Yazar: C8H

  • ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME

    ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME

    Tırnak yeme çocuklarda:

    • Genellikle 3-4 yaşından sonra ortaya çıkan,

    • Erkeklere kıyasla kızlarda daha çok görüldüğü bilinen,

    • Özellikle ergenlikte sık karşılaşılan bir durumdur.

    Tırnak yeme davranışı bazı aileler için sorun olarak görülmemektedir. Oysaki ilerleyen zamanlarda bu davranış kronik bir hal alabilmektedir. Bu durumda çocuğun tırnak yapısı bozulmakta, kötü bir görüntüye sebep olmakta, arkadaşları ve çevresi tarafından hoş karşılanmamakta hatta alay edici sözler duymasına ve çocuğun sosyal yaşamında problemlere sebep olmaktadır.

    Tırnak yeme davranışının altındaki sebepleri anlamak çocuklara nasıl davranılacağını belirlemede ilk adımdır. Altında yatanda sebep büyük oranda psikolojik etkenlerdir. Gerginlik, öfke, ruhsal sıkıntı, kaygı, stres, dışa vurulamayan saldırganlık bunlardan bazılarıdır. Tırnak yeme davranışının olası diğer sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:

    • Baskıcı anne-baba tutumları

    • Çocuğun sürekli eleştirilmesi, hor görülmesi, başkalarının örnek gösterilmesi, bakım verenleri tarafından yeterli sevgi ve ilgi görememesi

    • Baskıcı bir öğretmen tutumu

    • Ailede yaşanan tartışmalar, kavgalar

    • Kardeş kıskançlığı

    • Yaşıtlarıyla yaşadığı iletişim problemleri

    • Özgüven eksikliği

    • Önemli bir yaşam olayı (taşınma, ebeveynlerin boşanması, ebeveyn veya sevdiği birinin kaybı vs.)

    Bazı durumlarda ailesinde ve çevresinde tırnak yiyen birilerinin bulunması da çocuğa yanlış model olmakta ve çocuklar bunu taklit edebilmektedir.

    Tırnak yeme davranışı çocuklar için neden zararlıdır?

    • Tırnakların yenmesi mideye zarar verir ve mide ile ilgili fizyolojik problemleri tetikler.

    • Tırnak sert bir madde olduğu için dişlerin keskinliğini azaltır.

    • Tırnaklardaki mikroplar çocuklarda çeşitli hastalıklara yol açar.

    Bazen tırnak yeme davranışının yanında diş gıcırdatma, parmak emme, saç çekme ya da saç yolma gibi davranışlar da görülebilir. Bunlar çocuktaki kaygı ve gerginlik gibi duyguların habercisidir. Bu duygular çözülmediği, altta yatan sebeplere inilmediği sürece ileride çocukların kişilik yapısında yaralanmalara yol açabilmektedir. Aileler bu davranışlar karşısında tetikte olmalı ve çocuklarının gelişim dönemlerini sağlıklı geçirebilmeleri ve ruh sağlığı için gerekli durumlarda uzmanlardan yardım almalıdır. Ailenin bu olaya yaklaşım tarzı çocuk için belirleyici olmaktadır.

    Peki anne babalar çocuğunun tırnak yediğini fark ettiğinde neler yapmalıdır?

    3-4 yaşına kadar bu durum görmezden gelinebilir. Bu yaşlardan sonra devam ettiği görülürse:

    • Öncelikle bu davranışın nedenleri araştırılmalı, altta yatan sebepler irdelenmeli ve çözümler üretilmelidir. Bu konuda uygun bir çocuk terapistinden yardım almanız sizin ve çocuğunuz için faydalı olacaktır.

    • Çocuklara baskı yapılmamalıdır. Azarlanmamalı ve ceza verilmemelidir.

    • Çocuklar huzursuz, stresli ve kaygılı ortamlardan uzak tutulmalıdır. Varsa aile içindeki problemler çocuğa yansıtılmamalıdır.

    • Çocuklarının ellerini meşgul edecek başka uğraşlar bulunmalıdır. Tırnak yediğini fark ettiklerinde dikkatini dağıtacak aktivitelere yöneltmeyi deneyebilirler.

    • Aileler çocuklarıyla tırnak yemenin neden zararlı olduğunu, hoş bir davranış olmadığını, ellerinin bakımsız ve çirkin görünebileceğini nazikçe ve onun anlayacağı şekilde anlatmalıdır. Burada önemli olan yargılayıcı bir üslup kullanmadan çocuğunuzla diyaloğa geçmektir.

    • Çocuğunuzun bu davranışı sıklıkla hangi zamanlarda yaptığını gözlemlemeye, hangi etkenlerin tetikleyici olduğunu anlamaya çalışın. Bunu fark ederseniz önlemek için de fırsatınız olmuş olur.

    Ebeveynler bu süreçte sabırlı olmalı ve çocuklarına desteklerini her zaman hissettirmelidir.

    Bu durum kalıcı bir davranış problemine dönüşmeden bir uzmandan destek almaları çocukların geleceği, ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından son derece kritiktir.

  • Bebeğiniz sık sık öksürüyor ve kilo alamıyorsa…

    Yeni doğan bebeklerde astım ve zatürre ile karıştırılabilen, hırıltı ve tedaviye yanıt vermeyen öksürük şikayetleri kistik fibrozise işaret edebilir. Ülkemizde her 3 bin bebekten birinde görülen kistik fibrozis; büyüme geriliğinden hayati kayıplara kadar pek çok olumsuz tabloya neden olabilir.

