Yazar: C8H

  • Rotavirüs (rv) aşısı

    Ülkemizde yapılan epidemiyolojik çalışmalar, rotavirüsün gelişmiş ülke verilerine benzer şekilde yatan ve ayaktan izlenen akut gastroenteritlerde önemli bir etken olduğunu düşündürmektedir. Ciddi düzeyde mortalite ve uzun süreli sekel oluşturmamasına rağmen hastalık yükünün fazla olması ve önemli oranda sağlık hizmeti harcamasına yol açması bu aşının rutinde önerilmesine gerekçe olmaktadır. Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Derneği ailelere bilgi vererek arzu edildiği takdirde bu aşının uygulanmasını önerir.

    Aşı 6 haftadan sonra uygulanabilir. 1-2 ay ara ile toplam üretici firmanın aşısına göre 2 veya 3 doz, ağızdan verilir, son aşının 6-8. ayda tamamlanması gerekir (iki doz uygulanan rotavirüs aşısında son dozun en geç 6. ayda, 3 doz uygulanan firmanın aşısında son dozun en geç 8. ayda tamamlanması gerekir). Rotavirüs aşılamasına ilk 6-12 haftada başlanmalıdır, aşının ilk dozuna başlama yaşının 3-4 ayı geçmemesi önerilir. ilk Rotavirüs aşısı; 2 aşı uygulamasında 2. ay, 3. ay da ve 3 aşı uygulamasında 2., 3., ve 4. aylarda olmak üzere toplam 2 veya 3 doz verilir. Rotavirüs aşıları ülkemizde uygulanan diğer çocukluk çağı aşılarıyla eş zamanlı verilebilir. Farklı rotavirüs aşılarıyla doz rejiminin tamamlanması ile ilgili veri yoktur ve önerilmez. Rotavirüs aşıları, canlı viral aşılar olduğundan immun yetmezliği olanlara önerilmez.

  • Çocuğunuzun Gelişimi Yaşı ile Uyumlu mu?

    Çocuğunuzun Gelişimi Yaşı ile Uyumlu mu?

    Bebeğin varoluşunun gereği ruh sağlığının gelişimi yanında bir de fizyolojik gelişimi vardır;
    Fizyolojik Gelişim; belirli bir sırayı takip eder hiç bir şey zamanından önce ya da sonra olmaz. Hazır bulunuşluk ilkesi bunu gerektirir.
    Gelişim belli bir sırayla baştan ayağa ; içten dışa doğru uzanır.Önce iç organlar,sonra dış organlar gelişir.Başını tutamayan bebek oturamaz örneğin.
    Genel normlara göre bebeklerden beklediğimiz gelişime göre şunları izleyiniz:
    0-12 ay:
    -Yüz yüze bakışıp gülüşüyor mu?
    -Çıngırağı kavramak için uzanıyor mu?
    -Renkli nesneleri gözüyle takip ediyor ve arkanıza sakladığınızda yok olmadığının orada olduğunun farkında mı?
    -Kahkaha atabiliyor mu?
    -Tıkırtı gürültü gibi duyduğu seslere doğru dönüp bakar mı?
    -Yüz üstü yatırdığınızda göğsünü kollarından destek alarak kaldırabilir mi?
    -Yattığı yerde tam tur dönebilir mi?
    -Kendi başına bisküvi ekmek yiyebilir mi?
    -Heceleme biçiminde değil de bilinçli olarak anne-baba kelimelerini kullanabilir mi?
    -Hiçbir yere tutunmadan 5-6 sn ye kadar ayakta durabilir mi?
    Eğer bebeğiniz 1 yaşını doldurmuşsa bu becerilere sahip olmuş olması beklenir.
    24-36 ay:
    Bardaktan tek başına su içebiliyor mu?
    Evde işlere yardım edebilir mi? (Artık sofra kurarken ondan basit yardımlar alabilirsiniz)
    Kendisi hem çatal hem kaşığı kullanarak tamamen yemek yiyebilir mi?
    Kıyafetlerinin alt parçalarını (pijama vs) giyebilir mi?
    Adını soyadını söyleye bilir mi?
    Aile dışındaki bireyler tarafından konuşmaları net şekilde anlaşılabiliyor mu?
    Ayağını yerden keserek zıplayabilir mi?

