Yazar: C8H

  • 5 YAŞ ALTIN YAŞTIR ASLINDA

    5 YAŞ ALTIN YAŞTIR ASLINDA

    Belki de ilk çocukluk için en güzel dönemdir 5 yaş. 2 yaş gibi zorlu bir dönemi geride bıraktıktan sonra 5 yaş altın yaştır aslında. Çocukların daha olgun, sorumluluklarının bilincinde oldukları, çevreye uyum sağlamaya çalıştıkları bu yaş aileler için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. 5 yaşındaki çocuğa karşı iyi davranışlarını takdir edip, sınırlar ve kurallar konusunda tutarlı ve kararlı olursak onun gelişimi açısından olumlu sonuçlar almamız diğer yaşlara göre daha kolaydır.

    SOSYAL -DUYGUSAL GELİŞİM AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Diğer yaşlara göre daha sosyal olan 5 yaş çocuğu çok rahat kendi kendine oyun kurabilir ve birçok oyuna katılabilir. Kendi başına bir grubun parçası olarak davranabilir, yönlendirilmeye ihtiyaç duymaz. Arkadaşları ile oyun oynarken üzerine düşen görevi yerine getirir ve başkalarıyla işbirliği de yapabilir. Oyunları zenginleşmiştir ve artık kurallı oyunlara uyum sağlayabilir.

    *5 yaş çocuğu oldukça yaratıcıdır ve yaratıcılığını geliştirebileceği en iyi ortam oyun ortamıdır. Çocuk arkadaşları ile dramatik oyun oynarken çeşitli rollere (anne, baba, öğretmen, doktor) girer ve bu rollerin detaylarını vurgular. Bu süreçte hem yaratıcılığını geliştirir hem de işbirliği yapabilmeyi pekiştirir.

    *Kendine güvenen 5 yaş çocuğunun bencilliği artık azalmıştır. Kendinden emindir. Uyumsuzluk ve huysuzluk dönemini geride bırakmıştır. Empati becerisi geliştiği için ve kendini daha iyi ifade edebildiği için daha iyi sosyal ilişkiler kurabilmektedir. Artık onları ikna edebilmek diğer yaşlardaki kadar zor değildir.

    *Bu yaş çocuğu sorumluluklarının farkında olduğu için genelde başladığı işi yarım bırakmadan tamamlamaya çalışır.

    *5 yaş çocuğu kolay utanır. Bu yüzden ona karşı eleştiriler yalnız ortamlarda yapılmalıdır. Eleştirinin kolay kabul edilmediği bu yaşta çocuklar olumlu geri bildirime (takdir edilme) daha iyi cevap verirler.

    *Bu yaşta kendine güveni arttığı için ailesinden bağımsız hareket etmeye başlar.

    *Cinsiyet kavramı belirgindir, kendi cinsiyetinin farkında olan 5 yaş çocuğu vücudunu ve cinselliği merak edip, sorgulayabilir.

    SOSYAL-DUYGUSAL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLEYEBİLİRİZ

    *Yaşıtlarıyla vakit geçirebileceği ortamlar sunabiliriz.

    *Oyunun faydalarından bahsettik. Biz de onun oyunlarına katılıp gelişimini olumlu yönde destekleyebiliriz. Kurallı oyunları öğrenebilmesi için birlikte yaşına uygun oyunlar oynayabiliriz.

    *Eleştirilerimize dikkat edip, iyi/güzel davranışlarını daha sık takdir ederek pekiştirebiliriz.

    *Duygularını ifade edebildiği bu dönemde onunla bol bol sohbet edebiliriz.

    *Merak ettiği konularda onunla yaşına uygun kısa konuşmalar yapabiliriz. Bize yönelttiği sorularını kafasını karıştırmayacak şekilde cevaplayabiliriz.

    *Sorumluluk almaktan keyif alan çocuğumuza bu davranışlarını pekiştirmesi için küçük sorumluluklar verebiliriz.

    DİL GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    5 yaşındaki çocuk artık karmaşık ve uzun cümleler kurabilir, akıcı ve seri konuşabilir. Genel olarak bütün sesleri çıkartabilir ve konuşması herkes tarafından anlaşılırdır. Duyduklarını tekrarlamakta sıkıntı yaşamaz. Uzun uzun hikayeler anlatabilir. Dil gelişimi artık iyi seviyede olan bu yaş grubundaki çocuklar kendilerini rahat rahat ifade edebilirler.

    DİL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLERİZ

    *Düzenli olarak kitap okumak kelime haznelerinin gelişimine yardımcı olurken aynı zamanda kitap okuma alışkanlığı kazanmalarına da zemin hazırlar.

    *Onlar için yeni olan ve anlamını sordukları kelimeleri açıkladıktan sonra cümle içinde kullanmak öğrenmeleri açısından faydalı olabilir.

    *Günlük sohbetler de dil gelişimlerini olumlu anlamda desteklemektedir.

    *Tekerlemeler, bilmeceler bu yaş grubunun ilgisini çekerken dil gelişimine de hem telaffuz hem kelime dağarcığı açısından faydalı olmaktadır.

    BİLİŞSEL GELİŞİM AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *5 yaş çocuğu bazı basit soyut kavramları (rüya) anlayabilir fakat hala soyut düşünemez.

    *Yaratıcılığı oldukça gelişmiştir.

    *Problem çözme becerileri gelişmiştir, size alternatifler sunabilir.

    *Artık şakaları anlayabilir ve kendisi de şakalar yapabilir.

    *Neden-sonuç ilişkisini kavrayabilir.

    *Zaman kavramını daha iyi anlar. Haftanın günlerini sayabilir.

    *Nesneleri bilir.

    *Renkleri, rakamları, geometrik şekilleri tanır ve kopyalayabilir.

    *İnsan çizebilir.

    BİLİŞSEL GELİŞİMLERİNİ NASIL DESTEKLERİZ

    *Günlük hayatımıza devam ederken bilişsel gelişimini göz önünde bulundurarak çeşitli aktiviteler yapabiliriz.

    *Sohbet ederken neden-sonuç ilişkisini , zaman kavramını vurgulayabiliriz.

    *Hikayeler anlatmasını isteyerek, dramatik oyunlar oynayarak yaratıcılığını geliştirmesini destekleyebiliriz.

    *Kitap okuyarak sadece dil gelişimini değil bilişsel gelişimini de destekleyebiliriz.

    *Şakalarla mizah anlayışının gelişmesine zemin oluşturabiliriz.

    PSİKOMOTOR GELİŞİMİNİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *5 yaş çocuğu artık daha dengelidir, daha hızlı ve esnek hareket edebilir.

    *Tek ayak üzerinde uzun süre dengede durabilir, parmak ucunda yürüyebilir, zıplayabilir.

    *Çizgi üzerinde yürüyebilir.

    *Müziğin ritmine göre dans edebilir.

    *Kendisi giyinebilir, düğmelerini bağlayabilir.

    *Çatal-kaşık kullanabilir.

    *İnce motor becerileri de geliştiği için kalemi daha iyi tutabilir.

    *Çizginin dışına taşırmadan boyama yapabilir.

    ÖZBAKIM BECERİLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    5 yaş çocuğu artık bir çok ihtiyacını kendisi karşılayabilecek durumdadır.

    *Tuvalet ihtiyacını kendisi karşılayabilir.

    *Elini yüzünü yıkayabilir, dişlerini fırçalayabilir.

    *Yardım almadan tek başına banyo yapabilir.

    *Kıyafetlerini hava durumuna göre kendisi seçebilir.

    *Kıyafetlerini ve ayakkabılarını giyip çıkarabilir.

    *Üzerinden çıkardığı kıyafetlerini katlayabilir.

    *Yemeğini yardımsız yiyebilir.

    Özbakım becerilerini tek başına yapabilmesi için ona ortam sunup, fırsat vererek destekleyebiliriz. Yapamadıkları durumlarda eleştirmek yerine bir sonraki deneme için cesaretlendirmek daha doğrudur.

    Birçok zorlu dönemi geride bırakıp 5 yaşına gelen çocuğunuz için bu dönemi iyi değerlendirip bir fırsata çevirmek sizlerin elinde. Doğru tutum ve davranışlarla güzel sonuçlara ulaşabilmeniz dileğiyle…

  • Çocuk sağlığı için aşının önemi ve aşı takvimi

    ÇOCUK SAĞLIĞI İÇİN AŞININ ÖNEMİ VE AŞI TAKVİMİ

    Bebeklik dönemi, insanoğlunun en savunmasız dönemidir. Bağışıklık sistemi henüz yeterince oluşmamıştır. Dışardan gelecek tüm mikroplara açıktır. İşte doğada bu dengeyi sağlamak için, hamilelik döneminde anneden bebeğe geçen, “antikor” denen koruyucu maddeler, özellikle ilk 6 ayda daha etkindir. Bebeği pek çok çocukluk çağı hastalığına karşı korur. Bir yandan da anne sütü ile devamlı desteklenir; böylece ilk aylarda bir koruyucu duvar oluşur. Bebek büyüdükçe, bu koruyucu maddeler ömrünü tamamlayarak gittikçe azalır. Bu sırada da bebeğin kendi bağışıklık sistemi gelişmeye başlar, aktif olarak kendini savunmaya çalışır.

    Çevremizde çok çeşitli mikroplar vardır. Nezle, grip yaparlar, boğaz, kulak, bronş, idrar yolu gibi çeşitli organlarda hastalıklar yaparlar. Bir de sadece özel bazı hastalıkları yapan özel mikroplar vardır. Örneğin; kızamık mikrobu; sadece kızamık enfeksiyonu yapar. Tüberküloz mikrobu, tüberküloz (verem) yapar. İşte bu özel mikroplara karşı bebeklerin önceden koruyucu madde (antikor) geliştirme şansı çok zayıftır. Korunmasız bebeğe bu ve benzeri özel mikroplar bulaştığı zaman, bazen sakat bırakma, ölüm gibi çok kötü sonuçlanabilen hastalıkları oluşturur. Doğal yolla vücuda girince böyle ciddi riskler oluşturan bu mikroplara karşı önceden savunma gelişirse, mikrop vücuda girer girmez engellenir ve hastalık yapması önlenir. Aşının temel mantığı budur.

