Yazar: C8H

  • Kistik fibrozis nasıl bir hastalıktır ve hangi bulgular ile ortaya çıkar?

    Kistik fibrozis nasıl bir hastalıktır ve hangi bulgular ile ortaya çıkar?

    Kistik Fibrozis, genetik bir hastalıktır. Otozomal resesif denilen bir genetik geçiş vardır yanihastalık çocuğa sadeceanneden ya da babadan geçmez. Hem anneden hem de babadan gelen genlerin birleşmesi ile çocukta hastalık oluşur. Kistik Fibrozislikişilerde vücudumuzdaki tüm salgı bezlerinde su ve elektrolitgeçişlerinden sorumlu olan bir protein yeterli miktarda bulunmaz ya da çalışmaz. Sonuç olarak salgı bezlerindeki ( ter bezleri, hava yollarında, safra kanallarında vb) sekresyonlar koyudur ve tıkaçlar oluşur.

    Kistik Fibrozisli hastalarda hayat kalitesini ve süresini etkileyen en önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Hastalar yeni doğan döneminden itibaren tekrarlayanve tedavilere iyi cevap vermeyen öksürük, hırıltı, zatürre ya daastım benzeri bulgular ile başvurabilir.

    Pankreasta sekresyonların koyu olması nedeni ile oluşan tıkaçlar nedeni ile hastaların yaklaşık % 85'inde pankreatik yetersizlik vardır. Yani bu hastalar aldıkları besinleri enzim yetersizliği nedeni ile yeterince sindiremezler ve bu hastalarda çok miktarda yağlı pis kokulu dışkılama ortaya çıkar ve büyüme gelişme geriliği oluşur.

    Kistik Fibrozisli hastaların % 10 kadarında doğumda dışkılamanın gecikmesi ya da olmaması ile ortaya çıkan barsak tıkanıklığı ( Mekonyum İleusu) ortaya çıkar. Bazı yenidoğanlarda uzamış sarılık ortaya çıkabilir.

    Yani yeterince kilo alamayan,diğer çocuklardan daha sık ve ağır solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda kistik fibrozis düşünülmesive araştırılması gereken bir hastalıktır.

    Özellikle anne -baba arasında akraba evliliği olan ve kardeş ölüm öyküsü olan çocuklardakistik fibrozis ayırıcı tanıda düşünülmesi gerekir

    Kistik Fibrozis Tanısı nasıl Konur?

    Vücuttaki bütün salgı bezlerinde su ve tuz dengesinde bozukluk olduğundan bahsetmiştik. Bu hastaların teri diğer çocuklardan daha tuzlu olur aileler çoğu kez bunu ifade edebilirler. ‘ Öpünce terin tuzlu olması' aslında çok eski çağlardan Hipokrat zamanından itibaren tanımlanmış bir bulgudur

    Ter testi hastalığın tanısında altın standarttır.

    Çok basit ve ağrısız bir şekilde ( çocuğun koluna takılan küçük saat gibi bir cihaz ile ) ter toplanır ve toplanan terdeki tuz miktarı ölçülür. Bu tuz miktarının testin yapıldığı yönteme göre belirlenmiş değerlerin üzerinde olması ile Kistik Fibrozis tanısı konur

    Ülkemizde Kistik Fibrozis Hastalığının sıklığı nedir?

    Kuzey Ameirka'da ve Avrupa'da hastalığın sıklığı 1/ 2500 civarındadır. Ülkemizde kesin sıklığı bilinmemektedir. Bununla birlikte 1/ 3000- 1/ 4000 civarında olduğu düşünülmektedir. Bu sıklığa göre ülkemizde çok daha fazla sayıda hasta olması beklenirkendeğişik merkezlerde takip edilen hasta sayısının 1500 civarında olduğu bilinmektedir ki bu durum aslında çok sayıda çocuk ya da erişkinhastanın tanı almadığı ya da yanlış tanılar ile takip edildiği ve etkili bir tedavi almadığını düşündürmektedir.

    Kistik Fibrozis Nasıl Tedavi Edilir?

    Kistik Fibrozisli hastalardakien önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Bu neden ile bu hastalarda solunum sistemi tedavileri çok önemlidir. Tedavinin ana prensipleri şu şekilde sıralanabilir

    1-Hava yollarındaki koyu yapışkan sekresyonların temizlenebilmesi için solunum fizyoterapisi uygulanmalıdır. Solunum fizyoterapisi farklı teknikler ile yapılabilir ,nefes egzersizleri, perküsyon , vibrasyon gibi yöntemlerin yanı sıra yardımcı cihazlar ile uygulanabilir. ( Flutter, vest vb) Solunum fizyoterapisinin hastanın en iyi olduğu zamanlarda bile günde en az iki kez yapılması gerekir. Eğer hastanın öksürük ve balgamında artış var ise günde en az 3-4 kez uygulanmalıdır.

    2-Enfeksiyonların erken ve etkili tedavisi: Kistik Fibrozisli hastalarda hava yollarındaki koyu ve yapışkan sekresyonlara bazı mikroplar yerleşirve öküsürük, balgam tekrarlayan zatürre gibi bulgulara neden olur. Bu hastalardaözellikle öksürük ve balgamın arttığı dönemlerde ağızdan ya da damar yolu ile verilen antibiotiklerin kulanılması çok önemlidir. Uzun süreli bazı mikropların hava yollarına yerleşmesi durumunda nefes yolundan bazı koruyucu antibiotikler uzun süreli olarak kullanılabilir.

    Bu hastalarda koyu , yapışkan balgamındaha kolay çıkarılmasına yardımcı olmak amacı ile balgamındaha az yapışkan hale getiren ve nefes yolundan kullanılan (Hipertoniksaline, Pulmosyme®) bazı ilaç tedavileri de mevcuttur

    3-Her kronik ve uzun süreli hastalıkta olduğu gibi beslenme çok önemlidir. Özellikle enzim yetersizliği nedeni ile büyüme ve gelişmeningeri olduğu hastalarda iyi beslenme ve enzim desteklerinin ( Creon®) her yemek ile alınması, gerekli vitamin desteklerinin ( ADEK vitaminleri)yapılmasıgereklidir

    Kistik Fibrozis Hastalığının Tedavisi var mıdır?

    Kistik Fibrozsi geetik bir hastalıktır ve kesin tedavisi mümkün değildir. Ne yazık ki tüm gelişmeler ve daha etkin tedaviler bulma çabalarına rağmen halen hayat süresini kısaltan bir hastalıktır.

