Yazar: C8H

  • Ailesinde alerji olan bebeklerde risk var mı?

    En son yapılan araştırmalar bütün dünyada alerji sıklığının arttığını, insanların %30-40’ının yaşamlarının bir evresinde alerjiden etkilendiğini göstermektedir, ailesinde alerji olan bebeklerde alerji riski %70’e kadar çıkmaktadır. Son çalışmalar özellikle çocuklar arasında besin alerjileri sıklığında önemli bir artış olduğunu göstermiştir. Ailede alerji olması çocuklardaki riskin artmasına neden olmaktadır. Ailesinde alerji olmayanlarda risk %20-30 kadarken, anne, baba veya kardeşlerden birinde alerji olması alerji riskinin %40-50’ye çıkmasına, ikisinde alerji olması ise riskin %60-70’e yükselmesine neden olmaktadır.

    Alerji Tanısı Nasıl Konulur?

    Alerji tanısı çeşitli kan tetkikleri ve alerjik deri testleri ile konulur. Kliniğimizde hem deri testleri hem de kan tetkikleri yapılabilmektedir. Deri testleri kliniğimizde kolayca yapılabilen testlerdir. Her yaş grubuna yapılabilir, bir günlük bebeğe bile uygulanabilir. Halk arasında küçük çocuklara test yapılmaz gibi bir kanı vardır. Bu tamamen yanlış bir şeydir.

    Çocuklarda alerji testleri ile ilgili en önemli şey testin mutlaka Çocuk Alerji Uzmanı tarafından yapılması ve değerlendirilmesi gerekliliğidir. Çocuk Alerji uzmanı tarafından yapılmayan testler güvenilir değildir. Deri testleri acı vermez, cilt üstüne genelde sırt ve/veya kollara yapılır. Yaş gruplarına ve şikayetlere göre hangi deri testinin yapılacağına Çocuk Alerji Uzmanı karar verir. Test hemen yarım saat içinde sonuç verir bu da doğru tedavinin hemen başlayabilmesi için çok önemlidir.

  • Yalan söyleme

    Yalan söyleme

    Yalan Söyleme

    Yalan söyleme, kişinin karşısındaki kişiyi yanıltmak amacı ile gerçeğin bilinçli, kasıtlı olarak değiştirilmesi, çarpıtılmasıdır. Bu durumda yalan söylemek karşındaki kişiyi yanıltma amacı gütmeli ve bilinçli olmalıdır. Örneğin geçen yaz tatilde yaşadıklarımı yanlış hatırlamam nedeni ile söylediğim şeyler yalan değildir. Çünkü anlatım hatalarım bilinçli yapılmış hatalar değildir ve amacım da karşımdaki kişiyi yanıltmak değildir.

    Yalan söylemek

    Çocuklarda Yalan Söyleme

    Çocuklarda bilinç ve düşünce gelimi zamanla oluşmaktadır. Çocuklarda düşünce gelişimi üzerine önemli çalışmaları bulunan Piaget düşünce gelişimini şöyle sıralamıştır:

    • 0-18 ay duyusal motor dönem
    • 18 ay-6 yaş somut işlem öncesi dönem: bu d
    • 6 yaş -12 yaş somut işlem dönemi
    • 12 yaş ve üzeri soyut işlem, bilişssel dönem

    Yukarıda da görüldüğü gibi henüz bilişsel seviyeye ulaşmamış bir çocuk gerçeğin ne olduğunu, hayal yada masalın ne olduğunu bilmez. Bunun kesin ayrımını, gerçeğin kesin sınırlarını bilemez. Gerçek nerede biterhayal nerede başlar bunların ayrımını yapamaz.Bunları yapamadığı için çocukların yalan söylemesi davranışından bahsedilemez.Çocuk yaşadığı, gördüğü veya bildiği bir şeyi yanlış söylüyorsa bu onun patolojik olarak yalan söyleme davranışına sahip olduğunugöstermez.Gerçekle hayali olanı ayırt edemediği içindir. Amacı sizi kandırmak değildir. Bazen de gerçeği farkli şekilde ifade etmeyi bir oyun olarak görür. Bu durumdan da çok eğlenir.

    Yetişkinlerde Yalan Söyleme

    Mental seviyesi normal, bilinci yerinde olan kişilerin gerçeği çarpıtarak, karşısındakini yanıltmak amacı ile söyledikleri sözler yalan söyleme dir.Zeka seviyesi düşük, demans hastası, unuttuğu için yapılan hatalar yalan değildir. Patolojik yalan söylemek sık sık ihtiyacı olmadığı durumlarda da yalana başvurmadır. Psikiyatride kişilik bozukluklarında yalan söyleyen kişiler ile sık karşılaşılmaktadır. Sürekli yalan söylerler, ne konuda ne söylediklerini unuturlar inanılmaz, güvenilmez kişilerdir.

    Hangi durumlar yalan söylemeyi artmaktadır?

