Yazar: C8H

  • Anne – babalara tatil önerileri

    Anne – babalara tatil önerileri

    Sevgili anne-babalar

    Tatile çıkmadan önce çocukları sağlık kontrolünden geçirmeyi ihmal etmeyin. Çocuğunuzda alerji/astım, diyabet v.s gibi kronik hastalıkları varsa devamlı kullandığınız ilaç ve/veya aletleri ve acil durumlarda kullanılacak tedavileri mutlaka yanınıza alın.

    Güneş sadece zararlı olan bir şey değildir. Yüksek faktörlü ürünü çocuğumuza evde sürersek D vit’den faydalanamamış oluruz. Bunu önlemek için, evde düz-faktörsüz nemlendirici sürüp, 5-15 dak. güneşlendikten sonra faktörlü ürünü sürmeniz uygundur

    Güneşte sıvı kaybını önlemek için bol sıvı tüketilmeli, 10-16 saatleri arasında direk güneşte durulmaması ve şapka-tişört gibi güneşten koruyacak giysilerden yardım almanızı öneririm. Güneş çarpması olduğunda çocuğu ıslak kompreslerle soğutmak, ateş düşürücü vermek, bol sıvı içirmek ve gereğinde sağlık kuruluşuna başvurma gerekir.

    Tatil programı yaparken gittiğiniz otelde çocuğunuza uygun kıvam-şekil ve lezzette yemekler olduğundan emin olun, bebeğinizin besinlerini kendiniz hazırlıyorsanız ısıtma-saklama için hijyenik bir ortamın olduğundan emin olun.

  • SINAV KAYGISI BAŞARISIZLIĞIN KAPISINI ÇALARSA

    SINAV KAYGISI BAŞARISIZLIĞIN KAPISINI ÇALARSA

    Neredeyse ilk okuldan beri milyonlarca öğrenci belli sınavlara hazırlanıyor. Sen de onlardan birisi isen belki de sınav denilince aklına ilk gelen duygun “kaygı”dır. Ancak unutulmamalıdır ki, kaygı çok da yaşamsal bir duygudur. Performans ve motivasyonunu arttırır. Bununla birlikte eşiği geçip artmaya başladığında yaşam kaliteni düşürüp ve senin gibi bu binlerce öğrencinin de olumsuz etkilenmesine neden olabilir.

    Peki ne yapmak gerekir?

    • *Öncelikle o gün sıradan bir gün; sadece diğer insanların trafikten muzdarip olacağı, ailelerin okul bahçelerinde ve girişlerinde hatta etraflarında sohbet edeceği bir sabah olacak. Eğer genel bir sınav değilse de yine kuşların öteceği, arabaların korna çalacağı ve yine sezon indirimlerinin olacağı bir gün olacak.
    • Dolayısıyla vitamin diye aşırı beslenmeye, yarın sınav var diye günlük sisteminin dışında erkenden uyumaya çalışmaya da gerek yok. Eğer buna zorlarsan kendini, fazla anlam yükleyerek stres seviyeni de arttırmış olursun.
    • Diyelim sınav sınıfının dışında bir yerde. Sınav yerine önceden geldin, oturdun ve sanki herkes senden daha iyi biliyor konuları. Hatta ellerin titremeye başladı bile. Karnın ağrıyor yoksa tuvaletin mi geldi? Ya sen sorularla boğuşurken arkadan biri sayfasını çevirirse, ya karnın guruldarsa sınavda? Ya bayılırsan?..Peki bir dakika.. Elinde %100 bir kanıtın var mı böyle olacağına dair? Kanıt ara, “Elimde başarısız olacağıma dair bir kanıt var mı ya da o çocuğun sayfayı çevirmesi her soruyu bilerek geçtiğine dair bir kanıt mı?” Kanıtın yoksa; o düşüncen gerçek değildir. Hem karnın guruldarsa merak etme iki dakika sonra çapraz köşedeki kızınki de guruldayacaktır. Hoş aynı önerilerim okul sınavların için de geçerli.
    • Heyecanın, stresin arttıkça, kalbin daha hızlı çarpar ve nefesin de hızlanır. Ellerin soğuk soğuk terler belki, dayanamayacakmışsın gibi bile gelebilir bazen. İşte böyle zamanlarda nefesini yavaşlat ve en kötü ne olabilir diye sor kendine. Nefesini burnundan ya da ağzından alırken göğsün yerine karnın şişsin ve biraz tuttuktan sonra ağzından yavaşça ver. Bunu bir kaç kere tekrarlaman hem zihnine ve bedenine zaman kazandıracak, gerilen kaslarını gevşetecek, hem de kimsenin anlayamayacağı bir eğzersiz. Diyelim en kötü senaryon gerçekleşti, bu durum dayanılamayacak kadar korkunç mu? Değil değil mi?
    • Ve insan olduğun için hatalarınla, başarılarınla; mükemmel olmak zorunda değilsin. Her soruyu hatasız yapmalıyım dersen, senin işin zorlaşır ve yapabilecekken belki de kendine kızmaktan sebep anlayamayacaksın bile ne sorulduğunu. Öyle zamanlarda, soru kafanı mı karıştırdı, atla diğerine geç. Çünkü ona 5 dakika harcağıdında belki de 5 soru kaybın oluyor. Daha iyi anladıklarını yaptıktan sonra geri dönersen performansın artacaktır.
    • Belki annenin ve babanın yerine konuşmuş gibi olacağım ama; sen düşük de alsan yüksek de alsan sizinkiler seni sevmeye devam edecek. Çünkü sen onlar için değil, kendin için çalıştın ve kendin için sınava giriyorsun. Biliyorum onlar ve tanıdıklar “Sana güveniyoruz, sen yaparsın” dediklerinde stresin ve korkun artıyor ancak belki de ne diyeceklerini bilmediklerinden öyle cümleler ağızlarından çıkıyor olabilir. Fazla anlam yükleme, zaten her an sana güvenip inanıyorlar.
    • VE unutma ki bu sınavlardaki başarın senin değerini belirleyemez. Çünkü senden ne kişilik, ne fizik, ne de davranış açısından 1 tane daha yok. Yani sen; biriciksin, çok değerlisin. Bu değerlilik de bir sorumluluk bir veriyor sana. Ne yaparsan, ne geçerse aklından ve ne hissedersen sana ait. Yani aslında kimse zorla korkutmuyor bizi ya da zorla mutlu etmiyor. Unutma ki; Bizim düşüncelerimiz nedeni ile hislerimiz ve tepkilerimiz ortaya çıkıyor.
  • Çocuğunuzda demir eksikliği olduğu nasıl anlaşılır?

