Yazar: C8H

  • ÇOCUKLARDA PROBLEM DAVRANIŞLAR & OYUN ve EMDR TERAPİSİ & HİPNOZ

    ÇOCUKLARDA PROBLEM DAVRANIŞLAR & OYUN ve EMDR TERAPİSİ & HİPNOZ

    Çocuk ve Ergenlikte Başlıca Görülebilen Sorunlar:

    Alt ıslatma (enürezis),
    Altına kaçırma (enkopresiz),
    tırnak yeme,
    kardeş kıskançlığı,
    kleptomani (çalma davranışı),
    öfke kontrol problemi,
    dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu,
    çocuk ve ergen cinselliği,
    kaygı bozuklukları
    konsantrasyon güçlüğü, sınav kaygısı vs. gibi durumlar “Çocuk ve Ergen Psikoterapisi” dahilinde ele
    alınabilmektedir.
    Çocukların Psikolojik Görüşmelerinde Nelere Dikkat Edilmektedir?Özellikle çocuklarda gelişimsel,
    zekasal ve psikopatolojik durumlara bakılmaktadır.
    Çocuklar için psikolojik görüşmeye gelinirken anne, baba ve bakım veren diğer anneanne, babaanne,
    dadı ve bakıcı gibi kişilerinde seansa gelmesi önerilmektedir.Çocuklara yönelik gelişim testleri, zeka
    testleri ve diğer birçok psikolojik testlerin yanı sıra resim çizme, hikaye anlatma, EMDR terapisi, oyun
    terapisi, hipnoz ile bilinçaltı analitik yaklaşımlar gibi birçok tanı ve tedavi yöntemi kullanılmaktadır.
    Özellikle çocuklarda gelişimsel, zekasal ve psikopatolojik durumlara bakılmaktadır.

    Çocuk Değerlendirme Testleri

    1) Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE)

    2) Gesell Gelişim Figürleri Testi

    3) Peabody Resim Kelime Tanıma Testi

    4) Bender Gestalt Görsel Motor Algı Testi

    5) D2 Dikkat Testi

    6) Goodenough Harris Bir İnsan Çiz Testi

    7) Frostig Gelişimsel-Görsel Algı Testi

    8) Benton Görsel Bellek Testi

    9) Kelime Söyleyiş Testi

    10) Metropolitan Okul Olgunluğu Testi

    11) Catell 2-A Zeka Testi

    12) Catel 3-A Zeka Testi

    13) Porteus Labirentleri Testi

    14) Frankfurter Dikkat Testi

    15) Rorschach testi (hem yetişkinler hem çocuklar için)

    ÇOCUKLARDA PROBLEM DAVRANIŞLAR

    Çocuklarda problem davranış çoğu zaman aile de bir panik havası oluşturur. Çocuk niye durduk yere
    altını ıslattı, niye durduk yere öfke patlamaları, hırçınlıklar, dersleri birden niye düştü, niye bana daha
    düşkün oldu, yalnız uyumak istememeye başladı, aşırı oyun oynuyor, vurmaya başladı, okulda sorun
    çıkmaya başladı, ağlamaları arttı, başarısız olmaya başladı, doyumsuz, ilgisizliği arttı, niye söz dinlemiyor
    vb… ailenin şikâyetleri olmaya başladığında ne yapacak. Aslında çocukların bu tepkileri bir yardım
    çağrısı olabilmektedir.

    Hiçbir çocuk “benim babam annemi dövüyor ve bundan çok etkilendim”, “benim amcam beni taciz etti bu
    yüzden darmadağın oldum” ya da “öğretmenim beni aşağıladı beni değersiz hissettirdi bu nedenle
    kendimi kötü hissediyorum” demez… Çocuklar bunları nasıl ifade eder altını ıslatarak, korkarak ve
    annesini yanında isteyerek, öfke patlamaları yaparak, hırçınlık vb. şeklinde ortaya çıkmaya başlar.
    Çocukların kendilerini en iyi ifade ettikleri dertlerini sıkıntılarını ifade ettikleri yer oyun ve resimlerdir.

    Aileler bu gibi durumlarda ne yapabilirler. İlk başta çocukta problem davranış olarak belirtilen davranış
    nasıl ortaya çıktı, bu davranışlarını devam ettiren ikincil kazançları var mı? Eğer sürekli var olan bir
    durum ise ve bu davranışı her yerde yapıyorsa bu konuyla ilgili bir sorun olabilir. Yani benim çocuğum
    hiperaktif diye düşünüyorsa bu hiperaktivite okulda, evde her yerde olmalı. Ancak sadece tek bir yerde
    yapılıyorsa bu davranış orda bu davranışını pekiştiren olaylar vardır. Problem davranışları ve çocuğun
    yardım çağrısını iyi ayırt etmek gerekiyor. Çocukta birden oluşan davranış değişiklikleri, şiddete yönelik
    davranışlar, içine kapanma ya da aniden aşırı hareketlenme, tuvalet alışkanlığı gelişen bir çocuğun altını
    ıslatmaya başlaması, okula gitmek istememe vb. durumlar bir yardım çağrısıdır. Hemen destek almanız
    çocuğunuzun ruh sağlığı ve geleceği için önemlidir.

    Çocukluk Depresyonu

    Depresyonu yetişkinlere göre daha farklı şekilde yaşayan çocuklar, düşüncelerini kelimelerle ifade etmek
    yerine başka şekilde dile getirir. Depresyona giren bir çocuk ya da bir derdi bir sıkıntısı olduğun da
    çocuklar bunu resimlerinde koyu renkler, hüzünlü temalar (ağlayan ay, ağlayan güneş, ya da hayvanlar
    çizerler, bu çocuklar aynı zamanda yapraksız, dalsız meyvesiz ağaçlar, siyah ve kırmızı rengi de çok
    fazla kullanarak mutsuzluğunu, derdini depresif durumları ile ilgili ipuçları vermeye başlar. Çocuklar
    resimlerde kendilerini, ailelerini bir öcü, koyu renkle ya da yaratık gibi çizerler. Baba desteği olmayan bir
    çocuk el veya ayakları çizmezler. Yani depresyon, çocuğun okulda başarısızlık, sevilen birinin yitirilmesi,
    hastalık, taciz, kaza, anne baba ayrılığı ya da aile içi şiddet gibi yoğun bir stresle karşılaşması
    durumunda ortaya çıkabilen, keder ya da tedirginlik seklinde kendini gösteren duygu durum
    bozukluğudur. Tabiî ki bazı sorunlarla karşılaşacak çocuk bir süre yas tepkilerinin olması normaldir.
    Ancak çocukla iyi ilgilenip onunla oyun oynanmazsa ve bu durumla baş edemezse terapi desteği
    çocuğun hayatını kolaylaştırır.

    Yani çocuğunuz da oluşan ani değişimleri iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Çocuklar bu değişimleri
    oyunlarında, resimlerinde en iyi şekilde aktarır. Bunun yanında davranışsal değişimler ortaya çıkar
    yukarıda ki saydığımız gibi.

    ÇOCUKLA EMDR TERAPİSİ VE HİPNOZ

    Çocukla yapılan en etkili terapi yöntemlerinden birisi de emdr terapisidir bu terapi yöntemi bazen
    çocuğun yaşadığı travmayı ya da olumsuz olayı tamamen unutmasına ya da artık hiç rahatsız
    olmamasına neden nörobiyolojik bir tekniktir. Bu teknik küçük çocuklarla çalışırken oyun terapisi ile
    entegre edilerek çalışılması daha etkili olur.

    Hipnoz ise çocuğun konuşmadığı anlatmak istemediği durumlarda en etkili çalışılan yöntemlerden
    birisidir. Çocuğun transa alınarak baş etme sistemi güçlendirilir, telkin verilerek sorun çözülür ve olaylar
    trans altında daha etkili çalışılır değiştirilir. Bu yönteminde oyun terapisi ile birlikte kullanılması çocukla
    olan bağı güçlendirmektedir. Hem oyun terapisi ile birleştirilen emdr ve hipnoz çocuğa çift yönlü seans
    uygulanmış olur ve iyileşmesi hızlanır.