    Ayaklarını yere sürümeden, pedal çevirerek bisiklete binebilir mi?
    Bebeğiniz 3 yaşını doldurmuşsa bu becerilere sahip olmuş olması beklenir.
    36-60 ay:
    -Kıyafetlerinin alt parçalarını kendisi giyinebilir
    -Ters de olsa kıyafetlerinin üst parçalarını kendisi giyinebilir.
    -Legolarla inşa ettiğiniz basit şekillerin bakarak aynısını yapabilir.
    -Kaba hatları ile uzuvları yerli yerinde insan resmi çizebilir.
    -Acıkınca , yorulunca ne yapman gerekir sorularına cevap verebilir.
    -Basit kelimelerin zıddını bilir(gece-gündüz, büyük küçük gibi)

    Bu yaş aralığı özellikle kritiktir, ebeveynin çocuğun yapamayacağını düşünerek ya da daha iyi anne olma kaygılarıyla çocuğun yerine yaptığı her türlü eylem onun girişimcilik duygusunu zedeleyecektir.Anneye bağımlı hale gelecektir.

    5 yaş itibariyle;
    Kendisi düğmelerini iliklemek dahil tamamen giyinebilir.
    İnsan resmi çizebilir (Baş gövde bacak olan resim yeterli kabul edilir)
    Tek ayağının üstünde (hem sağ hem sol) hiçbir yere tutunmadan 6-7 saniye kadar durabilir.
    Genelde 1 yaşına kadar normal gelişim göstermiş, gelişim görevlerini zamanında tamamlamış çocuklar da sonradan gelişim geriliği ortaya çıkmaz.

    Gelişimi sekteye uğratabilme ihtimali olan sıklıkla 6 aydan 5 yaşa kadar karşılaşılan ; febril/ afebril konvülsiyonun kalıcı etkisi harici durumlarda;
    Çocukların ebeveyn tarafından deneyimsiz bırakılması halinde gelişim gecikmiş gibi değerlendirilebilir. Bu yalancı bir gecikme durumudur. Ebeveynin kendi kaygılarından arınarak çocuğunun deneyimler yaşamasına fırsat vermesi normal gelişim düzeyine yaklaşması için çocuğun yerine yapması değil,yeteri kadar destekle kendisinin deneyim yaşamasına fırsat vermesi,çocuğun başarmışlık duygusunu tatmasını sağlaması yerinde bir tutum olacaktır.
    Eğer uygun tutumlarınıza rağmen çocuğunuzun gelişimi yukarıda belirtilen genel Dünya normlarından farklılık gösteriyor ise hiç vakit kaybetmeden çocuğunuzun gelişim değerlendirme ve takibini yaptırmanız erken teşhis ve erken müdahale açısından büyük önem arz eder.

  • 1 – 5 yaş arası çocuklarda beslenme

    Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.

    Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Aile fertleriyle birlikte sofraya oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.

    Bu dönemde de çocuklar günde 4 öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar… Etler, yumurta ve baklagiller, sebze ve meyveler, unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketilmelidir.

    Ülkemizde sık yapılan hatalardan biri çocuğu yemek suyuyla beslemektir. Hiçbir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır. Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır.

    Hergün yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara gün aşırı verilebilir.

    Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.

    Günde iki kez meyve verilmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve suları da meyvenin yerine geçebilir.

    Günde bir iki kez nişastalı besinler, üç dilim ekmek beslenme listesinde bulumalıdır.

    Çocuklara olabildiğince erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.

    Her çeşit şekerleme,pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir.

    Öğün arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürümelerinin de önde gelen nedenidir.

    Çay, kahve verilmesi içerdikleri uyarıcı maddeler nedeniyle sinirliliğe yol açtığından bu içecekleri çocuklara hiç tattırmamak en iyisidir.

    Bu dönemde çocuklar ağız ve diş sağlığı konusunda eğitilmelidirler. 1,5-2 yaşına gelen çocuğun bir diş fırçası olmalı, macunsuz olarak fırçalama eğitimi verilmelidir. 3 yaşından itibaren diş macunu kullanmaya başlanabilir.

