Yazar: C8H

  • Çocukta Zeka

    Çocukta Zeka

    Çocuğum çok zeki diye sevinmeli miyim?

    Zeka başka bir adıyla zihin güçü zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyum sağlama ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Başka bir deyişle zeka, zihnin birçok yeteneğinin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan bir yetenekler birleşimidir. Zeka öğrenme, algılama, yargılama, hafıza, düşünme, çözümleme, sosyal iletişim gibi bir çok işlemlerde belirleyici rol almaktadır. Kelime anlamı Arapçada pırıltı, ateşin parlamasıdır.

    Zeka gelişimi bebeğin doğumu ile başlar ve hayatın ileriki dönemine kadar gelişir. Yaşamın ilk 4-5 yılı zeka gelişiminde önemli yere sahiptir. Zekanın belirleyicileri, genetik kalıtım (ırsiyet) ve çevresel faktörler olarak sıralanabilir. Çevresel faktörler içerisinde eğitim, arkadaş ortamı, yaşadığı yer vs. sayılabilir.

    Zeka, çocuk gelişiminde ve çevresiyle uyum içinde yaşamasında önemli role sahiptir. Akademik başarının sağlanmasıyla beraber sağlıklı insan ilişkilerinin kurulmasında da zekanın payı büyüktür.

    Zeka aynı zamanda insanın karşılaşacağı problemleri aşabilmesinde de başrol alır. Sağlıklı bir zekaya sahip insanların psikiyatrik hastalıklara yakalanma riski düşük, yakalanan insanlarda hastalıktan kurtulma oranı ise yüksek bulunmuştur.

    Zeka değerlendirmesi klinik gözlem ve zeka testleriyle yapılmaktadır. Çocuklarda yaş ilerledikçe zeka testlerinin yanılma payı azalıyor ve objektifliği artıyor. Zeka testlerinin sonuçları IQ puanı olarak yansır. 90-120 normal sınırlarda zeka olarak kabul ediliyor ve toplum ortalamasını yansıtıyor.

    Kabaca 90 altındaki IQ puanı zeka geriliğine, 120 üzerindeki puanlarsa üstün zekaya işaret eder. Genellikle bütün toplumlarda üstün zekalıların oranı aynıdır ve toplumun yaklaşık %3’ünü oluştururlar.

    Çocuğun üstün zekalı olduğu nasıl anlaşılır?

    Çocuğun üstün zekalı olduğu yaşamın ilk yıllarında belli olmaya başlar ve ilerleyen yaşlarda belirginleşir. Üstün zekalı çocukların ilk özellikleri gelişim basamaklarını erken geçmeleri ve öğrenme ve taklit becerilerinin iyi olmalarıdır. Örneğin bir çocuğun erken dönemde ismine yanıt vermesi, konuşmasının erken olması, yüzleri ayırt edebilmesi gibi özellikler o çocuğun üstün zekalı olabileceğine işarettir. Bu çocuklar etrafını keşfetmeye erken başlarlar ve keşfettikleri şeyleri amacına yönelik kullanabilirler. İleri yaşlarda çocuğun erken öğrenmesi, öğrenmeye ilgili olması, öğrendiklerini unutmamaları, öğrendikleri bilgileri diğer öğrendikleriyle ilişkilendirebilmeleri beklenilir. Yüksek zekaya sahip çocuğun neden sonuç ilişkisini daha kolay kavraması, ayrıntılara dikkat etmesi ve bu özelliği sebebiyle hayatlarında yenilikler keşfetmesi sıklıkla müşahede edilir. Sağlıklı sosyal ilişkiler kurması, yaşıtları içerisinde liderlik yapması, kendisinden yaşça büyük çocuklarla iletişim kurması gibi özellikler de çocuğun üstün zekalı olabileceğini düşündürür. Üstün zekalı çocuklar 3 yaşına kadar kavramları öğrenebilir, akıcı ve kapsamlı konuşabilir, gördüğü şeyleri ayrıntılı olarak anlatabilir ve hatta uzunca olan şiirleri ezberleyebilirler. Okuma yazma öğrenmeleri okul öncesinde olur ve ikinci bir dilde konuşmayı öğrenebilirler. Üstün zekalı çocukların yaşıtlarına göre sık soru sordukları ve sorularına ayrıntılı ve kapsamlı cevap almak istedikleri bilinmektedir. Ayrıca bu çocuklarda duyguları ayırt etme yeteneği, soyut düşünebilme ve empati kabiliyeti erken gelişebilir. Üstün zekalı çocuklar kardeşleri ve arkadaşlarından seçilirler ve bu onların aile ve toplum içindeki farklı muamele görmelerine yol açabilir.

    Anne babalar üstün zekalı çocuklarına nasıl davranmalılar, nasıl bir yol izlemeliler?

    Üstün zekalı çocuklar aileleri ve çevreleri tarafından fark edildiği zamandan itibaren farklı muamele görebilirler ve bu da onların duygusal olarak yıpratabilir. Ailelerin bu çocuklardan beklentileri de yüksek olmaktadır ve bu beklenti çocuklarda aşırı kaygıya ve endişeye yol açabilir. Şunu unutmamak lazım ki üstün zekalı çocuk üstün özelliklere sahip makine değildir. Onların üstün olabilecekleri özellikleri yanında zayıf olabilecekleri yönleri de olabilir. Ayrıca her çocuk gibi onların da çocukluklarını yaşamaya, eğlenmeye ve sevgiye ihtiyaçları var. Bu çocuklar üzerindeki aşırı baskı ve yüksek beklentiler çocukların sağlıklı bir çocukluk dönemi geçirmelerini engeller. Özellikle mükemmeliyetçi ve memnuniyetsiz ebeveyn profili bu çocukların sağlıklı gelişimine engel teşkil eder. Bu sebeple çocuğun var olan başarıları alkışlanmalı daha fazla başarı için çocuk zorlanmamalıdır. Bunun yerine motive edici yöntemler kullanılması çocuğun kaygısını azaltır ve başarısını artırabilir. Aşırı iltifat, övgü bu çocukların egolarını aşırı kabarmasına ve bu sebeple kibirli, bencil ve narsistik (kendini beğenmiş) olmalarına yol açabilir. Çok yüksek tempoda ve uzun süren eğitim bu çocukların sosyal gelişimine mani olabilir. Bu sebeple çocukların sosyal faaliyetlerde bulunmasına, arkadaş ilişkisine ve etrafındaki kişilerle iletişim kurmasına imkan tanınmalı, hatta bunlar için teşvik edilmeliler.

    Üstün zekalı çocuklar, öğrenim hayatları süresince, yeteneklerinden yararlanabilecekleri ve kendilerini gösterebilecekleri bir eğitim modeliyle karşılaşamazlar ve gerek ailesi gerekse çevresi tarafından desteklenmezlerse yeteneklerini geliştirme imkanı bulamadıkları gibi var olan kabiliyetlerinde körelme riski de bulunmaktadır. Bu riskle karşılaşmamak ve yeteneklerinin atıl duruma düşmemesi için çocukların erken keşfedilmeye ihtiyaçları vardır. Erken tanılama, çocuğun yeteneklerini geliştirebileceği bir eğitim modeliyle eğitim görme şansını arttıracak; böylece de yeteneklerinin atıl duruma düşmesinin önüne geçildiği gibi ileride ortaya koyacağı bilimsel ve sanatsal ürünlerin önü de açılacaktır.

    Üstün zekalı çocukların tanılanmasında, ebeveyn-öğretmen ortak çalışmasının sağlanması gerekir; bu ortak çalışma, keşfedilmenin erken ve doğru yapılmasını sağlamanın yanında, bu çocukların zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açılardan gelişmelerinde de önemli katkılar sağlar.

    Üstün zekalı çocukların yeteneklerini geliştirebilmelerine yönelik verilecek eğitimin yanı sıra, kendilerine uygun imkanların sağlanmasına da ihtiyaçları vardır. Örneğin okul öncesinde üstün zekalı bir çocuğun yeteneklerini geliştirebilmesine ortam ve imkan sağlamanın yollarından biri de onun anaokuluna gitmesini sağlamaktır. Çocuk, anaokulunda yeteneklerini gösterebileceği, zihinsel ve fiziksel gücünü ortaya koyabileceği çeşitli etkinlikler ve imkanlarla karşılaşır.