    Bazı aşılarda mikroplar canlıdır, ama hastalık yapamayacak gibi engellenmiştir. Bazen mikroplar öldürülmüştür, bazen de bu mikropların kendisi değil de salgıları veya ürettiği toksin (zehir) aşı olarak kullanılır. Belli dozlarda belli zamanlarda vücuda verilen bu maddeler, bağışıklık sistemini o mikrobu tanımasını sağlar. Böylece hastalık yapabilecek gerçek mikropla karşılaşıldığında, buna önceden hazır olan bağışıklık sistemi, o mikrobu hemen yok eder, hastalık olmaz.

    Her hastalığın risk dönemi farklıdır. Bu nedenle doğumdan itibaren belli bir program dahilinde aşılamanın başlaması gerekir. Her aşının maksimum koruma sağlaması için hangi dozda ve kaç kez tekrar edileceği, ne zaman yapılacağı bellidir. Aşılama takvimi ve hangi aşıların yapılacağı, temel bir program şeklindendir. Ancak ülkelere göre bazı farklılıklar söz konusudur. Sadece tropikal bölgede görülen bir hastalığın aşısı, ancak oralara gidilecekse özel olarak yapılabilir. Aşılama programları, zaman içinde de değişiklik gösterir. Eskiden zorunlu olarak herkese yapılan çiçek hastalığı aşısı, artık kalktı. Çünkü bu hastalık dünyadan yok edildi. Aynı şekilde çocuk felci hastalığının da aşılama yolu ile yeryüzünden silinmesi için çalışmalar sürmektedir. Kızamık hastalığı eskiden daha yaygınken, bebekler 9. ayda aşılanırdı. Şimdi daha iyi kontrol altına alındığı için 1 yaşında kızamık-kızamıkçık-kabakulak karma aşısı şeklinde yapılıyor. Bazı aşılar da zorunlu olarak, devlet eliyle, resmi sağlık kurumlarında yapılırken, bazıları isteğe bağlı olarak yapılıyor. Örneğin, rotavirüs (ishal) aşısı, HPV (genital kanser) aşısı gibi aşılar ülkemizde isteğe bağlı aşılardır. Zaman içinde değişiklikler olabilir. Yakın zaman önceye kadar isteğe bağlı olarak yapılan pnömokok (zatürre) aşısı, artık devletin sağlık kurumlarında uygulanan zorunlu aşılar grubuna alınmıştır. Son bilimsel gelişmeler ışığında ülkemizde uygulanan aşılama takvimi aşağıda görülmektedir. Her zaman için temel prensip; hastalık olduktan sonra tedavi etmek önemli; ama olmaması için gereken önlemleri almak daha önemlidir. Çocukların aşıları ihmal edilmemelidir.

  • AİLE TERAPİSİNİN NEDENLERİ

    AİLE TERAPİSİNİN NEDENLERİ

    Aile terapisi, danışanlarının durumuna göre grup ve bireysel danışmalardan ayrılırlar. Örneğin; bireysel
    danışmanlık genellikle danışanların kişisel sorunlarına ve onların çözümüne yani bireylerin içsel
    dinamiklerine (intrapersonal) odaklanır. odaklanır. Grup danışmanlığı ise birden fazla bireyin bir araya
    geldiği ve daha kişilerarası (interpersonal) ilişkilerin olduğu bir süreçtir. vardır. Bununla birlikte grup
    elemanları ortak problemleri ile birlikte danışmaya girerler. Öte yandan, aile terapisi değişiklikler yapmak
    için yaşamın bütününe(total life sistem) odaklanır, ailenin yapısını değiştirmeyi amaçlayarak ailenin
    bütününe etki eder. Yani aile terapisinde kullanılan yaklaşımlar; hem bireyin içsel dinamiklerine, hem
    kişilerarası ilişkilere ve sistemlere odaklanır. Aile terapisi aynı zamanda yeni yol ve yöntemler sağlayan,
    zihinsel sağlık çalışanlarının üretkenliğinden ve yenilikçiliğinden etkilenir. Aile terapisi, terapiste geniş
    hareket alanı sağlayarak, sorunların belirlenmesinde özgün yollar bulmasına izin verir.

    Bazı aile terapisi teorileri benzer olsa da çoğu farklı farklıdır.

    Aile terapisinin gerekçelerinden biri, hayatla ilgili artan zorlukların kökeninde ailenin yattığına
    inanılmasıdır. Bu nedenle, aile üyeleri birbiriyle ilişkilidir ve aile üyelerinin durumları diğer aile bireylerini
    ve ailenin bütününü de olumlu ya da olumsuz etkileyebilir.

    Terapötik olarak ailelerle çalışmanın tedavide etkililiği kanıtlanmıştır. Araştırmalar, çeşitli aile terapisi
    modellerinin/yaklaşımlarının, psikoterapinin diğer biçimleri kadar etkili olduğunu göstermektedir.
    Danışanlar arasında yapılan araştırmalar da, danışanların evlilik ve aile terapistlerinden aldıkları
    hizmetlerden çok fazla memnun olduklarını ve aile terapisinin madde kullanımı, alkolizm gibi
    rahatsızlıkların tedavisinde de etkili olduğunu belirtmektedirler. Başka bir deyişle, danışanlar umdukları
    yardımı görmektedirler. Fakat bunun yanında aile terapisi, bipolar bozukluk gibi şiddetli ve kronik akıl
    rahatsızlıklarının tedavisinde yeterli ve etkili değildir.

    BİREYLERLE ÇALIŞMANIN YERİNE AİLELERLE ÇALIŞMANIN NEDENLERİ

    Aile terapisinin avantajlarından biri; terapistin aileyle çalışarak neden-sonuç ilişkilerini ve sorunları daha
    geniş bir çerçeveden bakarak bütün karışıklığı görmesinin kolaylaşmasıdır.

    Aile terapisi, danışanın yaşamındaki önemli kişileri, sürecin içine alır. Terapist, sorunun içinde olan,
    sorunu paylaşan insanlarla direkt çalışır.

    Aile terapisinde tek bir ileti, aynı anda bütün aileyle paylaşılabilir.. Böyle yapılmasının amac; aile
    üyelerinin birlikte bu sorun dahilinde çalışmalarını sağlamaktır. Ayrıca aile terapisi aile de gizli kalmış
    bilgileri ortaya çıkararak aile içinde açık iletişimi sağlamayı amaçlar.

    Aile terapisinin önemli avantajlarından bireysel psikolojik danışmadan daha kısa sürede etkili olarak
    amacını yerine getirmesidir. aile terapistlerinin bildirdikleri raporlar da , bir aileyle yalnızca birkaç oturum
    çalıştıkları görülmüştür.

    Aile terapisinde, durumlara göre bazı yaklaşımların etkili olduğu belirlenmiştir. Çoğu araştırmaya
    baktığımız da, aile terapisinin, ailelerin ve aile üyelerinin hepsini kapsayan değişiklikleri gösterdiğini
    görmekteyiz. Diğer terapistlerin bu konu da iddialı olmadıkları söylenebilir.

    AİLE TERAPİSİNDE ETİK KONULAR

    Aile terapisinde profesyonel meseleler en çok etik, yasa ve kimlikle ilgilidir. Aileye yardım etme
    sürecinde, profesyonel meseleleri göz önünde tutma ve tedavi prosedürünü seçme arasında bağlantı
    vardır. Terapötik yorumlamaların temelinde etik ve yasal faktörler vardır. Ancak, profesyonel konular
    terapötik konulardan daha az dikkat çeker. Çünkü profesyonel konular daha temeldir. Profesyonel
    konular daha mekanik olarak tartışılırlar ve tedavide ilginç bulduklarımızla alakalı olan şeylerden daha az
    caziptirler. Etik rehberler, yasal standartlar ve kurumsal kararnameler aslında düzyazıdır ve okumak için
    çekici ve açık değillerdir. Şimdiye kadar bu kodlar, rehberler, dernekler profesyonel aile terapisinin kalbini
    oluşturmuştur. Bu meseleler çevresindeki aile terapisinin kritiği halk ve klinisyenler tarafından pekiyi
    anlaşıldı.

    Aile terapistleri yasal, etik ve profesyonel kimlik meseleleri konusundaki bilgiler ve onların takiplerinde
    uyanık olmalıdırlar. Eğer olmazlarsa, sonuç iyi niyetli ancak zararlı klinik ya da kişisel hareketler olabilir.
    Aile bir sistemdir, öyleyse aile terapisi de bu sistemin alanındadır. Aile terapistleri sağlıklı kalabilmek için,
    onlar ve meslektaşları, yüksek standartlar için uygun pratiklere ve yasal durumlara, etik kodlara
    uymalıdırlar. Onların aile terapistleri gibi güçlü kimlikleri vardır. Onları profesyonel olarak zenginleştiren
    ve besleyen kurumlarda bir üyeliklerinin olması gereklidir. Meslektaşların hatırları ve kendileri için, aile
    terapistleri profesyonel meselelerle baş edebilirler.

