Yazar: C8H

  • Bebeğiniz “sebepsiz yere” ağlarsa…

    Karnı tok mu? Evet.
    Bezi temiz mi? Evet.
    Ateşi yok değil mi? Yok.

    Peki, öyleyse bebeğiniz neden ağlıyor?
    Bebeklerin ağlamak için kendi nedenleri vardır. Ama en ebeveynler bile bebeklerinin aklını okuyamazken, bebekler de ne olduğunu sözcüklerle anlatamaz.

    İşte sizin için denenmiş bazı yöntemler:

    Emme ihtiyacı

    Emme hareketi bebeğin kalp atış hızını düzenleyebilir, midesini rahatlatabilir ve rahatsız uzuvlarını sakinleştirebilir. Bebeğinizin emmesi için emziğini veya parmağınızı verin. Bırakın keyfini çıkarsın.

    Sarılmak ve kundaklamak

    Yeni doğan bebekler, rahimdeki gibi bir sıcaklığı ve güvenliği hissetmekten hoşlanır. Bu duyguyu yeniden yaşatmak için, bebeğinizi bir battaniyeyle kundaklamayı, kucaklamayı veya omzunuza yatırmayı deneyin. Kundaklanmayı veya sarılmayı çok kısıtlayıcı bulan bazı bebekler, ritmik hareketler veya emzik emme gibi diğer rahatlatma yöntemlerine daha iyi yanıt verir.

    Müzik ve ritim

    Müzik çalabilir, bir ninni veya en sevdiğiniz şarkıyı söyleyebilir ve odanın içinde dans edebilirsiniz.Bebeğinizin neye yanıt verdiğini görmek için, farklı müzik türlerini deneyin.

    Ilık su

    Temiz havada olduğu gibi, ılık su da bebeğinizi sakinleştirebilir ve gözyaşlarını dindirebilir.

    Banyodan farklı olması için, bebeğinizi kollarınızda tutarak duşun altında tutun. Bazı bebekler bu ortamabayılabilir ama bebeğiniz gürültüden veya sıçrayan sudan hoşlanmazsa onu zorlamayın. Yalnızca duşunuzun kaymaz tabanlı olduğundan emin olun.

    Hareket

    Kollarda veya taşıyıcıda taşınmanın sağladığı hareket yeterli olabilir. Bebeğinize bu hareketi sallanan sandalye, salıncak veya sallanan bebek koltuğu ile de sağlayabilirsiniz; bebeğinizi çalışan çamaşır makinesinin üzerinde bir araç koltuğuna yerleştirmek (ama sakın yalnız bırakmayın )veya bebek arabasında ya da aracınızda gezdirmek de bir seçenek olabilir.

    Ağlayan ve sakinleştirilemeyen bir bebek, ebeveynler için yoğun bir stres kaynağıdır. Neyse ki, bebeğiniz büyüdükçe, kendisini daha iyi sakinleştirebilecek ve ağlamalar büyük ölçüde sona erecek.

    Masaj

    Çoğu bebek dokunulmaya bayılır. O yüzden, bebek masajı tam da aradığınız şey olabilir. Hareketleri sıkı sıkıya uygulamak için endişelenmeyin – nazik ve yavaş uyguladığınız her hareket bebeğinizi rahatlatacaktır.

    Ağlayan ve sakinleştirilemeyen bir bebek, ebeveynler için yoğun bir stres kaynağıdır. Neyse ki, bebeğiniz büyüdükçe, kendisini daha iyi sakinleştirebilecek ve ağlamalar büyük ölçüde sona erecek.

    Kendinizi strese sokmayin

    Bu arada, hem bebeğiniz hem de kendiniz için endişelenip, kendinizi suçlu hissetmeyin. Bu sürecin sonunda, daha sabırlı ve sevgi dolu bir anne veya baba olacaksınız. Sınırınıza dayandığınızı hissettiğinizde, şu ipuçlarından yararlanın:

    Bebeğinizi güvenli bir yere yerleştirin ve bir süre ağlamasına izin verin,

    Bir arkadaşınızı veya akrabanızı arayarak, tavsiye alın,

    İşleri belirli bir süre için güvendiğiniz bir kişiye bırakın,

    Dikkatinizi dağıtmak için sakinleştirici bir şarkı dinleyin,

    Derin derin nefes alın,

    Kendinize şunu hatırlatın: ağlamak bebeğinize zarar vermez ve bebeğinizin sadece ağlayıp rahatlamaya ihtiyacı olabilir,

    Kendi kendinize şunu söyleyin: “Bebeğim büyüyecek ve bu dönemden çıkacak”,

    Ne yaparsanız yapın, gerginliğinizi bebeğinizden çıkarmayın,

  • Bir Gün…

    Bir Gün…

    Bir Gün…

    Hep verdik, veriyoruz. Çünkü bize küçükken vermeyi, paylaşmayı, verdikçe çoğalacağı öğretildi.

    Ve bir gün…

    Büyüdük.

    Yine verdik. Hayatımıza dahil olmak istediler izin verdik. Sonra defa şans istediler, o şansların heba olacağını bilmemize rağmen yine verdik. Kırıldık fakat kırmadık, canımız yandı yakamadık ve her defasında darbe yedik.

    Sonra anladık ki bazı şeyler, bazı kişilere bazen boşunadır.

    Ne kadar anlatırsan o kadar kafan karışır. Ne kadar konuşursan konuş bir o kadar anlaşılmazsın. Hatta üstüne üstlük yanlış anlaşılırsın.