    Dahadetaylı bilgi için Kistik Fibrozisli hastalar için hazırladığımız Kistik Fibrozis Aile Rehberine başvurabilirsiniz

  • Kişilik  Bozuklukları

    Kişilik Bozuklukları

    Kişilik genel olarak; kişiyi başkalarından ayırt ettiren ,kendine özgü ,biricik olan duygu,düşünce ve davranış örüntülerini içerir. Kişilik bireyin ‘nasıl bir kişi’ olduğunu betimler.Kişiliğin oluşumu doğum öncesi ,doğum sonrası ve çocukluk çağındaki fiziksel ,ruhsal koşullar ,etkileşimler ,öğrenme ve toplumsallaşma etkileriyle biçimlenir.

    Herkesin bir kişiliği vardır ve çoğumuzun kişiliği ‘bozuk’ değildir. Bazı özelliklerimiz diğerlerine göre daha öne çıkabilir ancak hepimiz birkaç kişilik tarzının özelliklerini birlikte taşırız.Belli bir tanımlamaya uymayan birçok kişi ,iki tip kişilik yapılanmasının bir birleşimini taşır (depresif-mazoşistik,paronoid-şizoid gibi)

    Kişilik bozukluğu diyebilmek için , kişinin toplumsal uyumunda işinde ,ilişkilerinde süreklilik sağlayabilmesinde uzun süredir önemli bozulmaların olması gerekmektedir.Kişilik bozukluklarında,benliğe yerleşmiş olan davranış örüntüleri esneklik göstermeden sürdürülür.(örneğin,yapılan yanlışlar devam eder).Genel olarak çevre ile çatışma olur ve kendisini çevreye değil çevresini kendisine uydurmaya çalışır .Sorunları olduğunda kişilik bozukluğu olanlar kendi davranışlarını haklı çıkarmaya çalışır, davranışları hakkında iç görüsü yoktur,daha çok çevreyi suçlar.Sorunun kendisinden değil başkalarından kaynaklandığına ilişkin açıklamalarda ısrar eder.Kendi davranışlarından yakınmaz ve değiştirmek için bir çabası olmaz,hatta çevresini değiştirmeye çalışır.Bazı kişilik bozukluklarında alkol ve başka maddelere karşı düşkünlük de olabilmektedir(örneğin,anti sosyal ve borderline kişilik bozukluğu).

    Kişinin ses tonu , duruşu ve anlatımı da kişilik yapısıyla ilgili önemli ipuçları vermektedir.Hisrionik kişilikte abartılı,dramatik bir anlatım ve davranış biçimi,obsesif kişilikte olayları çok ayrıntılı anlatma eğilimi , şizoid ve çekingen kişilikte göz göze gelememe ,paronoid kişilikte kendini savunan konuşma biçimi ,antisosyal kişilikte çevreyi suçlama eğilimi görüşme sırasında gözlenebilmektedir.Depresif kişinin anlatımında da genelde başkaları ,başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışma yer alır.

    İlişki kurma biçimlerine gelince narsisistik kişiler ‘değerli’ olduğu duygusunu sürdürebilmek için , özsaygılarını dengede tutabilmek ve özsaygısının uğradığı hasarı onarabilmek için ilişkide bulunduğu kişileri değersizleştirme ve kullanma eğilimindedir.

    Mazoşistik (kendi aleyhine işleyen kişilik) kişiler ,ilişkide bulunduğu kişilerin kendilerini suistimal etmekte olduğunu yansıtırlar ancak bundan sorumlu kişiyle ilgili herhangi bir rahatsızlık veya tepki duygusunu da genellikle inkar ederler.

    Obsesif ve kompulsif kişiler ilişkilerinde inatçı , düzenli , mükemmeliyetçi ,dakik ,katı ,aşırı vicdanlı , sorumluluk sahibi ve güvenilir özellikler gösterirken , sınırda (borderline)kişiler ilişkide bulunduğu kişileri hem yüceltir,( göklere çıkarma ) hem de değersizleştirirler( yerin dibine sokma ).

    Genel olarak toplum içinde kişilik bozukluklarını saptamak güçtür çünkü çevreyi suçlama eğilimlerinden ötürü kendi sıkıntılarını fark etmekte güçlük çekerler ve tedavi için başvurmazlar.Çevre ile çatışmalarından ötürü genelde yakınları tarafından başvurular olur.Ya da değişik hastalıklarla psikiyatriye gelenler arasında kişilik bozukluğu saptanır.

    Kişilik bozukluğu türlerine bakacak olursak ;garip, sıra dışı kişilik özelliklerini içeren Paranoid,Şizoid,Şizotipal kişilik bozuklukları ; Dramatik ,coşkusal ,özellikleri içeren anti sosyal,borderline(sınır) ,histrionik,narsisistik kişilik bozuklukları bulunmaktadır.

    Kişilik terapi uygulamalarıyla çokça değiştirilebilir ancak dönüştürülemez. Örneğin terapist depresif bir kişinin ,depresif halinin zarar verici ve dirençli niteliğini azaltmasında yardımcı olur ancak onun histerik yada paronoid bir kişilik haline gelmesini sağlamaz.İnsanlar ,temel kişiliklerinin içerdiği özellikleri iyi değerlendirebilirlerse özerkliklerini ve özsaygılarını çokça arttırabilirler.

    Daha özgür hissedebilme ,otomatik olarak yaptıkları davranışlar üzerinde hakimiyet kurabilme ve seçim yapabilme gücü elde edebilirler.Kendini kabul edebilme ,kendilerine özgü eğilimlerin birleşiminin nasıl oluştuğuna ilişkin bir kavrayışa neden olur.

  • Prematüre (erken doğan) bebeklerde yaşanan akciğer sorunları

    PREMATÜRE (ERKEN DOĞAN) BEBEKLERDE YAŞANAN AKCİĞER SORUNLARI

    Kronik Akciğer Hastalığı Nedir? Erken doğan her çocukta olur mu?

    Erken doğan bebekler başta akciğer sorunları olmak üzere birçok farklı sağlık sorunu ile karşı karşıya kalırlar. Bebek ne kadar erken doğdu ise bu sorunların sıklığı ve şiddeti o kadar fazladır.

    Yenidoğanın Kronik Akciğer Hastalığı (Bronkopulmoner displazi) doğumdan sonra bebeğin oksijen ihtiyacının son adet tarihine göre 36. haftadan sonra devam etmesi olarak tanımlanmaktadır. Kronik akciğer hastalığı gelişme sıklığı <1000 gr doğan bebeklerde % 30, 501- 750 gr doğan bebeklerde ise %52 dolaylarındadır.