    AİLE TERAPİSİ VE AİLE ETİĞİNE GENEL BAKIŞ

    İnsan deneyimleri ahlaklı girişimlerdir. Etik ilkeler (ethics), bireyler ve ailelerden gelen hakların
    gerçekleşmesi için karar veren ahlaki prensiplerdir. Aileler ve toplum ilişki etik ilkeleri (relationship ethics)
    tarafından yönetilir. Bu etiğin temelinde 2 temel prensip vardır;

    Adalet (equitability) “herkes kendi ilgilerini çok kültürlü bir bakış açısından adil bir şekilde hakkını
    kazanmaya çalışır” önerisidir.
    İlgi (caring) veya ahlaki gelişim ve prensipler, sosyal ilişkilerin ve dayanışmanın merkezinde yer aldığı
    fikri.
    Aile terapisi ilk olarak uygulayıcıların, teorilerin ve uygulamaların aileleri içermesinin değersiz olduklarına
    inandıkları bir atmosferde gelişmiştir. Sonuçta oluşan tarafsızlık (neutrality) durumu, ailelerle çalışmanın
    etik prensibinin aile terapistleri tarafından resmi ya da resmi olmayan temellerde 1960ların ortalarına
    kadar seyrek olarak tartışıldığı anlamına gelir. Daha sonra aile terapisinin feminist kritikleri, özellikle aile
    şiddetinin sorumlulukları bakımından bu alanı değerler ve etik konusunda sallamıştır. Uygulayıcılar kesin
    ya da doğalarla ilgili her durumun değerlerle ilgili olduğunu anlamaya başlamış, yani, terapötik kararlar
    etik olarak nötr olmadı, olamazda.

    Bilinen değerler ve etikler, ana fikre yardımcı olmakla ilgililerdir.(????) Aile terapisi yaparken etik karar
    verme hakkında hala pek çok belirsizlik vardır. Çünkü etik karar vermek kolay değildir. Terapist ne
    zaman etik ikilemle yüzleşirse, genellikle “2 veya daha fazla akılcı kararı yapmak için 2 ya da daha fazla
    iyi nedene” sahiptir. Eğer bu ikilemler karışıksa, klinisyenler tamamen eminse, onlar seçtikleri yolda
    dikkatsizce büyük bir hata yapıyorlardır.

    Tarihsel çatışmalar ve şimdiki gerçekliğe rağmen, etiğin alanı; aile tedavisinin çatısının temel bölümüdür.
    Bu, terapinin bütün çeşitlerinde, özünde bir etik boyutu olduğu için dikkatlice düşünülmelidir. Meseleleri
    daha fazla zorlaştırmak için, aile terapistleri her çeşit terapistin muhtemel etik çatışmalarıyla yüzleşirler.
    Örneğin, aile terapisinde, aile üyelerinin arasındaki ilişki genellikle danışan için dikkate alınır. Elbetteki,
    ilişkide bir kişiden fazla kişi vardır ve terapide ilerlemek için terapist, bazılarının çoğunluktan farklı olarak
    çatışmalı duygu ve davranışları ve ayrı ihtiyaçları olan bireylerin bilgilendirilmiş rıza (informed consent)
    olmalıdır.

    Etik ve etkili olan aile terapistleri, ailelere hizmet verirken teoriler içinde değerlerin farkında olmalıdırlar.
    Aile terapistleri profesyonel olmak için güncel etik kodları bilmelidirler ve süreçte kodları gözden
    geçirerek öneri getirmekle aktif olarak uğraşmalıdırlar. Klinisyenler bunu yaparken düşünceli ve esnek
    olmalıdırlar.

    ETİK VE DEĞERLER

    Etik karar vermenin temelinde değerleri fark etme ve anlama vardır. Bir değer (value) “bir dizi seçimin en
    çok tercih edilenden en az tercih edilene doğru sıralanmasıdır.” Temelde 4 değer alanı vardır ve her biri
    birbirini etkiler. Bunlar; aile, kişisel, politik/sosyal ve en yüksek. Aile terapisi, kuramsal ve klinik olarak
    profesyonel olması için temelinde bilinen çeşitli değerler topluluğu olduğu kabul ediliyor.

    Etkili terapistler terapötik süreci etkileyen kişisel değerler, danışan-aile değerleri ve teorik değerlerdeki
    güçlüklerin farkında olurlar. Terapistler önce kendi değerlerini incelemelidirler. Terapistin yaşı, medeni
    durumu, cinsiyeti, etik kökeni, dini, sosyal kültürel yapısı vb. terapistin değerlerini etkiler. Örneğin; genç,
    bekâr, Katolik, Latin erkek aile bir terapistine zengin bir alt yapıdan gelen ve değişik değerlere sahip
    yaşlı, boşanmış yerli Amerikan ailesinden hayatının çoğunu fakir geçirmiş 2 yetişkin gelebilir.

    Kişisel değerleri ortaya çıkarmanın ve etik karar verme tarzını anlamanın bir yolu da etik genogramdır.
    Bu genogram çeşidi, zor etik karar vermek için aile bireylerinin köküne nasıl dikkat edileceğine
    odaklanır. Bir terapistin ebeveynleri gevşek olmuş olabilir, veya doğru ve yanlış davranış yorumunda katı
    olmuş olabilir. Böyle durumlar terapistin şu andaki etik karar vermesinde iyi ya da kötü bir şekilde rol
    oynayabilir. Aile terapistleri, kendi değerlerinin, bu değerlerin kendisine nasıl geldiğinin ve değerlerin
    nasıl farklı ve diğerlerine benzer olduğunun farkında olursa ailelerle daha etkili ve etik çalışmak için
    uygun olurlar.

    Sonra, terapist, danışan-ailelerinin değerlerine bakar. Araştırmalar, aile değerlerinde -özellikle farklı
    kültürler arasında- çeşitlilik olduğunu göstermektedir. Ailelerde, üyelerin kişisel, politik ve sosyal değerleri
    çeşitli yönlere etki eder. Ailelerde, aileden miras olarak gelen değerlerin de etkisi vardır. Ailelerle
    çalışırken, onların değerleri, sistemle ilgili bir bakış açısında sınanmalıdır, yani aile üyelerinin değerlerinin
    aileyi bütün olarak nasıl etkilediğine bakılmalıdır. Böyle bir bakış açısı değerlerle ilgili konuyu karıştırır;
    ama aynı zamanda değerleri gerçekçi bir çerçeveye koyar ve bunların işleyişini dinamik bir girişime
    çevirir. Eğer terapistler ve onların danışan-aileleri savundukları çekirdek değerler bakımından birbirinden
    ayrı değerlere sahiplerse onlar arasında ya da onların yerini tutan birileri arasında görüşmeye ihtiyaç
    olabilir.

    Son olarak terapistler değerleri açıklarken teori ve süreçlerle bağlantı kurup, onların sonuçlarını kabul
    ederler. Bu son alanda, aile terapilerinin etik konuları, ailede muhafaza edilmesi gereken, vurgulanan,
    pekiştirilen ve değiştirilmesi gereken değerlerle ilişkilidir.

    Bazı aile terapistleri, tedavilerinin merkezine ailelerin semptomlarını silmeye yardım etmeyi alır. Diğerleri,
    yeni bir yapıyı veya sınırı oluşturmaya odaklanır. Bazıları ise bireylerin ailelerinin kökünden

    farklılaşmalarına veya yeni çözümler üretmelerine yardımcı olmayı amaçlar.

    Bilgisiz uygulayıcılar (terapistler) değerlerin doğasını ve hatta önemini inkar etmeye çalışır. Diğerleri
    terapiyi hoşlandıkları değerlerin yeniden gözden geçirilmesi için bir mücadele olarak kullanma çabasında
    bulunur. İki yaklaşım da kusurlar ve olası tehlikelerle doludur. Sonuç olarak, diğerlerinin değerleri için
    duyulan saygı ve değer; etik davranışın ve aile terapisinin rehberliğinin arkasındaki hakim güçtür.

    DEĞERLER ETİK UYGULAMALARI NASIL ETKİLER?

    Bütün etik konular, değerleri, karar vermek için temel alır ve sosyal haklar ve zorunluluklarla ilgili bütün
    değerler, etik kararlarda kaçınılmaz olarak ortaya çıkar.

    Aile terapisinde bazı terapistler, ailenin varlığındaki bireysel terapötik yaklaşımdan hareketle ya da aile
    üyeleriyle bireysel olarak çalışırlar. Bu tip bireysel tedavi bir değer ve etik soru meydana getirir, çünkü,
    böyle bir düzenlemedeki ailenin problemleri, onların genel durumundan bir bütün olarak görülmez. Sonuç
    olarak ailenin iletişim yolunun yenilenmesi için öneriler, durumun bütün karışıklığını göz önünde
    bulundurmaz. Çünkü böyle bir yaklaşım sınırlıdır, azdır ve değeri yoktur. Bu, etik bile olmayabilir. Çünkü,
    araştırmalar evli kişiler için bireysel terapi ile evlilik ilişkisinin karışıklığı arasında bir ilişki göstermiştir.

    Aile terapistleri, etik olarak danışanlara karşı dürüst olmalıdır, danışanlar terapistin seçimleri, önyargıları
    ve profesyonel yargıları hakkında açıkça bilgilendirmelidir. Aile terapistinin kabul ettiği değerler, onların
    klinik uygulamalarını ve sonuçlarını direk olarak etkilemektedir.

    ETİK KARARLAR ALIRKEN YOL GÖSTEREN KAYNAKLAR

    Etik olmayan kararları almaya karşı tedbir almak için aile terapistleri hangi değerleriyle alakalı olduğunun
    farkına vardığı andan itibaren birkaç kaynak ve model kullanabilir. Etik kararlar almanın en yaygın ve
    yararlı olan 5 yolu vardır;

    Kurumsal Etik Kodları,
    Eğitimsel Kaynaklar,
    Profesyonel Konsültasyon,
    Meslektaşlar ve Süpervizörlerle Etkileşim
    Meta-etik İlkelerinin Önemi.
    Etik Kodlar

    Etik kararlar alırken aile terapistlerinin kullanacağı öncelikli kaynak, kurumsal etik kodlarıdır. “Etik kodları

    olacakları değil, olabilecekleri engellemek için kurulmuştur.