    ÇOCUKLA OYUN TERAPİSİ

    Oyun çocuk için kendini gerçek dünyaya hazırladığı, gelişimin en kritik destek kaynağıdır. Yetişkinler
    dertlerini sıkıntılarını anlatır, konuşur, duygularını ifade eder. Çocuklar ise dertlerini sıkıntılarını oyunda
    anlatarak rahatlar, prova eder ve oyun sayesinde baş ederler. Çocuklar oyun yoluyla hayatı prova eder.
    Oyun yoluyla duygu, düşünce ve travmalarını dışa vururlar. Oyun yoluyla baş etme becerisi geliştirir,
    sorunlarını olumlarlar. Oyun çocuğun kendini ifade etmesi, hayal ile gerçek arasında bir köprü çocuğun iç
    dünyasının dışavurumu, gizil enerjinin kullanılması, çocuğun sosyal ve ahlaki değerleri öğrendiği bir
    alandır.

    Bazen aileler ne yani 40 dakika oyun oynadı bu nasıl terapi diyebilmektedir. Oyun semboliktir. Aslında
    yetişkinlerde de her şey sembolik anlamla kodlanır. Çocuklar da dertlerini sıkıntılarını sembolik olarak
    anlatır. Oyunda travması ile yüzleştirir kendini, güçlenir ve iyileştirir. Bunu da ancak iyi bir oyun terapisti
    anlayabilir çözebilir.

    Örneğin ailenin kızımız okula gitmek istemiyor diye beş yaşında seansa getirilen bir kız çocuğunu oyun
    seansına aldığımda daha ilk seansta tacize uğradığını bu tacizin nasıl olduğunu anlatmaya başladı, ikinci
    seansta kim tarafından nerde olduğunu anlattı oyunda 3.4.5. seanslarda bu durumla baş etmeye
    güçlenmeye başladı ve kendini iyileştirdi.

    Yine oğlum bana çok vuruyor, öfke patlaması yaşıyor diye getirildi. 6 yaşında ki çocuk babasının ona ve
    annesine uyguladığı şiddet karşısında yaşadığı çaresizliği, babasına olan öfkesini o kadar güzel anlatıyor
    ki oyun terapisinde görünürde ne var aslında anneye patlıyor ama arkasında ne var babaya karşı
    çaresizliği, babasına öfkesi, zayıflığı var. Yani çocukların her davranışı aslında gizlenmiş bir sorunun
    ifadesidir. (bu bilgilerin çocukların ailelerinden izin alınarak paylaşılmaktadır.)

    Axline (1969) ; “İnsanın içinde kendini iyileştirme gücü vardır. Oyun terapisiyle çocuğun içindeki bu güç
    açığa çıkar. İyileştiren biz değilizdir, biz yalnızca vasıtayız”. Der.

    Çocuk oyunlarında, çocuğun dünyaya bakış açısının nasıl olduğunu, ne olmak istediğini, problemlerin
    neyle ilgili olduğunu anlaşılabilir. Oyunun, çocuğa getireceği önemli bir fonksiyon da geçmişte
    çözülmemiş problemler üzerinde çalışmak için bir fırsat sunması, kendine uygunluğuna göre sosyal
    etkileşimlere girmesi ve çeşitli roller denemesine olanak vermesidir.

    Oyunla Terapisin de çocuklar oyun oynama yöntemini, geçmiş ve gelecekle ilgili kaygılarını bastırmak ya
    da ifade etmek için kullanmaktadırlar. Oyun çocukların kendilerini ifade edebilmeleri için rahat ve güvenli
    bir yoldur. Çocuklar sözel olarak ifade edemedikleri duygularını oyun yoluyla ifade edebildiklerinden,
    terapist bu yolla çocuğu anlayabilmekte ve bir tedavi yöntemi oluşturabilmektedir.

    Çocuk korkularını, çelişkilerini ve saldırganlık duygularını oyun yoluyla ortaya dökmektedir. Oyunu aynı
    zamanda sorunlarını gizlemek, savunma mekanizmalarını geliştirmek için de kullanmaktadır Bu yolla
    çocuk stresini azaltarak, problemlerine bir çözüm arayışı içine girmektedir.

    Oyun terapisin de oyun yolu ile teşhis, tedavi ve yardım planı ile çocuğun çevresine yeni bir uyum
    sağlamasına yardım edilmektedir. Terapiye alınan çocukla birlikte anne-baba ile de ilişki kurulabilmekte
    ve anne babanın da yanlış tavırları düzeltilebilmektedir.

    Oyun terapisinde özel olarak hazırlanmış kukla ve oyuncaklar, hayali oyunlar, sanatsal etkinlikler, kum
    oyunları, hikaye anlatma tekniklerinden yararlanılmaktadır.

  • Beslenmeye bağlı anemi (kansızlık) ve vitaminler

    Her yıl dünyada 10 milyon insan beslenme yetersizliğine bağlı problemler sebebi ile ölmektedir. Ölüm dışında beslenme eksikliğine bağlı diğer problemler çok daha fazla insanı etkilemektedir. Çoğu gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere 2 milyar insanda demir eksikliği ve buna bağlı anemi (kansızlık) olduğu tahmin edilmektedir ki bunların çoğunu çocuklar ve genç kadınlar oluşturmaktadır. Tüm anemilerin yaklaşık %80’i beslenme ile ilişkilidir. Türkiye anemi açısından dünyada orta derece riskli ülkeler arasında yer almaktadır (anemi sıklığı %20-40).

    Beslenme yetersizliğine bağlı anemilerde önemli olan nokta çok yemekten ziyade yeterli yemektir. Çünkü anemiye neden olan birçok madde günlük olarak az miktarda alınması durumunda bile ihtiyacı karşılayabilecek maddelerdir (demir, çinko, B vitamini…). Çocuklarda önemli olan bir başka nokta da hızlı büyüme nedeniyle günlük ihtiyacın orantısal olarak daha yüksek olmasıdır. Bu sebeple günlük ihtiyacı karşılamak için özellikle bu maddelerden zengin yiyecekler tercih edilmeli ve tek tip beslenme yerine her tür yiyecek verilmeye çalışılmalıdır. Yaşa göre günlük alım yeterli olsa bile kronik infeksiyonda metabolizmadaki artış fark edilmeyen eksikliklere neden olabilir. Bu nedenle uzamış infeksiyonlarda vitamin ve mineral desteğine ihtiyaç olabilir.

    Yetersiz beslenmeye bağlı oluşan aneminin en önemli nedeni demir eksikliğidir. Demir dışında bakır, çinko, selenyum, vitamin A, C, E, B1, B2, B6, B12, folik asit eksiklikleri de anemiye sebep olabilecek önemli faktörlerdir. Beslenme eksikliğine bağlı anemileri eser element eksikliği ve vitamin eksikliğine bağlı olarak 2 grupta inceleyebiliriz.

    ESER ELEMENT EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİLER

    DEMİR

    Ortalama bir insan vücudunda erkekte 4 gr, kadında ise 2.5 gr demir vardır. Vücuttaki demirin %65 i kan yapısına katılarak vücutta dolaşır. Bunun dışında birçok önemli enzimin yapısına katılarak önemli fonksiyonlar görür. En iyi bilinen etkisi anemi olmakla beraber demir eksikliğinin davranış sorunları, algılama güçlüğü, halsizlik, iştahsızlık, tat almada azalma ve bağışıklık sisteminde zayıflama gibi birçok başka olumsuz etkileri vardır. Çocukluk döneminde hızlı gelişen nörolojik sistemi de demir eksikliğinden etkilenir. Demir eksikliği olan çocukların IQ larının olmayanlara göre daha düşük olduğunu destekleyen yayınlar vardır.

    Demir eksikliği tüm yaş gruplarında sık görülmesine rağmen en çok 6 yaş altı çocuklar ve 15-45 yaş arası kadınlarda görülür. Bunun sebebi ise bu yaş gruplarında hızlı büyümeye veya harcamadaki artışa (hamilelik) bağlı olarak demir ihtiyacının artmasıdır. Demir eksikliği birkaç şekilde görülebilir.

    -İlk aşamada alım yetersizdir, vücuttaki depo demirinde azalma vardır ancak başka bir laboratuar veya fiziksel anormallik yoktur.