    Bebeklerin erken doğması en çok akciğerleri etkilemekle birlikte bu çocuklarda çoğu kez kalp, beslenme, ve nörolojik gelişim ile ilgili sorunlarda otaya çıkar ve bu sorunlar birbirini de etkiler.

    Hastalığın değişik şiddet dereceleri var mıdır?

    HafifAkciğer Hastalığı : Bebeğinhastanede yattığı dönemde (doğumdan sonra 36. haftaya kadar) oksijen ihtiyacının devam etmesine rağmen çıkışta oda havasında oksijeni normal olan ve eve giderken oksijen ya da solunum desteği ihtiyacı olmayan bebekler

    Orta Akciğer Hastalığı: Oda havasındabebeğinOksijeni düşüktür , oksijeni normal değerlerde tutabilmek için az miktarda oksijen desteğine ihtiyaç gösterir ( % 30'dan az). Bazı bebeklerevde oksijeni devamlıkullanırken bazıları ise sadece geceleri ya da beslenme sırasındakullanır

    Ağır BPD: Oda havasında oksijen değerlerini normal olabilmesi için % 30'dan daha fazla oksijene ya da bazı cihazlar ile solunum desteği ihtiyacı olan bebeklerdir

    Bebek eve giderken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

    Kronik akciğer hastalığı olan bir bebek eve gönderilmeden önce değerlendirilmesi gereken önemli noktalar şunlardır

    • Bebeğin uyku sırasında, dinlenme esnasında, beslenme sırasında oksijen ihtiyacı olup olmadığı belirlenmelidir. Bazı bebeklerin eve oksijen ile gitmeleri gerekir.Bazı bbeklerin her zaman bazılarının ise sadece uyku ya da beslenme sırasında oksijjen desteğine ihtiyacı vardır
    • Eğer bebeğin solunumunda zaman zaman durmalar (Apne) var ise eve gitmeden önce bunun mutlaka kontrol altına alınması gerekir.Bu durumda kullanılan bazı ilaö tedavilerine ek olarak çok riskli durumlarda evde izlem için monitörlerin sağlanması uygun olacaktır
    • Hastanın yeterli kilo almaya başlamış olması önemlidir
    • Ağızdan yeterince beslenemeyen hastalarda burundan ya da mideden beslenebilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekebilir.
    • Eve gönderilmesi planlanan hastalarda ailenin evde hastaya verebileceği bakımın değerlendirilmesi de önemlidir. Aile yapısı, ailenin bebeğin bakımı ve tedavinin sağlanmasına yönelik performansı, sağlık sigortası, ailenin yaşadığı bölgenin sağlık kuruluşuna ve hastaneye olan yakınlığı gibi bir çok faktör bebek eve gönderilmeden önce dikkatle değerlendirilmelidir.
    • Çocuğun bakımı ile ilgilenecek olan kişilere çocuğun bakımı, beslenmesi, kullanmakta olduğu ilaçlar, enfeksiyon kontrol önlemleri, bebeğin rengi, solunum şekli, ısı, nabız, solunum sayısı gibi bulguların takibi için gerekli eğitim verilmelidir.
    • Ailenin acil durumlarda yapılması gerekenler ile ilgili bilgilendirilmesi ve yeniden canlandırma eğitimi alması gerekmektedir.

    Tekrar hastaneye yatmaları gerekir mi?

    Erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan bebekler tüm bu önlemler rağmen özellikle hayatın ilk iki yılında sıklıkla zatüre, bronşiolit gibi solunum sistemi hastalıkları nedeni ile tekrar hastane yatışına ihtiyaç duyarlar.Tekrar hastaneye yatış ihtiyacı evde oksijen kullanan ve ağır akciğer hastalığı olan bebeklerde daha fazladır

    Solunum yolu enfeksiyonlarından nasıl koruyalım?

    RSV virüsü bu bebeklerde hastane yatışlarının önemli bir sebebidir ve gerekli durumlarda RSV enfeksiyonundan korunmak için çocuklara kış boyunca aylık olarak yapılan bazı ilaçların (Palivizumab) kullanımı önerilmektedir

    RSV dışında ,Adenovirus, İnfluenza AB gibi ( grip etkenleri) de bu çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir.

    Bu bebeklerde mevsimsel grip (İnfluenza) salgınları hayatı tehdit edecek kadar ciddi durumlarayol açabilir.

    Bu neden ile bebek 6 aydan büyük ise grip aşısının yapılması, 6 aydan küçük ise de evde bebek ile teması olan kişilerin grip aşısı yaptırmaları önerilmektedir

    Tekrarlayan hırıltı atakları olur mu?

    Erken doğan çocuklarda özellikle hayatın ilk iki yılında acil servise başvuruya neden olan hırıltı ataklarına sıklıkla rastlanır. Bu bebekler acil servise öksürük hırıltı nefes darlığı şikayetleri ile başvurduklarında astımlı hastalara benzer şekilde nefes yolundan verilen ilaçlar ile tedavi edilirler.

    Reflü olur mu? Beslenmede dikkat etmemiz gerekenler nelerdir?

    BPD li bebeklerde değişik çalışmalarda % 18.4 ile % 63 arasında reflü ( besinlerin ve mide içeriğinin mideden yemek borusuna geri kaçışı) sıklığı bildirilmiştir.Bu bebeklerde reflü zaten var olan solunum şikayetlerini arttırabilir

    Erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan bebeklerde emme yetersiz olabilir ve emme/yutma arasında koordinasyon bozukluğu bulunabilir. Bu durumun erken dönemde tanınması ve tedavisinin planlanması hem beslenme ve büyümenin devamı hem de akciğer sorunlarının önlenmesi açısından önemlidir.

    Reflüyü önlemek için aileye basit bazı öneriler verilir

    • Yatış pozisyonu önemlidir ,bebeğin başı ile gövdesi arasında 45 derece açı olması gerekir.
    • Bebeğin az az ve sık olarak beslenmesi uygun olacaktır,
    • Gerkli durumlarda Reflü için bazı ilaç tedavileri önerilebilir
    • Alınan her türlü önleme ve yoğun ilaç tedavisine rağmen şiddetli reflü bulguları devam eden, ve solunum bulguları belirgin olanaz sayıda hastada reflü cerrahi olaraktedavi edilebilir.

    Kalp sorunları olur mu?

    Büyüme gelişmesi yavaş olan ve uzamış oksijen ihtiyacı olan bebekler mutlaka kardiyolojik açıdan değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan (doğumdan sonra bebeğinoksijen ihtiyacının son adet tarihine göre 36. haftadan sonra devam etmesi) bebekler özellikle hayatın ilk yıllarında bronşit,zatüre, hırıltı atakları vb gibi hastalıklar ile acile başvurabilir. Hastanın değerlendirilmesi sebebin bulunması ve en kısa sürede gerekli tedavilerin planlanması önemlidir.