    Tarama testleri önemli

    Kistik fibrozis, akciğer, pankreas, bağırsak, ter bezleri dış salgı bezlerinde görülen bir hastalıktır. Yeterince kilo alamayan, diğer çocuklardan daha sık ve ağır solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda araştırılması gereken bir hastalıktır. Özellikle anne baba arasında akraba evliliği olan ve kardeş ölüm öyküsü olan çocuklarda kistik fibrozis hastalığı için tarama testlerinin yapılması uygun olacaktır. Bebekler doğduğunda daha hastaneden çıkmadan bazı doğumsal hastalıkların taranması için topuk kanı alınmaktadır.Bebek için yapılan kistik fibrozis tarama testinin pozitif çıkması durumunda endişelenilmemelidir; çünkü bu sadece bir tarama testidir ve testin pozitif olması çocuğun kistik fibrozis olduğu anlamına gelmemektedir. Tarama programı iki aşamalı olarak yapılmaktadır. İlk tarama testinde pozitif sonuç saptanan bebekler ikinci bir kan örneği alınması için tekrar çağrılmaktadır. İkinci kan örneğinin de pozitif çıkması durumunda da bu kez kistik fibrozis hastalığı açısından farklı bazı testlerin yapılması gerekmektedir.

    Kistik fibrozisli hastalardaki en önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Hastalar yenidoğan döneminden itibaren tekrarlayan ve tedavilere cevap vermeyen öksürük, hırıltı, zatürre ya da astım benzeri bulgular ile başvurabilir.

    Astım ve zatürre ile karıştırılması tanıyı güçleştiriyor

    Başlangıçta öksürük, balgam, hırıltı, tekrarlayan zatürre, büyüme gelişme geriliği gibi aslında çocukluk çağında sık rastlanan bazı bulgular ile ortaya çıkabilmektedir. Bu belirtiler aynı zamanda astım, zatürre, bronşit gibi hastalıklarla karıştırılabildiğinden dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile kistik fibrozisli hastalara ilk önce astım, bronşit, zatürre gibi tanılar konulabilmektedir. Bu durum da gerçek tanı ve tedavinin alınmasında gecikmelere yol açmaktadır.

    Bebeğim büyümüyor diyorsanız…

    Kistik fibrozisli hastaların vücudundaki tüm salgı bezlerindeki salgılar koyudur. Bu nedenle tıkaçlar oluşur ve çeşitli şikayetlere yol açar. Hastaların yaklaşık % 85’i aldıkları besinleri enzim yetersizliği nedeni ile yeterince sindiremezler. Bu hastalarda çok miktarda yağlı pis kokulu dışkılama ortaya çıkar ve büyüme gelişme geriliği oluşur. Kistik fibrozisli hastaların %10’unda doğumda dışkılamanın gecikmesi ya da olmaması ile ortaya çıkan bağırsak tıkanıklığı (mekonyum ileusu) ortaya çıkar. Bazı yenidoğan bebeklerde uzamış sarılık da ortaya çıkabilmektedir.

    Terindeki tuz hastalık habercisi

    Bu hastaların teri diğer çocuklardan daha tuzlu olmaktadır. Sıcak havalarda bazen çocuğun yüzünde ya da vücudunda tuz kristalleri görülebilir. Terdeki tuz miktarının ölçülmesi ile tanı konulabilmektedir. Eğer tuz miktarı normal değerin üzerinde ise kistik fibrozis tanısı konulur. Bazı durumlarda ter testi düzeyi sınırda çıkabilir. Böyle bir durumda da testin tekrar edilmesi ya da daha detaylı genetik testlerin yapılması gerekebilir.

    Solunum fizyoterapisi gerekebilir

    Bu hastalıkta şikayetler en çok solunum sistemi ile ilgili olduğu için solunum tedavileri önemlidir. Hastaların nefes borularındaki koyu yapışkan balgamın temizlenebilmesi için solunum fizyoterapisi uygulanmalıdır. Yapışkan balgamın daha kolay çıkarılması için balgamı daha az yapışkan hale getiren ve nefes yolu ile kullanılan bazı ilaç tedavileri de yapılabilmektedir.

    Bebeğinizin iyi beslenmesi ve vitamin alması gerekiyor

    Kistik fibrozisli hastalarda enfeksiyonların erken ve etkili bir şekilde tedavisi sağlanmalıdır. Özellikle öksürük ve balgamın arttığı dönemlerde ağızdan ya da damar yolundan antibiyotikler verilebilir. Kistik fibrozisli hastalar da, her hastalıkta olduğu gibi beslenmesine dikkat etmelidir. Özellikle enzim yetersizliği nedeni ile büyüme ve gelişme geriliği olan hastaların iyi beslenmesi, enzim ve gerekli vitamin desteklerini alması gerekir.

    Kistik fibrozis bu yıl itibari ile dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de yenidoğan tarama programına alınmıştır. Bu sayede hayati kayıpların önüne geçilmesi planlanmaktadır.Hastanın yaşam kalitesini, süresini uzatabilecek ilaçların geliştirilmesine ve hastalığın kesin tedavisini sağlayacak “Gen Tedavisi”ne yönelik çalışmalar devam etmektedir

  • Evliliğimi nasıl kurtarabilirim?

