Yazar: C8H

  • Yenidoğan bebekler için vücut bakımı

    KONAK

    Görünüşü hiç de iyi olmasa da, konak yenidoğanlarda yaygın olarak görülen zararsız bir saçlı deri hastalığıdır. Bebeğinizde kepek gibi görünen pul pul ve kuru deriyle ortaya çıkan hafif bir durum gelişebileceği gibi, sarımsı, yoğun, yağlı, soyulan veya kabuk bağlayan yaralarla beliren daha şiddetli bir durum da görülebilir.Konak doğumdan sonraki iki hafta ila üç ay aralığında herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir ve genellikle birkaç ay içerisinde kendi kendine geçer. Çoğunlukla 6-7 aydan sonra görülmez.

    Konak, yağ üreten bezlerin çok fazla yağ üretmesi ve kuruyan ve pul pul dökülen yağlı yaralarının oluşumuna neden olmasıyla ortaya çıkar.Annenin doğum sırasında ürettiği ve çocuğuna geçirdiği ilave hormonların yağ bezlerinde üretim artışına yol açması sonucu oluşur.

    Bebeğinizin vücudundaki hormonlar ilk birkaç aydan sonra dengelendiğinde, bu sorun da ortadan kalkar. Soyulmalardan kurtulmaların en iyi yolu, bebeğinizin saçını yumuşak bir bebek şampuanıyla her gün yıkamaktır.

    Öncelikle, bebeğinizin başına parmaklarınızla veya yumuşak bir sabun beziyle masaj yaparak, soyulmaları yumuşatmaya çalışın. Şampuanı durulamadan önce, gevşek kabukları temizlemek için bebeğinizin saçını yumuşak bir bebek tarağıyla tarayın.

    Kabukları yumuşatmak için bebeklerinin saçlı derisine zeytin yağı veya bebek yağı sürülebilir. Ancak bu her zaman yararlı olmayabilir ve konağı artıradabilir..Konakı eninde sonunda kendi kendine geçecektir. Bununla birlikte, rahatsızlık devam eder, kötüleşir veya yayılırsa doktorunuza danışın. Doktor ilaçlı şampuan veya kortizon kremi yazabilir.

    Tırnaklar

    Bebeğinizin tırnakları sizinkilerden daha yumuşak ve bükülmeye daha müsait olabilir ama bu sizi yanıltmasın, bebeğinizin tırnakları oldukça keskindir ve sağa sola sallanan uzuvlarını çok az kontrol edebilen yenidoğan, etrafını keşfetmek için uzanırken rahatlıkla kendi yüzünü (veya sizin yüzünüzü) çizebilir.Yenidoğanın tırnakları çok hızlı uzadığından, bunları haftada birkaç kez kesmeniz gerekebilir.

    Ayak tırnaklarını bu kadar sık kesmeniz gerekmez. Bazı ebeveynler bebeklerinin tırnaklarını ısırıp kopararak düzeltiyor olsa da, bu uygulama enfeksiyona yol açabilir. Burada en iyi strateji, bir bebek makası veya tırnak makası almak ve bu işi birinin yardımı ile yapmaktır. Biriniz bebeği tutup, çok fazla hareket etmesini önlerken, diğeriniz tırnaklarını kesebilir. (Bu işi bebeğinizin daha sakin olduğu beslenme veya uyuma zamanında denemek daha akıllıca olabilir.)

    Deriyi kırpmamak için parmak pedini tırnaktan uzak bir noktaya bastırın ve tırnakları keserken çocuğunuzun elini sıkıca tutun.Bebeğinizin parmağını kazayla tutmaktan veya kesmekten korkuyorsanız, makas yerine yumuşak bir zımparalı tırnak törpüsü kullanabilirsiniz.

    GÖBEK BAĞI

    Bebeğiniz doğduktan sonra, göbek bağı sıkıştırılır ve vücuda yakın bir yerinden acısız bir işlemle kesilir. Göbek bağından kalan kısmı kuruyana ve düşene kadar mümkün olduğunca temiz ve kuru tutun.

    Bu süreç genellikle 10 ila 21 gün alır. Göbek bağı düştükten sonra, ortaya nispeten açık bir göbek deliği çıkar. Bu deliğin tamamen iyileşmesi birkaç gün alacaktır. (Göbek düştükten sonra, bebeğinizin bezinde biraz kan görebilirsiniz. Bu gayet normaldir.)

    Göbeğin hava alması ve idrarla temas etmemesi için, bebeğinizin bezini güdüğün altından katlayın. Göbek düşene kadar, bebeğinizi küvette yıkamaktan kaçının. Bu sürede, yenidoğanı sıcak havalarda sadece bezi ve gevşek bir tişörtle bırakmak en iyisidir. Böylece sağlanan hava dolaşımı kolay kurumasına yardım eder.

    Göbek düşene kadar, bebeğinize tulum benzeri kıyafetler giydirmekten kaçının.Göbek kalıntısının alkollü pamukla silinmesine dayanan eski uygulamayı artık tavsiye etmiyoruz, çünkü araştırmalara göre göbek alkolle silinmezse daha hızlı iyileşiyor.