    • Kişilik bozukluklarının bazı türleri, narsizm, histerik tipler, asosyal tipler, borderline kişilik bozukluğu
    • Sanrısal bozukluklar
    • Çevrelerinden sosyal destek almak, kabul görme ihtiyacı
    • Geçmiş yaşantıların acılarını azaltma ihtiyacı
    • Kendine olan güvenin azlığı

    Öğrenme davranışı olarak yalan söyleme. Anne-baba yakınlarında yalan söyleyen birinin olması öğrenilmiş bir davranış olarak yalan söylemeyi geliştirebilmektedir.

    Bu gibi kişilerde psikoterapi davranışlar değişiminde yardımcı olabilir.

    0

  • Astımı olan çocuklarda okul öncesi yapılması gerekenler nelerdir?

    Okullar açılmadan önce, astımı olan çocuklarda kışa hazırlık yapmak lazım…

    Çocukluk çağı astımı erişkinlerden oldukça farklı, özellikle hayatın ilk yıllarında üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben öksürük, hırıltı , nefes darlığı gibi şikayetleri olan çocukların önemli bir kısmı büyüdükçe bu hastalığı üzerinden atıyor.

    Bu dönemde çocukların şikayetleri önemli mevsimsel farklılıklar gösteriyor. Bir çok çocuk yazın çok iyi ve bu neden ile biz hastaların ilaçlarına bu dönemde ara veriyoruz…

    Ama yaz bitince, sonbahar gelince, okullar açılınca , o güzel küçük burunlar akmaya başlayınca… birçok çocukta ataklar tekrar başlıyor.

    Eylül salgınları diyoruz buna…

    Kapalı ortamlarda tekrar bir araya gelen çocuklar enfeksiyonları da kolaylıkla birbirine geçiriyor. Bu neden ile yaz boyunca hiç ilaç kullanmayan ya da sadece lüzum halinde öksürük, hırıltı vs olduğunda kısa süreli rahatlatıcı inhaler tedavileri kullanan hastaların kışa hasta bir şekilde girmemeleri için bazı önlemler almamız gerekiyor.

    Çocuğunuzun bir önceki kışı nasıl geçirdiği de çok önemli ...

    Bir önceki kış sık hastalıklar, acil vizitler, ya da hastane yatışları olan çocukların eylülde hiç bir şikayetleri olmasa da bir koruyucu tedavi başlanması kışa ağır bir hastalık ile başlaması ihtimalini azaltır.

    Bu neden ile Eylülde ayındaki kontrollerinde ‘Yaz nasıl geçti?’ diye sorarız…

    Yaz boyunca rahatlatıcı ilaç ihtiyacı oldu mu? Oldu ise ne kadar sıklıkla bu ilaçları kullanması gerekti? Muayene bulguları ve tabii ki eğer çocuğun yaşı uygun ve yapabiliyor ise solunum fonksiyon testi ölçümleri bizim için çok değerli bazı bilgiler verir ve tüm bunların sonuçlarına göre vereceğimiz tedaviyi planlarız.

    Tabii bir de grip aşısı meselesi var…

    Çok sayıda mikrop var bizi hasta eden ama bunlardan bazıları çok önemli influenza gibi mesela bu neden ile her yıl tam da bu zamanlarda grip aşısı konuşulmaya başlanır…İnfluenza önemli çünkü tüm dünyada her yıl 3 ile 5 milyon kişinin influenza ile ağır hastalığa yakalandığı ve 250.000-500.000 kişinin hayatını kaybettiği düşünülüyor.

    Grip aşısı kimlere yapılmalıdır? Herkes aşı olmalı mıdır?

    Özellikle risk grubunda olanlar için aşılama önemlidir

    Astım, diyabet, kalp hastalığı , böbrek hastalığı, nörolojik ya da nöromuskuler hastalıkları olan çocuklar ve bu çocuklar ile aynı evde yaşayan diğer kişiler risk grubunda olmasa bile mutlaka aşılanmalıdır. Örneğin evde astımlı bir çocuk var ise evdeki herkesin aşılanması önerilmektedir.

    Bağışıklık sistemleri baskılanmış kişiler: Kanser hastaları, organ ve kemik iliği nakli yapılanlar ve bu kişiler ile aynı evde yaşayanlar

    Uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuk ve adolesanlar (koma, karaciğer hasarı ve ölüme neden olan Reye Sendromu gelişebilme riski nedeni ile)

    Hasta bakımı ile ilgilenen sağlık çalışanları

    Bu gruplar dışında özellikle 6 ay – 5 yaş arası çocukların , hamilelerin ( Hamileliğin ilk 3 ayından sonra ya da bebeğini emziren bir annenin grip aşısı olmasında bir sakınca YOKTUR!) ya da 6 aydan küçük çocukların bulunduğu evlerde yaşayanların bu çocukların bakımları ile ilgilenenlerin de grip aşısı yaptırması önerilmektedir.

    Bu risk gruplarından birinde değilseniz bile grip aşısının yapılması bu yıl içinde grip olma riskinizi azaltır!

    Grip aşısı ne zaman yapılmalıdır?

