Yazar: C8H

  • 0-3 aylik bebeklerde beslenme

    Bebeklerde beslenme

    Yeni doğan bebek için en ideal beslenme anne sütüdür. Bu nedenle 4-6 ay süre ile bebeğe sadece anne sütü veriniz. Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan annenin önceleri az miktarda gelen sütü, bebeğin emme uyarısı ile kısa sürede artacaktır. Kendinizi rahat bırakarak sadece bebeğinizle bütünleşerek emzirin.

    Doğumdan hemen sonra anne memesinden gelen süt normal anne sütünden farklıdır. Emzirmenin başladığı ilk günlerde göğüsten kolostrum denilen sarımsı bir sıvı gelir. Bağışıklık sağlayan maddeler açısından çok zengin olan bu sıvı bebeğinizi çeşitli bulaşıcı hastalıklardan korur. Ayrıca hafif bir ishal etkisi yaparak bebeğin barsaklarından boşalmasına ve sütü sindirmeye hazır duruma gelmesine yardımcı olur. İlk birkaç gün bebeğiniz beslenmek için kolostrum dışında hiçbir şeye gereksinim duymaz. Zamanla bu sarımsı sıvının yerini olgunlaşmış süt olarak bilinen beyaz süt alır.

    ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI

    Anne sütü her zaman temizdir, mikropsuzdur.

    Anne sütü daima hazırdır, ekonomiktir.

    Anne sütü bebekle anne arasında sevgi bağı kurulmasını sağlar.

    Anne sütü en doğal ve en taze besindir.

    Anne sütünün sindirimi kolaydır.

    Anne sütünün alerjik özelliği yoktur.

    Bebeği hastalıklara karşı koruyucu bağışıklık maddeleri içerir(ishal, orta kulak enfeksiyonu vb.).

    Annede meme kanseri görülme riskini azaltır.

    BEBEKLERDE D-VİTAMİNİ DESTEĞİ

    Bebek için en ideal besin anne sütüdür,ancak anne sütü alan bebekler e doğumdan kısa süre sonra D vitamini desteği vermek gerekmektedir.Her ne kadar mama alan bebekler mamadan Vitamin D desteği alsada çalışmalar bunun yeterli olamayabileceğini göstermektedir.Sonuç olarak eğer bebek günde 1 litreden daha az mama tüketiyorsa onlarada D Vitamini desteği verilmelidir .Günlük ihtiyaç 400 ıu dir. 25/03/2010

    ANNE SÜTÜNÜN TOPLANIP DEPOLANMASI

    Ellerinizi sabun ve su ile iyice yıkayınız.

    Sağma cihazları sıcak sabunlu suda iyice yıkanmalı, durulanmalı ve açık havada kurutulmalıdır. Bulaşık makinesinde yıkamakta yeterli olacaktır.

    Sütü depolamak için özel olarak üretilmiş saklama kapları kullanınız.

    Eğer sağılmış sütü 24 saat içinde kullanacaksanız dondurmayınız.

    Dondurulmuş süt deep freez de 3-6 ay özelliğini korur,ancak unutmayınızki depolama anne sütündeki yağların parçalanmasına neden olabilir ,bu nedenle her nekadar 3-6 ay diyorsakta siz mümkünse 3 ay saklamayı tercih ediniz.

    Depolama kapları üzerine tarih ve saat koymayı unutmayınız.

    Donmuş süt üzerine yeni sağdığınız sütü eklemeyiniz

    Donmuş sütü buzdolabında veya ılık su dolu bir kap için de bekleterek çözebilirsiniz.

    Çözmek için mikrodalga fırın kullanmayınız ,mikrodalga eşit ısıtma yapmaz ve bazı partiküller az ısınırken bazısı çok aşırı ısınıp yanıklara neden olabilir,ayrıca önemli protein ve vitaminlerin ölmesine yol açabilir.

    Buzdolabında çözülmüş süt 24 saat içinde kullanılmalıdır.

    Çözülmüş sütü tekrar dondurmayınız.

    Çözdükten sonra bebek sütün tamamını bitirmez ise daha sonra beslemek için saklamayınız,atınız.

    EMZİKLİ LOĞUSA BESLENMESİ

    Eski vücut ağırlığına dönmek için acele edilmemeli(6 ay veya daha fazla sürebilir).

    Unlu, şekerli ve yağlı besinleri aşırı tüketmemek gerekir.

    Süt, yoğurt ve peynir gibi kalsiyum kaynakları düzenli tüketilmelidir.

    Her gün bir adet yumurta ve bir porsiyon etli sebze veya kuru baklagil tüketilmelidir.

    Kuru baklagiller C vitamininden zengin (portakal, mandalina, domates, yeşil biber, maydanoz, taze soğan gibi) besinlerle tüketilmelidir.