    Göbek güdüğünü temiz tutmak için, bebeğinizi süngerle yıkamanız yeterli.

    Ender olsa da, enfeksiyon belirtileri şişme veya kızarıklık, güdüğün tabanında iltihap ve ateş olarak sayılabilir.

    Sünnetli penis

    Yeni sünnet olmuş bir penis için yapmanız gereken tek şey, normal banyo zamanının bir parçası olarak deriyi su ve sabunla temiz tutmaktır. Hem sünnetli hem de sünnetsiz erkek bebeklerde köpük banyosundan kaçınmak gerekir.

    Köpük banyosu penis dokusunu kurutabilir ve tahriş edebilir. Sünnetten sonraki birkaç gün sonra, penis biraz tahriş olmuş gibi görünebilir ve peniste sarılaşmış doku fark edilebilir. Bu aslında penisin normal süreciyle iyileştiğini gösteren iyi bir işarettir.

    Sünnet bölgesi ender olarak enfeksiyon kapar. Enfeksiyon belirtileri uzun süreli kızarıklık, penis ucunda şişme ve penisin sonuna doğru içi sıvı dolu, kabuklaşmış sarı yaralar olarak sayılabilir. Bu belirtilerden herhangi birini fark ederseniz, hemen doktorunuzu arayın.

    Sünnetsiz penis

    Sünnetsiz bir erkek çocuğun temizliğini veya banyosunu yaparken, sünnet derisini çekmeye ve altını temizlemeye çalışmayın. Penisin dışını diğer tüm vücut parçalarındaki gibi temizleyin.

    Bebeğin kendi özelliklerine bağlı olarak, sünnet derisinin penisten ayrılması ve çekilebilir hale gelmesi haftalar, aylar veya yıllar alabilir. Bu gerçekleşene kadar, deriyi zorlamayın.

    Vajina bölgesi

    Kız bebeğin vajina bölgesi için yapmanız gereken tek şey bez değiştirme ve banyo sırasında nemli, temiz bir bezle silmektir. Bebeğinizin poposundan vajinasına bakteri bulaşmasını önlemek için, önden arkaya doğru silmeye dikkat edin. Derisinin katlarını ve kıvrımlarını da nazikçe temizlediğinizden emin olun.

    Yenidoğanda genital bölge

    Bebeğiniz kız da olsa erkek de olsa, genital bölgesinde şişkinlik ve kızarıklık görebilirsiniz. Kız çocuklarında şeffaf, beyaz veya biraz kanlı bir akıntı olabilir. Bütün bu belirtiler, hamilelik sırasında hormonlara maruz kalmanın normal bir sonucu olarak ilk birkaç hafta görülebilir.

    Bu belirtiler, altı hafta içerisinde ortadan kalkmazsa, bir sonraki kontrolde bunları bebeğinizin doktoruna anlatın.

  • Haklı mı Olmak İstiyorsun Yoksa Mutlu mu?

    Haklı mı Olmak İstiyorsun Yoksa Mutlu mu?

    Haklı mı Olmak İstiyorsun Yoksa Mutlu mu?

    Biliyorum bazen öyle anlar oluyor ki yalnızca anlatmak istiyorsun. Mağduriyetini, hayal kırıklıklarını, hüzünlerini ve yaşamış olduğun tüm olumsuzlukları…

    Ve karşı taraftan beklediğin tek kelime şu oluyor;

    “Haklısın!”

    Zaten başımıza ne geliyorsa egomuzun sesini dinlememizden gelmiyor mu?

    Hem biliyor musun, onun da duymak istediği tek kelime var;

    “Haklıyım!”

    İlişkilerimizde amaç mutlu olmak ise yapılan en büyük yanlış haklı olmaya çalışmaktır.

    Maalesef haklı olmak ve dediğimizi yaptırmış olmak mutluluk getirmiyor. Yani bir taraf yenilmiş ve sen kazanmışsın. Çoğu zaman sevdiğin, eşin, dostun, çocuğun kaybetmiş ve sen haklısın!

    Bir de her şeyi karşıdan beklemekte adet olmuş.

    “O bana bir adım atsın, ben ona koşarım! ”

    Ne çok duymuşuzdur bu cümleyi.

    Ne saçma ve ne komik değil mi?

    Eğer mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmekse istediğimiz, haklı olduğunun ve ‘ilk’ adımı atanın ne önemi olabilir ki?

    İlk adımı sen at, ama bu adımı da karşı taraf için bir fedakarlık olarak görme!

    Sen intikam yerine devam etmeyi seç!

    İnan bana kazanan sen olacaksın!

    Geçmişe takılıp kalmak yerine ‘an’da kalmayı seç!

    Haklı olmayı unut! Mutlu olmayı seç!

    Ama sen “Yok, Tuba ben ‘haklı olmak istiyorum’” diyorsan, tamam sustum, sen haklısın…

  • İnsanların Seni Yormasına İzin Verme!

    İnsanların Seni Yormasına İzin Verme!

    İnsanların Seni Yormasına İzin Verme!

    Ne yazık ki hepimizin ortak derdi.İnsanların bizi yormasına izin veriyoruz.