    Çocuğunuzda demir eksikliği olduğu nasıl anlaşılır?

    Demir eksikliği ve demir eksikliği anemisi (kansızlığı)

    Kan hücreleri için çok önemli ve gerekli bir element olan demirin eksikliğine bağlı gelişen kansızlığa demir eksikliği anemisi denir. Demir eksikliği her yaş grubunda görülmekle birlikte özellikle 6-24 aylık bebeklerde ve ergenlik çağında aneminin en önemli nedenidir. Ülkemizde demir eksikliği anemisi okul öncesi dönemde her 3 çocuktan birinde görülmektedir. Genellikle annede çok ağır demir eksikliği olmadıkça bebekte yeterli demir deposu bulunmakta, bu nedenle hayatın ilk 6 ayında demir eksikliği görülmemektedir. Altıncı aydan sonra demir eksikliği anemisi; hızlı büyüme, alınan besinlerde demirin yetersiz bulunması ve aşırı miktarda inek sütü ile beslenme (günde 500 ml den fazla) nedeniyle görülmeye başlar.

    Demir neden önemli?

    Demir, yaşam için çok önemli bir elementtir. Oksijen taşınması, yaşam için önemli olan proteinlerin sentezlenmesi, hücre solunumu, pek çok enzimin yapı ve işlevinde görev alır. Eksikliğinde sadece anemi değil, sinir sistemi gibi diğer sistemlerin işlevlerinde de bozukluklar ortaya çıkar.

    Demir eksikliği neden ortaya çıkar?

    Besinlerle alınan demirin %10’u ancak bağırsaktan emilmektedir.

    -Besinlerle alınan demir miktarında azalma olması,

    -Demirin bazı hastalıklarda bağırsaktan emiliminin bozulması,

    -Vücuttan kan kayıplarının olması(adet gören kızlarda),

    -Vücutta bazı durumlarda(hızlı büyüme dönemi gibi) demir ihtiyacının artması nedeniyle demir eksikliği görülür.

    Demir eksikliği yada demir eksikiği anemisi nasıl anlaşılır?

    Çocuğunuzda demir eksikliği ya da anemisi olabileceğini gösteren belirtiler şunlardır:

    -Halsizlik, yorgunluk

    -Çabuk yorulma

    -Baş ağrısı, baş dönmesi

    -Çarpıntı

    -Deri renginde solukluk

    -Tad alma duyusunda azalma

    -Tırnaklarda kırılma ve çizgilenme

    -Ağız köşelerinde yara

    -Sinirlilik

    -İştahsızlık

    -Derslerde dikkati toplayamama

    -Okul başarısında düşme

    -Anlama ve algılama güçlüğü, zeka düzeyinde azalma

    -Sık enfeksiyon geçirme

    -Halk arasında uvunma denen, ağlarken morarıp kalma (katılma nöbeti)

    -Büyüme-gelişmelerinde duraklama

    -Azımsanmayacak derecede görülen; besin değeri olmayan toprak, kağıt, tuz, kireç gibi maddeleri yemek de demir eksikliğinin bir belirtisidir.

    Demir eksikliği anemisinin tedavisi nasıl yapılır?

    Tedavi olarak ağızdan alınacak damla veya şurup şeklinde demir içeren ilaçlar verilir. İlaçların tercihen çocuk aç iken verilmesi önerilir. Süt ve süt içeren gıdalarla birlikte verilmemelidir, verilmişse de en az yarım saat sonra ilaç verilmedir. C vitamini içeren içecek ve yiyecekler demir emilimini artırır. Beraber alınması faydalı olacaktır. Demir tedavisinin dozu ve süresi konusunda hekim önerisine uyulmalıdır, çünkü dozu ve süresi hastadan hastaya değişiklik göstermektedir.

    Çocuğum demir ilacını içmiyor, ne yapmalıyım?

    Demir içeren ilaçların tadı genelde pek hoş sayılmaz ve çoğu zaman çocuklar tarafından reddedilmektedir. Bu durumda ilacı portakal suyuna karıştırıp hem tadı nedeniyle içilmesini sağlar, hem de içerdiği C vitamini nedeniyle demir emilimini arttırmış oluruz.

    Demir tedavisi sırasında ne gibi yan etkiler görülür?

    Demir tedavisi sırasında dişlerde boyanma görülebilir. Bazen karın ağrısına neden olabilir, karın ağrısı varsa ilaç akşamları verilebilir. Bazı hastalarda midede yanma şikayetine neden olabilir. Böyle durumlarda ilaç tok karna alınarak bu problemle baş edilebilir. Zaman zaman ishal, kabızlık ve dışkı renginde siyahlaşma yada koyulaşma görülebilir.

    Çocuğumu demir eksikliğinden nasıl koruyabilirim?

    Çocuğunuz eğer zamanında doğmuşsa 4.ayda, erken doğmuşsa (prematür bebek ise) 1.aydan sonra çocuk hekiminiz tarafından koruyucu demir tedavisi başlanacaktır. Bunun yanında ek gıdaya geçildikten sonra demir yönünden zengin gıdalar verilmelidir. İnek sütüne 12.aydan sonra başlanması ve günde 500 ml’nin üstüne çıkılmaması da dikkat edilmesi gereken bir diğer husustur.

    Demir yönünden zengin gıdalar nelerdir?

    Yumurta sarısı, kırmızı et, karaciğer, üzüm pekmezi, mercimek, nohut, fındık, fıstık, susam gibi gıdalarda bol miktarda demir elementi bulunmaktadır.

  • SEVGİLİLER GÜNÜ BASKISI İLİŞKİYİ ZEDELİYOR

    SEVGİLİLER GÜNÜ BASKISI İLİŞKİYİ ZEDELİYOR

    • Yine Bana bir şey almadın mı be adam?!
    • N’oldu ya hu neden alacak mışım??
    • E sevgililer günü bugün!
    • İyi de sen benim sevgilim değilsin ki, karımsın!