    Üstün zekalı çocuklar, farklı yaş gruplarındanve farklı sınıflara devam eden, kendileriyle benzer özelliklere ve yeteneklere sahip çocuklarla iletişim kurmaya ihtiyaç duyarlar; bu nedenle onlara, okullarındaki sınıf ve kulüp çalışmalarına katılma imkanları sağlanmalıdır. Ayrıca bu çocuklar, daha fazla bilgiye ulaşabilmek için kaynak çeşitliliğine ihtiyaç duyarlar. Bu çeşitliği sağlayabilmek için bilgisayar, kütüphane ve çeşitli atölyelere ihtiyaç duyulmaktadır.

    Üstün zekalı çocuklar, sürekli aynı faaliyetlerde bulunmaktan hoşlanmazlar ve bu konuda tepkilerini sık-sık dile getirirler. Bu nedenle onların yeteneklerini ortaya koyabilecekleri ve geliştirebilecekleri farklı etkinliklerle ilgilenmeye ihtiyaçları vardır. Ailelerin bu farklılıkları sağlamaları konusunda duyarlı davranmaları, ellerindeki bütün imkanları seferber etmeleri gerekir.

    Üstün zekalı çocuklar, okuldaki derslerini fazla çaba harcamaksızın takip edebildikleri için, öğrenim hayatları boyunca uzun süreli, düzenli ve planlı ders çalışma alışkanlığı kazanamazlar. Bu nedenle, onların eğitim yaşantılarının başından itibaren düzenli ve planlı çalışma alışkanlığını kazanma konusunda rehberliğe ihtiyaçları vardır.

    Bütün bunların yanında unutulmamıdır ki üstün zekalı çocuklarda da çeşitli psikiyatrik problemlerle karşılaşabilir. Tarihte de birçok örneği olduğu gibi nice dahi insanlar öğrenme güçlükleri, konuşma zorlukları, dikkat problemleri vs. gibi birçok psikiyatrik hastalıklara maruz kalmışlar. Bu sebeple üstün zekalı çocukların da iyi bir aile ve öğretmen gözleminde olmaları ve gerektiğinde uzman yardımı almaları gerekmektedir.

  • Evcil hayvanlar nasıl alerji yapar?

    Ev içi alerjenlerin en belli başlıları ev tozu akarları, küf ve hayvan tüyleridir. Aslında “hayvan tüyü” demek sadece yerleşmiş bir ifade biçimidir. Çünkü alerjiye yol açan o uzun tüyler değildir.

    Bir maddenin alerjen olabilmesi için bazı özelliklere sahip olması gerekir. Ayrıca hangi organda etki edeceğine göre de değişir. Göz, burun, deri gibi dışa açık organlarda allerji yapacak olan alerjenler, büyük parçalar halinde olabilir. Hatta deri için çok büyük maddelere sürtünmekle bile allerji olabilir. Solunum yolunda etki edebilmesi için 5 ile 60 mikron büyüklüğünde olmalıdır. Daha küçük parçalar, alerjen özelliği gösteremez, solunum yolunda ilerleyemez. Daha büyük parçalar; burun kılları, burun boşluğu, ağız boşluğu gibi üst solunum yollarını geçemez . Alt solunum yoluna ulaşan bu maddeler, oradaki koruyucu hücreler tarafından alınıp işlem görür ve alerjik reaksiyonu başlatır.

    5-60 mikron büyüklük; çıplak gözle kolay kolay görülemeyecek bir büyüklüktür. Bazen bir perde aralığından odaya güneş ışığı huzmesi girdiğinde; o ışık huzmesi içinde toz gibi kaynaşan partiküller görürüz. İşte onlar bahsettiğimiz boyuttaki parçalardır. Yani özellikle üzerine ışık tutulmazsa çıplak gözle görülmezler. O zaman da sakınma sadece tahminlerle yapılır.

    Gelelim konumuza; hayvanların allerji yapma mekanizmasına. En iyi örnek kedilerde görülür. Kediler devamlı olarak yalanarak tüylerini temizler. Bu sırada pürtüklü dillerinden tüylere bulaşan ve son derece yapışkan olan tükrük parçacıkları tüyün üzerinde kalır. Orada kurur, bu kez havaya karışır. Ev içindeki hava akımları ile evin her yerine dağılır. Kuru iken hareket eden bu partiküller, insan nefes alırken nefes borusuna, göze, buruna girince tekrar ıslanır, şişer, yapışkan ve alerjen özelliği alevlenir. Moleküler yapısının özelliği nedeniyle de alerjik reaksiyonları şiddetle uyaran bir özelliği vardır. Sağa sola yapışan bu alerjen zerrecikler, yapışkan özelliği ile vakumlu elektrik süpürgelerine bile direnir, havada uçar ve ortamda varlığını korur. Tüm bu partiküllerin yok olabilmesi için, kedi evden gitse bile sık sık temizlik yapılarak ancak 2 ayda kurtulmak mümkün olur. Hayvan evde yaşadığı sürece, yeni alerjenleri ortaya saçan bir kaynak görevi görür. Bu partiküller, alerjik yapıya sahip olmayan bireylerde zarar vermez, vücut tarafından tolere edilir. Ancak alerjisi olan bireyin solunum yoluna girince şiddetli belirtiler yapar.

    Aynı mekanizma, sadece salyalarla değil, hareket ettikçe yere dökülen deri döküntüleri; kepek ile de olur. Tüm canlılarda deri, alttan gelen taze hücrelerle devamlı yenilenir. Üstteki ölü deri hücreleri kepek şeklinde dökülüp durur. Bu dökülme, tüylü hayvanlarda çok daha fazladır. Kafesin içinde çırpınan kuşun deri döküntüsü, kafeste yaptığı dışkının kuruyup havaya saçılması, ağzı açık evde koşup oynarken salyasını oraya buraya akıtan köpeğin tüyü, salyası, kepeği, kapalı mekanda da beslense aynen alerjenlerini ortaya salan diğer fare, sincap ve benzeri tüylü hayvanlar, hep allerji kaynağı olabilir.

    Yemek kırıntılarının ortalığa dökülmesi ile davet edilen hamamböceği, küçük kara böcekler de bir yandan etrafa dışkı bulaştırırken, bir yandan kapı pervaz kenarların, duvar çatlaklarına vs. girip sıkışır, orada kurur ve etrafa devamlı partikül alerjen saçan bir kaynak haline döner.

    İstenmeyen hayvanlarda korunmak için temizlik kuralları kabaca yeterlidir. Ama evcil hayvanı hem evde beslemek, hem de alerjisinden sakınmak söz konusu olamaz. Allerjisi olanların evde tüylü hayvan beslememesi gerekir. Eve hayvan bir kez geldi mi, evin bir ferdi gibi olacağından, onu göndermek çok zordur. Ben kolay kolay evde yaşamasına alışılmış bir hayvan için “onu evden gönderin” demem. Çünkü bilirim ki gönderilemez. Arada kurulan duygusal bağ o kadar kolay yıkılmaz. Onun içindir ki evde hayvan yokken “ aman almayın” derim.

    Tüm çocuklarımıza hayvanlarla iç içe yaşayabilecekleri alerjisiz günler diliyorum. Sevgilerimle.

  • Çocuklarda Özenti ve Hayranlık

    Çocuklarda Özenti ve Hayranlık

    Özenti ve hayranlık bazı çocuklarda hiç görülmeyen eğilimler iken, bazı gençlerde bariz etkileri oluyor. Pedagojik açıdan baktığımızda bu durumu nasıl değerlendirilmeli. Yani çocuğun bu tarz eğilimleri ve istekleri bir kişilik problemine işaret eder mi?

