Yazar: C8H

  • Çocuklarda görülen epilepsiler

    ÇOCUKLARDA EPİLEPSİ (SARA HASTALIĞI)

    Epilepsi nedir?

    Epilepsi beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik dalgalarının yayılması sonucu ortaya çıkan nöbetler ile kendini gösteren bir hastalıktır. Bu dalgaların ortaya çıktığı beyin bölgesine bağlı olarak değişik şekillerde nöbetler oluşabilir. Bu nöbetler bazen bilinç kaybı, çenede kilitlenme, vücutta kasılma, kol ve bacaklarda atmalar şeklinde olabilirken bazı nöbetler dalma, boş bakış, değişik duygular (tat, koku, görsel ) hissetme vb şeklindedir.

    Epilepsi çocuklarda görülür mü?

    Epilepsi yenidoğan bebekten başlayarak her yaş grubunda görülebilen bir hastalıktır.

    Epilepsinin tipleri nelerdir?

    Farklı sınıflamalar olmakla birlikte temelde nöbetler ikiye ayrılır: parsiyel/fokal (yani beyinde bir bölgeye sınırlı başlayan nöbetler) ve jeneralize (beyinde yaygın olarak olarak başlayanlar) nöbetler. Yaygın başlangıç daha kötü ve şiddetli bir nöbet anlamına gelmez. Buradaki gruplama sadece nöbeti oluşturan nedenin farklılığı ile bağlantılıdır.

    Epilepsinin nedeni nedir?

    Beyin gelişimini etkileyen veya beyinde hasar bırakan birçok durum, örneğin doğumsal beyin yapı bozuklukları, menenjit gibi enfeksiyonlar, genetik hastalıklar, kafa travmaları epilepsiye yol açabilmektedir. Hastaların yaklaşık yarısında ise epilepsinin belli bir nedeni bulunamaz. Bazı epilepsi tipleri için ise kalıtsal geçiş söz konusudur, yani anne veya babada bu epilepsi tipi varsa çocukta da olma olasılığı yüksektir .

    Epilepside hangi durumlar nöbetleri tetikleyebilir?

    Uykusuzluk, ateş, çeşitli enfeksiyonlar, aşırı stresli durumlar, aşırı kafein alımı ve bazı ilaçlar epilepsi hastalarında nöbetleri tetikleyebilmektedir. Bunun dışında belirli bazı epilepsi türlerinde nöbetler bilgisayar oyunları ve peryodik olarak yanıp sönen ışıklar ile tetiklenebilir.

    Tanı yöntemleri
    Tanıda en önemli nokta çocuğun geçirdiği nöbetin çok iyi tarif edilmesidir. Bu nöbetlerin mümkünse video kamerayla kaydedilmesi de tanıya çok yardımcıdır. Bu sayede epilepsiyle karışabilen birçok hastalığın dışlanması ve epilepsinin tipinin tayin edilmesi mümkün olabilir. Tanı için en önemli laboratuvar testi EEG olarak kısaltılan elektroensefalografidir.

    EEG sonuçlarına göre hastalara ek olarak beyin MR veya tomografi gibi görüntüleme yöntemleri,bazı kan testleri, zeka gelişimini değerlendiren testler ve kalıtsal bazı hastalıkları araştırmak için bazı metabolik ve genetik testler de istenebilir.

    Epilepsi tedavisi

    İlaç tedavisi : Günümüzde epilepsi için kullanılan birçok ilaç ve seçenek vardır. İlaç tedavisindeki amaç nöbet sayısını azaltmak ve hastanın mümkün olduğunca normal bir yaşam sürmesini sağlamaktır. İlaç seçimi nöbetin tipine, hastanın yaşına ve diğer faktörlere bakılarak yapılır. İlaç başlandıktan sonra genellikle en az iki yıl süreyle ilaca devam edilir. Hastaların yaklaşık yüzde sekseninde nöbetler tek bir ilaç ile kontrol altına alınabilirken diğer hastalarda birden çok ilacın birlikte kullanılması gerekebilir. Bazı hastalarda ise nöbetler tüm ilaçlara dirençli olabilir.

    Diğer tedaviler: İlaç tedavisine cevap vermeyen veya yeterli düzeyde nöbet kontrolü sağlanamayan hastalarda özel bir diyet programı, cerrahi yöntemler ve vagus sinir stimülasyonu denilen pil uygulaması da yapılabilmektedir.

    Prof. Dr. Füsun Alehan

  • Sınava Girecekler İçin Öneriler: Velilere Tavsiyeler

    Sınava Girecekler İçin Öneriler: Velilere Tavsiyeler

    Sınava girecek gençlere destek olma süreci oldukça zorlu bir yoldur.
    Hem öğrencinin ergenlik döneminde olması hemde bu sürecin başlı
    başına stresli bir tecrübe olması sınava girecek öğrencinin zaman
    zaman huzursuz, kaygılı yada agresif tavırlar sergilemesine
    sebebiyet verebilmektedir. Anne babalar olarak, bu süreçte
    olabildiğince ortamı normalleştirmek önem taşımaktadır.İşte sınava
    girecek öğrencilerin anne babalarına bazı öneriler:
    1-Bu süreci birlik olarak atlatın. Bu sınav ve kazandığı üniversite
    onun hayatını şekillendirecek kadar önemli bir etken. Hem maddi
    hem de manevi açıdan çocuğunuzu destekleyin. Koşulları onun için
    daha uygun hale getirmeye çalışın. Örneğin, çalışmaya uygun bir ev
    sağlamak yada yetişemeyeceği bir zamanda dershane etüdüne
    arabayla bırakmak gibi. Ayrı olan anne babalarda bu süreçte daha
    sık bir araya gelmeli, çocuklarının sorumluluğunu birlikte
    üstlenmeliler.
    2-Ekstra stres yüklemesi yapmayın. Kendi dert ve sorunlarınızı,
    işinizin stresini yada eşinizle olan sorunları olabildiğince sınava
    girecek öğrenciye yansıtmamaya çalışın. Zaten stresli bir dönemde
    olan üniversite adayı için daha fazla stres odaklanma sorunu
    yaratabilir ve öfkesine size yönlendirmesine sebep olabilir.
    3-Kendi gençliğinizle kıyaslama yapmayın. Bizim zamanımızda ne
    dershane, ne özel öğretmen vardı gibi konuşmalar sadece kendisini
    başarısız ve değersiz hissetmesine yol açacak, düşündüğünüz gibi
    ona verdiğiniz imkanları daha iyi değerlendirmesine yol
    açmayacaktır.
    4-Başkalarıyla kıyaslama yapmayın. Diğer öğrenciler ile kıyaslama
    yapmak özgüven eksikliğine sebebiyet verebilir.
    5-Sağladığınız olanakları daha sonra negatif şekilde
    hatırlatmayın. Başarısızlık durumunda, senin için ……… yaptık, yine
    de sen başarısız oldun gibi konuşmalar sadece zaten başarısız olduğu

