Yazar: C8H

  • Çocuklarda üriner sistem infeksiyonlarına dikkat !

    Çocuklarda üriner sistem infeksiyonlarına dikkat !

    Üriner sistem, vücutta idrarı yapan ve vücut dışına taşıyan bir sistemdir. Böbrek, mesane ve onları birbirine bağlayan tüpleri içerir. Bakterilerin üriner sisteme girmesiyle infeksiyonlar meydana gelir.

    Üriner sistem infeksiyonları, genellikle kolay tedavi edilir. Ancak tedavi edilemezse, özellikle altta yatan bir anomali varsa sepsis adı verilen tüm vücutta yaygın infeksiyonlara yol açabilir.

    Barsaklarda yaşayan bakteriler, dışkı aracılığıyla üretra adını verdiğimiz bölüme ulaşırsa ( idrarı mesaneden dışarı atan bölüm ) kolaylıkla mesane ve böbreğe ulaşabilir.

    Bebekler ve küçük çocuklarda ciddi bir semptom olmadan da görülebileceği gibi aşağıdaki semptomlara da neden olabilir:

    Ateş

    Kötü kokulu idrar

    Kusma

    İştahsızlık

    Halsizlik

    Tartı alımının yetersiz olması

    Daha büyük çocuklarda ise ;

    İdrar yapma sırasında ağrı, yanma

    Sık idrara gitme

    İdrar kaçırma

    Kötü kokulu, bulanık, kanlı idrar yapma

    Sırtta, bir veya her iki yanda ağrı

    Alt bel ağrısı

    Öykü, şikayetler ve fizik muayene bulgularının doğrultusunda idrar tahlili, idrar kültürü gibi laboratuvar testleri istenir. İdrar kültürü sonucu bir – iki günde çıktığı için genellikle idrar tahlili sonucuna göre antibiyotik başlanabilir. İnfeksiyon tedavisi sonrası , sebebe yönelik araştırmalar yapılabilir. Mesaneden böbreğe idrar kaçmasına yol açan vezikoüreteral reflü, böbrek taşları, ürüner sistemin diğer doğuştan anomalileri, kabızlık gibi durumlarda tekrarlayan idrar yolu infeksiyonları görülebilir.

    Antibiyotik tedavisinde doktorunuzun önerdiği doz ve sürede tedaviyi uygulayın. Ateş veya diğer semptomların iki – üç gün içerisinde düzelmesi durumunda tedaviyi erken sonlandırmanız, hastalığın tekrarlamasına veya ilerlemesine yol açabilir.

    Tekrarlayan idrar yolu infeksiyonları kalıcı böbre hasarı, hipertansiyona yol açabileceğinden infeksiyona yol açabilecek altta yatan hastalıkların tanısının konulması önemlidir.

    Tedavi başlandıktan iki gün sonra semptomlar gerilemiyorsa doktorunuzla görüşün. 3 ayın altındaki bebeklerde, kusan ve ağızdan ilaç alamayan çocuklarda,sepsis gibi ciddi infeksiyonlarda hastaneye yatırılarak tedavi edilmeleri de gerekebilir.

    Çocukların bol su içmeleri, idrar tutmayarak sık sık banyoya gitmelerinin hatırlatılması da tedavinin önemli bir kısmını oluşturur.

  • Çocuğumuzun şiddet olaylarından etkilenmemesi için neler yapmalıyız?

    Çocuğumuzun şiddet olaylarından etkilenmemesi için neler yapmalıyız?

    Hepimiz zor ve acı günlerin içinden geçiyoruz. Hepimiz bir takım travmatik olaylara şahit oluyoruz ama bizim dışımızda çok dikkat etmemiz gereken çocuklarımız da bu süreci bizimle birlikte yaşıyorlar. Bu zor günlerde tramvayı en az hasarla atlatabilmek için çocuklarımızı nasıl koruyacağımızı kaleme almak istedim.

    Öncelik travmadan koruma olmalıdır..

    Televizyon, bilgisayar ve özellikle sosyal medyayı kullanan çocuklarımızın hesapları kontrol edilmelidir. Neleri izlediği hangi görüntülere şahit olduklarına bakılabilir. Hepimiz biliyoruz ki çok küçük yaştaki çocukların artık sosyal medya hesapları var. Bu çocukların sosyal medya hesaplarının güvenlik ayarları kontrol edilmelidir gerekirse belli süreler hesapları kapatılabilir.

    İkinci olarak kolaylıkla şiddet mesajlarını alabilecekleri ortam yetişkinler arasındaki diyaloglardır. Çok korkutucu, felaket senaryoları içeren konuşmalardan uzak durulmalıdır. Çocuklar dinlemiyormuş gibi görünseler bile kulakları yetişkinlerin ne dediklerin de olabilir. Çocuklar gelişim düzeylerine göre bu konuşmalarda kast edilenin ötesinde yanlış anlamlar çıkartılabilir, dikkat olunmalıdır.

    Travmayı doğrudan yaşamış ya da şahit olmuşlarsa;

    Çocuğun şiddeti ve şiddetten aldığı mesajı, ne hissettiğini, neler düşündüğü anlaşılmaya çalışılmalıdır. Travmanın çocuğun zihninde nasıl yorumlandığı, neler ifade ettiği zorlamadan konuşulmaya çalışılmalıdır.

    Eğer ifade edemezler ise;

    Özellikle küçük çocuklar bazen duygularını, yaşadıklarını sözlerle ifade edemeyebilirler. Bu tip durumlarda ise davranışlarına, tepkilerine dikkat ederek olaylara nasıl anlam verdikleri öğrenmeye çalışılabilir. Bazen ses ve görüntülerden kaçınma, uyku ve iştah değişiklikleri yada her zaman severek yaptığı şeyleri yapmama gibi davranışlar travmanın çocuk üzerindeki etkilerini gösterebilir.

    Travmayı konuşmaktan kaçınılmamalıdır.