    İşte, bazen bazı insanlara karşı çığlık çığlığa susmak lazım!

    Sevmeyi, değer vermeyi bilmeyen, kötü olmayı tercih eden ve öğrenmek istemeyen insanlara sevmeyi öğretme!

    Yoksa bu hikayenin sonunda sen ‘sevmeyi’ unutursun.

    İşin özü ne mi?

    Bir gün…

    Sevgiyle çoğalır her sevgi.

  • Bebeğinizin birinci yılı: güzel beklentiler

    Gülümseme

    İki ay boyunca uykusuz kaldınız. Onu her saat sakinleştirmeye çalıştınız. Tabii bu arada bol bol da gözyaşı gördünüz. Bu arada belki arada parlayan bir gülümseme gördünüz ama bunun nedeni gaz da olabilirdi. Şimdi asıl ödülü alma zamanı. Yaklaşık 2 aylık olduğunda, bebeğiniz size gülümseyecek! Bebeğinizin dayanılmaz gülümsemesi için genellikle sesinizi duyması veya yüzünüzü görmesi yetecek.

    Kahkaha
    Bebeğinizin sık sık ağlayan sesi sizi köşeye sıkıştırdıysa, direnmeye devam edin. Bebeğiniz 4. ayını tamamladığında, belki de duyup duyabileceğiniz en tatlı sesi, yani bebeğinizin kahkahasını beklemeye başlayabilirsiniz. Bunun en iyi tarafı da, bebeğinizin ne kadar kolay kahkaha attığını görmektir. Gülünç suratlar, gıdıklama ve ce-ee’ler kıkır kıkır kahkahalar atmasına yetecektir.

    Deliksiz Uyku
    Diğer hiçbir ilk ana benzemeyen deliksiz uyku, yeni ebeveynler için bir mucize haline gelir. Yeni doğan bir bebeğin tüm gece uyumasını beklemek gerçekçilikten ve sağlıklı düzenden uzaksa da, ebeveynler yakın zamanda rahata kavuşacaklarını unutmamalıdır. 4-6 ay sonrasında, çoğu bebek tüm geceyi deliksiz bir uykuyla geçirebilir.

    Dik Oturma
    Her zaman karnınızın üzerinde uzanmanız gerektiğini düşünün. Dünya nasıl da farklı görünürdü! 5 veya 6 ay sonrasında, çoğu bebek destekle dik oturabilir. Destek için, ya ellerini önlerine koyar ya da yastıklara veya mobilyalara yaslanırlar. Bebekler, genellikle 7-9 ay civarında desteksiz oturabilmeye başlar.

    Emekleme 9 aya gelindiğinde, çoğu bebek hem ellerini hem de ayaklarını kullanarak emeklemeye başlar. Bazı bebeklerse hiç emeklemeden sürünmeyi veya kıvrıla kıvrıla ilerlemeyi tercih eder. Emekleme çok önemli bir gelişme değildir ve kaymayı veya sürünmeyi tercih eden bebekler de genellikle diğer gelişmelere zamanında erişir.

    El Sallama

    ‘Bay bay’ anlamında el sallama sadece şirin bir hareket değildir – aslında, bir dil ifadesidir. 9 aya varıldığında, çoğu bebek sesler, jestler ve anlamlar arasında bağlantı kurmaya başlar. El sallamanın ‘bay bay’ ifadesiyle bağlantılı olduğunu anlar.
    Elle Yemek Yeme
    Kaşıkla besleme ihtişamını kaybetmeye başladıysa, bebekler kendi başlarına yemek yemeye hazırdır. 9-12 ay arasında, bebekler ellerini ve parmaklarını kontrol edebilmeye başlar. Bu da, parçalı yiyecekler gibi küçük nesneleri kavramalarını kolaylaştırır. Ne yazık ki, bu yaşın üstündeki bebekler tatları ve dokunuşları keşfetmeye bayıldığından, ağızlarına atmak isteyecekleri tek şey yiyecek olmayacaktır. Bu yüzden, çevre güvenliği bu yaşta dikkate alınması gereken önemli bir noktadır.

    Ayakta Durma
    12 aya varıldığında, çoğu bebek kısa süre de olsa desteksiz ayakta durabilir. Ayrıca, mobilyalara veya başka nesnelere dayanarak küçük adımlar da atarlar – buna “sıralama” adı verilir. Bağımsız bir şekilde yürümeyi öğrendikleri andan önceki haftalarda veya aylarda, bebekler sıralayarak, kendilerini asıl yürüme aktivitesine hazırlar.

    Adım Atma
    İlk adımı, ilklerin kralı olarak görebilirsiniz. Bebeğinizin kendi başına attığı ilk adım kadar beklenen (veya kaydedilmeye çalışılan) başka bir an yoktur. Ancak, her bebek bir yaşına vardığında yürümeye başlamaz. Normal yürüme yaşı 9 ila 17 aydır ve çoğu bebek, ilk adımlarını yaklaşık 13. ayda atar.
    İlk Kelime
    “Anne! “Baba!” Bebeğinizin adınızı söylediğini duymak kadar güzel bir şey yoktur. Bu da bir yaş civarında gerçekleşir. Bu zamana kadar, çoğu bebek en az bir gerçek kelime söyler ve başkalarını taklit etmeye çalışır. Ufaklığınızın düşüncelerini nihayet öğreneceğiniz an yakındır.

  • Hayat Ertelemeye Gelmez!

    Hayat Ertelemeye Gelmez!