    için üzülen çocuğunuzun en çok destek beklediği noktada daha çok
    moralinin bozulmasına neden olur.
    6- Kendi ideallerinizi çocuğunuz üzerinden gerçekleştirmeye
    çalışmayın. Siz mühendis olmak istemiş olabilirsiniz ama çocuğunuzu
    buna zorlamak sadece mutlu olmadığı bir meslek alanına
    yönlendirmek demektir. İşinden mutsuz olmak da kişinin hayat
    kalitesini büyük oranda düşüren bir faktördür.
    7- Ne olursa olsun yanındayız mesajını verin. Sınavdan yüksek alınca
    olumlu tepki verip , düşük aldığında ise negatif bir tutum
    sergilemeyin. Her zaman tutarlı davranmaya çalışın. Ne olursa olsun
    sevdiğinizi belli edin.
    8- Çocuğunuzun sorumluluk almasına destek verin. Bazı şeyleri
    kendi halletmek istiyorsa, bunu gerçekleştirebilmesi için alan yaratın.
    Dershane kaydını kendi yenilemek istiyorsa buna müsade edin, ders
    kitaplarını kendi almak isterse buna olanak tanıyın.
    9- Okulda sınavlardan kötü not aldığında bunun sorumluluğunu
    almayı öğretin. Hoca düşük vermiş yada sınavda anlatmadığını sordu
    gibi bahanelere sığınmak yerine gerçek problemi algılayıp,
    değiştirebilmesi için destekleyin. Bu gerçekçi bir analiz yapmayı
    öğrenmesini sağlayacak ve ilerisi içinde kullanabileceği bir beceri
    kazandıracaktır.
    10- Sınavın hemen öncesindeki gün çocuğunuza normalden aşırı
    farklı davranmayın. Değişik bir yere gitmek, normalden farklı
    yemekler yemek bünyede farklı tepkiler yaratabilir. Çok yumuşak
    davranmak bu durumu abartmak baskı yaratabilir yada sınavın çok
    kötü bir şey olduğu ve sizin o yüzden iyi davrandığınız algısı
    yaratabilir.
    11- Baskı yaratacak cümleler kurmayın. ;Sana güveniyoruz, hepsini
    yaparsın vb. sözler kişide kaygı yaratabilir. Çoğu genç ailelerini hayal
    kırıklığına uğratmaktan korkar. Bunun yerine, Elinden gelenin en
    iyisini yap, biz hep yanındayız demek daha doğru olabilir.
    12- Sınav öncesi panik yapmayın. Unutmayın panik bulaşıcıdır.
    Olabildiğince sakin olursanız oda sizden örnek alacak daha da
    sakinleşecektir.
    Tüm öğrencilere başarılar dilerim.

  • Çocuğum anjiyoya dayanabilir mi?

    Merhaba sizlere çok sıkça karşılaştığım bir sorunun yanıtını vermek üzere yazıyorum. Gerçekten de kalp rahatsızlığı olan çocuklarımıza anjiyo kararı çıktığında aklımıza gelen ilk soru bu oluyor. Minik kalpler bu önemli iş yapılırken sıkıntı yaşayabilir mi?

    Elbette her işlemin olduğu gibi anjiyonun da riskleri mevcuttur. Bu noktada verilmesi gereken yanıt asıl şu olmalı; “Eğer kateter yöntemi ile yapılmazsa bebeğimi nasıl tedavi ettirebilirim”. Unutmayalım ki yapısal kalp hastalıklarının asıl tedavisi cerrahi, yani açık kalp ameliyatlarıdır. Bu işlem çoğu zaman göğüs kafesi açılarak kalp ve akciğer durdurlmak suretiyle yapay bir kalp akciğer makinesine bağlanarak yapılan daha zor bir işlemdir. Elbette ki cerrahi gerektiğinde yapılması gereken bir işlem olmakla birlikte eğer çocuğumuzun kalp rahatsızlığı sadece bir iğne deliğinden girilerek yapılan bir işlemle halloluyorsa bu önemli bir avantajdır. Transkateter yani ameliyatsız yöntemle tedavi edilerek çocuklar;

    1.Kalp akciğer makinesine bağlanmazlar, bu sayede bu makineye bağlı birçok olumsuz etki yaşanmaz

    2. Göğüs kafesi kesilmez bu nedenle oluşacak sinir ve damar yaralanmaları gerçekleşmez

    3.Kozmetik açıdan çok avantajlıdır. Göğsünüzde ömür boyu bir kesi izi taşımazsınız, çocuğunuzda kalp rahatsızlığı olduğunu ve tedavi edildiğini kimse anlayamaz.

    4.Yoğun bakıma bile girmeden çoğu zaman ertesi gün evinize döner ve normal hayatınıza devam edersiniz.

    5.Tekrarlayan operasyonlar her zaman bir öncekine göre daha zordur. Bazen olacak ameliyatların sayısını azaltmak bile çok büyük avantaj getirir.

    6.İşlem sonrası ameliyatta olduğu gibi ağrı ve acı duymazsınız.

    Peki kalp kateterizasyonu ne kadar küçük bebeklere uygulanabilir. Bunun için belirgin bir sınır yoktur. Kendi klinik tecrübemde 1700 gram bebeklere anjiyo ile tedavi uygulayıp bir daha hiç operasyon olmayan hastalarımız mevcuttur. Her işlem için belli bir zamanı beklemek elbette ki gerekmektedir.

    Tüm bu yukarıdakini düşününce aslında kalp kateterizasyonu ve anjiyo yöntemi ile tedavi edilebilen kalp rahatsızlıklarının ne kadar geniş bir hasta kitlesine hitap ettiği anlaşılabilir. Önemli ve doğru olan çocuğa yapılan işlemin gerçekten gerekli olup olmadığı sorusunun yanıtıdır. Eğer gerçekten çocuğu tedavi etme gerekliliği varsa ve bunun transkateter yöntemle tedavisi mümkünse cerrahiye çok iyi bir alternatif olabilir,kilo ve yaş gözetmeksizin….

    Sağlıklı günler dilerim.

    Prof. Dr. Ender ÖDEMİŞ

  • Sınava Girecekler İçin Öneriler-1: Gençlere Tavsiyeler

    Sınava Girecekler İçin Öneriler-1: Gençlere Tavsiyeler

    Büyük sınav günü yaklaşırken, hem gençlerde hem de onların ailelerinde stres seviyesi
    artmaktadır. Bu durum zaman zaman sınav başarısını engelleyecek hale gelmektedir. Çok
    aşırı stres hem öğrenciyi olumsuz etkilemekte hemde ailede bir panik havası estirmektedir.
    Sınavlar yaklaşırken faydalı olabilecek bazı tavsiyeleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu ilk
    yazıda öncelikli olarak sınava girecek gençlere yönelik öneriler yer almaktadır. İkinci
    yazımda ise ailelere yönelik öneriler yayınlanacaktır.

    Sınava Girecek Gençlere Tavsiyeler

    1- Sınav zamanına kadar olabildiğince sistemli şekilde çalışın. Sınav öncesi son bir haftada
    tempoyu biraz azaltın. Bir kaç gün öncesinden ise olabildiğince beyninizi dinlendirin. Sadece
    kafanıza takılan noktaları gözden geçirin.

    2- Hiç bir şey bilmiyorum tuzağına düşmeyin. Sınav öncesi çoğu gençte Hiç bir şey
    bilmiyorum kaygısı olmaktadır.Son bir günde bütün konuları tekrar etmek gibi bir şansımız
    olmayacağından zaten yapabileceğinizin en iyisini yılların birikimi ile yaptığınızı kendinize
    hatırlatın.