    Etik kodların içerdiği konu başlıkları; gizliliği, danışan sorumluluğunu, profesyonellik becerisini,
    dürüstlüğü, değerlendirmeyi, ekonomik düzenlemeleri, araştırma ve yayını, süpervizyonu ve toplumsal
    beyanları kapsar. Bu ve diğer alanlarda aile terapistleri birçok etik ikilemle karşılaşmaktadır. Yaygın olan
    etik düşüncelerin çoğu, bütün aileyi tedavi eden, yeni tedavi gelişimleri hakkında güncel olan, bir aile
    üyesini tek başına gören ve danışanlarla değerleri paylaşanlardır.

    Etik kodlarında, maalesef, aile terapistlerinin neyi, nasıl yapacaklarını yönlendiren az sayıda belirli
    davranışsal rehberler vardır. Bunun sonucu olarak, aile terapistleri etik olmayan kararlar da verebilirler,
    çünkü terapistler “diğer uygulamacılar bunu yaptı” şeklindeki duyumlarla hareket edebilirler. Etik kodların
    sınırları, özellikle karşılıklılık üzerine kurulmamış, terapistin arkadaş ya da iş ilişkisi gibi ikinci rolleri
    üstlendiği ikili ya da çok yönlü ilişkiler (dual or multiple relationships) gibi karışık konularla ilgili çabalar
    harcandığında ortaya çıkar. Etik kodları sadece okuyarak en iyi hareket şekline karar vermek, yeni
    başlayan terapistler kadar deneyimli terapistler içinde zor olabilir.

    Eğitimsel Kaynaklar

    Aile terapistlerinin etik kararlar alırken yararlanacakları ikinci kaynak; eğitimsel araçlardır. En iyi eğitimsel
    kaynaklardan biri; aile terapisindeki ikilemlerle belirli olarak ilişkilendirilmiş vaka tarihi-vaka çalışmaları
    şeklinde bulunur. Peggy Papp(1977), Frank Dattilio(1998), ve Lary Golden(2004) aile terapistlerinin
    başvurabilecekleri olay çalışması kitapları yayınlamışlardır;

    AAMFT Etik Kodlarını Kullanıcı Rehberi ( User’s Guide to the AAMFT Code of Ethics)’nin formatı daha
    kısadır.
    Aile Rehberi: Çiftler ve Aileler için Danışma ve Terapi (The Family Journal: Counseling and Therapy for
    Couples and Families)
    Bu yayınların vaka konsültasyonları belirli bir kuramsal görüş özelliğindedir. Böyle eğitimsel vakaların
    sistematik bir temelde çalışılması gerekir. Ayrıca, aile terapistlerinin, geçmişte nasıl kararlar aldığını
    bilmek güncel uygulayıcılar için yararlı olabilir

    Vaka çalışmaları; aile terapistlerine etik olarak uygun seçimler yapmaları için adımlar konusunda da
    yardımcı olabilir. Etik karar vermede, adım adım süreçler belirlenmiş ve bu süreçler; terapistlerin
    profesyonel sorumluluklarını karşılamak ve ailenin iyiliği için sorumluluk almaları için bir alternatif
    hareketler sürekliliği oluşturmayı vurgular. Terapistler, sonra, bu alternatiflerin sonuçlarını değerlendirir
    ve ölçer. Bu süreçlerden deneme niteliğinde kararlar verirler ve eğer şüpheleri varsa bunu süpervizör ya
    da meslektaşlarıyla 2 defa kontrol ettikten sonra kararlarını uygularlar. Son basamak ise; yapılanların
    belgelendirilmesini içerir. Belgelendirme, etik ve yasal yönden savunulabilir. Belgeler, kayda değer
    görülen uygulamalar ya da geleneksel uygulamalara dayanan uygulamalar olmalıdır.

    Profesyonel Konsültasyon

    Etik kararlar alırken üçüncü kaynak da; profesyonel konsültasyondur. Profesyonel konsültasyon, birinin
    kendi yetenek ve bilgisini arttırmak için alanında uzman bir kişiyle görüşmesidir. Konsültasyon; içsel veya
    dışsal yönelimli, süreç-sonuç odaklı ve formal ve informal gibi çeşitli şekillerde alınabilir.

    İç konsültasyon (internal consultation) terapistin, bir aile ile ilgili etik mesele hakkında çalıştığı yerdeki
    uzman biriyle konuşma şeklinde alınabilir. Dış konsültasyon (outside consultation), bulunduğu
    yerin/kurumun dışındaki bir profesyonelle görüşmeyi içerir. Süreç konsültasyonu (process consultation)
    bir aileyle çalışırken kullanılan yöntemin etiği hakkında bir uzmana akıl danışmak olarak tanımlanabilir.
    Sonuç odaklı konsültasyon (outcome-focused consultation) ise ailenin ve terapistin başarmayı istedikleri
    etikleri merkeze alarak uzmanla görüşmeyi içerir. Resmi konsültasyon (formal consultation) da girdi bir
    uzman tarafından randevu ya da yapılandırılmış görüşmeyle kazanılırken; resmi olmayan konsültasyon
    (informal consultation) profesyonel terapi konferansında, uzmanla koridorda ya da daha az
    yapılandırılmış bir iletişim şeklinde olabilir.

    Ne şekilde olursa olsun, konsültasyon servisleri kanalıyla aile terapistleri; prensiplerle ve etik kodların
    belirli yönleriyle ilgili durum tarihiyle ile ilgili daha geniş bir bakış açısı kazanır. Konsültasyon
    toplantılarında terapistler, engellemeleri, aydınlatmaları ve değişimleri amaçlayan servislerin tüketicileri
    olurlar.

    Meslektaşlar ve Süpervizörlerle Etkileşim

    Etik kararlar almadaki desteğin dördüncü kaynağı meslektaşlar ve süpervizörlerle ilgili olanı içerir. Aile
    terapistleri meslektaşlarıyla çoğu nedenden dolayı etkileşim içinde olma gereği duyabilirler ama
    özelliklede etik davranış söz konusu olduğunda meslektaşlarıyla fikir paylaşımında bulunurlar.
    Meslektaşlar, genellikle uzmanlardan ve eğitim metaryellerinden daha ulaşılabilirlerdir. Ayrıca bu
    meslektaşları kullanmanın mali değeri daha ucuz ya da bedavadır. Ek olarak, meslektaşlar birbirlerini
    yeni trendlerin profesyonelleri hakkında sıkça bilgilendirir.

    Bir çalışmanın, meslektaşı olmayan biri tarafından direk süpervizyonu özellikle kariyerlerine başlayan
    profesyoneller açısından oldukça etkilidir ve önerilir. Bireysel süpervizyondan farklı olarak aile terapisi
    süpervizyonu (family therapy supervision) sistematiktir ve içedönük konulara olduğu kadar kişiler arası
    konulara da odaklanır. Süpervizörlükle ilgili etkileşimin çeşitli şekillerini kullanarak aile terapistleri bilgiyi
    çıkararak ya da kişisel ve profesyonel konulardan kaçınarak etik hatalar yapma ihtimali daha azdır.
    Ayrıca, aile terapi süpervizyonunda canlı gözlem ve görüşme için tek yönlü aynaların kullanımına ek
    olarak video kritiğine de vurgu yapılır.

    Meta-Etik İlkeler

    Meta–etik prensiplerin yüksek düzey standartları vardır. Bu standartlar klinisyenlere karar vermeleri için
    rehberlik eder. Bu prensipler özellikle etik ve ahlaki ikilemleri çözmek için kullanışlı olur. Bütünüyle bu
    ilkelerin beşi, birbirleriyle etkileşimde düşünülür:

    Özerklik (Autonomy): Kararlar ve seçimleri yapması için bireylerin doğruluğu

    Zarar vermeme (Nonmalefience): danışana birinin hareketinden olası zarar vermeden kaçınma

    Yararlılık (Beneficence): danışanın huzurunu sağlamak ve iyilik yapmak

    Bağlılık (Fidelity): Güvenilir, sadık olmak ve birinin sözlerini tutmak

    Adalet (Justice): Eşit olarak davranmak insanlara

    Aile terapistlerinin en çok akılda tutması gereken en üst prensip; zarar vermemektir. Bu ilkeyi takip etmek
    kolay olmasa da diğer ilkelerden bazı yollarla daha az zordur. Aile terapisinde bağlılık, aile üyelerinin
    bağlı olmasıyla ve onların sahip olduğu ilişkilerle uğraşır. Bu üç alana dikkat etmek gerekiyor ve karar
    alırken akılda tutmalıdır. Buna rağmen aile terapistleri ne ile ve kim ile çalıştıklarının karmaşıklıklarını fark
    ettikleri zaman, daha dikkatli, düşünceli ve sonunda becerikli olurlar.

    Yaygın Etik Konular

    Bazı aile terapistleri etik kurallara uymayabilmektedirler. Aşağıda bazı etik kurallar açıklanmaya
    çalışılmıştır.

    Gizlilik

    Danışana etik konulara uyulacağı konuşulmalıdır. Öte yandan gizlilik yasal bir durumdur. Şayet gizlilik
    bozulursa etik olmayan bir durum ortaya çıktığı gibi terapistlerin yasal sorunlarla karşılaşmasına da
    sebep olur. Aile terapistleri bu konuda dikkatli olmalılardır.

    En iyi yöntem, aile bireyleri ile birlikte hepsiyle beraber danışma oturumunu yapmaktır. Bu durumlarda
    oturumda günah keçisi ya da problem kişi olmayacaktır. Bu süreçte karşılıklı terapist ve aile bireyleri,
    haklarını ve sorumluluklarını öğrenirler. Gizlilik içerisinde, oturumlarda konuşulanların orda kalması
    gerektiği somut olarak konuşulur ve aile bilgilendirilir. Bire bir görüşme olmaması danışanların cesaretini
    kırabilir. Bu yaklaşım sistem yaklaşımını destekler ve aileden birinin sorunu varsa diğerlerini de etkilediği
    fikrini geliştirir.

    Ara sıra terapistler gizliliğe uymayabilirler. Aile üyelerinden birinin kendine yada başkasına zarar vermesi
    yada mental rahatsızlık göstergelerinin olması durumlarında olabilir.