  • Çocuk Depresyonu ve Kaygı Bozuklukları

    Çocuk Depresyonu ve Kaygı Bozuklukları

    1) Çocukluk Depresyonu:

    En az iki hafta süreyle;

    • Çocuklarda durgunluk ya da aşırı hareketlilik
    • İsteksizlik, enerji düşüklüğü ya da anlamsız bir enerji
    • Eskiden zevk aldığı şeylerden zevk alamama
    • Oyun oynamama
    • Okul başarısında düşüş, okula gitmek istememe
    • Uyku bozuklukları
    • Aşırı yeme, ya da yememe gibi belirtiler ile ortaya çıkabileceği gibi;
    • Aşırı hareketlilik, huysuzluk
    • Hırçınlık, davranış bozuklukları ile de gözlemlenebilen çocukluk depresyonu yetişkinlerde
    • olduğu gibi psikosomatik belirtiler ile de haberci olabilir.

    Karın, sırt omuz ağrısı, bulantı, kusma, eklem ağrıları baş ağrısı gibi çeşitli bedensel yakınmalarının
    altında yatan neden depresyon olabilir.

    2) Kaygı bozuklukları

    Kaygı kişiyi gerektiğinde tehlikeden koruyan, uyuma ya da hayatta kalmaya
    yönelik bir sinyal olmasına karşın bir çok farklı ruhsal bozukluk da belirti olarak ortaya çıkan bir
    duygu durumudur.
    Kaygının duyumsanma biçimi, fonksiyonel ve afonksiyonel oluşuna göre kaygıyı
    normal ya da anormal olarak değerlendirebiliriz. Kaygının ortaya çıkış yeri zamanı şekli ve içeriği
    önemli olsa da, çocuğun kaygı karşısında kullandığı savunma düzenekleri ve benlik gücünün
    terapist tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşır.
    Savunmaların yetersiz kaldığı durumlarda ortaya kaygı bozuklukları çıkar. Kaygıya ilişkin linkler çocuk da var olmaya devam eder ve
    çocuk büyüdükçe tamamen gelişip ortadan kalkmazlar, bu linkler stresli bir durumla karşılaştığında
    tekrar tetiklenirler.

    Çocuklarda kaygı problemleri;

    • Anneden ayrılıp okula gidememe, okulda kalamama
    • Sınıfta anneyi isteme
    • Anneyi göremediği zaman yok olduğunu zannetme, sık sık sınıf penceresinden bakma
    • Okulda başına bir şey gelme endişesi, okul çıkışında anneyi kaybetme bulamama endişesi
    • Sokakta başına gelebilecek felaket senaryoları üretme
    • Nefes alma yemek yeme güçlükleri; boğaza takılma korkusu
    • Karanlıktan aşırı korkma
    • Evde yalnız kalamama(9 yaş sonrası)
    • Asansör veya belirli nesnelere karşı özel korku
    • Fobiler şeklinde gözlenebilir.
    • Sosyal fobi(aşırı çekingenlik)
    • Panik Bozukluk ve Panik Atak(Bedensel semptomların eşlik ettiği)
    • Sınav Kaygısı ile Başa Çıkma
    • Seçici Konuşmazlık

    Tüm bu semptomların altında güvende hissetmeme ve ebeveynle ayrışamama problemleri mevcuttur.
    Bu çocuklar her daim bir güvenlikçiye ihtiyaç duyarlar. Anne ya da baba acil güvenlik sağlayıcıdır. Problemle baş etme becerileri gelişmemiştir.

