Yazar: C8H

  • Alerjisi olanlar sonbahara dikkat !

    Alerjisi olanlar sonbahara dikkat !

    Mevsimsel alerjiler denildiğinde akla, ilkbaharda görülen polen alerjileri geliyor, oysa sonbaharda görülen polen alerjileri, çevresel faktörlerle birleşerek alerjik hastalıkları daha çok arttırıyor. Yabani otlardan yayılmaya başlayan polenler, yağışlarla birlikte artan küf mantarları, kapalı mekanda oluşan ev tozu akarları ve artan viral enfeksiyonlar alerjileri ve astım hastalığını tetikliyor.

    Doğa kışa hazırlık yaparken, Ağustos sonu başlayan, Kasım ortasına kadar devam eden polenler çevresel faktörlerle buluştuğunda alerjik hastalıklar artar. Alerjik bünyeli kişilerin bu dönemde çok dikkatli olması gerekmektedir. Özellikle solunum yolu alerjisi olanlar çevresel faktörlere karşı kendilerini korumalıdırlar. Sigara dumanı, egzoz, parfümler, deodorantlar, çamaşır suları, yumuşatıcılar, deterjan kokuları kirli havayı oluştururu ve alerjik kişiler özellikle bu dönemde bu tip ortamlarda bulunmamalıdır. Sonbaharda alerjileri tetikleyen bir başka faktör de, yağışlarla birlikte artan nem ve yine dökülmüş yaprakların etkisiyle toprakta çoğalan küf mantarı sporlarıdır.

    Sonbahar Alerjileriyle Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    Alerji tedavisinde ilk yapılması gereken şey korunmaktır. Öncelikle alerjinin sebebini bulmak, polenlerin yoğun olduğu dönemde pencereleri kapalı tutmak, ev içinde havalandırma sistemleri ve hava filtreleri kullanmak, polenlerin yoğun olduğu 10:00 ile 16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarıda bulunmamak, dışarıdan eve gelindiğinde duş almak, bütün kıyafetleri değiştirmek, kıyafetleri yatak odalarına koymamak, polenlerin çok olduğu yerde spor yapmamak, ağız ve burunu koruyan maske kullanmak dikkat edilmesi gereken hususlardır.

    Alerjide En Etkili Tedavi Nedir?

    Polen alerjilerinin tedavisinde ki en etkili yöntem aşı tedavisidir. Aşı tedavileri dışında diğerleri hastalığı sadece kontrol eder, hastalık sıklığını ve şiddetini azaltmasına rağmen, tamamen yok etmez. Kan ve deri testleriyle hastanın aşı tedavisi için iyi bir aday olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Aşı tedavilerinin amacı, vücudun savunma sistemine, alerjik maddelere karşı

    “Tolerans” dediğimiz cevap vermeme tepkisini öğretmektir.
    Alerjik kişilere tavsiyelerimiz;

    Bol Güneş: Gün içinde fırsat buldukça acık havda temiz havdan ve güneşten faydalanmak gerekir. Güneşten aldığımız en önemli şey D vitaminidir ve D vitamin eksikliği alerjileri olumsuz etkileyen faktörlerin başında gelir.

    İyi Beslenme: Vücudumuzun benzini olan besinlerimizi iyi seçmemiz gerekir. Sağlıklı bir vücut için gerekli olan şeyler mümkün olduğunca bol sebze ve meyve tüketmek, mümkün olduğunca çok renkte ve çeşitte besin tüketmek ve tabi mümkün olduğunca bunlarda organik olarak tüketmek gerekir.

    Spor: Spor yapmak özellikle yüzme sporu alerjik kişiler için tavsiye edeceğimiz aktivitelerin başında gelmektedir. Fakat her turlu spor, spor yapmamaktan iyidir.

  • Mutlu Olmak İstiyorum

    Mutlu Olmak İstiyorum

    • Son zamanların en popüler sorunu, “mutlu değilim”. Mutlu olmadığını düşündüren nedir sana ey insan!?
    • Peki ya mutlu olduğunu nasıl anlıyorsun?
    • Ne senin mutluluk tanımın?
    • Sürekli bir iyi hissetme hali midir bunun cevabı?

    Eğer cevabın buysa yanlış bir beklenti içindesin, çünkü sürekli iyi hisseder olamazsın.

    Mutluluk, ihtiyaçlarının karşılanması halinde beklentilerinin gerçekleştiğini gördüğün an hissettiğin geçici bir duygu sadece.

    • Hadi baştan başlayalım. Sor kendine, nedir ihtiyaçların karşılanması gereken?
    • Şimdi bu ihtiyaç listeni önem sırasına koy. Tekrar sor kendine, birinci sıradaki ihtiyacımın benim için anlamı nedir?
    • Ona ihtiyaç duyduğuma neden inanıyorum?
    • Bu ihtiyacımı karşılayamazsam ne olur en kötü ihtimalle?

    Sırayla her ihtiyacına tek tek bu adımları uygula. Hepsine cevap verdiğini varsayalım.

    • Asıl soru geliyor kendine soracağın. İhtiyacımı karşılamak için ben ne yapıyorum?
    • Onu elde etmek için yeterli çabayı verdiğime gerçekten inanıyor muyum?
    • Her yolu denediğine, her açıdan baktığına gerçekten eminsin diyelim. Ne olur?
    • O ihtiyacın karşılanmazsa sana ne olur?
    • En son geldiğin nokta üzülürüm oldu. Üzüntü, bir duygu aynı mutluluk gibi. Üzüntünle başedemez misin?
    • Onunla başetmek için ne yapmalısın?
    • Şimdiye kadar yaptıklarından farklı ne yapmalısın?

    İhtiyacın olan şey sende gizli, kendine sorduğun sorularda ve bahanesiz cevapların ardında saklı. Doğru açıdan bakarsan görebilirsin gerçekten neye ihtiyacın olduğunu.

    Mutluluk da diğer hepsi gibi sadece bir duygu ve hiçbir duygu sürekli kalıcı değil. Üzüntün geçtiğinde neden üzgün değilim diye sormadığına göre, mutluluğun geçtiğinde de neden mutsuzum diye sorma kendine. Sadece duygunu yaşa.

    Ne beklediğini bilmezsen, gerçekleşeni farkedemezsin.

  • Alerjik çocuklar daha kolay gribe yakalanıyor!

    Alerjik çocuklar daha kolay gribe yakalanıyor!

    GRİP AŞISI YAPTIRMANIN EN UYGUN ZAMANI EKİM VE KASIM AYLARI!

    Soğuk havaların gelmesiyle alerjik çocuklar her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı, alerjisi olmayan çocuklara göre daha hassas bir duruma da geliyorlar. Yumurta alerjisi olanların dışında ise grip aşısı tüm olumsuz faktörlerden koruyor.

    Dünya sağlık örgütü, birinci ve ikinci dereceden risk grubunda olanların her yıl aşılanması gerektiğini vurguluyor ve birinci dereceden risk grubu içinde; astım hastaları ve solunum yolu alerjisi olanlar olduğunu açıklıyor. Alerjik çocuklar her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı, alerjisi olmayan çocuklara göre daha hassas oluyorlar. Alerjik çocuklar daha kolay gribe yakalanabiliyor, grip mevcut alerjileri tetiklerken, hastanın hem grip hem de alerji ile mücadele etmesi savunma sistemini zayıflatıyor. Savunma sistemi zayıflamış ve alerjisi de tetiklenmiş çocuğun hastalığı daha ağır iyileşiyor ve daha fazla ilaç kullanımına sebep oluyor. Grip aşısı ise böyle durumlarda, tüm olumsuz faktörlerden koruyor.