    Aile üyelerinin iyiliği için bunu yapması gerekebilir. Bu durum ile ayrıcalıklı iletişimi de beraberinde getirir.
    Ayrıcalıklı iletişim (privileged comminicated) danışanın haklarını koruyan danışanın yasal hakkıdır,
    kanunlarla garanti edilmiştir. Trapist ve danışan ayrıcalıklı(*) şekilde görüştüklerinde danışan normal
    oturum formatını bırakabilir Bununla birlikte aile içinde bir şeyler ortaya çıkmaya başladıysa, çocuk
    istismarı yada daha başka şeyler, terapist bunu gerekli yasal mercilere iletmelidir. Aile terapistlerini
    düzenli bir şekilde kontrol edilmeye ihtiyaçları vardır. Değişik kurumlar bunu yapmalılardır.

    Başka bir sorunda gizliliğin dikkatsizlikten dolayı bozulmasıdır. Bir vaka ile ilgili konuşurken uygunsuz ve
    dikkatsiz bir şekilde konuşmayla bu olabilir. Bu diğerlerine göre daha masum görünebilir. Elektronik
    iletişim araçları görüşme bilgilerinin başkalarının eline geçmesine yada ulaşmasını daha da kolay
    kılmaktadır. Her ne olursa olsun bu da bir etik dışı durumdur. Aile terapistleri bilgisayarda kayıt
    tutuyorlarsa dikkat etmelilerdir. Ve koruma altına almalılardır kayıtları.

    Gender Issues (Cinsiyet Konuları)

    Aile terapisinde cinsiyet öneli bir olgudur. Cinsiyet aile de kadın ve erkek ikisinin ilişkilerindeki temel
    yapıyı oluşturur terapistlerin cinsiyeti görüşmeleri etkileyebilmektedir. Aile terapilerinin ilk yıllarında erkek
    odaklı olarak çalışılıyordu. Ve kadınlar görmezden geliniyordu. 1980 den sonra cinsiyet terapisi
    genişletildi. Kadın ve erkeğe eşit şekilde muamele edilmeye başlandı. Yinede bazı terapistler yüzeysel
    değişiklikler yapmışlardır.

    Bu tavır etik kuralları göz ardı etmek demektir. Kadınları cinsiyetlerinden dolayı terapiden mahrum
    bırakabilirler ama kadınlar maliyeti ne olursa olsun bu hakkı almalılardır.

    Terapistler bütün aileler ile çalışırken şunlara dikkat etmelilerdir.

    finansal ve fiziksel olarak güç dengesini sağlamalı
    aile bireyleriyle rol ve kurallar la ilgili oyun oynaıp onların kendilerini farklı görmeleri sağlanır
    ailedeki küçük değişikliklerin ailenin bütününe etki ettiğini bilmeli.
    Terapist ile Aile Üyelerinden Birinin Cinsel İlişki Yaşaması

    En yaygın tabu aile danışmalığında, terapistin aileden biriyle ilişki yaşamasıdır. Ne yazık ki en yaygın
    sorunlardan biri terapistlerin, sağlık çalışanlarının danışanları ile ilişki yaşamasıdır. Yeni çalışanlar
    danışanlarla ilişki konusunda uyarılırlar. Ayrıca aile danışmalığı etik kodlarında bu durum men edilmiştir.
    Terapist ve danışan arasında yanlış anlaşılmalar olabilecek şekilde davranılmamalıdır.

    Teorik teknikler

    Bazı teorilerin teknikleri hala tartışmalı bir haldedir. Bu yüzden en son çare olarak düşünülmelidir. Mesela
    bilinç karmaşası ve paradoksları stratejik aile terapisi (straightforward) hiçbir şeyi gizlemeyen (apaçık)
    teoriler kadar iyi ele alamamaktadır. Benzer bir şekilde tarafsızlık konusunda tartışmalı bir tavır
    sergilemektedirler. Stratejik bakış açısına sahip terapistler ailedeki şiddeti çözüp, şiddet olmayan bir aile
    ortamı oluşturmaya çalışırlar. Sadece aile ile çalışırken aile içi dengeyi ve ailedeki değişimi yapabilir.

    Çok Kültürlü Terapi Konuları

    Etik durumların yaygın bir alanı da çoklu kültürel terapilerdir. Çoklu kültürel danışmada terapistin
    değerleri çok görkemlidir fikri olmamalıdır. Azınlık rupları ile çalışma yapar iken Pederson (1996) şu üç
    önemli etik hatayı önermiştir,

    Benzerlikleri vurgulamalıdır.
    Farklılıkları vurgulamalıdır
    Benzerlikler ve farklılıklar üzerindeki varsayımlarını vurgulamalıdır
    Aile terapistleri öneri vermeden önce ailenin bakış açısıyla onların kültürlerine bakmaya dikkat etmeliler.
    Bunu ele almak zor olabilir. Süpervizyon veya konsültasyon etik olması açısından tavsiye edilmektedir.
    Örneğin terapist genellikle danışanına dokunabilmektedir. İspanyol ve Latin kökenliler buna açıktır ve
    terapistlerini dokunarak yada sarılarak selamlayabilirler. Bu gibi durumlarda Kültürel farklılıklar etik
    kodlarda esnek tutulabiliyor.

    İnternet Yoluyla Terapi

    İnternetin terapilerde ve etik kodlar açısından sunduğu imkanlar olduğu gibi getirdiği sorunlarda olmuştur.
    İnternet terapistler tarafından kullanılmaktadır. Bazı düzenlerde danışan yaşadığı yerin bilgisini yanlış
    veriyor. E-mail sorularının cevaplarında 200 kelimeden fazla olmaması gerektiği söyleniyor.

    Fakat buna rağmen üçüncü çeşit kurulumlarda terapist aile üyeleriyle görülebilmektedir. Ve düzenli
    görüşmeler yapabilmektedir. Pratik yapmak danışanı yetiştirir bu konuda. Tedirginlikleri azalır, deneyimi
    artar.

    İnternetin kullanımı ile etik ikilemler çıkmaya başlamıştır. Güvenlikten yoksundur, gizlilik ihlal edilebilir,
    terapist olası tehlike ve zararlardan danışanını koruyamayabilir. Sözel olmayan tepkileri göremez ve
    yorumlayamaz. Danışan yanlış anlayabilir yazım hatalarını, yada yetersiz danışanlar zarar görebilirler
    yazdıklarından dolayı.

    Sorunlar karmaşık bir hal alabilir, daha da kötüsü olabilir. Ama herhangi bir kanuni bir yaptırım ya da
    koruyucu kanun söz konusu değildir aile terapisi hakkında. İnternetin kullanımı ve danışmanlıklar
    artmaktadır ve bununla birlikte görevini kötüye kullanma da artmaktadır.

    Etik Olmayan Davranışın Bildirilmesi

    Etik kodların okunması ve öğrenilmesi ile birlikte çalışanlar etik olmayan davranışlardan kaçınmaya
    başlanmıştır. Danışanlar çalışan terapistlere etik olmayan davranışları bildirebilmektedir.bterapistler bir
    durumla karşılaştıklarında etik kodlara başvurabilmektedirler. Eğer çözümleyemediği bir durum yada
    vaka varsa bunu gerekli kurumlara (ACA gibi) bildirmesi gerekmektedir. Böyle bir kurumda bir rapor
    verilmişse resmi araştırma açılacaktır

    Etik olmayan bir davranışa terapistler zor durumda kaldıklarında başvurabilmektedirler. Gizlilik sorunu
    artmaktadır. Etik kuralların ihlal edildiğini gören terapistler bunu bildirmekle yükümlüdürler.

    Şayet kesin bir şiddet varsa üç seçeneği vardır terapistin. Yetkili bir kurula dosya ile başvurması için
    danışanı teşvik etmeli, terapistin kendi şikayet etmeli yada hiçbir şey yapmamalı. Bu üç seçenekte
    danışana rahatsızlık verir, dolayısıyla terapistte bundan etkilenir.

    AİLELERİN DEĞERLENDİRİLMESİNİN ÖNEMİ

    Değerlendirme prosedürleri (assessment procedure) insanların, programların ve nesnelerin özelliklerini
    ölçmek için kullanılan her yöntemdir. Genellikle insanlardan en iyilerini yapmalarının istendiği test
    etmenin aksine, değerlendirme; tipik performansları, davranışları ve nitelikleri değerlendirir. Yani;
    değerlendirme, test ölçümlerinden daha kapsamlıdır.

    Aslında, değerlendirme, aile terapilerinin de hayati bir parçasıdır. Değerlendirme boyunca terapistler
    çalıştıkları aileleri sistemli ve uygun bir şekilde teşhis etmelerine yardım edecek bilgiyi kazanırlar. Bu
    amaçla terapist, ailenin yapısı (roller, sınırlar vs.), kontrolü (esneklik, güç gibi), kültürü (sosyal konum,
    kültürel kalıt vs.), ihtiyaçları/duyguları ve gelişimi hakkında bilgi edinir.

    Geçmişte, Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından yayımlanan ve akıl sağlığı bozukluklarını temel alan
    Teşhis edici ve İstatistiksel El Kitabı’nda (Diagnostic and Statistical Manual-DSM) evlilik ve aile teşhis
    kategorilerine az dikkat çekilmiştir. Temel olarak, DSM tıbbi modelden temel alınmış ve bireysel olarak
    yönlendirme yapılmıştır. Bu nedenle, evlilik ve aile alanları teşhis süreciyle sınırlandırılmıştır; çünkü aile
    terapistleri temelde ilişki yönelimlidir. İlişkileri bir rahatsızlık sınıfıyla bağlamak yerine DSM’in yaklaşımı;
    bu zorlukları tanımlamak için V kodları (V codes)’nı veya İlişkisel İşlevselliğin Bütüncül Değerlendirilmesi
    Ölçeği (Global Assessment of Relational Functioning Scale-GARF)’ ni kullanmaktı. V kodu, durumu, akıl
    rahatsızlığına atıfta bulunmayan bir şey olarak tanımlar. GARF ve DSM-IV ün Eksen 5’i olan İşlevselliğin
    Güncel Değerlendirmesi (Global Assessment of Functioning-GAF) ölçeğinin bireysel işlevselliği
    değerlendirmesi benzerdir. SON CÜMLEYİ EKLEE!!!

