Yazar: C8H

  • Fetal ekokardiyografi

    FETAL EKOKARDİYOGRAFİ

    “Kime, ne zaman, nasıl? “

    Fetal Ekokardiyografi, Doğuştan kalp hastalıklarının (DKH) anne karnında tanınmasını sağlayan ultrasonografik bir yöntemdir. DKH tüm doğumların yaklaşık % 1'inde görülmesi ve sık tespit edilen anomali olması nedeniyle bu tetkikin önemi artmaktadır. Bu hastalıkların anne karnında tanısı, izlemi bazen de tedavileri mümkündür. Bu nedenlerle de Fetal Ekokardiyografi ile tanı konulduktan sonra hastalığın seyri, yapılabilecek işlemler ve tedavi hakkında fikir vermektedir.

    Fetal ekokardiyografi, kime yapılmalıdır?

    Doğuştan kalp anomalilerinin en sık anomaliler olması, bu tetkikin anne ve bebeğe hiçbir zararı olmamasından dolayı Avrupa ülkelerinin çoğunda tarama amaçlı her gebeliğe yapılmaktadır. Böylece DKH'lerin hemen hemen tümüne tanı konmaktadır. Bunun dışında alttaki özel durumlarda kesinlikle yapılmalıdır.

    ·Anne' de

    Gebelikte geçirilmiş bulaşıcı hastalık varlığında,

    Annenin kronik hastalıklarında (Şeker, Romatizma vb),

    Gebelikte ilaç kullanımında, radyasyona maruziyet (röntgen, BT çekimi vb)

    Hipertansiyon ya da riskli gebeliklerde

    Tarama ve biyokimya testlerinde anormallik varsa

    Ölü doğum ya da düşük öyküsü varsa

    İleri yaş gebeliklerinde (35 yaş üstü)

    ·Bebekte

    Kadın Doğum Hekiminin kalbe ait bir şüphesi varsa

    Kromozom anomalisi ya da şüphesi varsa

    Ultrasonografide kalbe ait yada kalp dışı anomali şüphesinde

    Ritm bozukluğu şüphesi

    Ense kalınlığı testi yüksekse

    Bebekte gelişme geriliği varsa

    Kalp ritminde düzensizlik varsa

    ·Aile'de

    Anne Babada ya da aile fertlerinde doğuştan kalp hastalığı varsa

    Anne-baba ve kardeşlerde genetik anormallik varsa

    Daha önce anne kalp anomalili çocuk doğurduysa

    ·Kadın Hastalıkları ve Doğum hekimi önerdiyse

    Fetal ekokardiyografi, ne zaman yapılmalıdır?

    Bu işlemin en ideal zamanlaması gebeliğin 19-24. haftasıdır. Ciddi kalp anomalisi şüphesinde 16. haftalardan itibaren yapılabilir. 24. haftadan sonra bebeklerin kemiklerinin gelişimi nedeniyle işlem zorlaşır ve aynı zamanda 24. haftadan sonra ağır kalp hastalığı tanısı konsa bile bebeğe yapacak bir şey kalmamıştır. Bu nedenle tetkik 24. haftanın üstüne bekletilmemelidir.

    Fetal ekokardiyografi, bebeğe zarar verir mi ve işlem ne kadar sürer?

    İşlem standart USG'den farklı değildir ve ses dalgaları ile yapılır. Bu tetkik bu konuda iyi eğitimli bir Pediatrik Kardiyolog tarafından yapılmalıdır. Bebeğe hiçbir yan etkisi ve zararı yoktur. İşlem yaklaşık 15-30 dk. civarında zaman alır. Ciddi anomali varlığında daha da uzayabilir. Bu sırada anne aynen USG' de olduğu gibi sırt üstü yatar ve işlem karından yapılır. İşlem sonrası Çocuk Kardiyoloğu işlem ve sonuçlar hakkında bilgi verir.

    Fetal ekokardiyografi ile tüm kalp hastalıkları tanınabilir mi, hata payı varmıdır?

    Tecrübeli bir pediatrik kardiyolog tarafından yapılan işlemde doğruluk oranı %90'ın üstündedir. Özellikle ciddi kalp hastalığı tanıma oranı %100'e yakındır. Ancak çok küçük delikler, birde anne karnında normal olan açıklıklar doğum sonrasında tanınabilir. Bu işlemde tanınamayan küçük problemler genellikle bebeğe de doğum sonrası zarar vermezler. Burada en önemli nokta anne karnında normal olan deliklerin doğum sonrası devamı halinde kalp hastalığı yapmasıdır. Bu işlemin hata payını biraz artırır. Bu nedenle Fetal EKO yapılan bebeklerde çocuk hekimi gerekli görürse doğum sorası bebekte normal ekokardiyografi yapılmalıdır.

    Fetal Ekokardiyografi'nin faydası nedir?