    Hayat Ertelemeye Gelmez!

    Hayat, ertelediğimiz her ne ise onu bekleyecek kadar uzun değildir. Ertelediklerimizin zamansız gitmesi durumunu yaşadığımızda pişmanlıklarla baş başa kalmış oluruz. Pişmanlıkların hiçbir çaresi yoktur. Her bir ‘keşke’ anlamını yitirir. Ev, okul, iş, aşk hayatında ve arkadaşlık ilişkilerinde uzun lafın kısası hayatının her anında ertelenen hatta ve hatta ertelenmeyi bekleyen birçok şey vardır.

    “Evi sonra temizlerim. Sınava sonra çalışırım. Babamla ya da annemle sonra konuşurum. Ona hissettiğim duyguları sonra söylerim. Onu sonra ararım… ” Aslında sonradan anlarsın ki nereden başlaman gerektiğini bilemediğin bir sürü ‘sonra’ olmuş. Bu yüzden, erteleme! Hayatını er-te-le-me!

    Özellikle sevdiğin insanlara, onları sevdiğini söylemeyi erteleme! ‘Sevgi’ ertelenemeyecek kadar eşsiz bir duygu… Sev ve söyle! Kaybedecek olsan da söyle, şayet sonucu olumsuz olursa da pişman olma! En azından ‘keşke’ dememiş olursun. Sevdiklerini ara, onlarla konuş. Çünkü hayat kısa ve ölüm ne yazık ki yaş tanımıyor. Zamana karşı koymaya çalışmak, akıntıya kürek çekmek gibidir. İş işten geçmeden, keşkeler dün olmadan, bugünler geçmiş olmadan başla!

    Sevgiyle,

  • Bebeğiniz boğmaca riski altında mı?

    Boğmaca, adını insanların öksürüklerin arasında boğulur gibi çıkardığı sesten alan bir hastalıktır. Boğmaca veya pertusis akciğerlerde ve solunum tüplerinde oluşan bir enfeksiyondur. En tehlikeli olduğu grup bebekler olmakla beraber, yetişkinlerin ve gençlerin bu hastalığa yakalanma riski aslında daha yüksektir. Daha büyük çocuklar veya yetişkinler bu hastalığa yakalandıklarını anlamayabilir. Bu hastalık, öksürüğü uzun süren bir soğuk algınlığı gibi görünebilir. En önemli belirti olan öksürüğü yaşamadan bile bu hastalığı bir başkasına bulaştırabilirsiniz. Basit bir hapşırıktan – ve hatta nefes vermeden – gelen hastalık etkeni, hastalığın bebeğinize ve evinizdeki diğer kişilere geçmesine neden olabilir.

    Bebeklerde Ciddi Sorunlar

    Kötü bir öksürük dönemi, bebeğin su içerken, yemek yerken ve nefes alırken zorlanmasına yol açabilir.

    Boğmaca zatürreeye, yetersiz beslenmeye, nöbetlere ve akciğer ve kalp yetmezliğine neden olabilmektedir.
    Bir yaşın altında boğmaca geçiren üç bebekten ikisi nefes almakta zorlanıyor. Hastalığa yakalanan bebeklerin solunumun izlenmesi, gerektiğinde oksijen verilmesi ve kıvamlı akıntıların vakumla alınması için hastaneye yatırılıyor.

    Ailenizi Koruyun

    Boğmaca aşıları kesin çözüm sağlamıyor. Çocukken boğmaca aşısı olmanız, bu hastalığa yakalanmayacaksınız anlamına gelmiyor. Aşı, yalnızca hastalığa yakalanmanız halinde belirtilerin daha hafif olmasını sağlıyor.
    Difteri ve tetanos ile birlikte, boğmacaya karşı koruma sağlayan iki farklı aşı var: DTaP ve Tdap.
    DTaP 7 yaşın altındaki çocuklara uygulanıyor.
    Tdap ise 2005 yılından bu yana daha büyük çocuklara ve yetişkinlere uygulanan bir aşı.

    Ailenizin güvende olmasını sağlamak için:

    Her hamileliğinizde, üçüncü çeyrek dönemde bir Tdap aşısı vurulun. Aşı, vücudunuzun hastalıkla savaşacak antikorlar üretmesine yardımcı olacaktır. Anneler antikorları doğumdan önce bebeklerine geçirir. Böylece, bebeği 2 aylık olduğunda vurulacağı ilk DTaP aşısına kadar korunması sağlanır.
    Boğmaca aşıları yaşam boyu koruma sağlamadığından, bebeğin etrafında olacak 10 yaşın üzerindeki herkesin Tdap aşısını olması gerekir. Kardeşler, ebeveynler, büyükanne ve büyükbabalar, kuzenler ve bakıcılar da buna dâhildir.
    Bebeğinizin, aşı takvimindeki tüm DTaP aşılarını vurulduğundan emin olun. Bebeğinize 2. ayından 4 ila 6 yaşına kadar toplamda beş aşı dozu verilecek. Aşılar, bebeğinizi son dozu izleyen en az 1 yıl boyunca boğmacaya karşı yaklaşık %90 oranında korur. Çoğu çocuk, aşıyı izleyen 4 yıl boyunca boğmacaya yakalanmaz.

    Boğmacanın Belirtileri:

    Hastalık genellikle burun akıntısı ve tıkanıklığı ve bazen de hafif bir öksürük ile başlar. 1 ila 2 haftadan sonra, büyük olasılıkla öksürüğün özellikle geceleri sertleştiğini fark edersiniz. Boğmaca 10 haftaya kadar devam edebilir.