    Çocuklarda kaygı bozuklukları çoğunlukla ebeveynlerin Dünya’yı tehditkar olarak algılamalarının bir sonucu olabildiği gibi fazla fedakar olan ebeveynlerin çocuklara yüklediği tam olamama, hata yapma korkusu, gözden düşme ve suçluluk duyguları ile de ilişkili olabilmektedir.
    Annenin kendi duygularını yatıştıramadığı, yoğun duygu dalgalanmaları yaşadığı durumlarda da ,çocuğun kendini güvende hissetmemesi mümkündür.
    Aile dinamikleri, çocuğun aile içindeki konumu, anne- babanın ruhsal durumu; mevcut aile ilişkileri içerisinde kaygı düzeyi değerlendirilmelidir.
    Kaygının çocuğun hangi ihtiyacını giderdiği saptanmalıdır.
    Çocuk ve aile dinamikleri analiz edildikten sonra çocuk ile yapılandırılmış oyun terapi seansları ve aile psikoeğitimleri ile ciddi gelişmeler sağlanabilmektedir.
    Aynı zamanda çocuğun okul ve öğretmenleri ile de iletişim kurulmalı, temel yaşam alanlarına ilişkin güvende hissetmesi sağlanılmalıdır.
    Bu dönemde çocuğun geliştireceği sağlıklı savunmalar ve olumlu benlik algısı, işlevsel olmayan kaygının üstesinden gelmeyi sağlar.

  • Bebeklere ek besin verirken dikkat edilmesi gerekenler

    Ek besinler verirken emzirmeye mutlaka devam etmelisiniz.

    Besinin bebeğinizin boğazına kaçmasını önleyebilmek için başının altına yastık koyarak yarı oturur pozisyona getirmelisiniz.

    Ek besinleri bebeğinize tatlı kaşığı ya da fincan ile vermeli, biberon kullanmamalısınız.

    Ek beslenmeye her zaman tek bir gıda çeşidi ile başlamalısınız. İlk kez verdiğiniz diğer gıdalara en az üç gün, tercihen yedi gün arayla başlamalısınız. Böylece bebeğinizin yeni besine alışması için zaman tanımış olur ve alerjik reaksiyon gelişirse hangi besinden kaynaklandığını anlayabilirsiniz.

    Bebeğiniz ek besin aldıktan sonra alerjik reaksiyon gösterirse besini kesmeli, mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

    Yeni bir besine başlarken bebeğinizin aç olmasına dikkat etmelisiniz. Bebeğinizi istemediği besinleri yemesi için zorlamamalı, aradan vakit geçtikten sonra yeniden denemeli ya da sevdiği başka bir besin ile karıştırarak şansınızı denemelisiniz.

    Bebeğiniz için hazırladığınız ek gıdaların her zaman taze olmasına, hazırlarken hijyenik koşullara dikkat etmelisiniz.

    Dondurulmuş yiyeceklerden, katkı maddesi içeren hazır besinlerden, kızartmalardan ve konserve gıdalardan kaçınmalısınız.

    Yemeklere tuz ve şeker eklememeli, acı ve baharat koymamalısınız.

  • BEBEK PSİKOLOJİSİ VE BAĞLANMA PROBLEMLERİ

    BEBEK PSİKOLOJİSİ VE BAĞLANMA PROBLEMLERİ

    Bağlanma, henüz bir kadının hamilelik sırasında doğmamış çocuğu ile ilgili düşünceleri ve hayalleri ile başlar.
    Bebeğiniz ile kurduğunuz yakınlık bağlarını, nasıl kurduğunuz önemlidir ve bu bağı oluşturan değişkenler, kendi tarihçenize ve deneyimlerinize bağlıdır.
    Bağlanma türünüzü anlayabilmek için kendinize şu soruları sormanız sizin için aydınlatıcı olabilir..

    Hamileliğe gereğinden az ilgili görünen bir anne miydiniz?
    Kendinize nasıl annelik yaklaşımlarında bulunulduğu şu gün için çok da önemli değilmiş gibi gelir?
    Ya da anneniz ile ilişkiniz aşırı sıkı, bebeğinizle de aynı şekilde hiç kucağınızdan indirmek istemeyen bir anne misiniz?
    Sosyal yaşamınızda birincil ilişkilere kendinizi hiç düşünmeden attığınız olur mu?
    Bir diğer grup olarak da annenizle ilişkiyi istersiniz fakat ölçülü biçimde,bebeğinizle de aynı şekilde..
    Hep bir uygun mesafe olmalı… Hangisi size daha yakın geliyor?
    Bu soruya cevap aramayı başlatarak aslında daha farkındalıklı bir sürece adım atmış oluyoruz.
    Peki, çocuğunuz nasıl bir çocuk?