    Evliliğimi nasıl kurtarabilirim?

    Bireysel sorunlar, eski travmalar farklı kültürel geçmişlerVE iletişim sorunlarına birde yaşamın hız ve stresi eklendiğinde hemen her evliliği potansiyel olarak problemli kabul edebiliriz.

    Doğru bir seçim, kişisel gelişimin yeterli olması, iyi bir iletişim becerisi, üstüne eşinizinde benzer konularda benzer frekansta olması, anababa evlilik rol modellerinin benzemesi gibi faktörler tam ya da uygun olsa bile (çok zor!!) çiftlerin sorun yaşamaları mümkündür.

    Bu nedenlerle sorun yaşayın ya da yaşamayın mutlaka çift olarak ya da bireysel olarak takıldığınız tıkandığınız her konuda geç olmadan “evlilik danışmanlığı” almanızı öneriyorum.

    Sorunlar ileri boyutlara taşındığında, sevgi ya da saygı azaldığında çözüm üretme şansı azalmaktadır. Bir takım pratik öneriler ve iletişim becerilerinin katkısı olmakla birlikte çözüm için “çift danışmanlığı” en hızlı ve pratik çözümü sağlamaktadır.

    Sorunları yok saymadan, suçlamadan ciddi bir özeleştiri ve empatiyle yaklaştığınızda eşinizi terapiye ikna etme şansınız artmaktadır. Evliliği ortak bir havuz kabul edip bu havuza toksik maddeler atmadan birlikte emek vererek çözülemeyecek sorun olmadığını vurgulamak istiyorum. Burada ki en büyük direncin, geçmiş ailenizi referans alarak yeni bir ilişkiye eski bir gözlükle bakmanız olduğunu söyleyebilirim.

  • Çocuklarda beslenme bozuklukları

    Çocuklarda Beslenme Bozuklukları

    Çocuklarımızın sağlığını ve iyilik durumunu genelde yemesine göre değerlendiririz. Çoğu zaman biz büyükler çocuğumuzun yemesinden pek tatmin olmayız. Ya az yemiştir, ya bizim istediğimiz bazı şeyleri yemiyordur veya kendi başına yemiyordur.

    Hayatının belli bir döneminde beslenme problemi yaşamayan çocuk neredeyse yoktur. Bu dönemde bizim ona yaklaşımımız durumun ne kadar süreceğini ve şiddetini belirler.

    Çocuk beslenmesinin temelini anne-çocuk arasında kurulacak iletişim oluşturur. Bebeklik döneminde sağlıklı bir emzirme başarılmışsa ek gıda dönemi de genel olarak daha rahat atlatılacaktır. Unutmayalım ki beslenme bir temel ihtiyaçtır. Siz çocuğunuza uygun olan besini, uygun zamanda ve uygun miktarda sunarsanız çocuğunuz (tıbbi bir problemi olmadığı sürece) bunu mutlaka alacaktır.

    Beslenme aile ve çocuk arasında keyifli geçirilmesi gereken bir zamandır. Birşeyler yemek her insana mutluluk verir. Hele bunu sevdiğiniz biriyle birlikte yapıyorsanız daha da keyifli hale gelecektir. Bu durumda ne yapmalı?

    1. Çocuğunuzun uyku ve yemek saatlerini düzenleyin.

    Çocukların gece 20-21 arasında yatması, sabah 07 civarında kalkması gereklidir. Gece uykusunun en az on saat olması sağlıklı gelişim açısından önemlidir. Genel olarak yemek saatleri:

    Kahvaltı : 07:30-09:00

    Öğle Yemeği : 12-01:30

    Akşam yemeği : 17-18:30 saatleri arasında olacak şekilde düzenlenmesi uygundur.

    Öğünlerin bu saatler içinde ve yeme süresi 40-45 dakikayı geçmeyecek şekilde düzenlenmesi yeme ritmi ve açlık-tokluk döngüsünün sağlanmasına yardımcı olacaktır.

    2. Açlık

    Çocuğunuzun yemeğini yiyebilmesi için aç olması gerekir. Bu nedenle gece beslenmemesi, yatmadan bir saat öncesinde her türlü besinin kesilmesi gereklidir. (Özellikle 2 yaşın üzerindeki çocuklar için) Ara öğünler ana öğünlerini etkilemeyecek saatlerde verilmelidir. Ana öğününden 2,5-3 saat öncesinde beslenme kesilmeli, su dışında herhangi bir yiyecek ve içecek verilmemelidir.

    3. Dengeli öğün

    Ana besin gruplarının dengeli olarak alınmasını sağlamak gerekir. Tahıllar, protein ve esansiyel yağlar önemlidir. Öğününde protein ve tahıllı gıdaların birlikte verilmesi yanına yoğurt, ayran veya domates, salata gibi sebzelerin eklenmesi uygun olur. Yağ olarak zeytin yağı tercih edilmelidir.(Mümkünse doğal, sızma) Kaliteli, uygun şekilde hazırlanmış tereyağı da kullanılabilir. Margarin, soya, mısır gibi yağlardan uzak durmak gerekir.