    Grip enfeksiyonu her mevsimde ortaya çıkabilir, bununla birlikte grip enfeksiyonlarının çoğu ekim- mayıs ayları arasında oluşur. Son yıllarda grip enfeksiyonlarının önemli bir kısmı Ocak ve şubat aylarında ortaya çıkmıştır.

    Aşının koruyuculu etkisi 2 -3 hafta sonra ortaya çıkar bu neden ile tavsiye edilen yıllık grip aşısının aşı kullanıma sunulur sunulmaz grip salgını başlamadan önce eylül – ekim aylarında yapılması ve hastaların aşılanmalarının Aralık ayından önce bitirilmesidir.

    Ancak kişi gribe yakalanmamış ise aşılama grip sezonunun sonuna kadar uygulanabilir.

    Yaş gruplarına göre aşının dozu nedir?
    Daha önce AŞILANMAMIŞ;3 yaşın altındaki çocuklarda aşı yarım doz (0.25 ml) yapılır ve 4 hafta sonra ikinci doz yapılır

    Eğer geçen yıl aşı yapıldı ise ( tek doz bile olsa) 3 yaşın altındaki çocuklarda tek doz ve yarım doz aşı yeterlidir

    Daha önce hiç grip aşısı yaptırmamış olan 3-8 yaş arası çocuklara 4 hafta ara ile iki TAM DOZ ( 0.5 ml) yapılır

    9 yaşın üzerindeki çocuklarda tek doz ve tam doz aşı yeterlidir

    Grip aşısının yan etkileri var mıdır?
    Ülkemizde uygulanan aşılar inaktif yani canlı olmayan virüslerden oluşuyor. Bu nedenle aşının hastalık yapma riski yok. En sık görülen yan etkisi aşı yerindeki ağrı ve hassasiyet.

    Aşı iyi tolere edilmektedir. Aşı sonrası nadiren hafif geçen 1-2 gün içinde kendiliğinden geçene nezle türü bir şikayetler oluşabilir

    Sistemik ve lokal etkiler 24-48 saat içerisinde kaybolur.

    Hafif üst solunum yolu enfeksiyonunun varlığı aşı yapılmasına engel değildir!

    En sık sorulan sorulardan biride grip aşısının içinde thimerosal ( Civa bazlı koruyucu) olup olmadığı ve bunun olası zararlarına ilişkindir…

    Civa bazlı koruyucu bir madde olan thiomersal çok dozlu aşıların içinde başka mikrorganizmaların bulaşmasını engellemek için eklenmektedir.

    Tek doz aşılar koruyucu olarak CIVA (Thimerosal) İÇERMEMEKTEDİR.
    Ayrıca bilimsel çalışmalar içinde bu koruyucu madde bulunan aşılar ile lokal şişlik kızarıklık dışında önemli bir zararlı etki bildirilmemiştir

    Gripten korunmanın aşıdan başka yolları var mıdır?
    Aşı olsanız da olmasanız da (aşının koruyuculuğu % 100 olmadığı için) çocuklarınızı ve kendinizi gripten korumak için aşağıdaki önlemlere dikkat etmeniz önerilir.

    Ellerinizi sık sık yıkayın. Virusun en önemli bulaşma yolunun virus bulaşmış ellerin göz ve ağız ile teması olduğunu unutmayın!

    Küçük çocukların ağızlarına götürdüğü oyuncaklar ve objelerin dezenfeksiyonu önemlidir. Yüzeylerinde yıkanabilen ya da kullanıldıktan sonra atılan kağıt havlular ile temizlenmesi uygun olacaktır.

    Çocuğunuzun burnunu kullanıldıktan sonra atılan kağıt mendiller ile temizleyin

    Grip nasıl tedavi edilir?
    Grip olan çocuklarda destekleyici tedaviler verilebilir. Çocuğun dinlemesi, bol sıvı alması,ateş, kas ağrılarını gidermek için parasetamol – ibufen gibi ateş düşürücü ağrı kesicilerin verilmesi önerilir

    Küçük çocuklarda burunun serum fizyolojik ile temizlenmesi ve sekresyonların aspire edilmesi çocukları rahatlatır

    Antibiyotikler sadece bakteriler üzerinde etkili fakat virüsler üzerine etkili olmadıkları için grip tedavisinde hiçbir yarar sağlamazlar.

    Özellikle risk grubunda olan bazı hastalarda ilk şikayetlerin başlamasından sonraki 24 – 48 saat içerisinde antiviral bazı ilaçların verilmesi bulguların daha az şiddetli olması ve daha kısa sürmesini sağlar.

    Grip tehlikeli bir hastalık mıdır?
    Aslında grip enfeksiyonu hiç bir sağlık sorunu olmayan kişilerin bile günlerce bazen haftalarca okula ,işe gidememesine neden olabilir. En sık rastlanan bulgular ateş, baş ağrısı, yorgunluk, öksürük, boğaz ağrısı, kas ağrısıdır. Ama bazı kişiler grip enfeksiyonları ile birlikte hayatı tehdit edebilecek komplikasyonlar açısından risk altındadır; astımlı hastalar, beş yaşın altındakiler ama özellikle 2 yaşın altındakiler, kronik sağlık sorunları olan kişiler (diyabet, obezite, kalp hastalığı ya da 19 yaşın altında olup aspirin kullanan, bağışıklık sistemi yetersizliği olan) ve 65 yaşın üzerindeki kişiler.