    Ne Zaman Doktoru Aramalı?

    Bebeğinizde soğuk algınlığı belirtilerinin yanında aşağıdakiler görülüyorsa, doktorunuzu arayın:
    Bebeğin ilk üç boğmaca aşısının yapılmamış olması veya kronik öksürüğü olan bir kişiyle temas etmiş olması
    Şiddetli öksürük, solunum güçlüğü, beslenmede zorluk görülmesi veya bu konuda endişelerinizin olması
    Siz boğmaca geçirdiğinizi düşünüyorsanız, özellikle de yaşadığınız bölgede öksürük salgını görülüyorsa hemen doktorunuzu arayın.
    Erken antibiyotik tedavisi belirtilerinizi hafifletebilir ve hastalığın yayılmasını önleyebilir.

  • 4 Adımda Psikolojinizi Düzeltin

    4 Adımda Psikolojinizi Düzeltin

    4 Adımda Psikolojinizi Düzeltin​

    Yaz ayının başlarındayız. Havanın olumlu etkisi sayesinde dışarı çıkmak için nedenlerimiz arttı. Uzmanlar mevsim değişimlerinin, insanların fizyolojisi ve psikolojisi üzerinde doğrudan etkisi olduğu görüşündeler. Bahar ve yaz ayları bildiğiniz üzere alerjisi olan insanlar üzerinde de doğrudan etkilidir. Vücudumuzdaki hormonal ve fizyolojik değişiklikler mevsimsel depresyonları beraberinde getirebiliyor. Dahası, tedavi edilmeyen depresyon bu aylarında etkisini daha şiddetli gösteriyor. Yazın henüz başındayken depresyon ile nasıl başa çıkacağımızı öğrenmek ister misiniz? Psikolog Tuba Dadaşoğlu ile yaz depresyonu ile nasıl başa çıkacağımızı konuştuğumuz, kendimizi daha enerjik ve dinamik hissetmek için neler yapmamız gerektiği ile ilgili bilgilendirici bir söyleşi yaptık. Keyifli okumalar dilerim.

    Depresyon nedir?
    Evet, gerçekten de depresyon nedir? Farkındaysanız artık herkes “Depresyondayım!” diyor.Aslında depresyonun en temel anlamı; isteksizlik hali, hayattan zevk alamamak ve hiçbir şey yapmama isteğidir. Aslına bakacak olursak depresyon; bir beyin hastalığıdır. Yani hem vücudu, hem düşünceleri hem de duygu durumunu etkiler.

    Bahar ve yaz depresyonu hakkında bilgi verebilir misiniz?
    Toplumumuzda daha çok  bahar ve yaz depresyonu olarak bilinen şey, esasen mevsimsel duygulanım bozukluğudur. Her yılın aynı zamanlarında tekrar eden bir depresyon türüdür. Bu süreçte kişiler kendilerini daha çok sömürülmüş ve karamsar hissederler. Bahar depresyonu hastalığı ile yapılan en büyük yanlışlıklardan biri de, bu hastalığı kısa süreli bir moral bozukluğu sanıp, insanların bu durumu ciddiye almamasıdır. Eğer doğru zamanda doğru adım atılmazsa bu hastalık giderek ağırlaşıp sürekli bir depresyon haline de gelebilir.

    Peki, yaz depresyonunun belirtileri nelerdir?
    Kişide gözle görülür derecede enerji düşüşü başlar ve ilgi kaybı azalır, suçluluk duyguları artar, odaklanamama durumu başlar, yoğun bir şekilde ölüm veya intihar fikirleri ortaya çıkar. Duygusal anlamda bir çökkünlük yaşarlar ve her şeye üzülürler. Ağlamalar artar, bu bazen bir neden olmadan da ortaya çıkar. Uyku düzenleri bozulur, hiçbir şeyden zevk alamaz hale gelirler ve kendilerini sürekli yorgun hissederler.

    Bahar ve yaz depresyonunda en çok kimler risk altında?
    Bahar depresyonu, genetik olarak depresyona yatkınlığı olan kişilerde daha fazla görülüyor.Bir de geçmişte depresyon geçirmiş kişilerde daha sık şekilde ortaya çıkıyor. Örneğin; dışa dönük ve ikili ilişkilerinde iletişimi daha kuvvetli olan kişilerde depresyon daha az görülürken, içe dönük ve ikili ilişkilerinde iletişimi zayıf olan kişilerde bu hastalık daha sık ortaya çıkıyor. Buna ek olarak; mükemmeliyetçi yapıya sahip kişiler birçok konuda esneklik gösteremediği için beklentilerinin altında bir durum sergilediği zaman daha sık depresif belirtiler yaşıyor ve böylece mevsimsel değişimlerde daha fazla hassasiyet gösteriyorlar.

    Depresyon başlamadan önce anlamak mümkün müdür? Depresyonun ön belirtileri var mı?
    Hepimiz hayatımızda üzülüyoruz, yıpranıyoruz, stresli anlar ya da zamanlar geçiriyoruz fakat her duygunun olduğu gibi bu duygularında belli bir zamanı olmalı. Buna örnek verecek olursak; ilişkimizle ya da aile yaşantımızla ilgili zorlu bir süreçten geçiyorsak üzülmemiz, uykularımızın kaçması hatta stres düzeyimizin artması normal olabilir.