    İlk önce bilinmesi gerekiyor ki özenti, imrenme gibi özellikler çocuk psikolojisinin bir parçasıdır ve karakterin oluşması, davranışların şekillenmesi ve ahlak gelişimi açısından çok önemlidir. Özenti ve hayranlık bir nevi taklittir ve bu beceriye sahip olabilmek normal psikososyal gelişim açısından değerlidir. Önemli olan çocuğun kimlere ve hangi özelliklerine karşı özenmeleridir. Yani çocuk iyi şeylere de imrenebildikleri gibi tam aksi kötü veya değersiz şeylere de imrenebilirler. Çocuklar taklit becerileri gelişirken ilk olarak yakın çevresindekileri (anne, baba vs) taklit etmeye başlar ve onlara hayranlık duyarlar. ‘Büyüyünce babam gibi güçlü olacağım’, ‘Ben de annem gibi güzel olacağım’ gibi sözleri veya düşünceleri çocukluk döneminde sık şahit oluruz. Daha sonra çocuk etrafını keşfettikçe ve öncelikleri değiştikçe özendikleri insanlar ve özellikler değişir. Hayranlık ve özentinin derecesi önem taşımaktadır. Yani çocuk, hayran olduğu insanı birebir taklit ediyor veya bu hayranlık çocuğun sorumluluklarını yapmasına engel teşkil ediyorsa burada hastalık boyutunda hayranlıktan söz edilebilinir. Bunun bir diğer adı fanatizmdir. Soruda da belirtildiği gibi bazı çocuklarda özenme az görülürken bazıları daha çok etkileniyor. Burada belirleyici bazı faktörler de bulunmaktadır. Çocuğun kişilik yapısı, aile ve çevresinin yönlendirmeleri, çocuğun zeka düzeyi, yargılama becerileri vs. gibi. Özellikle bağımlı kişilik özelliği gösteren çocuklarda özenti ve hayranlık hastalık boyutuna kadar ulaşabilir. Aynı zamanda anne ve babasıyla özleşemeyen çocuklar başka figürlere aşırı hayranlık duyabilirler. Yargılama ve karar verme becerileri zayıf olan çocuklarda işin kolayına kaçarak çevresindeki ünlü ve beğenilen birini taklit etme yolunu seçebilir. Hayal gücü güçlü olan veya gerçeği değerlendirme kabiliyeti zayıf olan çocuklarda risk altındadırlar. Özenti ve hayranlıkları hastalık boyutunda olan çocuklarda birçok psikiyatrik hastalık görülme sıklığı da artmaktadır.

    Erken yaşlara inmesi hatta ergenlik öncesi dönemde bile görülmesi nasıl yorumlanabilir? Teknolojik gelişmelerin, internetin vs. etkisinden söz edilebilir mi?

    Çocukların teknolojinin etkisinde kalması özenti ve hayranlığın erken gelişmesine değil başkaların özenme ve hayranlık duymaya yol açtığını düşünüyorum. Çünkü bir çocuğun taklit becerisinin gelişmesinin dış uyaranların direk etkisi altındadır. Yani taklit ettiği şeyi ne kadar sık görür ve duyarsa o kadar çok taklit eder veya imrenir. Eğer çocuklar anne ve babasıyla değil de TV veya bilgisayar diğer nesnelerle zaman geçirirse orada gördüklerini taklit eder ve hayranlık duyarlar. Maalesef birçok aile çocuklarını medya ve internetin olumsuz etkilerinden koruyamamaktadır. Bu sebeple çocuklar popüler kültürün etkisinde daha fazla kalmaktadırlar. Bu kültürün ülkemizde ve dünyadaki hayali ve gerçek temsilcilerinin hayatları, davranış ve söylemleri çocukların sağlıklı gelişimde olumsuz örnekler oluşturabilmektedir. Aynı zamanda ebeveynlerin de teknolojinin etkisinde kalarak çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenmedikleri veya yanlış yaklaşımda bulundukları da bir gerçektir.

    Böylesi durumlarda ailenin tavrı ne olmalı? Hoş karşılamadıkları isteklerini çocuklarına nasıl aktarmalılar?

    Aileler çocuklarıyla sık ve yakından ilgilenmeliler. Çocuklarına iyi örnekler sunmalı kötü ve yanlış örneklerden uzak tutmalılar. Bu sebeple izledikleri ve takip ettikleri şeylerin içeriğine hakim olmalılar, sürelerini yaşına uygun sınırlamalılar ve olumsuz durumları engellemeliler. Hayran duydukları insanların olumlu yönleri öne çıkarıp olumsuz olabilecek yönlerini çocuklarına anlatmalılar. Çocuğun aşırı isteklerini karşılamamalılar çünkü bu çocuklarda doyumsuzluk oluşturabilir. Çocukların gerçek ihtiyaçlarını göstermek ve hayatta onlara hedef belirlemek ebeveynlerin en önemli görevleridir. Eğer çocuklarda hastalık boyutunda hayranlık ve özenti varsa ve aileler bununla baş edemiyorsa bir uzmana danışmaları gerekmektedir.

  • Okul ve öksürük

    Okullar açıldı. Özlenen arkadaşlara kavuşuldu. Şimdi servis ayarlanacak, sabah erken kalkmalar başlayacak, okulda tatil anıları paylaşılacak, bol bol oyun oynanacak; arada azıcık ders yapılacak….derken; eyvah! “Bu çocuk arada öksürmeye başladı!” “Biraz da ateşi mi var ne?”

    Okulun ilk günleri ile birlikte, evlerde sık sık duymaya başladığımız ifadeler oldu. Çocukların birbirlerine bulaştırdıkları enfeksiyonlar, yeterince korunma önlemleri alamayışı, hastalıklara davet çıkardı.

    Allerjik çocuklar, enfeksiyonlara diğer çocuklardan daha yatkındır. Ama her öksürük de enfeksiyon değildir. Zaten hassas olan solunum yolu, karşısına çıkan mikroplar, kirli hava, sıcak-soğuk değişimleri gibi dış etkenlerle hemen tepki vermeye başlar. En çok da öksürük ve gece hırıltıları şeklinde ortaya çıkar. Eğer ateş eşlik etmiyorsa, hemen bronşit tanısı ile antibiyotik başlamak doğru değildir. Enfeksiyonu destekleyen en önemli belirti ateştir. Öksürükle birlikte ateş varsa; büyük bir ihtimalle enfeksiyondur. Ama durun; yine hemen antibiyotik başlamıyoruz. Çünkü enfeksiyonların bir kısmı “bakteri” cinsi mikroplarla olur. Boğaz iltihabı, kulak iltihabı, zatürre gibi enfeksiyonların bir kısmı bu tür mikroplarla olur. Oysa bu geçiş mevsimlerinde daha sık gördüğümüz nezle, grip gibi hastalıklar; “virüs” denen bir grup mikropla olur. İşten enfeksiyon virüsle olmuşsa; antibiyotik işe yaramaz, verilmemelidir. “Bakteri” ile olursa, antibiyotik verilir. Ama durun!. Yine hemen antibiyotik başlayamıyoruz. Çünkü öksürüğe ve ateşe yol açan bakteri enfeksiyonu nerede?. Boğazda ise başka, bronşlarda ise başka, akciğerlerin derinliklerinde ise başka. Üstelik şiddetine göre de seçilecek antibiyotik başka, kullanma süresi başka.

    Gördüğünüz gibi; “ öksürük eşittir antibiyotik” yapamıyoruz. Ateşli hastalıklarda mutlaka doktorun değerlendirmesi gerekir. Doktor da her zaman bu ayırımı sadece muayene ile yapamayabilir. Bazen gerekli tetkikleri yaparak ile karar verebilir. Ancak ondan sonra tedavi başlar. Yanlış teşhis, yanlış ilaç , yanlış doz, yanlış süre gibi hatalar, hastalıkların daha uzamasına ve istenmeyen durumlara yol açabilir. Çocuk, doktora götürmek için yarım gün okuldan kalmasın derken çok daha uzun süre okuldan kalabilir.

    Peki enfeksiyon değilse?