  • Çekingenliği yenmek için Pratik öneriler;

    Çekingenliği yenmek için Pratik öneriler;

    Öncelikle başlangıçta çekingen olduğunuzu kabullenin. Kabulleniş ve “olduğun gibi olmak” her zaman kişiye güç ve enerji verir ve kişi bu enerjiyi olmak istediği yöne doğru kullanabilir. Yani çok rahat ve etkileyici olmak zorunda olmadığınızı kabullenin.

    Beisserin bu konuda yazdığı “İnsan olamadığını olmaya çalışarak değil, olduğu gibi olduğunda değişebilir” cümlesi mükemmel bir yol göstericidir.

    Şimdi diğer farkındalık önerilerime göz atın lütfen;

    Sıradan olun; sıradanlık mükemmeliyete gitmenin ilk durağıdır. Burada mola vermeden çekingenliği atmanız imkansızdır.

    Unutmayın yargılarsanız yargılanırsınız. Yani aslında sizdeki yargılanma, küçük düşme korkusunun temeli sizin de çok yargılayıcı olduğunuz gerçeğinden kaynaklanıyor olamaz mı?.

    Toplumsal ihtiyaçları gözardı edin demiyorum ama kendi ihtiyaçlarınıza biraz daha önem verin. Yani başkalarını mutlu etmeden önce kendinizi mutlu edebilmeyi öğrenin.

    Biriyle temas ederken mutlaka kendinizlede temasta kalın. Bunun için en iyi rehber nefes takibidir. Konuşurken nefesiniz rahat olmasını sağlayın.

    Yukardaki prensipler ışığında sizi zorlayan durumlara katlanın hatta üstüne gidin. Kademe kademe korkunuzu arttıran şeylerin üzerine gitmeniz ve bir süre sıkıntıya katlanmanız çekingenliği yenmenize yardımcı olacaktır.

    Bu konuda deneyimli bir terapist süreci hızlandırıp acil hedeflerinize kısa sürede ulaşmanızı sağlar (sosyal fobi, iş görüşmesi vs)

    Bir metaforla tedaviyi özetleyecek olursak yüzeydeki dalgaları yaşamın kendisi gibi algılamaktan vazgeçmeyi ve okyanusun derinlerindeki dinginliğe odaklanmayı öğrenin.

  • Çocuklarda hava yollarına yabancı cisim aspirasyonu

    Yabancı cisim Aspirasyonu nedir?

    Çocuğun oynarken ya da yemek yer iken nefes borusuna yabancı bir cisimin kaçmasıdır

    Hangi yaş grubundaki çocuklar hava yollarına yabancı cisim kaçması açısından daha fazla risk grubundadır? Neden?

    ·Yabancı cisim aspirasyonunun en sık olduğu yaş grubu 1 ila 3 yaş arası çocuklardır

    ·Yiyeceklerin çocukların ağızlarına büyük parçalar halinde verilmesi,

    ·Yiyeceklerin uygun olmayan şekilde hazırlanması ( Örneğin tavuk çorbası içen 9 aylık bir çocuğun hava yollarından tavuk kemiği çıkabiliyor)

    ·Hava yollarına kaçmaya uyguncisimlerin çocukların etrafında bulunması.

    ·Bu yaş grubu çocuklar çevrelerindeki objeleri sıklıkla ağızlarına alırlar, ağızlarında yiyecek ya da başka bir cisim varken konuşurlar, koşarlar, gülerler veya ağlarlar.

    ·Hava yollarına yabancı bir cisim m kaçması erkek çocuklarındakız çocuklarına oranla daha fazla görülmektedir. Bu durumu erkek çocukların kızlara göre daha aktif olmalarına bağlanmaktadır.

    En sık hangi maddeler hava yollarına kaçar?

    ·Hava yollarına en sık kaçan maddeler yiyeceklerdir. Fındık, çekirdek, fıstık, küçük şekerler, ceviz, elma, havuç, sosis, üzüm gibi

    ·Cismin küçük, kaygan yüzeyli, yuvarlak ya da silendirik şekilli olması hava yollarına kaçma riskini arttırır.

    Hava yollarına Yabancı cisim kaçan çocuklarda nasıl şikayetler ortaya çıkar?

    Bazı hastalar direkt hava yollarına yabancı bir cisim kaçması hikayesi ile gelirler.

    Ama hastaların önemli bir kısmında böyle bir hikaye olmaz ve çocuklar tekrarlayan ya da düzelmeyen öksürük, hırıltı, nefes darlığı , tekrarlayan bronşit ya da zatüre şikayetleri ile gelebilirler.

    Oynar iken ya da yemek yer iken ANİDEN başlayanöksürük, öğürme, boğulma, nefes alamama, hırıltı hava yoluna yabancı bir cisim kaçması için tipik hikayedir.

    Yabancı cisim Aspirasyonları Çoğu zaman geç tanı alır Neden?

    Ne yazık ki Yabancı cisim aspirasyonu olan çocukların %20-45'inin üç günden sonra tanı aldığı almaktadır.

    Geç tanı almalarının nedenleri

    Yabancı cisim aspirasyonuna ilişkin hikaye olmaması, çocuk cisimi aspire ettiğinde yanında kimse yoktur ve olay görülmemiştir

    Anne –babaların çocuğun şikayetlerini önemsememesi,

    Akciğer filminde belirgin bulgular olmayabilir hatta film normal olabilir

    Hasta farklı tanılar almış olabilir. Hastaların şikayetlerinin çok tipik olmaması nedeni ile özellikle net bir yabancı cisim aspirasyonu hikayesi olmayan çocuklar yanlış tanı alabilirler.Bronşit, tüberküloz, boğmaca, astım, krup en sıklıkla rastlanılan yanlış tanılardır

    Yabancı bir cismin hava yolarına kaçması tehlikeli midir?

    Yabancı bir cisimin hava yollarına kaçmasıçocuğun hayatını kaybetmesi ile sonuçlanabilir Ne yazık ki hava yollarına yabancı cisim kaçanların % 0 ila 1.5'nda ölüm olabilmektedir.

    Yabancı cisim hava yolunda nereye yerleşir?

    ·Yabancı cisimler solunum yollarında burundan hava yollarının en uç noktasına kadar her yere yerleşebilir. Bununla birlikte çoğu kez en büyük hava yollarında bulunur

    Bir Yabancı cisim aspirasyonuna tanık olduğumuzda ne yapmalıyız?