    Bu konuşmanın ya da “Ne alacağım, beğenir mi, ne kadar zormuş hediye almak, tam da ödev haftası,  ucuza aldığım anlaşılır mı ki, bu sefer de unutursa bu ilişki biter!, onu sevdiğimi göstermem lazım, bak bu kolyeyi alırsam belki son kaçamağımı affeder,  bak onun erkek arkadaşı ne almış off sevmiyor mu ki beni bu?! “ gibi düşüncelerin bolca olduğu bir gün sevgililer günü. Masum, keyifli, heyecanlı ve çekici tarafının yanı sıra, beklentinin fazla, ayrılıkların ve kavgaların da bol olduğu bir gün Sevgililer Günü.

    Bol bol alışveriş yapmamızı kulağımıza fısıldarken, hediye beklememizi de tembihliyor bir yandan. Partneriniz varsa eğer stresli bir döneme giriyorsunuz genelde. Çiftlere hali hazırdaki duygularını ve sevgilerini birbirlerine gösterebilmeleri, ilişkilerine heyecan katabilmeleri, sürprizlerle şaşırtabilmeleri için bir fırsat gibi görünen sevgililer günü, bir yandan da baskı oluşturuyor.

    Çiftlerin birbirinden sevgi beklemeleri normaldir. Partnerinin ilgisini dile getirmesini, söylemesini isterler. Bu her ilişkide olan ve olması gereken bir şeydir. İlişkinin güçlü devam etmesi ve rutine geçmemesi içindir. Bu, bir gülümseme, hiç beklenmedik anda atılan bir mesaj, iş yerine yollanan çiçekler, sahilde yapılan bir yürüyüş ya da televizyon izlerken onun elini tutmak, ona çay yapmak bile olabilir. Kişinin içinden gelen, yaptıkça mutlu eden, karşıdakinin heyecanını gördükçe heyecanlandıran yaklaşımlardır bunlar.

    Ancak zorunluluk olarak gösterilen sevgi, aşk bir yük olarak biner kişinin omuzlarına. İşte burada konumuza dönüyoruz ve sevgililer gününün zaman zaman bir zorunluluk olduğunu görüyoruz. Eğer hediye alınmazsa sevilmiyordur ya da iyi bir eş değildir gibi düşünülebiliyor. Tabi ki bu noktada çiftlerin ilişkilerinden tatmin olma derecesi de oldukça önemli bir roldür. Kişi, eğer bu günü sevgi görebileceği tek fırsat olarak düşünüyorsa, yatırımı ve beklentisi de o derece fazla olabilir. Bütün yıl hatırlanmadığını düşünen kadın, tüm kızgınlığı ile isteklerini belirtebilir, partnerini zorlayabilir ya da yüksek olan beklentisi karşılanmadığında tepki verebilir.

    • Burada önemli olan krizi fırsata çevirmektir. Çiftler birbirinden neler beklemektedir?
    • İyi bir ilişki onlara göre nasıldı?
    • Ne olsa, 14 Şubat olmasa da, çiftler birbirine sevgilerini daha kolay belli ederlerdi?
    • Çift olmanın bir takım çalışması olduğunu unutmadan, daha tatminkar bir ilişki için karşılıklı nasıl sorumluluklar alınabilirdi?

     Tüm bunların açık ve net, suçlama olmadan konuşulması ilişkinizin temelini daha sağlam yapmakla birlikte keyifli bir güne de kapı açacaktır.
     

  • Çocuklarda yatak ıslatma (enürezis)

    Çocuklarda yatak ıslatma (enürezis)

    Enürezis noktürna nedir? Ne sıklıkta görülür?

    ‘Enürezis noktürna’ çocukların 5 yaş sonrasında istemsiz olarak gece yatağını ıslatması olarak tanımlanabilir. Genellikle erkeklerde daha sık görülen bu durum, 5 yaş civarında her 5 çocuktan birinde görülmektedir. Ebeveyni ve çocuğu ciddi anlamda rahatsız eden bir durumdur.

    Çocuklar neden yatak ıslatırlar?

    Altta yatan faktörlerden biri genetik faktörlerdir. Ailesinde, özellikle anne ya da babasında enürezis varsa çocukta da görülme ihtimalinde bir artış söz konusudur. Hatta her iki ebeveynde enürezis varsa çocukta görülme ihtimali %70’leri bulmaktadır.

    Altta yatan bir diğer neden bu çocuklardaki uyanma bozukluğudur. Enürezisi olan çocukların diğer çocuklara göre daha zor uyandırıldıkları bilinen bir gerçektir. Bu çocuklar genelde yatağı ıslattıktan sonra uyanırlar. Gece mesane doluluğu ve kasılmalarının algılanması, merkezi sinir sisteminin henüz olgunlaşmamasından dolayı yetersizdir.

    Bir diğer neden ise gece enüretik çocuklarda mesane kapasitesinin azalmasıdır. Bu çocukların çoğunda mesane kapasitesi gündüz yeterli olmasına rağmen gece düşüktür.

    Başka bir neden ise gece boyunca idrar yapımını azaltan ADH adlı hormonun normal çocuklara göre yetersiz olmasıdır ki bu da gece idrar miktarında artış olmasına neden olur.

    Çok nadir olarak geniz eti, üst solunum yolu tıkanıklıkları, parazitler, alerjiler, kabızlık ve idrar yolu enfeksiyonlarında da enürezis görülmektedir.

    Enürezis psikolojik bir problem midir?

    Sanılanın aksine bu yaygın görüş yanlıştır. Olayın psikolojik kaynaklı olmasından çok psikolojik sorunların enüreziste bir sonuç olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.

    Enürezis hangi sorunlara yol açar?

    Özellikle içine kapanma, özgüven kaybı, okul başarısında azalma, suçluluk duygusu gibi psikososyal sorunlara sıklıkla yol açmaktadır.

    Tuvalet eğitimine erken başlamak enürezise yol açar mı?

    Tuvalet eğitiminin erken verilmesi veya yanlış ve baskıcı tuvalet eğitiminin enürezis üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir.

    Enürezisli çocuklarda hangi tetkikler yapılır?

    Enürezisli çocuklarda genellikle tam idrar tetkiki, idrar kültürü ve bazen üriner sistem ultrasonu ilk aşamada istenen tetkiklerdir.

    Enürezisin tedavisi mümkün müdür?

    Enüreziste çocuğun ve ebeveynin tedavi uyumu ile çok başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Çocukta sadece gece uykuda yatak ıslatma problemi varsa ve eşlik eden başka sorun yoksa tedaviye geçilir. Tedavi seçenekleri arasında davranış tedavisi, alarm tedavisi, ilaç tedavisi bulunmaktadır.