    Depresyon döneminde farklı olarak yaşanan durum ise; hayatımızda olumlu gelişmeler olmasına karşı içimizde hissettiğimiz koskoca bir boşluk hissi, bunalım ve hüznün devam etmesidir.Yani önceden sizi mutlu eden, keyif veren şeyler artık eski tadı vermiyorsa depresyondasınız demektir. Tabii kişiler çoğu zaman yaşadığının depresyon mu yoksa günlük hayatın bir parçası mı olduğunu ayırt etmekte zorlanabiliyorlar. Eğer bir olay karşısında normalden farklı tepkiler verdiğinizi düşünüyorsanız ve çevrenizdekilerden de bu konuda sorular geliyorsa bir uzmandan destek almanızı öneriyorum. Çünkü uzun süre tedavi edilmeyen depresyon kişiyi intihara kadar sürükleyebiliyor.

    4 adımda depresyon ile başa çıkmak için neler yapmamız gerektiğini bizimle paylaşabilir misiniz?
    Öncelikli olarak “Artık geçmişin yükünden kurtulve hafifle!” diyerek konuya başlamak istiyorum. Geçmişe dair unutmadığımız ve unutmak istemediğimiz her şey bizim ruh sağlığımızı olumsuz şekilde etkiler. Yaşadıklarımızı tabii ki tamamen unutmaktan bahsetmiyorum. Zaten bu, mümkün de değil; fakat geçmişi bugünümüzde yaşatarak kendimize en büyük zararı yine kendimiz vermiş oluyoruz. Eğer geçmişi affedip yolumuza devam etmeyi tercih edersek inanın bana bambaşka bir noktada göreceğiz kendimizi.

    İkinci olarak: O kafayı değiştir!
    İnanın ne düşünüyorsak ya da ne hissediyorsak o şekilde de davranırız. Yani düşünceler duyguları, duygularda davranışlarımızı etkiler. Ben diyorum ki işe olumsuz düşüncelerimizi değiştirmekle başlayalım. Çünkü olumsuz duygular bizi düşünsel ve fiziksel olarak da olumsuz etkiler. Olumsuz bir duygu durumu içerisindeyken moralimiz daha da bozulur. Moralimizin bozulması ise çoğunlukla yapıcı bir durum değil tam tersine yıkıcı bir durumdur.

    Bir diğeri:Kendinle ilgilen!
    Depresyonun üstesinden gelmek için kendimize dikkat etmemiz gerekmektedir. Tabii bu da sağlıklı bir yaşam tarzını takip etmek, stresle başa çıkabilmeyi öğrenebilmek, sağlıklı alışkanlıklar geliştirmek ve gün içinde bize iyi gelecek aktivitelerde bulunmaktır. Ruh sağlığımızda yaşadığımız sorunlar şüphesiz bedenimize de yansır. Hareketsizlik ve bununla beraber sürekli düşünme hali bedenimizi yorabilir.

    Olmazsa olmazı ve sonuncusu: Sevdiklerinize zaman ayırın!
    Depresyonla gelen isteksizlik ve yorgunluk hali ilişkilerimizi de etkileyebilir. Yapılan araştırmalara göre, sosyal ilişkilerin iyileştirici bir gücü olduğu ispatlanmıştır. Uzun süredir ihmal ettiğiniz bir arkadaşınızı arayıp onunla görüşmek, hatta bir kahve içip sohbet etmek inanın size iyi gelecektir.Ve en önemlisi, önceden yaptığınız ve sizi iyi hissettiren şeyleri içinizden gelmese bile yapmaya çalışmak en etkili olacak yöntemlerden biridir. Depresyonunuz hemen bitmese bile, keyifli aktivitelerle uğraştığınız için kendinizi günden güne daha enerjik ve daha iyimser hissedeceksiniz.

    Bir uzmandan ne zaman yardım alınmalı?
    Eğer depresyonunuzun zamanla daha kötüye gittiğini düşünüyorsanız, bir uzmandan destek almanızı tavsiye ediyorum. Yardım alıyor olmak sizin zayıf olduğunuz anlamına gelmemeli. Depresyondayken negatif düşüncelerle boğuşmak kendimizi bulmamızı daha da zorlaştırabilir, fakat unutmamanız gereken önemli bir nokta var, depresyon tedavi edilebilir ve kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz! Ancak önemli olan 4 adımı uygulamaktan asla vazgeçmeyin. Profesyonel destek alıyor olsanız bile, bu ipuçları kendinizi daha iyi hissetmenizi ve iyileşmenizi hızlandırmada yardımcı olacaktır.

  • Besin alerjilerini ihmal etmeyin

    Çocuklarda görülen besin alerjilerini ihmal etmeyin. En çok hayvansal ürünlere karşı gelişen besin alerjileri, tedavi edilmezse tehlikeli tablolara dönüşebiliyor. oysa minik bedenlerde birçok sistemi etkileyen bu alerjiler, ebeveynlerin özeni ve beslenme düzeninde yapılacak değişikliklerle tedavi edilebiliyor

    Çocukluk döneminde görülen besin alerjileri kimi zaman gelişme süreci içinde kendiliğinden kayboluyor kimi zaman da yetişkinlik döneminde de devam edebiliyor. Besin alerjisi geliştiğinden şüphelenilen çocukların vakit kaybetmeden bir uzmana muayene olması gerekiyor. Tedavi edilmemesi halinde nefes darlığından bulantıya, kusmadan deride kaşıntıya kadar birçok soruna neden olan bu rahatsızlık ileri vakalarda yaşam kaybına yol açabiliyor.