    Kötü olayları, hele travmaları çocuklarımızla konuşmak zordur bir de aileler çocuğun etkilenebileceği kaygısı ile olayları konuşmaktan kaçınabilirler fakat bu tutum çocuğun etkilenmişlik seviyesini artırabilir. Çocuk ile anlayabileceği bir dille iletişim kurmak duygularını anlamak, gerçekçi açıklamaları yapmak daha iyi hissetmesine yardım edebilir.

    Çocuklar kandırılmamalıdır…

    Yaşanılanları bir oyunmuş gibi sunmak olduğundan daha iyi göstermeye çalışmak risklidir. Olup biteni başka kaynaklardan öğrendiğinde çocuğun aileye güvenini sarsabilir. bu nedenle dürüst abartıdan uzak anlayabileceği açıklamalar yapılmalıdır.

    İleri belirtiler olursa bir uzman yardımı alınmalıdır.

    • Uyku ve iştah değişiklikleri,
    • Korkulu rüyalar,
    • Gerginlik, aşırı sinirlilik
    • Tetikte olma hali,
    • Düşünceli ve kaygılı bir duygudurum,
    • kaçınma davranışları
    • anneye babaya aşırı düşkünlük hali gibi belirtiler meydana geldi isebir ruh sağlığı uzmanından yardım alınmalıdır.

    Kalın sağlıcakla..

  • Yenidoğan bebeğim normal mi ?

    Yenidoğan bebeğim normal mi ?

    Aylardır büyük bir merak, heyecan ve biraz da endişe içinde beklediğiniz bebeğiniz doğduğunda önce büyük bir rahatlama ve huzur hissedersiniz. Ancak özellikle ilk kez anne – baba oluyorsanız sonrasında bu rahatlama ne yazık ki uzun sürmez.

    Beklenmeyen doğum lekeleri, bıngıldak, sarılık, deri döküntüleri, gözlerde kayma, kafadaki şişlikler gibi her belirti ebevenyler için büyük bir panik nedeni olabilir.

    Endişe duyulan bulguların çoğunun geçici ve önemsiz olduğunu bilmek rahatlatıcı olabilir. Ancak sizi rahatsız eden herhangi bir bulguda doktorunuza başvurmak ve onun yorumunu almak özellikle bebeğinizin ilk haftalarında en doğru davranış olacaktır.

    Baştan Ayak Parmağına Kadar Bebeğinizi İncelediniz mi ?

    Özellikle vajinal doğum sonrası bebeğinizin başı, doğum kanalından geçmesi sonucu huni şeklinde olabilir. Bu durum genellikle 48 saat içerisinde düzelir. Yine doğum sırasında başta cilt altı ödem ( caput succedaneum ) gelişmesi sonucu başta şişlikler olabilir, kısa sürede düzelir.

    Cephal hematoma adı verilen şişlik ise normal doğumlarda kemikle kemik zarı arasında kan birikmesine verilen isimdir, geçicidir,ancak düzelmesi daha uzun sürebilir.

    Bebeğinizin bıngıldağının ( fontanel ) kalp atışlarına paralel pulsasyon göstermesi ve yumuşak olması sizin için güzel bir sürpriz olabilir. Beyin gelişiminin en hızlı olduğu ilk 1 yılda açık ve yumuşak olması gerekmektedir. 12- 18 ay arasında kapanması beklenmektedir.

    Bebeğinizin cildinde hafif mavilik özellikle parmaklar, eller ve ayaklarda olabilir. Isı regülasyonunun henüz sağlanamamasına bağlıdır. Bebeğinizi ısıttığınız zaman düzelecektir. Bebeklerde mavi renk ciddi bir hastalığa bağlı olabileceğinden doktorunuza danışmakta fayda vardır.

    Yenidoğan sarılığı için hazırlıklı olun. Bebeklerin % 60’ ında genellikle ikinci günde başlar, 3 -5 .günde en yüksek seviyeye ulaşır. Doktorunuza danışınız, bazı durumlarda özel bir tedavi gerekebilir.

    Bebeğinizin gözbebeklerinin rengi, ilk 1 yılda değişebilir, bu durum size şaşırtmamalıdır.

    Bebeğinizin gözleri özellikle ilk 3 ayda aynı yönde hareket etmeyebilir. Devam ediyorsa bir göz doktoruna başvurmalısınız.

    Ciltte döküntüler, yenidoğan döneminde sıklıkla olabilir. En sık görüleni ‘’ Erythema toxicum ‘’ adı verilen ortası beyaz –sarı olan kırmızı döküntülerdir. Birkaç gün içerisinde kendiliğinden düzelir.

    Mongol lekeleri, popo ya da sırtın en alt kısmında görülen morumsu cilt lekeleri yine normal doğum lekelerindendir. Bir yıl içerisinde kaybolur.

    Bebeğinizin genital bölgesi de sizin için şaşırtıcı olabilir. Kız bebeklerde vulva daha şiş ve koyu renkli , erkek bebeklerde ise scrotum büyük ve daha kırmızı olabilir Anneden geçen hormonların etkisiyle görülebilen bu durum geçici olsa da sizi endişelendiren her durumu doktorunuza danışmalısınız.

    Sizin için bir başka bir sürpriz de kızlarda görülen beyaz vajinal akıntıdır ki bir –iki gün kan da gelebilir. Vajinal mukoza çok hassastır. Anneden geçen hormon seviyelerinin azalmasıyla 72 saat içinde görülen ve sonlanan vajinal kanama görülebilir.

    Bebeğinizin göbek kordonu genellikle hafif bir kanamayla birlikte 7 – 10. günlerde düşer. İdrar gelmemesi için bebeğinizin bezini kordonun altında bağlayın. Kordona dokunmanız bebeğinizin canını da acıtmaz.

    Yenidoğan dönemindeki birçok olayda olduğu gibi hıçkırıklar veya gaza bağlı ağlamalar bebeğinizden çok sizin canınızı acıtabilir, korkmayın ve üzülmeyin. Birçok problem zamanla kendiliğinden çözülecektir. Ancak özellikle ilk birkaç haftada dikkatinizi çeken konuları doktorunuza danışmanız uygun olacaktır.