    Bakteriyel pnömoni, kas iltihabı, kalp kasının ya da kalp etrafındaki zarın iltihabı, menenjit, çocuğun vücudunun susuz kalması, var olan kronik hastalığın kötüleşmesi grip enfeksiyonunun en tehlikeli komplikasyonlarıdır.

    Zatürre, grip virüsünün akciğerleri direkt olarak etkilemesi ile olabileceği bazen eşlik eden bakteriyel bir enfeksiyon zatürreye yol açar. Bakteriyel ya da viral zatürre ağır hastalığa ve hastane yatışına neden olabilir, hayatı tehdit edebilir.

    Hemen acile gidin!
    Eğer grip semptomlarını takiben çocuğunuzun durumu ağırlaşıyor, ateş, titreme, göğüs ağrısı, terleme, yeşil ya da kanlı balgam, dudaklarda ya da tırnaklarda morarma var ise en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız uygun olacaktır. Bazı hastalarda nefes alma esnasında göğüste batma şeklide ağrı olabilir, bazı çocuklarda ise karın ağrısı zatürrenin tek bulgusu olabilir. Zatürre tanısında hastanın muayenesine ek olarak akciğer grafisi çekilmesi ve balgam testi yapılması gerekebilir.

  • Korku, fobi

    Korku, fobi

    Çocuklar da Korku, fobi

    Çocuklar da korku, fobi gelişimin bir parçasıdır. Korkular aynı zamanda içgüdüseldir. Her çocuk hemen her döneminde bu korkuları yaşayabilmektedir. Çocuklar da korku, fobi gelişimi, Piaget’e göre insan gelişiminin belirli dönemleri vardır. Her bir dönem bir gelişim aşamasını ve düşünme sistemine sahiptir. Her çocuk bu sistemle düşünür ve gelişir.

    Çocuklar da korku, fobi

    0-18 ay devinimsel dönem

    18 ay-6 yaş somut işlem öncesi dönem

    6 yaş-12 yaş somut işlem dönemidir.

    Çocuklar da korku, fobi Çocuklar anne karnından itibaren güvenli bir ortamda büyümeye başlar. Doğumla bu güvenli ortam bozulmaya başlar. Dış dünya ile doğrudan bir temas vardır. Gün geçtikçe, büyüdükçe kendisini koruyan anne, baba bir parça ondan uzaklaşmakta, yeni bilgiler, yeni deneyimlerle karşı karşıya kalmaktadır. Her yeni bilgi ve deneyim bir dengesizlik halidir. Ve çocuk bunlarla savaşmak ve içselleştirmek ve sağlıklı bir uyum sağlamak zorundadır. İşte bebeklikten başlayarak her deneyim süreci çocuklarda korku, fobi yaşantısının temelini oluşturmaktadır.

    Korkular zamanla biçim değiştirir. Bebekken yabancıdan, basit bir sesten korkma ile başlayan korkular zamanla bilişsel gelişim ve öğrenme ile biçim değiştirir daha sofistike olmaya başlar. Karanlıktan korkma, yalnızlıktan korkma zamanla ruhsal yapılardan korkma gibi daha soyut boyutlara ulaşmaktadır.

    Birçok psikoterapiste göre ergenlik ve yetişkinlik çağında yaşanan ruhsal sorunların temelinde bebeklik ve çocukluk çağında yaşanmış ve çözülememiş korkular yatmaktadır.

    Bazı konularda sürekli korku yaşamak, uyum ve çözüm üretememek fobi gelişine neden olmaktadır. Fobiler yaşanılan korkuların patolojik biçim almış halidir. Çözülmemiş, kriz halini almış korkulardır.

    Korkularda basit tepkiler verilirken fobilerde çok yoğun ve şiddetli tepkiler verir. Bu tepkileri şöyle sıralayabiliriz:

    • Çarpıntı
    • Yüz kızarması
    • Titreme
    • Terleme
    • Ağız kurluğu
    • Baş dönmesi
    • Denge sorunu
    • Bulunduğu ortamdan kaçma hissi

    Nefes alıp vermede dengesizlik, nefes darlığı gibi tepkiler verilir. Fobik tepkiler arttıkça ruhsal sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Bu nedenle fobik davranışlarda artış, kontrol edilemeyen tepkiler ortaya çıkıyorsa, fobik korkulardan dolayı sosyal ve iş hayatı kısıtlanmaya başlanmış ise mutlaka birçocuk ergenruhsağlığı uzmanına başvurmak gerekir. Zamanında çözülmeyen korkular çocuk, ergen ve yetişkinlerin yaşamında büyük hasarlar oluşturabilir.

