Yazar: C8H

  • Baharla birlikte alerji mevsimi de başladı

    Baharla birlikte alerji mevsimi de başladı

    Güneşin Yüzünü Gösterdiği, Doğanın Yeniden Hayat Bulduğu Bahar Mevsimi Alerjinin de Habercisi…

    Doğanın yeniden hayat bulduğu bahar mevsiminde, en sık görülen alerji türü olan polen alerjisini, aşı tedavisi ve birkaç pratik öneri ile alt edebilmek mümkün. Polen alerjisi basit bir hapşırmadan ibaret değildir ve hayat kalitesine olumsuz etkileyen bulguları bulunmaktadır.

    İlkbahar aylarında görülen çayır çimenindeki otların ve çeşitli ağaçların polenlerine karşı gelişen alerjinin yol açtığı “Mevsimsel alerjik nezle” diğer bir adıyla “Saman Nezlesi”nin mevsimi geldi. Mart-Nisan-Mayıs döneminde yoğun olarak havaya salınan polenler çocuk ve yetişkinlerde hayat kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Polen Alerjisi basit bir hapşırmadan ibaret değildir. Burun kaşıntısı, burun ve gözlerde akıntı ve göz kızarması şikayetlerine neden olmaktadır.

    Alerji, Çocuğun Okul Başarısını Düşürüyor

    Polenlere karşı gelişen alerji çocuk ve erişkinlerde hayat kalitesini bozacak, günlük aktiviteleri etkileyecek boyutta sorun yaratabilmektedir. Okulda devamlı burun tıkanıklığı, hapşırık, burun akıntısı yaşayan çocuk konsantre olamaz. Okul başarısı düşer. Özellikle ülkemizde sınavların ve sınav hazırlıklarının yoğun olduğu ilkbahar mevsimi bu öğrenciler için gerçek bir sorundur. Aynı durum erişkinlerde iş gücünün düşmesi şeklinde kendini gösterir.

    Bahar Mevsiminde Alerjik Astım Alevlenmeleri Artabilir!

    Alerji sadece burunda kalmaz birçok hastada akciğerlere de etki eder ve alerjik astım alevlenmeleri görülür. Alerjik astım öksürük, hırıltı ya da hışıltı, nefes darlığı şeklinde kendini belli eder. Alerjik nezle alerjik astım birlikte tedavi edilmediği takdirde her iki hastalığında tedavisi yarım kalır.

    Alerji Yapan Maddeden Uzak Durmak Gerek

    Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi Polen Alerjisinden de kurtulmak için alerjik olunan maddeden uzak durmak gerekmektedir. Alerji yapan bitki türü tanınır ve çevrede tespit edilirse; bu bitkinin o bölgeden uzaklaştırılması şikâyetleri kısmen azaltır. Ancak çoğu bitkiler uzaklaştırılsa bile polenleri çok uzak mesafelere ulaşabilir. Bu nedenle polen alerjisinde alerjik olunan maddeden kesin olarak uzak durabilmek mümkün değildir. Ancak uygulanacak birkaç pratik öneri şikayetlerin şiddeti azaltabilir.

    Polen Alerjisinden Korunmak İçin Pratik Öneriler:

    Polen mevsiminde eve hava girişini azaltmak gerekir. Özellikle sabahın erken saatleri havada polen sayısının en fazla olduğu zamandır. Bu saatlerde ve mümkünse günün diğer saatlerinde de kapı ve pencereleri kapalı tutmak gerekir.

    Evi cam açarak havalandırmak yerine polen filtreli klima kullanılmalıdır.

    Klimanın olmadığı durumlarda polen filtreli hava temizleyiciler kullanılabilir.

    Çim biçme gibi aktivitelerden kaçınmalı ve mutlaka böyle bir aktivite yapılacaksa maske takılmalıdır.

    Sabah erken saatlerde ev dışı aktivitelerden kaçınılmalıdır.

    Dışarıdan eve gelindiğinde el, yüz yıkanmalı, kıyafetler değiştirilmelidir.

    Kıyafetleri açık havada kurutmaktan kaçınılmalıdır.

    Mevsimsel Alerjik Nezle (Saman Nezlesi) Nasıl Tedavi Edilir?

    Mevsimsel alerjik nezle tedavisinde gerek çocuklara gerekse erişkin hastalara alerjik şikayetleri mevsim süresince baskılayacak ilaçlar (anti-histaminik) önerilir. Ağızdan alınan alerji ilaçları gün içinde uyku haline neden olabildiklerinden özellikle sınavlara hazırlanan çocuklara bu süreçte anti-histaminik içeren alerji ilaçları verilmemelidir. Böyle durumlarda kortizonlu burun spreyleri tercih edilmelidir.

    Alerjik nezle tedavisinde en etkin ilaçlar kortizonlu burun spreyleridir. Kortizon bazlı burun spreylerinin kana karışma oranı çok düşüktür. Uygun dozda ve uygun teknikle kullanıldığında yan etkilere neden olmazlar. Ancak, alerjik nezlede ilaç tedavisi kullanıldığı sürece etkilidir. İlaçlar kesilince altta yatan alerji tedavi edilmediyse tüm belirtiler geri dönmektedir. Mevsimsel alerjik nezlenin tek kökten tedavisi alerji aşı tedavisidir.

    Kalıcı Çözüm Dilaltı Aşı Tedavisi

    Mevsimsel Alerjik nezlenin kökten tedavisi olan Aşı tedavisinin esası vücudu alerjik olunan maddeye yavaş yavaş alıştırmaktır. Bu şekilde vücut alerjik maddeye duyarsızlaşır. Aşı tedavisi İğne aşı ve dilaltı damla aşı tedavisi olarak iki şekilde uygulanmaktadır. En eski yöntem iğne aşı uygulamasıdır. Ancak iğne aşıların alerjik yan etkileri fazladır. İğnenin doktor gözetiminde uygulanması gerekir ki; buna rağmen hayatı tehdit edici alerjik reaksiyon riski olabilmektedir. Ancak aşı tedavisi uygulanmadığında alerjinin de geçmediği yıllar içinde gözlenmiştir.

    Alerjiye karşı kökten ve kalıcı çözümün Dilaltı damla aşılardır. Dilaltı damla aşıları alerjik yan etkiler açısından güvenli ve evde uygulamaya uygun aşılardır. Tedavide amaç hastanın ilaçsız da iyi kalmasını sağlamaktır.

    Başarı oranı oldukça yüksek olan dilaltı damla aşılarının yakın zamanda Avrupa’da tablet formlarının geliştirilmiş olduğu bilinmektedir. Özellikle çayır çimeni poleni alerjisi için geliştirilen tablet aşıların çok yakında Dünya ile aynı anda ülkemizde de kullanımı söz konusu olacaktır. Gerek iğne gerekse damla ve tablet formlarının etkinlik açısından farkı yoktur. Buna karşın damla ve tablet formlar güvenli olması açısından iğne aşıya göre üstündür. Polen alerjisi kanıtlanmış tüm alerjik nezle hastalarının kalıcı çözüm için dilaltı aşı yöntemine başvurmaları hastalıktan kurtulmak için atılacak en önemli adım olacaktır.