    3- Stresi negatif şekilde algılamayın. Evet, çok miktarda stres gerçekten kişiyi olumsuz
    etkiler, ancak bir miktar stres başarıyı olumlu etkileyen bir faktördür. Sonuçta bir sınava
    giriyorsunuz, biraz strese girmeniz oldukça normaldir. Hiç strese girmemeliyim gibi bir
    beklenti gerçekçi değildir.

    4- Kendinize dinlenme fırsatı verin. Sadece sınava takılıp kalmayın, zaman zaman (çok da
    aşırı olmamak kaydıyla) hoşunuza giden şeylere vakit ayırın. Bu durum, kafanız
    rahatlayacağından yeni bilgilerin zihninize girmesini kolaylaştırır. Unutmayın, çok çalışmak
    değil, kaliteli ve bilinçli çalışmak başarıyı getirir.

    5- Gece uyuyamazsanız paniğe kapılmayın. Unutmayın ki o gece sizinle beraber sınava
    girecek bir sürü gençte aynı stresi yaşıyacak ve uyuyamayacak. Onun için hemen hemen
    herkes sizinle benzer seviyelerde uykusuzluğa sahip olacaktır. Ayrıca genç bir kişi için bir
    günlük uykusuzluk önemli performans kaybına sebep olmamaktadır.

    6- Sınava normalden fazla anlam yüklemeyin. Üniversiteye giriş sınavı tabiiki hayatınız için
    önemli bir sınavdır, ancak sınava aşırı anlam yüklemek sınava giren kişinin stres seviyesini
    yükseltecektir.

    7- Beklentilerinizi ne yüksek ne alçak tutun. Bazı öğrenciler, normalde dershane sürecinden
    aldığı puandan çok daha yüksek puanlı bölümleri kazanmayı hedefler bazı öğrenciler ise
    başarılarını aşırı küçümserler.
    Gerçekçi beklentilere sahip olmak kişiyi hayal kırıklığı ve yetersizlik hissinden korur.

    8- Değerinizi kazandığınız üniversite yada bölüm üzerinden biçmeyin. Unutmayalım ki her
    üniversitenin artı ve eksileri vardır. Ayrıca ülkemizde üniversite eğitiminden sonra dışarıdan
    alınabilecek çok sayıda eğitim ve bir çok yüksek lisans seçenekleri mevcut. Kendini
    geliştirmenin sonu yoktur.

    9- İstediğiniz üniversiteyi mutlaka gezin. Fiziksel koşullarını görün, varsa sosyal faaliyetlerini
    araştırın. Bölümde çalışan ve okuyanlar ile iletişim kurmaya çalışın. Önceden bilginiz olması
    fikirlerinizi daha sağlam şekillendirmenize yardımcı olacaktır.

    10- Olumlama yapın. Sınava girmeden önceki gün gece yatmadan sınav gününü gözünüzde
    olumlu şekilde canlandırın ve o şekilde uyuyun. Felaket senaryolarını tamamen kafanızdan
    uzaklaştırın.

    11- Sınav esnasında tek soruya takılmayın. Bilmediğiniz, yapamadığınız bir soru gelebilir.
    Ama unutmayın ki bu sadece tek bir soru. Moralinizi bozmayın ve daha kolay çözebildiğiniz
    bir alana geçin. Daha sonra tekrar dönüş yapabilirsiniz.

    Bütün sınava girecek bütün gençlere başarılar ve iyi şanslar diliyorum.

  • Orta kulak iltihabı çocuğunuzu sağır bırakmasın

    Kış aylarında çocuklarda en sık görülen hastalıkların başında orta kulak iltihabı geliyor. Çocuğunuz kulağını kaşıyor, işitmede güçlük yaşıyor ya da kulağından iltihap geliyorsa vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekiyor.

    5 yaşına kadar birkaç defa orta kulak iltihabı tekrar edebilir

    Orta kulak iltihabı, orta kulakta çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişen enfeksiyonlar nedeniyle oluşur. Tek veya iki kulakta da olabilir. Sıklıkla kış ve sonbahar aylarında görülür. Kulağını çeken, kaşıyan, beslenme zorluğu, işitme kaybı şüphesi, kulakta dolgunluk ve basınç hissi olan küçük çocuklara dikkat edilmelidir. Bu belirtilerden bir veya birkaçı varsa akla orta kulak iltihabı gelmeli ve en kısa sürede doktora gidilmelidir. Çocukların büyük bölümü 5 yaşına kadar bu enfeksiyona birkaç defa yakalanabilir. Çocuklarda görülen işitme kaybının en ciddi sebeplerinden birinin orta kulak iltihabı olduğu unutulmamalıdır.

    Çocuklar erişkinlerden daha kolay orta kulak iltihabına yakalanıyor

    Orta kulak, kulak zarından sonra gelen kısımdır. İçinde sesin iletimini sağlayan çekiç, örs, üzengi kemikleri bulunur. Bu bölümde, geniz boşluğuna açılan bir kanal bulunur. Bu kanala östaki borusu denir. Bu boru, orta kulağa hava geçişini sağlar ve böylece hava basıncı dengelenir. Çocuklarda östaki borusu erişkinlere göre daha yatay ve kısa olduğundan bakterilerin bu yolla orta kulağa geçişi kolaylaşır ve daha sık ortakulak iltihabı geçirirler.

    Doğru tedavi uygulanmazsa işitme kaybı söz konusu

    Orta kulak iltihabının ciddi kulak ağrısı ve işitme kaybına yol açabileceği unutulmamalıdır. İşitme kaybı, özellikle çocuklarda, öğrenme kapasitesinin azalmasına ve konuşmanın gecikmesine neden olabilir. Uygun şekilde ve erken tedavi edilirse, işitme genellikle tamamen düzelir. Orta kulak iltihabının diğer bir tehlikesi, kronikleşmesi ve enfeksiyonun beyin ve iç kulak gibi komşu yapılara yayılma riskinin olmasıdır.

    Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda daha yaygın

    Küçük yaşta olan ve özellikle erkek çocukları orta kulak iltihabından daha çok etkilenmektedir. Ayrıca biberonla beslenme, sigara içilen ortamda sık bulunma, evde viral enfeksiyon varlığı, kardeş, anne ya da babada orta kulak iltihabı öyküsü, yetersiz sağlık koşulları, kış ve sonbahardaki mevsim koşulları, patolojik durumlar (Yetersiz bağışıklık sistemi, yarık damak ve down sendromu), kulak yolunun tahrip edilmesi ve kulak çöpünün yanlış kullanımı da kulak iltihabına zemin hazırlayan başlıca risk faktörleri arasındadır.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları orta kulak iltihabını tetikliyor

    Nezle, grip ya da alerji, östaki borusunun şişip kapanmasına neden olur. Bunun sonucunda bakteriler orta kulakta çoğalır ve kulak zarı arkasında mikroorganizmaları içeren bir sıvı birikimi (İltihap) meydana gelir. Kulak zarının arkasında iltihabın birikmesi basınç artışına ve bu da kulak ağrısına yol açar. Bazen kulak zarı delinir ve iltihap (kanlı, sarı-yeşil renkli bir sıvı) kulaktan dışarıya akar.