  • Çocuğunuzun okul başarısı için doğru beslenme ve sağlıklı geçecek bir kış için yapılması gerekenler

    Çocuğunuzun okul başarısı için doğru beslenme ve sağlıklı geçecek bir kış için yapılması gerekenler

    Okullar açılıyor, derslerdeki başarı öğrenmeyle değil beslenmeyle geliyor. Okul hayatındaki başarı, çocukların kışın sağlıklı kalması, bağışıklık sistemini güçlendirici ve reflüden uzak tutucu beslenmeden geçiyor.

    Okullarda sağlıksız besinlerin satılması ve nüfusu kalabalık okullardaki havasızlık astım ve alerjiye sebep oluyor. Çocukların öğle yemeklerinde hızlı gıdaları tercih etmesi öncelikle reflüye, ardından da astıma yol açabiliyor. Bağışıklık sistemi ve sağlık için beslenmenin önemini aileler ve öğretmenler göz önünde bulundurmalıdır.

    Kahvaltı

    Uzmanların en çok üzerinde durduğu ve günün en önemli öğünü olarak gösterilen kahvaltı için aileler; çocuklarının sabahları birkaç lokma yemesi için, kakaolu fındık ezmesi, kakaolu mısır gevreği gibi hızlı ve hazır gıdalar ile kahvaltı etmesine göz yumuyor. Bu gıdaların besleyici hiçbir değeri bulunmamakta, özellikle alerjik çocuklarda midede reflüyü tetikleyen bu gıdalar, astıma neden olmaktadır. Alerjik çocuklar için kakaolu hazır gıdalar yerine bol tahıllı ekmek, peynir, zeytin, yumurta, salatalık ve şekersiz marmelat gibi vitamin yönünden zengin gıdalar ile beslenmek çocukların bağışıklık sistemlerini güçlendirecektir.

    Öğle Yemeği

    Okullardaki öğle yemeklerinin; hamburger, patates, kola gibi hızlı ve hazır gıda ile yapılmaması, bol peynir, balık, tavuk veya kırmızı et ile yapılmış, içinde sebze ve yeşillik olan bol tahıllı bir sandviç ve yanında taze meyve tüketmenin çok daha besleyici olacağı unutulmamalıdır.

    Ses kısıklığı, iştahsızlık, geğirme, mide bulantısı, diş gıcırdatması, ağız kokusu gibi belli belirsiz şikayetlerle seyredebilen reflü, özellikle astımlı her 10 çocuktan dokuzunda görülmektedir ve bu çocuklar okullarda verilen öğle yemeğinden bile olumsuz etkilenebilmektedir. Okullarda verilen bol salçalı yemekler, yağlı kızartmalar ve kakaolu tatlılar astımlı çocukta mide yanmasına ve reflüye sebep olabilmektedir. Bu çocukların okul yemekhanesinde tabldot yemek yerine, evden hazırlanmış sade, az yağlı yeşillik ve protein içeren sandviç ve meyve tüketmesi daha sağlıklı olacaktır.

    Özellikle kakaolu gıdalar ve çikolatanın reflüyü tetikleyici etkisi bulunur, bu nedenle özellikle sınıflarda ödül olarak çikolata verilmemesi, doğum günü kutlamalarında çikolatalı pasta yerine bol meyveli sütlü pastaların tercih edilmesi çok önemlidir.

    Akşam Yemeği

    Akşam yemeklerinin de sabah ve öğlen kadar önemli olduğu, reflünün önlenmesi için yatmadan en az 2-3 saat önce akşam yemeğinin yenmiş olması gerekmektedir. Akşam yemeklerinde ağır yağda kızarmış gıdalar yerine, yağ oranı düşük hafif gıdalarla beslenmek gecenin rahat geçmesi için önemlidir. Çocuklara yatmadan önceki 2-3 saat kesinlikle süt verilmemesi, bu saatler içinde sadece su içilmesi faydalı olacaktır.

  • Özel Öğrenme Güçlüğü, Disleksi

    Özel Öğrenme Güçlüğü, Disleksi

    Özel Öğrenme Güçlüğü, Disleksi

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi: herhangi bir çocuğu zekasının normalin üstün de ya da normal olmasına rağmen okuma, yazma , konuşma, dinleme ve matematik alanlarının en az birinde beklenenden düşük performans göstermesidir. Düşük zeka seviyesine sahip kişilerdeki performans düşüklüğü bu gruba girmez. Çünkü bura toplam başarıda bir düşüş vardır. Ayrıca çocuğun bu tanıyı alabilmesi için yaşına uygun eğitim almış olması gerekir. Yani akranlarının rahatlıkla gerçekleştirebildiği bir performansı kendisini yapamamasıdır.

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi çeşitleri nelerdir?