  • DEPRESYON HASTALIK HASTALARINDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

    DEPRESYON HASTALIK HASTALARINDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

    En ufak bir hastalık ve ya ağrınızı felaket senaryosuna dönüştürüp doktor doktor geziyor, sürekli bedeninizi kontrol edip kaygıya kapılıyor ve teşhis edilmemiş bir hastalığın kendinizde var olduğuna inanıp internetten bununla ilgili araştırmalar yapıyorsanız Hipokondriyasiz yani; “Hastalık Hastası” olabilirsiniz. Hastalık hastası olan kişiler sürekli bedenleri ile ilgili endişe yaşadıkları için depresyona girme olasılıkları da artıyor. Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır, hastalık hastası kişiler hakkında bilgi verdi.

    Sağlık Durumları Hakkında Sürekli Endişe Yaşarlar

    Hipokondriyasiz (hastalık hastalığı); kişinin fiziksel bir rahatsızlığı olmadığı halde en ufak hastalık belirtisi ve ya ağrılarını büyük, ölümcül ya da tedavi edilemez ciddiyette hastalıkların belirtisi olduğuna inandığı, yüksek düzeyde kaygı ile seyreden bir rahatsızlıktır. Bu hastalığa sahip olan kişiler, sağlık durumları hakkında sürekli endişe ederler. Bedenindeki her türlü minimal değişikliğe aşırı derecede tepki verirler. Bütün dikkat henüz tanısı konmamış ve tespit edilememiş ciddi rahatsızlık belirtilerindedir. Bu nedenle de diğer insanlara oranla beden duyumlarına aşırı duyarlıdırlar. Sürekli bedenlerini kontrol etme ya da minimal düzeyde de olsa her hangi bir hastalık belirtisi olabilecek durumları takip etmekle meşguldürler.

    En Basit Ağrılarını Felaketmiş Gibi Yorumlarlar

    Düşünce içerikleri hastalık kuşkuları ve kaygıları ile dolu olduğu için; kalp atımlarını takip etme, nabzını ölçme, vücudunda her hangi bir ağrı olup olmadığını anlayabilmek için dokunma ve nefes alıp verişinin düzenini kontrol etme gibi birçok kontrol davranışları sergilerler. En basit bir ağrıda bile bu belirtiyi felaketmiş gibi yorumlayıp, peşine düşerler. İnternetten belirti tarayıp, en kötü senaryolara inanarak doktor doktor gezerler. Doktorların teşhislerine de güvenemediklerinden genellikle aynı belirti için en azından 2-3 doktora görünüp emin olmaya çalışırlar. Fiziksel bir sebep bulunamadıkça da “tespit edilememiş ciddi bir rahatsızlığı olduğuna dair inançları daha da pekişir. Doktorların kendisini anlayamadıklarını ve hastalığı tespit edemediklerini düşünürler. Alternatif tıp yöntemlerine en çok başvuran kişiler yine bu hastalığa sahip kişilerdir.

    Kaygılarını Artırırlar

    Hastalık kuşkuları nedeniyle sıkıntıyı sadece kendileri çekmez. Yakın çevresindeki kişiler de bu durumdan sıklıkla etkilenirler. Çünkü kişi sürekli en yakınındakileri, kendi evhamı ve kaygısını kontrol edemediği için bunaltır. Aynı zamanda bu kişiler çok çabuk semptom kaparlar. Herhangi bir sohbette ya da izlenilen bir programda yer alan hastalık haberlerinden çabucak etkilenip, bu belirtilerin kendisinde olup olmadığını düşünmeye başlarlar. Beden duyumlarına hassasiyet olmayan belirtilerin var gibi algılanmasına sebebiyet vererek kaygılarını tetikler. İnternetten en çok hastalık taraması yapan kişiler, bu gruptandır. Hastalıklar hakkında bilgi sahibi olmaya çalışırken kaygılarını artırdıklarının farkında olmazlar.

    Bu Kişilerde Depresyon Görülme Oranı Çok Yüksek

    Hastalık hastalığına sahip olan kişilerde depresyon görülme oranı çok yüksektir. Derdine çare bulamayan kişinin karamsarlığa ve umutsuzluğa düşerek hayattan zevk alması azalır. Ayrıca henüz saptanamayan bir hastalığı olduğu inancıyla; hareketlerini kısıtlama ve gündelik aktiviteleri yapmama gibi genel bir motivasyon kaybı yaşarlar. Daha fazla yatakta kalarak hasta oldukları inançları artarken hem de depresyon döngüsüne girmeye başlar. Bütün dikkat bedeninde olduğu için içe çekilme, sosyal aktiviteleri kısıtlama dolayısıyla da toplumsal, sosyal ve mesleki çoğu önemli işlevsellik alanında bozulmalar başlar.

    Bu Belirtiler Sizde Varsa Hastalık Hastası Olabilirsiniz;

    • Elinizde olmadan sürekli teşhis edilememiş ya da sizde var olma potansiyeli olduğunu sandığınız hastalıklar hakkında konuşuyorsanız,
    • Eşiniz, aileniz ve yakın çevreniz artık bu konuda sizden rahatsız olmaya başladıysa,
    • En ufak belirtiyi felaketleştirip internet araştırmaları yapıyor, ciddi bir rahatsızlık endişesiyle sık sık doktora gidiyor ve buna rağmen herhangi bir şey tespit edilemiyorsa,
    • Birden fazla doktora görünmeden içiniz rahat etmiyorsa,
    • Hayattan aldığınız zevk düşmeye başlamış ve tüm düşünce içerikleriniz hastalıklar hakkındaysa,
    • Kendinizi bu konuda çok çaresiz hissediyorsanız,

    Psikiyatrik değerlendirme için mutlaka ruh sağlığı profesyonellerine başvurunuz. Günümüzde etkili psikoterapi uygulamaları ve bazı durumlarda yanında ilaç tedavisiyle bu hastalığı yenebilirsiniz.

  • Yenidoğan bebek için ilk 48 saat neden önemli?

    Doğumdan sonraki ilk 60 saniyeden başlayarak geçen 48 saatte yapılan girişim ve incelemeler, bebeğin yaşamını tamamen değiştiriyor. Eksik ya da hatalı yapılan uygulamalar yaşamsal sorunlara yol açabiliyor. Gebelik süresince hiçbir sorun olmasa da 10 doğumdan birinde bebek dış hayata uyum sağlamakta zorlanmaktadır.

    Dokuz ay boyunca annesinin karnında rahat, sıcak ve güvenli bir ortamda büyüyen, tüm gereksinimleri annesi tarafından karşılanan ve bu sırada akciğer ile kalp dolaşımı farklı olan bebeğin vücudunda doğumla birlikte dış dünyaya uyum sağlamak için çok hızlı değişiklikler oluyor. Bebek ilk nefesini alması ve kordonunun kesilmesi ile birlikte metabolik dengesini sağlamaya çalışır. Doğumdan sonra eksik ya da hatalı yapılan uygulamalar, yaşamsal sorunlara yol açabilir. 100 bebekten birine kalp masajı yapmak ya da balon-maske ile solutmak gerekmekte olup, her doğumda sorunların önüne geçebilmek için bebekle ilgilenecek bir hekim ve hemşirenin hazır olması gereklidir. Altın dakika olarak nitelendirilen, hayatın ilk 60 saniyesinde bebek soluğunda veya kalbinde problem varsa hemen müdahale edilmesi çok önemlidir.