    Gribin yayılmasını önlemek, ağır seyreden komplikasyonlarla ölümü engellemek, grip salgınının uzun sürmesi sonucu ortaya çıkabilecek virüs mutasyonunu, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacını azaltmak, iş kaybını, okul devamsızlığını ve ekonomik kayıpların önüne geçmek için grip aşısı yaptırılması gerekiyor. Grip; özellikle solunum yolu alerjisi olan çocuklarda, akciğer hastalığı olan yaşlılarda ve kalp, böbrek, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrederek ölüme varan ciddi sonuçlara yol açabilir.

    Mevsim değişimiyle birlikte, kalabalık ve kapalı ortamlar grip salgınını arttırırken, yumurta alerjisi olanlar dışında tüm alerjik hastaların aşı yaptırmasını önemle tavsiye ediyoruz. Yumurtaya ve tavuğa karşı anafilaktik tarzda alerjisi olanlar, yani yumurta ve tavuk yediğinde alerjik şoka girenlerin ise grip aşısı yaptırmaması gerekmektedir.

    Grip Aşısı Ne Zaman Yapılmalıdır?

    Grip aşısının mutlaka salgın başlamadan önce yapılması gerekmektedir. Aşının etkisinin ortaya çıkması için iki üç haftaya ihtiyaç vardır ve en uygun zaman sonbaharda özellikle Ekim ayıdır. Aşının yanı sıra bazı önlemler alınarak da bulaşma riski azaltılabilirken şu hususlara da dikkat etmek de fayda vardır.

    Gribi olan kişilerle yakın temastan uzak durmak,

    Evde kalıp dinlenmek,

    Öksürme ve hapşırma esnasında ağzı kağıt mendi ya da kolunuzla kapatmak,

    Maske kullanmak,

    Elleri sık sık yıkamak,

  • Aile İçi Şiddet

    Aile İçi Şiddet

    Aile içi şiddet günümüzde oldukça sık rastlanılan ve üzerinde fazlasıyla durulan bir sorun haline dönüşmüştür. Şiddeti uygulayan kişilerin şiddet uygulama nedenleri merak uyandırmış, konu üzerinde araştırma yapan kişilerce şiddet; ekonomik, psikolojik ve sosyolojik nedenlere dayandırılmış; çözümü için pek çok öneri ortaya atılmıştır. Konu üzerinde araştırma yapanların buluştukları ortak payda ise, çocuğun içinde yetiştiği aile ortamında, söz konusu çocuğun ana babasının davranış ve tutumlarının çocuğuna model olduğudur.

    Çocuğun sosyalleşmesinde, kişilik özelliklerini oluşturmasında, tutum ve davranış geliştirmesinde toplumun en önemli yapı taşı olan aile kurumunun payı oldukça büyüktür. Peki bu ailenin içinde yaşadığı toplumun sosyo-psikolojik ve ekonomik durumunun, çocuğu yetiştiren ailenin tutum ve davranışları üzerindeki etkisi nedir? İşte bu sorulması ve üzerinde durulması gereken önemli bir sorudur. Çünkü aile kurumunun içinde yaşadığı toplum dolayısıyla o toplumun bireylerinin oluşturduğu ülke, sağlıklı ve ideal bir yapıda değilse, sonucunda o toplumun en küçük yapı taşı olan aile de sağlıklı ve ideal bir yapıda olamaz. Bu durumda da söz konusu ailenin sağlıklı ve ideal nesiller yetiştirmesi beklenemez.

    Bireyin sosyalizasyon sürecini gerçekleştiren en önemli birim olan aile başta olmak üzere, okul, iş yeri, kamuya açık kurum ve kuruluşlarda sıkça karşılaştığımız şiddet, günümüzde insanların iletişim kurarken kullandıkları önemli bir araç haline dönüştü.

    Şiddetin temelini aslında saldırganlık oluşturuyor. Şiddet sadece saldırganlığın uygulamaya dökülmüş halini yansıtıyor. Şöyle de söylendiğinde yanlış olmaz aslında; şiddet; davranışı ya da sergilenen tavrı anlatırken, saldırganlık daha çok ruh halini anlatır diyebiliriz.

    Yaşadığımız ülkeyi ailemiz, aileleri de ülkenin bireyleri olarak düşünürsek; o ülkedeki yönetim anlayışının, sevgi, barış ve güven ortamında yürütülmesinin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu anlarız. Bir çocuğun sağlıklı davranışlar sergilemesi için, içinde yetiştiği aile ortamı ne kadar önemliyse, ailenin de sağlıklı davranışlar sergilemesi için, içinde yaşadığı ülkenin ortamı o kadar önemlidir.

    Yapılan araştırmalardan elde edilen veriler, sivil yönetim ve politik partilerin kabulündeki uyumun, toplumdaki dolayısıyla ailedeki çatışmaları ve şiddeti önleyeceğini düşündürmektedir.
    Hoşgörü ve güvenin olmadığı, kişilerin düşüncelerine değer verilmediği, bireylerin seçimlerinin sorgulandığı ve yargılandığı, sorunların şiddet ve baskıyla çözümlenmeye çalışıldığı ortamda sağlıklı ilişkilerin yaşanması mümkün değildir. Sorunların nedenleri hep tabanda yani ailede aranmış, çözümler de hep bu yönde üretilmiştir. Oysaki nedenler bütünde aranırsa üretilecek çözümler bizi sonuca daha çok yaklaştıracak ve daha başarılı olacaktır.

    Baskıyla büyüdüyseniz, duygularınızı engellemeyi; engellendikçe de öfkelenmeyi öğrenirsiniz; öfkelendikçe cezalandırıldıysanız, ceza verecek biri olmadığında vicdanınızı unutur, öfkenizi en yakınızdakine kusarsınız. Vicdanınızı unutarak büyüdüyseniz, çevrenizdekileri engelleyerek onların duygularını bastırır; yetersiz geldiğinizde şiddete başvurursunuz. Şiddetle büyüdüyseniz, bastırılmış duygularınızı karşınızdakine saldırarak yansıtır, geçmişin intikamını alırsınız.

    Toplumda soluduğumuz duygunun bileşenleri neyse onu teneffüs ederiz. Çünkü yaşamak için o havaya uyum sağlamamız ve nefes almamız gerekir. Unutmayalım ki aldığımız her nefesle ciğerlerimize pompaladığımız oksijen kanımızı yeniler. Her doğan çocuk yeni bir umuttur toplumdaki kirli kanı temizleyecek. Yapılması gereken tek şey ise çocuklarımızı bu bilinçle yetiştirmek.

    Ülkemizde tanık olduğumuz sıra dışı olaylar; özellikle kadın cinayetleri, aile içi katliamlar, suç olgusundaki artış tesadüf değildir. Bu ortamı hazırlayan çok çeşitli faktörler bulunmaktadır. Ancak tüm bunların temelinde bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki o da şiddetin şiddeti doğurduğudur. Şiddet, saldırganlık ve suç eğiliminin artmasının bütün toplumun geleceğini, ekonomiyi, eğitimi, siyaseti, sosyal barışı, hukuk düzenini, can güvenliğini tehdit ettiği dolayısıyla gelecekte de ülkeyi çok büyük risklerin beklediği yadsınamaz bir gerçektir. Ebeveynler olarak, yeni nesillere iyi bir dünya yaratmanın yolu çocuklarımızı sevgi, güven ve huzur ortamında yetiştirmekten geçmektedir.

  • Bebeğinizi 1 yaşına kadar bu gıdalardan uzak tutun

    Bebeğinizi 1 yaşına kadar bu gıdalardan uzak tutun

    Mamasına tat vermek için tuz dökmek, şeker serpmek ve emziğine bal sürmek… Bebek beslenmesinde bilinçsiz yaklaşımlar ve daha pek çok yanlış davranış çocuğunuzu hasta edebilir.