    -İkinci aşamada vücut demiri azalmaya başlar, hafif anemi bulunabilir. Kan değerlerinde demir düzeyinde azalma görülür. Halsizlik, iştahsızlık, bağışıklıkta zayıflama, dikkat eksikliği gibi ek bulgular ortaya çıkabilir.

    -Üçüncü aşamada ise anemi artık belirgindir. Diğer bulguların şiddeti giderek artar.

    Birçok besin demir açısından zengindir. Özellikle hayvansal ürünler (et, yumurta), bitkisel ürünlere (yeşil yapraklı sebzeler, pekmez) göre daha çok demir içerir. Demir; barsaktan emilim açısından özellik gösteren bir mineraldir. Birçok yiyecekle etkileşebilir ve emilimi bozulabilir. Anne sütü göreceli olarak diğer gıdalara göre daha düşük demir içermesine karşın içerisinde bulunan laktoferrin anne sütünde bulunan demirin %50 sinin emilmesini sağlar. Bu diğer demir kaynakları ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek bir orandır. Et ve et ürünlerinde bu oran %10, bitkisel kaynaklı demirde ise %1-2 dir. Süt ve süt ürünü gibi kalsiyum içeren yiyeceklerle beraber alındığında bu oran daha da düşer. Ancak C vitamininden zengin yiyeceklerle alındığında emilimi artar.

    Demir eksikliği tedavisi uzun süreli bir tedavidir. Eksiklik tespit edildiğinde demir 3-5mg/kg/gün olarak başlanır. Aç karnına alınması ve alımından sonra 1 saat yemek yenmemesi emilim açısından önemlidir. Tedavi süresi aneminin düzelmesine ve depo demirinin düzeylerine göre ayarlanır. Ortalama bir tedavi süresi yaklaşık 6 aydır. Erken kesilme durumlarında tekrar etme riski artar. Tedavide anemi düzeldikten sonra en az 2 ay daha demir tedavisine devam edilir. Aneminin tekrar etmesini önlemek için beslenmenin düzeltilmesi, demirden zengin gıdaların diyete eklenmesi önemlidir. Tekrarlayan demir eksikliği anemisinde barsaktan gizli kanamalar gibi vücuttan demir kaybettiren problemler araştırılmalıdır.

    BAKIR

    Vücutta özellikle beyin ve karaciğerde önemli fonksiyonları vardır. Barsaklardan yiyeceklerle beraber emilen bakır, vücuttan safra ile atılır. Karaciğer, fındık, margarin gibi yiyeceklerde bol bulunur. Ancak birçok yeşil yapraklı sebzenin klorofil yapısında da bakır vardır.

    Bakır eksikliği anemi dışında osteoporoz (kemik erimesi), bağışıklık eksikliği, saç ve deride zayıflama ve beyazlamalar ve nörolojik bulgularla giden birçok probleme neden olabilir. Anemiye özellikle demir metabolizmasını bozarak sebep olur. Bakır eksikliğinde vücuttaki demir kullanılamaz. Tüm bunlara bağlı olarak demir eksikliğine benzer bir anemiye neden olur. Çocuklardaki en önemli bakır eksikliği nedeni ciddi beslenme yetersizliğidir. Genetik hastalıklar dışında tedaviye iyi yanıt verir.

    ÇİNKO

    Çinko dünyada önemi yeni yeni anlaşılan ve gelişmekte olan ülkelerde birçok probleme yol açan önemli bir mikronutrienttir. Vücutta, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi, hücre yenilenmesi, büyüme gibi birçok fonksiyon çinkoya ihtiyaç gösterir. Çinko eksikliğinin cücelik, cilt hastalıkları, bağışıklık yetersizliği ve seks hormonu yetersizliği gibi hastalıklara neden olduğu gösterilmiştir. Çinko, çocuklarda hızlı büyüme ve bağışıklığın düzenlenmesi açısından özellikle önemlidir. Özellikle ishal döneminde alınması ishallerin hızlı düzelmesine yardımcı olur.

    Çinko eksikliği, asıl olarak yetersiz alım veya barsaktan emilim bozukluğu sebebi ile oluşur. Birçok yiyecek çinko açısından zengindir (kırmızı et, kepekli un, peynir). Düzenli beslenen kişilerde eksiklik nadir görülür.

    Çinko bakır gibi demir metabolizmasını bozmasının yanında, kan hücrelerinin yapımını da etkileyerek anemiye sebep olur. Anemi demir eksikliğine benzer. Tedavi çinko içeren ilaçlarla eksikliğin düzeltilmesi şeklindedir.

    VİTAMİN EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİLER

    Vitaminler, vücudun gelişme, büyüme metabolizma gibi temel işlevlerinde gerekli olan organik bileşiklerdir. Çok küçük dozlarda alımı yeterlidir ama vücutta üretilemediğinden belirli miktarlarda alınması gereklidir. Bir vitamin bir çok fonksiyonda yardımcı olabilir. Bu sebeple eksikliklerinde çok değişik belirtiler görülebilir. Vitaminler 2 grupta incelenebilir: 1.Suda çözülenler,

    Yağda çözülenler.

    Yağda çözülen vitaminler vücutta –özellikle karaciğer- depolanırken, suda çözülenler B12 vitamini dışında vücutta depolanmaz.

    A VİTAMİNİ

    A vitamini özellikle karoten içeren kırmızı- turuncu renkli meyvelerde çok bulunur. Hayvanlar A vitaminini bitkilerden alır ve karaciğerde depolar. Bu yüzden karaciğerde bol bulunur. Balık yağı ve anne sütü de A vitamininden zengindir. A vitamini özellikle görme işlevi için önemlidir. Bu nedenle eksikliğinde ilk görülen belirti görme keskinliğinde azalma ve gece körlüğüdür. Görme işlevi dışında derinin ve mukozanın yenilenmesi, büyüme, bağışıklık sisteminin gelişimi, kemik gelişimi üzerine de önemli etkileri vardır. Günlük ihtiyaç çocukluk çağında yaşla beraber artış gösterir. 0-8 yaş arası ihtiyaç 400-500 mikrogram iken 8-18 yaş arası bu değer 600-900 mikrograma çıkar.

    Vitamin A eksikliği ile anemi arasında direk ilişki olduğu görülmüştür. Eksikliğinde kemik iliği dokusunun azaldığı, hemoglobin düzeyinin düştüğü gösterilmiştir. Dalakta demir birikimi oluşmuştur. Eksikliği düzeltiğinde ise bu bozukluklar düzelir.

    B VİTAMİNİ

    B vitamini aslında tek bir vitamin olmayıp bir çok vitaminden oluşan bir gruptur. B vitaminleri önemli metabolik işlevlerde rol oynarlar ve eksikliklerinde anemi dışında ciddi nörolojik, kardiyak ve metabolik problemler ortaya çıkar.

    -B1 (TİAMİN)

    B1 vitamini karbonhidrat metabolizmasında önemli roller oynar. Kırmızı et, karaciğer, kepekli un ve anne sütünde bol bulunur. Pişirme ile kolayca aktivitesini kaybeder. Eksikliği nadir görülür. Eksikliğinde nörolojik ve kardiyak şikayetlerin görüldüğü Beriberi hastalığına neden olur. Anemi genellikle diğer belirtilere göre daha arka planda kalır.

    -B2 (RİBOFLAVİN)

    B2 vitamini hücre içi enerji üretimi ve büyüme üzerine önemli işlevlere sahiptir. Birçok temel gıda maddesinde bol miktarda bulunur. Süt, ekmek , buğday ürünleri, yumurta, et, yeşil sebzeler önemli B2 vitamini kaynağıdır. B2 vitamini ısıya ve pişirmeye dayanıklıdır ama ışığa dayanıksızdır. Anemi oluşabilmesi için uzun süre eksikliğin devam etmesi gerekir. Ciddi beslenme eksiklikleri dışında nadir görülür.