    Bebeğin ilk aşısı anne sütü

    Doğum sonrası uyumu normal olan bebeklerin ilk muayenesi doğum salonunda yapılabilmekte olup, bu sırada yarık dudak, damak, makatın gelişmemesi ve parmak sayılarında farklılık gibi anomalilerin de kontrolü sağlanmaktadır. Tüm kontrolleri yapılan bebek anneye gösterildikten sonra doğum salonunda anne memesine tutulması gerekir. Emzirme ne kadar erken başlarsa, süt de o kadar erken gelir. Bebeği mikroplara karşı koruyan hücre ve antikorları içeren anne sütü doğumu izleyen günlerde çok zengindir. Anne odasına alındıktan sonra doğumu izleyen bir saat içinde bebeğin mutlaka emzirilmesi gerekmektedir.

    Sezaryanla doğan bebekler adaptasyon sorunu yaşıyor

    Bebeğin ilk 48 saatinde sık karşılaşılan sorunlardan birisi de sarılıktır. Zamanında doğan bebeklerin yüzde 60’ında, erken doğan bebeklerin ise yüzde 80’inde sarılık görülmektedir. İlk 24 saatte meydana gelen sarılıklar patolojiktir ve izlenmesi gereklidir. Fizyolojik sarılık ise ikinci veya üçüncü günde ortaya çıkarak yaklaşık bir-iki hafta sürmektedir. Anne ve bebek arasında kan grubu uyumsuzluğu varsa bu durumun da yakından izlenmesi gerekmektedir. Bebekler kendilerini normal doğuma hazırladıkları için, sezaryen ile doğumda bebekler dış dünyaya adapte olmakta zorlanabilmektedirler. Bebekler ilk idrarını doğumdan sonraki 24 saat, ilk kakayı da 48 saat içinde yaparlar. 48 saat içinde kakanın yapılamaması, barsaklarda tıkanıklık olasılığını düşündürdüğü için mutlaka hekime başvurulması gerekmektedir. Doğumu izleyen günlerde kakanın koyu yeşilimsi-siyah renkte olması da normal kabul edilmektedir.

    Erken doğumlarda risk artıyor

    Doğumdan sonraki ilk dakikada oksijenlenme süreci gecikirse başta beyin olmak üzere tüm organlar zarar görür. Beyin oksijensiz kaldığında havale görülebilir. Bu durumun sonucunda bedensel ve zihinsel gelişim geriliği ile epilepsi, okul başarısızlığı ya da spastisite gibi ileriye dönük pek çok sorunla karşılaşılabilir. Erken müdahale edilerek yoğun bakım ünitesine alınan bebek 24-28 saat içinde iyileşebilmektedir. Erken doğan bebekleri yaşamın ilk 48 saatinde daha fazla sorun beklemektedir. Erken doğum yapacak olan gebelerin mutlaka yenidoğan ünitesi bulunan merkezleri tercih etmesi gerekmektedir. Anne karnındayken kalbinde veya akciğerinde gelişim bozukluğu belirlenen, barsaklarında tıkanıklık, böbreklerinde anomali saptanan bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan merkezlerde doğması önem taşımaktadır.

  • SONBAHAR DEPRESYONU EN ÇOK KADINLARI SEVİYOR

    SONBAHAR DEPRESYONU EN ÇOK KADINLARI SEVİYOR

    Sürekli uyku hali, genel anlamda kendini mutsuz hissetme, aşırı yemek yeme isteği gibi belirtiler sizde de varsa sonbahar depresyonu kapınızda olabilir. Yaz mevsimine veda edip sonbahar aylarına girdiğimiz şu günlerde gün ışığından daha az yararlanmak ve soğumaya başlayan havalar ruh halimizi olumsuz etkiliyor.

    Özellikle kadınların en çok etkilendiği bu mevsim geçişlerinde sağlıklı bir ruh hali için neler yapılmalıdır?

    Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır Elbeyoğlu, sonbahar depresyonu hakkında bilgi verdi

    Güneş Işığından Az Yararlanmak Depresyona Yol Açıyor

    Yaz ve kış aylarındaki gün ışığı periyodu ile gece melatonin (uyku hormonu) salınım süresindeki farklılıklar, mevsimsel değişikliklerden etkilenmeye yatkın kişilerde depresyon atağı gelişmesine sebep olmaktadır. Sonbaharda düşen hava sıcaklığı ve günlerin kısalmasından dolayı gün ışığından daha az faydalanmak kişilerde hormonel değişikliklere yol açmaktadır. Serotonin(mutluluk) hormonu düzeyi düşerken, melatonin(uyku) hormonunun düzeyinin yükselmesi; kişide depresyonun oluşmasına uygun zemin hazırlamaktadır. Genel olarak kış aylarında daha çok uykuya ihtiyaç duyulma ihtiyacı da bu durumdan kaynaklanmaktadır. Sonbahar ve kış dönemlerinde artan melatonin uykuyu artırmakta ve aynı zamanda insanlarda iştah artışına da sebep olmaktadır.

    Gün Boyunca Devam Eden Mutsuzluk Sonbahar Depresyonunun Habercisi

    Sabahları uyanmakta güçlük ya da çok erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama, gün boyunca devam eden mutsuzluk hissi, ilgi kaybı, gündelik aktiviteleri yaparken zorlanma, enerjide düşme, geçmeyen yorgunluk hissi, konsantrasyonda bozulma, bellek zorlukları yaşamaya başlama, iştahta artma ya da çok azalma, cinsel isteğin kaybı ile değersizlik ve yetersizlik duygularının artması gibi belirtiler Sonbahar Depresyonunun habercisi olabilir.

    En Çok Kadınlar Etkileniyor

    Mevsimsel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan tablo tıpkı depresyon hastalarınkine benzer. Sabahları uyanmakta güçlük ya da çok erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama, gün boyunca devam eden mutsuzluk hissi, ilgi kaybı, gündelik aktiviteleri yaparken zorlanma, enerjide düşme, geçmeyen yorgunluk hissi, konsantrasyonda bozulma, bellek zorlukları yaşamaya başlama, iştahta artma ya da çok azalma, cinsel isteğin kaybı ile değersizlik ve yetersizlik duygularının artması gibi belirtiler sonbahar depresyonunun habercisi olabilir. Mevsimsel değişiklerden ruhsal olarak en çok kadınlar etkilenmektedir. Bunun sebebi; kadınların serotonin (mutluluk) hormonu duyarlılıklarının daha yüksek olduğudur. Yaygın olarak sonbaharda başlayıp, kış bitimine kadar devam eden bu belirtiler kişilerde ciddi düzeyde işlev kaybına ve hayat memnuniyetinde azalmaya yol açmaktadır.