    Bebek sağlığı konusunda uzmanlar ve anne babaların özenle üzerinde durduğu en önemli nokta ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmedir. Ancak bu aylardan sonra ek gıdaya geçildiği dönemde bebeklere özellikle verilmemesi gereken besinler konusunda ebeveynlerin bilinçli olması gerekir.

    İnek sütü: Bağırsaklarda gizli kanama, demir eksikliği ve kansızlık yapabilir. Alerjik hastalıklara yakalanma riskinde artış nedeni olabilir. Ayrıca D vitamini, iyot, çinko, Omega yağ asitleri gibi birçok besin ögesi bakımından yetersiz olması ve fosfor, protein gibi bazı maddeleri ise fazla içermesi nedeniyle tercih edilmemelidir.

    Tuz: Böbreklerden tuz atılımı oranı ilk 1 yaşta düşüktür. 1 yaş altında önerilen ve günlük ihtiyacı karşılayacak tuz miktarı, aldığımız gıdalarda yeterince mevcuttur. Fazla tuz, böbrek yükünü artırır ve ileriki yaşlarda hipertansiyon riskine neden olabilir.

    Şeker: Hiçbir besleyici değeri yoktur. Obezite, iştahsızlık, ileriye dönük yanlış beslenme alışkanlığı ve kalp damar hastalıkları gelişimine zemin hazırlar.

    Yumurta akı: Protein yapısı nedeniyle yüksek oranda alerjik özelliği vardır. 9. aydan itibaren azar azar denenebilir

    Margarin gibi katı yağlar: Emilimi zordur. İçerdiği doymuş yağ asitleri ileriki yaşlarda damar sağlığını tehdit eder. 9. aydan sonra kahvaltıya tereyağı eklenebilir.

    Bal: Doğal ve çok besleyici bir gıda olmasına rağmen hem alerjik bir besindir hem de “clostridium botulinum” adlı bir spor içerdiğinden bebeklerde çok tehlikeli olabilecek bir tür gıda zehirlenmesine yol açabilir. Bir yaş sonrası bebeğin bağırsakları bu sporlarla baş edebilecek olgunluğa erişir.

    Çay, kahve, çikolata, kakao: Bu gıdaların içeriğindeki kafein bebek için sağlıklı değildir. Kalsiyum emilimi azalır. Çay da demir emilimini bozarak kansızlığa yol açar.

    Patlıcan ve bakla: Patlıcanın besleyici değeri yoktur ve nikotin içermektedir. Bakla ise nadir de olsa “favizm” adı verilen ciddi bir hastalığa yol açabileceğinden 1 yaş altında önerilmez.

    Kabuklu deniz ürünleri: 9.aydan sonra balık ızgara-buğulama olarak verilebilir. Ancak kabuklu deniz ürünleri yüksek alerjen özellikleri ile bilinmektedir. Midye ise civa içerebileceği için bebeğe yedirilmemelidir.

    Ispanak, ceviz ve domatese de dikkat!

    Bu yasaklı gıdalar haricinde verilirken dikkat edilmesi gereken yiyecekler de mevcuttur. Örneğin ıspanak nitrit içermesi nedeniyle 8. aydan sonra bekletmeden, günlük taze hazırlanıp verilmelidir. Ceviz alerjik gıdalar arasında sayılmakla birlikte çok iyi bir doğal omega desteği olması bakımından iyice ezilerek az az verilebilir. Domates de alerjik ve asitli bir gıda olmakla birlikte pişirilerek verilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta sebze ve meyveleri mutlaka mevsiminde tüketmek olmalıdır. Konserve ve paketlenmiş hiç bir ürün kullanılmamalıdır. Şoklanarak saklanan gıdaların kullanılmasında ise herhangi bir sakınca yoktur.

    Uzman yardımı alın

    Bebek bakımı konusunda tecrübeli olmayan anne babalar beslenme konusunda özellikle uzman doktorlara danışmalıdır. Bu sayede bebeğin hastalıklardan uzak, sağlıklı bir büyüme gelişme dönemi geçirmesi mümkün olabilmektedir.

  • ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

    ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedir?

    DEHB , bireyin yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, isteklerini erteleyememe ve dikkat sorunlarıyla kendini gösteren bir bozukluktur.Genellikle okul öncesi dönem ve okul çağı dönemde belirgin hale gelmektedir.Çocukların bir konuya dikkatini vermesinde ya da davranışlarını kontrol etmesinde sorun olmaktadır.Bu çocuklar genelde ailesi ya da çevresindekiler tarafından “yaramaz, bir türlü yerinde duramayan, çok hareketli,dalgın,unutkan,hayallere dalan vs.”olarak nitelendirilmektedir.Bu tür davranışlar , dönem dönem , hemen hemen her çocukta gözlenebilen davranışlar olduğundan tanı konulabilmesi için mutlaka bir uzmandan destek alınması gerekir.

    ÖZELLİKLER

    1-Aşırı hareketlilik/Hiperaktivite/Dürtüsellik ön plandaysa: Bu çocuklar yaşıtlarına göre daha hareketlidir.Bu davranışlar, oyun, anaokulu, okul gibi günlük işlerde sorun oluşturur.Hiperaktivitenin ön planda olduğu çocuklar genellikle yerinde duramayan, oturması gerektiği halde oturamayan,aşırı konuşan,sırasını beklemekte zorlanan,her zaman bir şeylerle uğraşan,çoğu zaman başkalarının sözünü kesen,konuşmalara müdahale eden çocuklardır.

    2-Dikkat Eksikliği ön plandaysa:Bu çocuklar, dikkatini bir noktaya toplamakta güçlük çeker, dikkatleri çabuk dağılır,yönergeleri başından sonuna kadar takip edemezler,evde veya okulda yapacağı işler ve aktiviteler için gereken malzemeleri kaybeder ve dinlemezler.

    3-Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ön plandaysa:Hem dikkat eksikliğinin hem de aşırı hareketlilik ve dürtüselliğin özellikleri gözlenmektedir.

    BELİRTİLERİ

    Yürümeye başlayan çocuklarda ve okul öncesi dönemde belirtiler

    Genel olarak bu yaş grubundaki hiperaktif çocuklar, sürekli koşan, hiç yürümeyen,her an gitmeye hazır,bir aktiviteden diğer aktiviteye kayan çocuklardır. Uzun süre sessiz oturmakta güçlük çekerler. Çocuklar çok aktiftirler ancak zayıf koordinasyon ve beceriksizlik nedeniyle kazalara eğilimleri vardır.

    İlkokul çocuklarında belirtiler:

    Bu çocuklar genellikle rahatsızlık ve yerinde duramama nedeniyle sınıfta yerinden ayrılma,uzun süre yerinde oturamama,etrafta dolaşma veya uygun olamayan aktivitelerle başkalarının dikkatini çekerler.

    Ergenlikte belirtiler:

    Hiperaktivite, bu dönemde geniş kas hareketlerinden küçük kas hareketlerine kaymaktadır.Buna örnek olarak bacağını sallama veya sandalyede sürekli pozisyon değiştirme verilebilir.Dürtüsellik ergende ,kendisi ve ailesi için sorun olan daha fazla problemlere sürüklenme, artan tehlike gibi durumlarla kendini gösterir.Dikkat eksikliği, görevleri tamamlamada başarısızlık , aktiviteler için kısa dikkat aralıkları ve aktiviteleri sürekli değiştitirler.Elbetteki dikkat problemi devam eden ergeninin okul başarısızlığı kaçınılmaz olur.