    Davranış tedavisinde çocuk ile doğru ve ılımlı bir iletişim kurmak gerekir. Bu durumun tedavi ile düzelebileceği ve çocuğun kendini suçlu hissetmemesi gerektiği çocuğa anlatılır, kesinlikle enüretik çocuklarda ceza ya da baskı uygulanmamalıdır. Daha sonra çocuğun ıslak ve kuru geceleri takvimde işaretlenip kuru geceler için ödüllendirme yapılır. Bu tedavi çocuğu motive edecektir. Bununla beraber gece yatmadan 2 saat öncesinde aşırı sıvı alımı, akşam yemekten sonra çay, gazlı, kafeinli içecekler kısıtlanır ve gece en az bir kez tuvalet için uyandırılır. Ayrıca gün içinde yeterli sıvı tüketimi sağlanır, 2-3 saatte bir tuvalete gitmesi hatırlatılır, idrarını ertelemesi önlenir. Bununla beraber kabızlık gibi problemler de bu duruma neden olabileceği için erken dönemde tedavi edilmelidir.Bez bağlanması kesinlikle önerilmemektedir. Yatak ıslatma sonrası çarşaf ve giysilerin değişiminde çocuğun aktif rol alması da tedavinin bir parçasıdır.

    Alarm tedavisi; uyanmada ve uyandırılmada ciddi sorunları olan çocuklarda uygulanır. Bu tedavide yatak ıslatılırken çalarak çocuğu uyandıran bir zil sistemi kullanılır.

    İlaç tedavisi de bazı çocuklarda gerekmektedir. Özellikle çocuk, evi dışında başka bir yerde yatacağı gecelerde oldukça faydalıdır.

    Unutulmaması gereken bir diğer husus çocuklarda santral sinir siteminin olgunlaşması ile yatak ıslatma problemi azalmaktadır. Tedavi sırasında sabırlı olunması gerektiği unutulmamalıdır.

    Uyarıcı bulgular

    Çocuklarda idrarla birlikte dışkı kaçırma, ani işeme hissi ile beraber olan idrar kaçırma, gündüz sürekli iç çamaşırın ıslak olması (gün boyu idrar kaçırma), gündüz idrar kaçırdığını hissetmeme, idrara çıkma sayısı 3’ten az 8’den fazla olması, idrarı başlatmada zorluk, ıkınarak işeme, daha önce yokken ortaya çıkan enürezis durumlarında geciktirmeden bir çocuk hekimine başvurmak gerekir, böyle durumlarda ileri tetkik yapmak ve probleme yönelik tedavi uygulanması gerekir.

    Sonuç olarak hasta ve ebeveynin dahil olduğu davranış tedavisi ile enürezisli olguların önemli bir kısmı düzelmektedir. Tedavi sırasında olabildiğince sabırlı olunması gerektiği, baskı ve cezadan kaçınma ve mümkün olduğunca çocuğu tedaviye dahil etmenin motivasyonu arttıracağı da unutulmamalıdır.

  • Ömür Dediğin Bir Algı ile Başlar

    Ömür Dediğin Bir Algı ile Başlar

    İnsanın olduğu her an anlam kazanıyor
     
    Zaman o kadar çabuk ilerliyor ki… 

    Dün sokakta top oynayan çocuk, bugün pencere kenarında torunlarını bekliyor olabilir. Bir zamanlar genç ve yakışıklıyken, şimdilerde belki de sadece bir kaç fotoğraf bunu doğrulayabilir. Harabe bir evin önünde asılı eski ama yıkanmış çamaşırlar, zamanında caddelerde tozunu attıran, şimdilerde yola çıkması bile mümkün olmayan kırmızı bir araba, bükülmüş bir bel, lekeli eller, dökülmüş dişler, belki yalnızlığı paylaşan bir kedi…
     
    Ve ne kadar kaldıysak bu dünyada, o kadar sorgulamaya başlıyoruz kendimizi. İnsan olmanın inanılmaz nimetlerinin yanı sıra, dayanılmaz yükü, yüzümüze eklenen her bir kırışıklık ile daha da belli ediyor kendini. Aynada fark edilen her bir beyaz saç, tecrübelerimizin yanı sıra yılların ne kadar hızlı geçtiğini de söylüyor bizlere. Ve yaşımıza yaş eklendikçe iç hesaplaşmalarımız ve sorgularımız yoğunlaşıyor.

    Neden? Nasıl? Niçin? Keşke…
     
    Peki bu kaçınılmaz ve geri dönülmez sürecin doğurguları bu kadar ağır ve moral bozucu olmak zorunda mıdır?

    Elbette ki yaşlılıkta önlenemez fiziksel belirtiler olacaktır, fakat yıllarımızı o ana kadar nasıl değerlendirdiğimiz daha önemli değil midir?

    O yılları yalnızlık ve acı yılları olarak mı tasarlıyoruz yoksa yaşlı ama ruhsal açıdan genç, yaşadıklarından ve deneyimlerinden memnun, tatminkar, halen daha yaşama bağlı ve en önemlisi huzurlu olarak mı?

    Ve tüm bunların öncesinde kendimizi ve hayatı algılayışımızı, bu dünyadaki yerimizi baştan düşünmemiz gerekmektedir.
     
    Biz insanoğlu, hayvanlardan ve bitkilerden farklıyız. Bizler düşünür, hisseder ve bunları sözel olarak ifade edebiliriz. Davranışlarımızla kendimizi anlatırız. Zekamızla medeniyetler kurarız ve yine aynı zekamızla yıkarız. Çalışırız, para kazanırız, severiz, aldatırız ya da aldanırız, vidan azabı duyarız, sonra yine severiz. Dolayısıyla biz diğer tüm canlılardan ayrıyız. 
     
    Ve ey okuyucu, senden bir tane daha sen var mı?

    Belki ikizin vardır, belki de sana çok benzeyen birisi. Ama ses tonu ile ismi ile cismi ile davranışları ile ya da hayatı ile senin birebir aynın biri daha var mı? Yok, değil mi?

    Bu dünyada bir tane daha sen yok. Dolayısıyla en değerli elmastan bile daha değerlisin okuyucu. Ve bu değerlilik, bu biricik olma, sana büyük bir sorumluluk getiriyor. Yaptıklarından sen sorumlusun, başkası değil. Kimse seni zorla sinirlendirmiyor, sen sinirleniyorsun. Kimse o tercihi yapman, o yolu seçmen için seni zorlamıyor. İleride hangi tercihi yapacağını bilen bir güç olsa da, onu sen seçiyorsun. Çünkü bir nefsin var, çünkü bir iraden var ve çünkü sen insansın; yaptıklarından sen sorumlusun, tıpkı bizler gibi. 