    DKH' leri önceden bilmenin anneye ve bebeğe sayısız faydası vardır. Ritm bozuklukları gibi bebeğin anne karnında ölümüne neden olabilecek problemleri hamilelikte tedavi etmek mümkündür. Kalpte sorun olan bir bebekle doğum sonrası sürpriz olarak karşılaşmanın anne ve bebek açısından sayısız zararları vardır. Öyle kalp hastalıkları vardır ki tedavide saatler önemlidir ve doğumun anjiyo ve ameliyat şansı olan bir merkezde yapılması gereklidir. Çocuk kardiyologları bu hastalıkları bildiğinde bütün önlemleri ve ilaçları buna göre hazırlarlar. Bu hızlı süreç bebeğin yaşam şansını üst düzeylere çıkarır. Çünkü bugün bu hastalıkların çoğunun tedavisi mümkündür. Çok önemli bir diğer nokta şudur: öyle doğuştan kalp hastalıkları vardır ki bazılarının tedavileri mümkün değildir, ya da tedavi edilmeye çalışılsalar bile bu çocukların hiçbir zaman normal bir kalpleri olmayabilir ve yaşam kaliteleri çok bozuktur. İşte bu işlemin en önemli yararı budur. Bu hamileliği devam etmek anlamlı olmayabilir, annenin tüm hamilelik sürecini geçirmesine gerek yoktur ve buda aileye bu şansı verir.

    Sonuç olarak; Fetal Ekokardiyografi zamanında ve tecrübeli kişilerce yapıldığında doğruluk oranı çok yüksek ve bir o kadar da faydalı bir test olarak sağlıklı gebelik izleminde ki yeri ve önemi hızla artmaktadır.

    Prof. Dr. Ertürk LEVENT

    Çocuk Kalp Hastalıkları Uzmanı

    Tel: 0532 3736750-0232 4617441

    erturk.levent@ege.edu.tr – www.erturklevent.com.tr

  • Sıkça Sorulan Sorular   Psikolog Akıl Verir Mi?

    Sıkça Sorulan Sorular Psikolog Akıl Verir Mi?

    Akıl vermez; danışanı, kendi doğrularına göre yönlendirmez (örneğin; “işinizi değiştirmelisiniz”, “eşinizden ayrılmalısınız”, “bir süre aramayın, bırakın o sizi arasın” gibi yönlendirmelerde asla bulunmaz).

    Psikolog İle Konuştuklarım Gizli Kalır Mı?

    Danışanın bilgi ve onayı olmadan, terapide konuşulan, paylaşılan bilgileri üçüncü şahıslara aktarmaz, katıldığı sosyal ortamlarda bu konulardan bahsetmez.
    Bir kişinin kendisinden terapi hizmeti aldığı bilgisini, danışanın izni olmadan, üçüncü bir şahısla (bu kişi danışanın annesi, babası, kardeşi, eşi bile olsa) paylaşmaz.

    Psikolog Tanıdığı Kişilere Terapi Uygular mı?

    Psikolog tanıdığı kişilere terapi uygulamaz. Profesyonel ve sağlıklı bir danışmanlık ya da terapi süreci için mesleki etik kurallar çerçevesinde arada sadece terapist ve danışan ilişkisi bulunmalıdır. Bununla birlikte danışanlarıyla seanslar dışında görüşmez, arkadaşlık etmez.

    Psiko Terapi Almalı mıyım ?

    Psikoterapi kişinin düşünce bozukluklarının konuşarak bulunduğu, kişiye farkettirildiği ve bu sayede kişinin düşünce sisteminde dolayısıyla hayatında da değişimin sağlandığı bir süreçtir. İlaç tedavisi kişinin var olan sorunla başa çıkmasında psikoterapiye destek verir. İlaç tedavisi kişinin var olan problemini ilaç tedavisinin uygulandığı süre boyunca iyileştirse de sorunu tamamen ortadan kaldırmayabilir. Kişinin ilaç tedavisini bıraktıktan sonra tekrar aynı problemi yaşamaya başlaması muhtemeldir. Psikoterapi yaşanan sorunun ana nedeninin bulunmasını sağlayarak, sorunun tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır. Obsesif kompulsif bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu, panik bozukluklarda kişinin ilaç tedavisi alması sorunu ortadan kaldırma konusunda çok etkin olmayacaktır. Psikoterapi bu bozuklukların tedavisinde oldukça işlevseldir. Depresyon hem psikoterapi, hem de ilaç tedavisi gerektiren bir hastalıktır. Günlük yaşamda karşılaşılan problemler, tercih aşamaları, karar verme güçlüklerinde yine psikoterapi veya danışmanlık hizmeti almak gereklidir.

  • Çocuklarda göğüs ağrıları

    Çocuklarda Göğüs Ağrıları

    Prof. Dr. Ertürk Levent

    Çocuklarda göğüs ağrıları, baş ve karın ağrılarından sonra en sık ağrı tipidir. Erişkinlerde göğüs ağrılarının çoğunda bir kalp hastalığı bulunurken, erişkinlerin tersine, çocuklarda göğüs ağrısı nadiren kalp hastalıkları ile ilişkilidir. Bununla birlikte bu tip ağrılar çoğunlukla kronikleşmekte, ailede ve çocukta şiddetli endişeye yol açarak çocuğun ve ailenin günlük yaşamlarını oldukça bozmaktadır.

    Nedenleri

    Göğüs ve Göğüs duvarı deri, kas ve iskelet sistemleri, solunum, kardiyovasküler ve gastrointestinal sistemlerden oluşmaktadır. Göğüs ağrılarında bunlara ait nedenlerin yanı sıra psikojenik etkenler de göğüs ağrısına neden olabilmektedirler.

    Çocuklarda ağrının zamanlaması, süresi ve kaybolma süreci, eşlik eden diğer bulgular (öksürük, bayılma gibi) ağrının nedenini belirlemede yardımcı olurlar. Egsersiz sırasında ortaya çıkan ve dinlenmekle geçen ağrı kalp hastalıklarını düşündürürken, hareketle ortaya çıkan ve değişen ağrılar kas iskelet sisteminden kaynaklanırlar. Somatik yakınmalarla birlikte olan göğüs ağrılarında psikojenik etkenler ön plandayken, yemeklere olan ağrılarda gastrointestinal sistem hastalıkları ön plana çıkmaktadır.