    İşte burada alerjik çocuklardan bahsediyoruz. Zaten daha önceden “ alerjik bronşit”, “astım” tanısı konmuş olan çocuklar için belirlenmiş bir tedavi planı vardır. Zaten düzenli doktor takibinde oldukları için, tedavileri belirlenmiş, öksürük başlayınca evde hemen vermeleri gerekli ilaçlar ve dozları bilinmektedir. Gecikmeden ilaçlarına başlamaları, alerjiyi kontrol altına alamadıkları taktirde hemen izleyen doktoruna götürmeleri gerekir. Bu tür hastalıklar, kronik seyirli hastalıklardır. Zaman içerisinde hastalığın belirtileri de tedavi de değişebilir. Bu nedenle zaten belli aralıklarla doktora götürüp tedavideki düzenlemeleri yapmak gerekir. Yoksa bir tedavi verip de “ al bu tedaviyi aynen yıllarca kullan” demek olmaz.

    Önceden planlanan tedavi çerçevesinde öksürük kontrol altına alınmışsa, normal hayatına devam edebilir. Hemen doktora koşmak şart değildir.

    Öksürük dışı şikayetlerde ne yapalım?

    Burun akıntısı da en sık sorun olan durumlardandır. Genellikle virüs cinsi mikroplarla olan nezle, su gibi burun akıntısı şeklinde başlar. Çok hafif ateş olabilir, olmayabilir. Birkaç gün içinde burun akıntısı koyulaşmaya başlar. Bazen sarı, bazen yeşil renge döner. Yaklaşık 1 hafta; bilemediniz 10 gün içinde kendiliğinden geçer. Burada özellikle yapılmayacak olan şey; hemen antibiyotik başlamaktır. Burun akınca, “aman aşağı inmesin” diye hemen antibiyotik başlayan ebeveynler vardır. Bu çok yanlış; nezle kendiliğinden geçen bir hastalıktır. Tek yapılması gereken; bu iyileşene kadarki sürede çocuğu rahat ettirmektir. Burnunun tıkalı kalmaması için sık sık sümkürtmek, bunu yapamıyorsa serum fizyolojik, okyanus suyu, hatta musluk suyu ile burnu temizlemek ve tıkanmayı önlemek gerekir. Çocukta hafif bir halsizlik, kırgınlık da varsa, soğuk algınlığı ilaçlarından birisi sabah-akşam verilebilir. Ancak hastalığın uzun sürmesi, ateş eklenmesi, öksürük başlayıp şiddetlenmesi gibi doğal seyri değişirse; bu kez üzerine fırsatçı bir enfeksiyon binmiş olabilir; mutlaka doktor yardımı almak gerekir.

    Allerjik çocukların önceden belirlenmiş koruyucu ilaçları varsa ve kullanmaları önerilmişse, aksatmamalarına dikkat etmek gerekir. Belki yaz aylarında, tatil sırasında ilaçları aksattınız veya vermediniz; çocukta bir sorun da olmadı. Bu rahatlık ne yazık ki okulda devam etmez. Değişen mevsim ve kalabalık ortam, alerjiyi tetikleyebilir. Bu nedenle de önerilen koruyucu ilaçları mutlaka kullanmak gerekir.

    Sevgili çocuklarımıza öksürüksüz, nezlesiz, ateşsiz bir okul dönemi diler, sevgiyle yanaklarından öperim.

  • DEPRESYON NEDİR?

    DEPRESYON NEDİR?

    Depresyon kendisini üzgün, kederli, hüzünlü, kasvetli, neşesiz, canı sıkkın, morali bozuk, mutsuz,
    perişan, dertli, zavallı, çaresiz, boşluktaymış gibi hissetme, sinirli, asabi, düş kırıklığına uğramış, çökkün,
    cinsel istekte azalma, iştah kaybı … vb. şeklinde tanımladığı ve bunun yanında eskiden zevk aldığı
    şeylerden zevk almama severek yaptığı işlere karşı bir ilgisizliğin olması.

    Ancak bu yukarıdaki saydığımız özelliklerin; bir kayıp, ağır hastalık, deprem, ayrılık vb. durumlarda bir
    süre olması normal kabul edilebilir. Çoğu zaman bir sevgiliden ayırılındığında da benzer duygular
    içerisine gireriz.

    Mutsuzluğun adete zirveye çıktığı kişinin kendini sürekli üzüntü veren düşüncelerle meşgul ettiği görülür.
    Kişide bazen bu duygular dayanılmaz hale gelebileceği gibi, bazende kişiliğinin bir parçası olarak da
    görebilir.

    Her gün yataktan kalkarken zorlanma o günün zor, anlamsız geçeceğini düşünmeye başlama, gün
    içerisinde ki yapılan etkinliklerde (iş, ev toparlama, temizlik, yemek vb.) bile yapmak istememe ve sıkıcı
    bulunmaya başlanması. Çabuk sinirlenme ve sosyal ilişkilerde kötüye gitme, arkadaşalrının sürekli sana
    ne oldu böyle değildin sen demeye başlanması ve aile içinde huzursuzlukların olmasıdır.

    Kişi geçmişinden dolayı kendini suçlar, şu anı da mutsuz, anlamsız kötü giden başarısız bir dönem
    olarak görür. Gelecekle ilgili olarak da karamsar bir tablosu vardır. Olumsuz duygular içerisindedir,
    geleceğine umutla bakmaz.

    Bir süre sonra karamsarlık, mutsuzluk, hayattan keyif almama kişiyi o kadar bunaltmaya başalr ki ölsem
    de artık kurtulsam, yaşamak çok zor diye düşünmeye başlar ve genelde intihar planları olur.

    Aslında tedavi olduktan sonra ben ne kadar saçma düşünmüşüm diyecektir bir çok kişi.

    Konuşma, düşünme de bir yavaşlama olabileceği gibi bir unutkanlık, dikkat konstrasyon bozukluğu,
    okuduğu şeyleri anlamakta güçlük çekmeler olabilir.

    Bunların yanında bedensel yakınmalar yani vücudun bir yerlerinde ağrı ya da sindirim sistemi şikayetleri
    de olabilir. Somatizasyon bozuklukları genelde kronik depresiflerde sık görülür.

    Depresyonda uykusuzluk, fazla uyuma, iştah kapanması yada aşırı yemek yeme, cinsel bozukluklar
    ortaya çıkarabilir.

    Depresyon bir çok alanı etkileyen işlevsellik kaybı oluşturan ve tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    DEPRESYONDA MIYIM? YOKSA SADECE BİRAZ DEPRESİF Mİ HİSSEDİYORUM?

    Hemen hemen herkes hayatlarının bir döneminde kendini en az birkaç kere kendini hüzünlü ya da

    kederli hissettiği bir dönem geçirmiştir. Genelde üzüntü, mutsuzluk, keder, isteksizlik hayatımızın bir
    parçasıdır. Hayatımızın çeşitli dönemlerinde bir kayıp ya da ani hayat değişikliklerinde benzer olumsuz
    duygular yaşarız ancak önemli olan bu duyguların hayatımızı sürekli olarak etkilememesi ve kalıcı
    olmaması önemlidir.

    Bir kişinin depresyonda olduğunu söyleyebilmemiz için en az 15 günlük süre boyunca kendini gün boyu
    sürekli olarak mutsuz, hüzünlü mutsuz hissetmesi gerekir. Bu durum hem iş hayatını hem etkinliklerini
    de olumsuz etkilemesi gerekir.