    6 ayda 3 kez tekrarlarsa işitme daha da kötüleşir

    Orta kulakta enfeksiyon oluşması durumunda her zaman iltihap dışarı akmayabilir. İltihabın dışarı akmadığı durumlarda sıvı orta kulakta kalır. Kulak zarı bu durumda uygun şekilde titreşemeyeceği için hastanın işitmesi azalır. Akut enfeksiyon geçtikten sonra, zar arkasında biriken sıvı, orta kulakta kalabilir. Bu durum enfeksiyon tekrarları ile kendini gösterir. 6 ayda 3 defadan fazla orta kulak iltihabı geçirilmesi hastalığın kronikleştiğini göstermektedir. Kronik orta kulak İltihabı zamanla işitmenin daha da kötüleşmesine yol açabilir.

    Doğru ve etkin tedavi yapılmazsa hastalık kronik bir hal alıyor

    Akut iltihabın tedavisinde ağrı kesici ve bakterileri yok edecek antibiyotiklerle birlikte burun açıcı ilaçlar kullanılır. Bu tedavi 2 hafta sürmektedir. Erken ve etkin tedavinin uygulanması, doktorun verdiği ilaçların tarif edildiği şekilde ve sürede kullanılması, kontrol zamanlarına uyulması son derece önemlidir. Tedavinin belirtilen şekilde ve sürede yapılmazsa, kulak enfeksiyonu kronikleşebilir ve kalıcı işitme kayıplarına neden olabilir. Biberonla beslenen bebekleri sırt üstü pozisyonda yatırmak yerine anne sütü emerken olduğu gibi yan yatar ya da oturur pozisyonda tutmak daha sağlıklıdır. Yapılan araştırmalara göre oturarak beslenen bebekler, orta kulak iltihabına daha az yakalanmaktadır. Anne sütündeki maddelerin bağışıklık sağladığı ve hastalığa yakalanma riskini azalttığı da unutulmamalıdır.

  • Tükenmişlik  Sendromu

    Tükenmişlik Sendromu

    Son zamanlarda  gündeme gelen bir konu, Tükenmişlik sendromu.
    Rekabetçi günümüz toplumunda iş saatlerinin çok fazla, iş tatmininin düşük olması, kişilerin
    iş tanımlarının net olmaması, bir kişinin birden çok kişinin işini yapması ve benzeri bir çok
    olumsuz durumla karşılaşmaktayız. Asıl ismi Burn-out olan Tükenmişlik Sendromu işte bu
    noktada kişide motivasyon kaybı, işe ilgisizlik,yorgunluk ile kendisini gösteren bir
    sendromdur. Bu durum kişinin pek çok başka alanda da sorun yaşamasına sebep olur.Teşhis
    ve tedavisi için mutlaka bir uzman desteği alınması gerekir.Şimdi isterseniz bu konuyla ilgili
    sık sorulan sorulara bir göz atalım.
    Tükenmişlik sendromunun belirtileri nelerdir?
    Tükenmişlik sendromu, kişinin iş hayatında aşırı yorgun ve isteksiz hissetmesi, işe devam
    motivasyonunun olmaması ve çoğu zamanda yaptığı işi yapmayı sürdürememesi ile ortaya
    çıkan bir durumdur. Çoğunlukla bu kişilerde çaresizlik ve hayal kırıklığı duyguları yaşanır,
    olağan durumlara dahi tahammül düzeyi düzer, kişi agresif tavırlar sergilemeye başlayabilir.
    Bu durum sadece kişinin kendisini değil dolaylı yollardan aile ve sosyal ilişkilerini de
    etkileyebilir. Tükenmişlik sendromu iş kaybı ve aile içi sorunlara sebebiyet verebilirken,
    psikosomatik yakınmalar ve depresif belirtiler de bu süreçte kendisini gösterebilir.
    Tükenmişlik sendromu kimlerde daha sık görülür, sebepleri nelerdir?
    Tükenmişlik sendromunun kimlerde daha sık görüldüğüne dair pek çok araştırma yapılmıştır.
    Bu sendrom belirgin bir meslek grubuna ait değildir. İnsanlar çok iç içe olan, özellikle hizmet
    sektöründe çalışan, yoğun temposu ve uzun çalışma saatleri olan, mükemmeliyetçi kişilik
    yapısına sahip ve beklentileri gerçeğin üzerinde olan,aşırı efor gerektiren işlerde çalışan, iş
    tatmini düşük olan, hayır diyemeyen, her şeye ve her yere yetişmeye çalışan kişilerde daha sık
    görülür. Yapılan araştırmalar tükenmişlik sendromunun mükemmeliyetçi, yaptığı her şeyi çok
    mükemmel şekilde yapmaya çalışan ve beklentileri yüksek olan kişilik yapılarında daha sık
    görülmekte olduğuna işaret etmiştir. Buna ek olarak, tükenmişlik sendromu iş hayatına
    başlarken çalışma hevesi yüksek olanlar arasında da sık rastlanan bir durumdur. Tükenmişlik
    hissine, kişinin ilk işe başladığı dönemde çok fazla motivasyon ve enerji harcamasının sebep
    olduğu düşünülmektedir. Ancak, bu sendrom sadece kişisel özellikler değil, iş yükü, sosyal
    destek, iş tatmini ve bir çok farklı etkenden oluşan bir yapı olarak düşünülmelidir.
    Tükenmişlik Sendromundan nasıl korunulur?
    Mükemmeliyetçi düşünce yapısını esnetmek, beklentileri çok yüksek tutmamak, iş saatlerinin
    daha makul sınırlara çekilmesi ve özel ve sosyal hayata daha fazla zaman ayırmak kişinin
    tükenmişlik hissinin azalmasına yardımcı olabilir.
    Tükenmişlik Sendromu bende var mı?
    *Kendinizi sürekli yorgun hissediyorsanız,

    *İşiniz ile ilgili sürekli negatif duygular içindeyseniz,
    *İşinizi yapmayı sürdüremeyecek durumda hissediyorsanız,
    *İşinize karşı duyarsızlaştıysanız,
    *Dikkat ve motivasyon kaybınız varsa,
    *Uyku ve iştah probleminiz mevcutsa,
    *Tahammülsüz, mutsuz ve kızgın hissediyorsanız,
    *Sürekli herşeyi bırakıp gitmek gibi bir düşünceniz var ise,
    *Sosyal hayatınıza ayırdığınız vakit çok kısa iken, iş hayatınıza ayırdığınız vakit çok uzun ise,
    Bir uzmana danışmanızı öneririm.
    Tükenmişlik Sendromu nasıl tedavi edilir?
    Tükenmişlik sendromu ortaya çıktıktan sonra kişinin duruma sebebiyet veren ortam
    uzaklaşması ve bir süre dinlenmesi gereklidir. Bu süreç esnasında kişinin psikolojik destek
    alması önemlidir hatta gerekli görülürse ilaç tedavisi de terapi süreciyle eş zamanlı olarak
    düşünülebilir.
    Sağlıklı günler dilerim.

  • Anne ve babalar; uzamış ve düzelmeyen öksürüğe dikkat!