    • Peki ya neden?
    • Zaten yeterince zor hayatımız varken bunu neden yapıyoruz kendimize?
    • Bizi ‘yormaktan’ başka hiç bir işe yaramayan insanlara neden “Hayır!” diyemiyoruz?
    • Vekendimize yok yere eziyet ediyoruz?
    • Ömür denen kısacık yolculukta, yanımızda durması gereken kişileri sırtımızda kambur olarak taşıyoruz.Neden hepimiz sırtımıza taşıyamayacağımızdan daha fazla yükü alıp taşımaya çalışıyoruz?
    • Mecbur olduğundan mı?
    • Kıramadığından mı?
    • Kıyamadığından mı?
    • Eğer bunlardan biriyse, neden aynı istikrarı, aynı başarıyı kendimizde gösteremiyoruz?

    Boşver artık!Sana kendini iyi hissettiren insanları bul!İlaç niyetine…Kimseyi değiştiremezsin bu birinci kural, asla unutma!Kendine güven!Yüreğinin güzelliğine, hayata, düzene, nizama ve her şeyin yaratıcısı olan O’na..!Sonra mı?Korkmadan ilerle!Göreceksin ki, olaylar önüne tek tek gelmeye başlayacak.

    Ve sen!

    Şükredeceksin..

    İnan bana senden önce, dikişini nakışına ayarlayan biri var.

    Ve sen! O’ nu çok iyi biliyorsun…

  • Bebeğinizin tırnaklarını keserken…

    Tırnakları kısa tutun. Bebeğinizin tırnakları yumuşak olsa da, derisini çizebilir! Tırnakları sık sık keserek, keskin köşelerin oluşmasını önleyin.

    Doğru araçları kullanın: Bebeğinizin minicik parmaklarına göre üretilmiş bir tırnak makası veya törpü alın.

    Doğru zamanlama: Bebeğinizin tırnaklarını o uyurken veya mama yerken dikkati dağıldığında kesin.

    İpucu: Tırnakların en yumuşak olduğu zaman banyodan hemen sonrasıdır.

    Bebeğinizi sıkı tutun: Bebeğinizin elini tutun, tırnak pedini tırnaktan uzak bir noktaya bastırın ve tırnağı kıvrımı boyunca dikkatli bir şekilde kesin.

    Hazırlıklı olun: Bebeğinizin derisini kesecek olursanız, kesiğin üzerine iki üç dakika boyunca veya kanama durana kadar bir bez bastırın.

    Ayak parmaklarına dikkat edin: Bebeğinizin ayak tırnaklarının, el tırnakları kadar sık olmasa da kesilmesi gerektiğini unutmayın.

  • Bebeklerde asla ihmal edilmemesi gereken 6 ciddi belirti!

    İlk defa çocuk sahibi olmak harika bir duygu ama başta bebeğinizin ilk hastalığı olmak üzere korkutucu anları da beraberinde getiriyor.

    Her küçük öksürük veya kızarıklıkta hemen alarma geçmek kolaydır. Peki, ciddi durumları ebeveyn kuruntularınızdan ve bir sonraki doktor kontrolüne kadar bekleyebilecek durumlardan nasıl ayırabilirsiniz?

    Bebeklerde asla ihmal etmemeniz gereken altı ciddi belirtiyi aşağıda bulabilirsiniz.

    1. Dudak morarması (siyanoz) Bebeğinizin dudakları morarıyorsa veya ağzında veya dilinde morarma varsa, bu bebeğin yeterli oksijen alamadığının göstergesidir. Bu sağlık durumu siyanoz olarak bilinir.

    Ne yapmalısınız?
    Bebeğinizde morarma görüyorsanız, 112’yi arayın ve acil e gidin

    2. Nefes darlığı
    Her bebekte zaman zaman hırıltı veya inilti görülür. Ancak, bebeğinizin nefesi devamlı olarak derin ve hızlıysa ve göğüs kaslarını gerektiğinden daha fazla kullandığını ve burun deliklerinin iki yana açıldığını gözlemliyorsanız, bebeğiniz nefes darlığı çekiyor olabilir.

    Ne yapmalısınız?

    Hemen çocuk doktorunuzu arayın. Bu durumu mesai saatleri dışında gözlemliyorsanız, acil servise gidin.

    3. 38°C’den Yüksek Ateş (yenidoğanlarda)
    Bebeğiniz üç aylıktan küçükse ve makattan alınan ateş 38°C’den yüksekse, çocuk doktorunuzu aramalısınız. Yenidoğanlarda ateş birçok farklı sebeple ortaya çıkabilir. Bebeğinizde hafif bir soğuk algınlığı da olabilir, menenjite yakalanmış da. Bu nedenle, yenidoğanlarda yüksek ateşi çok ciddiye alıyoruz.

    Ne yapmalısınız?
    Yenidoğanlarda ateşi her zaman makattan ölçün, çünkü diğer konumlarda aynı doğruluğu yakalayamazsınız.
    Yeni doğan bebeğinizde yüksek ateş varsa, doktorunuzu arayın.
    Yenidoğan, ateşin nedenini bulmak amacıyla omurilikten su alma dâhil olmak üzere bir dizi tetkik için hastaneye yatırılabilir ve antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulabilir. Bağışıklık sistemleri daha gelişmiş olan daha büyük çocuklarda ateş her zaman ciddi olmayabilir.