    Vitaminden zengin olan sebze ve meyveler her öğün tüketilmelidir.

    Salam sucuk sosis gibi katkı maddesi içeren hazır besinler tüketilmemelidir.

    D vitamini besinlerde bulunmadığı için emzikli anne güneşlenmelidir.

    Yemeklerde iyotlu tuz kullanılmalıdır.

    Kuru meyveler ve kuruyemişler yüksek enerji, demir ve kalsiyum içerirler. Yeteri miktarda tüketilmelidir.

    Gebelik öncesine göre sıvı alımı artırılmalıdır.

    Kansızlığa neden olan çay yemekle birlikte içilmemelidir. Çay yerine ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu, rezene gibi bitki çayları tüketilmelidir.

    Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, komposto ve limonata tüketilmelidir.

    Şeker boş enerji kaynağı olduğu için pekmez tercih edilmelidir.

    Şeker ve meyveler, tarım ürünleri, haşere öldürücü ilaçlar ile mücadele edildiğinden iyice yıkanmalıdır.

    Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.

  • Zor İnsanlar Ve Onlarla Başa Çıkma Yöntemleri

    Zor İnsanlar Ve Onlarla Başa Çıkma Yöntemleri

    Kendi ve çevresindeki insanların hayatlarını zorlaştıran, yaşam kalitelerini düşüren, “eyvah yine o geldi” dedirten kişiler vardır hepimizin çevresinde. Ancak daha önemli olan ise bu kişi siz de olabilirsiniz. Bu makalede, zor insanlar ve onlarla başa çıkma yöntemleri anlatılacaktır.

    Bazı karakter özelliklerinin çok belirgin ya da katılaşmış olması, durumlara uyum sağlayamaması ve kendi ya da başkaları için ya da her iki taraf için bir ıstırap olmasına neden olan kişilik örgütlenmesine sahip olan insanlara zor insan diyoruz. Diğer bir ifade ile iletişim kurmakta zorlandığımız kişilerdir. Bu kişilerle birlikte olduğumuz zamanlar bizim için ıstırap olur ve yaşanmak istenmeyen anlardır.

    Geçmiş olumsuz yaşantıları, bilinçaltına atılan travmalar, model aldığı ve idolü olarak kabul ettiği kişinin de zor insan olması, kalıtsal olarak ya da sonradan gelişen kişilik bozuklukları insanın zor kişilik geliştirmesine neden olur.

    Zor insan tiplerini farklı şekillerde sınıflamak mümkündür. En sık olanları şöyle sıralayabiliriz:

    Agresifler, her şeyden şikâyet edenler hatta kendinden bile şikâyet edenler, her şeyi bilenler, mağdurlar, pasif agresifler, sürekli dalga geçip aşağılayanlar… Bunların sayılarını artırabiliriz.

    Zor insan tiplerine göre başa çıkma stratejileri geliştirilebilir. Ancak bu stratejilerin dayandığı temel düşünce ve yaklaşımları öncelikle belirlemek yerinde olacaktır. Bu temel düşünce ve yaklaşımlar için aşağıda belirtilen soruları sormanızı öneririz.

    1. Değer mi?

    • Sizi zorlayan insanın öncelikle sizin hayatınızda “değer”i nedir?
    • Sizin bu zor insanla başa çıkmak için harcayacağınız enerji bu insana değer mi?
    • Bu zorluklara karşı yaptıklarınız sonucunda siz ne elde edeceksiniz?
    • Bu elde edilen şey size ya da karşınızdaki insana olumlu bir katkı yapacak mı?
    1. Neden zorluk çıkardığını tanımlayın.

    • Bu kişi bana neden zorluk çıkartıyor?
    • Zorluk çıkardığının farkında mı?
    • Zorluk çıkarması maddi bir nedene mi bağlı?
    1. İlişkiniz nedir?

    • Bu kişi ile nasıl bir ilişkiniz var?
    • (İş, arkadaşlık, akraba…) İlişkinizin kesilmesi size ya da ona bir zarar verir mi?

    Bu sorulardan sonra aşağıda belirtilen temel davranışları yapmanızı öneririz.

    1. Sınırlarınızı belirleyin.

    Zor insanlar sınırları ihlal etmeyi genellikle severler. Özellikle narsisistik kişilik bozukluğuna bağlı bir zor insan tipi ile karşı karşıyaysanız sınır belirlemesi yapmanız gerekir. Kim olursa olsun herkese sınır koyabilirsiniz. Bu patronunuz da olabilir, eşiniz de, çocuğunuz da. Kişilerarası ilişki yönetiminin temeli sınırların belirlenmesinden geçer. Özellikle bu kişi zor bir kişiliğe sahip ise.