    Anne ve babalar; uzamış ve düzelmeyen öksürüğe dikkat!
    Çocuğum astım mı?

    Kış geldi, enfeksiyonlar arttı, bir de pek çok çocuk kreşe başladı ve düzelmeyen, anne ve babaların kabusu olan sık tekrarlayan ve düzelmeyen öksürükler tekrar başladı. En sık karşılaşılan senaryolardan birisi şöyle; ‟2-4 yaş arası sağlıklı, daha önce ailesi tarafında özenle bakılan ve enfeksiyonlardan sakınılan bir çocuk kreşe veya anaokuluna başlar. Doğal olarak bir üst solunum yolu enfeksiyonu olur, fakat öksürük düzelmez ve uzar. Bir şekilde biraz düzeldikten sonra aile, tamam her şey rayına giriyor diye düşünürken tekrar ateşi yükselir veya tekrar burnu akmaya başlar ve öksürük tekrar artar. Aile tekrar doktora götürür ilaçlar antibiyotikler derken öksürük yine biraz azalır veya düzelir. Aile yine bir ohh çeker, ama kısa süre sonra olay tekrarlar. Bu durum kış boyu devam eder. Bazı çocukların ise nefes yolu ile astım ilaçları (ventolin) kullanması bile gerekebilir. Çocukların bir kısmında ise antibiyotik kullanımı ile burun akıntısı düzelir ama ilaçlar kesilince tekrarlar ve çocuk çok sık antibiyotik kullanmak zorunda kalır”.
    Yukarıda anlatılan hastalık veya durum nedir?
    Bu çocuk astım olabilir mi?
    Bu geçici bir durum mudur?
    Yoksa çocuk bazı internet sitelerinde yazdığı gibi İstanbul bronşiti midir? Bu da neyse,
    Bu sıkıntıyı çeken ve farklı doktorlar tarafından farklı tanılar konulan, farklı tedaviler verilen ve çoğunlukla da tam olarak düzelmeyen bu durum, aile ve çocuk için kış mevsimini bazen kabusa çevirmeye yetmektedir. Bu nedenle bu konu hakkında doğruların ve önemli noktaların aileler tarafından iyi bilinmesi, çocuklarını doğru yere yönlendirmeleri açısından oldukça önemlidir.
    Okul öncesi yaş grubundaki çocuklar daha büyüklere göre daha sık hasta olmaktadırlar. Çünkü immün sistemleri henüz gelişme aşamasındadır ve bazı mikroplarla henüz ilk defa karşılaşmaktadır. Aileler şunu çok iyi anlamalıdır ki 2 yaşına kadar olan çocuklar yılda 6-8 arasında basit üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilmektedirler ve bu enfeksiyonların %80 den fazlası virüsler aracılığı ile olmakta ve antibiyotik tedavisi gerekmemektedir. Yaş arttıkça enfeksiyon sıklığı biraz daha azalmaktadır. Bu geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları immün sistemin sağlıklı gelişmesi için gereklidir. Fakat ilk 3 yılda virüslerle olan solunum yolu enfeksiyonlarının tekrarlaması astım gelişimi için de en önemli risk faktörlerinden birisidir. Özellikle kreşe veya anaokuluna yeni başlamış çocuklarda enfeksiyon sıklığında artış olduğu çok iyi bilinmektedir. Bu çocuklarda tekrarlayan viral üst solunum yolu enfeksiyonları solunum yolu aşırı duyarlılığını ortaya çıkarmakta olup, bu durum öksürüklerin sık tekrarlamasına, gece öksürüklerine ve bazen de göğüste hırıltıya neden olabilmektedir. Hatta bu çocukların bir kısmında tekrarlayan bronşitler görülmekte olup, bu durum astıma kadar da ilerleyebilmektedir. Yine bu çocuklarda viral üst solunum yolu enfeksiyonlarının komplikasyonları (sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit veya zatürre gibi) gelişebilmektedir.
    Okul öncesi çocuklarda diğer çocuklardan farklı olarak 6 adet astım çeşidi vardır. Bunların bir kısmı zaman içinde düzelirken, bir kısmı ise gerçek astım olup bulgular ileriki yaşlarda da devam etmektedir. Bu çocukların bir kısmı allerjik olup, bir kısmı ise allerjik değildir. Bu hastaların hepsinde tekrarlayan bronşitler, sık tekrarlayan enfeksiyonlar, sık tekrarlayan veya düzelmeyen öksürük ve hışıltı gibi benzer şikayetler görülmekte olup, bu durumların birbirinden ayrılabilmesi sadece çocuk allerji uzmanları tarafından yapılabilmektedir. Ayrıca astımın bazı tipleri sadece tekrarlayan öksürük atakları ile gidebilmekte, bronşlarda daralma yapmamakta ve bu durum tanının geç konmasına ve yanlış ve gereksiz ilaçların kullanımına neden olabilmektedir.
    Unutmayınız! Tüm dünyada tanı konmuş, tedavisi başlanarak izlem altına alınmış astımlı çocuk sayısından çok daha fazla çocuk tanı konamadan yıllarca gereksiz ve bazen yanlış ilaçlar kullanmak zorunda kalmaktadır. Doğru ayırıcı tanı yapılamaz ve doğru tanı konamazsa, aşırı ve gereksiz antibiyotik kullanımı, hastalığın kronikleşmesi ve komplikasyonların oluşması gibi istenmeyen durumlar gelişebilir.

    Çocuklarda kronik öksürüğün veya sık tekrarlayan öksürüklerin çok sayıda nedeni bulunmaktadır. Pratik hayatta çok sık olarak karşılaşılan ve ne yazık ki tanı ve ayırıcı tanıları tam olarak yapılamayan ve birbirleri ile çok sık karışan bunlar arasında;
    1. Allerjik hastalıklar
    2. Kalıcı veya geçici astım varyantları (çeşitleri)
    3. Öksürükle giden astım
    4. Kreşe veya yuvaya bağlı reaktif hava yolu hastalığı
    5. Evde okula giden bir kardeşinin olması (eve sık enfeksiyon taşınmasına neden olarak)
    6. İyi tedavi edilmemiş sinüzitler, kronik sinüzit, akut tekrarlayan sinüzit
    7. Gastroözefageal reflü hastalığı
    8. Geçici veya hafif immün sistem bozuklukları, sayılabilir.

    Daha nadir olarak, üst ve alt hava yolunun konjenital anormallikleri, bazı genetik akciğer hastalıkları, konjenital kalp hastalıkları ve konjenital immün yetmezlikler neden olabilir.