    4. İlerleyen sarılık

    Yenidoğanınızda doğum sonrasında sürekli ilerleyen bir sarılaşma varsa, bebeğiniz ilerleyen sarılık geçiriyor olabilir.
    Sarılık her zaman tehlikeli değildir. Bazı durumlarda normaldir ve kendi kendine iyileşir ama iyileşmek yerine ilerleme görülüyorsa, değerlendirilmesi gerekebilir”.

    Bilirubin karaciğer tarafından üretilir. “Bebeğin karaciğeri bir fırın gibidir: Çalışması zaman alır ama çalışmaya başladığında, sorunsuz işler,” “Bebek doğduğunda, karaciğeri gerektiği gibi çalışmıyorsa, bilirubin vücutta birikebilir ve derinin sarılaşmasına yol açabilir”.

    Bilirubin düzeyleri çok yükselirse, beyni etkileyerek nöbetlere ve kalıcı hasara yol açabilir.

    Ne yapmalısınız?
    Bebeğinizi daha sık besleyiniz. Böylece, bebek fazla bilirubini dışkısından atabilir.
    Sonraki adım ise, bebeğinizi morötesi (UV) ışık altında (fototerapi) tutarak, bilirubinin parçalanmasını arttırmaktır. Bilirubin düzeyi yükselirse, kan nakli gerekebilir.
    Evde bakım ,bazende ışık tedavisi (fototerapi) genellikle bilirubin düzeyini, bebeğinizin vücudunun fazlalığı kendi başına atmasını sağlayacak kadar düşürmek için yeterlidir.”

    5. Sıvı kaybı

    Bebeğinizin bezleri hep kuruysa, sıvı kaybından endişelenmek gerekir.Bebek altı günlük olana kadar, günde artı bir ıslak bez, sonraki günlerde ise günde altı ıslak bez görmek isteriz.
    Buna göre, iki günlük bir bebekte iki bez, üç günlük bebekte üç bez ıslak olmalı ve ilerleyen günlerde de bu şekilde artış gözlemlenmelidir.
    Şiddetli sıvı kaybının diğer belirtileri ağız kuruluğu, gözlerde içe göçme ve uyuşukluktur.

    Ne yapmalısınız?

    Mümkün olan en kısa sürede doktorunuzu arayıp tavsiyesini almanızı öneririz. Doktorunuz, bebeğinizi sık emzirme veya mama vermenizi tavsiye edebilir. Bu tür durumlarda, bebeğe su vermek genellikle iyi gelmez, çünkü su sodyum değerlerinin düşmesine ve bebeğin nöbet geçirmesine yol açabilir.

    6. Açık sarı safra kusma

    Çocuklar kusar. Hem de çok. Çok öksürmekten, çok ağlamaktan, çok yemekten ve her yerden kapabileceği mide virüslerinden kusar.
    Ancak, bebeğiniz yeşilimsi safra kusuyorsa, durum ciddidir. Koyu renk kahve telvesine benzer kusmuk da ciddi olabilir.
    Yeşil safra, bağırsak tıkanıklığının işareti olabilir ve hemen dikkate alınması gerekir. Kahve telvesine benzeyen kusmuk ise iç kanamaya işaret edebilir. Kafa yaralanması sonrasında kusma da dikkate alınmalıdır, çünkü beyin sarsıntısının ya da kafatası içinde kanamanın işareti olabilir. Kusma olsun veya olmasın, kafa yaralanmaları her zaman bir doktor kontrolünden geçirilmelidir.

    Ne yapmalısınız?

    Yeşilimsi safra ya da kan rengi kusma, hemen bir çocuk doktoru tarafından değerlendirilmelidir..
    Kusma olsun veya olmasın, kafa yaralanmaları her zaman bir doktor kontrolünden geçirilmelidir. Hemen doktorunuzu aramanızı ve onun tavsiyelerine uymanızı öneriyoruz.
    Sonrasında pişman olmaktansa, tedbiri erken almak her zaman iyidir. Herhangi bir şüpheniz varsa, içinizdeki sesi dinleyin ve çocuk doktorunuzu arayın.

  • Otizm, Dil ve Konuşma Terapisi

    Otizm, Dil ve Konuşma Terapisi

    Otizm, Dil ve Konuşma Terapisi

    Otizm Nedir?
    Otizm, dil ve konuşma terapisi, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel bozukluktur.Çok sık olarak konuşma geriliği şikayeti ile dil ve konuşma terapisi ne başvururlar. Günümüzde, otizme neyin neden olduğu bilinmemekle birlikte kimi araştırmacılara göre beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı sanılmakta, kimi araştırmacılara göre ise genetik olduğundan kuşkulanılmakta ve bu konularda çok sayıda araştırma yapılmaktadır. Çevresel faktörlerin (ailesel özellikler, çevre kirliliği ve kimyasal maddeler gibi) otizmi tetiklediği düşünülmekle birlikte, henüz bu konuda bilimsel dayanak mevcut değildir. Otizm günümüzde en sık rastlanan ve giderek artan gelişimsel yetersizliklerden biridir. Dünyada otizmin görülme sıklığının 110’da 1 olduğu ve erkeklerdeki yaygınlığının kızlardan 3-4 kat fazla olduğu bildirilmektedir.