  • Okul Fobisi

    Okul Fobisi

    2017-2018 eğitim-öğretim sürecine başlarken çocuklarda en temel karşılaşılan sorunlardan biri de okul
    fobisidir. Okul korkusu olarak da adlandırılan okul fobisi çocuğun okula gitmeyi reddetmesi durumudur.

    Çocuğun yalnızca okula başladığı süreçte değil, sonrasında da görülebilen okul fobisi yalnızca anneden
    ya da evden ayrılma korkusu değil okulun fiziki şartları, öğretmenin otoriter rolü, akran baskısı ya da ”
    başarısız olacağım” kaygısı gibi pek çok nedenden kaynaklı da olabilir.

    Okul fobisi yaşayan çocuklar tek başına problem sahibi gibi görünseler de problemin kaynağı anne ya da
    baba hatta her ikisi arasındaki ilişkiden de kaynaklı olabilir.

    Okul fobisi yaşayan çocukların anneleri ile ilgili yapılan araştırma bulguları incelendiğinde ise annelerin
    yaklaşık üçte birinin obsesyon. kişilerarası duyarlık ve psikotizm alanlarında ruhsal belirtiler gösterdikleri
    belirlenmiştir. Araştırmada okul fobisi olan öğrencilerin ortak özellikleri incelendiğinde orta
    sosyoekonomik seviyede çekirdek ailenin genelde ilk çocukları oldukları ve okul fobisi olan çocukların
    annelerinin ilkokul mezunu ev hanımı olmaları dikkat çekmektedir. Anne baba arasındaki şiddetli
    geçimsizlik de yine çocuğu anneye bağlayıcı manidar bir rol üstlenmektedir.

    Okul fobisi yalnızca okulu reddetmek değildir, altında yatan ihtiyaç duygusal bir mesaj verebilir.

    Anne çocuk arasındaki ilk bağlanma anne karnında başlar ve tüm iletişimler bu bağ üzerinden kurulur.
    Çocuk kişilik gelişiminin en önemli evresinde okula başlayacak ve akranları ile annesi ile kurduğu o bağ
    üzerinden bir iletişim kuracaktır. Çocuk eğer ailenin ilk çocuğu ise bu durumda veliler biraz daha kaygılı
    çekingen bir rol üstlenebilir. Çocuğun annesi ile kurduğu güvensiz bağlanma türü okulun ilk günlerinde şu
    şekilde cereyan edebilir;
    +Kızım bak ben gidiyorum ,ben gidince sakın ağlama, öğretmenini üzme tuvaletin gelirse söyle aman ha
    dikkat et ,kimsenin verdiği bir şeyi yeme.
    -Tamam anneciğim.
    +Kızım bak ben gidiyorum tamam demi ağlamak yok.
    -Tamam dedim ya anne.
    +Ha tamam o zaman ben gidiyorum bak şimdi bu kez kesin gidiyorum.
    Şeklinde bir diyalog öğretmenlerin en alışık olduğu durumlardan biridir. Burada anne çocuktan ayrılmaya
    hazır değildir ve sürekli o yokken başına bir şey gelecek kaygısı güderek kendisini akıl almaz bir
    obsesyona sokabilir. Yapılan araştırmalarda zaten okul fobisi yaşayan çocukların annelerinde obsesyon
    belirtiler gözlendiğini ispat eder niteliktedir.

    Ne Yapmalıyım?

    Öncelikle çocuğunuzun duygularını ve düşüncelerini yansıtıcı bir iletişim kurmalısınız.
    ‘’Tatlım şu an neler yaşadığını hissedebiliyorum, kaygılı ve telaşlısın. Biliyor musun ben de okula ilk
    başladığım gün aynen senin gibi hissetmiş hatta ağlamıştım. Ama zamanla o kadar iyi arkadaşlarım oldu
    ki hem eğlendik hem de yeni şeyler öğrendik onlarla. Bugün hala görüşüp o günleri konuşuyoruz .Okul
    yeni arkadaşlar edinmek ve yeni şeyler öğrenmek için çok uygun bir yer.’’

    Çocuk çok fazla ağlıyor ve konuşanları reddediyorsa lütfen öncelikle siz sakin kalmaya çalışarak telkin

    verin.

    ‘’Canım lütfen sakin ol, seni istemediğin bir şeyi yapmaya zorlamayacağım. Ağlamayı bıraktığında
    seninle konuşmak için salonda bekliyor olacağım.’’ Şeklinde bir ifade ile ağlama durumunun sonlanması
    ile duygular çözümlenmelidir.
    Söyler misin şimdi seni okul konusunda tedirgin eden duygu nedir? Sen şuan okulda olsan ne yapıyor
    olurdun?Arkadaşların sana derdi peki?Öğretmenin seni sever miydi? Gibi sorularla çocuğun okul,
    arakadaş ve öğretmene karşı tutumu ve algısı çözümlenmelidir.
    Son olarak telkin ve ikna ile okul bahçesine kadar bile olsa çocukla gidilir ve okul öğretmenin anlayışı ile
    durum orada yeniden uyum sağlayıcı unsurlarla desteklenir.
    En uygun çözüm ise kararlı davranmak ,sabır göstermek ve ölçülü bir iç disiplin ile sakinlik göstermek.

  • Okula dönüşü kolaylaştırın !

    Okula dönüşü kolaylaştırın !

    Tatil biterken ailece okula dönüşü kolaylaştırabilecek 8 öneri :

    1.Okul rutinlerine biraz erken başlayalım.

    Son birkaç günümüzü bir okul günü rutini gibi yaşayalım. Sabah kalkış, giyinmek, öğlen yemeği, ara öğün saatleri bir okul günü saatlerine benzer olsun.

    Sabah erken saatlerde ev dışında aktivitelerle güne başlamak, okul başladığında okula yetişme telaşınızı azaltacaktır.

    2.Sorumluluk verelim.