    • Okuma Güçlüğü: diğer çocuklar gibi düzgün akıcı, anlaşılır okuyamazlar. Takılırlar,harf atlarlar, harflerin yerlerini değiştirirler, hızlı, akıcı okuyamazlar, hecelerler, ses uyumunda bozukluklar ortaya çıkar.
    • Yazma Güçlüğü.: okuma alanında ortaya çıkan sorunlar yazma alanında da kendisini gösterir. Yazıları yazım hatalarıyla doludur. Harfleri yanlış yazma, ters yazma, rakamları ters yazma, okunaksız yazma, kelimeler arasında boşluk bırakmama, kelimeyi bütün halinde değilde hecelere bölerek yazma, birbirlerine benzeyen harfleri karıştırma m-n,ı-i,d-t,b-m gibi harfleri birbirlerin yerine kullanma çok sık olarak gözlenen yazım yanlışlarıdır.
    • Aritmetik Bozukluğu: matematik alanında yaşanan güçlüktür. Matematikle ilgili kavramları anlamada zorluktur. Terimler, semboller zor anlaşılır. Bunlar kullanılırken hatalar yapılır. Matematik ile ilgili hesaplamalar yaparken sık hata yapılır.
    • Öğrenme Bozukluğu: zekasına ve yaşına uygun olarak kolay öğrenemez ya da öğrendikleri kalıcı olamaz.
    • Anlama Yetersizliği:

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi çeşitleri nasıl oluşur, nasıl fark edilir?

    Genetik faktörler, norolojik faktörler, beyin hasarları bu bozukluğa yol açabilir.

    Gelişim geriliği gösterirler. Motor devinimsel hareketlerde gecikme vardır. Konuşma gelişimi yavaş ya da geridir. Sözcük ve cümleleri doğru kullanamazlar. Kelime dağarcığı sınırlıdır. Ayakkabılarını ters giyme, ayakkabılarını bağlamada zorluklar sık görülür. Soyut kavramları öğrenmede sorun yaşarlar. Renkleri zor öğrenmek gibi. Yön tayini sorunu vardır. Sağ ve sollarını sık karıştırırlar. Zık kavramlar karıştırılır.

    Okul hayatlarında başarıları düşüktür. Özellikle yazılı performansları sözel performanslarına göre daha düşüktür.

    Nasıl Tedavi Edilmelidir?

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi, bir çok çocukta tek başına görülmez. Ek bazı problemler de görülür. İşitsel ve görsel dikkat eksikliği, hiperaktivite gibi bozukluklarla birlikte görülme sıkılığı çok yüksektir.

    Ancak temel destek özel eğitimdir. Bu çocukların eksikliklerinin iyi belirlenip, eksik alana yönelik eğitim planlaması gerekir. eksikliklerin yanında güçlü performans gösterdikleri ya da gösterebilecekleri alanlar belirlenmeli , bu alanlar vurgulanmalı ve teşvik edilmelidir.Özel eğitimsüreci de kolay değildir.motivasyon en önemli unsurların başında gelmektedir. Bu öğrenciler de değişimin kalıcı olması hemen olmamaktadır. Sabırla uzun süre çalışmak gerekir. Başarı adım adım çalışarak zamanla gelmektedir. Bunun için psikiyatrist, psikolog,öğrenci,özel eğitim öğretmeni, ailenin sabırlı işbirliği gerekir.

  • Güneş alerjiniz mi yoksa güneş yanığınız mı var

    Güneş alerjiniz mi yoksa güneş yanığınız mı var

    Hava sıcaklıklarının arttığı, insanların serinlemek için denizi ve havuzu tercih ettiği günümüzde, cildinizde oluşan kızarıklık, güneş alerjisinden mi yoksa güneş yanığından mı kaynaklanıyor? Güneş alerjisi ile güneş yanığı zaman zaman karıştırılabilmekte ve arasında farkları bilmek gerekmektedir.

    Güneş alerjisinde ciltte kızarıklık, şişme ve kaşıntı, güneş yanığında ise, acıma ve yanmanın ön planda olur. Alerji, az miktarda güneşe maruz kalındığında bile bir tür kurdeşen döküntüsü şeklinde, yanık ise uzun süre güneşe maruz kalınmasıyla oluşur.

    Güneş alerji genellikle, vücudun yüz ve kol dışındaki, kışın güneş görmeyen bölgelerinde gelişir. Güneş yanığı daha uzun sürede iyileşme gösterirken, güneş alerjisi güneşten uzaklaştıktan 24 saat sonra geçebilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu bu alerjinin, güneş ışığı ile şekil değiştiren cilt proteinlerine karşı bedenin verdiği bir tür tepki olduğu düşünülüyor. Nadir de olsa çok ağır vakalarda anafilaksi denilen tüm vücudu etkileyen döküntü, şişme ve tansiyon düşüklüğü gözlenmekte, hayatı tehdit edici durum gelişebilmektedir.

    Güneş Alerjisinin Testi Nasıl Yapılıyor?

    Güneş alerjisi testi değişik dalga boyundaki ultraviole ışığına cildin verdiği tepkiyle ya da doğal güneş ışığı kullanılarak alerji uzmanları ve dermatologlarca yapılmaktadır. Tedavide, ağızdan alınan alerji ilaçları ve haricen sürülen kortizonlu kremler, çok ağır vakalarda ağızdan alınan kortizon tabletleri kullanılmaktadır.