    DSM-IV (the fourth edition of DSM) aile-çocuk, kardeş, partner ilişkileri ve fiziksel ve cinsel kötüye
    kullanım gibi ilişkisel problemlere daha çok odaklanır. Ancak bazı engellere rağmen aile terapistleri
    gerekli olduğunda uygun bir tedavi planı geliştirilebilir ve izlenebilir diye değerlendirme ve teşhis etme
    gereği duyarlar

    Değerlendirmenin bir diğer avantajı; ailelerin ve aile üyelerinin daha iyi ilişkileri için ilişki dinamiklerini
    anlamaya yardımcı olmak, onlara net amaçları ve farklı bakış açıları kazanmalarını sağlamaktır.

    Değerlendirmenin son olarak bir diğer önemi; sayılabilirliği ve profesyonelliği ilişkilendirmesidir. Terapi,
    hizmetlerin belgelenmesini gerektirir ve hizmetlerin arkasındaki nedenleri takdim eder. Aile terapisi de
    daha bilimsel ve kesin olmaya başlıyor ve bu da becerilerini geliştiren ve halka hizmet eden aile
    terapistlerinin değerlendirmeye gittikçe güvenmesini sağlıyor. Böyle güven, sorumlu olma meselesidir.

    AİLELERİ DEĞERLENDİRMENİN BOYUTLARI

    Ailelerle çoğu değerlendirme, sistemsel yaklaşımda temele alınır. Bu yaklaşım, her bireyin bireysel
    karakteristik/özelliklerinden ziyade bireyler arası etkileşimden/ilişkilerden yararlanmayı gerektirir. Bir ya
    da diğer bir sebepten dolayı, dikkat bir kişinin üzerinde odaklandığında bile o kişinin davranışı, sistemin
    diğer üyelerinin davranışlarını şekillendirmesi, etkileme gücü ve eko sistemi etkileyebilecek değişkenler
    bakımından analiz edilir.

    Terapistler, terapi oturumunda sorulan sorularla, demografik bilgilerden çok etkileşime ve ilişkilere
    odaklanırlar. Örneğin; “Mary, John sinirli olduğunda sen ne yaparsın?” gibi sorular sorarlar.

    Fishman’a göre terapist değerlendirmede dört-boyutu hesaba katmalıdır Bunlar:

    Aile üzerindeki çağdaş gelişimsel baskı,
    Aile tarih,
    Aile yapısı,
    Aile süreci.
    Bu dört boyutlu model, terapistlere konuları hakkında sık sık değişen bir görüş vermelidir. Bu model,
    terapistlerin, hareket eden sisteme farklı açılardan bakmalarına izin verir. Bu model, terapistler sistemin
    içinde ve dışında, bazen tarafsız gözlemciler olarak hareket ettiklerinde, belli bir aile üyesini
    desteklediklerinde ya da ailenin kontrolünü sağlayan bir üyeyi fark ettiklerinde terapistin süreçteki
    pozisyonunu göz önünde bulundurur.

    Sürecin ve terapistin bu süreç içindeki aktif yerinin vurgusu aile terapisini bir deneyim terapisi olarak
    tanımlayan şeydir.

    AİLELERİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE KULLANILAN METODLAR

    Aile terapistleri birçok ve çeşitli değerlendirme tekniklerine sahiptir. Hem formal hem informal teknikler
    kullanabilirler. Resmi olmayan değerlendirme metotları (informal assessment methods) gözlemsel verileri
    içerir, bunlar doğal veya oyun oynama durumlarıyla ilgilidir, bunlar ölçülen olabileceği gibi olmaya da bilir.
    Resmi değerlendirme metotları (formal assessment methods)genellikle alan testleri ve envanterleridir,
    bunlardan bir kaçının temeli teorik kuruluşludur, bazıları da değildir.

    Aileleri Değerlendirmede İnformal Metotlar

    Çiftleri ve aileleri informal değerlendirmede birkaç yol vardır. Örneğin; sarnoff ve sarnoff ilişkilerinde
    olumlu deneyimlerini “çiftlerin informal değerlendirmelerini” sağlayabilmek için “çiftlerin yaratıcılık

    değerlendirme görevleri(couples creativity asessment tasks C-CAT)” tasarladılar. Bu ölçme
    envanterindeki görevler; erken anılara odaklanmayı, geleceği, problem çözme yeteneği oluşturmaya
    bakış açısını ve ayrı düşünceleri içerir .Bu ölçme 40-45 dakikayı alır. Bu envanter çiftlerin hayatları
    süresince “daha olumlu, aşklı ve sağlıklı etkileşimi” getirmek içindir.

    Aile değerlendirme informal metotlardan en iyilerinden biri de “Aile Değerlendirme Formu”(Family
    Assessment Form)dur. Bu form, aile terapistlerinin yeterli kısa zamanda birçok bilgi edinmesini amaçlar.

    Aileleri informal değerlendirmede başka bir yolda direkt gözlemlemektir. Bireysel danışmanın aksine aile
    terapisi kişiler arası problematik değişimi direkt olarak gözlemlemek ve bunu bu olayların öznel tercihlerle
    karşılaştırmak için fırsatlar önerir. Bu süreç eşit olmasına rağmen bir karışıktır,çünkü bireylerden birinin
    bazı dönemlerinde düşmanlık ifadeleri olanaklıdır. Bunlar bilgi toplamak için paha biçilmez araçlardır ve
    başka envanterler bunu sağlamaz.

    Referal Kaynaklar:

    Değişmesi İstenen/Mevcut Problem (her üye açısından)
    Tekrarlayan Etkisiz/Verimsiz Davranış Dizileri (çözüm çabaları, homeostatik denge çabaları)
    Aile Yapısı (Aile haritası; fert olarak katılım veya yalıtım, esneklik veya sertlik; güç yapısı; kuşaksal
    sınırlar;eşli ilişkiler, anlaşmalar, roller vb.)
    İletişim ve Etkileşim Tarzları (direk, açık, karışık, etkili, bilişsel, pozitif, negatif, destekleyici, agresif vb.)
    Dikkate Alınan Temel Varsayımlara Bakmak
    Aile Yaşam Evresi (Erken evlilik, genç ebeveynliği, orta yaşlar, emeklilik vb.)
    Aile Soyu hakkında Uygun/gerekli Bilgi (geçmiş nesillerin pozitif ya da negatif etkileri)
    Stres ve Destekte Dışsal kaynaklar (Aile dışındakilerle ilişkiler, arkadaş, iş arkadaşı gibi)
    Ailenin Güçlü Yönleri
    Önemli Fiziksel Durumlar/İlaçlar/Rahatsızlıklar
    Diğer Bilgiler (Önceki tedavi ve test sonuçları gibi)
    Terapötik amaçlar:
    Önerilen Terapötik Müdahale

    Aileleri Değerlendirmede Resmi Metotlar

    Aile terapistleri 1000’den fazla ölçme envanterlerine sahiptir. Bu envanterler şu alanları kapsarlar; çeşitli
    yakınlık, güç, uyum ve ebeveyn. “bu envanterler kullanıldığında uygulayıcıların ve danışanların
    değerlendirme ve tedavi sürecini zenginleştirebilirler.”

    Klinisyenlerin referans çalışmalara başvurmaya ve onların durumları için uygun özel ölçekler için
    kuramlara ihtiyacı vardır. Aile terapisinde kullanılan bütün değerlendirme araçlarını, ölçeklerini not etmek
    önemlidir. Bu envanterlerin; ölçülü oluşturulan değerler, bu basamaklar ve raporlaştırılarak oluşturulan
    yardımcı basamaklar, kolay ya da zor olan skor yönelimleri ve test sonuçlarının yorumlanması, geçerlik
    ve güvenirlik hakkında olan deliller için dikkatlice incelenmiş olması önemlidir.

    Aile terapisi ölçeklerindeki eğilimlerin artışına rağmen, klinisyenler onları denemekten çekiniyorlar.. Bu
    suskunluğun sebeplerinden biri, kullanılan ölçme envanterlerinden yenilik getiren pratiğinin üstünlüğünü
    kesmeden aile terapistlerini uzaklaştırmak ve gerekli eğitime sahip olmamalarıdır. Bu aile terapistleri;
    çalıştırılan ölçme eğilimlerinin çoğunda sık sık, birey odaklı değerlendirme envanterlerini, örneğin MMPI-
    2 ve Myers-briggs type indicator kullanırlar.

    Evlilik ve Aile Terapilerinin Değerlendirme Ölçüleri

    *Evlilik Değerlendirme Ölçüleri

    -Çalışan Kadınlar Tutum Ölçeği

    -İki-Kariyer Aile Ölçeği

    -Değişim-Yönelim Envanteri

    -Evlilik Memnuniyet Envanteri

    -Evlilik İletişim Envanteri

    -Cinsel Tutum ve İnançlar Envanteri

    -Locke-Wallace Evlilik Uyum Testi

    -Myers-Briggs Tipoloji Envanteri

    -Dyadic Uyum Ölçeği

    *Ebeveyn Değerlendirme Ölçüleri

    -Ebeveyn-Ergen İletişim Envanteri

    -Ebeveyn beceri Envanteri

    * Aile Değerlendirme Ölçüleri

    -Beavers-Timberlawn Aile Değerlendirme Ölçeği

    -Çatışma Çözme Ölçeği

    -Yaşam Kalitesi Ölçeği

    -Aile Uyum ve Tutarlılık Ölçeği

    -McMaster Aile Değerlendirme Planı

  • Gastro özefagial reflü ; kısaca “reflü” hastalığı

    Baş harflerinden yapılan kısaltmalarla İngilizce’de “GER”, Türkçe’de “GÖR” olarak da kısaltılan bir hastalıktır.