    SONBAHAR DEPRESYONUNDAN KORUNMAK İÇİN ÖNERİLER

    • Sabah Doğan Akşam Batan Güneşi Seyredin
    • Mevsimselliğe bağlı gelişen depresyona yatkın kişiler sıklıkla, gerek suni bir ışık kaynağının altında ya da güneşli iklimi olan bir yere seyahat ettiklerinde kendilerini çok daha iyi hissettiklerini belirtirler. Bu nedenle, özellikle sonbahar mevsimlerinde imkânınız olduğu sürece sabah doğan ve akşam batan güneşi seyretmeniz ruhunuza iyi gelecektir.

    Açık Alanda Yürüyüş Yapın

    Havanın soğuk olmasına aldırmadan güneş gördüğünüzde mutlaka sporunuzu açık alanda yapmaya gayret etmek ya da düzenli spor yapmıyor olsanız bile güneşli günlerde açık havada hafif tempolu yürüyüşler yapmak gün ışığından fazla faydalanmanızı sağlayacaktır.

    Uyku Ritminizi Ayarlayın

    Gün ışığından fazla faydalanabilmenin bir diğer yolu da, güneş olsun ya da olmasın erken kalkıp erken yatarak uyku ritminizi aydınlıktan daha fazla yararlanacak şekilde oluşturmaktır.

    Eve Kapanmayın

    Eve kapanmak, pasif olmak insanların enerjisini artıran değil azaltan bir faktördür. Bu nedenle aktif olmaya özen gösterin. Gün içinde yapılacak hiç bir işiniz yoksa bile dışarıda vakit geçireceğiniz aktiviteler planlamak önemlidir.

    Sağlıklı Beslenmeye Özen Gösterin

    Hazmı kolay düşük kalorili yiyecekler iyi hissetmemizi sağlar. Bu nedenle iştahınız ne kadar artarsa artsın yiyecek seçimlerinize özen göstermeye çalışın.

    Pozitif Ruh Halinin Devamı İçin Sevdiğiniz Şeyleri Yapın

    Aile, sevilen arkadaşlar, sevilen mekanlar ve hobiler pozitif ruh halinin devamının en önemli ayaklarıdır. Depresif hissetmenin doğal sonucu olan sosyal izolasyonla mücadelede ve hareket döngüsünü devam ettirmede koruyucu faktörlerdir. Bu nedenle isteksizlik yaşıyor bile olsanız sevdiğiniz insanlarla bir arada, özellikle dışarıda vakit geçirmek iyi gelecektir.

    Tüm Bunlara Rağmen Depresyondan Çıkamıyorsanız Uzman Desteği Alın

    Tüm bu önerilere rağmen geçmeyen ve daha da ağırlaşan depresif duygulanım hali söz konusu olduğunda vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım almak en doğrusudur. Özellikle geçmişte depresyon tedavisi gördüyseniz, hali hazırda tekrarlayan depresif nöbetleriniz ya da tanısı konmuş bir psikiyatrik rahatsızlığınız varsa mutlaka uzman kontrolünde kalmalısınız.

  • Emzirirken ilaç kullanımı (1)

    Emzirirken ilaç kullanımı (1)

    Emziren bir annenin en çok merak ettiği konulardan birisi de, hastalandığı zaman hangi ilaçları güvenle kullanabileceğidir. Aslında çok genel olarak baktığımızda bu konunun biraz abartıldığını söyleyebiliriz. Çünkü kesinlikle kullanılmaması gereken veya annenin sağlığı için mutlaka kullanılacaksa emzirmenin kesilmesi gereken ilaçlar bir elin 5 parmağını geçmez. Yalnız nadiren gebelikte güvenli olan bir ilacın emzirirken güvenli olmayabileceğini de eklemekte fayda görüyorum.

    Bu yazıdaki amacımız kalabalık listelerle kafanızı karıştırmak yerine bu konudaki genel prensipleri vererek sizleri biraz olsun rahatlatmak ve günlük hayatımızda sıkça kullanılan ilaçları alırken emzirme durumu hakkında bilgi vermek. Çünkü çok ayrıntılı listeleri vermek ancak bir kitap yazarak mümkün olabilir.

    Bebekler büyüdükçe ilacı vücutlarından atma kapasiteleri de artar, bu nedenle, anne sütü alan bir bebek prematüre veya düşük doğum ağırlıklı değilse ve 30 günden büyük sağlıklı bir bebekse genel olarak biraz daha rahat olabiliriz. Ancak prematüre ve düşk doğum ağrılıklı bebeklerde çok dikkatli olmak gerekir. İlacın bebekte yapacağı etkileri anneye ait faktörler, bebeğe ait faktörler ve ilacın tipi tayin eder. Bebeğin günlük aldığı toplam süt miktarı da yine bunu belirleyen faktörler arasındadır. Bu durumda 8, hele de 10 aydan büyük yoğun ek gıda alan bebeklede yine biraz daha rahat olmak mümkündür.

    Krem-pomat tarzı sürme ilaçların, burun damla ve spreylerinin veya soluma yoluyla alınan spreylerin direk kana ve dolayısıyla anne sütüne geçme olasılığı daha az olduğu için, bu tür ilaçlar emziriken en güvenli gruptur. Ağızdan alınan ilaçlara gelince vitamin-minerlaler, basit ağrı kesiciler ve çoğu antibiotiğin güvenli olduğunu söyleyebilirim. Bununla ilgili istisnaları ve daha nadir kullanılan diğer ilaç gruplarına da başka bir yazımızda değineceğiz.

    Kaynak: http://www.medsafe.govt.nz/Profs/PUarticles/lactation.htm#Calculation

  • Yeni Aile Modeli

    Yeni Aile Modeli

    Günümüzde alternatif yaşam biçimlerine rağmen, çekirdek aile modeli insanların büyük çoğunluğunun ulaşmaya çalıştığı ideal yapı olarak hala yerini koruyor. Kadının aile içindeki, erkeğin ise çalışma hayatındaki yerinin korunuyor olması bunda en önemli etken olmasının dışında, çocukların ve onların yetiştirilmesinin merkezi önemi de bu yapının sürmesinde önemli bir faktör. Ancak boşanma istatistiklerine bakıldığında her geçen gün yükselen boşanma oranları, evlilik yaşının artması, evli kalınan yılın azalması ve boşanmaların neredeyse çoğunun ilk beş yıl içerisinde olmaya başlaması gibi sonuçlardan;birçok insanın bu ideale göre yaşamaya çalışırken, memnuniyetleri ya da bu modelin kendilerine uygun olup olmadığını sorgulamalarının ön planda olduğunu düşündürmektedir. Belki de artık günümüzde aile idealimizin kendisi mi mutsuzluk sebebi, diye sormanın vakti geldi. Bunun çiftler arasında bırakın konuşulmasını kişinin bireysel dünyasında bile kendisine uymadığını kabullenmesi bile suçluluk duymalarına neden olduğu göz önüne alındığında, çoğu insan bunu kendine sormaktan veya aile idealinden sapmaktansa doğru sayılan aile mitleriyle hayatını mutsuz edebiliyor. Bu mitlerin çoğu da çocuk odaklı.