    Uzun süreli tedavi ise cildin kısa sürelerle ancak defalarca güneşe maruz kalması sağlanarak duyarsızlaştırılmasıyla gerçekleştiriliyor. Alerjisi olmayan kişilerin öğle saatlerinde dışarı çıkmamalarını, çıktıkları takdirde güneşten korunmaya yönelik en uygun kıyafetleri tercih etmelerini tavsiye ediyoruz.

  • Yaşadıklarından Öğrendiğin Bir Şey Var!

    Yaşadıklarından Öğrendiğin Bir Şey Var!

    Yaşadıklarından Öğrendiğin Bir Şey Var!

    Zaman zaman kendini yapayalnız hissediyor olabilirsin. Bugün üzüldüğün tonlarca şeylere yarın gülüp geçersin. Bazen hepimiz büyük darbeler alırız ve geçmeyecek diye düşünürüz. Fakat bu yaşadıklarımızı iki farklı şekilde düşünebiliriz. İlki; en zayıf olduğun noktadan sınanıyor ve güçlendirilmeye çalışılıyor olabilirsin. İkincisi ise; tecrübe en iyi öğretmendir. Seni düşürmeye çalışanlar da olacak, yerden kaldırıp yürümene yardım etmeye çalışanlar da…

    Evren harika bir yer. Adalet çok büyük bir nizam. Harika bir gezegende yaşıyoruz. Hepimiz hayatta bir şey öğreniyoruz. Kötülerden ‘iyi’ olmayı, savaşçılardan ‘yaşamın anlamını’, öfkeli insanlardan ‘gülümsemenin gücünü’… Ve bir gün, bu adaleti şaşmayan teraziyi kavradığında, hayatta hiç ama hiç bir şeyi takmamayı ve mutluluğun yüreğindeki huzur olduğunu anlayacaksın.

    Unutma, senin dışında kimse mutluluğunu elinden alamaz! Hayatın içinde gizli kalmış o kadar güzellik var ki… Bu güzelliklere ada kısacık yaşamını. Sev kendini! Sev ki mutlu ol, mutlu yaşa ve mutlu öl! Son olarak diyorum ki, bugünün bitişi yarının en güzel başlangıcı olsun. Kendini sevdiğin, gülmeyi seçtiğin ve yalnızken de eğlenebildiğin güzel günlere sevgili dostum…

    Sevgiyle,
     

  • En ideali deniz kenarı tatili

    En ideali deniz kenarı tatili

    Bol bol tuzlu suda yüzmek ve tuzlu su buharı solumak tüm havayollarına ilaç gibi geliyor. Astımlı çocuklar için en ideal tatil seçeneğini deniz kenarı oluşturuyor. Havuz açık alanda bile olsa, aşırı sıcak havalarda buharlaşan klorun kimyasal yapısı, astım hastalarının ataklarını tetikleyebiliyor.

    Astım hastalığı, tekrarlayan bronş daralmasıyla seyreden kronik bir akciğer hastalığıdır. Alerjik olabildiği gibi, alerji dışı nedenlerden de kaynaklanabilmektedir. Çocuk hastaların çoğu, alerjik astımdır ve bu nedenle çocuklarda astım ve alerjik bronşit eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hem alerjik hem de alerjik olmayan astımda, bronşlarda oluşan hassasiyet dış etkenlere bağlı olarak gelişirken, sigara dumanı, kimyasal kokular, küf, hava kirliliği gibi etkenler astımlı bireyde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetlerin alevlenmesine neden olmaktadır.

    Bir akciğer hastalığı olan astıma bağlı şikayetler sıcak ve rutubetli havalarda artar. Bu nedenle astım hastaları için en doğru seçim deniz tatilleridir. Yüzmenin, tuzlu su buharı solumanın tüm hava yolları için doğal bir ilaç olduğu unutulmamalıdır. Kış boyu tıkanan ve enfeksiyonlarla mücadele eden hava yolları, doğal tuzlu suyun etkisiyle açılıyor. Havuz suları çoğunlukla klorla dezenfekte ediliyor ve açık havuz olsa bile aşırı sıcak havada buharlaşan klorun astım ataklarını tetikleyici etkisi olmasından dolayı tavsiye edilmiyor. .

    Tatile Giderken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Kısa süreliğine de olsa evimiz olarak kullanacağımız konaklama alanlarına dikkat etmelisiniz. Özellikle astımlı çocukların %90’ının ev tozuna karşı alerjisi olduğunu, tozun da en çok halıda biriktiği göz önünde bulundurmalısınız. Konaklama yapılacak mekanın halı kaplı olmamasına özen gösterilmesi gereklidir. Astımlı kişilerin özel eşyalarını da tatile yanında getirmesi önemli bir detaydır. Anti alerjik yatak kılıfı gibi özel eşyaların kullanımına tatil süresince devam edilmesi, olası olumsuz durumları engelleyecektir.