    -B6( NİASİN)

    B6 vitamini birçok önemli metabolik işlevlerde rol oynadığı gibi hücre içi enerji üretiminde de önemlidir. Et, balık , kepekli un ve ekmekte bol bulunur. Süt ve yumurtada az bulunur. B6 vitamini eksikliği hemoglobin yapımını etkiler ve anemiye yol açar. Vitamin tedavisi ile bu etkiler geriye dönüşlüdür. Ayrıca demir eksikliği tedavisinde tedaviye demirin yanına B6 vitamini eklemenin düzelmeyi hızlandırdığı görülmüştür.

    -B12 (KOBALAMİN)

    B12 vitamini karbonhidrat ve yağ metabolizmasında önemli işlevleri olan bir vitamindir. Ayrıca DNA sentezinde folik asit ile birlikte işlev görür. Bitkisel yiyeceklerde bulunmaz. En iyi kaynak kırmızı et ve yumurtadır. Eksikliği hayvansal gıdadan fakir beslenen veya barsak hastalığı olanlarda görülür. Eksikliğinde DNA yapımı bozulur ve makrositik (büyük hücreli) anemiye sebep olur. Folik asit eksikliğinden sonra makrositik aneminin en önemli sebebidir. Tedavide aylık depo enjeksiyon olarak kas içine uygulanabilir.

    -FOLİK ASİT

    Protein metabolizması, DNA biosentezi gibi çok önemli işlevleri olan folik asit, yeşil yapraklı sebzelerde bol bulunur. Hamilelik ve çocukluk dönemindeki metabolizmanın hızlandığı durumlarda ihtiyaç artar ve yeterli alıma rağmen eksiklik görülebilir. Eksikliğinde anemiye neden olur. Bozulan DNA sentezi sebebi ile eritrositlerin gelişimi bozulur ve hemoglobin içeriği azalır. Oluşan normale göre büyük eritrositlerin ömrü daha kısadır. Teşhisi kan sayımında MCV yüksekliği ve hemoglobin düşüklüğü ve folik asit düzeyi düşüklüğü ile konulur.

    C VİTAMİNİ (ASKORBİK ASİT)

    Birçok yiyecek grubunda (meyveler, yeşil sebzeler, et…) bol olarak bulunan C vitamini farklı tiplerde kansızlığa neden olabilir. Ancak doğrudan anemi yapıp yapmadığı tam olarak bilinmemektedir. C vitamini demir ve folik asit metabolizmasında rol oynar ve eksikliğinde demirin emilimi ve kanda taşınması bozulur. Ayrıca C vitamini eksikliğinde küçük damarlarda oluşan çatlamalar ve küçük kanamalar anemiye katkıda bulunur. Diş eti kanamasının en sık nedenlerinden biridir. C vitamini eritrositler için önemli bir antioksidandır. Eksikliğinde eritrosit ömrü azalır ve anemiyi artırır. Tüm bu etkilerinden dolayı kan tablosu çok değişken olabilir. Teşhis kan değerlerinin yanında cilt bulguları (küçük kanamalar) ve klinik ile konulur ve kan C vitamini düzeyi ile kesinleştirilir.

    E VİTAMİNİ (TOKOFEROL)

    E vitamini yağda çözünen bir vitamin olup güçlü bir antioksidandır. İşlevi vücuttaki oksidasyonları önlemek ve hücre zarını serbest oksijen radikallerine karşı korumaktır. Eksikliği özellikle barsakta yağ emilimini bozan hastalıklarda, prematüre ve küçük doğum ağırlıklı bebeklerde görülebilir. Eksikliğinde eritrositlerde serbest oksijen radikallerine bağlı yıkım oluşur ve sonrasında anemi gelişir. Yeşil yapraklı sebzeler, fındık ve bitki tohumlarında bulunur. E vitamini eksikliğinde kullanmak üzere ilaç şeklinde de bulunur.

  • Çocuklarda Anneye Bağlanma ve Bağlanma Problemleri

    Çocuklarda Anneye Bağlanma ve Bağlanma Problemleri

    Biliyoruz ki bazı çocuklar bebeklikten itibaren kimi nesnelerle bağ kuruyor. Onlardan ayrı uyumama, yemek yememe, dışarıya çıkmama gibi tavırlar sergiliyorlar. Misal, bazı çocuklar annesinin tülbenti olmadan, onun kokusunu hissetmeden uyuyamıyordu. Bulamazlarsa saatlerce ağlıyordu. Pek çoğumuzun çevresinde benzer örnekleri görebiliyoruz. Peki bu davranışların sebebi nedir ve ne kadar olağan bir durumdur?

    Bebekler, ilk iletişimini anneleri ile kuruyorlar. Annenin çocuğu emzirmesi, kuçağına alması, altını temizlemesi, uyutması vb. faaliyetler sırasında anneyle çocuk arasında etkileşme ve bağlanma oluşuyor. Bu bağlanma temelde üçe ayrılır.

    Güvenli bağlanma: Bakıcı (anne) çocuğunun yanındayken çocuk rahattır ve etrafını keşfetmeye devam eder. Bakıcı yokken huzursuzdur ve ağlar. Bu bağlanma tarzına sahip bireyler, hem kendilerin hem de başkalarını olumlu görme eğilimindedirler. Yakın ilişkilere değer verirler, bu tür ilişkileri başlatmakta ve sürdürmekte başarılıdırlar.

    Kararsız/kaygılı bağlanma: Bakıcının uyarılarına ve mevcudiyetine aşırı ve tutarsız yanıtlar geliştirirler. Bu tarzda bağlanma gösterenler bakıcıya karşı kızgınlık duyarlar ve rahat keşif yapamazlar.

    Kaygılı/kaçınmacı bağlanma: Bu çocuklar bakıcıyla temas kurmaktan kaçınırlar ve dikkatlerini eşyalara, oyuncaklara yöneltirler. Bakıcı ortamda olmadığında ağlamazlar ve oyuna devam ederler.

    Bağlanma molelindeki bu farklılıklar karakter özellikleri ve ileride kurulacak iletişimde belirleyici rol oynar.

    Daha sonra etrafını keşfetmeye başlayan çocuklar eşyalarla (oyuncak) temas sağlarlar. Bu temas sırasında çocuklar; ilk önce eşyanın çıkardığı sese ve kokusuna göre bu eşyaları tanırlar ve bağlanırlar. Daha sonra eşyaların rengi, şekli, yumuşaklığı, boyutu vs. göre seçicilik gelişir.
     

    Dolayısıyla çocukların bakıcı ve eşyalarla kurduğu bu bağlanma yaşamlarının her bölümünde etkili olmaktadır. Bağlanmanın şekli ve süresi karakteristik farklılıklar gösterse de hemen her çocukta bağlanma olmaktadır. Bağlanma geliştikten bir süre sonra da çocuklarda alışkanlığa dönüşebilmektedir.

    Çocukların bağlandığı figürler farklılıklar gösterebiliyor. Bu farklılık çocuğun bakıcısı, çevresi, yaşam deneyimleri ve çocuğun yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Örneğin annesiyle kaygılı yapıda bağlanma kuran çocuklarda geceleri annesine temas sağlayarak (saçını tutarak, elini tutarak) uyuma paterni geliştirirler. Bir başka örnek yeni alınmış, sürekli oynanan veya örnek alınan hayali kahramanların oyuncaklarıyla uyumak okul öncesi yaşlarda sık görülmektedir. Seçilen örneklerin farklılıkları rengine kokusuna yumuşaklılıkları ve sürekli maruziyetlerinden kaynaklanmaktadır.

    Bazen çok ileri yaşlara kadar devam edebiliyor bu bağlılık. Ve özellikle annenin sosyal yaşantısını olumsuz etkiliyor. Peki ailelerin, çocuğun bu bağımlığı karşısındaki tutumu ne olmalı?

    Aşırı bağlanma gösteren çocuklarda ileri yaşlarda özgüven eksikllikleri, ayrılık anksiyetesi, okul reddi, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, özgül fobiler gibi çeşitli sorunlar görülebilmektedir. Özellikle bakıcıyla (anne) patolojik bağlanma paterni gösteren çocuklarda yukarıda bahsedilen problemler sık görülmektedir. Buna ilaveten yapılan çalışmalarda okul öncesi dönemde bakıcı ve eşyalara aşırı bağlanma davranışı gösteren çocuklarda ileriki yaşantılarda alkol ve uyuşturucu madde kullanma riskinde artış görülmüştür. Ayrıca bu çocukların ileride aile yaşantılarında problemlerle karşılaşma oranı da yüksektir. Bütün bunlar göze alınarak çocuklarda küçük yaşlardan itibaren sağlıklı bağlanma geliştirmesi için çaba sarfetmek gerekiyor.