    Bir yaşının sonlarına doğru çocuk iç dünyasını inşa etmeye başlar. İki ve üçüncü yılında dil gelişiminin de oluşmasıyla bunu daha etkili bir şekilde gerçekleştirmeye çalışır.
    Çocukların ayrılma ve birleşme anındaki tepkilerine bakarak fikir edinebiliriz..
    Siz odadan çıktığınızda hafif kederlenir, biraz endişelenir, tekrar odaya geldiğinizde size yaklaşır ve rahatlar mı?
    Odadan çıktığınızda çok yoğun tepki verir, siz tekrar odaya döndüğünüzde de huzura kavuşamaz mı?

    Yaklaşmak ister ama yaklaşınca da huzursuzlanır, tekrar uzaklaşır mı?
    Soğuk davranır, oyuncaklarıyla oynamaya devam eder, kucağa alınınca da diklenir mi?
    Bu gözlem aslında hayatın tüm alanında çocuğunuzla ilişkinizin ipuçlarını verir.
    Annenin hissi genelde; ne yapsam yaranamıyorum, derdi huzursuzluk çıkartmak gibi, zor bir çocuğum var düşünceleriyle birleşir.
    Baş edilmesi zor hale gelir.
    Çözümü ertelemekte, büyüyünce geçer belki ye sığınmakta, diğer ebeveynin küçüklüğüne benzeterek topu taça çıkarmakta bulabilir. Oysaki kişilik örüntüsünün temellerini oluşturan bağlanma problemleri ömür boyu yaşına ve rolüne uygun biçimde her yakın ilişki de kendini tekrar eder.
    Bağlanma bozuklukları alanında ki çalışmalarımız da sürekli tekrar eden bozuk örüntü tespit edilip çözümlenir ve yerine otomatik değil de farkındalıkla sarmalanmış sağlıklı davranışlar kazandırma amaçlanır.

  • Çocuklarda demir eksikliği

    Demir eksikliği nelere yol açar?

    Vücudumuzdaki organlara oksijen taşınabilmesi için gerekli olan demirin eksikliğinde ciddi sorunlar yaşanır.

    Örneğin: … Dokular yeterli oksijeni uzun süre alamaz. Bu da özellikle gelişme döneminde tüm organlarda gelişme geriliklerine neden olur. Beyin gelişme geriliği görülebilecek en önemli organlardandır.

    Dokulara yeterli oksijen taşınamadığı için, kalp daha fazla oksijen göndermeye çalışır ve daha fazla çarpmak zorunda kalır.

    Vücut, gereken oksijeni dokulara gönderebilmek için daha hızlı nefes alıp vermeye ihtiyaç duyar.

    İştah kaybı olur, çünkü vücut alınan besinlerden faydalanamaz hale gelir. Gelişemeyen ve yeterli oksijen alamayan beyin dokusu yüzünden öğrenme güçlüğü başlar. Bağışıklık sistemi zarar görür. Sık hastalanan çocuklarda anemi(kansızlık) çok daha sık görülmektedir.

    Tedavi

    Yapılan kan sayımı ve demir depolarını gösteren testlere göre 2-5 ay kadar gerekli dozda demir damla veya şurup ile takviye yapılır,tedavi bitimi testler kontrol edilir Bu iletide virüs bulunamadı.

  • DEĞİŞMEK YERİNE GELİŞMEYİ DÜŞÜNÜN

    DEĞİŞMEK YERİNE GELİŞMEYİ DÜŞÜNÜN

    Herkesin kendisiyle ilgili bir fikri vardır. İstemeden de olsa gün içerisinde sürekli kendimizle ilgili düşünürüz. Çevremizde olaylar yaşanmaya devam ederken gün sonunda yalnız kaldığımızda ister istemez olayların nedenleri ve sonuçlarını kendimizle bağdaştırırız. Bu yapılan analiz yanlış mıdır? Bu soruya evet ya da hayır diye cevap vermek çok doğru olmaz. İnsanın doğası gereği bu süreç bilinçaltımızda otomatik olarak gerçekleşen pek önüne geçilemeyecek bir süreçtir.

    Kalabalık içerisinde kendimizin olumlu yönlerine ya da başkalarının olumsuz özelliklerine odaklanırız bunun sebebi çevremizdeki uyaran fazlalığıdır. Yalnız kaldığımızda ise kendimizin olumsuz yönlerine odaklanırız.