    Günümüzde insanlar kimlikleriyle ilgili ciddi sorunlar yaşamaktalar, örnek alabilecekleri net bir ideal yok gibi. Değişen ekonomik koşullar, kadınların yeni konumu da bu belirsizlikte önemli rol oynamakta. Günümüzde erkekler ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayan taraf olmaktan ve vazgeçilmez olmazdan çoktan çıktı. Cinsiyetler arasındaki farklılıkların azalması cinsel çekiciliği ortadan kaldırdığı gibi, yeni kurulan ilişkilerin pamuk ipliğinde sürmesine de en önemli etken. Erkekler kaygılı, kadınlar güvende değiller. Oysaki en temel ruhsal ihtiyacımız birine güvenli bağlanmayken, bunun neredeyse imkânsız hale gelmesi ve ne yapacağımız bilmediğimiz bir özgür olma hali…

    İş arkadaşlarıyla toplanılan kahve arası bir zamanda, artan boşanmalar konuşulurken daha önce hiç bilinçli olarak düşünmediğim o an ağzımdan çıkan cümleler geliyor aklıma “en iyi hayat arkadaşı belki de hemcinslerimiz”…Burada kastedilen cinsel yönelimin hem cinslere kayması değil, doyurulmayan duygusal boşlukları hemcinslerin çok daha iyi anlayıp ilişkilerine daha çok güvenebilmesi. Belki de önümüzdeki yıllarda güvenli bağlanma ihtiyacımızı hem cinslerimizle doyurup, onlardan duygusal destek alırken; karşı cinsi sadece anne/baba olarak görmeye başlayıp, adeta bir şirketin yönetimini paylaşır bir ilişki içinde olacağız. Ya da ne yapacağımızı bilmediğimiz özgürlüğümüzle savrulurken, temel ruhsal ihtiyaçlarımızı çocuklarımızla karşılamaya hayatın anlamını onlarda aramaya bir yandan da hayatta kalmaya çalışacağız. Kabullenmesi çok zor, ama belki de ruhumuzu kapsayan varoluşsal kaygılarımızı azaltmanın yolu alternatif yaşam biçimlerinin artık konuşulması, global gelişmeleri, erkeğin ve kadının toplumdaki ve ekonomideki yeri, dinsel değerleri göz önünde bulundurarak yeni bir seçim yapabilmenin mümkün kılınabilir olması. Erkekler kaygılı, kadınlar güvende değiller. Ama ikisinin de en temel ruhsal ihtiyacı aynı “güvenli bağlanma”…Denemeye devam edecekler, farklı farklı biçimlerde de olsa birliktelikler olacak.

  • Bebeklerde gaz sancısı (infantil kolik)

    Tekrar Merhaba

    Bebeğinizin doğumundan itibaren büyüme gelişme sürecinde karşılaşabileceğiniz çeşitli durumları ele alan yazı dizimin ikincisini birçok ailenin korkulu rüyası olduğunu düşündüğüm gaz sancısına ayırdım. Yazılarımda, karşılaşılabilen bazı problemlere genel bir bakış açısı sunuyorum. Ancak unutmayın ki her bebek-çocuk ayrı bir bireydir. O yüzden burada yazdıklarımın birçoğu sizin bebeğinizde farklı bir şekilde seyredebilir. Bu nedenle önemli olan sizin gözleminiz ve takip eden doktorunuzun dedikleridir.

    İlk yazımda doğum sonrası beslenmeyi ele almıştık. Anne-bebek iletişiminde ilk aşamayı tamamlayıp emzirme düzenini sağladınız; sonrasında acaba sizi neler bekliyor?…

    İlk bir hafta-on günden sonra artık hayatınız düzene girmeye başladı. Bebeğiniz 2-3 saatte bir düzenli emiyor, meme başı çatlakları geçmeye başladı, memelerdeki hassasiyet azaldı. Bebeğiniz huzurlu, günün çoğunu uyuyarak geçiriyor. Oh ne güzel gazı da yok, …. Diye erken sevinmeyin sakın!… Önünüzdeki bir hafta-on gün içinde yavaş yavaş önce ıkınma, inleme ile başlayıp arkasından belli saatlerde şiddetli ağlamalarla seyreden yeni bir dönem başlıyor. Birçok endişeleriniz olmaya başladı. Acaba sütüm yetmiyor mu? Yoksa sütüm bebeğime yaramadığı için mi sürekli emmek istiyor? Gazını da rahat çıkarıyor aslında…

    Gaz sancısı ya da infantil kolik bebeklerde 2-3 haftalıkken başlayıp üçüncü ayına kadar devam eden, genelde belli saatlerde (özellikle akşam babanın işten gelme saati) başlayıp birkaç saat süren ıkınma, inleme, sık emmek isteme veya şiddetli ağlama nöbetleri ile karakterize bir dönemdir. Bu durum bebeğinizin normal gelişim sürecinin bir parçasıdır, bir hastalık değildir.

    Bu duruma önceden hazırlıklı olmanızda ve bunu baştan kabullenmenizde fayda var. Çünkü siz ne kadar panik yaparsanız, bebeğiniz de sizden o kadar etkilenebilir. Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi bu duruma hazırlanmanın en önemli aşaması öncesinde bebeğinizin beslenme düzenini sağlamaktır. Normalde bebekler 2-3 saat aralıklarla her iki memeyi de 10-20 dakika kadar emerler. Bir memeyi emmeyi hemen tamamlamayabilir. Bu yüzden beslenme sürecini yaklaşık 1 saatlik döneme yayarak arada gazını çıkarıp bakımını sağladıktan sonra beslenme tamamlanmalıdır. Bu bir saatlik süreç etkin olarak kullanıldığında bebeğiniz sonrasında 2-3 saat kadar uyuyacaktır. Düzenini gaz sancısı döneminde de mümkün olduğunca bozmayın, sürekli emzirdikçe bebeğinizin kusması artabilir ve midesi sürekli dolu olduğu için rahat yatamaz. Anneler bu dönemde bebeklerinin kucağa alıştığını ifade ederler. Bunun temel nedeni bebeğin rahat yatamamasıdır. (Hem midesi dolu olduğu, reflüsü olduğu için; hem de karında gerginlik ve şişkinlik nedeni ile)

    Gaz sancısı dönemi özellikle yeni ebeveynler için bazen yıpratıcı olabilir. Anne dinlenemez ve beslenme düzenini aksatır ise süt yapımı gerçekten biraz azalabilir, meme poblemleri tekrarlayabilir, mastit (meme iltihabı) gelişebilir. Bebeğinizi düzenli olarak sağlam çocuk takiplerinize götürmeniz ve doktorunuz ile iletişim halinde olmanız bu dönemi biraz daha rahat atlatmanızı sağlayacaktır.

    Bu durumun 2 ay sonra geçeceğini düşünün. Bebeğinizin her döneminde birtakım sorunlar yaşayacaksınız. Emin olun gaz sancısı bunların en hafiflerinden biri. En azından bebeğinizi kucağınıza alıp pışpışlayınca, emzirince veya arabayla gezdirince biraz rahatlıyor. En önemlisi de birkaç ayda geçeceğini biliyorsunuz. O zaman niye kendinize eziyet ediyorsunuz. Önce bebeğinizi güzenli bir şekilde yatağına yatırın. Açın güzel bir müzik(tercihen klasik müzik) ve keyif alacağınız bir işle uğraşın. Veya ev işleriyle ilgilenin. Benim size önerim evi süpürmenizdir. Elektrik süpürgesi, saç kurutma makinesi gibi mekanik sesler bebeğinizin rahatlamasını sağlayacaktır. Siz de bu süre içinde biraz ağlama sesinden uzaklaşacaksınız, hem de ev işi görülmüş olacaktır. 15-20 dakika kadar elektrik süpürgesi ile evi süpürdükten sonra bebeğinizi kontrol ettiğinizde büyük ihtimalle uyumuş olacağını göreceksiniz. Eğer hala sakinleşmemişse araba ile gezmenin sırası gelmiş demektir!… Bazı bebekler birtakım ilaçlarda fayda görebilir. Bu durumu doktorunuza danışmanızda fayda vardır.