    DEPRESYON BELİRTİLERİ NELERDİR

    Kişinin kendini üzgün, kederli, hüzünlü, kasvetli, neşesiz, canı sıkkın, morali bozuk, mutsuz, acınacak
    halde, perişan zavallı, dertli, çaresiz boşluktaymış gibi, sinirli, asabi, hayal kırıklığına uğramış hissetmesi

    Çaresizlik duyguları
    Karamsarlık ve umutsuzluk
    Enerji düzeyinde azalma
    Düşüncelerini belli bir konuya yoğunlaştırma da zorluk
    İştahsızlık
    Uykuya dalmada zorluk
    İlgi kaybı
    Etkinliklere başlamada zorluk çekme
    Her zamankinden daha üzüntülü olma
    Öznel ajitasyon duygusu
    Düşüncelerin yavaşlaması
    Karar vermekte güçlük çekme
    Sabah erken uyanma
    İntihar düşünceleri veya tasarıları
    Kilo kaybı
    Ağlamaklı olma
    Davranışlarda yavaşlama
    Sinirlenme durumunda artış
    Kendini hiçbir zaman düzelmeyecek gibi hissetme
    Uyku bozuklukları
    Sürekli acınma
    Başlanmış bir etkinliği bitirmede zorluk
    Ağlayamama – kabızlık
    Duygularını gösterememe

    Değersizlik düşünceleriyle uğraşıp durma
    Lipidoda azalma
    Sıkıntı atakları
    Suçluluk düşünceleriyle uğraşma
    Her zamankinden daha fazla yakınma
    Herhangi bir tür sanrı
    Hastalığı için başkalarını suçlama
    İntihar düşünceleri olmaksızın ölme isteği
    Takıntıların ortaya çıkması
    Bulunduğu bedene ve mekana yabancılaşma hissi
    Günahkar olduğu düşünceleriyle upraşıp durma
    DEPRESYONDAKİ İNSANLARIN YAPTIĞI BİLİŞSEL (DÜŞÜNCE) ÇARPITMALARI

    Depresyondaki insanlar kendi benlikleri ve hayatlarıyla ilgili yanlış düşünce çarpıtmaları yaptıkları
    görülmüştür. Bunlardan bazıları şunlardır.

    Keyfi Çıkarsamalar: herhangi bir kanıt yokken yada eldeki kanıtlar tersini gösterdiği halde olumsuz
    düşünmeye devam etme.

    Aşırı Genelleme: tek bir olaydan yola çıkarak genellemeler yapma ve bu çıkarsamaları yeni yaşanan
    durumları yorumlarken yerli yersiz kullanma.

    Kişiselleştirme: herhangi bir bağlantı olmamasına rağmen gelişen olaylardan kendini sorumlu tutma

    Seçici dikkat: olaylardaki olumsuz yanları ön plana çıkarma ve tüm yaşantıyı bu çerçeveden
    değerlendirme. Olumlu yönleri görmeme

    Ya Hep Ya Hiç şeklinde Düşünme: yaşanan tüm deneyimleri olası iki uçtan birine özellikle de olumsuz
    yana yükleme yani en kötü senaryoyu yazmaya odaklanma.

    Olumsuz düşünme şekli ve hiçbir dayanağı olmayan düşünceler içinde gezinme, yapılan bilişsel hatalarla
    depresyonu daha güçlendirmektedir. Kişi fark etmeden bilişsel hatalara düşer ve olumsuz düşünce
    yapısı belirginleşir ve artar.

  • Çocuklarda “check-up” veya genel kontrol

    1-Okul öncesi check-up nedir?

    İnsan sağlığı için hastalıkların tedavisi çok önemlidir. Ancak bundan daha önemli olan; hastalık oluşmadan, risk faktörlerini göz önüne alarak hastalıklardan korunmaktır. Bazen de başlayan bir hastalık henüz vücutta harabiyet yapmadan, sakatlık oluşturmadan önce erken dönemde yakalamak, durdurmak ve tedavi etmek çok önemlidir. Çocukluk dönemi, büyüymenin en hızlı olduğu bir dönemdir. Toplum içine girme, çevresel faktörlerle karşılaşma ve hastalık riskinin artması bu dönemde en yüksek düzeydedir. Bir de doğuştan gelen ve henüz fark edilememiş bazı hastalıklar veya riskler de düşünülünce, çocukların sağlığının ne büyük tehlikede olduğu anlaşılır. Çocukluk dönemindeki sosyalleşme basamaklarından birisi olan okula başlamak öncesi tüm bu riskler açısından çocuğun değerlendirilmesine “okul öncesi check up” diyoruz.

    2-Check up kapsamında yapılan tetkikler

    -Genel muayene; Baştan aşağı tüm sistem ve organların doktor tarafından muayenesi. Burada genel muayene dışında özellik ve cihaz gerektiren bir muayene de göz muayenesidir. Her doktorun yapabileceği basit değerlendirmeye ilaveten, göz doktoru tarafından alet ve cihazlar kullanılarak göz muayenesi yapılır.

    -Radyolojik incelemeler

    *Akciğer grafisi; Akciğerlerin durumu, kalp yapısı, anomalileri, tüberküloz gibi solunum sistemi hastalıklarına ait eski izler veya aktif hastalık görüntüleri, bazı kötü hastalıkların sessiz belirtisi olan kalp çevresinde büyümüş lenf bezi yumruları bu basit tetkikle değerlendirilebilir.

    *EKG: Nabız ritm bozuklukları, doğuştan kalp hastalıklarının bazıları, sessiz seyirli olup ilerde aniden kötü belirtilerle ortaya çıkabilecek kalp romatizması gibi hastalıkların belirtileri aranır.

    *İşitme testi: Dıştan muayene ile saptanamayan, ancak özel testlerle dış kulak, orta kulak veya iç kulak bölgelerine ait bozukluklar ve bunlara bağlı işitme kaybı anlaşılabilir. Bazen % 50’ye varan sağırlık, çocuk tarafından bir şekilde kullanılan dudak okuma vs. yöntemlerle fark edilmeyebilir. Zamanında müdahale ile tedavi edilebilecekken, zamanla tam sağırlığa kadar gidebilir.

    -Biyokimyasal incelemeler:

    *Kan tetkikleri: Kan grubu, tam otomatik kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, açlık kan şekeri, sedimentasyon, A,B,C tipi sarılık hastalıkları hakkında bilgi veren; bunlar için yapılan aşı koruyor mu, veya hastalık geçirilmiş mi veya sessiz seyirli kronik sarılık hastalığı var mı gibi sorulara cevap veren hastalığa yönelik kan tetkikleridir. Sarılık taşıyıcılığı, hem çocuk için hem de bulaşma yolu ile çevresi için risk oluşturmaktadır.

    Beslenme bozukluğuna bağlı, demir eksikliğine bağlı kansızlık (anemi), çocukluk döneminde de oldukça sık görülmektedir. Kansızlık varsa, bütün vücudun beslenmesi, büyümesi, dengesi bozulacaktır. Kansızlık erken saptanıp tedavi edilirse, bu tür geri dönüşümü olmayan değişiklikler başlamadan durdurulabilir. Aynı şey şeker hastalığı için de geçerlidir. Hastalık başlamış olduğu halde, uzunca bir süre gizli seyreder. Bu aşamada yakalanırsa, tedavide başarı şansı çok daha artar.

    *Boğaz kültürü; Kendisi hasta olmadığı halde bazı bakteriler için taşıyıcı görevi görüp başka çocukları riske sokabilir. Ayrıca boğazda yerleşmiş bir zararlı mikrop, romatizma, böbrek hastalığı gibi kronik hastalıklar için de zemin oluşturabilir.

    *İdrar incelemeleri; İdrar yolu veya böbrek enfeksiyonlarının, böbrekte yapısal bozukluklara yol açabilen doğuştan bazı hastalıkların yakalanmasını sağlar.

    *Gaita incelemeleri; Barsak parazitleri, çocukta anemi, büyüme gelişme bozuklukları, iştahsızlık gibi belirtilere neden olur. Bunun saptanıp tedavisi ile tüm bu süreç düzeltilebilir. Barsaktan sızıntı şeklinde gizli kanama varlığı da anlaşılıp nedeni saptanıp tedavi edilebilir.

    3-Check up’ın faydaları

    her şeyden önce çocuklarımızın sağlıklı olmasını hedefleriz. Ulu önderimiz Atatürk “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözleri ile konuyu çok güzel vurgulamıştır.