    Bu sebeple bakıcıya veya eşyalara (oyuncak) aşırı bağlanma engellenmelidir. Bu doğrultuda 3-4 yaşlarından itibaren çocukların çevresiyle daha çok iletişim kurması, yeni şeyler keşfetmesi ve hayatına yeni renkler katması sağlanmalıdır. Örneğin kulandığı eşyaları değiştirmek veya farklılaştırmak, annenin haricinde diğer insanlarla (özellikle yaşıtlarıyla) vakit geçirmesini sağlamak faydalı olabilmektedir.

    Eğer bu alışkanlıklar ileri yaşlara kadar devam ediyorsa ve çocuğun veya ailenin hayatında olunsuzluğa neden oluyorsa mutlaka bir uzmana danışılmalı ve yardım alınmalıdır.

  • Bebeklerde alerji

    Aranıza gelirken, evinize bir neşe, canlılık, hareket ve mutluluğu da birlikte getirdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Dünya daha güzel, renkler daha canlı müzik daha dinlendirici. Hepsinin nedeni o. Bir gülümsemesi ile bütün uykusuz geceleri, yorgunlukları unutturan bebeğiniz. Mümkün olsa, kuşun kanadındaki rüzgardan koruyacağınız bebeğiniz. Her şey iyi, güzel gidiyor. Mutlu mutlu emziriyor, bakıyor, seviyorsunuz. Ama birgün bir bakıyorsunuz ki yanaklar kızarmış. Hatta pul pul kabuklanmaya, kaşınmaya başlıyor. Bebeğiniz yüzünü yastığa sürtmeye çalışıyor. Banyoya sokmak için soyarken; minicik elleri rastgele gövdesini kaşıyor, yırtıp kanatıyor. Bu kızarıklıklar belki de boynuna, ellerine-kollarına, bacaklarına da giderek yayılıyor. Hiç istemediğiniz bir misafir kapıyı çaldı! Hemen doktoruna koşuyorsunuz; bunların allerji olduğunu söylüyor. Bu haber sizi sonsuz üzüntülere sokuyor.

    Durun! Bu kadar korkmayın; çaresi var!

    Bebeklik döneminde sık karşılaşılan allerjik deri döküntülerinden “egzema”, tıbbi adıyla da “ atopik dermatit”ten söz ediyorum.

    Egzema, bazen şiddetle başlar, bazen yavaş yavaş başlayan kaşıntılı kızarıklıklar giderek artar. Çoğu zaman da önemsenmez, nasıl olsa geçer diye beklenir. Veya bir akrabanın tavsiyesi ile alınan krem sürülerek geçici iyileşme beklentileri yaşanır. Bebek soyulduğunda her defasında elleriyle karnını kaşımaya çalışıyorsa, bu egzemanın ilk belirtisi olabilir. Ardından kırmızı, kaşıntılı, ilerledikçe üzeri pul pul kabuk gibi sertleşmeye, bazen deri çatlayıp, sürtünmenin de etkisiyle sızıntı kanamalara bile neden olabilir. Tipik dağılımı; bebeklerde yanaklar, boyun, kulak arkası, eller, bilekler olabilir. Bazen de “para para” gibi diye nitelendirilen farklı yerlerde yuvarlak, keskin kenarlı döküntüler şeklinde görülebilir. Bebek büyüdükçe diz arkası, kolun dirsek ön taraf katlantı yeri gibi bölgelerde yoğunlaşabilir. Ailede; anne baba, kardeşler veya yakın akrabalarda astım, saman nezlesi gibi bir allerjik hastalık öyküsü varsa; bunun da allerjik egzema olma ihtimali artar. Bebeklikte en önemli olan; bu cilte lezyonlarının besin allerjisi nedenli olmasıdır. Sade anne sütü alan bebeklerde bile annenin yediği besinlerin, anne sütü aracılığı ile bebeğe geçip, allerji yapma riski vardır. En sık nedenlerden birisi de inek sütü allerjisidir. Direkt inek sütü vermek gerekmez; hazır mama ile de olabilir. Veya bir başka gıda olabilir. Öncelikle tanının doğru konması, nedenlerin araştırılması gerekir. Hemen bir Çocuk allerji uzmanına başvurmak ilk adım olmalıdır. Araştırılmadan, sadece tahmine dayanarak bebeğe bazı gıdaların yasaklanması, bebeğin normal büyüme ve gelişmesini engelleyebilir, çok tehlikeli bir yaklaşımdır.

    Altta yatan neden ne olursa olsun; anne sütü asla kesilmemelidir. Tam tersine daha uzun süre verilmelidir. Araştırma sonucu gerekirse anneye yapılacak basit tedavilerle bebek de rahatlayacaktır.

    Bazen çok şiddetli olmayan deri döküntüleri ihmal edilir. Oysa bunlar, ilerde ortaya çıkacak bir “astım” veya “allerjik bronşit”in ön habercileri olabilir. İhmal edilmeden araştırmalı, uygun tedavi verilmelidir. Tedavide genelleme yapılmaz. Her bebeğin tedavisi farklıdır. Önemli olan erken teşhis, doğru yaklaşımdır.

    Bebeğinize ve size sağlıklı günler dilerim.

  • Çocuklara Alışkanlık Kazandırma

    Çocuklara Alışkanlık Kazandırma

    Alışkanlık kazandırma sürecinde atılan adımlar nasıl olmalı?

    Çocuklarda alışkanlık kazanma taklide dayanır. Çocuk için en önemli taklit figürleri, anne-babadır. Bu sebeple anne-babaların davranışları çocuk tarafından en çok taklit edilen davranışlardır. Anne-babanın sık yaptığı davranışların çocuklar tarafından alışkanlık haline gelmesi olağandır. 

    Alışkanlıklar kazandırmak için en önemli yol, bu alışkanlıkların anne-baba tarafından yapılması ve devamlı olmasıdır. Bir diğer önemli bir husus da çocuğun bu alışkanlıkları yapabilme becerisine sahip olmasıdır. Ayrıca bu alışkanlıkların çocuğa sağlayacağı faydaları ve hayatına katacağı güzellikler de çocuğun anlayacağı şekilde anlatılmalıdır. Ayrıca bu alışkanlıklar o toplumda ve kültürde de yer edinmiş olmalıdır. Aksi halde bir süre sonra çocuklar bu alışkanlıkları sorgulamaya ve alternatifler üretmeye başlayabilir.

    Kitap okumayan bir çocuğa ne yapmalı?

    Kitap okuma alışkanlığı anne-babanın çocuğa daha küçük yaşlardan itibaren hikaye okumasıyla başlar, daha sonra çocukların resimli hikaye kitaplarından nesne ve kavramları öğrenmesiyle devam eder ve çocukların okumayı öğrendikten sonra bilgi kaynağı olarak kitabı kullanmalarıyla sonlanır. Kitap okuma konusunda kesinlikle zorlama olmamalı. Düzenli ve çocuğun sevebileceği konularda kitap okunması sağlanmalıdır. Anne-babaların çocuklarıyla beraber kitap okumak için bir zaman ayarlamaları faydalı olabilir. Yine evde kütüphane veya kitap dolabının olması çocukları kitap okuma konusunda heveslendirebilir. Kitap okunduktan sonra çocukların kitaptan öğrendikleri ve bunu hayatlarına nasıl yansıtabilecekleri sorgulanır. Ayrıca kitap okuduğu için çocuklar sevdiği şeylerle ödüllendirilir. Buna rağmen bazı çocuklar okumayı sevmiyorlarsa ve zorlanıyorsa bu çocuklarda okuma güçlüğü (disleksi) olabilir. Okuma güçlükleri genellikle çocuğun okuma eğitimi tamamlamasına rağmen okuma hızının yavaş olması, harfleri karıştırması ve kelimeleri bir kısmını uydurma veya yutmasıyla seyreden bozukluktur. Bu çocukların zekasında problem olmamakla beraber öğrenme şekilleri ve hafıza becerilerinde problem bulunmaktadır. Bu çocukların beyinleri görsel ve işitsel verileri farklı kodladığı için öğrenme de farklı olmaktadır. Yine dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda çabuk sıkıldıkları ve odaklanma problemleri yaşadıkları için sıklıkla okuma alışkanlığı kazanmakta zorlanırlar. Kitap okumanın ders çalışmaktan ayrı tutulması gerekiyor. Çünkü ders çalışmak bir sorumluluk, görev ise kitap okuma bir hobi veya faaliyet olarak değerlendirilir. Ayrıca ders çalışmak hayatın belli dönemlerinde gerekli iken kitap hayat boyu faydalı ve gereklidir.