    Yine de her şeyi gaz sancısına bağlayıp geçmeyin. Bu dönemde görülebilen başka sorunlar da gaz sancısına eşlik edebilir. Düzenli doktor takiplerinizi ihmal etmeyin ve doktorunuzla iletişiminiz iyi olsun. Unutmayın ki her çocuk farklıdır ve bazı sorunlar bazı çocuklarda farklı şekillerde seyredebilir.

    Biliyorum, anne-baba olmak çok zor, ancak çok da keyifli. Merak etmeyin gaz sancısı sandığınızdan çok daha çabuk geçecek. Ve 2 ay sonra çocuğunuz size gülücükler saçmaya, agulamaya başlayınca herşeyi unutuvereceksiniz. Bunu da bir sonraki yazımda anlatmayı planlıyorum.

    Tüm anne-babalara çocuklarıyla birlikte sağlıklı günler dilerim.

  • İlişkilerde Adı Konamayan Kâbus: Duygusal Yoksunluk

    İlişkilerde Adı Konamayan Kâbus: Duygusal Yoksunluk

    İnsanların bağlanma algısı geliştirebilmesi için sevgi, ilgi, eş duyum, saygı, şefkat, anlayış ve korunmaya ihtiyaçları vardır. Yakınlık ve ait olma hissi başkaları ile ilişki kurabilmenin en önemli iki yoludur. Yakınlık en yakın ilişkilerimize (anne, baba, sevgili, eş) ; ait olma hissi ise sosyal ilişkilerimize uyumu sağlamaktadır. Bazı bireyler için erişkinlikte sevilebilir diğeri ile güvenli bağ kurabilme, yakın ve ait hissedebilme oldukça zordur. Aslında bu kişilerde bağlanma problemi hemen göze çarpmaz, hatta çok güzel uyum sağlıyor gibi gözükür ama genellikle favori duygusu (en sık hissedilen) yalnızlıktır, koşulları ne olursa olsun genelde daha önce hiç sahip olmadığı ilişkiyi arzular. Kimsenin onu derinden bildiği ya da onunla derinden ilgilendiğini hissetmez.

    Dolayısıyla yoksunluğuyla başa çıkma sitiline göre genellikle ya karşı cins tarafından her zaman duygusal olarak hayal kırıklığına uğratılma, ya da aşkı platonik yaşamaya daha hevesli olma, ya da duygusal açıdan verici olup tam tersi insanlarla ilişkiyi devam ettirerek bu adı konamayan kâbusla baş etmeye çalışırlar ancak sonuç yine aynıdır daha az yakınlık, daha az aidiyet.Ve içten içe kemiren yalnızlık duygusu ile birlikte sevilme ihtiyacının hiçbir zaman karşılanmayacağına dair derin ve sabit bir inanç söz konusudur. Duygusal yoksunluk deneyiminin tanımlanması oldukça zordur, çünkü içinde çok az düşünce barındır, hisle ilgilidir ve yoksunluk çok erken başlangıçlıdır yani erken dönemde kurulan birincil bakım veren ebeveynimizle ilişkilerden köken alır.

    Duygusal yoksunluğun erişkinlikte yansımaları en çok yakınlık gerektiren karşı cins ilişkilerinde kendini göstermektedir. Farklı yansımaları vardır. Bunlardan birinci insan ilişkilerinde çok ısrarlı olma ve insanlar size ne kadar verirse versin bunun hiçbir zaman yetmemesi. Ya fazla muhtaçsınızdır ya da çok fazla talepkar. Bazı insanlar ise bu yoksunluğu başka insanların ihtiyaçlarını besleyerek telafi ederler. Arkadaşlarının ya da çocuklarınızı ihtiyacını karşılamak için çok fazla çaba içinde olmak ya da insanlara yardım etmeyi içeren işlere yönelmek ya da gönüllü olmak yoksunluğun telafi için mükemmel bir yoldur. Son yansıma ise insanlar tarafından kronik olarak hayal kırıklığına uğratılmak, ilişkilerin sonucunda insanlara duygusal olarak sizin yanınızda olacakları konusunda güvenmemek, anlaşılmadığınızı düşünmek duygusal yoksunluğun neticesidir. Duygusal yoksunluk yetişkinlik hayatında erken dönem bakım verenle ilişkinin niteliğine göre ya tüm hayatı kapsar ya da herkes yoksun bırakan insanlar olarak görülmez, sadece kısıtlı bir alanı kapsar özellikle de âşık olunanı.

    Çoğu insanın çok başarılı bir iş hayatı, oldukça geniş sosyal ilişkileri genel olarak işlevselliği oldukça yüksek bir hayatı olmasına rağmen karşı cins ilişki konusunda tekrarlayan bir örüntü yaşaması, dikiş tutturamaması veya kronik hayal kırıklıkları yaşamasının altında aslında kelimelere dökülemeyen, deneyimlenmesi hatta tespiti oldukça güç bu inanç yatar. Çünkü duygusal yoksunluk eksik olan bir şeydir, çocuğun hiçbir zaman bilmediği bir şey…

    İlişki yaşadığınız kişi size fazla yakınlaşınca ilişkiyi bitirmek için uygun nedenler bulmaya başlıyorsanız, yoksunluğunuzu ilişkinizi sabote ederek pekiştiriyor yani ihmale aşırı hassas hale geliyorsanız, sevgilinizin aklınızı okumasını ve sihirli bir şekilde ihtiyaçlarınızın karşılanmasını bekliyorsanız, ilişkilerde çatışma durumlarında her seferinde derin bir sessizliğe teslim oluyorsanız, ya da fazlasıyla hırçın talepkarsanız içinizdeki “ihmal edilmiş, yoksun” çocuğu hissetmeye çalışın. Anlamak değişimde ilk adımdır.

  • Çocuğunuz süt içmiyorsa

    Çocuğunuz süt içmiyorsa

    Sevgili anne-babalar daha önce “Süt içmeyenlerin boyu uzamaz mı” diye çarpıcı bir yazı yazmıştım. Ve doğada süt ve süt ürünleri yerine geçebilecek birçok gıda olduğundan bahsetmiştim. Şimdi bu konuyu biraz daha detaylı olarak irdelemek istiyorum. Besinlerin kalsiyum içerikleri hakkında size bilgiler verdikten sonra, süt içmeyen çocuklar için bazı önerilerde bulunacağım.