    Okulda başarısız olarak değerlendirilen pek çok çocukta, altta yatan gizli bir hastalık saptanıp, tedavi edilerek düzelmiştir. Kulağı duymadığı için öğretmenin konuştuğunu, ders anlattığını fark edemeyen bir çocuk, dikkatsiz ve yaramaz olarak değerlendirilebilir ve tüm öğrenim boyunca başarısızlığa itilir. Yine tahtadaki veya kitaptaki yazıyı net göremeyen bir çocuk, dikkati dağınık veya tembel sanılabilir. Kansızlık nedeni ile halsiz, yorgun bir çocuk derslerde uyuklayarak anlamak ve öğrenmekte zorluk çeker, tembel ve başarısız olur. Yaşıtlarına göre boyu çok kısa veya uzun olan bir çocuk aslında guatr hastası veya hormon bozukluğu olan bir çocuk olabilir. Yine aşırı zayıf veya şişman olan bir çocuk aslında şeker hastası (diyabet), obesite, hormon bozukluğu olabilir.

    Bütün bu ve benzeri belirtiler ortaya çıktıktan sonra neden araştırıldığında bazen çok geç kalınabilir. Bazı hastalıklar ilerlediğinde tedavisi mümkün olamayabilir. Oysa çok basit bir yaklaşımla tamamen önlenebilir.

    Bebeklikte aylık kontrollerle bebekler hem aşılanır hem de erken tanı ve tedavi imkanlarından yararlanır. 1 yaşından sonra ise bu sık kontroller bitince, sanki artık “sadece hastalanınca doktora gidilir” gibi bir yaklaşım başlar. Bu da 1-6 yaş arası çocukluk döneminde bazı durumların gözden kaçmasına neden olur. Bu nedenle okul öncesi dönemi fırsat bilip check up yaptırmak çok yararlıdır.

  • VAJİNİSMUS NEDİR?

    VAJİNİSMUS NEDİR?

    Kısaca vajinal kasların kişinin iradesinin dışında olarak cinsel birleşme esnasında istemsiz bir şekilde
    kasılarak cinsel birleşmeyi imkansız hale getiren cinsel bir problemdir. Bunu gözümüze bir şey sokmak
    istesek ani bir şekilde vücudumuz tepki verir ve gözlerimiz kapanır, aynı durum vajina da da söz
    konusudur. Vajinal kaslar ile kişinin bedenide senkronize olur ve penis girişini bir tehlike korku yada acı
    duyulacak bir nesne olarak algılar ve ilişkiyi engeller. Ülkemizde kadınlarda görülen en yaygın cinsel
    işlev bozukluklardan biridir. Cinsel terapiye sürecinde de %99 çözülen bir sorundur. Ortalama 8-12
    seansta çözülür.

    Vajinusmusta cinsel terapi sürecinde önce çiftler sonra ayrı ayrı bir değerlendirme sürecine girilir, daha
    sonra bir tedavi planı oluşturulur bu tedavi sürecinde genelde bilişsel cinsel düzenlemeler, cinsel
    egsersizler, aşk oyunları vb. davranışsal ödevler verilir. Bu süreçte en sağlıklı çözüm terapiye çiftlerin
    beraber katılmasıdır.

    Cinsel terapi ile çiftler sadece vajınusmusu çözmezler sağlıklı ve güzel bir cinselliği yaşamayı, aşk
    oyunlarını kendi bedenlerini tanımayı, partnerinin bedenini tanımak için önemli bir süreçtir.

    Zamanı az olan danışanlar için yoğunlaştırılmış cinsel terapi ile 3-4 gün de bu sorun çözülebilir.

    Eğer vajinusmusu çiftler sağlıksız bir şekilde çözerse ilerde bir çok kadının yaşadığı gibi cinsel
    isteksizliğe neden olabilmektedir.

    Ülkemiz dışındaki cinsel terapi litaratürünü incelediğimizde vajinismus şu şekilde tanımlanmaktadır;
    vajinanın girişindeki kasların istem dışı kasılarak cinsel birleşmenin ağrılı ve acılı yada birleşmenin
    imkânsız olarak algılanmasına vajinismus denir.

    Aslında Türk toplumunda kadınların vajinusmus olması kadar doğal bir şey yoktur. Düşünün ki
    küçüklüğünüzden itibaren size “sürekli bacağını kapat, açma, ört, ilke gece acıyacak, kanayacak, çok
    canın yanar, kanlar seller götürecek” yanında ki erkek çocuğuna bak bu çok canlar yakacak vb. dünya
    kadar efsane ile büyüyen bir kadın olun, düğün yapılıyor damat ve gelin orta da herkes sizin az sonra ne
    yapacağınızı biliyor ve konuşuyorlar, erkek tarafı acaba yapabilecek mi kalkacak mı iner mi? Bir sürü
    soru işareti ve bu panikle hemen yapmak isteyen bir koca, çünkü inecek korkusu var, kızın vajinası hazır
    değil kuru bir yere sokulmaya çalışılan bir penis hemen kızın kafasında ki efsaneler canlanıyor evet
    acıyacak, kanayacak, yırtılıacak korkuları devreye giriyor ve beyin haklı olarak tüm sistemi kapatıyor ve
    vajinayı korumaya alıyor. bir de kız tarafı acaba bakire mi kan gelecek mi korkuları ekleniyor. Bu kadar
    sağlıksız cinsel bilgilendirme ile vajinusmusta olunur, erken de boşalınır, ereksiyon sorunları da olur,
    cinsel isteksizlikte olur. Ve maalesef evlilikler de yıkılır.

    VAJİNİSMUSUN BELİRTİLERİ

    Belirtiler çoğunlukla ilk deneyim ile kendini göstermektedir.

    İlişki öncesinde duyulan yoğun heyecan belirtileri endişe, korku, kaygı, tedirginlik vb duygular. Acıyacak,
    zarar görecek, yırtılacak, kanayacak ve durmayacak düşünceleri…
    İlişki esnasında yaşanan aşırı heyecan, titreme, kasılma gibi fiziksel ve duygusal bir takım tepkiler.
    Bütün bedeni eşe karşı kapatma ve eşi itme davranışı (çiftler tarafından kilitlenme diye adlandırılır)
    İlişki sonrasında ise cinsel istek ve duygusal tatminde görülen azalma, Suçluluk, kişinin kendine
    beslemeye başladığı nefret duygusu, hayal kırıklığı…

    VAJİNİSMUSUN SINIFLANDIRILMASI

    DSM-IV’ te ( Amerikan Psikiyatri kurumunun kabul ettiği psikolojik hastalıklar ile alakalı tanı ölçütleri
    kitabı ) vajinismus bir cinsel işlev bozukluğu olarak sınıflandırılmıştır ve cinsel ağrı bozukluklarının alt
    kategorisine dahil edilmiştir.

    -Ana tanı kriteri; “vajinanın dış üçte birindeki kaslarda, tekrarlayan yada sürekli, istem dışı ve cinsel
    ilişkiye engel olan spazmın” olmasıdır.

    -Vajinal kas spazmı, kolaylıkla gözlemlenebilir ve bazı vakalarda ağrıya sebep olacak kadar şiddetli yada
    uzun süreli olarak tanımlanır.

    -Vajinismus her ne kadar bir cinsel ağrı bozukluğu olarak kabul ediliyor olsa da, tanısı için ağrının
    gerçekleşmesi gerekli değildir.

    –Uluslararası Ağrı – Ağrı Sınıflandırma Çalışmaları Birliği; vajinismusu boyutsal ağrı bozuklukları
    kategorisine dahil etmektedir.

    GÖRÜLME SIKLIĞI

    Yurt dışında yapılan klinik çalışma ve vaka raporlamaların bu durumun görülme sıklığının %12 ile % 17
    arasında değişiklikler gösterdiği görülmüştür. Ülkelerde görülme sıklığı kültürel ve bireylerin psikososyal
    yaşantılarıyla alakalıdır.

    Ülkemizde ise görülme sıklığı oldukça yüksektir. Cinsel terapi hizmeti veren özel ve resmi kurumlara
    başvuran kadınların %60 ının vajinismus şikayeti ile başvurduğu görülmektedir. Bu duruma tedavi
    arayışına girmeyen kadınlarıda dahil edebiliriz. vajinismusun bir diger özelliği ise bir kaçınma ve erteleme
    problemi olmasıdır. Genel itibari ile tedaviden kaçınılmaktadır. Neden olarak ise cinsellik kavramının ve
    cinsel sorunların konuşulması ayıp, günah, yasak, utanç verici olarak değerlendirilmesidir.