    Okula gidip de sınıfın kapısı kapandığı andan itibaren çocuklarımız birçok sorumlulukla karşı karşıya kalıyorlar. Özbakımını yapmak,ev ödevlerini eve getirip yapmak gibi. Tatil döneminden sonra yeni sorumluluklarla karşılaşmadan evde yeni sorumluluklar verebiliriz. Okul hazırlıklarını birlikte yapabiliriz. Okul kitap ve giysilerinin etiketlerinin yazılıp yapıştırılması, okul çantasını yerleştirmesi örnek olarak verilebilir.

    3.Yapılacaklar listesi hazırlayalım.

    Çocuğunuzla birlikte okula götürülecekler ya da okul için yapılacaklar listesi hazırlayabilirsiniz. Her zaman görebileceğiniz biryere yapıştırmak okulun ilk günlerindeki yoğunluğunuzu azaltabilir.

    Çocuğunuzla birlikte ev ödevi yapmak için yer ve zaman belirleyelim.

    Okul günlerinde olduğu gibi, özellikle küçük çocuğunuzla birlikte ev ödevlerini yapmak için belirli bir yer ve saat belirleyin. Hergün aynı saatte masa başında birlikte bir aktivite yapın. Birlikte yemek tarifi bile okuyabilirsiniz. Ev ödevlerine başlamak için bir basamak oluşturacaktır.

    5.Okul sonrası için program yapalım.

    Birçok çalışan anne ve baba için çocuklarımız bizden önce evde oluyorlar ve öğleden sonra biz gelene kadar boş vakitleri oluyor. Bu zamanları programlayabilmek için okul açıldıktan sonraki birkaç gün evde olmaya çalışalım.

    Hasta gün planı yapalım.

    Özellikle küçük çocuğunuzun okulundan ‘’ Ateşi çıktı veya kusuyor ‘’ şeklinde acil telefonlar gelebilir. Böyle bir durumda okula kimin gideceği, kimin alıp eve getireceği ve evde kalacağı ile ilgili plan yapmak hastalık sırasındaki heyecanınızı azaltacaktır.

    Oriyantasyon programlarına, toplantılarına katılalım.

    Okulun açılmasından birkaç gün önce yapılan oriyentasyon programlarına katılmak, öğretmenlerimizle ve okul personeli ile önceden tanışmak okula alışmamızı kolaylaştıracaktır.

    Aile içi anlaşma yapın !

    Başarılı bir eğitim yılı geçirebilmek için çocuğunuzla birlikte bir plan yapın. Okuldan geldiğinde ilk önce ne yapmak istediğini sorun . Oyun oynamak mı, ev ödevini mi yapmak istiyor ? Zamanlarını belirleyin. Birlikte anlaşma yapın, imzalayın ve ortak bir alana asın. Birçok çocuk kendi rutinlerini oluşturmaktan hoşlanır ve uygularlar.

  • “Hayır” Demek Neden Bu Kadar Zor?

    “Hayır” Demek Neden Bu Kadar Zor?

    Hepimizin hayır diyemediği anlar mutlaka olmuştur.Zaman zaman hepimiz onaylanma ve beğenilme ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için kendi isteklerimizi bir kenara atarak diğer insanların istek ve beklentilerine “evet” demiş; kendi istek ve beklentilerimizi ise ertelemişizdir. Bu hepimizin karşılaştığı bir durumdur ancak diğer insanlara söylediğimiz hayır ve evetlerin dengesini kuramadığımızda bu durum problem haline gelmeye başlar.

    Aslında evet demek bizi başkalarıyla işbirliği ve dayanışma yapmaya yöneltir. Diğer insanların beklentilerine evet dersek onlarla daha yakın, daha samimi ilişkiler kurabileceğimizi, onlar tarafından onaylanıp beğenileceğimizi yani kabul edileceğimizi düşünürüz. Fakat, diğer insanlara söylediğimiz “evet” lerin dengesini kuramamaya başladığımızda bu beklentimizin boş olduğunu ve imajımızın beklediğimiz gibi olmadığını görmeye başlarız. Buna rağmen yine de hayır diyemeyiz. Hayır diyemememizin arkasında sevdiğimiz insanları mutsuz etme, kaybetme ya da öfkelerine maruz kalma korkusu vardır. Hatta hayır demeyi saldırgan bir davranış olarak kabul ederiz ve karşımızdaki kişinin bize vereceği tepkiyi de haklı görürüz. Hayır dememizin yaratacağı anlaşmazlıkların tüm ilişkimizi bozacağını varsayarız. Bunu destekler nitelikte etrafımız en küçük hayırla göz yaşına boğulan arkadaşlar, anne, baba ve çocuklarla doludur. İnsanın karşısındaki kişiyi bilerek üzmesi kolayca gerçekleşebilecek bir şey değildir. Karşısındakinin üzüldüğünü gören kişi, hayırla başlayan sözünü genelde evetle bitirir. Başkasını üzmenin sorumluluğunu almak ağır gelir, sonrasında kendimizi suçluluk duyguları ile boğuşurken bulabiliriz ya da karşımızdakinin öfkeleneceğinden korkabiliriz. “Hayır dersem kesin bana kızacak, bağıracak, ilişkimiz zarar görecek ” gibi düşünceler bizi “evet” demeye itebilir.