    Etli gıdalar çocuk büyümesinde çok önemlidir. Özellikle kırmızı et ve balık çocuk beslenmesinde vazgeçilmezdir. Tavuk da iyi bir protein kaynağıdır, ancak gezinen ve doğal beslenen tavukların tercih edilmesi daha uygundur. Günlük 2-3 köfte büyüklüğünde etli gıda alması yeterlidir. Sebzeler tamamlayıcı besinlerdir. Barsakların düzenli çalışmasını ve besinlerin sindirimi düzenler, toksinlerin atılmasını kolaylaştırır. Ancak sebzelerin kalorisi yeterli olmadığı için yanında tahıl veya protein içeren gıdalarla birlikte sunulması gerekir.

    Çocuğunuzun ne yiyeceğine siz karar vermelisiniz. Besinleri çocuğunuzun günlük ihtiyacına göre, dengeli bir şekilde sunmanız gerekir. Ancak bunu yaparken çocuğunuzun damak zevkini de göz önünde bulundurmalı, onun yiyebileceği gıdaları seçmelisiniz.

    Çocuklar 2-6 yaş arası daha önce tatmadığı değişik gıdaları almak istemezler. Bu nedenle iki yaşına kadar mümkün olduğunca bütün besinlerle tanıştırılmalıdırlar.

    4. Yemek yeri

    Özellikle ilk 2 yaşta, mümkünse 3 yaşına kadar mama sandalyesi kullanımı, sonrasında da çocuğunuzun masaya uygun şekilde yaklaşabilmesi için yükseltilmiş sandalyeler kullanılması gerekir. Yemek asla gezinerek veya çocuğun peşinden koşturarak verilmemelidir. Yemek saatinde televizyon, tablet veya telefon kullanılmamalıdır. Bir oyuncaktan yardım alabilirsiniz, ancak yemeği oyun haline getirmemelisiniz.

    5. Aile sofrası

    Çocuğunuzun beslenmesi size göre şekillenecektir. Onunla birlikte sofraya oturmanız, onun kendi yemesine izin vererek sizin kendi yemeğinizi yemeniz, sizi gözlemlemesi ve uygun davranışları öğrenmesini sağlar. Yemek vakti ailenin birlikte geçireceği keyifli bir zaman olmalıdır.

    Yukarıda saydıklarım genel kurallardır ve özellikle iki yaşın üzerindeki çocuklar için geçerldir. Ancak unutmayalım ki her çocuk ayrı bir bireydir. Bazı çocukların farklı ihtiyaçları ve farklı bir düzeni olabilir.

    Bu kurallara genel olarak uymanıza rağmen çocuğunuzun beslenme problemi devam ediyorsa besin allerjisi, enfeksiyon gibi bazı sağlık problemleri olabilir. Bu açıdan değerlendirilmesi için bir Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından muayene edilmesi ve takibi uygun olur.

    Beslenme problemlerinin erken dönemde tanınması önemlidir. Düzenli sağlam çocuk takiplerinin yapılması ve persentil eğrisi takibi sorunun erken saptanması ve tedavisi açısından önem taşır.

    Unutmayalım ki sağlıklı nesillerin temelini sağlıklı bir beslenme oluşturur.

    Dr. Ayşe Zengin Turan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

  • Çocukta Kardeş Kıskançlığı

    Çocukta Kardeş Kıskançlığı

    Tüm çocuklardaki görülen bir durumdur. Kardeş kıskançlığı bir dereceye kadar normal kabul edilir. Önemli olan bu durumun derecesidir. Ona çocuk ilgiyle büyü ve bu ilgiye alışır. Yeni şartlar altında kendine bir kardeş geleceğini öğrenmek çocuk bilinçaltında eskisi kadar sevilmeyeceğini, ilginin azalacağı ya da tamamen kardeşine kayacağını düşünür. Bu durum ailenin çocuğa ve yeni gelecek bebeğe karşı söylemleri ile gelişir.

    Önemli olan büyük kardeşin bebeğe bir zarar verici davranışlarda bulunup bulunmadığıdır. Günümüzde kardeş kınkançlığı önlem alınmadığında oğlu derece üzücü hadiselere yol açabilmektedir.

    Anne ve babalar doğum öncesinde çocuklarına kardeş geleceğini mümkün olduğunca kendisine oyun arkadaşı ve hayattaki en büyük yardımcısı sadece temelinde anlatmaktır.

    Çocuk onun yerini alacak muhtemel bir tehdit olarak görmek yerine, birlikte oyun oynayacakları, birbirlerini çok sevecekleri hatta yaramazlıklarını birlikte yapıp daha az azar işitecekleri gibi bir çok sevimli düşünce ile kıskançlıktan vazgeçer ve yeni iç içtenlikle destekler.

    Bununla birlikte, doğumdan sonra da devam ettirmek çok önemlidir. Yeni doğan kardeşe yapılan söylem ve davranışlar asla abartılmamalı ve büyük kardeşe aynı şekilde muamele yapılmalıdır. Örneğin bebeğin karnı doyurulurken büyük kardeşe bir şeyler hazırlanmalı ve birlikte beslenmeleri sağlanmalıdır.

    Yemekten sonra anne ve babanın büyük kardeşe “haydi şimdi oyun vakti” söylemiyle küçük kardeşi sevdirmeye yöneltmek bebeğe dokunarak, severek oyun oynadığını düşünmesi çocuğun kıskançlık düşüncesini ortadan kaldırarak kardeşini sevmesini mümkün kılar

    Belirttiğimiz gibi bu problemin çözümü çocuğun yeni kardeşe olduğu algısını yönlendirmekten geçmektedir. Ancak bütün bu çabalara ve yönlendirmelere rağmen kıskançlık devam ediyorsa ve bu kıskançlığın derecesi gün geçtikçe artıyorsa derhal bir uzmandan destek alınmalıdır.