    1. Problemlere değil, çözüme odaklanın

    Sizi zorlayan insanlar, size yarattıkları problemleri genellikle kabul etmeyeceklerdir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan zor bir kişilik tipi ise karşınızdaki, sizi ve duygularınızı hiçe sayacaktır. Aslında kendisinde de duygu olmadığı için bu ona normal gelecektir. Bu tip insanlarla ilişkilerinizde kuralların, ilkelerin ve sınırların belirli olması sizi rahat ettirecektir.

    1. Kişiyi değil, davranışlarını konuşun.

    Zor kişiliğe sahip insanlarla iletişim kurmak ve sürdürmek bazen işkenceye dönüşür. Bu süreçte toptan olayları ve kişinin kendisini konuşmak ya da rahatsızlıklarınızın hepsini birden söylemek işe yaramaz. Böyle bir durumda, sadece bir davranışını konuşup işe başlamak daha etkili olacaktır.

    1. Affedin.

    Zor kişiliğe sahip insanlar size maddi ve manevi zararlar vermiş olabilir. Eğer bu kişilerle ilişkinizi bir nedenden dolayı sürdürmek zorunda iseniz geçmişte olanları affedin. Affetmeden bu kişi ile baş etmek çok daha zor olacaktır. Zor kişiliğe sahip insanlar genellikle kırklı yaşlardan sonra göreceli olarak biraz esneyebilirler. Kişiliklerindeki katılıklar biraz da olsa yumuşayabilir. Böyle kişiler varsa hayatınızda geçmişte olanları affetmek sizin yükünüzü azaltacaktır.

    1. Yardım alın

    Eğer bildiğiniz tüm yöntemleri denediniz ve hala bu kişi ile baş etmekte zorlanıyorsanız ve hayatınızda bir nedenden dolayı olmak zorunda ise mutlaka bir uzmandan yardım alın. Sorunun içindeki insan sorunun çözümüne genellikle çok uzaktır.

    Uzm.Psk.Erdal Usluer

  • 3-6 aylik bebeklerde beslenme

    4, 5 ve 6 aylik bebekler de beslenme

    Katı Gıdalar

    • Bebeğiniz için ilk 6 ay anne sütü yeterlidir.

    • İlk 6 ayda normal gelişim için anne sütü yetmiyorsa katı gıda değil, hazır mama veriniz.

    • Bebeğe mümkün olduğunca kendinizin hazırladığı taze yiyecekleri veriniz.

    • Besinleri:

    4, 5 ve 6 aylarda püre veya rende(vitamin içeriğinin korunması için cam rende kullanınız.)

    6-8 ayda ince şekilde kıyarak

    8 aydan sonra daha kalın kıyarak veriniz.

    • Yemek için asla zorlamayın. Bırakın ne kadar yiyeceğine kendisi karar versin. Yediği miktar öğünden öğüne değişebilir, önemli olan gelişiminin ve kilo alımının normal olmasıdır.

    • Yiyeceklerin ılık olmasına dikkat ediniz. Önce bir miktar tatmanız yararlı olacaktır.

    • İlk denediğiniz her katı gıdayı mümkünse sabah veya öğlen saatinde veriniz. Aksi takdirde geceniz berbat olabilir.

    • Bazı bebekler yeni ve alışılmadık bir gıdaya açken tepki verebilir. Bu nedenle önce anne sütü veya mama ile açlığını yatıştırdıktan sonra deneyiniz.

    • UNUTMAYIN; katı gıda anne sütü yerine değil onu tamamlayıcı olarak verilir. Bu nedenle ek gıdalara sütünüzün az geldiği öğünden başlamayı tercih ediniz.

    • Bir süre sonra çalışmaya başlayacaksınız, evde olmayacağınız saatlerde ek gıdaya başlamayı tercih ediniz.

    • Başlangıçta bebeğiniz, refleks olarak verilen gıdayı dili ile dışarı itebilir. Bu normaldir, ancak bebek zamanla gıdaları ağızda tutmayı öğrenecektir.

    • Her yeni gıdaya tek olarak başlanmalıdır. Aynı anda birden fazla katı gıda denenmesi alerjik reaksiyonlarda bizi yanlış yönlendirebilir. Her yeni gıda 3-4 gün denendikten sonra başka yeni bir gıdaya geçilebilir.( Kusma, ishal, ciltte döküntü veya gaz olursa bu gıdayı birkaç ay vermeyin.)

    • Ek gıdalara başladığınız ilk birkaç hafta rahat olun. Aldığı ek gıdanın miktarı önemli değildir. Önemli olan yeni tatları, pütürlü gıdayı tanıması, yeni yeme biçimini öğrenmesidir.