    Her insanın hayatında çok rahat hayır dediği bir dönem vardır; çocukluğu. Özellikle ilk ergenlik olarak adlandırılan 2-3 yaş arası dönemde çocuk her şeye itiraz etmeye başlar ve söylenen her şeyin tersini yapar. Çocuk ebeveynlerine karşı çıkarak kendi kişiliğini göstermeye çalışır. Ancak bu dönemde de her ailede olduğu gibi çocuk tarafından sürekli ortaya çıkan “hayır”ı ebeveynler anlamlandırmakta zorlanır ve farklı tepkiler verir, hatta bazen cezalandırırlar. Çocuğa temel kuralları öğretmeye başladığımız bu dönemde çocuğun bu itirazlarına verilen tepkiler ya da anne babanın çocuğuna koyduğu sınırlar sağlıklı değilse (çok serbest bırakmak ya da sürekli cezalandırmak, ketlemek) kişinin yetişkinlik döneminde de neye evet neye hayır diyeceği konusunda karışıklık yaratabilir. Çocuk bu dönemde kendini kanıtlamak anlamına gelen “hayır”ı sevgi kaybı ve suçlulukla karıştırır. Bunları birbirinden ayırmakta güçlük çeker. Bir yetişkin olduğunda da, bu terk edilme ve sevilmeme duygusunu hayır dediğinde bilinçsizce tekrar yaşar. Böylece, karşı çıkma ve özerklik, çoğunlukla suçluluk ve kaygıya bağlanır ve bu durum kişiyi tüm hayatı boyunca etkiler. Bu nedenle ilerleyen dönemde hayır demekten kaçarak, suçluluk duygusu ve kaybetme korkusunun oluşturacağı kaygıdan kaçmaya çalışırız.

    Ancak hayır diyememek bir süre sonra beklediğimizin tersine ilişkilerimizi bozmaya başlar. İnsanlara hayır diyemediğimiz noktada acı çekeriz, çünkü kendimizi istemediğimiz bir ortamda, istemediğimiz bir şeyi yaparken buluruz. Bu durum kendimize güvenimizi kırmakla birlikte hayır diyemediğimiz kişilerden de uzaklaşmamıza neden olur. Çünkü çoğunlukla sıkıntı duyduğumuz durumlardan kaçma eğilimindeyizdir.

    Çoğu zaman hayır dememek adına kendimizce yanlış çözümler üretiriz. Çözüm gibi kullanılan bu davranışlar kısa vadede çözüm gibi görünse de yaşadığınız sorunu kalıcı olarak ortadan kaldırmaz. Hayır diyemediğimiz zamanlarda en sık yaptığımız davranışlardan biri kaçmaktır. Kaygı yaratan her türlü durumda kaçma arzusu gösteririz, böylece sıkıntından kurtulacağımızı düşünürüz. Ancak kaçtığımız durumun bizi daha çok strese soktuğunu görmezden geliriz. Örneğin hayır demekte zorlandığımız kişi ile karşılaşmamak için bazen yolumuzu değiştirebilir, o kişiden farklı bir saatte evimizden çıkabilir, hatta telefonlarına cevap vermeyebiliriz. “Hayır” diyemediğimiz durumlarda karşı tarafı kırmamak ve hayır deme stresinden kaçmak için sıklıkla kullandığımız yanlış çözümlerden bir başkası da yalan söylemektir. Örneğin gitmek istemediğimiz bir doğum gününe hayır diyemediğimiz için hasta numarası yapabiliriz. Ancak yalan söylediğimiz noktada yalanımızın ortaya çıkmaması için önlemler almamız da gerekeceğinden daha fazla efor sarf etmemiz gerekecek ve sonunda duyacağımız sıkıntı hayır derken çekeceğimiz sıkıntıdan çok daha fazla olacaktır. Bazen de bir başkasının isteğini reddetmekte zorlandığımızda, başkasını kullanarak hayır demeye ya da bahane üretmeye çalışırız. Yani sorumluluğu başkasına yükleriz. Örneğin arkadaşımıza hayır diyemediğimiz için telefonumuzu bir yakınımızın açmasını isteyip, uyuduğumuzu söylemesini isteyebiliriz.

    Hayır dememek adına bu davranışları tercih etsek de içimizden bir ses “hayır demeliydim” diye fısıldar, pişmanlık ve suçluluk duymamıza neden olur. O anda karşımızdakini yalan söyleyerek ya da kaçarak aldatsak da kendimizi kandıramayız.

    Sonuçta, hayır demeyi gerektiren durumlarda hepimizin ortak yaşadığı duygu kaygıdır. Kaygı rahatsız edici ve tahammül edilmesi zor bir duygu olduğundan dolayı da kaygı yaratan durumlardan uzak durmak için çabalarız. Bu nedenle hayır demekten kaçmaya çalışırız. Ancak hayır deme cesareti gösteremediğimiz ölçüde kaygımız daha da artar. Bu nedenle ilk yapmamız gereken hayır diyemediğimiz zamanlarda neler olup bittiğini fark etmektir. Hayır diyemememizin sebepleri üzerine düşünmeye ve bu düşünceleri keşfetmeye başladığımızda bu problemin yüzde ellisini halletmiş oluruz. Rahatsız edici bu düşünceler otomatik olarak aklımıza geldiğinden zihnimiz tarafından çoğu zaman sorgulanmadan doğru kabul edilir. Ancak bu düşünceleri fark ettiğimizde bu düşüncelerin gerçek dışı ya da abartılı olduğunu görebiliriz. Örneğin hafta sonu dışarı çıkmak için ısrar eden arkadaşınıza canım dışarı çıkmak istemiyor demek yerine bahane bulma ihtiyacı hissediyorsanız kendinize aklınızdan ne geçtiğini sorarak sizi kaygılandıran düşünceleri fark edebilirsiniz. “Hayır dersem bir daha benle görüşmez”, “onu sevmediğimi düşünür” gibi.. Bu düşünceler hayır deme aşamasına gelme şansınızı azaltır. Ancak hayır diyebilme cesaretini gösterdiğinizde felaketle sonuçlanacağını düşündüğünüz bu durumların gerçek olmadığını görme şansını yakalarsınız. Bunları fark ettikten sonra ufak adımlarla hayır demeye başlamak daha kolay olacaktır. Duygusal açıdan sizi çok zorlamayacak bir hayırdan başlayarak aşama aşama ilerleyebilirsiniz. Örneğin samimiyetine inandığınız bir arkadaşına çok önemli olmayan bir konu üzerinden hayır demeyi deneyebilirsiniz, sonra yavaş yavaş hayır demekte zorlandığınız kişi ve konular hakkında denemelere başlayabilirsiniz. Ancak ilk denemeler her zaman zor olacağı için tek bir girişimden sonra kendinize hüküm vermemeniz, tam tersi daha çok deneme yapmanız gerekir. Hayır demeyi öğrenmek hem kendimize daha olumlu bakabilmemizi sağlayacak hem de insanlarla daha samimi ilişkiler kurmamıza yardımcı olacaktır. Hayır demeyi öğrendikten sonra zevkle ve gerçekten isteyerek evet diyebiliriz.