    Bu hastalığın temeli nedir?

    Normalde sindirim sistemi, ağızdan başlayıp, tüm barsak sistemini kateder ve anüste sonlanır. Ağızdan alınan gıdalar, normal barsak hareket sistemi ile daima aşağı doru ilerletilir. Bir yandan da enzimler tarafından sindirilir. Kana karışacak hale gelen besin, tüm sistem boyunca emilerek kana karışır, beslenmemizi sağlar. İşte bu ileri doğru olan hareket düzeninde bozulma; barsak içeriğinin mideden yemek borusuna doğru geri gelmesine reflü denir.

    Normalde reflü olur mu?

    Her insanın normal sindirim sistemi, bebeklikten başlayarak gelişmeye devam eder. Sindirim sistemi içinde gıdanın aşağı doğru hareketini sağlayan, çevresindeki kasların yukardan aşağı doğru sırayla kasılmasıdır. Üstteki kas kasılıp alttaki gevşeyince, içerik aşağı gider. Bu kasılmayı, kaslar sağlar. Otonom sinir sistemi denen bir mekanizma ile, biz farkına varmadan bu fizyolojik işlem oluşur. Bu kasları, parmağa alt alta takılmış yüzükler gibi düşünebiliriz. Bazı bölgelerde, bu yüzük şeklindeki kaslar, yemek yemezken biraz daha kasılı durur. Geçici kapak görevi görerek iki bölümü birbirinden ayırır. Bunun en güzel örneği, yemek borusu ile midenin birleştiği bölgedir. Gıdayı yutarken geçici olarak gevşer, gıdanın mideye geçmesine izin verir, sonra tekrar kapanır. Bebeklerde tüm kaslar gibi sindirim sistemi kasları da henüz tam gelişmemiştir.. Bu nedenle de mide girişindeki kapalı durması gereken sistem oldukça gevşektir. Mide içeriği kolayca bu kapaktan yukarı doğru geri gelebilir. Onun için bebekler çok kolay kusarlar. Öksürür kusar, ağlar kusar, güler kusar….Bu gevşeme, zaman zaman mide içeriğinin geri kaçmasına izin verir. Buna fizyolojik reflü denir. Yaklaşık ilk 4 ay boyunca olabilir. Ancak bebek büyüdükçe, kasların gelişmesi, sinir sisteminin gelişip görevini düzgün yapması gibi nedenlerle geçiş, dolayısı ile de reflü giderek azalır.

    Ne zaman hastalıktır?

    Bazı bebeklerde, bu kapak sistemi, olması gerektiğinden de daha gevşektir. Geriye kaçış çok daha kolay ve fazla olur. Midenin asitli içeriği, yemek borusuna, daha yukarı gidip bebeğin ağzına kadar gelebilir. Hatta bebek uyurken sızıntı şeklinde yukarı çıkan asitli içerik, nefes borusuna kaçıp, o bölgede de yakıcı ve zararlı etki gösterebilir, öksürük nöbeti yapabilir. İşte bu kaçışın fazla olduğu durumlarda, GÖR hastalığı söz konusudur. Tek başına olabildiği gibi bazı başka hastalıklara eşlik edebilir, tabloyu daha ağır ve karışık hale getirebilir.

    Hangi yaşlarda ortaya çıkar?

    Kesin bir başlama yaşı yoktur. Bebek doğduğundan itibaren belirtiler başlayabilir. Genellikle 4 ay civarında belirtiler başlar. Ancak her yaşta, erişkin dönemde hatta yaşlılıkta dahi oluşabilir. Fizyolojik olanı 6 aydan itibaren azalmaya başlar.

    Belirtiler nelerdir?

    Bebek, çocuk ve erişkinde bazı farklılıklar gösterebilir. En sık görülenlere göre 2 yaşından önce ve sonraya ait belirtiler olarak tablo şeklinde gösterirsek:

    2 yaşın altında 2 yaşın üstünde
    Beslenme ile huzursuzluk 2 yaş öncesindeki kusmaların devamı
    Kronik öksürük Yeni başlayan kusmalar
    Tekrarlayan bronşit-zatürre Tanı konmamış kansızlık
    Genellikle mutsuz bebek Ağrılı yutkunma
    Büyüme yavaşlaması- durması Kronik öksürük
    Boyunda eğilme Tekrarlayan bronşit-zatürre
    18-24 aya kadar uzayan kusmalar Mevsimsel olmayan astım
    Kanlı kusma Larenjit, ses kısıklığı, orta kulak iltihabı

    Tablo 1. Bebek ve çocuklarda GÖR hastalığının belirtileri

    4 yaş civarında, çocuk kendini ifade edebildiğinde, göğüs ağrısı, göğüs veya mide bölgesinde yanma, devamlı yutkunma gibi şikayetlerde bulunur. Şikayetler genellikle yemekten sonra ve yatınca artar.

    Nasıl tanı konur?

    Küçük bebeklik döneminde normal kontroller sırasında ortaya çıkan bazı belirtileri değerlendirerek araştırılınca tanı konur. Hastalık çok değişik şiddette olabilir. Pek çok GÖR hastalığı çok hafif olup, bazı basit yaklaşımlarla direkt tedavi edilerek kontrol altına alınabilir. Zaten bir bunların çoğu bir süre sonra kendiliğinden düzelir. Ancak düzelmeyenlerde, veya başka hastalığa eşlik ediyorsa, ya da başka hastalıklarla ayırımı için tetkikler yapılır. Bu tetkiklerin gerekliliğine ve hangilerinin yapılacağına, her çocuğa göre izleyen doktoru karar verir. Çocuğun yaşına ve durumuna göre farklı tetkiler yapılır. Ağızdan ilaçlı mama içirilerek mide-yemek borusu röntgeni çekilmesi, radyoizotop madde içirilerek sayım yapılması, direkt yemek borusunun endoskopik olarak görülmesi, yemek borusuna hassas alıcı sarkıtılıp bir süre bekletilerek ölçüm yapılması gibi yöntemler vardır.

    GÖR’ü kolaylaştıran nedenler var mıdır?

    Kafein, çikolata, baharatlı gıdaların alımı, alkol. Aşırı kilo alımı ve pasif sigara içiciliği; yani evde içilen sigara dumanına maruz kalması olumsuz etkiler. Bebeklerin beslenmesinde erken dönemde katı gıdaya geçirilmesi tartışmalıdır.

    Nasıl tedavi edilir?

    Öncelikle basit yaklaşımlar uygulanır. Ancak tüm tedavinin mutlaka doktor kontrolünde olması, gerektiğinde değişikliklerin ve eklemelerin yapılabilmesi önemlidir.

    -Çocuğun yatış pozisyonu düzenlenir. Başın yükseltilmesi önerilir. Bebekler; sadece yastıkla baş yükseltilmesinden tam sonuç alamaz. Çünkü yatakta hareketle yastıktan kayarlar. Bu nedenle yatağın baş tarafının bütün olarak yükseltilmesi uygun olur.

    -Bebek beslendikten hemen sonra yatırılmamalı, mide dolu iken basınç yapıp içeriğin geri akmaması için 1-2 saat kadar (veya mümkün olduğunca) dikey pozisyonda tutulmalıdır

    -Mideye basıncı artıracak şekilde sıkı bel lastiği içeren giysiler giydirilmemeli, sıkı bez bağlanmamalıdır

    -Yatmaya yakın beslenmede sıvı gıdalardan çok katı gıdalar tercih edilmelidir. Ancak sırf bu nedenle bebeklere erken katı gıdaya geçilmesi önerilmez. Zaten başlanmışsa, o öğün yatmaya yakın zamana kaydırılabilir.

    -Kolaylaştırıcı gıdalar (baharat, çikolata, kafein vs) olabildiğince azaltılmalıdır.

    -Çocuğun yaşadığı evin hiçbir odasında ve hiçbir zaman sigara içilmemelidir.

    -Doktorun uygun ve gerekli gördüğü ilaç tedavisi verilmelidir. İlaçlar, farklı mekanizmalarla etki eder. Bu nedenle birbirini tamamlayıcı şekilde gereken ilaçlar seçilerek tedavi uygulanır. Bunların bazıları; mide asit salgısını azaltarak, geri kaçan salgının yemek borusunu yakmasını engeller. Bazıları, beslenme sonrası içirilerek, midenin içindeki gıdaların üstünü kapak gibi kapatır, geri kaçışı azaltır. Bazıları da barsak hareketlerini düzenleyerek normal yönde hareketi sağlar. Her ilaç her hastaya verilmez. Çocuğun yaşına ve durumuna uygun ilaç seçimi, mutlaka konunun uzmanı doktor tarafından yapılmalıdır. Tedavi, 3-5 gün değil; uzun sürelidir. En az 3 ay kullanılacak ilaç tedavisinin süresine de kontrolllere ve hastanın durumuna göre doktoru karar verir.

    -Cerrahi tedavi. Yemek borusunun mide ile birleştiği bölgeye ameliyatla yüzük takar gibi daraltıcı değişik yöntemler uygulanabilir. Çok ve etkili ilaçlar bulunduğu için, cerrahi tedavi giderek daha azalmaktadır.

    Başka hastalıklarla karışabilir mi?