    • Yemek zamanları sizin ve bebeğiniz için eğlence zamanı olmalıdır. Onunla konuşun, şarkı söyleyin, komiklikler yapın.

    • Yemek sırasında bebeğinizin ilgisi başka tarafa kayarsa (telefon çalması, konuşma sesi vs.) bebek başını size döndürünceye dek bekleyin; dikkatini çekmek için onunla konuşun.

    • Çoğu bebek 6-9 aylarda fincanı veya bardağı eliyle tutmak ister. Bebek her beslenmede yeterli gıdayı aldıktan sonra bebeğin bardakla egzersiz yapmasına izin verin.

    • Bebekler yeni gıdaların ilk verilişinde almak istemiyorsa çenesini kilitleyebilir. Bu durumda verilen gıdayı daha küçük parçalara ayırarak tekrar deneyin. Ancak bunu yemeğin sonuna doğru yaparsa doymuş demektir, ısrar etmeyin.

    • Bebekler bazen hızlı veya çok yerse kusabilir veya çıkarabilir. Bebeğin üzerini temizledikten sonra, hasta görünmüyor ve aç görünüyorsa biraz daha yedirmeyi deneyin.

    • Eğer bebeğiniz bir gıdayı sürekli reddederse gıdayı tekrar vermek için 2 hafta bekleyin. Bebeklerin her verilen gıdayı alacaklarını düşünmeyin, onların damak zevkine saygı duyun. Tahıl, meyve, sebze, et, süt gibi ana yiyecek gruplarından seçerek yediği birkaç çeşitle dengeli beslenebilir.

    • Yemek aralarında atıştırmaya fazla izin vermeyin, minimumda tutun. Su veya meyve suyu verebilirsiniz, ancak aşırıya kaçmayın.

    • Beslerken bebek ağlar ve yüzünü sizden kaçırırsa, sizde 10-15 saniye kadar başınızı çevirin, sonra tekrar vermeyi deneyin.

    • Yemeğin sonuna doğru huysuzluk yapmaya başlar ve yemekle oynarsa doymuş demektir, ısrar etmeyin.

    • Yemek zamanını kavgaya ve çatışmaya dönüştürmeyin. Bunlar için yemek zamanını seçmeyin; nasıl olsa kavga için ilerde bol vaktiniz olacak.

  • Mevsimsel Depresyonun Nedenleri ?

    Mevsimsel Depresyonun Nedenleri ?

    Kalıtım yani genetik faktörler de hormonal etkenlerin dışında mevsimsel depresyon oluşumuna neden olan önemli bir etken olarak gösteriliyor. Ana baba ya da büyük anne, büyük baba gibi yakın akrabalarında mevsimsel depresyon öyküsü olan kişilerin bu tür depresyona girme oranının diğer birçok biyolojik hastalıkta olduğu gibi daha yüksek olduğu açıklanıyor. Yapılan bir araştırma da bu oran 7 de bir olarak saptanmıştır.

    Kronik hastalıkların kişinin yaşam enerjisini ve yaşam kalitesini engellemesi de kaygı ve öfke gibi olumsuz duygularla sürekli iç içe olmak bakımından hormonlarda ki değişikliklerle birleştiğinde mevsimsel depresyon riski oluşturmaktadır.

    iğer önemli bir etken de bazı kişilik özellikleri olarak açıklanıyor. İçe kapalı, herkesi hoşnut etmeye çalışan, öfke kızgınlık gibi olumsuz duygularını ifade etmekte çekingen davranan, gücenirler, kırılırlar düşüncesiyle olumsuz tepkilerini gösteremeyen kişilerin olumsuz duygularıyla baş etmekte güçlük çekmesinin depresyona zemin hazırladığı düşünülmektedir

  • 2-3 yas cocuklarda beslenme

    2-3 yaş cocuk beslenmesi

    2 yaşına gelmiş çocuk genellikle 3 öğün yemek yer. Yemek aralarına süt, meyve veya meyve suyu verilebilir. Aralarında şekerlemeler, pasta, bisküvi veya kurabiye verilmesi gereksizdir.

    • Bu yaşa dek,biberon ve emzik bırakılmış olmalıdır

    • Yemek konusunda inatlaşılmamalı

    • 2-3 yaşında çocuk masa düzenine alışılmalı

    • Çocuklar yemekte eleştirilmemeli, azarlanmamalı

    • Çok yedirmek şişmanlığa neden olabilir. Bu yüzden zorlanmamalı

    • Besinler öğünlerde çocuğun gereksinmesi kadar ve çeşitte olmalı

    Yemek Menusu

    SABAH: Yumurta, Beyaz peynir veya diğer peynir çeşitleri, zeytin

    Süt veya taze sıkılmış meyve suyu, ekmek

    ÖĞLE: Etli sebze veya kuru baklagil yemeği veya et (ızgara, haşlama)

    Pilav veya makarna, yoğurt, ekmek

    İKİNDİ: Süt veya yoğurt veya sütlü tatlı, meyve veya meyve suyu

    AKŞAM: Sebze yemeği, çorba, salata, ekmek

    ARA: Süt, meyve

  • Mevsim Depresyonunda Tedbirler Neler Olacaktır ?