    Eğer yabancı bir cismin çocuğunuzun akciğerlerine kaçtığından şüpheleniyor iseniz en kısa zamanda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir.

    Eğer yabancı cismin hava yollarına kaçmasını takiben nefes kesilmesi, morarma gibi hava yollarının tamamen tıkandığını düşündüren bulgular var ise hemen bazı manevraların yapılması gerekir.

    Heimlich manevrası uygulanmalıdır (Şekil1a-b). Bu manevra bir yaşından büyük çocuklar için tavsiye edilir. Bir yaşından küçük çocuklar için ise göğüs ve sırta arka arkaya yapılan vuruşlar uygulanmalıdır.

    Yabancı bir cismin hava yoluna kaçtığında şüpheleniyor iseniz yapılmaması gerekenler nelerdir?

    Yabancı cisimigörmeden körlemesine parmak ile çıkarmaya çalışmak uygun değildir.

    Hatta çok tehlikelidir. Bu sırada hava yolu tamamen tıkanarak daha da köt, bir durum oluşabilir.

    Yabancı cisim Hava yollarından nasıl çıkarılır?

    Hava yollarına yabancı bir cisim kaçtığı düşünülen çocuklara mümkün olan en kısa zamanda rijid bronkoskopi işlemi uygulanarak hava yoları incelenmeli ve yabancı bir cisim var ise çıkarılmalıdır. Rijid Bronkoskopi basitçe içi boş bir borudur. Hava yollarının incelenmesine ve yabancı bir cisim var ise bu boru içinden geçirilerek kullanılan bazı cihazlar ile çıkarılmasına olanak sağlar.

    Yabancı cisim hava yollarından çıkarıldığında çocuğum hemen ve tamamen iyileşir mi?

    Yabancı cisim hemen fark edildi ve kısa sürede çıkarıldı ise cisiminçıkarılmasını takiben bir çok çocuktatüm şikayetler ortadankalkar.

    Fakat yabancı cisimin uzun süre tanı almadan kaldığı ( özelikle 3 günden sonra) gecikilmiş vakalarda cisim çıkarıldıktan sonra da bazı çocuklarda öksürük, hırıltı gibi astım benzerişikayetler görülebilir

    Yabancı cisim Aspirasyonundan Korunmak için Neler Yapabiliriz?

    En etkin Tedavi Korunmadır!

    Altı ay- üç yaş arası çocuklar objeleri sıklıkla ağızlarına koyarlar ve bu durum YCA riskini arttırır.

    Üç yaşından küçük çocuklarda dişler tamamlanmamıştırbuneden ile özellikle aspire edilmesi kolay olan üzüm, sosis, havuç gibi besinler uygun şekilde hazırlanmadan verilmemelidir.

    Çocuğun uygun şekilde çiğnemesi, yutabilmesi ve konsantre olabilmesi için yemek sırasında rahatsız edilmemelidir.

    Çocuklar oyun süresince gözlenmeli, ağızlarında çeşitli objeler ya da yemek varken koşmalarına izin verilmemelidir

    İlk 3 yaştaki çocukların ulaşabileceği yerlerde ağızlarına atıp hava yollarına kaçabilecek cisimlerin olmaması, küçük parçalar içeren oyuncakların bu yaş grubu çocuklardan uzak tutulmaları alınabilecek diğer önlemlerdir.

    YCA'larının önlenebilmesi amacı ile özellikle ebeveynlerin eğitimi içinprogramlar düzenlenmeli, aspire edilme olasılığı bulunan oyuncaklar üzerine mutlaka uyarı etiketleri yerleştirilmelidir.

  • Otizm ve Yaygın Gelişimsel Bozukluk

    Otizm ve Yaygın Gelişimsel Bozukluk

    Otizm Nedir?

    Otizm, yaşamın erken dönemlerinde başlayan ve yaşam boyu süren; sosyal ilişkiler, iletişim, davranış ve bilişsel gelişimde gecikmeye neden olan nörobiyolojik kökenli bir bozukluktur. Ortaya çıkan sendromun şiddeti ve problem davranışların bir araya gelme şekli her çocukta farklıdır.

    Otizm; Ruhsal Bozukluklar Tanı ve İstatistik El Kitabı’nda (DSM- 5) Yaygın Gelişimsel Bozukluklar başlığı altında tanımlanır.

    Yaygın gelişimsel bozukluklar başlığı altında otizmden başka yer alan bozukluklar şunlardır: Rett sendromu, asperger sendromu, çocukluğun dezintegratif bozukluğu, başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk.

    Otizmin Temel Belirtileri Nelerdir?

    Otizmde görülen belirtiler üç temel grupta yer alır.

    Toplumsal ilişkilerin gelişiminde bozukluk.
    Sözel ve sözel olmayan iletişimde bozukluk, sembolik oyun da dahil olmak üzere hayal gücünden yoksunluk.
    Takıntılı, tekrarlayıcı davranışlar; ilgi alanının kısıtlılığı ve darlığı.

    Otizimli Bir Çocukta Hangi Özellikler Gözlenir?

    Etkileşim içinde olmaktansa yalnız kalmayı, kendisi için ilginç olan bir tür faaliyet içinde olmayı yeğler.
    Çoğunlukla insanları değil de obje ve cansız varlıkları tercih eder.
    Sözel veya sözel olmayan (yüz ifadesi gibi) birtakım ifadelere tepki vermeyebilir.
    Göz teması zayıftır.
    Huzursuz görünür.
    İnsanları araç olarak kullanır.
    Kendisini karşısındaki insanın yerine koyamaz; vücut dilini kullanma ve anlamada sorunları vardır. Örneğin kişinin kaşlarını çatması onun için anlam taşımaz.
    Sembolik oyunlar denilen evcilik, doktorculuk gibi etkinlikler onun için cazip değildir.
    Genelde oyuncaklarla amacına uygun oynamak yerine detaylarla ilgilenir. Örneğin, oyuncak arabayı yerde sürmek yerine saatlerce tekerleklerini döndürmekten zevk alır.
    Eşyaları dizme eğilimi çok tipiktir. Yap-bozun parçalarını yerleştirmek yerine parçaları yan yana dizmek onun için daha eğlenceli olabilir.
    Parlayan yüzeyler, ışık, gölge, dönen cisimler (pervane, vantilatör, saat), insanların saç ve sakalları, nesnelerin parçaları (kapı kolu, düğmeler), hareketin kendisi (sürekli olarak kapıyı açma kapama) ilgisini çekebilir.
    Diğer çocuklar üzerinde etkili olan birtakım motive ediciler bu çocuklar üzerinde aynı etkiyi yapmaz.
    Yaşadıkları duygular anında ve kesindir, ihtiyaçlara odaklıdır.