    Madem sorumluluk bizde, o zaman hayatı algılarımızla yaşadığımız, onlara göre düşünüp, hissettiğimiz ve tabi ki davrandığımız da bir gerçek. Duygularımız güncel olaylarla değil düşüncelerimizle oluşur. Hâlbuki duygular gerçekler değildir. Örneğin, bir dizi otomatik biliş sayesinde depresyonu davet ettiğimizde, duygularımız ve davranışlarımız sürekli birbirini etkileyen bir kısır döngü haline gelir. Depresif beynimizin bize söylediği her şeye inandığımız için kendimizi mutsuz hissederiz ve bu saliseler içerisinde olur. 

    Dolayısıyla, duygu ve düşüncelerimiz bizi biz yapıyor ancak onların esiri de değiliz, diyebiliriz. Bu demek değil ki her türlü acı ve üzüntüyü bastıralım. Tabi ki her anın ve duygunun yaşanması gerekiyor, ertelenmeden. Fakat hayatı algılayışımızda biz oldukça etkiniz farkında olmasak da. Bakmayı değil görebilmeyi öğrenmeliyiz, böylece algılarımızı daha kolay yönlendirebiliriz. Ve sonra kelimelerimiz daha olumlu olmaya başlar. Ardından hayata, çevremize ve kendimize dair duygularımız daha olumlu olur ki bu da belki bir gülümseme olarak geri döner. Belki de böylece çok geç olmadan, hızla geçip giden trenleri de kaçırmamış oluruz. 

    Unutmayalım ki, gün gelecek hepimiz mazide kalmış bir kare olacağız. Çünkü yaşam ve ölüm, geçmiş ve gelecek iç içe. Yarın ise, geri kalan ömrümüzün ilk günü. Dolayısıyla anı iyi değerlendirmemiz gerek. 
     
     
     
     

  • Çocuklarda astım hakkında merak ettikleriniz sorular ve cevaplar

    Okul çağındaki çocukların %6-10’unda görülen astım hastalığı, giderek daha yaygın bir hale gelmektedir. Astım, doğru tanı ve tedavi yöntemleri ile birlikte kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Çocukların yüzmeye yönlendirilmesi ve tedavilerinde bitkisel karışımların kullanılmaması astımlı çocukların yaşam kalitesine olumlu yönde etki ediyor.

    Okul öncesi dönemde şikayetler artar

    Çocukların neredeyse % 50-60‘ında okul öncesi dönemde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi astım benzeri şikayetleri mevcuttur. Ancak bu çocukların önemli bir kısmında büyümekle bu şikayetler kaybolmaktadır. Özellikle anne ya da babasında astım olmayan, alerjisi olmayan, hasta olmadığı zamanlarda şikayetleri olmayan çocukların önemli bir kısmı büyüdüğünde astım olmamaktadır.

    Yüzmek en iyi ilaç

    Yüzme, astımlı hastalarda akciğer kapasitesinin artmasını ve nefes alma tekniklerinin geliştirilmesini sağlamaktadır. Yapılan araştırmalarda; ilaçlarını düzenli kullanan ve düzenli yüzme derslerine devam eden astımlı çocukların semptomlarında, hastaneye yatış ihtiyaçlarında, acil servis ziyaretlerinde azalma olduğu görülmüştür. Düzenli olarak yüzen astımlı çocukların okula gidemediği gün sayısının da azaldığı saptanmıştır.

    Gereksiz yere ilaç kullanmayın

    Ailelere verebileceğimiz en önemli öğüt; ateş ya da ağrı çocuğun genel durumunu belirgin olarak etkiliyor ve gerçekten bir ihtiyaç var ise kullanılmasıdır. Eğer çocuğun gerçekten ilaca ihtiyacı yok ise; en basit, en zararsız diye düşündüğünüz ilaçlar bile vermekten kaçının.

    Parasetamol astıma yol açar mı?

    Bazı çalışmalar, annenin hamilelik sırasında parasetamol kullanmasının ya da erken çocukluk çağında parasetamol içeren ilaçların yaygın kullanımının çocuklarda astım gelişimi ile ilişkili olabileceğini ileri sürmüştür. Ama parasetamol kullanımı ile astım arasındaki ilişki sadece basit bir birliktelik mi yoksa parasetamol gerçekten astıma yol açıyor mu bunu kesin olarak söylemek şu an için mümkün değildir.

    Doğadan mucizevi etki beklemeyin

    Astım tedavisi için kullanılan bitkisel karışımlar, farklı hastalıkları tetikleyerek hayati tehlike yaratabilir. Örneğin; birçok bitkisel ilaçta bulunan ve Ülkemizde gümüş kayısı, fil kulağı, kız saçı, gibi isimler ile bilinen “Gingko biloba” özellikle kan sulandırıcı başka tedaviler alan insanlarda kanamalara yol açabilir. Meyan kökü kan basıncını arttırabilir; yine birçok bitkisel ilaçta yer alan ve nefes borularını genişleten efedra (deniz üzümü) kullanımının bazı beklenmedik ölümlere sebep olduğunu ileri süren yayınlar mevcuttur.

    Astımla baş etmek için…

    İç ortam alerjeni ev tozlarından kurtulmak için evinizin iyi temizlenmesi, sık aralıklar ile süpürülmesi, sonrasında ise iyi havalandırılması önemlidir.

    Antialerjik yatak, yastık ve kılıflar kullanılabilir

    Ev tozu düzeyini sıfıra indirmek için en etkin yöntem yıkanabilen her türlü yatak materyalini sıcak su (>55 C) ile yıkamaktır

    Kullandığınız temizlik malzemelerine dikkat edin. Bası kimyasal irritanları da çocuklarda astım semptomlarını arttırabilmektedir

    İlk 6 ay anne sadece anne sütü verilmesi, katı gıdalara 6 aydan sonra başlanması gerekir

    Ailede alerjik hastalık hikayesi olan çocuklarda inek sütü -yumurta beyazı ve soya gibi gıdaların 1 yaşından önce başlanmamalıdır

    Deniz ürünleri ve fıstık gibi gıdalardan da 1 yaşından önce kaçınılmalıdır

    Bebeğin sigara dumanına maruz kalmaması gerekir. Sigaraya maruz kalma tek başına astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür.