    Mevsim Depresyonunda Tedbirler Neler Olacaktır ?

    Tedbirler Neler Olacaktır ?

    Mevsimsel depresyonunun önüne geçebilmek ya da belirtilerinin etkisini azaltmak konusu ise sürekli tartışılan bir konu olarak önemini sürdürüyor. Korunma açısından yapılabilecek bazı davranışları uygulamak birçok insan üzerinde olumlu etki sağlamaktadır.
    Bunlar;

    • Kişinin güneş ışığıyla temasının artırılması,
    • Çalışma ortamlarında gerekli ışık ihtiyacının üst düzeyde karşılanması,
    • Çalışma ve dinlenme ortamında ısı ayarının kontrol altında tutulması, çok sıcak ya da çok soğuktan kaçınılması,
    • Uyku saatlerine mümkün olduğunca dikkat edilmesi ve uyku kalitesini etkileyecek alkol v.b uyaranlardan kaçınılması.
    • Sabah saatlerinde yapılacak spor, yürüyüş gibi aktivitelere zaman ayrılması,
    • Beslenme ve dinlenme zamanlarına dikkat edilmesi,
    • Karamsarlığı çoğaltabilecek müziklerden kaçınılarak canlı, ritmli ve dinlenirken de gevşemeye katkısı olacak müzikler seçilmesi,
    • Canlı renkler kullanılmasına özen gösterilmesi.
    • Kişinin dinlendiği, eğlendiği, keyif aldığı uğraşlarına devam etmeye zaman ayırması ve yapılacak günlük işleri biriktirmemeye dikkat etmesi.

    Bütün bunlara dikkat edilmesine rağmen belirtilerin devam etmesi ya da artması olasılığı göz önünde bulundurulmalı bu durumda mutlaka profesyonel destek için bir uzmandan yardım alınmalıdır.

    Yukarıda sıralanan tedbirlerin ilaç tedavisinin yanında uygulanmasının da toparlanma sürecine katkı sağlayacağı akılda tutulmalıdır.

  • 10, 11 ve 12 aylik bebeklerde beslenme

    10-11-12 aylik bebek beslenmesi

    1 yaştan itibaren inek sütü verilebilir,ancak eğer bebek hazır mamaları tercih ediyorsa 2 yaşına kadar uygun mama ile de devam edilebilir. Bu yaşta evde pişen bütün yemeklerden yararlanılabilir. Çocuğun düzenli yemek yeme alışkanlığı kazanmasında ailenin tutumu önemlidir. Çocuğun yediklerini başka çocukların yedikleri ile kıyaslamak ve az yedi diye zorlamak doğru değildir. Çocuğun gereksiniminin ne olduğu bilinmeli, ona göre yedirilmelidir. Normal büyüyen bir çocuğun yediğini yeterli görmeyip daha fazla yemesini istemek doğru değildir. Her çocuğun metabolizma hızı kendine özgüdür. Bu bakımdan büyüme durumu çocuk beslenmesinde rehber alınmalıdır.
    Daha önce 1 yaşına kadar verilmemesi gereken yiyecekler (yumurta beyazı ,kivi, kavun, çilek, bal ) verilebilir. Balın besleyici hiçbir değeri olmadığı için bal yerine pekmez tercih edilebilir.
    Çocuk süt içmek istemezse, aynı miktar yoğurt veya sütten muhallebi, sütlaç yapılarak verilebilir. Yemekler kızartılmadan, fırında, suda veya ızgarada pişirilmelidir. Küçük parça et ve sebzelerle yapılmış kebaplar, kıymalı yemekler ve köfteler uygundur. Büyük parça ve kemikli et yemekleri yemede güçlük çekebilir.