    El-kol sallama, parmakların hareketlerini izleme, ayak parmakları ucunda yürüme, kendi etrafında dönme gibi hareketler çok tipiktir.

    Gündelik yaşamdaki değişikliklere karşı direnç gösterir (yemek masasında oturduğu yerin değişmesi gibi). Şiddete başvurabilir. Hayatın akışındaki her şeyin hep aynı kalmasını talep edebilir (okula her gün aynı yoldan gitmek gibi).

    Bazı ses, doku ve tatları çok rahatsız edici bulabilir. Evde oturup gürültülü bir filmi izlerken dışarıdan gelen bir motosikletin sesini fark etmeyebilirsiniz bu nedenle onun aniden kulaklarını kapaması ve hırçınlaşması size çok anlamsız gelebilir. Kimi otistikler pütürlü yiyecekleri yiyemez, kimisi krem süremez, oyun hamuru, kum gibi bulaşabilen nesnelerle oynamaktan kaçınır.

    İletişim için konuşmayı kullanmazlar. Kullandıkları kelimeler çok sınırlıdır ve genellikle etrafında sık duydukları kelimeleri kullanırlar.

    Otizimli çocukların yaklaşık yarısı konuşma becerisini hiçbir zaman geliştiremez. Konuşabilen çocuklar ise zamirleri karıştırır, kendisine “ben” yerine “sen” der, annesinden süt istediğinde “anne süt ver” değil de “süt istiyor musun ?” diyerek ister.

    Anında/gecikmeli ekolali görülür. Annesinin o anda söylediği “elini yıka” cümlesini monoton ve mekanik sesle tekrarlar. Annesi bir şeyler anlatmaya çalışırken daha önce duymuş olduğu “hayatın gerçek tadı” gibi ilgisiz bir reklam sloganını tekrarlayabilir.

    Gezmeyi, özellikle otomobil ile dolaşmayı, suyla oynamayı severler. Saatlerce akvaryumdaki balıklara bakabilirler.

    Genelde yeme bozuklukları vardır. Bazıları yenmez şeyleri yemekten hoşlanabilir.
    Elektronik eşyalara ve mutfak eşyalarına çok ilgi duyabilir, deterjan kutuları ve bunun gibi şeyleri toplayabilirler.

    Müziğe aşırı ilgi gösterebilirler. Reklam ve video kliplere çok düşkün olup akranlarının izleği çizgi filmlere ilgi göstermeyebilirler.

    Çevresindeki tehlikelerin farkında değildir. Yoğun trafikte karşıdan karşıya koşar, korku duymaksızın yüksek bir duvar üzerinde yürüyebilir. Sıcak nesnelere veya cam kırığına dokununca neler olacağını öngöremeyebilir.

    Çevresine/ kendisine zarar veren davranışlar sergileyebilir; kızdığı, endişelendiği, başarısız olduğu zamanlarda eşyaları fırlatma, çığlık atma, saçlarını çekme, yüzünü tırmalama, ellerini ısırma, başını duvara veya yere vurma gibi hareketler ve öfke nöbetleri görülebilir.
    Bazı yetenekleri arasında büyük uçurumlar olabilir. Motor gelişimde yaşına uygun hatta yaşının üstünde birtakım beceriler gösterebilirken, sosyal gelişimde ancak çok ufak bir çocuğun sosyal becerilerine sahip olabilir.

    Otizm ve Üstün Yetenek
    Soyutlama yetisi gerektirmeyen, belleğe dayalı becerilerde üstün özellikler gösteren bireyler tüm otistik grubun %10’u kadardır. Birçok yönden eksiklikleri de olan bu bireyler; matematik, sanat, müzik, mekanik gibi alanlarda üstün yeteneklere sahiptirler. Kendi kendine okuma yazma öğrenebilme, okuduğunu anlamadan akıcı bir şekilde okuyabilme (hiperleksi), kısa sürede ezberleme gibi yetilere de rastlanmaktadır. Otistiklerin % 10-20′ si aynı zamanda hiperleksiktir. Bu otistik çocuklar çok küçük yaşta, örneğin 2-3 yaşlarında kendi kendilerine okumayı öğrenirler, ancak okuduklarından anlam çıkaramazlar. Hiperleksik ve otistik olan çocukların daha az hiperaktif ve daha az beceriksiz olduğu saptanmıştır. Genellikle zekâları yüksek otistiklerde ve erkeklerde on kez daha fazla görülür. Hiperleksik bir çocuğu teşvik etmemek, yaşına uygun oyunlara ve erişkinler tarafından yönlendirilen sosyal etkinliklere yöneltmek gerekmektedir. Okuma yeteneğinden yararlanarak eğitiminde yazılı materyal kullanılabilir.
    Tanı ve tedavi

    Çocuğunuzda yukarıda sıralanan belirtiler varsa mutlaka bir uzmana başvurmanız gerekir. Ayırıcı tanıyı çocuk psikiyatri uzmanları koymakla beraber sizlerden mutlaka tanıya yardımcı test ve gözlemler isteyecektir. Tanı aşamasından sonra gerekiyorsa ilaç desteği ile beraber mutlaka bireysel eğitime de başlanmalı; çocuğunuzun gelişim alanlarını destekleyecek sosyal, iletişimsel, motor, zihinsel ve konuşma becerisi ile ilgili eğitimi zaman kaybetmeden planlanmalıdır.

  • Gaz sancısı (infantil kolik)

    İnfantil kolik nedir?

    Sağlıklı bir bebekte günde 3 saat civarında, haftada en az 3 gün ve yaklaşık 3-6 hafta süren sebebi belli olmayan ve aileyi rahatsız edecek düzeydeki periyodik ağlamalardır. Genellikle geceleri yüzde kızarma, ayaklarını karnına çekme ile birlikte çığlık atarcasına ağlama başlar ve aralıklı olarak gelip giden tarzda 2-3 saat kadar sürebilir. Gaz çıkartmakla ağrı hafifleyebilir. Kolik genellikle yaşamın ilk veya ikinci haftasında başlar. Altıncı haftada şiddetlenir. 2-3. ayda kendiliğinden kesilir

    İnfantil kolik neden meydana gelmektedir?

    Yıllardır bu soruya cevap aranmasına rağmen nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte bazı teoriler oluşturulmuştur. En çok suçlanan da, bebeklerin henüz gelişmemiş sindirim sistemidir.