    ·göğüs duvarının vurma, çarpma gibi travma ile zedelenmesi

    ·kaburga kırıkları, çıkıkları (özellikle spor yapan çocuklarda)

    ·spor sonrası kaslarda spazm

    ·Kostokondrit dediğimiz kaburgaların birleşim yerinin iltihabına baplı ağrılar

    ·Prekordial catch sendromu; nedeni bilinmeyen, iyi huylu bir hastalıktır. Çoğunlukla ergenlik döneminde görülür. Sırtta veya göğüste aniden ortaya çıkan, keskin ağrı ile karakterizedir. Ağrı nefes alma ile artış gösterir. Ağrı birkaç dakikada kendiliğinden iyileşme eğilimindedir. Ağrı derin ve güçlü bir nefes alma ile de kesilebilir. Gün içerisinde birkaç kez tekrarlayabilir

    ·Akciğere ait nedenler

    ·Mide- sindirim yoluna ait nedenler

    ·Psikolojik nedenler

    ·Kalbe ait nedenler;

    Eğer göğüs ağrısına bu bulgular eşlik ediyorsa göğüs ağrısı çok ciddiye alınmalı ve tüm tetkikler yapılmalıdır ;

    ·göğüs ağrısının egzersizle beraber olması (terleme, solukluk, fenalaşma hissi)

    · ağrı ile beraber çarpıntı, halsizlik, baş dönmesi ve bayılmanın olması

    ·daha önce kalp cerrahisi uygulanmış olması

    ·ailede ani ölüm ve/veya kalp kası kalınlığı olan hasta hikayesinin bulunması

    Göğüs ağrısı olan bir çocukta bu konuda uzman bir hekimin iyi bir öykü alması ve iyi bir muayene ile ayırıcı tanı genellikle yapılabilir. Kalp hastalığı şüphelenilen olgularda EKG, Tele, Ekokardiyografi, efor testi vb bir çok tetkik aşamalı olarak yapılabilir.

    Tedavi

    Göğüs ağrısının kalp hastalığından kaynaklandığı kuşkusu, hasta ve ailesinde endişe ve strese neden olmaktadır. Bu da çocuklarda ağrıyı ve psikolojik yakınmaları daha da artırmaktadır. Bu nedenle tedavide öncelikle hasta ve ailesinin ikna edilmesi, nedenlerin açıklanması ve gerekirse hastanın izlenmesi uygun olur. Nedene yönelik tedavi uygulanmalı, göğüs duvarına ait patolojiler de ağrı kesiciler kullanılmalıdır. Kalp kökenli ağrılarda hastaların pediyatrik kardiyoloji bölümlerinde tetkik ve izlenmeleri planlanmalıdır.

    İdiyopatik yani neden bulunamayan göğüs ağrılarının izlemlerinde, herhangi bir tedavi almamalarına karşın ağrı sıklığının giderek azaldığı gözlemlenmektedir.

    Prof. Dr. Ertürk Levent

    Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Kardiyolojisi BD Öğretim Üyesi

    Erturk.levent@ege.edu.tr

  • Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Takıntı hastalığı olarak da bilinen OKB, tekrarlayan obsesyon ve/veya kompulsiyonlar ile karakterize, genellikle süreklilik gösteren, kişinin günlük yaşamını ve ilişkilerini bozan ruhsal bir hastalıktır.

    Obsesyon (takınıtı); kişinin isteği dışında ısrarlı ve zorlayıcı bir şekilde aklına gelen, kişide kaygı ve huzursuzluk yaratan, yineleyici özellikteki düşünce, dürtü ya da imgeler olarak tanımlanır. Kişi, genellikle obsesyonunun mantıksız olduğunun farkındadır, ancak zihninden atamaz.
    Kompulsiyon (zorlantı); kişinin, obsesyonlarının yarattığı sıkıntıyı azaltmak için yapmak zorunda hissettiği, mantıksız olduğunu bildiği, tekrarlayıcı törensel davranışlar ya da düşüncelerdir.

    Kirlenme/bulaşma obsesyonu

    • Emin olamama/kuşku duyma obsesyonu
    • Düzen/simetri obsesyonu
    • Dini obsesyon
    • Cinsel obsesyon
    • Şiddet/saldırganlık obsesyonu
    • Temizlik kompulsiyonu
    • Kontrol kompulsiyonu
    • Sayma kompulsiyonu
    • Dokunma kompulsiyonu
    • Düzenleme kompulsiyonu
    • Biriktirme ve saklama kompulsiyonu