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Oyun terapisi: 3-11 yaş arası çocuklara uygulanır ve çocuğun oyunla kendini doğal yoldan dışa vurmasını temel alır. Nasıl ki yetişkin bireyler kendilerini konuşarak ifade edip, duygularını dışa vuruyorlarsa, çocuklar için de oyun duygu ve sıkıntılarını dışa vurma aracıdır. Oyun terapisi ile simgeler çocuğun iç dünyasını yansıtma araçlarıdır. Oyuncaklar çocuklardaki korku, kaygı, fantezi, suçluluk duygusu gibi duygularını aktarabildikleri araçlar haline gelir. Yönlendirilmiş veya yönlendirilmemiş şekilde uygulanan oyun terapisinde çocuk yaşadığı problemlerin üzerinde çalışma şansı elde eder. Oyun Terapisi nin amacı çocuğun daha az acı çekmesini sağlamak, travma ve fobileriyle baş etmesini (boşanma, hastalık, başarısızlık korkusu, istismar vb. durumlar için), hayata uyum sağlamasını kolaylaştırmaktır. Terapi sürecinde terapist çocuğu dinler ve anlaşılmış hissetmesini sağlayarak daha güvenli bir çerçeve oluşturur. Terapi çocukların kendilerinin olduğu gibi kabul edildikleri ve korundukları yerdir. Oyun terapisti çocuğa davranışlarıyla ilgili sık sık bilgi verir ve davranışlarıyla ilgili ona saygı duyduğunu hissettirir.

    Oyun Terapisi

    Oyun terapisi, çocuğun takıldığı gelişim aşamasında gerekli iyileşmeyi sağlayarak bir sonraki gelişim aşamasına geçmesine ve iç dengesini kurmasına yardımcı olur. Oyun terapisi, endişe, korku, takıntı, düşük özgüven, çekingenlik, dürtüsellik, saldırganlık, topluma-okula uyum sorunu, davranış problemleri, uyku- yeme-tuvalet sorunları için uzmanların sıkça kullandığı bir terapi tekniğidir. Oyun terapisi, cinsel davranışlarla aşırı meşgul olan, fiziksel nedeni olmayan mide bulantıları veya baş ağrılarından şikayet eden, içe dönüklük ve mutsuzluk belirtileri gösteren, arkadaş edinmekte güçlük çeken, yaşıtları veya kardeşleriyle sıkça kavga eden, başkalarına zorbalık eden veya başkaları tarafından zorbalık gören, kendini savunamayan, özellikle de oyun oynamayan ve oynamasını bilmeyen çocuklar için kullanılan ideal bir yöntemdir.

    Oyun Terapisi nedir?

    Oyun ve oyuncaklar aracılığı ile çocukların kendilerini ve ihtiyaçlarını ifade etmelerine yoğunlaşan özel terapi türüne “oyun terapisi” denir. Oyun terapisi, çocukların bilişsel ve sosyal becerilerini, duygu ve düşüncelerini oyun ile ortaya koymalarını amaçlar. Oyun terapisti ise çocuğun ortaya koyduğu oyun dünyasına onunla birlikte girerek, çocuğun oyun dilini konuşur. Terapi sürecinin sonunda çocukların yaşadıkları duygusal sıkıntıları gidermeleri ve sağlıklı gelişimlerine ulaşmaları hedeflenir. Özellikle çocuklarda görülen ruhsal rahatsızlıkların ve davranış bozukluklarının, bu alanda eğitim almış uzmanlarca, oyun ya da oyuncaklar yolu ile tedavi edilmesi ve iyileştirilmesidir

    Hangi durumlarda oyun terapisi önerilir?

    • Davranış Problemleri
    • Dikkat Eksikliği ve Aşırı Hiperaktivite Bozukluğu
    • Depresyon
    • Öfke Kontrolü Problemleri
    • Özgüven ve Benlik Gelişimi
    • Korku ve Kaygılar
    • Takıntılar
    • Tikler
    • Tırnak Yeme – Parmak Emme – Saç Yolma gibi davranışlar
    • Kardeş Kıskançlığı
    • Kayıp- Yas- Travmalar
    • Beslenme Problemleri
    • Alt Islatma
    • Dışkı Kaçırma
    • Anne Baba Boşanma Sürecinin Etkileri
    • Aile İçi Şiddet
    • Sosyal İçe Kapanma
    • Cinsel / Fiziksel / Duygusal İstismar Travmaları

    FİLİAL TERAPİ

    Filial terapinin amacı aile ve çocuk arasındaki ilişkinin yapısını terapötik bir çerçevede yeniden oluşturmaktır. Bu teknikte aileye çocuk odaklı bir psikoeğitim verilerek çocuğun duygusal, davranışsal ve sosyal problemlerini zamanla kendi içerisinde de ele alması öğretilir. Filial terapide amaç sadece varolan problemi çözmek değildir. Amaçlanan çocuğun kendini güvenli bir aile ilişkisi içerisinde bulması, duygularını tanıması ve bunu ailesiyle güvenle paylaşır hale gelmesini sağlamaktır.