    Otizm ve dil terapisi

    Otizm Bozukluğunda Şüphelenilmesi Gereken Davranışlar:

    Otizm, dil ve konuşma terapisi geriliği nedeniyle için başvuru yapmalarının en temel sebebi, otizmli çocuklarda en göze çarpan semptom, konuşmanın olmayışı ya da son derece sınırlı olmasıdır. Bu durumun bir iletişim bozukluğu olarak tanımlanması, eşlik eden belirtiler hakkında daha fazla bilgiyi gerektirir.

    Otizm, dil ve konuşma terapisi ihtiyacı en fazla olan gruptur. Otizm sosyal etkileşimde kısıtlılık, iletişim becerilerinde yetersizlik ve tekrarlayıcı hareketlerle kendisini gösteren bir bozukluktur. Konuşma gecikmesi olan çocuklarda aşağıda sıralanan belirtiler varsa otizmden şüphelenmeli ve hemen bir uzmanına başvurmalısınız;

    • Göz teması yoksa veya kısıtlıysa
    • Çocuğunuz gülümsemeye yanıt vermiyorsa
    • Onunla konuştuğunuzda yüzünüze bakmıyorsa veya bunu nadiren yapıyorsa
    • Adını çağırdığınızda adına bakmıyorsa
    • Çocuğunuz işaret ettiğiniz yere bakmıyorsa
    • İlgilendiği şeyi işaret ederek veya size göstererek paylaşmıyorsa
    • Sizinle veya diğer çocuklarla oynamak yerine kendi başına zaman geçirmeyi tercih ediyorsa
    • Sizin davranışlarınızı taklit etmiyorsa
    • İşaret ettiğiniz nesnelere bakmıyorsa
    • Sallanma, kendi etrafında dönme şeklinde hareketleri varsa

    Otizmli Çocuklarda Dil Konuşma Terapisi

    Konuşma gecikmesiile ilgili “4 yaşa kadar beklenmesi gerektiği” düşüncesi ek engeli olamayan çocuklar için geçerli olan bir kuraldır. Eğer bir çocukta işitsel, zihinsel, fiziksel ya da davranışsal bir sorun varsa dil ve konuşma terapisine olabildiğince erken başlanması gerekmektedir. otizm tanısı almış çocukların bir an önce dil ve konuşma terapisi ne başlamaları gerekmektedir.

    Otizm de karşılaşılan sorunlardan en önemlisi otizmli bireyin sosyal iletişimidir. Maalesef otizmli çocuklarda dil ve konuşma terapisi alanında gözlenen dil geriliği bazen aileler bazen de uzmanlar tarafından ihmal edilmektedir. Dil ve konuşma terapisi ne geç başlanması çocuğun muhtemel dil kazancının düşmesine yol açmaktadır.Dil ve konuşma terapistleri, otizmli bireylerle çalışırken alanda geliştirilmiş bilimsel dayanaklı uygulamaları kullanmaktadırlar.

  • Kaza anında çocuğunuzu kucagınızda tutabilir misiniz ?

    Bir carpisma aninda cocugunuzu kucaginizda tutmaniz mumkun degildir. Motorlu araç kazaları bebeklerde ve çocuklarda önemli bir ölüm nedeni olmaya devam etmektedir.

    ölümcul kazalarin %30unun dusuk surat yada yakin mesafelerde oldugu unutulmamalidir.

    1-Tüm çocuklar 2 yaşına kadar yüzü araç yönünün tersi olacak şekilde araç koltuğunda oturtulmalıdır.

    2-Dört yaşına kadar tüm çocuklar yüzü araç yönünün aynı olacak şekilde araç koltuğunda oturtulmalıdır.

    3-Sekiz yaşına kadar tüm çocuklar araç koltuğu veya yükseltici ile aracın kendi emniyet kemeri bağlanarak oturtulmalıdır.

    4-Yükselticiye gerek kalmadığında(genellikle 8-12 yaş) çocuklar arka koltukta, aracın emniyet kemeri takılarak oturtulmalıdır.

    Ayrıca;

    13 YAŞINA KADAR TÜM ÇOCUKLAR ARKA KOLTUKTA OTURMALIDIR

    UNUTMAYINIZ HER İLERİ AŞAMAYA GEÇİŞTE KORUNMA AZALMAKTADIR, ONUN İÇİN MÜMKÜN OLDUĞU KADAR BU GEÇİŞLERİN ARASINI UZATINIZ.

  • Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    Okul korkusunedir, nasıl oluşur?

    Bir çok çocuğun eğitim hayatı boyunca yaşadığı bir sorundur. Ülkemizde her yıl milyonlarca çocuk eğitime başlamaktadır.