    En çok rastlanan takıntı, kirlenme/bulaşma (kişinin bedeninin ve giysilerinin kir, mikrop, kimyasal madde, deterjan, idrar, gaita ve diğer beden salgıları ile bulaşacağına ilişkin) obsesyonu ve temizlenme kompülsiyonudur (defalarca elini, vücudunu, kıyafetlerini yıkama, sürekli evini temizleme gibi). Aşırı el yıkama, bazen derinin tamamen tahrip olmasına dahi yol açabilir; kişi gününün büyük bir kısmını bulaşma korkusuyla dışarı çıkmayıp kendini izole ederek evde geçirebilir.
    Sıklıkla rastlanılan bir diğer takıntı, emin olamama (ocak açık mı?, kapı kilitli mi?, her şey yerli yerinde mi? hata yaptım mı?) obsesyonu ve kontrol kompülsiyonudur. Bu kuşku ve kontroller yaşamın birçok alanında kendini gösterebilirler. Kişi, kapının kilitli olup olmadığını kontrol etmek için defalarca evine dönebilir, ışığın açık kalıp kalmadığını kontrol için defalarca yataktan kalkabilir veya verilen bir işi hatasız yapıp yapmadığından emin olmak adına yüzlerce kez kontrol edebilir, bazı sözlerin söylendiğinden emin olmak için defalarca tekrar edebilir.
    OKB’nin toplumda % 2-3 oranında görüldüğü bildirilmiştir. Genellikle ergenlik döneminde ve 20-30 yaşlar arasında başlamakla birlikte herhangi bir yaşta da ortaya çıkabilir. Erkeklerde daha erken yaşlarda başlamasına rağmen, kadınlarda daha sık görülür.
    Her insanın takıntılı bazı düşünce ve davranışları olabilir. Bunların hastalık sayılabilmesi için, kişinin günlük yaşamını, işlevselliğini etkileyecek hatta bozacak kadar şiddetli olmaları gerekir.
    Genetik: Ailesinde OKB olan kişilerde daha sık görülmektedir.

    Beyin işlevlerinde ve serotonin işlevinde bozulma

    Çocukluk çağı travmaları: Özellikle cinsel istismara uğrayan çocuklarda, önemli bir stresörün ardından kişide OKB ortaya çıkması sık görülen bir durumdur.

    Kişilik özellikleri: Obsesif kişilik özellikleri (kuralcı, titiz, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi) belirgin olan bireyler, hastalığa da yatkın olan bireylerdir.
    OKB, kişinin işlevselliğini bozan, yaşam kalitesini düşüren, kronikleşebilen bir hastalıktır. Mutlaka uygun sürede tedavi edilmesi gerekir.

    İlaç Tedavisi: Özellikle serotonin üzerinden etki eden ilaçlar öncelikle tercih edilir. Etkinin başlaması için 2 hafta gerekmekle birlikte obsesif semptomlarda düzelmenin başlaması 3 ayı bulur. Hastalık semptomlarının direncinden dolayı, tedavinin en az iki yıl sürdürülmesi önemlidir.

    Bilişsel-davranışçı terapi: Bilişsel tedavi ile obsesyonların neden olduğu sorumluluk algısı azaltılır. Davranışçı terapi ile kişinin obsesyonları tetiklenir ve kompulsiyonları engellenir. Kişi desensitize edilir. Hem hastalığın tedavisinde, hem de nükslerin önlenmesinde bilişsel-davranışçı terapi önemlidir. Bazen tek başına, bazen de ilaç tedavisi ile birlikte uygulanır.

  • Otistik çocuk

    OTİSTİK ÇOCUK

    OTİZM sosyal olamama hastalığıdır.1/130 sıklıkta rastlanır. Kaliforniya silikon vadisinde dünyada en sık rastlanmaktadır. Kliniği çok farklıdır. ATİPİK OTİZİM ; bilgisayarcılar ve matematikçiler arasında sıktır.Klinikolarak hafif, orta, ağır şekilleri vardır.

    OTİZM DE zeka düzeyi normaldir.

    OTİZM DE ;dil gelişimi problemi vardır.OTİSTİK çocuk ismi çağırılınca bakmaz ,canı isteyince çağırıldığı kişiye cevap verir,gece konuşmaya başlar. OTİSTİK ÇOCUK kendisinden 3. kişi olarak bahseder. BEN yerine SEN der.Bazı cümleleri kalıp gibi kullanır. Bazı sözleri papağan gibi tekrarlar.DİL GELİŞİMİ 5. yaştan sonra daha iyidir. Normal olarak beyin 2,3,5 yaştan sonra gelişir.Otistik önceden bildiği kelimeleri zamanla unutur.

    OTİZM AİLEVİ RİSK TAŞIR(ebeveyninin biri veya herikisi otistik olan ailenin çocuğunun OTİSTİK olma olasılığı toplumun diğer kesimine göre daha fazladır.)

    OTİSTİK BEBEK sebebsiz ağlayabilir, annesi kucağına aldığı zaman bile susmaz. Normalde 1 yaş civarında çocuklar işaret parmaklarını kullanarak tanıdıkları kişileri nesneleri gösterebilir, isteklerini bu parmak ile işaret ederek anlatabilirler.Bu ileride DİLİN GELİŞECEĞİNİ gösterir.OTİSTİK ÇOCUK İŞARET PARMAĞINI KULLANAMAZ.

    KLİNİK TANIda CHAT TESTİ yardımcıdır.OTİSTİK ÇOCUKLAR ayrıntılara çok dikkatederler,ama ayrıntıdan kurtulup, asıl hedefe ulaşamazlar. Örneğin kapı kolunun tüm ayrıntılarını bilir . ama kapıyı açamazlar.

  • ETKİLİ ÖĞRENME VE VERİMLİ ÇALIŞMA

    ETKİLİ ÖĞRENME VE VERİMLİ ÇALIŞMA

    Yaşadığımız dünyada ve dönemde bireyler daha ziyade başarı odaklı bir yaşam sürdürmektedir. Bu noktada akademik başarı büyük önem taşımaktadır. Çoğunlukla ebeveynlerin ve öğretmenlerin çocuklara ve gençlere direktifleri “çalış” kelimesiyle başlamaktadır. Ancak bu ve benzeri direktiflerin olumlu sonuç vermediği açıkça ortadadır. Çünkü etkili öğrenmenin gerçekleşebilmesi için göz önünde bulundurlulması gereken bazı önemli noktalar ve yöntemler vardır. Bu yazımda söz konusu noktalara ve yöntemlere değineceğim.