    Uzm.Psk.Bige Rüya Yıldız

  • Çocuklarda öksürük

    Öksürük vücudun bir savunma mekanizması ve hava yollarını temizleyen bir reflekstir. Öksürük ile solunum yollarına giren mikrop, toz ve yabancı cisimler atılarak solunum yolları temizlenmeye çalışılmaktadır.

    Çocuklarda hastalık olmaksızın da öksürük görülebilir. Yapılan çalışmalarda çocuklarda çeşitli nedenlere bağlı olarak günde 5-10 kez öksürdüğü saptanmıştır.
    Erişkinlerin aksine; çocuklar ve bebeklerde balgam çıkarmak zordur. Bu zorluk yaş küçüldükçe artar ve hatta küçük bebekler öksürmede zorlanırlar. Öksürük eğer balgamlı ise yaş öksürük, balgamsız ise kuru öksürük olarak tanımlanır.
    Süresine göre öksürük tanımlandığında üç grupta incelenir.
    Akut
    Uzamış
    Kronik öksürük

    Eğer öksürük 2 hafta sürerse akut ,
    2-4 hafta sürerse uzamış,
    4 haftadan daha uzun süren öksürükler kronik olarak tanımlanmaktadır.
    Öksürüğe yol açan nedenler nelerdir?
    – Solunum ve akciğer enfeksiyonları
    Bu grup hastalıklar içinde; krup, boğmaca, sinüzit, zatürre ve bronşiolit başlıcalarını teşkil eder.
    – Hava yollarındaki yabancı cisimler
    – Solunum yolları yetersiz doğan bebekler
    – Reflüsü olan bebek ve çocuklar
    – Tüberkülozlu hastalar
    – Astımlı hastalar
    – Öksürüğü alışkanlık haline getiren çocuklar.

    Akut öksürükler genellikle viral enfeksiyonlarda görülür. Ani başlayan öksürükte yabancı cisim düşünülmelidir. Bakteriyel enfeksiyonlarda öksürük başlangıçta kuru, daha sonra balgamlı öksürüktür.
    Öksürüğü olan bir hastada nedeni saptamak önemlidir. Hastayı muayene eden doktorun muayene bulgularının yanısıra laboratuar bulguları da nedeni saptamada yardımcıdır.
    Öksürüğü olan bir çocuk ne zaman doktora başvurmalıdır?
    – Eğer bebek üç aylıktan küçükse,
    – Solunum sıkıntısı var, solunum sayısı artmış ise,
    – Ateşi var. Öksürük sert ve sonrasında kusuyorsa,
    – Sarı, yeşil ve kanlı balgam çıkarıyorsa,
    – Hasta bir süredir bir şey yeme ve içmeyi reddediyorsa,
    – Öksürük devamlı bir hal almış ve azalma görülmüyorsa doktora başvurmalıdır.

    Tedavide öksürük kesici ilaçlar kullanılmaz. Balgam sökücü preparatlardan faydalanılabilir. Hastanın sıvı alması önemlidir. Bitki çayları ve ıhlamur balgam sökücü olarak kullanılabilir. Öksürüğe neden olan viral enfeksiyonlarda antibiyotik tedavisinin yeri yoktur. Öksürük nedeninin bakteriyel veya viral olup olmadığını saptamak önemlidir. Çoğu zaman bu ayırım kolay olmamakta, ancak detaylı laboratuar incelemeleri ile mümkün olmaktadır.

    Sonuç olarak;
    – Öksürük vücudumuzun bir korunma mekanizmasıdır.
    – Bebek ve çocuklarda kesinlikle öksürük kesici reçetesiz satılan ilaçlar kullanılmamalıdır.
    – Öksürük tedavisinde antibiyotiklerin kullanımına doktorun karar vermesi gerektiği önemlidir.
    – Öksürüğün, ciddi bir hastalığın habercisi olabileceği unutulmamalıdır.

    Prof. D Nuran GÜRSES

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • EĞİTİM SİSTEMİMİZ KARŞISINDA SINAV KAYGISI

    EĞİTİM SİSTEMİMİZ KARŞISINDA SINAV KAYGISI

    Eğitim sistemi her geçen gün daha karmaşık ve öğrenciyi daha da zorlayacak bir hal alıyor. Hayatının en güzel yıllarını okulda ve dersanelerde geçiren öğrenci her yıl daha da zorlaşan aşamalarla karşı karşıya kalıyor. Bunun yanı sıra sıkça değişen kurallar ve yaptırımlar nedeni ile her sene öğrenciler yeni sisteme adapte olmakta oldukça güçlük çekiyorlar. Kliniğimize “sınav kaygısı” şüphesiyle başvuran ailelerin sayısı giderek artış gösteriyor. Kaygının belirsizlikler nedeniyle bireyde daha çok panik duygusunu körükleyeceğini düşünürsek vakaların artışı sebepsiz yere değil. Sürekli değişen ve belirsizleşen sistem nedeniyle bir çok öğrenci giderek paniğe kapılıyor. Sistemin yanı sıra çocuğundan yüksek bir beklentisi olan aileler ve öğretmenler de işin içine girdiğinde kaygı kaçınılmaz oluyor. Öğrenci bu durumda kaygıdan uzakta durabilmek amacıyla ya tamamen umursamaz bir tutum sergiliyor ya da negatif kaygıyı oldukça yoğun yaşıyor. Sağlıklı bir noktada kalabilen öğrencilerin sayısı ise oldukça az.

    Peki sınav kaygısı nedir?