  • OKUL FOBİSİ ÇİFT TARAFLIDIR

    OKUL FOBİSİ ÇİFT TARAFLIDIR

    Okulların başlaması ile birlikte, özellikle anaokulu ve ilk okul döneminde yaşanabilen okul fobisi, ayrılık anksiyetesi de sıkça duyulmakta. İlk bir kaç hafta yaşanabilecek uyum sorunundan bahsetmiyoruz aslında burada. Okula gitmek istemeyen, fiziksel bir hastalık olmadığı halde sabahları karnı, başı ağrıyan, mutsuz ve gözleri yaşlı bir şekilde derslere girmeyi reddeden, hatta ağlama ve öfke krizleri yaşayan çocuklar, ve tabi ki okulda kaygılı gözlerle bekleyen annelerden bahsediyoruz. Katta, kapı önünde durmalarına izin verilmeyince, okulun kimsenin bile bilmediği bölmelerinden içeri sızabilecek kadar kaygı dolu anneler, ebeveynler.

    Çocuk bembeyaz bir sayfa gibidir. Evde, ortamda ne varsa alır, emer; buna annenin, babanın hatta aile büyüklerinin kaygıları, öfkeleri, korkuları da dahildir. İşte bu noktada bir kısır döngü başlıyor. Okul fobisinin altında yatan en büyük neden de ailedeki ayrılma anksiyetesinin, bağımlılığın çocukta can bulmasıdır, çünkü bu süreç çift taraflıdır.

    Aşırı korunan, fanusta büyütülen, her zaman her istediği olan, “hayır” ı kabul etmeyen, sorumluluk almasına, bağımsızlaşmasına izin verilmeyen, her adımı büyük bir telaşla takip edilen bu çocuklar, okula başladıklarında kendilerini çok savunmasız ve yalnız hissederler.

    Çünkü tek yıldızın onlar olmadığını ve yeri geldiğinde göz yaşlarının fayda etmediğini gördüklerinde, düştükleri anlam veremedikleri boşluk ile güvensiz hissederler. Evde ya da okulda onları bekleyen büyüklerinin yüzündeki ifadeyi de gördükçe, geride bıraktıklarına ya da kendilerine kötü bir şey olacağına dair felaket senaryoları da pekişir ve okula alışma sürecinde de zorlanırlar.

    Halbu ki okul hayatın küçük bir modelidir. Her sınıfta birbirinden farklı ailelerin yine birbirinden farklı çocukları vardır. Dolayısıyla her birinin de yine farklı bir bakış açısı vardır. İşte bu çocuklar okula başladıklarında dışarıdaki hayata hazırlanırken, orta noktada buluşabilmeyi, tek duygunun mutluluk olmadığını, her zaman her istediklerinin olamayacağını, sadece kendilerinin kazanamayacağını, yeri geldiğinde kaybetmenin de öğretici olabileceğini, paylaşabilmeyi, öfkesini nasıl kontrol edebileceğini, sorumluluk almanın ve kendi emeği ile başarmanın verdiği özgüveni de deneyimleyecekler.

    O yüzden gelin orta noktada buluşalım. Okulun ilk günü çocuğunuza eşlik ettikten, onu öğretmenine bıraktıktan sonra, özerkleşmeye başlamasının size verdiği grurla eve dönerken birazdan içeceğiniz kahvenin kokusunu burnunuzda hissedin.

     

  • Çocuklarda inek sütü alerjisi

    İnek sütü alerjisini en kısa şekilde şu şekilde tanımlayabiliriz;
    Çocuğun ya da bebeğin inek sütü veya inek sütü çeren bir gıda alımından sonra bir veya birden fazla süt proteinine karşı immünolojik reaksiyon sonucu çocukta dudak etrafında kızarıklık, yüzde kızarıklık, vücutta kızarıklık ve kaşıntı gibi ciltte belirtilerin görülmesi, kakada kan görülmesi, egzama gibi alerjik belirtilerin ortaya çıkmasına inek sütü proteini alerjisi denir.

    İnek Sütü Alerjisinin Türleri
    Üç tiptir. Tip 1, tip 2 ve tip 1 ile tip 2’nin birlikte olduğu mikst tip olmak üzere 3 türdür. Tip 1 ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir ve genellikle ilk 2 saatte belirtiler görülebilir. Tip 2 ve mikst tip ise 2 saatten daha sonra belirtiler görülür ve düzelme şansı genellikle daha yüksektir.

    İnek Sütü Alerjisi Görülme Sıklığı
    Çocuklarda inek sütüne alerji sıklıkla 1 yaşından önce başlar ve ekseriyetle 3 yaşında son bulur. İnek sütü proteinine reaksiyon sıklığı %5-15 arasında görülmektedir. Bu reaksiyonların çoğu alerji değildir. Çocuklarda inek sütü proteinine alerji ise %2-6 arasında görülmektedir.

    Bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesi çok önemlidir.
    İlk 6 ay sadece anne sütü alanlarda inek sütü alerjisi bin çocuktan beşinde görülmektedir. Yani anne sütü ile bebeğin beslenmesi inek sütü alerjsi gelişmesine karşı koruyucudur.

    İnek Sütü Alerjisinin Önemi
    İnek sütüne proteinine alerji gelişen bebeklerin inek sütü içeren bir gıda alması ile ciddi alerjik reaksiyonlar görülebilmektedir. Ciddi alerjisi olan çocuklarda alerjik şok dediğimiz hayatı tehtit eden bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca iyi bir diyet düzenlenmediği takdirde büyümede durma ve yetersizlikle sonuçlanabilmektedir. Bu nedenle inek sütü proteini alerjisi önemsenmelidir.

    İnek sütü alerjisi belirtileri
    İnek sütü alımından hemen sonra veya ilk 2 saatte ciltte kızarıklık, kaşıntı, akciğerde hırıltı, öksürük, anjioödem ve alerjik şok belirtileri görülebilir. İnek sütü almından 2 saatten daha sonra veya birkaç gün içinde görülebilen belirtiler ise kakada kan görülmesi, kabızlık, reflü, egzama (atopik dermatit), 3 saatten daha uzun süren gaz ağrısı, akciğerde pulmoner hemosiderozis dediğimiz akciğerde kanamalar, barsak ve midede alerjik reaksiyonlar şeklinde belirti gösterebilir.