    Öğrenme, tekrarlayarak veya deneyim yoluyla davranışlarda veya düşüncelerde oluşan devamlı değişikliktir.Doğumla başlar, yaşamın sonuna dek sürer. Öğrenmenin etkili yani uzun süreli olmasını sağlayan bazı kavramlar vardır.

    Aşağıda bu kavramların tanımları ve bunlara dair anahtar öneriler özetlenmiştir.

    Yöntem: Öğrenmenin gerçekleşmesi için izlenecek yoldur. Öğrenci kendine uygun çalışma yöntemlerini uygulayarak başarıya ulaşabilir.
    Hafıza: Organizmanın geçmiş bir olayı kaydetmesidir. Öğrenmenin uzantısı olup bir bilgi öğrenildiği anda işe karışır. Başarıda hafızanın da rolü büyüktür. Bir bilginin hatırlanması için hafızanın üç aşamadan geçmesi gerekir. Birinci aşama kayıt etmedir. Hatırlamadan önce algılama devreye girer. Bilginin hatırlanması için mutlaka kodlanması gerekir. İkinci aşama depolama (muhafaza), üçüncü aşama ise depolanan bilginin geri getirilmesi, yani kullanımdır. Hafıza 3 çeşittir:
    Duygusal hafıza: Duyu organlarından gelen bilginin alındığı hafızadır. Hafızada 1-5 sn durur.
    Kısa süreli hafıza: İnsanın sürekli etkinlik gösteren hafızasıdır.
    Uzun süreli hafıza: Kapasitesi sınırsızdır. Ancak edinilen bilgilerin bu sisteme yerleştirilmesiyle, bilgilerin seçilmesi, kullanılması kolaylaşır.
    Verimlilik: Verimlilikte esas, birim çalışma zamanı ve emeğe karşılık en fazla öğrenmeyi gerçekleştirmektir. Verimli çalışmayı etkileyen faktörler şunlardır:
    Amaca Yönelik Çalışma: Verimi artırıp, başarıyı yakalamada dikkat edilecek en önemli noktalardan biri çalışmaların amaca yönelik olmasıdır. Yani öncelikle amacın belirlenmesi gerekmektedir.
    Planlama: Verimli olmak, ancak planlı çalışma ile mümkündür. Öğrencinin çalışma planını yaparken kendi kapasitesinin farkında olması, bireysel farklılıklardan kaynaklanan süre ve şekli değiştirebilmektedir. Bir öğrenci planlı olmaktan şunları anlamalıdır:
    Mevcut olanaklarını belirleyerek bunları nasıl kullanacağını önceden tasarlamak.
    Hangi derse ne kadar çalışacağını belirlemek.
    Çalışmasına olumsuz etki edecek faktörleri tesbit edip, bunlar için önceden önlem almak.
    Çalışma Süresi: Öğrenmede önemli bir nokta da çalışma süresidir.Bu konuda da bireysel farklılıklar nedeniyle kişiler arası farklılıklar görülür. Süre tesbitinde geçerli olan prensip, bir öğrencinin baştan sona kadar dikkatini ve etkinliğini koruyarak sürdürebileceği zaman dilimini belirlemektir. Bu süre o öğrenci için en uygun çalışma süresidir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki 20-40 dakikalık seanslar halinde çalışmak verimliliği artırmaktadır. Öğrenilenler 10 dakika süreyle tekrarlanmalı ve 10 dakika dinlenilmelidir. Dinlenme sırasında öğrenci kendini ödüllendirmelidir. Maalesef bu noktada iki güçlük ortaya çıkabilir. Bunlardan biri öğrencinin kendi başına yapacağı tekrarın gereksiz gelmesi, diğeri ise 10 dakikalık dinlenme arasınının iç disiplini zayıf olan öğrencilerde uzamasıdır. Ancak bu güçlükler öğrencinin özgüvenini artırıcı desteklerle aşılabilinir.
    Çalışma ortamı: Öğrencinin çalışma ortamı verimini etkileyen önemli faktörlerdendir. Çalışma masası uygun boyut ve konumda; ışık, sıcaklık, ses ve oksijen miktarı uygun düzeyde olmalıdır.
    Dinlenme: Nitelikli dinlenme süresi öğrenmeyi ve verimliliği önemli ölçüde artırır.
    Sorumluluk almak ve aktif olmak: Dersten önce yapılan ön hazırlık, derse katılım, soru sorma, konuyu konu-parça-bütün yöntemiyle çalışılmak gibi aktiviteler de öğrenmeyi pozitif etkileyen önemli unsurlardır.
    Boş zaman ve sosyal aktivite: Yukarıdaki önerilerin uygulandığı bir plan içinde birey kendine ayırabileceği boş zamanlar yaratmalıdır. Bu zamanlar zevk alınan faaliyetlerle doldurulmalıdır. Derslerine düzenli devam eden, günü gününe ve planlı çalışan öğrenci, çalışmalarından daima olumlu sonuç alacaktır.
     