    Sınav kaygısı, öğrencinin öğrendiklerini sınav sırasında verimli bir şekilde kullanmasını engelleyen ve akademik başarıyı olumsuz etkileyen yoğun bir kaygı türü. Hem fiziksel hem bilişsel hem de duygusal boyutta bir çok belirtisi bulunmakta. Fiziksel belirtiler olarak; kalp atışlarında hızlanma, baş dönmesi, nefes alışverişinde düzensizlik, terleme veya üşüme vb. sayılabilir. Duysusal boyutta; gerginlik, sinirlilik,karamsarlık,korku(bildiklerini yapamama), endişe,panik, kontrolü yitirme hissi, güvensizlik hissi, çaresizlik ve heyecan görülebilir. Bilişsel belirtilerde ise; sınavda başarısız olma korkusu, sınav sonucunun hayatını yönlendirecek olan yegane güç gibi algılanması da sayılabilir.

    Sınav kaygısını azaltmak için neler yapılabilir?

    Kaygıyı tümüyle yok etmek kişinin motivasyonunu azaltacağı için, öğrencinin sınav öncesi kaygılanması işe yaracaktır. Bu kaygı onu düzenli ders çalışmaya ve programlı olmasına yardımcı olur. Fakat gereğinden fazla kaygılanması onun aşırı ve düzensiz ders çalışmasına ve bildiklerini sınav sırasında kullanmasına engel olur. Orta düzeyde kaygılanmak daha yerinde bir durumdur.

    Ebeveynin yüksek beklentisi sınav kaygısı yaratabilir!

    Öte yandan ebeveynlerin ve öğretmenlerin çocuktan yüksek bir beklentiye sahip olmaları öğrenciyi fazla kaygılandırabilir. Ailenin ve öğretmenlerin çocuğun gerçek performansı üzerinden bir beklenti geliştirmeleri daha yerinde bir tutum olacaktır.

    Elde edilen başarılar karşısında daha az olumsuz eleştiri yapın!

    Bir diğer kritik nokta çocuğun başarısı üzerine olumsuz eleştirilerden kaçınılmasıdır. Çevrenizdeki başarılı öğrencilerle kıyaslama yapmak ya da başarısızlık karşısında tutumunuzun sert oluşu çocuğunuzda kaygı yaratır. Sonuç ne olursa olsun tüm sevginizle onun yanında olduğunuzu belirten davranışlar çocuğunuzun kaygısını azaltır.

    Dünyanın sonu değil!

    Kimi öğrenciler sınavlardan elde edeceği başarıların mutluluğa giden tek yol olduğuna inanırlar ve bu durum da kaygıyı arttır. Bunun gerçekçi bir düşünce olmadığına dair çocuğunuzla konuşun.

    Öğrencilerin yapabilecekleri neler?

    Düzenli ve programlı bir ders çalışma sistemi öğrencilere yardımcı olacaktır. Ayrıca sınav öncesi ve sırasında yapılan düzenli nefes egzersizlerinin de kaygıyı azaltmaktaki payı oldukça büyüktür.

    Sonuç olarak; böylesine zorlu bir eğitim sisteminde öğrencilerle kurulan empatik bir yaklaşım sonrasında sınav kaygısını giderek azaltabilmemiz mümkün. Sistem kurbanı olmak yerine, ona en iyi şekilde adapte olmak daha işe yarar bir yöntem olarak görünüyor.

  • Çocuklarda migren

    Migren nedir?

    Migren ataklarla gelen tekrarlayıcı baş ağrısıdır. Ataklar en az birkaç saat sürer, nadiren üç güne kadar devam edebilir. Her hasta için atak sıklığı farklı olup aynı hastada bile yaşamın değişik dönemlerinde atak sıklığı değişkenlik gösterebilir.

    Çocuklarda migren görülür mü?

    Toplumda genellikle migrenin erişkin çağının bir hastalığı olduğu konusunda yanlış bir inanış vardır. Oysa ki migren çoğunlukla ergenlik döneminde başlar. İki yaş civarında bile migreni ortaya çıkan çocuklar bulunmaktadır. Küçük yaşlarda migrenin tanınması daha güçtür.

    Çocuklarda migren belirtileri nelerdir ?

    Zonklayıcı tipte olan, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ışıktan veya sesten rahatsızlığın eşlik ettiği şiddetli başağrılarında migren akla gelmelidir. Erişkinlerde tek taraflı başağrısı görülürken çocuklarda ağrı başın her iki tarafında olabilir. Ağrı sırasında renkte solma, halsizleşme görülebilir. Migrenin bir tipi olan auralı migrende ise bunlara ek olarak bulanık görme, yanıp sönen ışıklar/zigzag çizgiler görme vb görsel yakınmalar, yüz, kol bacaklarda uyuşma veya baş dönmesi gibi yakınmalar vardır. Ağrı atakları sırasında çocuklar genellikle sessiz bir ortamda uyumak istemekte, çoğunlukla da uykudan sonra baş ağrısı kaybolmaktadır. Çocuklarda taşıt tutması, bir nedene bağlı olmayan tekrarlayan baş dönmesi atakları ve bir nedene bağlanamayan kusma ve karın ağrısı atakları migren ile birlikte olabilir veya bu belirtiler çocuklarda migrenin öncül belirtisi olabilirler.

    Migrenin tetikleyicileri nelerdir?

    Migrende her bireyin farklı bir duyarlılığı sözkonusudur. Açlık, baharatlı yiyecekler, peynirler, güneş, lodos, gürültü, sıcak-soğuk, sıkıntı, stres, uykusuzluk/fazla uyku, bazı kokular, egzersiz gibiçeşitli etmenler migren ağrısını tetikleyebilir. Ama bunlar kişiden kişiye değişkenlik gösterir.

    Migren kalıtsal mıdır?

    Migrende genellikle ailevi bir yatkınlık görülür. Migren hastalarının yaklaşık % 70′ inde ailede migren öyküsü vardır.

    Migren tanısı nasıl konulur?