    Besin alerjisi, alerjik besinin koklanması, solunması veya dokunulması sonucu da ortaya çıkabiliyor. Ağır alerjik vakalarda kişi söz konusu besini yemese de pişirildiği, yenildiği ortamlarda bulunduğu hatta o besini yiyen kişi tarafından öpüldüğü zaman da ciddi alerjik reaksiyon gösterebiliyor. Tıp literatüründe, kendisi yemediği halde, uçakta çerez yenildiği için anafilaktik şoka giren vakalar bulunuyor.

    Besin alerjisi nedir?

    Bağışıklık sisteminin normal şartlarda zararsız olan bir besin maddesini yanlışlıkla zararlı olarak algılaması sonucu ortaya çıkan reaksiyonlar besin alerjisi olarak adlandırılıyor.

    Hangi besinler alerjiye yol açıyor?

    Her türlü besinin alerji yapma potansiyeli bulunuyor. Ama bazıları diğerlerine göre daha sık alerjiye neden oluyor. Çocuklarda bu grubu süt, yumurta, buğday, yer fıstığı, ağaç fındıkları, balık, kabuklu deniz ürünleri, susam ve kivi oluşturuyor. Sıkça çikolata ve kakao tüketimi nedeniyle alerjik burun akıntısı, migren, deride kızarma, kaşıntı ve sindirim sistemi bozuklukları görülebiliyor. Nadiren bal da alerjiye yol açıyor.

    Bu sorun nasıl başlıyor?

    Besin alerjileri bebeklik, çocukluk döneminden ve hatta anne karnından başlayarak insan hayatını etkileyebiliyor. Bu sorunla ilgili bulguların ortaya çıkması için hastanın birkaç kez alerjiye yol açan besine maruz kalarak duyarlı hale gelmesi bekleniyor. Yapılan araştırmalara göre, toplumun en az yüzde 15-20’lik kısmı yediği bir besinin kendisini rahatsız ettiğine inanıyor. Ancak besin alerjileri çocuklarda yüzde 2-8, yetişkinlerde yüzde 1, tüm nüfusta ise yüzde 2 oranında görülüyor.

    Ne tür belirtilerle ortaya çıkıyor?

    Vücudun hangi sistemlerini etkiliyor? Birçok sistemi etkileyebilen bu sorun farklı bulgularla kendini gösteriyor. Deride kaşıntı, kızarıklık, yanma, ürtiker, anjiyo-ödem, atopik dermatit ve egzama ile ağız içi mukozası, dudaklar ve dilde kaşıntı veya şişlik şeklinde belirti veriyor. Besin alerjileri sindirim sisteminde ise bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, kolik, reflü, şişkinlik, gaz, kramp, gaitada kan görülmesi gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Kardiyovasküler sistemde hipotansiyon, baş dönmesi, şok, anafilaksi gibi sorunlara yol açıyor. Solunum sisteminde ise burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve burunda kaşıntı başta olmak üzere hapşırma, boğazda kaşıntı, seste kalınlaşma, öksürük, göğüste daralma hissi, nefes darlığı ve vizing olarak adlandırılan hırıltılı solumaya neden oluyor.

    Besin alerjileri nasıl tedavi ediliyor?

    Bu rahatsızlık temelde, alerji yapan besinin diyetten çıkarılmasıyla tedavi ediliyor. Eliminasyon diyeti olarak adlandırılan bu yöntemde, alerji oluşturan besin diyetten elenirken, bu besinin içinde olduğu her şeyin diyetten çıkarılması gerekliliğinin hastaya belirtilmesi önem taşıyor. Örneğin inek sütü alerjisi olan çocuğun süt ve süt türevlerini içeren hiçbir besin maddesini yememesi gerekiyor. Sütün yanı sıra peynir, yoğurt ya da bunlardan yapılan gıdaların tüketilmemesi de önem taşıyor. Tedavi edilmeyen besin alerjileri hayati riske yol açabiliyor. Özellikle son yıllarda artan yer fıstığı ve ağaç fıstıklarına bağlı alerjilerde anafilaksiye bağlı ölümlere sıkça rastlanıyor.

    Çocuklukta başlayan besin alerjisi yetişkinlikte de devam ediyor mu?

    Çocukluk döneminde ortaya çıkan besin alerjilerinde besinin diyetten çıkarılması ile besine karşı tolerans gelişimi ve besin alerjilerinin ortadan kalkmasına sıkça rastlanıyor. Bu dönemde en sık inek sütü alerjisi görülüyor. Sorun; 1 yaşında yüzde 50-60, 2 yaşında yüzde 70-75, 3 yaşında ise yüzde 85 oranında kayboluyor. Yumurta alerjileri 5 yaşından sonra yüzde 55 oranında ortadan kalkıyor. Yer fıstığı, fındık ve ceviz gibi ağaç fındıkları ile balık ve kabuklu deniz ürünlerine karşı oluşan alerjilerde ise sorun giderilse bile özellikle alerjik besine karşı bakılan spesifik IgE alerji testlerinin yüksek olduğu durumlarda mevcut alerji ömür boyu devam edebiliyor.

    ANNE BABALAR DİKKAT!

    • Her besinin alerji yapma potansiyeli bulunuyor ve bazıları sinsice seyredebiliyor. Bu nedenle sık hastalanan, hırıltılı solunum görülen, kaşıntılı, döküntülü deri hastalığı olanlar ile kusma, reflü, ishal ve kabızlık yaşayan çocuklarda beliren besin alerjilerinin bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

    • Besin alerjisinden şüphelenildiğinde tanı ve tedavide uzmanlardan yardım alınması önem taşıyor. Çünkü bazı vakalar hayatı tehdit edebilecek reaksiyonlara yol açabiliyor.