    DEHB OLAN ÇOCUKLARIN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Davranışsal Belirtiler

    Bu çocukların daha doğmadan önce anne rahminde alışılmadık şekilde hareketli olduklarını gösteren raporlar mevcuttur.Doğduklarında da çok ağlayan ve uyku düzenleri oldukça bozuk olan bebeklerdir.

    • Aşırı hareketlidirler.Uzun süre oturamazlar,el ve ayaklarını sürekli oynatırlar.
    • Sonuçlarını düşünmeden kendilerini fiziksel olarak tehlikeye atabilirler(kontrol etmeden caddeye fırlamak gibi)
    • Sürekli konuşur,bağırır, isteklerini engelleyemezler.
    • Herşeyi kurcalarlar.
    • Mobilyaların ya da rafların üzerinde gezerler ve sürekli koşuşturma içindedirler.
    • Başkalarına yönelik vurma, itme gibi saldırgan davranışları sıklıkla gösterirler.
    • Ergenler genellikle kendilerine sıkıntı veren duygulardan söz ederler.
    • Kendi başlarına karar vermede güçlük çekerler.
    • Başladıkları işi yarım bırakırlar, bir aktiviteden diğer aktiviteye geçerler.

    Sosyal Belirtiler

    • Arkadaş ilişkileri zayıftır.Arkadaş edinseler bile uygun olmayan davranışlar sergiledikleri için arkadaşlıklarını sürdüremezler.
    • Yönergelere ve kurallara uymakta güçlük çektikleri için sosyal uyumsuzluk gösterirler.
    • Sosyal etkinliklere katılmakta zorluk çektikleri için becerileri gelişmeyebilir.

    Bilişsel Belirtiler:

    • Dikkatleri çabuk dağılır.Bu nedenle başladıkları işi bitirmekte güçlük çekerler.Sürekli dikkat gerektiren işlerden kaçma davranışı gözlenir.
    • Genellikle unutkandırlar.Eşyalarını, beslenme saatlerini, öğretmeninin ailesine teslim etmesi için verdiği notları unutabilirler.
    • Çalışmaları düzensiz ve plansızdır.Bu yüzden okul başarısında düşme görülebilir.
    • Davranışlarının sonuçlarını değerlendiremedikleri için zarar görme olasılıkları yüksektir.

    Duygusal Belirtiler:

    • Ruh halleri değişkendir ve buna bağlı olarak depresyon gelişebilir.
    • Çabuk heyecanlanıp,sinirlenebilirler.
    • Kendilerine güvenleri azdır.Sosyal yönden dışlanma,ebeveynin tutumu önemli bir role sahiptir.

    Fiziksel Belirtiler

    • Uyku süreleri kısadır ve düzensizdir.
    • Motor koordinasyonu zayıf olabilir.
    • Kemik gelişimleri geri olabilir.
    • İdrar kaçırma görülebilir.
    • Boyları ve kiloları yaşıtlarının altında kalabilir.
    • El becerisi gerektiren işlerde yetersizlik görülebilir. Düğme ilikleme, ayakkabı bağlama, çatal bıçak kullanma, resim yapma, yazı yazma gibi etkinlikler örnek verilebilir.

    Bir çocukta,gençte ya da yetişkinde DEHB’ten söz edebilmek için yukarıdaki belirtilerin genellikle yedi yaşından önce ortaya çıkması, davranışların çoğunu en az 6 ay süreyle sergilemiş olması ve günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyecek boyutta olması gerekmektedir.Yukarıda da bahsettiğim gibi çocukların çoğunda dönem dönem gözlemlenen davranışlar olduğundan dolayı DEHB ayrımının yapılabilmesi için mutlaka bir uzmana başvurmak gerekmektedir.

    Anne-Babalara Öneriler

    DEHB’in zamanında fark edilerek terapiye başlanması , sorunu yaşayan bireylerin ruh sağlığı ve topluma kazandırılmaları açısından önemli bir role sahiptir.

    Ortaya çıkan davranış problemlerinin bir an önce uzmana iletilmesi ve uzmanın önerileri doğrultusunda yapılması gereken etkinlikler konusunda çaba harcanmalıdır.

    Çocuğun yaşadığı yerin güvenli olmasına dikkat edilmelidir.Davranışlarının sonuncunu değerlendiremeyen çocuklar oldukları için çocuk oyun oynarken düzenli aralıklarla konrol edilmelidir.

    Çocuk, beklentileri ve planları konusunda anne baba tarafından desteklenmelidir.

    Koyulan kurallar çocuğun yaşına ve gelişimine uygun olmalıdır ve yazılıp asılmalıdır.

    Çocuklara talimat verilirken dikkatini çekmek için çocukla göz kontağı kurmak ve sakin bir şekilde konuşmak önemlidir.Bağırarak talimat vermek çocuğun sadece ses yüksekliğine odaklanmasına yol açar.

    Çocuğun olumsuzluklarına, başaramadıklarına değil, olumlu özelliklerine odaklanılmalıdır.Eleştiri dolu bir yaklaşımın çocuğun özgüvenini zedeleyeceği unutulmamalıdır.

    Bu çocuklar çok sık hata yaptıkları için cezalar( bir ödülü iptal etme,kaybettiği bir eşyanın yokluğundan doğacak sıkıntıya bir süre katlanmasına imkan vermek gibi) son çözüm olarak anne baba için kaçınılmaz olabilir.Ancak cezaların her zaman ödüllerle birlikte kullanılmasına dikkat edilmelidir.Bu çocuklar diğer çocuklara nazaran daha çok ödüllendirilmeye ihtiyaç duyarlar.Çocuğun sergilediği her olumlu davranış, bir ödülle pekiştirilmelidir.Unutulmamalıdır ki bu ödüller mutlaka çocuk için anlamlı ve güçlü ödüller olmalıdır.

  • Aşı takvimi!

    AŞI TAKVİMİ

    Aşı adı

    Hepatit-B

    Doğum,

    1.ay

    6. ay

    BCG(Verem)

    2.ay

    Difteri boğmaca tetanoz çocuk felci HIB

    (5 li karma)

    2.ay

    4.ay

    6.ay

    18.ay

    4-6 yaş

    10-12 yaş

    KONJUGE PNÖMOKOK

    2.ay

    4.ay

    6.ay

    12.ay

    ROTAVİRUS*(Özel aşı)

    2.ay

    4. ay

    6. ay

    Suçiçeği

    12.ay

    4-6yaş

    Kızamık kızamıkçık kabakulak(MMR)

    12.ay

    4-6yaş

    Hepatit-A

    18. ay

    24. ay

    Menenjit(Meningokok, Özel aşı)

    12. Ay

    HPV**(Rahim ağzı kanseri aşısı)

    9yaş

    9yaş1ay

    9 yaş 6 ay

  • Başarıda Yetenek mi İstemek mi?

    Başarıda Yetenek mi İstemek mi?

    İnsan ırkının en temel ihtiyaçlarının başında başarı ihtiyacı gelir. Her insan başarılı olmak ister. Başarısız olmak için hiçbir işe başlanmaz. Akıl sağlığı yerinde olan hiçbir kimse yoktur ki, bir işe başlayayım ve çok başarısız olayım ya da öyle bir şey yapmalıyım ki rezil olmalıyım hedefi ile başlasın. Çünkü insanın yaradılışı buna uygun değildir. McClelland’a göre üç temel edinilmiş ihtiyaç vardır; başarı, güç ve ait olma.Bunların içerisinde ise başarı ihtiyacı en baskın olanıdır. İnsan olumsuz bir şey yapsa bile kendi koyduğu hedefe ulaşmak ve başarılı olmak ister. Örneğin filmlerde izlediğimiz banka soygunu sahnelerinde “arkadaşlar yüzyılın banka soygununu yapmak için plan yapacağız, yakalanacağız ve tüm dünyaya rezil olacağız” cümlelerini duymamız mümkün değildir.