    Günümüzde bir kız çocuğu görülen ve sayısı onu geçen gün artan saldırganlık davranışı, çok ciddi sorunların yattığı bir durumdur. Unutulmamalıdır ki hiç bir çocuk kendiliğinden saldırgan olmaz. Yaşamında bu davranışı tetikleyen bir çok sebep olabilir.

    En basit örneği izlediği ya da maruz kaldığı şiddet içerikli yayınlarıyla. Bu ebeveynlerin izlemekte bulunanları dizilere maruz kalmasıyla de olabilir, kendi izlediği çizgi filmi gibi yayınlarla da olabilir. Aslı saldırganlık davranışını ortaya çıkaran sebeplerin arasında bu örnek en masum sebep bile olabilir.

    Ebeveynler tarafından sert cezalarla ve kurallarla karşılaşmak, anne babanın çocuğa karşı ilgisizliği, gelenekselleşmişme tarzlarından kaynaklanan şiddetin ve küfürünün iyi bir şey gibi lanse edilmesi, anne ya da babanın uzun süreli yokluğundan kaynaklanan güvenlik kaygısı ve arkadaş ortamında şiddetin kabul edilmesi gibi nedenler gösterilebilir.

    Tüm bu sebepler oldukça vahim durumlar ve çocukta yaratılmış travmatuvar boyutu tahmin edilenden çok daha fazla olabilir. Bu nedenle çocukta saldırganlık yaratan sebep veya ortadan kaldırılmalı ve çözümü için mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.

  • Ürtiker (kurdeşen) ve anjioödem

    • Vücudun herhangi bir yerinde, 1-2 saat içinde oluşup kaybolan ve başka bir yerde tekrar ortaya çıkan, kaşıntılı, kırmızı renkli döküntülere Ürtiker denir.
    • Bazen yüz, göz kapakları, dudaklar, dil, boğaz, el ve ayaklar ve genital bölgelerde yanma şeklinde ağrılı şişlik de oluşabilir. Bu şişliklere ise Anjioödem ismi verilir.
    • Anjioödem, tedavi edilse bile 2-3 gün boyunca devam edebilir.
    • Ürtiker ve Anjioödem bazı hastalarda birlikte görülebilir.
    • Ürtiker, Akut ve Kronik olmak üzere iki gruba ayrılır.

    • Akut ürtiker, 6 haftadan kısa süre devam eden ürtikerlere denir.
    • Akut ürtikerin birçok sebebi vardır:
     Besin allerjileri: yumurta, süt, kuruyemişler, meyveler, vs
     İlaç allerjileri: penisilin, hormonlar, vs
     Polenler, küf mantarları, hayvan tüyleri
     Arı sokması
     Enfeksiyonlar: bakteri, virüs, parazit enfeksiyonları
     Fiziksel etkenler: Egzersiz, sıcak, soğuk, basınç, güneş ışınları…

    • Kronik ürtiker, 6 haftadan uzun süre devam eden ürtikerlere denir.
    • Kronik ürtikerin de çok sayıda nedeni vardır.
     Fiziksel etkenler: Egzersiz, sıcak, soğuk, basınç, güneş ışınları…
     Yalancı allerjenler: Besin katkı maddeleri, doğal yalancı allerjenler…
     Besinler
     İlaçlar
     Romatizmal hastalıklar
     Enfeksiyonlar: bakteri, virüs, parazit enfeksiyonları
     Enfeksiyon dışı inflamatuar durumlar: Gastrit, özofajit, safra hastalıkları
     Kanserler
    • Stres de ürtikerin çok önemli bir nedenidir. Stres, ürtikerli hastalarda belirtileri şiddetlendirebildiği gibi, doğrudan ürtikeri başlatan sebep olarak da karşımıza çıkabilir.
    • Çok sayıda neden sayılsa bile hem akut hem de kronik ürtikerli hastaların büyük çoğunluğunda bir neden bulmak mümkün değildir.
    • Hastaların bir kısmında tedaviye çok çabuk yanıt alınır ancak bazı hastalarda, kortizonlu olanlar da dâhil olmak üzere birden çok ilacın kullanılabildiği uzun süreli tedaviler gerekebilir.
    • Bu nedenle, ürtiker tedavisinde hastanın hekimine güvenmesi ve önerilen tedavinin sonuçlarını beklemesi yönünden sabırlı olması gerekir. Stresin, ürtiker süresini uzatıcı etkisi olduğu unutulmamalıdır.
    • Özellikle FİZİKSEL ETKENLERLE ORTAYA ÇIKAN KRONİK ÜRTİKERLER YILLARCA DEVAM EDEBİLİR. Bu hastaların, paniğe kapılmadan doktorlarına güvenmeleri ve önerilerine uymaları çok önemlidir.

  • Çocuğum Çek Elini Burnundan Değil!

    Çocuğum Çek Elini Burnundan Değil!