    • Anne babaların kendilerince tanı koymaması ve besin kısıtlamasına gitmemesi gerekiyor. Gereksiz yere uygulanan kısıtlamalar çocukların büyüme ve gelişimi için çok önemli bir besinden mahrum kalmasına neden olabiliyor.

    • Besin alerjilerinin kontrolünde yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmesi, diyette alerjiye neden olabilecek maddelerin mutlaka kısıtlanmasının yanı sıra bunların yerine konabilecek olanların öğrenilmesi gerekiyor. Bu konuda bir beslenme ve diyet uzmanından yardım almak ebeveynlere yardımcı olabiliyor.

    • Özellikle süt, yumurta, fındık ve fıstık, birçok hazır gıdanın içinde kullanıldığı için etiket bilgisi okuma alışkanlığının mutlaka kazanılması gerekiyor.

    ADIM ADIM TANI SÜRECİ

    Birçok hastalıkta olduğu gibi besin alerjilerinde de hasta hikayesi büyük önem taşıyor. Anlatılanlar sayesinde bazen şüpheli besin kolayca tanımlanabiliyor. Fizik muayenede belirtilerin varlığı kontrol ediliyor. Vücudun savunma sisteminin önemli bir parçasını immünoglobulin E (IgE) molekülleri oluşturuyor. Kan testleri ile şüpheli besinler için vücudun IgE yapıp yapmadığına bakılıyor. Ayrıca deri testi de uygulanıyor. Bunlar hastanın test edilen besin antijenlerine karşı spesifik IgE antikoru oluşturup oluşturmadığını gösteriyor. Tanıda altın standart olarak çift kör plasebo kontrollü besin ‘challenge’ testi uygulanıyor. Bu testin hastane ortamında, oluşabilecek her türlü ciddi reaksiyon göz önünde bulundurularak ve gerekli tedbirler alınarak yapılması gerekiyor. Test, doktor kontrolünde olmak şartıyla şüpheli besinin düşük dozlardan başlayıp, giderek artarak hastaya yedirilmesi ve artan dozlara karşı hastada bir bulgu oluşup oluşmadığının gözlenmesiyle yapılıyor.

  • Dil ve Konuşma Bozukluğu

    Dil ve Konuşma Bozukluğu

    Dil ve Konuşma Bozukluğu

    Dil ve konuşma bozukluğu bir çok çocuğun gelişim döneminde gözlenen bir olgudur. Bebeklikte başlayan konuşma gelişimi bazı çocuklarda akranlarına göre yeteri kadar gelişme göstermeme, dil ve konuşma alanında sapmaları ifade etmek için kullanılır.

    Dil ve Konuşma Bozukluğu

    Dil ve konuşma bozukluğu nedir?

    a-Gelişimsel dil geriliği: bu bozukluk türünde dil henüz kazanım aşamasın da iken yetersizlik gözlenir. Çocuğun yeterli kelime hazinesi yoktur. Her çocuğun yaşına uygun kelime hazinesi olması gerekir. Bazı çocuklarda kelime sayısı akranlarına göre çok azdır. 3 yaşına gelmiş hala 10-20 kelime sayısına sahip çocuklar vardır. Dil ve konuşma bozukluğu sorunun önemli bir kısmını oluştururlar. İşitme kaybı, mental sorunlar, öğrenme sorunları, uyaran yoksunluğu, sürekli tv ve bilgsayarla vakit geçirme, arkadaş sayısının az olması dil geriliğinin oluşmasında önemli bir etkendir.

    b- Artükülasyon bozukluğu: halk arasında pelteklik olarak da bilinir. Gelişimsel dil de olduğu gibi, her harfinde söylenme yaşı vardır. /B/ için söylenme yaşı 2 iken,/ s/harfi için 4 yaş olarak beklenir.Harfleri doğru söyleyememedir. Her harfin kelimin başında, orasında ve sonunda doğru olarak söylenmesi gerekir. Çocuklar hedef harf (fonem) için olgunluk çağına eriştikleri halde doğru söyleyemiyorlarsa artikülasyon bozukluğu var demektir. Terapilere 4 yaşından itibaren başlanır.

    c- Kekemelik: yetişkin populasyon da en sık görülen dil ve konuşma bozukluğu dur. Konuşurken takılma, duraklama ve uzatmalar olarak bilinir. Bir diğer adı akıcı konuşma bozukluğudur. Konuşmanın çok hızlı olması da bir konuşma bozukluğudur.

    d-Afazi: nüfusun yaşlanması ile birlikte görülme sıklığı da artmaktadır. Beyin felci ya da inme sonucunda konuşma, anlama,okuma, yazma yetilerinden her hangi birinin ya da bir kaçının bozulması olarak bilinir. Hastalarının çoğunun yaşlı olması, ek birçok sağlık sorunları yaşamaları terapiyi güçleştirmekle birlikte başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Terapi süresi genellikle 2 yılı aşmaktadır.

    e- Ses bozuklukları: Sesin perdesinde, şiddetinde, kalitesinde bozulmalardır. Bozulma bu üç parametrede aynı anda görülebilir. Ya da bu üç parametreden herhangi birinde gözlenebilir. Bu bozukluğa genellikle kişinin sesini yanlış kullanması, sigara gibi etmenler yol açar. Ancak küçük bir grupta doğuştan getirilen hastalıklar da yol açabilir.