  • Bahar ve alerji

    Alerjik nezle, yaklaşık %20 oranında görülen bir hastalıktır. Yani her 5 çocuktan biri alerjik nezle, göz nezlesi hastasıdır. Alerjik astım da % 10-15 civarında görülmektedir. Alerjik hastalıklar alevlenme- yatışmalar şeklinde seyreder. Bahar ayları bu hastalıkların en çok şiddetlendiği dönemdir; alevlenme dönemi bu mevsimde en sık yaşanır.

    *Bahar aylarında allerjik reaksiyonlar hangi nedenlerle artış gösterir?

    Alerjik hastalıkların alevlenmesinde alerjenlerle karşılaşma en önemli tetikleyicidir. Çocukların alerjik hastalıklarında polen alerjisi çok etkilidir. Bahar aylarında bitkilerin polenlerinin ortama dağılması, hava güzel olduğu için açık hava aktivitelerinin artışı nedeniyle de bu alerjenlerle karşılaşma riskini artırır; alerjik hastalıklar alevlenir. Belirtiler şiddetlenir.

    *Bu mevsimde çocuklarda görülen allerjik rahatsızlıklar nelerdir ve çok kısaca hangi tür belirtiler içerir?

    -Allerjik nezle (saman nezlesi): Aksırık, burun akıntısı- tıkanması, burun kaşıntısı, genizde kaşıntı, gıcıklanma. Karşılaşılan alerjeni yok etmek amacı ile vücuttaki hücrelerden salgılanan kimyasal maddelerin oluşturduğu belirtilerdir. En çok bilineni histamindir. Zaten bu şikayetlerde kullanılan ilaç genellikle anti-histamin ilaçlardır.

    -Göz nezlesi: Burunda olan belirtilerin gözde olması. Kızarma, kaşınma, sulanma, hatta şişme.

    -Astım: Öksürük, hırıltı, nefes darlığı ile giden astım atağı yapar. Polen alerjisi olanda kıra, pikniğe gidince atak gelişebilir.

    -Cilt alerjisi: Alerjenlerle temas sonucu kaşıntı, kızarma, şişme gibi deri şikayetleri oluşur.

    *Bu belirtilerin en yoğunlaştığı ay hangisidir?

    Mevsimsel özelliklere göre değişir. Isının ve yağışın durumuna göre bitkilerin tozlaşma dönemi değişebilir. Genellikle Nisan-Mayıs ayları, Haziran ayının ilk yarısı en yoüğun aylardır. Tam tozlaşma döneminde kuru ve rüzgarlı havalarda, polenler çok uzaklara; 100 km. kadar uzaklara bile gidebilir. Tabii ki polenlerin en yoğun olduğu kıra, pikniğe, ormana gidince şikayetler artar.

    *Astım hastalığının bahar aylarıyla bir ilişkisi var mıdır?

    Polen alerjisi olan astımlılarda bahar aylarında astım atakları ve şikayetleri artar.

    *Tedavisi yapılmayan allerji ne gibi zararlı sonuçlara yol açar?

    Tedavisi yapılmayan alerjik hastalıklar, giderek daha ağırlaşır, yaşam kalitesini düşürür. Hatta hastalar evden çıkmamaya başlar. Ayrıca alerjik hastalıklar aktifken enfeksiyon hastalıklarına yakalanmayı da kolaylaştırır. Tedavi edilmeyen alerjik bir hastalık, diğer alerjik hastalıkları davet eder. Örneğin; alerjik nezlesi olan bir kişi tedavi olmazsa, astım olma riski çok artar.

    *Anne babaların çocuklarını korumaya yönelik alabilecekleri önlemler nelerdir?

    Anne – babaya düşen görevler:

    -Çocukların şikayetlerini geçiştirmeyip doktora götürmek, tanı konmasını sağlamak

    -Allerjik hastalıkların doğru tedavisine ulaşmak

    -Tedavinin doğru uygulanmasını sağlamak, denetlemek

    -İlaçlarını doğru doz ve şekilde kullandırmak

    -Baharda polenlerden mümkün olduğunca korumak;

    *Çocuk okula gidecek,

    *Teneffüse çıkacak

    *Beden eğitimi dersine girecek

    *Ekstra polenle karşılaşma riski azaltılacak: Polen yaygın olan dönemde hafta sonu kır- piknik gibi ortamlara girmeyecek, arkadaşlarla kampa gitmeyecek (hastalanması halinde uygun tedaviye ulaşmak riskli olabilir)

  • HİPNOZA DAİR MERAK EDİLENLER

    HİPNOZA DAİR MERAK EDİLENLER

    Hipnoz Nedir?
    Hipnoz, bakışla, sözle veya bazı yardımcı nesneler kullanılarak, telkin ile oluşturulan özel bir bilinç
    hâlidir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.)
    uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler,
    anlar ve gönüllü katılımla uygular.

    Hipnoterapi Nedir?
    Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

    Hipnoz bir uyku mudur?
    Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir. Dışarıdan bakıldığında, hipnozdaki kişi sanki derin ve huzurlu bir
    uykudaymış gibi görünür. Aynı yanlış gözlemi yapan İskoç Doktor James Braid 1840 yılında bu trans
    hâline, Eski Yunan’daki uyku tanrısı Hypnosis’tenesinlenerek hipnoz adını vermiştir. Çok kısa bir süre
    sonra bizzat Dr. Braid bu trans hâlinin uyku olmadığını fark etmiş ve hipnoz adının uygun olmadığını
    açıklamış olmasına karşın, bu yerleşmiş olduğu için hipnoz adının kullanımı devam edegelmiştir.

    Bir kişi, isteği dışında zorla ya da farkında olmaksızın hipnoza sokulabilir mi?
    Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir.
    Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı
    telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine
    söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez.

    Hipnozdaki kişi hipnoz yapanın tüm söylediklerini olduğu gibi kabul eder ve aynen uygular mı?

    Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi
    duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise
    kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar.

    Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı?
    Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel
    bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde
    işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara
    yanıtlar verir.

    Hipnozdan “uyanamamak” mümkün müdür?
    Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda
    kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar.

    Hipnoz nasıl oluşur? Hipnoza girmenin temel koşulları nelerdir?
    Hipnozun oluşmasında üç temel unsur vardır: Gönüllülük, konsantrasyon ve hayal gücü. Hipnoza
    başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi,
    hekimin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır.

    Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir
    kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması
    zorunludur. Veya bir başka deyişle isteksiz, gönülsüz olanlar ya da konsantrasyonu ve hayal gücü
    yetersiz olanlar hipnoza giremezler.

    Hipnozla geçmiş hayatlara veya geleceğe gitmek mümkün müdür?

    Kesinlikle hayır! Maâlesef en çok kötüye kullanılan sahalardan biri de budur. Belki kişinin kendi
    hayatındaki bazı bilinçdışına bastırılmış rahatsızlık verici hatıraları ortaya çıkarmakta kullanılabilirse de,
    bu çok özel ve kesinlikle uzmanlarca uygulanabilecek bir tekniktir. Önceki hayatlara ve hele geleceğe
    gitmek mümkün olsaydı, herkes Toto, Loto, Altılı Ganyan ve aklınıza gelebilecek her şeyi görüp zamanın
    akışını değiştirirdi! Böyle vaatlerle yaklaşan birin kesinlikle şarlatan veya kendisi psikiyatrik hasta olan
    birisi olduğunu düşünebilirsiniz.