    Neredeyse her yerde karşılaştığımız bir davranış ‘’burun karıştırma’’.
    Trafikte kırmızı ışıkta iken göz göze gelince ellerini burnundan çeken insanlar, ya da iş yerinde yoğun
    şekilde çalışmaya dalmışken kafamızı kaldırdığımızda iş arkadaşımızın burnunu kurcalarken yakalamak.
    Bu bir hastalık mıdır?
    Psikolojik olarak ne gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır?
    Çocuğumun sürekli eli burnunda, bu durum beni rahatsız ediyor.
    Gözümüze hoş görünmeyen bu davranış biçimini sırf ortadan kaldırmak için karşımızdaki çocuğa ya da
    kişilere kendi kafamıza göre birçok hastalık tanısı koyarız. Karşımızdaki bir kişi ise ‘’sende tik bozukluğu
    var ‘’ ya da karşımızdaki çocuk ise ‘’sen kötü çocuk olursun elini çekmezsen gibi.’’
    Eğer elini burnundan hiç çekmeme durumu varsa yani bu kompulsif sık tekrarlanan bir durum ise ve
    gerçekten elini kullanma işlevini bozma derecesinde ise ancak bir tür rahatsızlık olarak doktora
    başvurulabilir. Öncelikle çocuğun gideceği yer kulak burun boğaz bölümünden sinüslerinin kontrolü
    olacaktır. Burun mukozasındaki salgının kuruyup onu rahatsız etmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı
    kontrol edilmelidir. Burnumuzdaki tüycükler dışardaki kirli havanın süzülüp akciğerlerimize ulaşmasını
    sağlarken; soğuk havalarda havayı ılıtarak, sıcak havalarda ise nemlendirerek havanın akciğerlerimize
    ulaşmasını sağlarlar. Arada kuruması ve onu bir mendil yardımı ile almamız oldukça normaldir.
    Sadece bunu gözler önünde görüntü kirliliği oluşturarak yapmak insanlar için rahatsız edici bir durumdur.

    Hindistan’da Andrade ve Srihari adlı iki doktor burun karıştırma konusunu daha yakından incelemiş ve
    insanlarından günde ortalama dört kere ellerini burunlarına götürdüğü sonucuna ulaşmışlardır. Belki
    kaşınıyor belki de temizleme ihtiyacını mendille değil, parmaklarıyla yapıyor. Ama çoğu insan dalgın
    olduğundan dolayı elinin altında olan burnuna parmağını sokuyor. Belki düşünürken belki bir şeye karar
    verirken.
    NE YAPMALIYIM?
    Çocuğun dalgın iken mi yoksa gerçekten bir sorun olduğu için mi bu davranışı tekrar ettiğini
    çözümlemelisiniz. Eğer ciddi bir kaşıntı var ise üst solunum yollarını kontrol için doktora başvurabilirsiniz.
    Eğer ciddi bir durum gözlemlemediyseniz onunla bu tür bir iletişim etkili olacaktır;
    Parmakla burun karıştırmak hoş görüntüsü olmayan bir davranıştır. Bazen daldığımda benim de elim
    burnuma gidebilir. O zaman beni uyarır mısın tuvalete ya da banyoya gidip temizleyeyim. Aynı şekilde
    ben de seni görürsem uyarırım. Anlaştık mı?
    Toplum içinde bu davranışı sergiliyorsa çocuğun davranışını üzerinden bir utanç duyarak ‘’yapma ,çek
    elini’’ şeklinde tepkiler yerine eline başka bir şey vererek onu oyalama yöntemini seçebilirsiniz. Elini
    meşgul edecek boyama kitabı, renkli kalemler ya da ses çıkaran parmak aktivitesi sağlayan oyuncaklar
    tercih edilebilir.

  • Bağışıklık eksiklikleri

    BAĞIŞIKLIK EKSİKLİKLERİ

    Bağışıklık eksikliği nadir görülen bir durum olmakla birlikte zamanında tanı konulamazsa ciddi sonuçlar doğuran hatta ölüme yol açan bir durumdur.

    Bağışıklık eksikliği ya doğuştan ya da sonradan ortaya çıkabilir. Doğuştan ortaya çıkan bağışıklık eksikliklerine “Primer”, sonradan ortaya çıkan bağışıklık eksikliklerine ise “Sekonder” bağışıklık eksikliği denir.

    Bağışıklık eksikliği olan kişilerde sık tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları en çok karşımıza çıkan durumdur. Bu enfeksiyonlar hafif yada şiddetli şekilde seyir gösterebilir. Yani enfeksiyonların hafif olması bağışıklık eksikliği olmadığını göstermez. Ancak hastaneye yatış gerektirecek düzeyde ağır seyreden, her defasında antibiyotik gerektiren, özellikle de parenteral (iğne şeklinde) antibiyotik gerektiren, solunum sistemi dışındaki doku ve organları (örneğin, beyin, eklemler, böbrek ve idrar yolları, karaciğer gibi) da etkileyen enfeksiyonların olması durumunda bu hastalarda bağışıklık eksikliği olma ihtimali daha yüksektir ve bu yönden mutlaka incelenmelidirler. Bunun yanında ailesinde bağışıklık eksikliği olanlar, düzelmeyen pamukçuğu olan bebekler, büyüme-gelişmesi geri kalmış olan bebekler de özellikle sık hasta oluyorlarsa bağışıklık eksikliği yönünden araştırılmalıdırlar.