    Anne ve babalar tarafında çocuklarında aşağıdaki durumların olup olmadığının mutlaka dikkatli bir şekilde gözlemlenmesi gerekmektedir;
    1. Enfeksiyonlar ve öksürük sık tekrarlıyorsa
    2. Öksürük bir türlü tam olarak düzelmiyorsa
    3. Çocuğunuz sık antibiyotik kullanmak zorunda kalıyorsa
    4. Burun akıntısı bir türlü tam olarak düzelmiyorsa
    5. Öksürükler 10 günden uzun sürüyorsa
    6. Hastalık sırasında çocuğunuz gece uykuda öksürüyor veya öksürerek uykudan uyanıyorsa
    7. Hasta olduğunda göğsünde hırıltı veya hışıltı duyuluyorsa
    8. Hareketle veya eforla öksürük artıyorsa
    9. Tozlu ortamlarda nöbet şeklinde öksürükler oluyorsa
    10. Doktor tarafından bronşit veya bronşiyolit tanısı konmuşsa
    11. Annede, babada ve kardeşinde allerji veya astım varsa
    12. Çocuğunuza daha önce kortizonlu ilaç veya nefes yolu ile kullanılan ilaçlar (ventolin) verilmişse
    13. Tekrarlayan öksürükler köpek havlaması şeklindeyse veya çocuğunuz sık larenjit oluyorsa.
    14. Çocuğunuzda ağız kokusu, karın ağrısı, şişkinlik veya geğirme sık oluyorsa
    15. Çocuğunuzun beraberinde atopik (allerjik) egzeması varsa
    16. Çocuğunuz diğer çocuklarda daha fazla terliyorsa

    Çocuğunuzun mutlaka bu konu ile ilgilenen bir çocuk allerji uzmanı tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmeli ve gerekirse allerji testleri ve bağışıklık testleri yapılarak doğru tanının konması, uygun ilaçların verilerek ileride gelişebilecek istenmeyen durumların önlenmesi, gereksiz antibiyotik tedavisinin önlenmesi ve böylece hem çocuk, hem de ailenin hayat kalitesinin artırılması sağlanmalıdır.

    Yine bu çocuklarda doğru tanı konduktan sonra koruyucu bazı ilaçlar verilerek;
    1. Bağışıklık sistemi güçlendirilebilir
    2. Enfeksiyonların sık tekrarlaması engellenebilir
    3. Hava yollarındaki aşırı duyarlılık düzeltilebilir
    4. Enfeksiyonlar sırasında bulguların göğüse inmesi ve böylece bronşit atakları önlenebilir
    5. Tabi ki istenmeyen durumların ve belki de astımın gelişimi önlenebilir.

    Sonuç olarak; uzamış ve sık tekrarlayan öksürükleri olan çocuklarda bu durumun önemsenmesi, çocukların bazılarında bu durum olabilir diyerek geçiştirilmemeli, ve bir çocuk allerji uzmanından yardım alarak çocuğun ve ailenin normal hayat kalitesinin tekrar düzene sokulması sağlanmalıdır.

  • Evlilikte mutlu kalmak için…

    Evlilikte mutlu kalmak için…

    Birçok evlilik mutlulukla başlar. Ancak yeryüzünde başından sonuna kadar mutlu bir evlilik

    sürdüren olmuş mudur? Olmamıştır. Olması da mümkün değildir çünkü mutluluk bir “süreç”
    değil “an”dır. Eğer sizin ya da partneriniz patolojik bir rahatsızlığı yok ise evlilikte mutlu
    “an”ların sayısını ve süresini arttırmak sizin elinizdedir.
    Bu amaç için aşağıdaki önerileri okumanızı öneririz.
    1. Kendinizden başkasını değiştiremezsiniz özellikle eşinizi.
    Birçok kişi evlenmeden önce eşi için “değiştirilecek özellikler listesi” hazırlar. Bazıları
    daha da ileri giderek öncelikler sıralaması bile yapar. İronik olan ise aynı liste kendisi
    için de yapılır. Değiştirme yanılgısına kapılan her kişi sonunda görür ki sadece
    kendisini değiştirebildiğidir. Eğer bu konuda bir şey yapmak istiyorsanız
    değiştirilecekler listenizi yırtmakla başlayın. Karşınızdaki kişiyi olduğu gibi kabul
    etmeyecekseniz asla evlenmeyin. Bu kabul eşlerin birbirini geliştirmesi ile
    karıştırılmamalıdır.
    2. Eşinizin sizden öncede var olduğunu kabul edin
    Çiftlerin yaygın olarak yaptığı önemli hatalardan biri de sanki eşinin kendisi ile
    tanıştığı tarihte doğduğunu varsaymaktır. Bu kişiler eşinin geçmişini, ailesini ve
    çevresini kabul etmezler. Bu bir yanılgı olup önemli bir çatışma nedeni olur. Eşinizle
    mutlu olmak istiyorsanız eşinizin geçmişini özellikle de ailesini sevin. Eşinin ailesi ile
    sorunu olan kişiler “sevmek zorunda değilim ama saygı duyuyorum” der. Bir ömür
    boyu yaşamı paylaşacağınız insanın ailesine saygı duymanız yeterli olmaz. Saygı
    sadece minimum ilişki düzeyini götürebilir. Aile bağlarının kuvvetli olduğu ülkemizde
    saygı maalesef mutlu bir evlilik sürdürmeye yetmemektedir. Ancak duygular bazen
    istense de istendik yönde gelişmez. Yani isteseniz de sevemeyeceğiniz kişiler olabilir.
    Bu durumda sevmediğiniz kişi ile yaşamayı öğrenmek zorundasınız. Bu öğreti de sizi
    sorunsuz ilişki sürdürmenize neden olabilir.
    3. Sağlıklı cinselliği öğrenin
    Cinsellik sadece seksüel ilişkiden ibaret değildir. Kadın ve erkek rollerinin tanınması,
    kadın ve erkek olarak birbirlerini tanıması ve kadın-erkek arasındaki farkları kabul
    edip saygı duyması sağlıklı cinselliğin temelini oluşturur.
    4. Ebeveynlik evliliği unutturmamalıdır.
    Özellikle bizim coğrafyamızda çocuk sahibi olununca eşler unutulmaktadır. Çocuğu
    olan kadın eşini unutmakta ve tüm enerjisini çocuğuna vermektedir. Diğer taraftan
    çocukla ilgilenmek zorunda olan kadına yardımcı olmayan erkek kendisini evin dışına
    atıyor ve mutluluklar başka alanlarda aranmaya başlanıyor. Bu evlilik sürecinde
    verilmesi gereken önemli bir sınavdır. Ebeveynlik, evliliği esir almamalıdır.
    5. Bu sorunda benim rolüm ne?
    İlişkide problem olduğu zaman eşler genellikle karşı tarafı suçlama eğilimine
    girmektedir. Bu tutum problemi çözmez, tam aksine problemin artmasına neden olur.
    Gerçekten problemi çözmek istiyorsanız “bu sorunda benim rolüm nedir?”, “ben
    hangi davranışımı değiştirirsem sorunun çözümüne katkısı olur”, “ben nerelerde hata
    yapıyorum” gibi içgörünüzü geliştirecek samimi soruları kendinize sormanız
    gerekmektedir. “ben bu hatayı yapıyorum ama…” gibi başlayan kendi hatanızın
    nedenini karşı tarafta arama yanlışlığına düşmek ilişkinizin gelişmesine maalesef katkı
    sağlamayacaktır. Bu tutum ve davranışları çiftlerden her ikisinin de yapması sorunun