    VAJİNİSMUSUN ÇEŞİTLERİ

    Vajinismusun Primer,sekonder ve atipik olmak üzere iki tiplemesi vardır.

    Primer: Kısaca vajinismusu çoğu zaman psişik kökenli cinsel birleşme esnasında kişinin iradesinde
    bağımsız vajinal kasların kasılarak birleşmenin imkansız olması durumu diye tanımlanır. İstem dışı
    yaşanılan bu durum ilk seferde hafif ve orta düzeyde yaşanır ve ilişkiye izin vermeyecek şekilde ağrılı ve
    acılıdır. Bu durum Primer Vajinismus diye adlandırılır. Bu durumda kişi hayatında hiçbir şekilde cinsel
    deneyim yaşamamıştır. En büyük neden psikolojik kökenli kaygı ve korkulardır.

    Seconder: Daha öncesinde hiç vajinismus belirtileri yaşamamış daha sonra bir takım travmatik yaşantılar
    neticesine ( doğum, düşük, kürtaj, travmatik jinekolojik muayne vb) bağlı geliştirilen ve nadir görülen
    duruma ise Sekonder Vajinismus denilmektedir.

    Atipik vajinismus ise nedeni tam olarak bilinmeyen psişik ve organik nedenlerin hiçbirini barındırmayan
    vajinismus tiplemesidir. Vaka öyküsüne bakıldığında aile ve kültürel dinamiklerde herhangi bir tuhaflık
    yoktur. Bireyin eğitim düzeyim son derece yüksektir. Kişinin samimi söylemlerine dayanarak alınan
    öyküsünde vajinismus karşımıza bilinmeyen bir nedenden ötürü çıkmaktadır.

    VAJİNİSMUSUN NEDENLERİ

    Herkesin bir öyküsü vardır sözünden yola çıkarak düşündüğümüzde vaka örneklemeleri bize şunu
    gösterir ki her vajinismus vakası kendine özgü bir takım nedenlere sahiptir. Alınan vaka öykülerinde ve
    örneklemelerinde aşağıda sıraladığımız yaygın nedenler görülmektedir.

    En büyük neden cinsel bilgi ve cinsel eğitim eksikliği ve bunun getirisi olarak yanlış öğrenme ve bilişsel
    çarpıtmalar.
    Psişik yani psikolojik kökenli kaygılar
    Abartılmış ilk gece hikayeleri: Genel olarak akran gruplarının ya da abla, hala, teyze gibi otoritelerin
    kendi aralarında yapmış oldukları cinsel yaşantılara konuşmalara kişinin direkt ya da dolaylı şekilde
    muhatap olması şeklinde olur. İlk geceye dahil bu konuşmaların içeriği genellikle kulaktan dolma ve
    yanlış abartılmış bilgilerdir.(çok acırmış, sabaha kadar kanama durmamış, zor yetiştirmişler, hastaneye
    kilitlenmiş vaziyette götürmüşler vb şeklinde) bilinç ve bilinç dışının en direkt olarak bilgiye maruz kalması
    ve koşulsuz kabullenmesi sonucunca geliştirilen bir takım psikoanatomik tepkiler.
    Kültürel alt kodların beslemiş olduğu kızlık zarı algısı. Kızlık zarının korunması gereken çok değerli bir
    şey olduğu ve bunun neticesi olarak zarın aşırı önemsenip kutsallaştırılması. Bu problemin ortaya
    çıkmasında etkin olan nedenlerden biridir.
    Baskıcı ve otoriter bir aile yapısı.
    Cinsellik kavramının konuşulmadığı ötelendiği, ayıp ve yasaklandığı ortamlarda yetişme.
    Cinselliğin kötü ve pis olduğu öğretilen bir ortamda yetişmek
    Travmatik cinsel yaşantılar ( taciz, tecavüz, cinsel şiddet, ensest vb.)

    Ödipal çatışma yada ödipal kompleks
    İlk geceye dair geliştirilmiş korkular
    Takıntılı (obsesif) borderline kişilik yapılanmaları
    Hamile kalma korkusu
    Pasif, bağımlı, aşırı tolere edici ve anlaşışlı bir eş tiplemesi
    Çocukluk döneminde kişiyi yanlış bilişsel yapılandırılmaya ve öğrenmeye maruz kılan en direkt telkinler (
    Doğru otur, bacaklarını kapat, eteğini ört vb )
    Cinsel mitler ( cinsellik hakkında bilinen tecrübeye dayanmayan kulaktan dolma yanlış bilgiler )
    Ağrılı ve acılı deney imlenen jinekolojik muayene
    Aşırı katı dini ve ahlak kuralların yaygın olduğu toplumsal yaşantı.
    Bazı enfeksiyonik durum ve anormalliklerde vajinismusa yol açmaktadır.

    Yukarıda ki nedenlere baktığımızda vajinismusa neden olan faktörlerin psiko, sosyokültürel nedenlere
    alakalı olduğunu görmekteyiz. Bunun nedeni cinsellik kavramının sürekli toplumumuzda ayıplanması
    ötelenmesi, yadsınmış, tabu haline getirilmiş olmasında kaynaklanmaktadır. Ülkemizde cinsellik
    kavramının yeterli, sağlıklı aynı zamanda bilgilendirici bir cinsel eğitimin verilmemesi var olan cinsel
    eğitimin ise okullarda fen ve biyoloji kitaplarında yazan birkaç yüzeysel bilgiden ibaret olması cinsel
    problemlerin gün geçtikce daha da arttığını yapılan vaka çalışmaları bizlere göstermektedir.

    İLK DENEYİM, İLKE GECE

    Vajinismuslu kadınlar öncesinde herhangi bir cinsel birleşme yaşamadığı için genel itibarıyla bu sorunla
    yüzleşme, düğün sonrası yaşanan: halk arasında gerdek gecesi yada ilk gece diye bilinen zamanda
    yaşanır. İlk gecede yaşanılan başarısız deneyimin bir takım faktörlerden kaynaklandığı düşünülür: düğün
    stresi, yorgunluk, deneyimsizlik, heyecan vb. ve sorun daha sonrasında kendiliğinden çözüleceği
    düşünülerek ertelenir. Fakat bu durum süreklilik kazanmaya ve olduğu yerde saymaya başlayınca, evde
    eşi ile bu sorunu sürekli tartışmaya başlar. kadın partnerde kendisinde bir eksiklik olduğu düşüncesi
    oluşmaya başlar. üzüntü, sıkıntı, gerginlik, suçluluk, değersizlik, her şeyin daha da kötüye gideceği
    düşüncesi ortaya çıkmaya başlar. Erkek Partnerde ise durum farklı değildir. Eşinin kendini istemediği,
    sevilmediği, reddedildiği, becereksiz bir şey yapamadığı düşüncesi yaygın olarak görülmektedir. Buna
    bağlı olarak da erkek öfke ve kırılganlık, kızgınlık duyguları yaşamaya başlar. Eşler arasında doğal
    olarak kavgalar sorunlar artmaya başlar.

  • Çocuk ve teknoloji… Peki alerji?

    Eskiden ailelerin çocuklarla en çok tartıştığı konulardan birisi, ders çalışma saatlerinde çocuğun oyun oynamayı tercih etmesiydi. Derken dünyamıza televizyon girdi. Çocuğun uzun süreler televizyon başından kalkmaması anne babayı rahatsız etti. Bu da geçti. Atari ile başlayıp teknolojisi geliştikçe ismi ve içeriği de daha albenili bir sürü elektronik oyuncak devreye girdi. Son zamanlarda da her biri birer küçük bilgisayar gibi görev gören telefonlar, tabletler hayatımıza girdi. Artık her çocuğun hatta maalesef oyalamak veya yemek yedirmek amacı ile bizim alıştırdığımız; her bebeğin elinde bu tür bir oyuncak var.