    Bağışıklık eksiklikleri konusunda toplumu bilgilendirmek ve bu hastalıklara erken tanı koyup tedavilerini sağlayabilmek amacıyla çalışan bir kuruluş olan Jeffrey Modell Vakfı bağışıklık eksikliklerinin varlığına işaret eden durumları herkesin anlayabileceği biçimde aşağıda sunulan 10 madde halinde toplamıştır. ÇEVRENİZDE BU ÖZELLİKLERE SAHİP ÇOCUK YADA ERİŞKİN BİREYLER VARSA, BU KİŞİLERİN BAĞIŞIKLIK EKSİKLİKLERİ KONUSUNDA İNCELENMESİ İÇİN KENDİLERİNİ UYARINIZ.

    BAĞIŞIKLIK EKSİKLİĞNE İŞARET EDEN 10 BELİRTİ:

    1. Bir yıl içinde 4 veya daha fazla yeni otit (kulak enfeksiyonu)

    2. Bir yıl içinde 2 veya daha fazla ciddi sinüzit

    3. İki ay veya daha uzun süren ancak etkisiz veya etkisi çok az olan antibiyotik tedavisi

    4. Son bir yıl içinde 2 veya daha fazla pnömoni (Zatürree)

    5. Bebeğin kilo alamaması veya normal büyümenin olmaması

    6. Tekrarlayan, derin doku veya organ apseleri

    7. Ağız mukozasında (ağzın ve yanakların iç kısmında, dilde, boğazda) düzelmeyen pamukçuk veya deride düzelmeyen mantar enfeksiyonları

    8. Enfeksiyonların tedavisi için intravenöz (damar yolundan) antibiyotik ihtiyacı olması

    9. Septisemi (kana mikrop karışması) de dahil olmak üzere 2 veya daha fazla derin veya ağır enfeksiyon

    10. Primer immün yetmezlik için aile öyküsünün varlığı (ailede bağışıklık eksikliği olan bireylerin varlığı)

    Sağlıklı günler dileği ile…

  • Ödül ve Ceza

    Ödül ve Ceza

    Davranışçı ekolün ortaya atmış olduğu ödül ve ceza yıllardır çocuklarda uygulanması tartışılan bir
    konudur.
    Çocuklarda istendik davranışların tekrar etmesi için davranıştan sonra çocuğa verilen ödüller o
    davranışın gerçekleşme olasılığını artıran pekiştireçlerdir.
    Çocukta istenmeyen davranışlarda ise verilen cezalar ile o davranış söndürülmeye çalışılır. Bu ekole
    göre karşımızdaki çocuğun davranışlarını onaylıyorsak ödüllerle pekiştirir, onaylamıyorsak ve ortadan
    kaldırmak istiyorsak cezalandırırız.
    Çocuk bu modelde her davranışına karşılık aldığı tepkileri zihninde kodlar ve davranış-tepki eşleştirerek
    bir süre sonra ‘’böyle yaparsam şunu elde edebilirim ancak şöyle yaparsam canım yanabilir ya da keyfim
    kaçabilir.’’ gibi düşünmeye başlar. Adeta verilen tepkilere dönük denklemler kurarak yaşamı boyunca
    herkese karşı onları kullanır.
    Burada yıllardır tartışılan şey ödül ya da cezanın verilmesi değil onun kim tarafından hangi aralıklarla
    verildiğidir. Anne için onay verilen –kabul edilen davranış bazen baba için kabul edilemez bir davranış
    olabiliyor. Bu gibi durumlarda çocuk annenin ödüllendirdiği babanın onaylamadığı davranış karşısında
    davranışın sorumluluğunu almamayı tercih ediyor ve dıştan denetimli bir çocuk haline geliyor.
    Oysa davranış sorumluluğu alınması gereken zihinsel bir sürecin sonucudur.
    Ne yapıyorum?
    Daha önce böyle yaptığımda sonuçlar ne oldu?
    Eğer bu davranışı sergilersem olası sonuçlar ne olur? şeklinde bir öngörü edinimi kazandırmak için
    çocuğa ne yapması konusunda değil nasıl yapması konusunda fikirler veriniz.
    Çocuk istenmedik bir davranış gerçekleştirdiğinde ‘’bunun kimin problemi olduğunu ‘’ iyi çözümlemeniz
    gerekiyor. Çocuğun odasında düzensiz şekilde ders çalışması onu motive edici bir unsur ise, bu durum
    onun için bir problem değildir. Ancak siz odaya girer ve bu düzensizliği problem olarak sahiplenir ve
    sonra ona düzenlemesi için belli komutlar verirseniz, çocuğa dıştan denetim odağı olmuş olursunuz.
    Ne zaman ki o odadaki düzensizlik çocuğu siz uyarmadan rahatsız edecek, işte o zaman çocuk
    davranışını sorgulamak durumunda kalacak ve kendi denetimi ile düzen konusunda belli kararlar
    alacaktır. Başarılı bireylerin içten denetimli, oto-kontrol ile davranışlarının sorumluluğunu alan kişilikler
    olduğu kaçınılmazdır.
    Çocuklar anne babalarının davranışlarını absorbe eden zihinsel illüzyonlardır.
    Eğer anne ve baba çocukta olmasını istediği kazanımları kendileri günlük yaşantılarında sergiler ve
    sosyal model figürleri olurlarsa çocuk kendi doğal gelişim sürecinde zaten o davranışı sergileyecektir.
    Ancak kendi yaptığınız bir şeyi çocuğa ‘’yapma’’ demek çocukta zihinsel karmaşalara yol açan bir
    durumdur. ‘’Şizofren olunmaz ,doğulur.’’ şeklinde her ne kadar bir söz söylenmişse de ‘’şizofrejenik
    mother ‘’ dediğimiz yani çocuğa sürekli zıt tepkiler veren anneler çocuğun gelecekte şizofren olmasına
    çevresel faktör olarak neden olabiliyor. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse ;
    Çocuğa kimsenin olmadığı zamanlarda verilen tepkiler ve ortamda başkaları var iken verilen tepkiler
    farklı ise bu çocukta davranışa karşı korku ,kaygı, kararsızlık hali ile sorumluluğunu almaktan kaçınma
    durumu sergilemesine neden olacaktır. Örneğin çocuğa kimsenin olmadığı ortamda; beslenme çantasına
    sandwiç koyarken ‘’sakın kimseye verme, iyice karnını doyur ‘’diyen bir anne ,ortamda misafirler var iken
    ‘’oğlum biraz da arkadaşına versene ,neden paylaşmıyorsun’’ şeklinde tepkiler verirse bu anne
    ‘’şizofrejenik mother ‘’olarak adlandırılabilir.
    Çocuklar mümkün olduğunca davranışının sorumluluğu verilmeli ve problemi sahiplenilmemelidir.
    Kendisi gelip problemi paylaştığında ise ‘’başka ne yapabilirsin?, biliyorum sen iyi düşünen birisin ,uygun
    bir çözüm yolu bulabilrsin?, peki başka ne yapabilirdin?’’ gibi tepkiler vererek pekiştirilen şey davranış
    değil ,çocuğun düşünme ve fikir üretme süreci olmalıdır.