    çözümüne olumlu etki yapacaktır. Unutulmamalıdır ki evlilik iki kişi ile yapılan bir
    eylemdir.
    6. Neden bu kişi ile evlendim?
    Bu insanla neden evlendiniz? Evlenme nedenleriniz hala geçerliliğini koruyor mu?
    Evliliği sürdürmenizde ana neden unutulmamalıdır. Bu asıl nedeninizi alsa unutmayın
    ve sık sık asıl nedende bir sapma olup olmadığına bakın. Belli gerçekleşmelerle
    nedenler değişebilir. Özellikle çocuk olduktan sonra. Unutulmamamladır ki evlilikte
    en bağlayıcı neden birlikte mutlu olarak yaşamaktır. Zaman zaman minör değişiklikler
    olabilir, bu değişikliklerin sizin ilişkinizde olumsuzluklara neden olmasına izin
    vermeyin.
    7. Evlilikte akıl yoktur.
    Evlilikte her şeyi bir mantığa ya da kurala bağlamak ilişkiyi zorlayacaktır. Evlilik akıl
    oyunu değil istek oyunudur. Özellikle erkeklerin çok zorlandığı konular bu nedene
    dayanmaktadır. Bir çiçeğin evlilikteki önemini anlayamayan erkekler evlilik ilişkisini
    sürdürmekte zorlanacaklardır. Evlilikte her olayı doğrusal nedensellik ilkesi ile
    düşünemeyiz. Evlilik, akıl ve mantığın geçerli olduğu bilimsel bir platform değildir.
    8. Anlaşamadığınız konularda anlaşın.
    Bazı çiftlerin anlaşamadıkları ve hatta hiç anlaşamayacakları konular vardır. Bu
    konular her sofrada, her yıl dönümünde ya da her tatsız olayda gündeme getiriliyorsa
    ev cehenneme dönmüş ya da dönmek üzeredir. Belli ki bu sizin anlaşma
    sağlamayacağınız bir konu. Bu konuda anlaşamayacağınız konusunda anlaşmanız sizin
    ilişki sağlığınız için en iyi ilaç olacaktır. Bazı konularda anlaşamayacağınız konusunda
    anlaşırsanız gündeminizi boş yere doldurmazsınız. Tartışma, evlilikte gerekli olan
    adrenalin artması için iyi bir araçtır. Yeni tartışma konuları bulmak ve bu yeni konular
    üzerinde tartışmak evlilikteki heyecanı artırır bu da ilişkiye keyif katar.

  • Kışın çocuklarda altıncı hastalık riskine dikkat!

    “Altıncı hastalık”, kış aylarında çocuklarda sık rastlanan rahatsızlıkların başında geliyor. Yüksek ateş ile başlayıp vücutta kızarıklarla devam eden hastalık, çocukları yatağa düşürebiliyor.

    Hastalığa virüs neden olur

    Birkaç gün yüksek ateşle seyredip, ardından deri döküntüsüyle kendini belli eden altıncı hastalık, virüslerin neden olduğu ve genellikle 6 ay-3 yaş arasındaki çocuklarda görülen bir sorundur. Altıncı hastalığın için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur ve etkeni “Herpes virüs tip 6”dır. Altıncı hastalığı geçiren çocuklar, hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık kazanır. Hastalık boyunca yüksek ateş görülmesi aileleri tedirgin ederek gereksiz yere yüksek doz antibiyotik kullanımına sebep olabilmektedir.

    Yüksek ateş ve deri döküntüsüne dikkat

    Altıncı hastalığın en önemli belirtisi, döküntüler öncesinde görülen yüksek ateştir. Hastalık sırasında çocuklarda ateş 39 -39.5 dereceye yükselebilir. Bunun yanı sıra çocuklarda eller ve ayaklarda hafif morarma, titreme ve huzursuzluk gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bazen de ateşe bağlı kasılmalar ve havale gibi tablolar oluşabilir. Ayrıca baş ağrısı, bulantı, kusma, dalgınlık, şuur kaybı ve sayıklama olabilir. Çocuğun yeterince sıvı almadığı durumlarda cildinde kuruluk, gözlerinde hafif çökme ve halsizlik gözlemlenebilir. Pembe renkli, gövdeden başlayıp kollara yayılan deri döküntüleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Diğer çocukluk çağı hastalıklarında ise döküntüler, genellikle boyun ve yüzden başlamaktadır. Döküntüler görülür görülmez birkaç saatlik kısa bir süre içerisinde hemen solmaya başlar. Hastalığın başlangıcından itibaren 2- 3 gün içinde kaybolan döküntüler, kalıcı izlere de neden olmaz.

    Bulaşma riskine karşı önlem alınmalı

    Hasta çocuğun öksürmesi ya da hapşırması ile ortama yayılan damlacıklar, hastalığın başkalarına da bulaşmasına yol açabilir. Bunların yayılmasına neden olan çocuğun ortamdaki herkes bu risk altındadır. Bulaşmanın solunum yoluyla olması nedeniyle kalabalık ortamlar bebekler için büyük risk taşır. Tüm ateşli hastalığı olan çocuklar diğer sağlıklı bebeklerden izole edilmelidir. Ayrıca hastalıktan korunmak için genel hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Eller iyi yıkanmalı, bebeğin temas ettiği her şey dezenfekte edilmelidir. Özellikle ağzına götürdüğü bütün cisimler mikroplarından arındırılmalıdır. Virüs vücuda girdikten sonra genellikle ortalama 9 gün kadar insanın vücudunda bir üreme dönemi geçirir. Hastalığı bir defa geçiren bir çocuk hayatı boyunca bir daha bu hastalığı geçirmez.

    Mutlaka doktora başvurun

    Altıncı hastalık, teşhisi zor konulan bir hastalıktır. Ateşi düşen çocuğun tekrar ateşlenmesi, çocuğun ateşi düşmeden döküntülerin başlaması, dalgınlık, hayal görme ve sayıklama olması, ciddi baş ağrısı, ensesini kasma, fazla hareket ettirememe, tekrarlayan kusmalar, nefes alma güçlüğü, göğüs ağrısı ve şiddetli öksürük gibi durumlar gözleniyorsa mutlaka çocuk doktoruna başvurulmalıdır. Altıncı hastalığın en önemli belirtilerinden olan yüksek ateş ebeveynler için çok tedirgin edici bir durumdur ve ailelerin panik olmasına neden olabilir. Bu yüzden ateşin nereden kaynaklandığı bulununcaya ya da altıncı hastalık geçirdiği kesinleşinceye kadar hastanın bir çocuk uzmanının takibinde kalması daha uygun olacaktır.

    Hastalığın kendine özel bir tedavisi yoktur

    Hastalığa özel bir tedavi bulunmamakla birlikte hastanın ateşinin düşürülmesi için müdahalede bulunulabilir. Hastalık süresince çocuk bol sıvı tüketmeli, özel olarak bakımları ve yakın takibi yapılmalıdır. Altıncı hastalıkta da beslenme çok önemlidir. Çocuklar hasta olduklarında iştahları kesilir ve yeme içmeyi reddetme eğilimi içerisine girer. Aileler bu durumlarda çok büyük sabır göstermelidir. Sürekli ateş ölçümleri yapılıp çocukla yakından ilgilenilmeli, bol su ve sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. Taze meyve suyu kokteylleri ve ev yapımı çorbalar hazırlanarak çocukların içmesi sağlanmalıdır.

  • FİLİAL OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    FİLİAL OYUN TERAPİSİ NEDİR?