  • Çocuğunuzun alerjik olduğunu nasıl anlarsınız?

    Baharla birlikte havalar ısınıyor, çiçekler açıyor, parklar, bahçeler yeşilleniyor. Ama, yılın bu güzel zamanı bazıları için ise bir kabus! Evet, alerjisi olanlardan bahsediyoruz. Bu yazıda çağın hastalığı olarak adlandırabileceğimiz alerji hakkında merak edilenlere değineceğiz.

    Alerji, vücudun normalde zararsız olan bir maddeye karşı gösterdiği anormal bir tepkidir. Çocuk, alerjik olduğu maddeyle karşılaşınca aksırık, öksürük, burun akması gibi belirtiler ortaya çıkar.

    En sık görülen alerji etkenleri toz özellikle ev tozu, ağaç ve çayır polenleri, küf, sigara dumanı, hayvan kıl ve salyası, temizlik malzemesi ve kozmetik gibi kimyasal maddeler, gıdalar, ilaçlar ve böcek sokmalarıdır. Bir maddeye alerjik olan bir kişi başka maddelere de alerjik olabilir.

    Eğer çocuğunuz, her yıl aynı zamanlarda benzer bir tabloyla hastalanıyor, aksırık/öksürükten kurtulamıyorsa mevsimsel bir alerjisi olabilir.

    Aşağıda sıralayacağımız maddeler, çocuğun yakınmalarının allerjik olabileceğini düşündürür.

    EĞER

    Anne babada alerjik ekzema, saman nezlesi, astım gibi allerjik hastalıklar varsa

    Çocuk sesli nefes alıp veriyorsa

    Gece çok öksürüyor, gündüz iyi görünüyorsa

    Sık sık solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorsa

    Günlük yaşamda arkadaşlarından çabuk yoruluyorsa

    Bebekliğinde besin allerjisi geçirdiyse veya yanakları kuru, kaşıntılı, kızarık olduysa

    Uzun süren geniz akıntısı oluyorsa

    Sık sık burun akıyor, tıkanıyor veya kaşınıyorsa

    Gözler altında koyu renk halkalar varsa

    Gözler sulanıp kaşınıyorsa

    Sık kulak enfeksiyonu geçiriyorsa yakınmaları alerjik olabilir. Bu belirtiler hakkında doktorunuza danışmalı, belki de allerji yönünden ayrıntılı bir incelemeden geçmesini sağlamalısınız.

  • Özel Eğitim

    Özel Eğitim

    Özel Eğitim

    Özel eğitimnormal eğitimden fayda görmeyen kişilerin eğitimi için kullanılan bir terimdir. Dünya da ve ülkemizde yaygın olarak uygulanmaktadır. Ülkelerin gelişmişliği artıkçaözel eğitimhizmetleri de artmaktadır.

    Özel Eğitim

    Bu alandaki eğitim hizmetlerini iki grupta toplamak mümkündür. Birinci grupta mental davranışsal, işitsel, gelişimsel açıdan yetersizliği bulunanlara uygulanan eğitim olarak toplayabiliriz. İkinci grupta ise zeka ve yetenek bakımından üstün performans gösteren kişilere verilen eğitim olarak toplayabiliriz.

    Ülkemizde en yaygın olarak verilen eğitim 1. Grupta toplanan yetersizliklerden dolayı verilen eğitimdir. Bunları şöyle sıralayabiliriz

    • Mental yetersizlik. Zeka puanı 90 puanın altında olan kişilere verilen eğitim
    • Özel öğrenme güçlüğü olan kişilere verilen eğitim. Bu kişilerin zekaları normaldir ancak bazı alanlarda öğrenme becerileri akranlarına göre zayıftır.
    • Yaygın gelişimsel geriliği olanlar. Bunlar tipik ya da A tipik otizm tanısı almış olan kişiler
    • İşitsel yoksunluğu olan kişiler. İşitme cihazı ya da koklear implant kullanıcıları.
    • Dil ve konuşma bozukluğu olanlar
    • Gelişimsel, anatomik bozukluğu olanlar
    • Görme engelliler
    • Davranışsal bozukluğu olanlar

    Özel eğitimin bir başka alanı ise bir yeteneğinin normalin üzerinde olmasıdır.

    • Üstün zekalılar eğitimi. Bu kişilerin zekası IQ 130 ve üzeri olanları içine almaktadır.
    • Resim, müzik, satranç gibi bir alanda normal insanlara göre çok büyük bir yeteneğe sahip olanlar da farklı bir eğitim almalıdırlar.

    Özel eğitimi kimler vermektedir. Personel olarak bu alan için uzman elaman yetiştiren üniversiteler vardır.Özel eğitimöğretmenliği, işitme engelliler öğretmenliği, üstün zekalılar öğretmenliği, psikolog, fizyoterapist, dik ve konuşma terapisti,odyolog, çocuk gelişimi uzmanı gibi meslek elemanları ve uzmanlar eğitim verme becerisine ve yetkinliğine sahip kişilerdir.

    Özel eğitim kurumsal olarak nerelerde verilmektedir?

    Kamuya ya da özel girişimcilere ait özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ülkemizde en çok hizmet veren kuruluşlardır. Bunun yanında belli bir engele uzmanlaşmış terapi merkezleri, dil ve konuşma terapi merkezleri, otizm merkezleri, dikkat eksikliği ve hiper aktivite terapi merkezleri, bu alanda büyük hizmetler vermektedir.