    Okul korkusu, Bir çok çocuğun eğitim hayatı boyunca yaşadığı bir sorundur. Ülkemizde her yıl milyonlarca çocuk eğitime başlamaktadır.

    Okul korkusubir çocuğun anaokuluna, ilk okula başlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Peki bu korkuya ne sebep olmaktadır. Okul her çocuğun hayatın da önemli bir yer tutmaktadır. Okul korkusunun oluşmasına nenden olan faktörleri şöyle sıralayabiliriz.

    Çocuğun ailesi ve çevresi bebekliğinden itibaren okul hakkın da bilgiler, hikayeler anlatarak, onun bilinç altında olumsuz bir çok okul korkusu imgesinin oluşmasına neden olmaktadır. Çocuk daha okula başlamadan zihninde devasa bir okul algısı oluşmaktadır. Oluşan bu algının da gerçek okul yaşantısı ile hiçbir ilintisi yoktur.

    Okul korkusunun oluşmasına etken bir başka faktör ise, okula başlayacak olan çocuğun daha önce kendi sınırlı sosyal çevresinden hiç ayrılmamış olmasıdır. Çocuk okula başlamakla yeni, çok karmaşık ve kalabalık bir ortama girmektedir. Burada yeni tanıştığı kişiler daha önce tanıştığı ve karşılaştığı kişilere hiç benzememektedirler. Kendi akranı olan 25-30 çocuk ile birlikte yaşamak zorunda kalmaktadır.

    Okul ile birlikte yeni bir otorite ortaya çıkmaktadır. Öğretmen ve müdür. Bir çok ailede otorite kısmen veya çocuk da iken, okul ile birlikte otorite tamamen öğretmene, okul müdürüne geçmektedir. Çocuk arkadaşları arasında sıradan bir bireydir. Herhangi bir şeyi istemesi, ağlaması herkes gibi tepki görmekte ve şok yaşayarak okul korkusunun oluşmasına neden olmaktadır.

    Okul korkusunun oluşmasına etken bir başka faktör ise, okul ile birlikte kendisinden daha önce hiç istenmeyen performansın istenmesidir. Bu performans beklentisi akademik beceriler ile ilgilidir. Oyuna, eğlenceye, tv, bilgisayar izlemeye alışan çocuktan bir anda yazı yazmasını, aritmetik kavramları anlayıp bunları başarılı bir şekilde ifade etmesini istenmektedir. Bu şok ile bir çok çocuk daokul korkusuortaya çıkmaktadır.

    Aileler okul korkusunu aşmak için ne yapabilirler?

    Okul korkusunun oluşmaması için yapılabilecek en büyük çalışma daha en baştan olumsuz deneyimleri onların yanında paylaşmamak olacaktır. Yani çocuğumuzun zihninde, bilinç altındaokul korkusuile ilgili olumsuz bir algı oluşmayacaktır.

    Okul başlamadan hazırlayıcı eğitim yapmak, okula bir hafta çocuğunuzla gitmeniz ve orada birlikte vakit geçirmeniz okul korkusunun oluşmaması için önemli bir adım olacaktır.

    Son olarak okul öğretmenlerinin ve idari yapının dengeli ve sevecen bir tutum takınmaları okul korkusunun oluşmaması için yardımcı olacaktır.

  • Emzirmeye başlarken..

    Yeni doğan bebeğinizi doğum salonunda kollarınıza aldığınız ilk an, emzirmeye başlamak için harika bir andır. Başlangıçta, vücudunuz kolostrum adı verilen özel bir süt üretecek, az miktarlardaki bu süt bebeğinizin enfeksiyonlardan korunmasına yardımcı olacaktır. (Bebeğinizin midesi çok küçük olduğundan, doyması için bu az miktarlar yeterlidir. Midesi büyüdükçe, sütünüz de değişir ve daha fazla miktarda süt üretmeye başlarsınız.)
    Bebeğinizin tüm vücudunu, göğsü göğsünüze gelecek şekilde çevirin. Meme başınızı bebeğinizin üst dudağına değdirin. Ağzını genişçe açtığında, bebeğinizi memenize doğru çekin ve memenizi alttan destekleyerek tutun. Bebeğinizin ağzı yalnızca meme ucunu değil, meme başı çevresinin (baş çevresinin etrafındaki daha koyu bölgenin) mümkün olduğunca geniş bir kısmını içine almalıdır.

    Yeni doğan bebeğiniz meme başınızı bulmakta veya burada kalmakta zorlanırsa paniklemeyin. Emzirme süreci sabır ve bolca pratik ister. Bir hemşireden size nasıl emzireceğinizi göstermesini istemekten veya hastanede kaldığınız süre içerisinde bir emzirme danışmanlığı ziyareti talep etmekten çekinmeyin (birçok hastanede kadrolu danışmanlar vardır).
    Bebeğiniz prematüre doğduysa, onu hemen emziremeyebilirsiniz. Bu durumda, sütünüzü pompayla çekip, biriktirmeye başlamalısınız. Bebeğiniz emzirilmek için yeterli güce ulaşana kadar, bu sütü biberon yardımıyla alacaktır.