    Son olarak verimli çalışma ve başarılı olmak için şu ilkelere uyulmalıdır:

    • Çalışmaya konuyu öğrenmek için başlayın.
    • Dikkatinizi çalıştığınız konu üzerinde toplayın.
    • Zihnen ve bedenen yorgun iseniz yazı işlerinizi yapmayı tercih edin.
    • Çalışma saatlerinizi mutlaka planlayın.
    • Çalıştığınız konuyu öğrenmek için aktif olun.
    • Yardımcı kaynaklardan yararlanın.
    • Bir konuyu öğrenmeden başka bir konuya geçmeyin.
    • Çalışmalarda tekrarın önemli bir unsur olduğunu unutmayın.
    • Artık onlar geleceğe,  Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği, ODTÜ Sosyoloji, Bilkent Üniversitesi Mimarlık, Gazi Üniversitesi Elektrik Elektronik, TOBB Uluslararası Siyaset, fakülte/bölümlerinde hazırlanarak hayata katkıda bulunmaya devam edeceklerdir.

    Hayallerine kavuşan tüm öğrencileri yürekten kutlarken başarılarının devamını dileriz.

  • Kırım kongo ateşi

    KIRIM KONGO ATEŞİ

    Viral bulaşıcı bir hastalıktır.Etkeni olan virus çamaşır suyuna,deterjanlara,ultraviyole ışınlarına çok hassastır.Ancak 40 santigrad derecede konakda yaşayabilir. Virusun konağı kenedir. Kene sert kene grubundan (Hyalomma grubu )olup , 8 bacaklıdır. bir seferde yaklaşık 3000 yumurta yapar ve çoğu gelişip yaşar.Virus kenenin sindirim sistemindeki reseptörlerde çoğalır,kenenin tüm sistemini infekte eder. Kene ölmez ama kenenin ısırdığı insan ya hastalanır ya da ölür.Kene birkaç mm dir.İnsanın derisini ısırarak başını ve hortumunu cildinin içine sokarak kan emer,yapıştığı yerde günlerce kalır,boyu 0.5 _1 cm e ulaşır.Kene eskiden beri vardı ancak lokalizasyon değiştirdi.Kene bodur bitkilerde çalılıklarda yaşar.

    Hastalığın ilk belirtisi 5,6 gün sonra başlar (Bu süre ortalama 3_10 gün arasında değişir.)Daha sonra nonspesifik belirtilerin görüldüğü prehemorajik dönem gelişir. Bu dönem 1_5 gün sürer. Hastada sıklıkla karın ağrıları ayrıca baş ağrıları vardır.Hastalığın son dönemi hemorajik dönem olup bu dönemde ateş ,kusma , karın ağrısı,kanamalar ve ciltte döküntüler vardır.Bu dönem 6_14 gün sürer.

    Bu dönemde hastada sarılık yoktur . Karaciğer enzimleri yükselir,AST nin yükselmesi çoklu organ tutulumunu gösterir. Özgül antikorlar 4_7 gün sonra serumda gösterilebilir ,IGG sınıfındaki bu antikorlar serumda uzun süre kalır.

    Özgül antikorların serumda 4 misli artması ,PLT<20.000, aPTT nin 60 saniyeden uzun olması, Fibrinojen<110mg/dl olması ciddi( FATAL ) kanamayı gösterir.

    Hastalık çok bulaşıcıdır.Hastalığından şüphe edilenler,hastalar mutlaka izole edilmelidir.Hastdan hastane personeline hastalık geçer, izolasyon şarttır.Şüphenilen kişiler ve hastalar RİBAVİRİN ( 30 mg/kg :yükleme dozu ) ile tedavi edilir.Keneler birçok mikroorganizma taşır,ısırdığı yerde inflamasyon varsa stafilokoklara karşı antibiotikler verilir. Kene yapıştığı yerden koparılmadan cerrahi olarak portökü ile çıkarılmalıdır.

    Baharda sağlıklı günler diliyorum.

  • Ergenlik Dönemi

    Ergenlik Dönemi

    1-Ergenlik dönemini nasıl tanımlayabiliriz?

    Ergenlik, çocuklukla erişkinlik arasında yer alan ,gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yetişkin yaşama hazırlığın gerçekleştiği bir psikososyal duraktır.

    2- Ergenlik döneminin kökeni nedir?

    Tümüyle biyolojik kökenli olan bu dönemin önemli psikolojik sonuçları vardır. Yani ergenlik psikososyal bir gelişme basamağıdır.

    3- Ergenlik ne zaman başlar ,ne kadar sürer?

    Genellikle 9-11 yaşlarında başlar, 19-21 yaşına kadar devam eder,tamamlanır.

    4-Ergelik döneminde bireyin yaşadığı en önemli değişiklikler nelerdir?

    Bu dönemdeki hızlı biyolojik değişiklikler ergene iki önemli özellik kazandırır.

    • Birincisi:Cinsel üremeyi sağlayan cinsel olgunlaşma,
    • İkincisi: Anne baba tarafından korunma ve bakılma gerekliliğini azaltan fiziksel büyüme ve kendi kendine bakabilme gücü,yani temel amaç anne- babadan ayrılarak bağımsızlığın kazanılması,karşı cinsle ilişkilerin sağlıklı kurulabilmesidir.

    5- Bu dönemde ergen öncesinde sahip olmadığı hangi becerileri kazanır?

    • Beden imgesi kabullenilir.
    • Cinsel kimlik rolü belirlenir, kabullenilir.
    • Özerklik yani ebeynden bağımsızlaşma
    • Bir yetişkin kimliği edinme
    • Üretken bir birey olmaya hazırlanma
    • Yaratıcılık,sevme ,anlamlı amaçlar ve değerler kazanır.