    Bebek Yemek Menusu

    Sabah 1 yumurta
    Beyaz peynir
    Zeytin
    Pekmez
    Ekmek
    Domates- Salatalık
    Süt veya taze sıkılmış meyve suyu

    Öğle: Etli sebze yemeği
    Çorba
    Yoğurt
    Ekmek

    İkindi: Süt veya sütlü tatlı
    Meyve veya meyve suyu

    Akşam: Etli yemek (dolma, kuru baklagil, köfte vb.)
    Pilav veya makarna
    Yoğurt
    Ekmek
    Ara: Süt ve meyve

  • Çocuklar, Aile İçi Eğitim ve İletişim – 1

    Çocuklar, Aile İçi Eğitim ve İletişim – 1

    Hepimizin bildiği üzere gerek artık pazarlama gerek hissettiğimiz mecburiyet sebebiyle çocuklarımızın en iyi, en etkin kurumlarda eğitim görmesini istiyoruz. Tabi ki eğitimi en etkin kurumlardan almak; bütün öğrenciler için faydalı olacaktır; ancak unutmamamız gereken bir eğitim daha var. O da aile içi eğitim. Bu yazımda aile içinde çocuklarımızın kişiliklerine ve süregelen eğitim süreçlerine nasıl pozitif destek olabileceğimizden bahsedeceğim.

    Bilindiği üzere eğitim kaynakları bize birçok şeyi yazılı, işitsel ve görsel olarak sunar. Sunulan verileri işlemek ise öğrencinin de dahil olmasıyla gelişen bir süreçtir. Aile ise farklıdır. Ailede bir şeyin nasıl yapılacağını söylemek gün boyu okulda aldığı standart eğitimden farklı bir şey sunmaz. Onun için söyleyerek değil örnek teşkil ederek ve doğru davranışları sergileyerek yani çocuğumuza neyin nasıl yapılacağını göstererek mesajımızı iletmeliyiz. Kendimizin dahi durduğu noktalar ile ilgili konuşursak çocuklarımız bu durumu er ya da geç fark edecek ve ona göre söylediklerinizi “hayalî” olarak değerlendirecektir. Bu şekilde ilerleyen süreçten sonra ebeveynler olarak söylediklerimizin değersizleşmesi kaçınılmaz olur.

    Başka bir konu ise takdirdir. Gelişme gördüğümüz ilerleme gördüğümüz her alanda takdirimizi veya aferinimizi eksik etmememiz gerekir. Yaptığım birçok görüşmede fark ettiğim üzere ebeveynler aferin demenin şımarıklığa sebep olacağını ve çocuklarının ilerlemeyeceğini bu noktada kalacağını düşünür. Aksine aferin veya takdir çocuğu daha iyisine sevk eden bir tavır olup eksikliği çocuğun mevcut noktada durmasına ve ilerleyen süreçte tekrar başladığı noktaya dönmesine sebep olur. Bunun yanı sıra çocuklarımızın güven ve özsaygısının da eksik kalmasına yol açabilir. Çünkü çocuğun emeği sözel olarak dahi ödüllendirilmemiş hatta fark edilmemiştir. Asıl konu aferin demek ya da dememek değildir, nedenini belirterek takdir etmektir. Bu durum bizim neyi onayladığımızı gösterdiği gibi çocuklarımızın emeğinin karşılığı olduğunun da işaretidir.

    Diğer bir konu ise hata yapmasına izin etmektir. Birçok ebeveyn hata yapmasına katlanamaz durumdadır ve önlem almak üzere davranışlarda bulunmaktadır. Bu durum çocukların kendi başlarına karar verme süreçlerini zorlaştıracağı gibi onun yerine düşünen ve harekete geçenlere bağımlı kalmasına yol açacaktır. Sonucu ne olursa olsun verilen sorumluluklar çocukların o işleri zamanla daha iyi yapmasını sağladığı gibi karar alma ve özgüven konularında da kendilerini geliştirmede destekçi olacaktır. Ek olarak başarısız sonuçların olması gerekir ki hata görülebilsin ve bir dahaki sefere hatanın farkında olarak ilerlenebilsin. Unutmayalım ki çocuklarımız her geçen gün yeni şeyler deneyimliyor ve yaşamda almaları gereken inisiyatifler de bu oranda hatta bu oranın katları olacak şekilde artıyor. Bu süreçte bizim yapmamız gereken işleri halletmek değil onlara işleri en sağlıklı şekilde hallettirmek olmalıdır.

    Aile içi eğitim ve iletişim süreçleri tabi ki bu kadar az değil. Bu konudaki farklı yaklaşım fikir ve görüşleri yeri geldikçe ilerleterek yazacağım. Şimdilik bir virgül koyarak yazıma son veriyorum.

    Sevgi ve saygıyla ….

  • 6-9 aylik bebeklerde beslenme

    6, 7, 8 ve 9 aylik bebek beslenmesi

    6. aydan itibaren katı gıdalara başlanabilir. Daha az alerjik olması nedeniyle sütlü pirinçli mamalar tercih edilebilir. Bu aydan sonra kahvaltı başlanabilir. Ayrıca ekmek ve çorbalar da verilebilir.