    Emzirmeye başladıktan sonra, bu sürecin acılı olmaması gerektiğini unutmayın. Bebeğiniz memeye tutunduğu zaman, memenizdeki hisse dikkat edin. Bebeğinizin ağzı, meme başının altındaki çevre kısmının büyük bir parçasını kaplıyor olmalı, meme başınız ise bebeğin ağzının arka kısmına yerleşmelidir.
    Bebeğinizin memeye tutunması canınızı yakıyorsa, ağzını memenizden ayırın (serçe parmağınızı bebeğinizin diş etleri ile memenizin arasına yerleştirerek) ve tekrar deneyin. Memeye doğru bir şekilde tutunan bebeğiniz, işin geri kalanını zaten kendi başına halledecektir.

    Ne sıklıkta emzirmeli?

    Sık sık. Ne kadar çok emzirirseniz, o kadar sütünüz olur. 24 saatte sekiz ila 12 kez emzirmeyi hedef alabilirsiniz.
    Amerikan Pediatri Akademisi’ne (AAP) göre, emzirmede bir düzeni sıkı sıkıya takip etmek yerine, yeni doğan bebeğinizi aşırı duyarlılık veya hareketlilik ya da meme başınızın etrafında aranma gibi erken açlık belirtileri göstermeye başladığı her seferde emzirmelisiniz. Ağlama da bir açlık belirtisidir – ideal şartlarda, bebeğinizi ağlamaya başlamadan önce emzirmeye başlamalısınız.
    İlk birkaç gün boyunca, bebeğinizi emzirmek için nazikçe uyandırabilirsiniz. Bu durumda, bebeğiniz emzirmenin yarısında uyuya kalabilir. (Bebeğinizi emzirme sırasında uyanık tutmak için, kundağını açabilir veya bir kat kıyafetini çıkarabilir.) Bebeğinizin yeterli sıklıkta beslendiğinden emin olmak için, onu son emzirmenizden en geç dört saat geçtikten sonra uyandırın.

    Konforlu bir emzirme için…

    Beslenme süreleri özellikle yenidoğan aylarında 40 dakikayı bulabileceğinden, emzirme için rahat bir alan seçin. Bebeğinizi, kollarınızı ve sırtınızı ağrıtmayacak bir pozisyonda tutun. Bebeğinizin başını elinizle desteklemeniz işe yarayabilir ama seçeceğiniz pozisyon, her zaman sizin rahat etmenize bağlıdır.
    Oturarak emziriyorsanız, bebeğinizi bir emzirme yastığıyla destekleyebilirsiniz. Birçok anne, rahat etmek için ayak taburesi kullanıyor. Emzirirken oturabilir veya uzanabilirsiniz, ama bebeğiniz ve siz rahat edene kadar emzirmeye başlamayın, çünkü bu pozisyonda bir süre kalmanız gerekecek.

    Neler yemeli?

    Emzirirken ihtiyaç duyacağınız tek şey, normal, sağlıklı bir beslenme düzenidir. Kendi beslenme düzeniniz mükemmel değilse bile, bebeğiniz için süt üretmeye devam edebilirsiniz. Ancak, dengeli beslenme süt kalitenizin ve miktarının mümkün olan en yüksek düzeye ulaşmasını sağlayacaktır. Kalori saymak yerine, açlığınızı dinleyin ve su dengenizi koruyabilmek için, gün boyunca sıvı alın.
    Emzirme sırasında, vücudunuz gündüz ve gece boyunca bebeğinize süt üretmek için çalışacağından, diğer birçok anne gibi kendinizi daha aç hissetmeniz normaldir. Ara öğünlerde sağlıklı atıştırmalıklar tüketmek (ki hamilelikte de böyle yapmış olabilirsiniz) açlığınızı yatıştırmak ve enerjinizi yüksek tutmak için güzel bir yöntemdir. (Genel bir kural olarak, emziren çoğu anne, emzirmeyen annelere göre günde 200 ila 500 kalori daha fazla tüketmeye ihtiyaç duyar.)
    Kafein tüketiminizi fazla abartmayın, çünkü kafein sütünüzle bebeğinize geçer ve bünyesinde birikme yapabilir. (Uzmanlar, kafein alımınızı günde 300 mg, yani bir fincan kahve ile sınırlandırmanızı tavsiye eder.)
    Ayrıca, emzirme sırasında alkol tüketiminizi de sınırlandırmanız gerekir, çünkü alkol de anne sütüne geçer.
    Emzirme dönemindeki bebeklerin çoğu, annelerinin baharatlı yiyecekler tüketmesine aldırış etmez. Aslına bakılırsa, bazı uzmanlara göre bebekler bu çeşitlilikten hoşlanabilir. Tüm bebekler için sorun yaratacak belirli bir gıda yoktur.Yani gaz yapacak diye kuru baklagil süt ve süt ürünleri yememek doğru değldir,dengeli besleneceksiniz. Bu nedenle, yediklerinizi hemen sınırlandırmanız gerekli değildir. Ancak, belirli bir yiyeceği (örn. süt ürünlerini) tükettiğinizde bebeğinizin daha gazlı veya huzursuz olduğunu gözlemliyorsanız, şüphelendiğiniz yiyeceği bir süre bırakıp, bebeğinizin bu yiyeceği almadan daha rahat edip etmediğini belirlemeyi deneyin.