    Peki başarı için yetenek mi daha önemli yoksa istemek mi?

    Bu soru son zamanlarda sıkça sorulmaktadır. Bir grup var ki, bunlar “istersen yaparsın”cılar. Bu grubun en önemli mottosu “içindeki güce inan”dır. Bir grup da vardır ki yeteneğin olmadan asla. Bu yazıda bu iki grubu karşılaştıracağız.

    Önce bu konu ile ilgili bazı kavramlara bakalım.

    Yetenek nedir?

    Yetenek doğuştan getirilen ve belli bir eğitimle geliştirilen gizil güçtür. Bir insan bir yetenek örüntüsü ile dünyaya gelir. Bu örüntüde bazı yetenekler baskın bazı yetenekler orta düzeyde, bazı yetenekler düşük düzeyde, bazı yetenekler ise hiç yoktur. Yeteneğin saf kısmı genler yolu ile geçer. Geliştirilmeyen yetenekler ortaya çıkamaz ya da sönük olarak kalır. Yetenek davranış olarak gösterilecek bir alan bulamaz ise hiç farkına bile varılmaz. Çok üst düzeyde piyano çalma yeteneği ile dünyaya gelen bir kişinin uygun koşullarla karşılaşmadığı sürece iyi bir piyanist olma olasılığı yoktur.

    Diğer bir kavram ise ilgi. İlgi bir alana yönelimi ifade eder. Yaptığımız da hoşumuza giden şeydir. İlgi, doğal olarak isteme davranışına neden olur. Diğer bir değişle yaptığımızda çokça mutluluk hormonu dopamin salgılatan şeydir. Eğer ilgi duyduğumuz alanda yeteneğimiz yok ise o ilgi kısa sürece söner. İlgiyi besleyen yetenektir.İnsan yapamadığı, başaramadığı şeyden zevk alamaz. Başarılı olduğumuz dersleri sevmemizin nedeni budur.

    Bu konudaki diğer bir kavram “an”dır. “An” olayın olduğu zamanı ve mekanı temsil eder. Yaptığınız işe “an” uygun değil ise başarılı olamazsınız. Örneğin bundan 30 yıl önce Facebook’u siz bulsaydınız muhtemelen zamanı uygun olmadığı için başarılı olamazdınız. Ya da Facebook’u Zuckerberg Amerika’da değil de Türkiye’de bulsa idi muhtemelen yine başarılı olamazdı. Yaptığınız işin “an”a uygun olması yetenek ve ilgi kadar önemlidir.

    Son kavramımız tutku. Tutkuyu TDK şöyle tanımlıyor; irade ve yargıları aşan güçlü bir coşku, ihtiras; güçlü istek ve eğilimin yöneldiği amaç; aşırı düşkünlük. Tutku insanı hedeflediği alana götüren en güçlü güdülerin başında gelir. İnsan her neye tutulursa ona ulaşıncaya kadar tüm güçlüklerin üstesinden gelebilir.

    Başarılı olmak için ilk ve temel şart yapılan işe ilişkin yetenek örüntüsünün uygun olmasıdır. Her davranış ya da her beceri için yetenek örüntüleri farklı olabilir. Ancak bu örüntünün de derecesi önemlidir. Yetenek örüntüsü var ya da yok olarak değerlendirilmez. Yetenek örüntüsü, içinde bulunduğunuz popülasyona göre belli bir derecede bulunur. Yetenek örüntüsü uygun olduktan sonra yapılan işe ilişkin ilgi duymak gerekir.

    Bu noktadan sonra başarıyı “başarı” ve “üstün başarı” olarak sınıflamakta fayda var. Başarı, hedeflenen noktaya varma ya da ortalama insanın varabileceği nokta; üstün başarıyı ise çok az kişinin varabileceği nokta olarak tanımlayabiliriz.

    “Başarı” için bazı olasılıkları sıralayalım;

    • Bir kişinin bir alana hem ilgisi hem de yeteneği yok ise kesin başarısız olur
    • Bir kişinin bir alana hem ilgisi hem de yeteneği var ise kesin başarılı olur

    • Bir kişinin bir alana ilgisi var ama yeteneği yok ise ilgi kısa sürede söner. Ama ilgi düzeyi çok yüksek ise ortalama bir başarı elde edilebilir. Ancak bunun için çok çalışmak gerekir. Örneğin gitar çalma ile ilgili yeteneğiniz yok ya da düşük ancak çok istiyorsanız çok çalışarak ortalama bir başarı elde edebilirsiniz. Hiçbir zaman çok iyi gitar çalan biri olamazsınız ama ortalama bir gitar çalabilirsiniz.

    • Bir kişinin bir alana ilgisi yok ama yeteneği var ise, zorunlu ise başarılı olabilir. Yani kendisine istemediği bir görev verilirse ve yapmak zorunda ise başarılı olabilir.

    “Üstün başarı” için ise yetenek ve ilgi yanında “an” ve tutkunun da uygun durumda olması gerekir. Eğer bir alana ilgi ve yeteneğiniz var ve “an” da uygunsa üstün başarı için geriye kalan tutkudur. Bir şeye tutkuyla tutunursanız ve buna donanımınız (ilgi, yetenek ve an) uygun ise üstün başarıyı elde etmemek mümkün değildir.

    Bu durumda öncelikle ilgilerinizi ve yeteneklerinizi tanımanız gerekir. İlgi ve yeteneklerinizitanımadan hangi alana yöneleceğimizi de doğru olarak tespit edemeyiz.

    Sonuç olarak istemek tek başına başarı getirmez. Eğer istediğiniz alana yeteneğiniz varsa ve tutku ile çalışırsanız üstün başarı elde edersiniz.