    Hazırlanan yiyecekler tuzlu ve baharatlı olmamalı iyice ezilmelidir. (mümkünse rondo vb. araçlar kullanılmamalıdır.)

    Kahvaltı hazırlama: Yumurta kaynatılır(tam pişmiş). Yumurta sarısının 1/8 kadarıyla başlanır. Zamanla miktarı arttırılır. İçin bir tatlı kaşığı kadar akşamdan tuzu alınmış beyaz peynir ilave edilir. Peynirinde miktarı zamanla arttırılmalıdır. Bir kibrit kutusu büyüklüğüne kadar çıkılabilir. 2-3 tane bebe bisküvisi konulur. Biberon maması veya taze meyve suyu veya meyve püresi ile ıslatılarak ezilir. (1 yaşına dek yumurta beyazı,bal ve inek sütü kullanmayınız.)

    ÇORBALAR:

    Yayla çorbası:

    ¾ su bardağı yoğurt

    ½ su bardağı su

    1 yemek kaşığı pirinç

    1 çay kaşığı sıvıyağ

    1 çay kaşığı un

    Pirinç ayıklanır, yıkanır ve su ile haşlanır. Ilımaya bırakılır, yoğurt ve ezilmiş un eklenir. Karıştırılarak pişirilir ve yağ eklenir.

    Tarhana çorbası:

    1 su bardağı su

    ½ yamak kaşığı tarhana

    1 tatlı kaşığı sıvıyağ

    Tarhana soğuk ile ezilir ve karıştırılarak pişirilir, yağ eklenir. (Tarhana acısız olmalıdır.)

    Sebze çorbası:

    1 küçük patates

    ¼ kabak

    ¼ havuç

    2-3 yaprak ıspanak (8. aydan sonra konulmalıdır.)

    1 çay kaşığı sıvıyağ

    1 su bardağı su

    Sebzeler yıkanır. Kabuklu sebzeler soyulur ve doğranır. Küçük bir tencerede kaynamakta olan suya atılır. Su sebzelerin üzerini örtecek kadar olmalıdır. Ateş kısılır, sebzeler yumuşayıncaya kadar pişirilir. Pişmiş sebzeler ezilerek süzgeçten geçirilir. Yağ eklenir.

    Mercimek çorbası:

    1 yemek kaşığı kırmızı mercimek

    1 su bardağı su

    1 çay kaşığı sıvıyağ

    Mercimek ayıklanır, yıkanır ve kaynamakta olan suya eklenir. Ateşin altı kısılır, mercimekler yumuşayıncaya kadar pişirilir, ezilir, yağ eklenir.

    ÖRNEK MENÜ:

    Kalkınca: Anne sütü veya biberon maması

    Sabah: Kahvaltı(yumurta sarısı, beyaz peynir, bebe bisküvisi)

    Ara: Anne sütü veya biberon maması

    Öğle Çorba, ekmek içi, yoğurt

    Ara: Meyve püre

    Akşam: Kaşık maması

    Yatarken Anne sütü veya biberon maması

    7 ve 8 aylik bebekler icin;

    Bu aydan sonra etler (dana , hindi, tavuk) ve sebze püreleri verilebilir. 7. aydan sonra anne sütü ile beraber çocuğun besin gereksinimlerini karşılamak için ek gıdalar yeterli miktarda alınmalıdır. Sebze pürelerine etler de katılarak verilebilir. 8. aydan sonra meyvelerden portakal ve mandalina, sebzelerden domates ve ıspanak verilebilir.

    Etleri hazırlama: Yağsız dana eti kıyma şeklinde çorbalara ve sebze pürelerine ilave edilerek başlanabilir. Tavuk ve hindi eti önce haşlanır. Daha sonra küçük parçalara ayrılarak yiyeceklerine ilave edilebilir.

    8. aylik bebeklerde sonra yağsız dana etinden iki veya üç kez çekilmiş kıyma ile yapılan baharatsı, tuzsuz ve soğansız köfte verilebilir.

    Sebze püre hazırlama: Sebzeler (kabak, havuç, patates, enginar, yeşil fasulye, bezelye) iyice yıkanır. (domates ve ıspanak 8. aydan sonra kullanılmalıdır.) kabukları soyulur.2 su bardağı su, 1 orta boy havuç, 1 küçük boy patates, 1 küçük boy kabak ile başlanır. (bebek bunları alınca azar azar diğer mevsim sebzelerinden ezilerek püre kıvamına getirilir. Üzerine 1 tatlı kaşığı zeytin yağı eklenir. Gerekirse et de eklenebilir.

    ÖRNEK MENÜ:

    Kalkınca: Anne sütü veya biberon maması

    Sabah: Kahvaltı (istenirse pekmez de eklenebilir.)