    “Orada gereken cevabı veremedim!”

    “Özgüvenim çok düşük bunu değiştirebilmeyi çok isterdim.”

    eşim beni yeteri kadar güzel bulmuyor bunu değiştirmeyi çok isterim.”

    “İnsanları yeteri kadar güldüremiyorum bunu değiştirmeyi çok isterim.”

    “ Eşim yaptığım yemekleri çok beğenmiyor fikrini nasıl değiştirebilirim.”

    “Olaylara çok olumsuz bakıyorum bunu değiştirebilmeyi çok isterdim.”

    “Öfkemi iyi kontrol edemiyorum bunu değiştirmeyi çok isterdim.”

    “Zayıf bir karakterim var bunu değiştirebilmeyi çok isterdim.”

    Eksenimizi değişim olarak ayarlarsak kendimizden ve sorunlarımızdan kaçmış oluruz. Sorunlarımızı belirlemek kolaydır fakat bundan sonrasında ne yapacağımızı belirlemek zor olan kısımdır. İnsanların sizinle ilgili düşüncelerini değiştirebilmek neredeyse imkansız bir şeydir. Kişilerin kafasının içerisine girip yerleşmiş düşünceleri değiştirebilmek çok zorlu bir süreçtir. Bunun yerine kendi eksik yönlerimizle barışık olup onları geliştirmeyi seçersek daha az zorlanmış oluruz ve daha fazla kendimizle barışık oluruz.

    Terapi süreçlerinde analiz ettiğimiz eksik yönlerimizi değiştirmek yerlerine başka bize ait olmayan özellikler getirmek yerine halihazırda karakterimizi oluşturan özelliklerimizle barışık olmayı ve onları geliştirebilmek için yeni yollar keşfedebilmeyi öğreniriz. İnanın süreç böyle daha doğal bir hal alır ve çevremizdekilerin takdirini kalıcı olarak kazanmış oluruz. 

    Bu sebeplerden terapi sürecine başlamayı düşünüyorsanız kendinize hedef olarak değişmeyi değil gelişmeyi seçmenizi öneririm. İçinizden yeni bir insan çıkmasını beklerseniz kendinize çok büyük haksızlık yapmış olursunuz ve kendi öz sevginizi kaybedebilirsiniz. Değişime değil gelişime inanın yaşam kalitenizi arttırın. Bu şekilde yaptığınız takdirde gelecek hedeflerinize doğru ilerlerken daha güçlü daha sağlam ve daha inançlı şekilde yürüyebileceğinizi hissedebilirsiniz.

  • Çocuk ve uyku

    Uyku Neden Önemlidir?

    Bebeklerin uykuda büyüdüğü söylenir. Gerçekten de kaliteli bir gece uykusu, bebeğin sağlıklı gelişimde çok etkilidir. Kaliteli uyku uzun ve rahat uykudur.

    Bebekler Niçin Uykudan Uyanır?

    En çok rastlanan neden acıkmadır. Bu nedenle bebeklere gece uykusundan önce onları hem tok tutacak hem de besin değeri yüksek gıdalar verilmelidir.Geleneksel gece maması olarak verilen pirinç unu veya nişastalı mamalar besinsel açıdan yetersizdir, bebeğin gelişiminde sorunlara yol açabilir. Su veya inek sütü ile hazırlanan pirinç unu muhallebisi, bebeğinizi tok tutar fakat sağlıklı beslenmesi için gereken protein, mineral, vitamin gibi besin öğelerinin içermez. Bu şekilde beslenen bebeklerde yetersiz beslenme ve kof şişmanlık problemleri ortaya çıkabilir.

    Mışıl Mışıl Bir Uyku İçin:

    – Beslenme: Yatmadan önce bebeği tok tutacak, aynı zamanda sindirimi kolay ve tam besleyici gıdalar vermelisiniz.

    – Temizlik: Altının temiz olduğundan emin olmalısınız.

    – Isı: Bir örtü battaniye ile onu sıcak tutmalısınız. Aşırı örterek terlemesine de yol açmamalısınız.