    Tekrarlayıcı başağrıları olan çocukların öncelikle bir çocuk nöroloğu tarafından değerlendirilmesi gerekir. Migren klinik bir tanı olup tamamen hastanın yaşadığı ağrıların özelliklerine bağlı olarak öykü ile konur. Bazen, çocuk nöroloğunuz diğer hastalıkları ekarte etmek amacıyla beyin manyetik rezonans görüntülemesine (MR) veya elektroensefalografiye (EEG) gereksinim duyabilir.

    Çocuklarda migren tedavisi nasıl yapılır?

    Tedavi üç basamakta değerlendirilir:

    1- Hastanın düzenli bir yaşamının (düzenli uyku, öğünlerin atlanmaması vb) olması önerilir. Öncelikle o birey için migren atağını tetikleyen nedenler bulunmaya ve mümkünse bu etmenler ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bunların saptanması için başağrısı günlüğü denilen bir not defterinin tutlması oldukça yararlıdır. Tetikleyicileri ortadan kaldırdıktan sonra birçok hastada migren ataklarının azaldığı görülür.

    2- Eğer ataklar ayda 2-3 kez veya daha az ise genellikle sadece atak tedavisi planlanır. Bunun için hastaya ağrının başlangıcında basit ağrı kesici alması ve mümkünse bir süre dinlenmesi önerilir.

    3. Eğer çocuk haftada bir veya daha fazla migren atağı geçiriyorsa atakları önleyici tedavi uygulanabilir. Bu tedavi için çeşitli ilaç seçenekleri bulunmakta olup hastanın diğer bulgularına göre çocuk nöroloğu hekim tarafından ilaç seçimi yapılır. Bu tedavi şeklinde genellikle altı ay-bir yıl gibi bir süre ile ilaç kullanımı söz konusu olup atakların en aza indirilmesi amaçlanır.

    Prof. Dr Füsun Alehan

  • OYUN OYNAMAK BAĞIMLILIĞA DÖNÜŞEBİLİR Mİ?

    OYUN OYNAMAK BAĞIMLILIĞA DÖNÜŞEBİLİR Mİ?

    Son yıllarda bilgisayar ve internetin evlerimize girebilecek kadar ucuz ve ulaşılabilir boyutlara gelmesiyle birlikte bir takım problemler gündeme gelmeye başladı. Bu sorunlardan en popüler olanı ise online oyun bağımlılığı…

    Her yaşta risk faktörü bulunan bu bağımlılığın en yüksek risk grubu ise 10-18 yaş arasındaki gençler. Hayatlarının en önemli adımlarını atmakta olduğu bu yıllarda oluşan bağımlılık, gençlerin geri dönüşü zor hatalar yapmasına neden olabilmekte. Ders başarısızlıkları, okul devamsızlıkları, sosyal ilişkilerdeki bozulmalar oyun bağımlılığının getirdiği sorunlardan sadece bir kaçı.

    Oyun bağımlılığının sınırlarını tespit edebilmek mümkün mü?

    Oyun bağımlılığı, oyun başında geçirilen süreyi baz alarak tanısı koyulacak bir durum değil. Burada önemli olan nokta kişinin ne kadar süre oynadığından ziyade hayatının ve işlevselliğinin ne derecede etkilendiği. Eğer kişinin akademik başarısı kötüye gidiyorsa, sosyal ve aile ilişkilerinde ciddi problemler ve aksamalar görülüyorsa kişinin oyun bağımlılığı olabilir.

    Oyun bağımlılığı niçin oluşur?

    Oyun oynamak kimileri için hayatın zorluklarına karşı bir başetme mekanizması görevi üstlenebiliyor. Örneğin; sosyalleşmekle ilgili sıkıntı yaşayan bir birey online bir oyun oynadığı sırada sanal da olsa binlerce kullanıcıyla aynı alanda kolaylıkla sosyalleşebiliyor ya da hayatı boyunca başarısızlıklarla mücadele etmek durumunda kalan kişi, hiçbir zaman sergileyemeyeceği becerileri oyun esnasında sergileyerek başarı elde edebiliyor. Bu da kişinin başarı isteğini tatmin etmiş oluyor. Bir diğer önemli nokta ise gencin o anda yapacak daha iyi bir meşgalesinin olmaması. Bu da kişiyi oyun oynamaya iten önemli etkenlerden birisi. Bireyi oyun bağımlısı haline getirecek diğer kritik noktalarsa; oyuna sürekli olarak ekpaketler eklenerek sonunun getirilmemesi, aşama atlama sistemi nedeniyle kişinin sürekli olarak oyunda aktif kalmak zorunda olması, grafiklerin gerçeğe yakın olması gibi sebepler sayılabilir.

    Kişi oyun bağımlısı ise neler yapılabilir?

    Kişiye baskı uygulayıp bilgisayarı ya da oyun konsolunu tamamen yasaklamak çözüm değil. Kişinin oyun süresini hayatını kısıtlamayacak derecede ayarlamak en iyi yöntem. Bunun için şu an geliştirilen bir takım bilgisayar programları mevcut. Örneğin; süre konusunda genç ile anlaşarak programa istenilen saati kuruyorsunuz. O süre geçtikten hemen sonra sistem kendisini otomatik olarak kapatıp kilitliyor.

    Bu işlem bittiğinde tüm sorunlar bitmiş olmuyor. Önemli olan nokta kişiyi oyuna olan düşkünlüğünden kurtarmak değil; hayata tekrar adapte olmasını ve işe yarar meşgaleler edinmesini sağlamak. Bu nokta gözden kaçarsa genç bu kez bağımlılık geliştirecek başka bir meşgale bulabiliyor (örneğin; tv bağımlılığı)

    Ebeveynlerin bu tür bağımlılıklarda yapabilecekleri şeyler kişiye yasak koymaktan ziyade genci anlayarak problemleri birlikte çözebilmeleri için empatik bir ortam hazırlamaları.

    Sonuç olarak; oyun bağımlılığından kurtulmak için biraz irade gücünü kullanmak, farklı hobiler edinip sosyalleşmek ve sanal olmayan dünyadan daha çok keyif alabilmeyi gerçekleştirmek yeterli olacaktır.