    Karşılaşabileceğiniz sorunlar

    Bazı anneler emzirmeye kolaylıkla ayak uydurup, herhangi ciddi bir fiziksel veya duygusal sorunla karşılaşmaz. Ancak, birçok yeni anne emzirmeyi öğrenmekte zorlanabilir. Şevkinizin kırıldığını hissediyorsanız, yalnız değilsiniz.
    Bebeğinizin sürekli talepleri yüzünden hiçbir şeye yetişemediğinizi ve uykusuzluktan yorgun düştüğünüzü hissedebilirsiniz. Kafanızda sorular da olabilir: Bebeğim yeterince süt alıyor mu? Meme başlarımda yaralar olmalı mı? Emzirme ne kadar sürmeli? Bebeğim emzirme sırasında uyuyakalırsa onu uyandırmalı mıyım?
    Kadınlar bebeklerini yüz yıllardır emziriyor olsa da, emzirme süreci her zaman kolay olmayabilir. Birçok kadın, en baştan bazı zorluklarla karşılaşır. İlk altı haftada karşılaşabileceğiniz en yaygın emzirme sorunları şöyledir:

    Angorjman (memelerin aşırı dolu olması ve rahatsızlık vermesi)

    Mastit (meme enfeksiyonu)
    Bu sorunlar karşısında sessiz kalmayın. Yukarıdaki sorunlardan herhangi birini yaşıyorsanız, ağrınız varsa veya fiziksel rahatsızlığınız emzirmenizi engelliyorsa, doktorunuzu arayın.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    SINAV KAYGISI

    Sınav kaygısı, bir çok öğrenci için her şeyin bir nokta da düğümlendiğini düşündüğü, varlık ve yokluk sınırında kalmışlık hissidir.Bu sınav geçilecektir. Geçilmez ise her şeyini kaybedecek noktadır. Bu nedenlesınav kaygısıbir çok öğrencinin ve ailenin hayatını karartmaktadır.

    Sınav kaygısıyaşan kişiler sınava, derse konsantre olamazlar. Tek bir sınav hayatlarının odağında yer almaktadırlar. Kaygı belirtileri sınavdan önce başlamaktadır. Sınavın büyüklüğüne ve önemine göre günler ve haftalar öncesinden belirtileri başlamaktadır.

    sınav kaygısı

    Sınav kaygısıbelirtileri nelerdir?

    Günler öncesinden başlayan uykusuzluk, gece kabus görme, iştahsızlık, gerginlik, yerinde duramama, depresif ruh hali, konsantre olamama, sınav anında ellerde, ayaklarda titreme, huzursuzluk, okuduğunu anlayamama, kusma, bayılma görülebilmektedir.

    Sınav kaygısı neden oluşmaktadır?

    • Eğitim sisteminden kaynaklanan sorunlar. Maalesef ülkemizde bir çok önemli kazanım tek bir sınava bağlanmaktadır. Lise geçiş sınavı, bursluluk sınavı, üniversite sınavı gibi. Bu kadar önemli sınavın yılda, bazen yaşamda bir kez olması, tekrarının olmaması öğrencilerde büyük bir gerilime yol açmaktadır.
    • Ailelerin tutumu. Bir çok aile eğitim konusunda çocuklarına çok büyük baskı yapmaktadırlar. Çocuklarından yapamayacakları kadar büyük başarı talepleri olmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için ise yoğun bir motivasyon süreci, çocuklarının kendi gerçek performanslarının dahi ortaya çıkmasına engel olmaktadır. Ayrıca aileler çocuklarına “bu sınav çok önemli, kazanamazsan aç kalırsın” gibi gerçekle hiç ilişkisi olmayan cümleler kurarak yoğun bir kaygı yaşamalarına neden olmaktadırlar.
    • Bireysel faktörler. Bazı çocuklar bireysel olarak daha duyarlı, hassas, olayları gerçeğinden daha çok önemseyen ve abartan bir kişilik yapısına sahiptirler. Bu nedenle bazıları için basit, sıradan bir sınav onlar için ölüm kalım yarışına dönmektedir.

    Sınav kaygısı ile nasıl baş edilir?

    Kanımca burada en önemli nokta öğretmen ve ailelerin sınavın önemi notasında gerçekci olmaları gerekir.Okul hayatının başından beri sınav ve okul başarısı konusunda abartılı ve ısrarcı tutum, davranış ve sözlerden uzak durmaları gerekir. Bu sayede çocuklarımızın bilinç altında olumsuz düşünceler yerleşmemiş olur.

    Bir başka nokta sistematik ve bilinçli çalışma ders ve sınav başarısını arttıracaktır. Burada rehber ve danışman öğretmenlerden yardım alınabilir. Bu sayede çocuğumuzun okul başarısı artacağı için bir sonraki sınavadaha öz güvenli girecektir.

    Eğer bu kaygı patolojik bir boyutta ise yetkin bir ruh sağlığı hekiminden yardım almak yerinde olacaktır.