    Bir besinin ne kadar iyi bir kalsiyum kaynağı olduğuna karar verirken sadece 100 g’ında ne kadar kalsiyum içerdiğine bakmak yetmez, kaynağın iyi olduğuna karar verirken emilmeyi etkileyen etmenlerin de birlikte düşünülmesi gerekmektedir. Kalsiyumun en iyi kaynakları, emilebilen kalsiyumu en çok içeren besinlerdir.

    Bu yönden besinlerimizi kalsiyumun en iyi, iyi, orta ve zayıf kaynakları olarak 4 ana sınıfa ayırabiliriz. Özetle söylemek gerekirse

    En iyi kaynaklar: Süt ve süt ürünleri (Yoğurt, peynir v.s)

    İyi kaynaklar: Pekmez, susam, fındık, fıstık ve benzeri yağlı tohumlar,yeşil yapraklı sebzeler,kuru baklagiller ve kurutulmuş meyvelerdir.

    Orta derecede kaynaklar: Yeşil sebzeler , yumurta, portakal, mandalina, limon,çilek gibi besinlerdir.

    Zayıf kaynaklar: Tahıllar, diğer sebze-meyveler ve etlerdir.

    Küçük balıklar kılçığı ile birlikte yenildiğinde kalsiyumdan zenginleşir. Kemikler kırılıp sirke ile kaynatıldığında,kalsiyum kemiğin suyuna geçer ve bu kemik suyu yemeklerde kullanılarak yine kalsiyumdan yararlanılabilir.

    Süt sevmeyen, belki de hiç süt ürünü tüketmeyen çocuğunuza uygun menüler hazırlayabilmeniz için farklı oranlarda kalsiyum içeren gıdaların 100 g’ında kaç mg kalsiyum içerdiğini gösteren aşağıdaki listeye göz atmanızda da büyük fayda görüyorum.

    En iyi kaynaklar

    İnek sütü (Yağsız) 123 Beyaz peynir-urfa 338

    İnek sütü(Yarım yağlı) 122 İnek Sütü (Yağlı) 119

    Kars tipi 731 Cheddar 721

    Yoğurt (Yarım yağlı) 120 Kaşar peyniri 700

    Yoğurt (Yağlı) 111 Rokfor 662

    Beyaz peynir(Yağsız) 96 Çökelek kuru 505

    Beyaz peynir(Yağlı) 162 Otlu peynir 497

    İyi kaynaklar

    Pekmez(Üzüm) 400 Roka 205

    Badem 234 Maydonoz (taze) 203

    Fındık 209 Nane (taze) 200

    Antep fıstığı 131 Madımak 166

    Ayçiçek çekirdeği 120 Pancar yaprak 119

    Susam 110 Lahana kara 116

    Ceviz 99 Pazı 114

    Yer fıstığı (iç kavrulmuş) 72 Ispanak 93

    Soya fasulyesi 226 Bamya taze 92

    Nohut 150 Kıvırcık 81

    Kuru fasulye(Beyaz) 144 Pırasa 52

    Barbunya 135 Soğan yeşil 51

    İç bakla 102 Kivi 100

    Mertcimek 79 Erik pestil 90

    Börülce 74 Kayısı pestil 86

    Bamya kurutulmu 678 Kuru incir 126

    Fasulye kurutulmuş 480 Kuru kayısı 67

    Patlıcan kurutulmuş 137 Kuru üzüm 62

    Biber kurutulmuş 120 Kuru erik 51

    Asma yaprağı 392 Tarhana 685

    Ebegümeci 249

    Orta derecede zengin

    Yumurta 56 Taze biber kırmızı 29

    Portakal 41 Sarımsak baş 29

    Mandalina 40 Kabak yaz 28

    Greyfurt 16 Taze börülce 27

    Taze incir 36 Soğan kuru 27

    Böğürtlen 32 Bezelye iç 26

    Kiraz-Vişne 22 Hıyar soyulmamış 25

    Çilek 21 Hıyar soyulmuş 17

    Lahana beyaz 49 Kuşkonmaz 22

    Lahana bürüksel 49 Kabak kış 21

    Taze bakla 43 Karnabahar 25

    Kereviz 43 Lahana kırmızı 42

    Yukarıdaki listeye bakarak ben sizin için birkaç örnek menü sunmak istiyorum. Daha sonra siz de bu listelere bakarak farklı menü seçenekleri oluşturabilirsiniz.

    Hiç süt içmeyen bir çocuk kahvaltıda 15-20 g kaşar peynir yediği takdirde 1 bardak süte eşdeğer kalsiyum alır. Diyelim ki bu çocuk peyniri de ağzına sürmüyor. 25’er g yaklaşık 2’şer tatlı kaşığı pekmez ve tahini karıştırdığınız takirde yine 1 bardak süte eşdeğer kalsiyum alınmış oluyor, buna 1 de haşlanmış yumurta eklerseniz, ya da karışık sebzeli bir omlet yaparsanız, daha sabahtan 1 bardak sütü bile geçmiş olursunuz. Unutmayın ki yeşil yapraklı sebzeler kalsiyumun iyi kaynaklarındandır.

    Yine hiç süt içmeyen, ağzına yoğurt peynir sürmeyen bir çocuğa öğlen ya da akşam için nasıl bir menü hazırlasak? Barbunya, nohut, kuru fasülye, bamya gibi birçok klasik yemekten tek 1 tabak yedirerek (150-200 g) en az 1 bardak süt içirmiş kadar kalsiyum verebilirsiniz. Daha mı az yedi, yanında kalsiyumdan zengin yeşilliklerle yapılmış bir salata, gün içinde 3-4 adet kuru meyve, 1 adet kivi, işte yine sınırı geçtik.

    Yalnız menü hazırlarken kuruyemişlere dikkat ! Nasıla bol kalsiyum var diye devamlı aşırı kuruyemiş yedirirseniz bu sefer de diyetteki yağ miktarı artacağı için kilo sorunu yaşayabilirsiniz. Özetle sağlıklı ve dengeli beslenen birinin kalsiyumsuz kalması imkansız, hesaba kitaba bile gerek yok, ama ben sizleri rahatlatmak için biraz da kanıtlar sunmak istedim.

    Sağlıcakla kalın.

  • TAKINTILAR HASTALIK HABERCİSİ OLABİLİR

    TAKINTILAR HASTALIK HABERCİSİ OLABİLİR

    Takıntılar hemen hemen artık herkeste mevcut. Günlük hayatta temizlik takıntısı, düzen ve simetri takıntıları, evden çıkarken birkaç kez ocağı kontrol etme ve daha birçok takıntılı düşünceler çoğu kişide yaygın olarak görülmektedir. Takıntılı düşüncelerin her türlüsü kişileri rahatsız etse de bazı takıntılar kişilerin hayatlarını olumsuz etkileyip, Obsesif Kompulsif Bozukluğuna yani takıntı hastalığına yol açıyor.

    • Peki, bu takıntılar nelerdir?
    • Nasıl başa çıkabiliriz?

    Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır, takıntı hastalığı ve bununla başa çıkabilme yolları hakkında bilgi verdi.