  • Atopik dermatit klinik bulgular

    AD tipik olarak bebeklikte başlar. Yoğun kaşıntı ve deri hiperreaktivitesi AD in en önemli bulgularındandır. Kaşıntı genellikle geceleri artar. Deride kaşıntı nedeniyle oluşan sıyrıklar ve soyulmalar egzematöz cilt bulgularının uzamasına ve daha kalıcı olmasına neden olur. Besinler, inhalan alerjenler, bakteriyel enfeksiyonlar, nemliliğin azalması, aşırı terleme ve yün, akrilik, sabun ve deterjanlar gibi irritanlar, kaşıntı ve çiziklerin oluşumunu arttırabilir.

    Akut AD te deri lezyonları şiddetli kaşıntılı eritematöz papüller, ödem, küçük veziküller, erozyonlar şeklinde olup, sızıntı ve kabuklaşma dikkati çeker, deri ıslak ve nemlidir. Subakut fazda ek olarak hafif pullanma, deride kalınlaşma (likenifikasyon) ve ekskoriasyonlar vardır. Kronik fazda ise eritem minimaldir ve likenifikasyon belirgindir.

    Kronik AD li olgularda klinik tablonun bu 3 evresi aynı anda görülebilir. Olguların çoğunda deri kuruluğu hayatın ilk günlerinden itibaren dikkati çeker. Deri bulgularının dağılımı hastaların yaşına ve hastalığın aktivite derecesine göre değişmektedir.

    Süt çocukluğu döneminde (infantil dönem 0-2 yaş) bulgular genellikle daha akut görünümlü olup, yüz, saçlı deri ve ekstremitelerin ekstensör yüzlerinde simetrik olarak yerleşmiştir. Özellikle yanaklarda ve çenede sınırlı olma eğiliminde olan tipik eritem, kuruluk, fissür ve veziküller görülür. Periauriküler fissürler bu yaşlarda sıktır ve tanı koydurucu bulgulardandır. Emekleme ile birlikte sürtünmeye bağlı şiddetli kaşıntılı erupsiyonlar, önkol ve bacakların ekstensör yüzlerine, bileklere ve alına yayılır. Bu dönemde dermatit genellikle diyete inek sütü, buğday unu, yumurta gibi besinlerin eklenmesi sonucunda gelişir. Sekonder deri enfeksiyonlar görülebilir. Diaper bölgesinde genellikle tutulma olmaz. Bu dönemdeki olguların yaklaşık yarısı 2 yaşına kadar tamamen iyileşirken, geri kalan kısım ise AD in çocukluk dönemine geçer.

    Çocukluk döneminde (2–12 yaş) döküntüler antekübital, popliteal kıvrımları, boyun ve bilekleri tercih eder, bu bölgelerde daha çok likenifikasyon ve bazen hiperpigmentasyon dikkati çeker. Ellerin tutulumu ve tırnak değişiklikleri sıktır.

    Adölesan ve erişkin yaş grubunda (12-18 yaş) kaşıntı ve likenifikasyon ön plandadır, lezyonların dağılımı çocukluk dönemine benzer, ayrıca boyunda, yüzde, gövdenin üst kesiminde daha sıktır. Özellikle terlemenin fazla olduğu yerlerde kaşıntı fazladır.

    LABORATUVAR BULGULAR :

    AD tanısında kullanılacak spesifik laboratuvar testleri yoktur. AD li olguların çoğunda periferik kanda eozinofil sayısı (% 5-20) ve serumda total IgE düzeyleri (olguların % 80 inde) yüksektir. Serum spesifik IgE değerlendirilmesi ile hastaların duyarlı oldukları alerjenler belirlenebilir. Besin allerjisi düşünülüyorsa ; Deri testi, spesifik IgE testi , besin eliminasyonunu takiben besin yükleme testleri yapılabilir.

    Prof.Dr.Nihat Sapan