    Aşağıdaki videoda Uzm. Dr. Anıl Yeşildal, çalışan annelerin bebeklerine nasıl süt verebileceğini anlatıyor.

    Sonuçta şu durumlarda inek sütü proteini alerjisinden şüphelenmek gerekir:

    -İnek sütü veya mama alımından sonra;
    -Dudak etrafında kızarıklık, vücutta kızarıklıklar, dilde ve dudakta şişme
    -Sık öksürük ve hırıltı
    -Nefes sıkışması ve kendinden geçme gibi alerjik şok belirtileri
    -Egzama
    -Kakada kan görülmesi
    -Tedaviye cevap vermeyen kabızlık
    -Nedeni bilinmeyen sık sık kusma
    -Gaz ağrısı günde 3 saatten daha uzun sürüyor ve 3 haftadan daha uzun görülüyorsa akla inek sütü alerjisi gelmeli ve çocuk alerji uzmanı ile temasa geçilmelidir.

    İnek Sütü Alerjisi Nedeni
    İnek sütündeki proteinlere karşı vücudun alerjik reaksiyon vermesiyle olur. İnek sütü içinde kazein ve Whey proteinlerine karşı alerjik reaksiyon gelişir. Alerjik hastalıklarda genetik çok önemlidir. Anne ve babasında alerjik hastalık olan çocuklarda inek sütü alerjisi riski de yüksektir. Ailede astım, alerjik nezle, egzama, besin alerjisi gibi alerjik hastalık olan bebeklerde inek sütü alerjisi gelişme riski daha yüksektir.

    İnek sütü alerjisi teşhisi
    İnek sütü alerjisi belirtileri olan bebek ve çocuklar çocuk alerji uzmanlarınca incelenir. İnek sütü alerjisi düşünülüyorsa ciltten alerji testi yapılır. Gerekirse kandan da inek sütü alerjisine ve diğer sık alerjiye neden olan gıdalara bakılır. Bu testler sonucunda çıkan alerjinin derecesine göre hareket edilir. Bu nedenle alerji testinin çocuk alerji uzmanı veya gözetiminde, doğru teknikle ve metotla yapılması çok önemlidir. Alerji derecesine göre yükleme testi yapılıp yapılmayacağı kararı verilir. Deneyimsiz kişilerce test yapılması çok ciddi istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Sadece test sonuçlarına göre diyet verilmesi ise son derece sakıncalıdır. Gereksiz diyete ve bunun sonucunda da çocuğun büyümesinde ve gelişmesinde bozulmaya neden olabilir. Sonuç olarak teşhis ayrıntılı öykü, alerji testleri, eliminasyon diyeti ve gerekli durumlarda yükleme testi ile konur. Kesin teşhis konulmasında deneyim ve uzmanlaşma çok önemlidir. Sadece kan testleri ile inek sütü alerjisi teşhisi konulmaz.

    İnek sütü alerjisi tedavisi
    İnek sütü alerjisi tedavisinde diyet, ilaç tedavisi ve oral dezentizasyon olarak 3 şekilde tedavi vardır.

    İnek sütü alerjisinde diyet
    Diyet tedavinin en önemli parçasıdır. Öncelikle inek sütü proteini içeren gıdalar tüketilmemelidir. İnek sütüne çapraz reaksiyon gösteren gıdaların da verilmemesi önemlidir.

    İnek sütü alerjisinde Oral immünoterapi (Aşı tedavisi),hastaları desensitize (besine alıştırma) etmek ve kalıcı tolerans (inek sütü alerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli olarak artan dozlarda inek sütü alerjenlerinin alerjenlerinin ağızdan verilmesidir.
    Henüz standart bir protokolü olmadığı için deneme aşamasındadır. Başarılı sonuçlar bildirilmektedir. Ancak tedavi sırasında uyum sorunu olanlarda ciddi reaksiyonlar görülebilmektedir.
    Bu tedavi 3 yaşından sonra uygulanabilmekle birlikte genellikle 5 yaşından sonra tavsiye edilmektedir. Çünkü inek sütü alerjisinin 5 yaşına kadar kendi kendine düzelme şansı yüksektir.

    İnek sütü alerjisinde ilaç tedavisi
    İnek sütü alerjisinde ilaç tedavisi yoktur. İnek sütü alerjisine bağlı kaşıntı olan çocuklarda kaşıntıya yönelik ilaçlar ve cildi düzeltici kremler ve nemlendiriciler kullanılabilir. Nefes sıkışması ve hırıltı olanlarda nefes açıcı ilaçlar kullanılabilir. Ciddi alerjik reaksiyonlarda (alerjik şokta) epinefrin (adrenalin) oto-enjektör uygulanabilir.

    İnek Sütü Alerjisi Hakkında En Çok Sorulan Sorular

    1- Ciltten alerji testi kaç yaşında yapılabilir?
    Ciltten test 2 aylıktan itibaren yapılabilir. Çocuğun canını çok acıtmadığı için sorun oluşturmaz. Ancak bu testin çocuk alerji uzmanınca veya denetiminde yapılması önemlidir.

    2- Alerji testi kandan mı ciltten mi yapılmalıdır?
    Ciltten yapılan alerji testleri daha doğru sonuç vermesi ve bir çok gıdaya aynı anda bakılabilmesi ve 15-20 dakikada sonuç vermesinden dolayı daha değerlidir. Kandan yapılan testler şüpheli vakalarda cilt testiyle birlikte yapılabilir. Tek başına kandan yapılan test tekniğe ve cihazın kalitesine bağlı değişebilmesinden dolayı genellikle tevsiye edilmez. Ancak alerji testi yöntemi konusunda bilgi sahibi olan çocuk alerji uzmanlarınca tercih edilebilir.

    3- Anne sütü ile beslenen bebekler nasıl beslenmelidir?
    İnek sütü proteini anne sütüne geçer. Bu nedenle annenin de inek sütü proteini içeren ve çapraz reaksiyon yapan gıdalardan diyet yapması gerekir. Ancak anne diyeti bozduğunda çocukta sorun olmuyorsa annenin diyet yapmasına gerek olmayabilir.

    4- İnek sütü alerjisi olan bebekler nasıl beslenmelidir?
    İnek sütü alerjisi olan bebeklerin ek mama ihtiyacı olursa inek sütü proteini içermeyen mamalarla beslenmesi gerekir. Ancak bu mamalar verilmeden önce mutlaka kesin teşhis konulması çok önemlidir. Normal mamalar da inek sütü proteini içerdiği için verilmemelidir. İnek sütü protein içeren bir gıdayı diline bile sürmesi ciddi sonuçlara neden olabilir. Onun için çok dikkatli olunmalıdır.