    Her Takıntı Hastalık Değildir

    Takıntılı düşünme sadece Obsesif Kompulsif Bozukluğu (takıntı hastalığı) olan kişilerde değil yapılan araştırmalara göre; takıntılı düşünceler çoğu kişide yaygın olarak görülmektedir. İçerik olarak takıntılara çok benzeyen, istenmeyen zorlayıcı düşünceleri (normal takıntılar) Obsesif Kompulsif Bozukluğu(OKB) takıntılardan ayırmak önemlidir. Çünkü biri normalken, diğeri başlı başına tedavi edilmesi gereken bir hastalığın habercisidir. İkisi arasındaki en temel fark; OKB’li kişiler daha çok sayıda takıntı bildirirler ve onların takıntıları daha yoğundur, sıkıntı yaratır ve kontrol etmesi oldukça güçtür.

    Takıntılı Düşünceler Zihninizi Esir Almasın

    Obsesif Kompulsif Bozukluğunda (takıntı hastalığı) görülen takıntılar kişinin elinde olmadan istemsiz bir şekilde sürekli akla gelen ve genellikle kişiyi rahatsız eden ısrarlı düşünce, görüntü ya da dürtülerdir. Takıntılar bir anda zihninize davetsiz olarak girerler ve istenmezler, uygunsuzdurlar, sıkıntı vericidirler. Takıntılar kişinin kontrolü dışında tekrar eden ve genellikle hoş olmayan konular hakkındadır. Toplumumuzda en çok temizlik, düzen ve simetri ile ilgili takıntılar insanlar tarafından bilinirken, aslında bu takıntı türlerinden sadece bir kaçıdır. Takıntılar çeşitli dalları olan büyük bir ağaç gibi düşünülebilir. Bu ağacın dallarını kirlilik takıntıları, saldırganlık takıntıları, cinsel takıntılar, dini takıntılar, düzen ve simetri takıntıları, hastalık takıntıları ile diğer takıntılar (herşeyi bilmek ve hatırlamak isteme vs.) oluşturmaktadır.

    Tiksindirici Takıntılara Teslim Olmayın

    Takıntının her türlüsü kişiyi oldukça rahatsız etmesine rağmen, özellikle takıntı alanı cinsellik ve dini konularla ilgiliyse kişi bu sıkıntıyı daha fazla yaşamaktadır. Çünkü temizlik takıntısı olan bir insan kendini en fazla “ fazla titiz ” olarak değerlendirirken; saldırganlık, cinsel ya da dini takıntıları olan insanlar kendilerini oldukça olumsuz değerlendirebilmektedirler. Bu kişiler içten içe sapık olduğunu, bastırılmış aşırı cinsel dürtüleri olduğunu, Allah ve din ile ilgili şüpheleri olan günahkar bir insan olduklarını ya da sevdiklerine zarar verme potansiyeli olan tehlikeli insanlar olduklarını düşünerek kendilerinden ya da diğer insanlardan utanırlar. Utanma duygusu bu sıkıntılarını kimseyle paylaşamamaya, dolayısıyla yardım aramamaya sevk ederek uzun vadede sıkıntılarını artıran bir duruma girmelerine sebep olur.

    Kişiliğinize ve Hedeflerinize Uygun Olmayan Takıntılı Fikirler Kaygıya Yol Açar

    Toplumumuzda maalesef elinde olmadan gelen bu tarz düşünce, görüntü ya da dürtü sebebiyle bunu kimseye açamayan, açmaktan utanan ve dolayısıyla obsesyon girdabından çıkamayan çok sayıda tanısı konmamış Obsesif Kompulsif Bozukluğu hastası bulunmaktadır. Oysaki bir kişinin aklına sürekli olarak gelen ve kişiyi rahatsız edip çeşitli önlemler almasına sebep olan “elim temiz değil” düşüncesiyle, “konuştuğu kişinin çıplak olduğu” görüntüsü klinik anlamda bakıldığında farksızdır. Her ikisi de Obsesif Kompulsif Bozukluğunun birer belirtisi olabilir. Yani tüm bunlar Obsesif Kompulsif Bozukluğun farklı görünümlerinden başka bir şey olmayabilir. Unutulmamalıdır ki, takıntılar kişiliğinize, ahlaki değerlerinize, ideallerinize ve hedeflerinize uygun olmayan içerikte fikirler barındırma eğilimindedir. Bu nedenle kişinin elinde olmadan gelen ve kişiyi oldukça rahatsız edip kaygısını artıran, bu takıntılar aklına gelmesin diye çeşitli önlemler alan ya da tekrarlayıcı davranışlarda bulunan kişiler; aklına gelen o düşüncelerin türü ne olursa olsun psikiyatrik anlamda değerlendirilmek için yardım arayışında bulunması önemlidir.

    Düşünceleriniz Takıntılı mı?

    Düşüncelerinizin Obsesif Kompulsif Bozukluğundaki takıntılar olup olmadığını anlayabilmek için psikolojik değerlendirmeden geçmeniz önemlidir. Ancak genel olarak OKB’ deki takıntılar ile normal takıntılar arasında farklar bulunur.

    Buna göre;

    • Takıntılar olumsuz düşüncelerden ya da normal takıntılardan farklı olarak zorlayıcı karakterdedir. Yani aniden, isteğiniz dışı oluşur ve kasıtlı bir şekilde ortaya çıkmazlar.
    • Takıntılar olumsuz düşüncelerden farklı olarak ciddi anlamda rahatsızlık verir ve bütünüyle istenmeyen düşüncelerdir.
    • Takıntılar direnç içerir. Yani, OKB’li çoğu kişi takıntıyla mücadele içindedir. Bastırmaya kafalarından atmaya ya da tekrarlanmasını engellenmeye uğraşırlar.
    • Takıntılar kontrol edilemezler. OKB’li kişiler genellikle takıntıları üzerindeki kontrollerini yitirdiklerini hissederler.
    • Takıntılar benliğe yabancıdır. Yani, takıntıların içeriği genellikle kişilerin temel değerlerine, etik ilkelerine ya da kişiliklerine aykırıdır.

    Takıntılarınızdan Kurtulmanız Mümkün

    Günümüzde OKB yani takıntı hastalığının tedavisinde hem biyolojik hem de psikolojik anlamda ciddi ilerlemeler söz konusudur. İlaç tedavisi takıntıların sıklığını ve bunlardan kaynaklanan stresi azaltmakta yardımcı olmaktadır. Psikoterapi ile de takıntı hastalığı tedavisinde hayat boyu sürecek beceriler öğretilmesi söz konusu olmaktadır. Günümüzde takıntı problemlerinde en başarılı psikolojik tedavi yöntemi olarak kabul edilen bilişsel davranışçı terapilerdir. Bilişsel Davranışçı Terapilerin temel varsayımı düşüncelerin ve duyguların birbiriyle bağlantılı olduğudur.

    Örneğin; birçok kişi takıntılı düşünceler deneyimlemesine rağmen onlardan rahatsızlık duymaz. Nedeni ise o kişilerin bu tip düşünceleri anlamlı, zarar veren ve tehlikeye işaret eden ya da tepki vermeyi gerektiren düşünceler olarak algılamamasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle o düşünceleri zihinlerinden kolayca uzaklaştırabilirler. Bilişsel Davranışçı Terapi, takıntılı düşüncenin sizde ne anlam ifade ettiğine, sizin o düşünceye olan davranışsal tepkinize odaklanır.