    İnfantil Koliğin beslenmeyle olan ilişkisi nedir?

    Kolık gerek anne sütü ile beslenen gerekse mama ile beslenen bebeklerde görülebilir. Biberon yada anne sütüyle beslenirken bebeğin hava yutmaması gerekir. Biberon alıyorsa biberonu yatay değil dik tutun bebeğe sadece mama gitsin. Anne sütü ile besleniyorsa meme başını etrafındaki kahverengi alanla birlikte olabildiğince bebeğin ağzının içine almasını sağlayın. Hızlı emen bebekler daha çok hava yuttuğunda gazı fazla olur.

    Öneriler:

    Bebiğiniz ağlıyorsa;

    • Acıkmış olabilir
    • Aç olmadığı halde emmek isteyebilir
    • Kucağa alınmak isteyebilir
    • Yorulmuştur dinlenmek/uyumak isteyebilir
    • Uykusu gelmiştir

    Peki ne yapmalısınız;

    • Kucağa alın güven hissi verin
    • Ritmik olarak sallayınız
    • Karnına sıcak havlu ile masaj yapın
    • Arabayla kısa bir gezintiye çıkmak faydalı olabilir.
    • Sıcak banyo, rezene, papatya, anoson çayı da faydalı olabilir.
    • Bunların dışında ilaçla tedavi için doktora danışılmalıdır.

    İnfantil kolik tedavi edilmezse nasıl sonuçlar meydana gelir?

    Kesin bir tedavisi yoktur. Ağır infantil koliği olanların ileride sindirim sistemi ve kişilik açısından sorunlar gösterdiğini belirten çalışmalar vardır. Huzurluk, uyku sorunları, hazımsızlık ve spastik kolon hastalığı yaygın olduğu bulunmuştur.

  • Mental Retardasyon

    Mental Retardasyon

    Mental retardasyon (zekâ geriliği), tanısı 18 yaşından önce konan, bireyin entellektüel becerilerinin ortalamanın altında olması ile birlikte kişiler arası iletişim, kişisel bakım, kendini yönetim, sağlık ve güvenlikle ilgili beceri kazanımı ve okulla ilgili becerilerde yaşından beklenen ortalamaya sahip olamaması şeklinde tanımlanabilir.

    Tanı konulabilmesi için bireye yaşına uygun bir zekâ veya gelişim testinin uygulanması, ailesinden ve eğer okula gidiyorsa öğretmeninden sınıf içi performansı ile ilgili bilgi alınması, ayrıca doğrudan gözlem yapılarak eşlik eden başka bir rahatsızlığın olup olmadığına bakılması gerekir.
    Merkezimizde her yaşta (18 yaşa kadar) olan bireyler için değerlendirme materyalleri mevcuttur ( bakınız ölçme değerlendirme alt başlığı). Uygulama sonrası gerekli durumlarda uygun kurumlara yönlendirme yapılır ve zihinsel problemin düzeyine göre bireysel veya özel eğitim önerisi getirilebilir.

    Down Sendomu
    Down sendromu, trizomi 21; genetik düzensizlik sonucu insanın 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom bulunması sonucunda ortaya çıkan hastalığa verilen isimdir. Down sendromu sık sık zihinsel kavramadaki bozukluklar ve fiziksel gelişimin farklı olmasıyla ilişkilendirilir. Toplumda görülme sıklığı yaklaşık 1/1000’dir.
    Sebebi tam olarak açıklığa kavuşmuş değildir, annenin gebelik yaşı bir etken olarak öne sürülmektedir ve gebelik yaşı geciktikçe down sendromu olasılığı artmaktadır.
    Down sendromunda tipik fiziksel özellikler gözlenebilmekle beraber, bunların her bireyde mutlaka bir arada olması da beklenmez. Zihinsel beceri düzeyi de normalden düşük olmakla birlikte her bireyde farklılık gösterir.
    Bir kromozom hastalığı olduğu için tıbbi tedavisi mümkün değildir. Ancak ek rahatsızlıklar varsa bunların tedavisini uzman doktorunuz size önerecektir. Eğitim konusunda mutlaka erken davranmak gerekir. Down sendomu çok belirgin özellikleri nedeni ile özel eğitim gerektiren pek çok durumdan daha önce tanılanır, ancak ne yazık ki pek çok aile tanıyı kabullenme ve başa çıkma sürecinin uzunluğu nedeniyle eğitime başlama zamanını geciktirebilirler. Down sendomunda da erken eğitimin önemi büyüktür. Tıbbi destek, fizik tedavi uygulaması ve uygun özel eğitim desteği ile bu çocukların pek çoğu öğrenimlerini tamamlar, bir meslek sahibi olabilir ve kendi hayatlarını idame ettirecek düzeye gelebilir.
    Ebeveynlerin yalnız olmadıklarını hissetmek ve çözüm önerilerinden haberdar olmak adına paylaşım gruplarına katılmaları, çocuklarının bireysel düzeyine uygun bir eğitim programına en erken dönemde başlamaları ve toplumsal uyum için gerekli önleyici yaklaşımları öğrenmeleri için mutlaka uzman yardımı almaları gerekir.

  • Çocuklarda anemi ( kansızlık )

    Anemi periferik kandaki hemoglobin kitlesinin veya hemoglobin konsantrasyonunun normalin altında olmasıdır.Hemoglobin ve hematokrit değerlerinin yaşa göre farklılık göstermesi pediatrik yaş grubunda çok önemlidir. Bu nedenle anemili bir çocuğu değerlendirirken yaşa göre saptanmış Hb ve Htc normal değerlerinin göz önüne alınması gerekir(labratuvar normal sonuçları genelde yetişkinler için oluşturulmuştur)

    SOLUK ÇOCUKTA HANGİ HASTALIKLAR OLABİLİR?

    1.Anemiler

    2.Sistemik hastalıklar

    3.Ödemle seyreden hastalıklar

    4.Normal çocuk

    ANEMİNİN SINIFLANDIRILMASI

    Çocukluk çağı anemileri nedenlerine veya eritrosit büyüklüklerine göre sınıflanabilir

    Etkili eritrosit(alyuvar-kırmızı kan hücresi) yapımının yokluğu

    1.Kemik iliği yetersizliği

    2.Eritropoetin (kan yapımını uyaran madde)yapımının azalması

    3.Eritrosit olgunlaşma bozuklukları

    Hemolitik Anemiler(alyuvarların bazı kalıtsal nedenlerle parçalanması)

    Kan Kaybı(kaza,mide-barsak hastalıkları,parazitler,inek sütü alerjisi,böbrek taşı,vs)

    ANEMİ TANISINDA ÖYKÜ

    Vücudun telafi edici yeteneklerine bağlı olarak kronik anemili bir hasta aynı hemoglobin değerine sahip akut (ani gelişen) anemili bir hasta kadar belirti vermeyebilir.Daha önce saptanmış anemi atakları kalıtsal anemilerden birini, daha önce kan sayımları normal bir hastada ilk defa ortaya çıkan bir anemi ise yeni bir nedeni düşündürür.