    6- Ergenlik dönemi her birey için standart bir süreç varmıdır, Yoksa ergenlik döneminde bireysel farklılıklar varmıdır?

    Ergenlik biyolojik değişkenler evrenseldir.Ancak bu değişkliklere verilen Psikolojik v sosyal yanıtlar evrensel değildir.Bireyden bireye farklılık gösteririr.

    7- Ergenlik döneminin kendi içinde evreleri varmıdır? Bu dönemde belirleyen karateristik özellikleri nelerdir?

    • Erken ergenlik (10-13) Bu dönemin temel işlevi çocukluk rolünün terk edilmesidir. Ruhsal gelişim açısından hayatın beklide en sorunlu dönemidir.Bu dönemde ebeveynlere geliştirilmiş uyumlu duygusal yapı değişir.Bu dönemde ergen aile aktivitelerine daha az katılır. Anne baba yargıları değersizleşir.
    • Orta Ergenlik Dönemi(14-16)yaş Güçlü akran bağlarının geliştiği dönemdir. Anne babadan uzaklaşma eğilimi vardır.Akran gruplar arasında duygusal bağlar gelişir.
    • Geç Ergenlik (Yaş aralığı nedir, varmıdır? )
    • Erişkin davranışlarının görüldüğü evrenseldir. Bu dönemde cinsel kimlik oturur. Cinsel çatışmalar yerini mesleksel ve toplumla ilgili sorunlara bırakır.

    8-Bu dönemde ergenin otoriteyle arası nasıldır?

    Bireyin tanıştığı ilk otorite figürü ailesidr/ebeveyndir.

    Bu dönemin başında zoraki olarak kabuledilen ebeveyn otoritesi sorgulanmaya başlar.

    9-Bu dönemde ebeveyn tutumları nasıl olmalıdır?

    Anne-baba özellikle kendi ergenlik dönemlerindeki ruh hallerini hatırlamaya çalışmalıdırlar. Bunu gerçekşeştirebildiklerinde çocuklarını daha kolay anlayabileceler,empati kurabileceklerdir.

    Bu dönemde özellikle anne-baba tutumları ortak kararlarla şekillenmeli,tutarkılık ve karlılık ilkesinden uzaklaşılmamalıdır.

    10- Ergenin bu dönemde davranış özellikleri nelerdir?

    • Ergen bu dönemde tutarsız ve çelişkilerle doludur.
    • Anne-babaya karşı çift yönlü zıt duygular besleyebilir.Sevgi,kızgınlık ve öfke bir aradadır. Sözel salırganlıkların artması olağanır.
    • Şiddet eğilimi artar.
    • Negatif,karamsar ve dürtüseldir.
    • Soumlulukları reddeder.
    • Depresyon eğilimi artar.
    • Kişiler arası dengeyi bulması zorlaşı.
    • Kendi eleştiriya kapalıyka ,özellikle aile bireylerini kolaylıkla eleştirir.
    • Bu dönemde mualif olma davranışları sıklıkla görülür.

    11- Bu dömende yaşana aile içi çatışmaların temelinde neler vardır?

    Bu dönemde çoğunlukla ana-baba ergenin kendi değer yargı sistemleri içinde kalmasını beklerler.Kimlik arayışı içinde olan birey ise ‘farkı’ olmaya çabalar.İki taraf arasında ki bu karşıtlık ‘ Kuşak Çatışmasını’ oluşturur.

    12- Evdeki başka hangi faktörler bu çatışmayı artırır?

    Evdeki cezalandırıcı onur kırıcı ,soğuk ve uzlaşmadan uzak tutumlar da bu çatışmayı artırır.

    13- Peki bu dönemde ebeveyn nasıl bir yaklaşım içinde olmalıdır?

    Fiziksel-ruhsal baskının ve zorlamanın olabildiğince kullanılmadığı ilişki biçimi uygulanmalıdır.

    Anne-baba ergeni ,sabırla dinleyebilmeli,onu anlamaya çalışabilmeli,kararsız kaldığı durumlarda ,kendine zaman tanıyabilmelidir. Ani ve sert tutumlardan kati suretle kaçınılmalıdır.

    Esneklik gösteren daha az cezalandırıcı ,destekleyici ebeveyn tipi hep daha iyi sonuçlar elde eder. Ergenin evde birey olarak algılanması prestijinin olması aile içi ilişkileri olumlu yönde etkiler.

    Evde ergenin fikrinin alınması , kararlara katılması ,önemli olduğu duygusunun yaşatılması benlik saygısını da artırır.

  • Neden çocuk göğüs hastalıkları doktoruna gitmeliyiz?

    NEDEN ÇOCUK GÖĞÜS HASTALIKLARI DOKTORUNA GİTMELİYİZ?

    Solunum sistemi hastalıkları tüm dünyada ve ülkemizde çocukların en sık doktora başvuru ve hastaneye yatış nedenidir. Solunum sistemimiz ve akciğerlerimiz direkt olarak çevre ile ilişkilidir. Bu nedenle de enfeksiyonlar, alerjenler, hava değişiklikleri gibi bir çok faktörden kolayca etkilenebilirler.

    Sağlıklı bir çocuk bir yılda 5-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Çocuk büyüdükçe bu sıklık azalmaktadır; ama bazı çocuklar daha hassastır ve hem daha sık solunum yolu enfeksiyonları geçirirler hem de bu enfeksiyonları takiben uzun süren öksürük, hırıltı nefes darlığı şikayetleri olur.