  • 4-12 aylık bebek beslenmesi

    Bebek ve Çocuk Beslenme listeleri

    4 AY -5 AY ARASI BESLENME
    Verilecek ek gıdalar
    1)Meyve Suyu veya püresi
    2)Sebze çorbası
    3)Muhallebi
    Meyve suları ve pürelerinin hazırlanışı
    Kullanılacak Meyveler; Elma, armut, şeftali,muz,havuç da meyve suyu olarak verilebilir.Elma,armut,havuç,şeftali gibi meyveleri yıkayın,sıcak suda 1 dk kadar bekletin
    kabuklarını soyun,meyve sıkacağında veya cam rendede rendeleyin ve bir tülbentten geçirin ve verin. Meyve sularını günde 1 veya 2 kez verebilirsiniz, ilk 15 gün sadece meyvelerin sularını verin, sonraki günlerde meyveler püre halinde de verilebilir,önceden biberon kullanmış bebeklere meyve suları biberonla verilir,hiç biberon kullanmamış bebeklere ise mümkün olduğunca kaşık veya suluk ile vermeye çalışın.Meyve püresi yaparken cam rende kullanmaya özen gösterin ,içine şeker katmayın.Gaz yapan meyve sularını(portakal,mandalina,kivi),kabızlık yapan meyveleri(muz gibi)şikayet durumuna göre seyrek verin,hazır meyve sularını vermeyin.Verilecek miktar giderek artırılarak 6. ay civarında 100 ml. Ye çıkarılabilir.
    Sebze Çorbasının Hazırlanışı
    Kullanılacak sebzeler; Patates, havuç, kabak,taze fasulye,ıspanak, kereviz, maydanoz,dereotu,brokoli. bu aylarda verilebilir. Vereceğimiz sebzeleri önce teker teker ve az miktarlarda 2-3 gün aralıklarla verip alerji yapıp yapmayacağını gözlemlemeliyiz. Daha sonra alerji yapmayan sebzelerle 2’li, 3’lü karışımlar halinde sebze püreleri, sebze çorbaları hazırlayabiliriz.
    Hazırlanışı: Tüm sebzeleri hazırlanmadan önce yıkayın, kabuklarını soyun,ayıklayın.
    2 büyük çay fincan suyu tencereye koyun, kabuğu soyulmuş 1/2 havuç ve 1/2 patatesi doğranmadan tencereye koyun ağzını kapatın, normal tencerede 40-45 dk kısık ateşte pişirin,üzerine 1 tatlı kaşığı irmik ilave edin ve 5 dk daha pişirin(düdüklü tencerede 1 fincan su koyun ve 10 dk pişirin ve irmiği en baştan ilave edin) ocaktan alın suyuyla birlikte tamamını robottan geçirin veya çatalla ezin, biraz soğuyup ılık olunca yedirin, bu hazırlanan çorbadan ilk gün 2-3 tatlı kaşığı, 2. gün 4-6 tatlı kaşığı verin, pişirdiğiniz çorbayı 24 saatten kısa bir zaman aralığında tüketin(her gün taze hazırlayın), ilk gün konulan sebzelere ilaveten 2. gün yarım kabak ve 2-3 adet taze fasulye de ekleyin, bundan 8-10 tatlı kaşığı verin ve her gün verilen miktarı artırarak 1 ayda toplam 1 çorba kasesi verecek duruma gelin, sebze püreleri yedirilirken önemli olan eklenen sebzelerin bebeğinizde vereceği tepkilerdir. Allerjik reaksiyonlar, gaz, kabızlık, ishal durumlarını yakından takip edin.
    Muhallebinin Hazırlanışı
    Sade İnek sütü 1 yaşına kadar kullanılmamaktadır. Fakat muhallebi yaparken kullanılabilir. Ayrıca muhallebi hazır formül mamalarla da hazırlanabilir.
    Hazırlanışı:1 çay bardağı(100 ml)suyu küçük bir tencereye veya cezveye koyun,üzerine 2 tatlı kaşığı pirinç unu ekleyin ve ocakta karıştırın yoğunlaşmaya başlayınca altını kısarak 5 dk karıştırarak pişirin. Pişme bitince ocağı kapatın, tencere veya cezveyi kenara alın, soğumasını bekleyin, üzerine 1/2 çay bardağı kaynamış, soğutulmuş inek sütü(cam şişede günlük pastörize veya temiz, taze köy sütü) veya hazır mamadan 6 ölçek katın. İlk muhallebiye başlarken, bebeğinize muhallebiyi 2-3 tatlı kaşığı verin sonradan miktar artırarak 1 ayda 1 çorba kasesi verecek miktara gelin. Bu aylarda muhallebi öğünü yerine sütlü pirinçli kaşık maması da kullanılabilir.

    4-5 AY ARASI BESLENME

    08 00-09 00 Anne sütü(anne sütü alamayanlar formül mama)

    10 30-11 00 Meyve Suyu, püresi

    12 30-14 00 Sebze Çorbası,

    16 00-17 00 Anne sütü(anne sütü alamayanlar formül mama)

    19 00-20 00 Muhallebi

    23 00-24 00 Anne sütü(anne sütü almayanlar formül mama)

    Gece boyunca uyuyan bebeğinizi özel olarak mama vermek için uyandırmayın.
    Eğer bebeğiniz uyanırsa anne sütü(anne sütü almayanlar formül maması) ile besleyebilirsiniz.

    Sebze çorbası ve muhallebiye ilk alıştırdığımız birkaç gün, birkaç kaşık verdiğimiz yemekle
    bebek doymayacağı için, o öğünler ilk önce denenecek gıdalar tattırıldıktan sonra yine
    anne sütü ve formül mama ile öğün tamamlanmalıdır. Artan gıdaları bekletmeyin. Ek gıdaları verirken bu gıda çeşitlerinin dışına çıkmayın, diğer gıdaların sonraki aylarda verileceğini unutmayın

    4-5 AYLIKKEN OYNANABİLECEK OYUNLAR;
    Bebeğiniz 4 aylık olduğunda ellerini, ayaklarını, parmaklarını artık daha kontrollü kullanmaya başlayacaktır, onun bu becerilerini geliştirici oyunlar oynayabilirsiniz.
    Tut ve salla oyunu; Ona sallandıkça ses çıkaran oyuncaklar(çıngırak,halka,sıkınca öten oyuncaklar)verebilirsiniz
    Vurma oyunu; Bebeğinizin ulaşabileceği bir uzaklığa ilginç bir oyuncak veya obje asın, ona vurmasına ve eliyle onu yakalamasına yardımcı olun.
    Tekme oyunları; Ayak bileklerine kısa ipli ponponlar, sallandıkça ses çıkaran toplar, ya da az şişmiş bir balon bağlayabilirsiniz. Bu nesneleri tekmelemekten zevk alacaktır, ancak sizin gözetiminizde oynamalıdır
    Parmak oyunları; Gözlem altında eline değişik türden kumaşlar verin, bunlarla oynarken ellerini, kollarını, parmaklarını nasıl kullandığını gözleyin, bunlarla oynarken sakın onu yalnız bırakmayın.
    Saklanma ve gıdıklama oyunu; Yüzünüzü bir bez, karton veya sadece ellerinizle kapatarak saklanın, sonra abartılı seslerle ortaya çıkın

    5 AY-6 AY ARASI BESLENME
    Verilecek ek gıdalar
    1)Meyve Püresi
    2)Sebze Çorbası
    3)Muhallebi
    4)Yoğurt
    Meyve Pürelerinin Hazırlanışı
    4. aydaki beslenmede anlatılan meyveleri aynı işlemlerden geçirin, robotta veya cam rendede püre haline getirin ve kaşıkla yedirin. Günde 1 veya 2 öğün verebilirsiniz(günde 1 çay bardağı kadar)
    Sebze Çorbasının Hazırlanışı
    4. ayda anlatıldığı gibi sebzeleri aynı işlemlerden geçirin, farklı olarak bir tatlı kaşığı irmik ilave edilirken bir tatlı kaşığı kadar da pirinç ve 1 çay kaşığı tereyağ veya zeytinyağı ilave ilave edin ve pişirin, tamamını robotta ezin ve 1 çorba kasesi kadar yedirin.
    Muhallebinin Hazırlanması
    4.aydan sonraki hazırlanışı ile aynıdır. İsterseniz miktarı çoğaltılabilirsiniz, irmik yerine nişasta unu veya mısır unu da kullanılabilirsiniz. Bu aylarda diğer hazır kaşık mamalarını da deneyebilirsiniz.
    Yoğurt Verilmesi
    Evde yapılmış yoğurtlar tercih edilir. Evde yapılamıyorsa marketten alınan yoğurdun taze olmasına dikkat edin. Sade olarak yedirmeye alıştırın. Yediremediğiniz zaman içine kendiniz meyve rendeleyin, hazır meyveli yoğurtları yedirmeyin. Yoğurda alıştırırken 3-4 tatlı kaşığıyla başlayın, miktarı artırarak, zamanla 1 kase kadar verebilirsiniz.

    5 AY-6 AY ARASI BESLENME ŞEMASI

    08 00-09 00 Anne sütü(anne sütü yoksa formül mama)

    10 30-11 00 Yoğurt 12 30-14 00 Sebze Çorbası

    16 00-17 00 + Meyve Püresi + Anne sütü(anne sütü yoksa formül mama)

    19 00-20 00 Muhallebi

    23 00-24 00 Anne sütü(anne sütü yoksa formül mama)

    Bebeğiniz gece uyanırsa anne sütü veya formül mama verebilirsiniz.