    Çocuklarımızın, biz ebeveynleri ile duygularını paylaşmaya ihtiyaçları vardır. Ancak, günümüz
    şartlarında her sosyo- ekonomik seviyeden ebeveynler hayat standartlarını yakalayabilmek için bir
    çaba ve koşuşturma içindedirler. Yapılan araştırmalara göre, bir anne’nin çocuğu ile birebir kaliteli
    geçirebildiği zaman bir günde, 2 dk iken; bir baba’nın çocuğu ile geçirdiği süre ise bir günde sadece 50
    saniye ile sınırlıdır. Durum yazık ki bu şekilde olunca çocuklarda doyurulmayı bekleyen duygusal bir
    açlık doğuyor. Filial Terapi, ebeveynlerin oyun yoluyla çocuklarıyla ilişkilerini güçlendirmelerine yol
    gösteren bir eğitim programıdır. Allah’ın bize gönderdiği mucizelerimiz olan çocuklarımızın öfkeli,
    saldırgan, içine kapanık, güvensiz, inatçı….. gibi yapılarda olmalarına büyük ölçüde, bizim ebeveynlik
    sitillerimiz şekillendirmektedir ve yol açmaktadır.
    Filial Terapi, oyun terapisi ve aile terapisini bütünleştirerek çocuk ile ilgili aile içi sorunları çözmeyi ve
    aile ilişkisini güçlendirmeyi hedef alan psiko-eğitimsel bir yaklaşımdır. Terapist, anne babalara kendi
    çocuklarıyla yaptıkları oyun görüşmelerinde, çocuk merkezli oyun terapisi becerilerini nasıl
    uygulayacaklarını öğretir. Anne-baba ve çocuk ilişkisinde açıklığı ve güveni artırmayı hedeflediğinden
    hem önleyici, hem de sorun varsa, o sorunun çözümüne yardımcı olan bir terapi programıdır.
    Filial Terapi ile ebeveynler, çocuklarına, ben burdayım, seni duyuyorum, seni anlıyorum mesajını
    iletirler.
    Gary Landerth’ın kuramcısı olduğu, Danışan Merkezli Oyun terapisi’ nin bir parçası olan Filial Terapi
    de ailelere, çocuklarına, ‘sınır koyma’ becerilerini kazandırarak çocuğun da seçim yapabilmesine ve
    bu seçiminin sonucu ne olursa olsun sorumluluğunu alma becerisini kazandırmasına yardımcı olur.
    Gözümüzden sakındığımız varlıklarımızı, kendi güvenlik çemberimiz dahilinde tutabildiğimiz ilk
    yıllarında, tüm kötülüklerden koruyabiliriz, peki ya sonra?! Lise çağına geldiğinde, bizim gözümüzün
    görmediği anlarda!? Her an yanında olabilecek miyiz? Çocuğumuzun her hangi biri tarafından ‘gel bak
    şu tozu bir kokla çok eğlenceli.’ Gibi bir davetle karşılaşması ve deneme süresi kaç dakika sürer? Eğer
    biz kıymetli çocuklarımıza sınır ve seçeneklerle sorumluluk almayı öğretebilirsek çocuğumuz kendi iç
    kontrolü ile doğru tercihi yapabilmeyi, biz yanında yokken de yapabilir.
    Filial Oyun Terapi Yönteminin Etkili Olduğu Başlıca Problemler
    Kaygı, depresyon, davranış sorunları, tek ebeveynlik, saldırganlık, öfke patlamaları, tırnak yeme,
    enkoprezis (Dışkı kaçırma), alt ıslatma (enürezis), kardeş kıskançlığı, evlat edinme, travma, ilişki ve
    bağlanma sorunları, içe kapanıklık, özgüven problemleri vb. gibi sorunlarda aileye yardımcı olur. 40
    yılı aşkın bir süre içinde yapılan araştırmalar kısa dönemli terapötik bir yaklaşım olan filial terapinin
    çocuk ve aile üzerinde uzun dönemli etkisi olduğunu gösteriyor.
    *uygulanabilme yaşı 2-12 yaştır ancak daha etkili olduğu aralık 2-10’dur.
    Süreç:
    Oyun Terapisi 45 dk süren ve tek bir çocukla yapılan bir terapi tekniğidir. Filial Terapi Tekniği ise, tek
    oturumda, ortalama 8- 9 çocuğun ebeveynine verilebilen terapi tekniğidir. Filial Terapi’nin seans
    süresi 90dk’dır. Bu terapi tekniği Amerika’da birebir oyun terapisi alamayan yani, ekonomik seviyesi
    düşük olan ailelerin çocuklarına yönelik geliştirilmiş olan ve terapistin oyun terapisinde çocuğa
    uyguladığı tekniklerin kısmen ebeveynlere öğretildiği bir yöntemdir. Ebeveynlerle hafatada bir kez

    terapist önderliğinde toplanılır. Filial terapide ebeveyn çocuğu ile haftada bir kez 30 dk boyunca
    terapistin öğretileri doğrultusunda oyun oynar, kamera kaydına alınan bu oyun saati izlenilerek
    değerlendirmeler yapılır. Ebeveynler haftada bir kez tolanılan 10 hafta süren bu süreçte yanlışlarını
    düzeltir, kendilerini çocukları ile etkili iletişim kurma yönünde geliştirirler..
    Terapi Sürecindeki Gerekli Oyuncakların Listesi
    -oyuncak bebek ailesi
    -gerçek biberon
    -emzik
    -doktor çantası, stetoskop, yara bantı…
    -iki tane oyuncak telefon
    -oyuncak bebek evi
    -oyuncak para, bozuk para, kredi kartı (oyuncak),
    -plastik hayvanlar (inek, kelebek, kuş, köpek, kedi, kuzu..)
    -plastik agresif hayvanlar ( köpek balığı, yılan, aslan, dinazor-ağzı açık olması gerek)
    -polis aracı, otobüs, ambulans,kamyon, itfaiye, uçak, otomobil.. gerçeğine uygun olan modellerinden)
    -mutfak tabak malzemeleri,
    – oyuncak makyaj malzemesi, toka, takı, vs..
    -plastik meyve sebze,
    -çeşitli kuklalar,
    -oyuncak askerler
    -hacıyatmaz
    – maske
    – plastik polis kelepçesi
    – bir tane oyun hamuru
    -sekiz renk boya kalemi
    -Boş kağıt
    – yumuşak top
    – oyuncak tamir malzemeleri
    – dart atan bir tabanca birkaç tane olabilir

    -atlama ipi
    -plastik bıçak
    -küt uçlu makas
    -kukla sahnesi
    -80*80cm büyüklüğünde 30 cm yüksekliğinde içi kum dolu kum havuzu.
    – çocuk ebatlarında masa ve iki sandalye
    – bu oyuncakların dizilebileceği raflar.
    Not: oyuncakların olduğu odada ebeveyn her hafta 30 dk kendi çocuğu ile oyun oynayacaktır.
    Ebeveyn çocuğu ile oynarken aynı anda grup diğer başka bir odadan izlemelidir. Kamera ve tv düzeni
    kurulmalıdır.
    Terapi uygulaması malzemelerin temini ve terapi ortamınıın düzenlemesi ile başlanılabilir.