    – Aydınlatma: Geceleri yanına gittiğinizde odasınız ışığını açmadan, gerekirse bir gece lambası ile aydınlatma sağlayabilirsiniz

  • WISC-R Çocuklar İçin Zeka Ölçeği- Nedir ve Nasıl Uygulanır?

    WISC-R Çocuklar İçin Zeka Ölçeği- Nedir ve Nasıl Uygulanır?

    1979 yılında oluşturulmuş bu kapsamlı zeka testi, yenilenmiş ve güncellenmiş formu ile 6- 16 yaş bireylerin zeka düzeyleri hakkında fikir veren bir uygulamadır. Bu test 12 tane alt testin bir araya gelmesiyle oluşur.
    Test 2 bölüme ayrılır, 6 tanesi “Sözel Testler” dir ve Genel Bilgi, Benzerlikler, Aritmetik, Sözcük Dağarcığı, Yargılama, ve ek test olarak Sayı Dizisidir.
    Genel bilgi alt alanı; çocuğun ailesinden, çevresinden, arkadaşlarından vs aldığı bilgi düzeyini ölçer. Benzerlikler alt alanı; çocuğun soyut düşünebilme, ve bu düşünceyi doğru ve açık bir şekilde ifade edebilme yeteneğini ölçer. Aritmatik alt alanında; çocuğun matematik sorularını çözebilme yeteneği, aynı zamanda kısa süreli bellek ve çalışan belleğinin kapasitesi ölçülür. Sözcük dağarcığı alt alanında; sözcüklerin ve kavramların tanımlarını yapabilme ve bunları ifade edebilme yeteneği ölçülür. Yargılama alt alanı; muhakeme, mantık yürütme ve duygusal olgunluk seviyesini öleçreken aynı zamanda çocuğun sosyal zekasını da ölçer. Son olarak Sayı dizisi alt alanı; çocuğunuzun işitsel kısa süreli belleğini ve çalışma belleğini ölçer. Sesli uyaranları algılama, ve zihinsel olarak tekrarlayabilme yeteneğini gösterir. Bu son test yedek testtir ve uzman gerekli görürse yapar.
    Diğer 6 tanesi “Performans Testleri” dir ve Resim Tamamlama, Resim Düzenleme, Küplerle Desen, Parça Birleştirme, Şifre ve ek test olarak Labirentler’dir.
    Resim tamamlama alt alanı; çocuğun görsel dikkatini ölçmeye yarar. Resim düzenleme alt alanı, çocuğun görsel dikkatiyle birlikte, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurabilme yeteneğini ölçer. Hem kısa-dönemli hem de çalışan belleğin devreye girdiği bir alt testtir. Küplerle desen alt alanı, ellerle manipulasyon, dolayısıyla görsel algı ile hareketsel koordinasyonun birleştirilebilmesi son derece önemlidir. Eğer çocuğun küplerle desen alt testtindeki skoru ortalamanın üstündeyse, çocuğun görsel ve çevresel manipulasyon kabiliyeti oldukça yüksek demektir. Parça birleştirme alt alan; parça bütün ilişkisini kavrayabilme ve görsel-hareketsel koordinasyon yeteneğini ölçer. Şifre alt alanı; kalem manipulasyon kabiliyeti, kısa süreli belleğe attığı bilgileri işleyebilme ve hatırlayabilme yeteneği ve konsantrasyon verebilme yeteneğini ölçer. Son olarak Labirentler alt alanı; çocuğun sorun çözebilme yeteneğini ve yaklaşımını ortaya koyar.
    Testin uygulanması da raporlanması da özel uzmanlık gerektirir. Bu uzmanlık için uzmanlar hem eğitime hem de sınava tabi tutulurlar. Ancak Türk Psikologlar Derneği’nin verdiği sertifikaya sahip kişiler bu testi uygulama ve raporlamaya yetkin sayılır. Test çocuğun hızına ve verdiği doğru cevaplara göre yaklaşık 1.5 – 2 saat arası sürmektedir.
    Test sonucunda çıkan puan sadece bir ipucudur. Testi uygulayan uzmanın gözlemi ve aile görüşmesi de bu testin raporlanmasına katkı sağlar. Unutmayın ki, testler çocuğunuza tanı koymak için değil; tanıya yardımcı olabilmek için yapılan araçlardır.