    Astım

    Son 40-50 yıl içerisinde tüm dünyada ve ülkemizde astım ve benzeri alerjik hastalıklar artış göstermektedir

    Çocuklarda astım tanısı nasıl konur?

    Çocuğum büyüdüğünde bu hastalığı üzerinden atabilecek mi?

    Astım nasıl tedavi edilir?

    Astım tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri var mı?

    Çocuğum alerjik onu korumak için neler yapabilirim?

    Zatürre

    Acaba çocuğum zatürre mi oldu?

    Zatürre akciğerlerinde kalıcı bir zarara yol açar mı?

    Zatürre tekrarlar mı? Tekrarlamaması için ne yapabilirim?

    Uzamış Öksürük

    Çocuklarda öksürüğün 4 haftadan uzun sürmesi uzamış öksürük tanımına girer. Bu durumda mutlaka bazı tedavilerin verilmesi ve hastanın tedaviye cevabına gore bazı testlerin yapılması gerekir.

    Nasıl tedavi edelim?

    Zatürre, astım, uzamış öksürük, hırıltı nefes darlığı gibi şikayetler ile Çocuk Göğüs Hastalıkları uzmanına başvuran bir hastada bizim için en önemli olan

    Hastanın bir an önce hastanın iyileştirilmesi,

    Benzeri olayların tekrarlamaması için gerekli önlemlerin alınması

    Özellikle tedaviye iyi yanıt vermediğini düşündüğümüz hastalarda acaba altta yatan başka bir hastalığın varlığını araştırmaktır.

    Öksürük , hırıltı nefes darlığı ile gelen bir hastada ,kistik fibrozis, yabancı cisim aspirasyonu , reflü, bağışıklık sisteminde yetersizlik, doğumsal hava yolu anormallikleri gibi bir çok farklı hastalık altta yatan gerçek sebep olabilir ve araştırılması gerekebilir.

    Özellikle büyüme gelişmesi iyi olmayan , tedaviler iyi yanıt vermeyen, sık hastane yatışları olan, şikayetleri doğumdan itibaren başlayan hastalar öncelikle araştırılması gereken hastalardır

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Depresyon, duygusal açıdan çökkün bir ruh halinin varlığını gösteren bir çok belirtilerden oluşan psikolojik bir problemdir. Depresyon, sadece olumsuz düşünceler, olumsuz duygular ve olumsuz davranışlarla ortaya çıkmaz. Özgül birtakım bedensel işlevlerin bozulmasıyla da kendini gösterebilir. Yemek yeme sıkıntıları, uyku uyuma problemleri ve cinsel performans kaybı gibi şeylerde depresyonu ortaya çıkarabilir. Depresyon nedenleri, belirtileri ve tedavi yaklaşımları açısından, psikolojik, biyolojik ve toplumsal uzantıları olan bir rahatsızlıktır. Tedavi edilmediği takdirde daha da kötüleşebilir. Sağlıklı bir tedavi süreci yaşanmazsa yeniden ortaya çıkabilir.

    Depresyonda tam bir iyileşme sağlanabilmesi için psikoterapi ve ilaç tedavisinin birlikte uygulanması gerekir. Depresyon, çoğu zaman bedensel bir hastalık gibi kendisini gösterebilir. Depresif kişiler, yorgunluk ve uykusuzluk, baş ağrısı, sırt ağrısı, halsizlik gibi bedensel yakınmalarla uzmana gelirler.

    Kimler depresyon geçirmeye yatkındır?

    • Benlik saygısı düşük olanlar
    • Kendilerine değer vermeyenler
    • Kendini olduğu gibi kabul etmeyenler
    • Kendine inanmayanlar
    • Kendine karşı aşırı özeleştirici davrananlar
    • Sürekli karamsar olanlar
    • Her şeye kolay üzülenler
    • Yaşamlarının akışının kendi kontrolleri altında olmadığı duygusunu yaşayanlar
    • Aşırı stres yüklemesi yapanlar ve stres karşısında kendilerini çabuk bırakanlar, pes edenler.
    • Kötümserler, karamsarlar

    Bunları Biliyor Muydunuz?

    İnsanlardaki duygu, düşünce ve davranış bozuklukları ile uğraşan bir tıp dalıdır. Kendi içinde ikiye ayrılmaktadır. Yetişkin psikiyatrisi , çocuk ve ergen psikiyatrisi.

    Yetişkin Psikiyatrisi: Tıbbın bir dalıdır. Yetişkin psikiyatrisi uzmanı olmak için tıp fakültesini bitirmek ve ondan sonra 4- 5 yıl psikiyatri eğitimi görmek gerekmektedir. Genel olarak psikiyatri, biyolojik, psikolojik veya sosyal ve toplumsal nedenlerle gelişen ve duygu, düşünce ve davranışlarımızda bozulmalara neden olan hastalıklarla uğraşan bir bilim dalıdır.

    Bu bilim dalı depresyon, duygulanım bozuklukları, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozuklukları, paranoid bozukluk, şizofreni, kişilik bozuklukları, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı, cinsel işlev bozuklukları, nörotik bozukluklar, somatizasyon bozuklukları (çeşitli fiziksel belirtilerle seyreden bozukluklar), uyku bozuklukları, yeme bozuklukları vs. bozuklukların teşhis ve tedavisi ile uğraşır.