    6 AY-8 AY ARASI BESLENME

    Verilecek ek gıdalar
    1)Kahvaltı
    2)Etli sebze çorbası
    3)Yoğurt
    4)Meyve püresi
    5)Muhallebi

    Kahvaltının hazırlanışı
    Kahvaltının içeriği; Yumurta sarısı, peynir, tereyağ, bisküvi, reçel.
    Hazırlanışı: Yumurtayı katı olarak pişirin, sarısını kışın her gün, yazın günaşırı olarak verin, başlangıç olarak yarım çay kaşığı 2. kez verirken bunu artırın ve 1 çay kaşığı verin ve 8-10 günde tam yumurta sarısı verebilirsiniz. Peyniri tam yağlı fakat tuzu alınmış olarak yarım kibrit kutusu kadar verin( yine başlangıçta 1 çay kaşığı başlayıp, giderek artırın, 1 hafta 10 günde yarım kibrit kutusuna çıkın) 1 çay kaşığı tereyağ, 1 çay kaşığı reçel, 2-3 adet bisküvi de vereceğiniz diğer gıdalardır.Bal ve yumurtanın beyazı 12 ay dolmadan verilmez.Pekmez kahvaltıyla değil sade olarak 1 çay kaşığı verilir.Bu karışımı bebeğin halen kullandığı 5 ölçek formül maması ile birlikte bir kaseye koyun, bebeğin yiyeceği kıvama gelinceye kadar ılık su ekleyin ve çatalla ezin, besin değerini artırmak için istenirse bu karışıma tahıllı ek kaşık maması ve ceviz de ekleyebilirsiniz.

    Etli sebze çorbasının hazırlanışı
    4-6 ay arasında hazırladığınız gibi sebze çorbası hazırlayın, 6 aydan sonra içine ayrıca 25 gr kadar kıyma veya 1 yemek kaşığı kadar tavuk etini ilave edin veya hazırlanmış çorbanın içine yedirmeden önce 1 adet köfte de katılabilirsiniz(köfteyi hazırlarken kıymanın yağsız,sinirsiz,dana veya sığır kıyması olmasına ve içine yalnızca bir miktar ekmek içi ve tuz konarak hazırlanmasına ve ızgarada tam pişmesine özen gösterin). Çorbaların veriliş miktarları 1 küçük kasedir.

    Yoğurt verimesi
    Yoğurt mümkünse evde yapılmış olmalıdır. Hazır meyveli yoğurtlar bu aylarda tercih edilmez. Bebeğiniz sade yoğurdu sevmezse içine günlük mevsim meyvesi veya bisküvi doğrayabilirsiniz yarım veya isteğe göre 1 kase de verebilirsiniz.

    6-8 AY ARASI BESLENME ŞEMASI

    08 00-09 00 Kahvaltı

    11 00-12 00 Meyve Püresi(1 çay bardağı veya 1 tam meyve) + Anne sütü(anne sütü yoksa formül mama)

    13 00-14 00 Etli Sebze Çorbası

    16 00-17 00 Yoğurt +1 tam meyve püresi veya Anne sütü(anne sütü yoksa formül mama)

    20 00-21 00 Muhallebi veya hazır kaşık mama

    23 00-24 00 Anne sütü veya Formül mama

    Gece uyanan bebeğe anne sütü veya formül mama verilir.

    6-8 AYLIKKEN OYNANABİLECEK OYUNLAR

    Bu dönenme onunla artık oturtarak oynayabilirsiniz. Ayrıca 6 aylık bebekler objeler arasındaki ilişkileri de yavaş yavaş kavramaya başlarlar, örneğin objelerin birbirine vurunca çıkardığı sesler ilgilerini çeker ve bunu kavramaya çalışırlar, ya da büyük küçük farklılığını anlamaya çalışırlar.

    Çarpma oyunları:
    Çelik tencere, abak ve kaşıkları ortaya dökün(keskin ve sivri köşeli olmamalılar). Bebeğinizi bunların arasında tutun, bunları birbirine önce siz vurarak gösterin, sizi taklit etmesini sağlayın, bundan ne kadar zevk aldığını göreceksiniz.

    Yığma ve doldur-boşalt oyunları:
    Bebekler küçük nesneleri büyük olanların içine yerleştirmeye bayılırlar, bu tip oyunlar için yine mutfak malzemeleri kullanılabilir, plastik ve kartondan olanlar en uygun olanlardır. Bebeğinize el büyüklüğünde bloklar(plastik bardak gibi) verin ve ardından boş büyük bir kap(leğen veya karton kutu) verin, el becerisi ve zekası ile blokları kutunun içine koyup. ardından da nasıl boşalttığını göreceksiniz. Ya da ütü yaparken bebeğinizi içi ufak ebatta giysi parçalarıyla dolu büyük bir çamaşır sepetinin içine oturtun.Tüm giysileri sepetin dışına atacaktır,onu sepetin dışına koyduğunuzda ise giysileri tekrar sepetin içine geri attığını göreceksiniz.

    Su oyunları:
    Yanında bulunmak şartı ile küvetin içinden dışarı eline bardak vererek su boşaltmasını sağlayın.

    Top ve küp oyunları:
    Karşılıklı top yuvarlamak ve iri küpleri üst üste koyup yıkmak.

    Aynaya bakma oyunu:
    Aynanın karşısında tutun ve kendi hareketlerine bakmasını sağlayın.

    8 AY-12 AY ARASI BESLENME

    Verilecek ek gıdalar
    1)Kahvaltı
    2)Çorbalar
    3)Yoğurt
    4)Meyve suyu
    5)Muhallebi
    6)Aile sofrasından bazı gıdalar

    Kahvaltının hazırlanması:
    Kahvaltının içeriği:Yumurta sarısı(10 aydan sonra beyazı ile birlikte tam yumurta), peynir(tuzsuz), tereyağ, reçel, bisküvi, ekmek

    Hazırlanışı: Kışın her gün, yazın günaşırı olmak üzere 1 tam yumurta sarısı, 10. aydan itibaren tam yumurta katı olarak verilebilir. Yarım kibrit kutusu tuzu alınmış peynir, 1 çay kaşığı tereyağ, reçel , 4-5 adet bisküvi veya 1 dilim ekmek içi katılır. Bu karışım 6 ölçek formül maması ile birlikte ılık su ile ezilir. Ayrıca tahıllı ek kaşık maması da içine eklenebilir. Bunların hepsi ayrı ayrı taneli şekilde de yedirilebilir. Pekmez kahvaltıya katmadan sade verilir.

    Çorbaların hazırlanışı:
    8 aydan sonra bebeğinize gün aşırı sebze çorbası ve tahıllarla yapılan pirinçli yoğurtlu
    çorba, koyu şehriye çorbası, mercimek çorbası ve ev yapımı tarhana çorbası da verilebilir. Çorbalar hazırlanırken içine çok az tuz, her tabak için 1 çay kaşığı tereyağ veya 1 tatlı kaşığı zeytinyağı koyun. Salça ve baharat koymayın. Ayrıca çorbaların içine haşlanmış tavuk eti, kıyma, ızgara köfte veya rendelenmiş karaciğer de koyabilirsiniz(karaciğer dana veya kuzu karaciğeri olmalıdır, üzerindeki zar çıkarılır, yağsız tavada haşlanarak pişirilir, rendelenerek püre haline getirilir, 1 çorba kasesine 1 çay kaşığı kadar katılarak başlanır, artırılarak 5 çay kaşığına kadar çıkılır, haftada 1-2 kere verilebilir).Verilecek çorba miktarı 1 kase kadardır.