  • Anne sütü ve emzirmeye ait pratik bilgiler

    Anne sütünün içeriği

    Anne sütü, gebeliğin 6-7. aylarında yapılmaya başlar. Bebek doğana kadar salgılanan süt miktarı azdır. Bebek doğduktan sonra süt yapımı da artar.

    Anne sütü, bebek için en uygun bileşimlerdedir. İçeriği sabit olmayıp, bebeğin ihtiyaçlarına göre değişiklik gösterir. Temel olarak protein, yağ, karbonhidrat ve su’dan oluşur. İçinde, vitaminler, kalsiyum gibi elementler, çeşitli enzimler ve bebeği hastalıklardan koruyacak olan bağışıklık proteinleri de içerir. Büyüme ve gelişmeyi etkileyen hormonları da içerir. Anne sütünde, 20’den fazla aktif enzim tanımlanmıştır. İlk 5 gün salgılanan süt; “kolostrum” veya “ağız” denen özel yapıda bir süttür. Yağı az, sodyum, potasyum, çinko ve bebeği mikroplardan koruyan antikorlardan zengindir. Kolostrumda yağ oranı % 2, daha sonra giderek artar ve 15. gün civarında % 3.5-4 grama ulaşarak sabit kalır. Sütün içindeki yağ oranı, beslenme sırasında da değişiklik gösterir. Başta daha az, emzirme sonuna doğru doygunluk hissi verip bebeğin memeyi bırakması için daha yağlı bir kıvam alır. Anne sütündeki enerjinin yarısı yağlardan karşılanır.

    Anne sütündeki protein oranı; başlangıçta litrede 15 gram civarında; olgun sütte 8-9 gram civarındadır. Anne sütündeki protein miktarı, inek sütünden daha düşüktür. Ancak yararlanım düzeyi daha yüksektir, bebeğin ihtiyacını tamamen karşılar. Ayrıca, böbreklere de gereksiz protein yükü bindirmemiş olur.

    Anne sütündeki karbonhidrat, esas olarak laktoz (süt şekeri)dur. Litrede 70 gram civarında laktoz bulunur.

    Vitamin içeriği, annenin beslenmesinden ve aldığı vitaminlerden etkilenir. Genel olarak sağlıklı bir annenin sütünde, K ve D vitamini dışındaki vitaminler yeterlidir.

    Sütün %80’den fazlasını oluşturan su ise, bebeğin tüm su ihtiyacını karşılar.

    Anne sütünün bebeğe faydaları

    Anne sütü, bebeğin tüm ihtiyaçlarına cevap verir. Özellikle ilk 4-6 ay, başka hiçbir gıda almaksızın, her türlü ihtiyacı karşılar. Bebeğin su ihtiyacını karşılar. Büyüme gelişmesi için gereken proteinini, enerjisini karşılar. Anne sütündeki yağlar, enerjiyi karşılamanın yanı sıra, gözün retina tabakası ve beyin gelişimi için de gereklidir. Anne sütünde; hazır mamalarda olması mümkün olamayan ve bebeği çeşitli mikroorganizmalardan koruyan biyoaktif maddeler, bağışıklık sistemini düzenleyen faktörler, büyüme ve gelişmeyi etkileyen hormon ve büyüme faktörlerini de bulundurur. Enzimlerden biri olan laktoferrin, demiri bağlayarak mikropların kullanmasını ve üremesini engeller. Kazein, ve bazı başka enzimler de mikropların bebeğin barsağına tutunmasını engeller. Özellikle sindirim ve solunum sistemi başta olmak üzere, çok sayıda organın büyüme ve gelişmesini düzenler.

    Bebeğe ne zamana kadar süt verilmeli?

    Anne sütü, ilk 6 ay bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılar. Bu süre zarfında bebeğe sadece anne sütü ve D vitamini verilmelidir. Bundan sonra ise bazı eksikliklerin oluşmaması için, ek gıdalara başlanmalıdır. Anne sütüne ilave ek gıdalara 4 aydan önce başlanmamalıdır. Ek besinlerle birlikte anne sütü, 1 yaşına kadar verilmelidir. Tercihan 2 yaşına kadar da devam edilebilir. Ancak bebek, alması gereken ek gıdaları almayıp sadece anne sütüne devam ederse, 1 yaşından sonraki dönemde bazı eksiklikler ortaya çıkabilir. Bu durumda anne sütünün verilmemesi de söz konusu olabilir.

    Katı besinlere erken başlanırsa, anne sütü alımını kısıtlar, büyümesi olumsuz etkilenir. Ek gıdalara erken başlamakla besin alerjisi riski de artmaktadır. 4. aydan önce verilen ek gıdalar, ishal, kabızlık, gaz gibi mide barsak sistemi sorunlarına yol açabilir.

    Emzirirken bebek nasıl tutulmalı?

    -Anne, rahat bir pozisyonda oturmalı ve kendini rahat hissetmelidir.

    -Bebeğin başı ve vücudu düz bir hat üzerinde olmalı, yüzü memeye doğru, burnu da meme ucunun tam karşısında olmalıdır.

    -Anne ve bebeğin vücudu çok yakın bulunmalı, bebek sadece baş ve omuzlarından değil, kalçasından da desteklenmelidir.

    -Bebek, meme başının tüm renkli kısmını ağzına alacak şekilde ayarlanmalıdır. Sadece meme ucunu ağzına alması yanlıştır.

    -Mutlaka gerekmedikçe emzirme sırasında anne veya bebeğe müdahale edip rahatsız edilmemelidir.

    -Bebeğin başı memeye doğru itilmemelidir. İtilirse, bebek başını daha da geriye atarak huzursuz olur.

    -Anne, memeyi eli ile alttan desteklemelidir.

    -Parmaklarla meme hafifçe sıkılmalı, bebeğin burnunu tıkamamalıdır.

    -Emzirme sırasında bebeğin pozisyonu ara ara rahatsız etmeden değiştirilmeli, memenin farklı noktalarına da basınç uygulanması sağlanmalıdır.

    -Sezeryan doğumlarından sonra oturarak emzirmek zor olabilir. Bu durumlarda yan yatarak emzirmek de mümkündür.

    Anne sütü nasıl saklanmalı?

    Böyle bir uygulama ne kadar yararlı?

    Özellikle çalışan anneler için süt saklanması gerekebilir. Ancak bebeğin emzirme saatleri ayarlanmalı, anne işe gitmeden hemen önce bebeğini direkt memeden emzirmelidir. Ancak işyerinde de uygun koşullarda el veya pompa aracılığı ile süt sağılıp, steril kaplarda saklanabilir. Anne sütündeki enzimlerden dolayı, 6 saat kadar süre oda ısısında bile bekleyebilir; mikrop üremez. Buzdolabında da 24-48 saat bekletilebilir. Bu süt, verileceği zaman benmari usulü ile ısıtılıp, kapla, biberonla veya kaşıkla verilebilir. Özel süt toplama torbaları da satılmaktadır. Steril bu torbalara sağılan anne sütü, derin dondurucuda 6 ay kadar saklanabilir. Saklanan süt ısıtılıp bebeğe verildikten sonra artanı atılmalı, tekrar dondurulmamalıdır. Ancak unutmamak gerekir ki; anne sütü, canlı bir maddedir. İçeriği bebeğin ihtiyaçlarına göre değişmektedir. Şimdi sağılıp saklanan sütün içeriği, 6 ay sonra bebeğin ihtiyacına uygun değildir. Bu nedenle uzun süreli saklamalar önerilmez. Annenin süt üretimi, psikolojik ve sosyal şartlardan çok etkilenir. Annenin bebeğine süt verememe vicdan azabı, sütün kesilmesine neden olabilir. Bu nedenle de çalışan anneleri, emzirme saatlerini evde bulunduğu dönemde, gecede artırmaya yönlendirmek daha uygun olur. Ancak, işyerinde sağılarak bebeğine süt getiriyor olması, anneyi kendisi yokken de bebeğinin doğru beslendiği için huzurlu kılacaktır. Bu nedenle de süt sağılıp saklanması doğru ve uygun bir yaklaşımdır.

