetin

    İş hayatı söz konusu olduğunda, zaman yönetimi çok önemlidir. İşinizi nasıl organize edeceğiniz tamamen sizin kişisel tercihinize bağlıdır fakat günlük, haftalık ve aylık yapılacaklar listesi ve öncelikleri belirleme yöntemleri ile ‘etkili zaman yönetimi’, işinizde ciddi anlamda kolaylık sağlayacaktır. Hangi sorumlulukların daha öncelikli olduğunu ve hangi işlerin bir sonraki günü bekleyebileceğini belirleyin ve stresten buhran geçirtmeyen bir ofis yaşamı size kapılarını aralasın.

    Gün içinde egzersiz yapın

    Günlük egzersizlerin ne denli faydalı olduğunu hepimiz biliyoruz. Egzersizin faydalarından biri de stresi azaltmasıdır. Gün boyunca masa başında bilgisayarınıza kilitlenip kaldıysanız, öğle aranızın bir kısmını dışarıda yürüyüş yapmak için kullanabilirsiniz. Egzersiz yapıyor olmanın yanı sıra gün ışığının ve temiz havanın da sayısız nimetlerinden faydalanmış olursunuz. İşten sonra bir yoga dersine katılmak veya spor salonuna gitmek de günlük stres seviyenizi kontrol edebilmenize yardımcı olacak ve çalışma hayatında stres sizin icin bir kabus olmaktan çıkacaktır.

    Arkadaş edinin

    Bir çok araştırma gösteriyor ki iş yerinde arkadaş edinmek sizin için iyi bir şey. Aynı ofisi paylaştığınız arkadaşlarınız olması demek, zor zamanlarda yetişen destekleri sayesinde daha az stresli bir ofis yaşamı demek. Ayrıca mola vakitlerinizde de iş arkadaşlarınız ile iki lafın belini kırabilir, iş stresinden biraz da olsun uzaklaşabilirsiniz.

    Abur cuburdan uzak durun

    Kabul; bazen o kadar stresli oluyoruz ki abur cubur tıkınmak, o an için yapabileceğimiz en ideal şeymiş gibi gözükebiliyor. Çekmecesinde bisküvi, gofret, çikolata stoğu tutanların sayısı hiç de az değil. Fakat bu abur cubur faslının suçluluk duygusuyla sonlandığını da biliyoruz. Çekmecenizi daha sağlıklı atıştırmalıklarla doldurabilirsiniz. Su, meyve ve kuruyemiş gibi yiyeceklerle, suçluluk duygusuna kapılmaksızın savaşabilirsiniz stresle. Tabii ki arada sırada o çok sevdiğiniz kurabiyelerle bir kaçamak yapabilirsiniz.

    Pozitif olun

    Gerçekten çok fazla stres altında olduğunuzda, kendinize işinizle ilgili keyif aldığınız şeyleri hatırlatın. Elinizdeki işi tamamladığınızda ya da hedefinize ulaştığınızda kendinizi ödüllendirebilirsiniz. Pozitif noktalara odaklanmak stresle başa çıkmanızda yardımcı olacaktır.

    Stres günlüğü tutun

    Yaşantımızın büyük bölümünü iş hayatı oluşturuyor ve çalışma hayatında stres gün içersinde sıklıkla deneyimlediğimiz bir durum. Bazı anlar içimizi dökecek birine ihtiyacımız olabiliyor fakat o kişiyi her zaman bulmak da mümkün değil. Böyle zamanlarda bir stres günlüğü tutmanız, tahmin ettiğinizden daha fazla işinize yarayabilir. Bir kere, drama yaratmadan içinizdekini dışa aktarmış olursunuz. Buna ilaveten, stresinizi nelerin tetiklediğini de zamanla keşfetmeye başlar ve o tetikleyicilere karşı kendinizi korumayı öğrenebilirsiniz. Ofis yaşamı stres mayınlarıyla dolu; onların yerlerini bilmek kontrolün sizde olduğunu gösterir.

    İşi işte bırakın

    Bazı günler işlerin yetişmeyeceğini hissederek işinizi eve götürmek isteyebilir ve böylece hafta bitene kadar her şeyi zamanında yetiştireceğinizi düşünebilirsiniz. Bu düşünceden uzaklaşın. Yetiştirilmesi gereken işler olması iş hayatının bir parçasıdır fakat iş ile evi birbirinden ayırmanız gerek. Evdeyken işle ilgili teknoloji kullanımınızı sınırlandırın. İş telefonunuzu uzak bir yere koyun ve e-postalarınızı kontrol etmeyin. Evdeki zamanınızı rahatlayıp şarj olmak için kullanın. Çalışma hayatında stres ile baş etmenin belki de en etkin yolu budur.