    Ara: Meyve püre

    Öğle Kıymalı çorba, ekmek içi, yoğurt

    Ara: Meyve püre

    Akşam: Etli sebze püre, ekmek içi, yoğurt

    Yatarken Anne sütü veya biberon maması

  • EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    Mit; bilimsel verilere dayanmayan, gerçekliği kanıtlanamayan, toplumun geneline mal edilen düşünce, inanış ve alışkanlıklar bütünüdür. Örneğin; “eşini seven insan, onun her dediğini yapar, onu hiç üzmez” düşüncesi evliliğe ait bir mittir. Bu düşünce gerçekçi olmayan bir düşünce ve inanışı yansıtır.

    Mitler; sadece evliliklerde yoktur. Genel olarak yaşamın her alanında sıkça karşımıza çıkarlar. Ama ben bugün mitlerin evliliğe bakan yönünü ele almak istiyorum. Çünkü kişilerin evliliğe dair mitleri, evlilikte sorunlar yaşanmasına ve toplumun temel taşı olan aile kurumunun parçalanmasına yol açmaktadır.

    Evlilikle ilgili kişilerin düşünce, inanış ve tercihleri olması doğaldır. Bu düşünceler ve inanışların oluşmasında yetişme ortamı ve eğitim düzeyi etkilidir. Sorun şu ki; kişinin tercihlerini yansıtan mitlerin, zorunluluk olarak algılanması ve karşıdaki kişilerin bu zorunluluğa göre davranmasının beklenmesi.Yukarıda verilen örnekte, ‘eşini seven insan, onun her dediğini yapar, onu hiç üzmez’ mitine sahip olan bir kişi; bu inanışa göre hareket edecek ve eşinden tercih etmediği bir davranış gördüğünde eşini suçlayacak ve eşinin kendisini yeteri kadar sevmediğini düşünecektedir.

    Böyle bir mit ne kadar gerçekçidir?

    Bu mite sahip kişinin eşi için evlilik ne kadar zordur?

    Evliliğe dair yaygın olan bazı mit örnekleri vermek istiyorum.

    “Eşini seven biri onu üzmez. Onun her dediğini yapar.

    Bu mit gerçekçi olmayan bir düşüncedir. Bir insan eşini ne kadar severse sevsin, arada sırada onun tercih etmediği davranışları yapabilir. Her komutu yerine getiren, her denileni yapan olsa olsa bir makine olur. Bir insanın her zaman eşinin her dediğini yapması mümkün değildir.

    “Kişi evliliğinde mutluysa, arkadaşa ihtiyaç duymaz.”

    İnsan evliliğinde kendini mutlu hissetse bile, arkadaşın yeri ayrıdır. Bir eş, arkadaşın yerini tutamaz. Eşle paylaşım ayrıdır, arkadaşla paylaşım ayrıdır.

    “Çocuk sahibi olmak evlilikteki sorunları bitirir.”

    Gerçekçi olmayan bir düşünce tarzı daha. Çiftler aralarında sorun yaşıyorlarsa, sorunları çözmeye çalışmadan sadece bebek sahibi olarak sorunların çözümünü beklemek doğru değildir. Aksine sorunlar devam ederken bebek sahibi olmak sorunların daha da çoğalmasına yol açabilir.

    “Tartışmaların yaşandığı bir evlilik kötüdür.”

    İnsanın olduğu yerde, tartışma ve çatışmaların yaşanması doğaldır. Tartışmasız veya sorunsuz hiçbir evlilik yoktur. Tam tersine bir evlilikte sorun yoksa, o evlilikte ciddi sorunların varlığından endişe etmek gerekir. Önemli olan sorunsuz bir evlilik temenni etmek değil, sorunları sağlıklı bir şekilde çözebilmek için çabalamaktır.

    “Evde yemeği kadın pişirmelidir.”

    Böyle bir zorunluluk yoktur. Evde yemeği kimin pişirip pişirmeyeceği eşler arasındaki işbirliğine göre değişebilir. Kadının pişirmesi bir zorunluluk değil, tercihtir. Yemeği bazen kadın, bazen erkek pişirebilir.

    Özetle, vurgulamak istediğim nokta; evlilikte kişinin sahip olduğu inanışlar %100 mutlak doğrular değildir. Mutlak doğru olmayan her şey değişebilir. O yüzden gerçekçi olmayan inanışları bir zorunluluk olarak algılamaktan vazgeçip esnek bir bakış açısı geliştirmek gerekir. Aksi halde evliliklerde sorunların yaşanması kaçınılmazdır.

    Yazımı şu sözlerle noktalamak istiyorum.

    “Eşler bir makasın iki tarafı gibi olmalıdır. Araya giren tüm olumsuzlukları kesebilmelidirler.”