    Bu oyuncakların yaydığı radyasyonun gelişmekte olan beyinlere ve vücutlara yaptığı radyasyon hasarı, sosyalleşmeyi azaltıp içe dönmeye yol açması, bağımlılık yapması gibi bir sürü tehlikesi var. Ama benim bugün bahsetmek istediğim henüz bunlar kadar güncel olmasa da zamanla belki de hepsinin önüne geçecek bir tehlike. Allerji. Ne ilgisi var diyorsunuz; çok var. Artık alerjik bünye , toplumda eskiye göre çok daha fazla. Giderek de artıyor. Biliyoruz ki alerjinin hastalık yapabilmesi için hayatımıza girmesi gerekiyor. Örnek vereyim. Bir insanın doğuştan elma alerjisine yatkınlığı var diyelim. Ama bu insan hayatta elma ile karşılaşmazsa bu alerjisi asla ortaya çıkıp kendini gösteremez. Ama sık sık elma yerse, yediği miktarın da etkisi ile tolerans sınırını geçtiği zaman bu onda alerjik hastalık olarak ortaya çıkar. Aynı şey bizim konumuz için de geçerli.

    Çocuk sabah- akşam elinden düşürmediği çoğu metal olan bu aletlerle temas ede ede bir süre sonra temasa bağlı cilt alerjisi çıkma riskini de artırıyor. Kaşınan, kızaran, soyulan parmaklar, derken eller, ve tüm vücut. Ayrıca uyuyan dev uyanınca, potansiyel başka alerjilerin de ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Peki ne yapalım? Yasaklayalım mı?. Bu pek mümkün değil. Ama hiç olmazsa çok erken yaşlarda bu tür cihazları biz teşvik etmeyelim. Çocuk varsın biraz az yesin. Ama yemek yedirebilmek için eline cep telefonu vs. vermeyin. Daha büyük çocuklara bu tür cihazlarla geçirdiği süreler için kısıtlamalar getirebilirsiniz. Ellerde başlayan cilt problemlerinde hemen yiyecekleri suçlamadan önce temasla ilgisi olup olmayacağını da sorgulayabilirsiniz. Hanımlarda imitasyon takılarla görülen “Nikel” alerjisi tehlikesi, çocuklarımızı da bekliyor. Dikkat!.

  • Marshmallow Testi (4-5 yaş grubu testi)

    Marshmallow Testi (4-5 yaş grubu testi)

    1960 lı yıllarda akademisyenler tarafından nispeten az incelenmiş bir konuydu bu. İrade.
    Psikologlar bu tür konuları “kendine -hakim -olma “diye adlandırdıkları şeyin bir boyutu olduğunu
    düşünürlerdi.
    İrade üzerine o yıllarda yapılan bir sosyal psikoloji deneyinde Stanfordlu bilim insanları 4 yaşlarındaki bir
    grup çocuğu “irade açısından ” teste tabii tuttular.?? Bir odaya götürülen çocuklara, aralarında şekerlemelerin de bulunduğu lezzetli yiyecekler ikram
    edildi.Onlara bu konuda bir anlaşma yapma şansı verildi.Dilerlerse hemen bir şekerleme yiyebilirlerdi.
    Ancak birkaç dakika bekledikleri takdirde iki tane yiyebilirlerdi.Araştırmacı odayı terk ettiğinde bazı
    çocuklar şekerlemelerin cazibesine dayanamayıp araştırmacı odadan çıkar çıkmaz bir tane yedi.
    Yaklaşık %30′ u sadece kendini tutabilmeyi başardı ve araştırmacı odaya geldiğinde iki tane şekerleme
    yeme hakkı kazandı. ????

    Çift taraflı aynadan bilim insanları ikinci şekerlemeyi hak eden iradesine hakim olmayı başaran çocukları
    kaydetti .Yıllar sonra deneye katılan tüm çocukları arayıp buldular, artık liseye gidiyorlardı.
    Dört yaşında iken ödül için bekleyen çocukların notları ,”önemli sorunlarla başa çıkabilme becerileri”,
    arkadaşlık sürdürme yetenekleri diğer çocuklara oranla ortalama 210 puan yüksek olduğu kaydedildi.
    Okul öncesi yaşlarda bir şekerlemenin cazibesine kapılmamayı başaran çocuklar ; hem sınıfa
    zamanında yetişiyor ,hem de arkadaşlıklar kurup akran baskısına direnmeyi diğerlerine oranla daha iyi
    başarıyordu.
    Bu deneyden hareketle okul öncesi dönemde “kendine hakim olma” becerisi geliştirecek etkinlikler
    çoğaltılması kanaatindeyim.
    Arzularımızı ertelemenin yollarını bulduğumuz zaman ancak gerçek başarıyı elde edeceğiz.

  • Burun akıntısı

    Burun akıntısının yeni doğan bebekten, erişkin yaşa kadar en sık karşılaşılan sorunlardan birisidir. Akıntının çeşitli sebepleri var. Bunların en önemlisi enfeksiyonlardır. Enfeksiyonlardan da en fazla nezle, burun akıntısına yol açan bir virüs hastalığıdır. Ayrıca grip sırasında , nezle dışı diğer enfeksiyonlar sırasında da burun akıntısı görülür. Burun akıntısının şekli, özelliği hastalık hakkında da bizi uyarabilir. Örneğin, çeşme gibi devamlı şarıl şarıl akan bir burun akıntısı nezlenin erken görülen bir belirtisidir. Su gibi burun akıntısının görüldüğü bir diğer hastalık da alerjik nezledir.

    Akıntının daha koyu daha yapışkan, halk arasında da sümük diye adlandırılan bir şekli vardır. Küçük bebeklerde temizlemesi çok zor olan yapışkan bir burun akıntısıdır ve basit virüs enfeksiyonlarının iyileşme döneminde görülür.

    Bakteriyel enfeksiyonlar da yine burun akıntısı ile kendini gösterebilir. Bunların içinde en çok görüleni sinüzittir. Sinüzit, bir haftadan uzun süren burun akıntılarında mutlaka akla gelmesi gereken bir hastalıktır. Özellikle küçük bebekler, yabancı cisimlerle oynarken burunlarının içine sokarlar. Tek taraflı burun akıntısı olduğunda mutlaka bir yabancı cisim ihtimali göz önüne getirilmelidir.

    Ağızdan nefes almak çözüm değil

    Burun akıntısı ile aileler her zaman kendileri baş edemezler. Özellikle 6 ay altı çocukların mutlaka hekim tarafından kontrol edilmesinde fayda vardır. Kullanılacak bir takım ilaçlarla ailenin ve çocuğun daha rahat etmesi sağlanabilir. Burun akıntısı ile aileler her zaman kendileri baş edemezler. Çocuk burundan nefes alamadığı zaman ağzından almaya çalışır. Ağızda gerekli koruma mekanizmaları olmadığı için de havanın içindeki zararlı maddeler direkt olarak akciğerlere ulaşacak, bu sefer de başka hastalıklara yol açacaktır. Yani ağızdan nefes almak çözüm değildir. Burnu açmak için bazı ilaçlar, koruyucu sıvılar kullanılabilir. Ancak bunlar hiç korkmadan güvenle rahatlıkla uzun süre kullanılacak ilaçlar değildir. Mutlaka hekim kontrolünde belirli ölçülerde kullanılmalıdır. Hele ki içerisinde ilaç olan burun damlaları asla ezbere kullanılmamalıdır. Çünkü bunların bir kısmı ters etki yapabilir. Burun tıkanıklığını açmak için kullanılan bir damla bir süre sonra burnu tıkayabilir. Bir çocukta burun akıntısı başta sulu olarak başlamış sonradan koyulaşmış da olsa, baştan koyu olarak başlamış da olsa bir haftadan daha uzun sürüyorsa bunun altında yatan başka bir enfeksiyon olabilir. Başlangıçta viral olarak başlayıp üstüne mikrobun eklenmesi ile yeni bir hastalık olma riski de vardır. Özetlersek kısa süreli, iki üç gün süren basit soğuk algınlığına bağlı burun akıntı ve tıkanıklıkları çocuğu sümkürterek, temizleyiciler ile evde halledilmeye çalışılabilir. Ama bunun uzaması halinde ya da yapılan basit uygulamalara cevap alınamaması durumunda hekime gösterilmesi gerekir.