  • Çocuk Resim Testi Tahlili

    Çocuk Resim Testi Tahlili

    Çocuklardan resim çizmesini istediğimiz zamanlarda hemen hemen çoğunun çizdiği resimlerde evler,
    ağaçlar, bulutlar, kuşlar olması doğada aklın ve duyguların evrenselliğini bizlere sunar. Çocuklar bize
    sözel ve sözel olmayan birçok mesaj verirler. Resim testleri çocukların deneyimleri ve hayata bakış
    açısını, gizli duygularını yansıtan bilinçaltı mesajların somutlaştırılıp daha anlaşılabilir ve çözümlenebilir
    olduğu projektif testlerden biridir.
    Çocukların yaptığı resimler değerlendirilirken öncelikle dikkat edilmesi gereken çocuğun hangi gelişim
    döneminde olduğudur. Çünkü bizi korkutan bir figür, gelişimine göre oldukça normal bir karalama dahi
    olabilir. Boya kalemlerini ve kağıtları çocuğunuza verin, duygularını ve düşüncelerini rahatça ifade etmesi
    açısından onaylayıcı, tasdik edici mesajlarla dünya ile ve kendisi ile ilgili görüşlerini daha iyi anlayın.

    Karalama Evresi (2-4 Yaş)
    Bu dönemde çocuğun küçük kas gelişimi yavaş yavaş gelişmeye başladığından tamamen rastlantısal
    karalamalar yapacak ve bunlar bir anlam ifade etmeyecektir.Ancak çocuk 3 – 4 yaşlarına geldiğinde tek
    sıra halinde çizgiler, halkalar yapmaya başlayabilir.

    Şema Öncesi Dönem (4-7 Yaş)
    Artık çevresindeki insanlarla özdeşim kurmaya başlayan çocuk karalamalarını insan figürüne
    dönüştürmeye başlar.5 yaşlarındaki bir çocuk organların büyüklüğünü farklı ifade edebilir.6 yaşlarına
    doğru gözden sonra kaş, bıyık gibi detayları çizmeye başlar ve resimlerine konu bulabilir.
    Bu dönemde çocuk önem verdiği objeleri diğerlerine oranla daha büyük ebatlarda çizebilir.

    Şematik Dönem (7-9 Yaş)
    Çevresi ve insanlar hakkında bir görüşe sahip olan çocuk kadın ve erkek rolleri kafasına göre
    betimleyebilir. Gökyüzünü ve yeri bir çizgi ile ayırarak kendisini ekosistemde şema olarak bir yer bulur.
    Düşünceleri daha somut ve resimler tıpkı çocuğun anlattığı gibi açık ve belirgindir.

    Gerçeklik Dönemi ( 9-12 Yaş)
    Sizin de bildiğiniz gibi vücudumuzdaki her organımız altın oranla birbirine oranlanmıştır. Bu dönemdeki
    çocukta yaptığı resimlerdeki ağacı insana, insanı eve, kaşı göze oranlayabilir.

    RESİM PARÇALARININ YORUMLANMASI

    İnsan: Çizdiği insan cinsi özdeşim kurduğu karakteri ya da rolü belirtir. Çizilen insan sayısı çevre ile
    etkileşimi, sosyal ya da asosyal olması konusunda bize ipuçları verir.
    Kafa: Kocaman kafası olan bir insan çizmesi çok çalışkan olmayı arzulayan bir çocuğu simgeler. Başarıyı
    arzuladığının habercisi olan bu büyük oranda çizilmiş kafa çocuğun kendisini yetersiz görmesi anlamına
    da gelebilir.
    Ağız: Ağız resim çizimlerinde iletişim faktörüdür. Anormal derecede küçük ya da büyük çizilmiş bir ağız
    çocuğun konuşma problemi olduğunu hiç çizilmemiş bir ağız ise iletişime kapalı olduğunu belirtir.
    Göz: Çok büyük çizilmiş gözler çizen bir çocuk oldukça meraklı olabilir.
    Dişler: Doğada birçok canlı avını dişleri ile parçalar. Çok belirgin çizilmiş dişler bilinçaltımızda şiddet ve

    saldırganlıktır.
    Ayak: Bilinçaltımızda ayak güven duygusunu simgeler. Çok küçük belirsiz çizilen ayaklar kendine
    yeterince güven duymayan bir çocuğu simgeleyebilir. Sağa dönük ayaklar çocukların geçmişe dönük
    olduğunu ve çocukluk yıllarında kalma isteğini belirtir. Sola dönük ayaklar ise çocuğun geleceğe dönük
    hedef belirlemesi olarak ifade edilebilir.
    Burun: Çok büyük çizilen bir burun cinsel kimlik gelişiminin ağırlık kazandığı dönemi simgeler.
    Kulaklar: Normalden büyük çizilen kulaklar çocuğun etrafı tarafından sürekli eleştirildiğini belirtir.
    Çevresindeki sürekli dinleme ihtiyacından kaynaklı bir yansımadır.
    Çene: Köşeli ve geniş çizilen çene; başkalarından destek bekleyen güven bekleyen bir çocuğu simgeler.
    Boyun: Hiç çizilmemiş bir boyun çocuğun öfke kontrol problemi olabileceğini gereğinden fazla uzun
    çizilmiş bir boyun ise çocuğun sürekli dürtülerini bastırdığını gösterir.
    Kollar: Ebeveynleri tarafından yeterince ilgi görmemiş çocuklar kolları hiç çizmeyebilir.
    Cinsel Organ: Bu resim testinin belki de en önemli noktasıdır. Cinsel istismar vakalarında oldukça sık
    kullanılan bir teknik olması bundandır. Çocuktan cinsel organları çizmesini beklemeyiz ancak çizerse bu
    anne – babasını çıplak görmüş olabileceği ya da başka bir akran kardeşinin cinsel objesini çıplak halde
    gördüğü anlamları taşır.
    Aile: Aile bireylerinin çiziliş sırası en çok özdeşim kurulan karakteri simgeler. Ayrıca çocukların en çok
    hangisi üzerinde silgi kullandığı ise bize karaktere verdiği önem derecesini belirtir.
    Çatı: Mutlu evlerin çatıları kırmızı, mutsuz evlerin çatıları genellikle siyah olur.
    Kardeş: Kardeşin çizilmediği resimlerde genelde o kardeşe karşı bir kıskançlık duygusu olduğu anlaşılır.
    Hayvan: Vahşi hayvanlar çizen çocuk, hatalarını ve huzursuzluğunu o hayvana benzeterek somutlaştırır.
    Çok vahşi bir hayvan bir günahı bir hatayı simgeler.

  • Ani bebek ölümü sendromu

    Bilinen hiçbir hastalığı yokken bebeğin yatağında ölü bulunması, aniden ölümüne ani bebek ölümü sendromu denir.

    Görülme sıklığı ile ilgili farklı rakamlar ve oranlar belirtilmekle birlikte kesin rakam vermek güçtür. Ancak her bebeğin risk taşıdığını söylemek doğru olur.

    En riskli dönem ilk 6 aydır

    Çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Tok karına yatırmak, oda ısısı, çok giydirmek veya giydirmemek vs. nedenler araştırılmış, hiçbirinden kesin sonuç alınamamıştır. Bugün için riski artırdığı kabul edilen etken; bebeğin yüzükoyun yatırılmasıdır. Yani yüzükoyun yatırılan bebeklerde daha fazla görüldüğü söylenmektedir. Bu nedenle de bebeklerin dönüşümlü olarak sağ yan- sol yan gibi yanlara yatırılması daha doğrudur.

    Yüzükoyun yatma sırasında kalbin normal çalışma ritminin olumsuz etkilendiği, sapından asılı gibi çalışmak zorunda kaldığı şeklinde bir açıklama olmakla birlikte; kesin ve net bilinen bir açıklaması yoktur.

    Bebeklerin, uyutulurken elini kolunu kullanması için kundak gibi sıkı bağlanmaması gerekir. Aşırı yedirip hemen yatırmak yerine, gazını çıkarıp, yatağın baş kısmı hafif yukarda lacak şekilde ve mutlaka yan yatırılması gerekir. Ayrıca kusarsa, kusmuğunun nefes borusuna kaçmaması için de uyuşturucu ilaç verilmemelidir.