    Yoğurt verilmesi
    Sade yoğurt veya içine mevsim meyveleri veya bisküvi eklenmiş yoğurt veya bu aydan itibaren hazır meyveli yoğurtlar da verilebilir.

    Meyve suyu verilmesi
    Meyve suları mevsim meyvelerinden seçilerek verilir. Çilek, nar, kini, ananas gibi alerji yapacak meyveler haricindeki mevsimlik tüm meyveler verilebilir.

    Muhallebi
    1 kase muhallebi veya mama firmalarının ürettiği ek kaşık maması hazırlanır ve verilir.

    Ev sofrasından bazı gıdaların hazırlanması
    Bu aylardan itibaren makarna, pilav, balık, karaciğer, haşlanmış sebzeler diyete eklenebilir.
    Haşlanmış makarna veya az yağla pişirilmiş pirinç pilavı akşam öğününde yoğurtla karıştırılarak verilebilir, haşlanmış sebzeler veya az yağlı ve salçasız olarak türlü yemeği verilebilir. Kabak veya biber dolması baharatsız ve az tuzlu ve az yağlı olmak kaydıyla yoğurtla birlikte verilebilir. Buğulama veya ızgara balık verilebilir. Özellikle yeşil yapraklı sebzeler, brokoli içerdiği vitaminler ve demir açısından önerilir. Karaciğer ezmesi, tavuk eti ve köfte de günlük sebze öğünlerinin içine katılarak veya tek başına verilebilir.

    8 AY-12 AY ARASI BESLENME

    08 00-09 00 Kahvaltı

    11 00-12 00 Meyve Püresi+ Anne sütü(anne sütü yoksa formül mama)

    13 00-14 00 Etli sebze çorbası veya Etli tahıllı çorba

    16 00-17 00 Yoğurt +1 tam meyve püresi

    20 00-21 00 Akşam yemeği (tuzsuz, baharatsız ve az yağlı olmak kaydı ile ev sofrasından gıdalar verilebilir)

    23 00-24 00 Muhallebi veya Hazır kaşık maması veya Anne sütü veya formül mama

    Gece uyanan çocuğa anne sütü veya formül mama verilir. 8. aydan sonraki beslenmede 3 ana öğün vardır. Diğerleri ara öğündür. Meyve ve yoğurttan ibaret olan ara öğünler istenirse ana öğünlerle birleştirilebilir. Gece 23 00 deki muhallebi öğünü çocuk erken yatıyorsa verilmeyebilir.

  • Bir Narsisistle Yaşamak

    Bir Narsisistle Yaşamak

    Her zaman ve her yerde kendisini merkez sanan biri ile yaşıyorsanız ya da yaşamak zorunda iseniz oldukça yorgunsunuz demektir.

    Narsisizm, temelde kişinin kendini değersiz görmesini ödünlemek için diğer bir ifade ile bu duygusu ile başa çıkabilmek için büyüklenmeci davranışlar içeren hem kişinin kendisini hem de çevresindekileri yoran önemli bir kişilik bozukluğudur. Narsisizm, epigenetik nedenleri olabildiği gibi daha çok kişinin çocukluk yıllarındaki olumsuz yaşantılarından kaynaklanmaktır.

    Narisisistler temelde kendilerini öyle değersiz görürler ki, bu değersizlikle başa çıkabilmek için kendilerini çevrelerine ve kendilerine en değerli kişiymiş gibi gösterme davranışlarını sergilerler. Narsisitleri üç grupta inceleyebiliriz.

    Bunların birincisi nobel ödüllü narsisistlerdir. Bu grupta yer alan narsisistler öyle başarılı olurlar ki çevrelerindeki kişiler hep başarılarından konuşurlar. Bu kişiler başarılarından konuşulması için özel zeminler hazırlarlar. Diplomaları, başarı ödülleri, gazete, dergi sayfaları adeta yörüngelerinde canlı yayın yaparlar. O kişinin olduğu atmosferde başarılarını görmemek imkansızdır. Bu kişilerin bulunduğu ortamlarda her nasılsa her zaman konu başarılarıdır. Her başarılı insan narsisist değildir. Normal başarılı insanla nobel ödüllü bir narsisti ayırt etmek kolaydır. Nobel ödüllü narsisist sizin başarısını övmeniz için adeta gözünüze bakar, ne yapar eder konuyu başarılarına getirir. Normal başarılı insanlar ise başarıları gündeme geldiğinde normal şekilde konuşurlar ve konu biter. Genellikle normal başarılı insanlar mütevazi olurlar ve hatta başarılarının konuşulmasından rahatsız ve mahcup olurlar.

    İkinci grubu sınır tanımayan narsisistler oluşturur. Bu kişiler kendi değersizlik çekirdeklerini korumak için hep çevrelerindeki kişilere saldırırlar, çevrelerini eleştirirler, küçümserler, çevreleriyle alay ederler… Özellikle böyle bir eşiniz var ve rahatsızlığından haberiniz yok ise bir süre sonra kendinizi bir işe yaramaz, değersiz ve aşağılık bir olarak görebilirsiniz. Oysa siz normalsinizdir muhtemelen eşinizin semptomları sizi bu hale getirmiştir.

    Üçüncü grup ise verici narsisistlerdir. Bu grupta yer alan narsisistler öyle iyi insanlardır ki, hiç kimseye hayır diyemezler. Herkesin yardımına koşarlar, hiç kimse ile kavga etmezler, her şeye herkese eyvallah demekten başka çareleri yoktur. Her iyi ilişkiler içinde olan insan da verici narsisist değildir. Çevresi ile iyi ilişkiler içinde olmak sağlıklılık belirtisidir. Bu gruptaki narsisistler de iyiliklerinin görülmesi ve konuşulması için aşırı caba gösterirler. Her seferinde ne kadar iyilik yaptıklarını ne kadar iyi olduklarını çevrelerine anlatırlar. Birisine iyilik yaptıklarında karşı taraftan teşekkür alamazlarsa çok bozulurlar ve bunu mutlaka hissettirirler.

    Narsisist kendisinin sevilmemesine, eleştirilmesine, başarılarının takdir edilmemesine ya da güzelliklerinin fark edilememesine dayanamaz. Böyle durumlarda sizinle ilişkisini önce kötüleştirir, istediklerini elde edemez ise bitirir.

    Eğer böyle biri ile yaşıyorsanız daha önce söylediğimiz gibi işiniz oldukça zor. Çünkü kişilik bozukluklarının maalesef tedavileri ya yoktur ya da çok zordur. Bazı kişilik bozukluklarının semptomları kırklı yaşlardan sonra biraz azalabilir.

    Bir narsisistle yaşıyorsanız önce hangi tür narsisist grubunda olduğunu bilmeniz gerekir. Narsisistlerin özellikleri hakkında detaylı bilgi edinmeniz yaşamınızı kolaylaştıracaktır. Bir narsisisti terapiye ikna etmek genellikle imkansızdır. Ancak siz nasıl davranacağınıza ilişkin profesyonel yardım alabilirsiniz.

    Psikolojik rahatsızlıkları kabul etmek genellikle zordur. Çünkü gözle görülen bir neden yoktur. Neden bunu yapıyor diye içimizde kabul etmek oldukça zordur. Oysa fizyolojik bir nedene dayanan rahatsızlıkları kabul etmek gözlenebildiği için daha kolaydır.

    Narsisizmin de bir psikolojik rahatsızlık olduğunu kabul edip, narsisist kişinin bunu size rahatsızlık vermek için yapmadığını bilmeniz sizi rahatlatacaktır. Kanser olan birisine neden kanser oldun diye kızamayacağımız gibi psikolojik rahatsızlığı olana da kızmak anlamlı değildir.

    Uzm. Psk. Erdal Usluer