    5- İnek sütü yerine keçi sütü verebilir miyim?
    İnek sütü alerjisi olan çocuklar diğer hayvan sütlerine de genellikle alerjiktir. İnek sütüne alerji olan çocukların %80’ninde keçi sütü alerjisi de vardır.

    İnek sütü alerjisi teşhisi konumuş bir çocuğa keçi sütü veriliyor ve bir sorun olmuyorsa büyük bir ihtimalle inek sütü alerjisi teşhisinde sorun vardır.

    Keçi sütü besin değeri düşük olduğu için uzun süre boşu boşuna keçi sütü vermiş olabilirsiniz. Bu da çocuğun beslenmesini kötü yönde etkliyebilir. Bu nedenle inek sütü alerjisinde keçi sütü verilmişse bu teşhisin teyit edilmesi için çocuk alerji uzmanına gidilmesi gerekir. Gerçek inek sütü alerjisinde kesinlikle keçi sütü tercih edilmez.

    6- Epinefrin (Adrenalin) oto-enjektör nasıl kullanılır?
    İnek sütü alerjsi olan çocukların aileleri yanlarında epinefrin oto-enjektör bulundurmalıdır.
    Yanlışlıkla inek sütü alerjisi olan bir çocuk inek sütü almış ve ciddi alerjik reaksiyon gelişmişse (Vücutta kızarıklık, kaşıntı, nefes sıkışması gibi) adrenalin yapılması çok önemlidir.
    Çocuğun bacağının sağ tarafından ve dizden 4-5 parmak yukarıdan uygulanmalıdır. Bu oto-enjektörlerin özelliği enjektörün arka kapağı çıkarıldıktan sonra bacağın sağ yanında 90 derece açıyla basınç uygulanır 10 saniye tutulursa enjektör kendi kendine enjekte etmektedir.
    Bu ilaç Türkiye’de olmadığından yurtdışından getirtilmelidir. Bunun için Eczacılar odası ile temasa geçilebilir.

    7- İnek sütü alerjisi düzelir mi?
    İnek sütü alerjisinin düzelmesi birlikte astım ve alerjik nezlenin olup olmamasına, teşhis konulan yaşa, başka gıdalara alerji olup olmamasına ve alerjinin şiddetine gore değişebilmektedir. Genellikle hafifi inek sütü alerjileri 1 yaşına kadar düzelir. 1 yaşına kadar düzelme %45-55, 2 yaşına kadar %60-70, 3 yaşına kadar %80-90 ve 5 yaşına kadar %90 düzelme görülür. Bu oranlar çeşitli çalışmalarda farklılık gösterebilmektedir.

    8- İnek sütü alerjisine hangi doktor bakmalıdır?
    İnek sütü alerjisi teşhis, tedavi ve izleminde özel eğitim alan uzmanlar Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarından Çocuk Alerji üst ihtisası yapıp çocuk alerji uzmanı olan uzmanlardır.

  • Mervsim değişikliğinin sizi depresyona hapsetmesine izin vermeyin

    Mervsim değişikliğinin sizi depresyona hapsetmesine izin vermeyin

    Güneşin artık pek ısıtmadığı, esen rüzgarın, çıkan ayazın sizi yatağa çağırdığı bir mevsim. Canınız hiç bir şey yapmak istemiyor. Uyusanız, uyusanız, uyusanız… İşte, okulda, yolda bir mutsuzluk hakim bedeninize. Çalışmasanız, kar yağsa da okullar tatil olsa. Dikkatiniz sık dağılıyor ve artan unutkanlık da cabası. Daha çok yemek yiyorsunuz ve halsizliğiniz tüm gün sizinle. Yakınlarınız, arkadaşlarınız ile görüşmek, dışarı çıkmak, gezmek yerine evde eski sezon diziler daha kolay geliyor sanki. Halbu ki yazın bir çok uğraşınız vardı zevk aldığınız, şimdi ise hiç bir şey yeterince keyif vermiyor size.

    • Yoksa mevsimsel depresyon mu kapınızı çalıyor?

    Elbette ki depresyonun bir çok çeşidi ve nedeni vardır. Mevsimsel depresyon ise, üzüntüye, strese neden olacak bir durum olmadığı halde, özellikle sonbahardan kışa geçilen dönemlerde azalan gün ışığından dolayı yaşanan duygu durum bozuklukluğudur. Her sene benzer dönemlerde oluşur ve kişinin yaşam kalitesini oldukça düşürür.

    • Peki bu dönemde depresyona girmemek, depresif bir durumda olmamak için neler yapabiliriz?

    Öncelikle yaşam şeklimizi değiştirmemiz gerekmektedir. Yataktan kalkmadığınız sürece o gün iyi bir olay yaşama ihtimali sıfırdır çünkü.

    Gün ışığından özellikle sabah ve öğlen saatlerinde yararlanmak gerekir. Çalışıyorsanız ve tüm gün ofiste iseniz sabah işe giderken bu daha kolay olacaktır.

    Yürüyüş, hem en bedava, hem en keyifli, hem de en stres attırıcı yollardan biridir.

    Haftada en az 2- 3 gün 1 saatlik yürüyüşler ya da her gün yarım saat tempolu yürümek oldukça iyi gelecektir.

    Düzenli uyku ve sağlıklı beslenmek sadece bu mevsimlerde değil her dönem önem arz eder.
    Doktorunuza danışarak gerekli takviye vitaminlerden faydalanabilirsiniz.

    Gülümsemek bulaşıcıdır. Özellikle insana kendisinden bulaşır. Her sabah traş olurken ya da makyaj yaparken bile aynaya gülümsemek,güne mutsuz başlamaktan iyidir.
    Hobi edinin. Üretmek özgüveni arttırır, iyi gelecektir.

    Bol bol aktivite yapın, sosyalleşin. O sırada içinizden gelmese bile kendinize inat aktivite yaptığınızda, arkadaşlarınız ile buluştuğunuzda, dışarı çıktığınızda belki aldığınız zevkin eylemi yapmadan önceki tahmininizden fazla olduğunu göreceksiniz.

    Depresyondan uzak, keyifli bir sonbahar – kış mevsimi dilerim.