    Başlama zamanı, aile öyküsü, ayrıca doğum öyküsü ve yenidoğan dönemin ayrıntılı öyküsü önemlidir.Kalıtsal bir sebep söz konusu ise anemi çoğunlukla çocukluk çağında başlarAneminin sık görülen semptomları huzursuzluk, çarpıntı, ve cilt rengindeki solukluktur. Anemik bebekler aşırı ağlama ve iştahsızlık ile gelebilirler. Tersine kronik anemili hastalar ise kompanse edebilirler ve anlamlı şikayetleri olmayabilir

    Mide-barsak yolundan kanama olup olmadığı çocuğun kakasının renginde değişikliğe, kakada kan görülmesine, barsak hareketlerinin durumuna, kabızlık veya ishal olup olmadığına dair sorular sorularak hekim tarafından durum anlaşılabilirAdet gören kız çocukları farkında olmadan fazla kan kaybediyor olabilirler. Bu nedenle mensturasyonun süresi, kanamanın miktarı ve sıklığına dair bilgi edinilmelidir

    Diyetteki demir, folik asit ve B12 miktarı kansızlıkta oldukça önemlidir. Çocuğun ne tür yiyeceklerle beslendiği, mama alıyorsa demir destekli olup olmadığı, yanlız anne sütünü ne kadar süre aldığı, ek gıdalara başlama zamanı ve gıdaların içeriği mutlaka iyice sorgulanmalıdır . Ek olarak günde ne kadar inek sütü aldığı ve toprak-yün-buz yeme öyküsü de göz önüne alınmalıdır.

    Annenin ve bebeğin kan grupları, kan değişimi veya anne karnında bebeğe kan transfüzyonu, doğumdan hemen sonraki dönemde ortaya çıkan anemi teşhis için önemli ip uçlarıdır.Bebeğin kaç haftalıkken doğduğu önemlidir zira prematüre(erken doğan)bebekler demir veye vitamin E eksikliğine bağlı olarak anemiye girebilirler. Sarılık olması ve fototerapi gereksinimi ailesel bir hemolitik anemiye işaret edebilir.

    Ailede herhangi bir anemi öyküsü derinliğine araştırılmalıdır.Sarılık, safra taşları ve dalak büyümesi olan aile bireyleri saptanmalıdır. Safra kesesi ve dalağı alınmış aile fertlerinin olup olmadığının bilinmesi ailesel hemolitik anemili diğer kişilerin açığa çıkarılmasına yardım eder. Irk ve etnik köken de ayırıcı tanıda önemlidir. Örneğin talasemi sendromları Akdeniz ve güneydoğu Asya kökenlilerde daha sıktır.

    TEDAVİ: Nedene yöneliktir.

    Demir,B 12 veya folik asit eksikliği varsa ilaç tedavisi uygulanır ve çocuğun beslenmesi düzenlenir..Mide-barsak hastalığı,alerji,adet kanamasında problem,barsak paraziti varsa önce bunlara yönelik tedaviler uygulanır.Hemolitik kansızlıkta biraz daha karmaşık tedaviler gerekebilir.

  • Konuşma Bozuklukları ve Konuşma Gecikmesi

    Konuşma Bozuklukları ve Konuşma Gecikmesi

    Konuşma, sözel dilin seslerle ifade biçimidir. İnsanlar arası iletişimde konuşma son derece önemlidir.

    Çocuklarda yaş ile doğru orantılı bir konuşma düzeyinin var olması, konuşmayı iletişim amaçlı kullanabiliyor olması, söylediklerinin ebeveyn dışındaki kişilerce de anlaşılıyor olması, yaşına uygun kelime dağarcığı ve tümce yapısı ile konuşuyor olması, takılmadan akıcı bir şekilde konuşması gelişimsel anlamda yaşından beklenen olgunluk düzeyinde olup olmadığını gösteren temel özelliklerdir.

    Pek çok etmenden dolayı konuşmada gecikme veya bozulma görülebilir. Bunlardan başlıcaları nörolojik, genetik veya motor problemler, işitme engeli, zihinsel gerilik, otizm benzeri iletişim problemine sahip olmak, duygusal stres içerisinde olmak, sosyo-ekonomik düzeyde kısıtlılık, ebeveynin çocuğa konuşmayı destekleyici uyaranları vermemesi veya yetersiz bakım, ebeveynden yoksunluk, ailenin eğitim düzeyinin düşük olması, evde çift anadil konuşulması, ailede konuşma gecikmesine sahip bireyler olması olarak sıralanabilir.
    Artikülasyon bozukluğu dediğimiz, konuşma seslerinin telaffuzundaki bozukluk (k sesi yerine t sesi kullanmak: köpek yerine töpet), veya fonolojik bozukluk dediğimiz (kelime içindeki seslerin yer değiştirmesi veya yutulması), çocuğun kendini ifade etmesini güçleştirebilir, sosyal çevresinde yadırganmasına, tepki almasına sebep olabilir. Okul öncesi dönemde yaşla beraber seslerin pek çoğu doğru telaffuz edilmeye başlar, ancak 5-6 yaşından sonra sesleri hala hatalı çıkarıyor olmak okuma yazma öğrenmeye başlayan çocuğunuzda hatalı öğrenmelere sebep olabilir ve okul başarısını etkileyebilir.

    Konuşmanın yaşla doğru orantılı olarak gelişmemesi, ileride ciddi iletişim problemlerine sebep olabilir. Konuşmanın olmaması veya geç gelişmesi yukarıda sıraladığımız pek çok problemden birinin belirtisi olabilir. Erken yaşta problemlerin belirlenmesi ve çözüm yoluna gidilmesi çocuğunuzun akranları ve sosyal çevresi ile uyum içesinde büyümesine, başarılı, sağlıklı ve mutlu bir birey olarak yetişmesine yardımcı olacaktır.
    Çocuğunuzda yukarıda sıralanan problemden biri olduğundan şüpheleniyorsanız ya da konuşma gelişiminin yaşına uygun olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız kurumumuza başvurabilir, dil ve iletişim becerilerini güçlendirecek programlardan yararlanabilirsiniz.

    .