    Evet. Bazı başka hastalıklara eşlik edebilir, bulguları ağırlaştırabilir. Örneğin astım. Tedaviye cevap vermeyen astım vakalarında ilave GÖR olabileceği de akla gelmelidir. Örneğin gıda allerjisi. Bebekte inek sütü allerjisi olduğunda, GÖR’de görülen tüm şikayetlere yol açabilir. Aşırı hava yutma, metabolik hastalıklar, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları da benzer şikayetlere yol açabilir. Bu nedenle sadece bazı belirtilere dayanarak, kesin tanı koymadan direkt tedaviye başlamak, faydadan çok zarar verebilir. En doğru yaklaşım; bahsedilen şikayetleri olan bebek ve çocukların, mutlaka doktora götürülmesi, gerekli araştırmanın yapılması, doğru tanıyı koyduktan sonra tedaviye başlamasıdır

  • Çekingen Çocuklarda İletişim Becerisi Geliştirmenin Altın Kuralları

    Çekingen Çocuklarda İletişim Becerisi Geliştirmenin Altın Kuralları

    Çocuğun davranışına değil, altında yatan ihtiyaca odaklanın.

    Psikanaliz bakış açısıyla bu konuyu ele alacak olursak; çekingenlik konusunda çocuğun gelişimsel
    olarak hangi yaşta olduğu büyük önem arz etmektedir. Eğer çocuğunuz 2-3 yaşlarında ise aynı zamanda
    tuvalet eğitimde sıkıntılar var ise bu durum dışkıyı içinde tutma etrafındakilerden çekinme olarak
    kendisini gösterebilir. Dışkısını dışarıya bırakma korkusu güden bir çocuk, zamanla duygularını da tıpkı
    dışkı gibi içinde saklayabilir. Bu yüzden öncelikle bu dönemde çocuğu rahat ve sıkıştırmadan eğitim
    vermeye gayret etmeli ve bu dönemde bir sıkıntı olup olmadığını gözden geçirmelisiniz.
    Ya da çocuğunuz henüz 3-4 yaşlarda ve çekingen olduğunu düşünüyorsanız, o yaşta kendisinin
    yapmasını istediği şeylere karşı attığı adımlarda sizin ona karşı ”Hayır sen yapamazsın, senin boyun
    yetmez, dur dökersin ben yedireyim” gibi cümleler kuruyor olmanız muhtemel.

    Genelde yetişkinler girişken olmamak durumu ile çekingen olmak durumunu karıştırırlar.
    Çocuğun kişilik özellikleri değerlendirilirken bulunduğu gelişim dönemi ve yaşamış olduğu ekosistem de
    oldukça önemlidir. Çocuklar kendilerini güvende hissettikleri ortamda oldukça rahat davranırlar. Hatta
    Japonya ‘da anaokulları sırf bu yüzden ses yalıtımı olmayan sınıflardan oluşmuştur. Çünkü sessiz
    ortamlar çocuklarda kaygıyı artıran bir faktördür. Çocuklar sesli ortamlarda kendilerini daha güvende ve
    rahat hissederler.
    Çocuğun kendisini kaygılı hissetmesi, güvende hissetme ihtiyacından kaynaklı bir davranış olan
    ”çekingenlik” sergileniyorsa ise kurduğumuz bağın ne türden bir bağ olduğunu inceleyip, gözden
    geçirmeliyiz. Çocuğunuza karşı oldukça hassas ve çok üstüne düşen bir ebeveyn iseniz bu onun size
    karşı bağlanmasını sağlayacak, sizin olmadığınız ortamlarda kaygılı ve kararsız bir bağlanma türü
    sergileyecektir.Ona ev içi ufak sorumluluklar vermeli ve tek başına başarabildiğini hissettirmelisiniz.

    Bu çekingenlik durumu aniden ortaya çıktı, ne yapmalıyım?
    Farz edelim ki çocuğunuzla bir markette alışveriş yaparken aniden ortadan kayboldunuz ve çocuğunuz
    dakikalarca sizi ağlayarak aradı. Size önemsenmeyecek kadar basit gelen ufak bir anı, bir detay bile
    çocuğunuzun size karşı olan güveni‘’bağlanma yaralanması’’ ile yerini güvensizlik ve tedirginlik, kaygı
    durumlarına bırakabilir. Ufak bir güven zedelenmesi aniden bir çekingenlik durumu yaratmış olabilir.
    Böyle durumlarda çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun ona bir kişi olarak açıklama yapmak
    durumundasınız. Karşınıza alıp göz göze iletişim kurarak ona yaşattığınız duygunun farkında
    olduğunuzu ve bu durumun sizde de aynı şekilde kötü hislere sebep olduğunu açıklayın. Gerekiyorsa
    aynı anı yeniden yaşatarak ne yapmış olsa daha kısa sürede buluşabilirdiniz? Problem durumu nereden
    kaynaklanıyor, eğlenceye dönüştürerek drama dahi yapıp kötü duyguların yerini güven duygusu ile
    değiştirebilirsiniz.
    Neler Yapmalıyım?
    1-Çocuğunuza kendini ifade etmesi için fırsatlar verin.
    2-Konuşmak istemediği zamanlarda ufak oyunlarla fikrini belli edebileceği drama ortamı yaratın.
    3-Çocuğunuzun problemini asla ama asla sahiplenmeyin.
    4-Problemini sizinle paylaştığında ise aşağıdaki sıralamayı izleyin;

    Ne oldu?
    Sen bu konu hakkında ne düşündün?
    Ne hissettin?
    Ne yaptın?

    Başka ne yapabilirdin? şeklinde kendisinin olayları analiz ederek kontrol altına almasını sağlayın.
    5-Kendisinden büyük ve küçük çocuklarla vakit geçirmesine izin verin.
    6-Çocuk konuşurken mutlaka sözünü bitirmesini bekleyin.
    7-Eğer dilimizi kullanmamış olsaydık neler olurdu?Hikayesini yazdırın, resimler anlatmasını isteyin.
    8-Fikirlerini rahatça söyleyebileceği ortamlar yaratın, bir fikri olduğu için teşekkür edin.Fikrinin olumsuz ya
    da olumlu olmasının önemli olmadığını düşünmesinin ve paylaşmasının önemli olduğunu hissettirin.
    Ve son olarak asla yargılamayın, daima algılayıcı ve empatik bir ben dili kullanın.

  • Ev tozu akarı allerjisi

    “Ev tozu”, “akar”, “ev tozu akarı”, “mite” alerjisi olarak adlandırılan bu ifadeler, aslında hepsi birbirinin aynı olan, en baş belası alerjenlerden birini tanımlar.

    Alerji tedavisinde temel prensip, alerjiye neden olan bir neden bulunmuş ise; ondan uzak durmaktır. En sık karşılaşılan ev içi alerjenleri; ev tozu akarlarıdır. O halde bundan uzak durmak önemli. Ama nasıl? Burada önemli olan ne eksik, ne fazla olmasın. Yeterince önlem uygulansın. Çevremizde görüyoruz; ne öyküsü uyuyor, ne şikayetler ile toz arasında bir ilişki var; ama hemen tozdan sakınma önlemleri abartılı olarak uygulanmaya başlıyor. Çocuk 1-2 kez öksürünce hemen bütün yataklar değiştiriliyor, evdeki bütün halılar kaldırılıyor, bütün ev her gün süpürüp siliniyor. Başlangıçta tüm aileler çocuğunun hatırına diye seve seve bu uygulamaları yapıyor. Ama bir gün değil, bir ay değil; devamlı böyle bir uygulamanın getireceği zorlukları bir düşünün. Zavallı anneler perişan oluyor. En ufak bir aksamada da suçluluk ve yetersizlik duygusu yaşıyorlar. O zaman ne yapalım?

    Birincisi, genelde yapılacaklar. Şöyle ki, çocuk astım tanısı veya bir başka alerjik hastalık tanısı almış; ama kandan veya deriden test yapılmamış, neye alerjisi var bilinmiyor. Bu durumda tozdan ne kadar sakınmak gerekli? Bu durumda sadece “olmasın” diye korunmak amaçlı sakınmadır. Bu da asla abartılmamalıdır. Sadece çocuğun yatak-yastık ve yorganı yün olmasın (pamuk, sünger, hazır ürünler, silikon vs. olabilir) yeter. Ya da değiştirmek mümkün değil, ille de yünde yatacaksa, çift kat nevresim, çarşaf ve yastık yüzü yeter. Bir de çocuk halıda uzanarak oynarken öksürük nöbetlerine tutuluyorsa, onun oynadığı yerdeki halının üstüne bir çarşaf vs. serip direkt toz ile teması önlemek yeterlidir. Yastık kabartmak, halı çırpmak gibi aşırı toz kaldıran işleri çocuğun yanında yapmamak gerekir.

    İkincisi; toz alerjisi saptanan çocukların korunması. Burada kandan veya deriden yapılan alerji testi ile çocuğun akar alerjisi kesin olarak saptanmışsa; daha sıkı önlemler gerekir. Birinci gruptaki önlemleri almak yanı sıra biraz daha dikkat eklenir. Şöyle ki; çocuğun yattığı odada yerde de toz tutacak halı kalmamasında yarar vardır. Ayrıca akarların yaşama ortamı olan yün veya kuştüyü eşyaların da çocuğun odasında olmamalı gerekir. Bazen ev küçük olup yedek yataklar vs. yüklük olarak kullanılan bir yerde depolanır. İşte bu oda çocuğun odası olmasın. Çocuğun uyuduğu odada mümkün olan en az miktarda eşya, onlar da toz tutmayacak gibi yıkanıp silinebilen cinsten olmalı. Hatta Yumoş, panda gibi içi doldurulmuş oyuncaklar da akar deposu olabilir. Bu oyuncakların da odada bulundurulmaması gerekir. Çocuğun alışkanlığı var, oyuncağa sarılarak uyuyor; o zaman da bu oyuncağın zaman zaman çamaşır makinesinde 60 derece üstünde yıkanması gerekir. Zaten akarların ölmesi için, çocuğun giysileri, çarşaflar vs. de gereken 60 derecede haftada bir yıkanmalıdır.

    Akarlar, vücuttan dökülen saç kepeği ve deri döküntüleri gibi çok küçük, fark etmeden devamlı döktüğümüz artıklarla beslenir. Sularını ise havanın neminden alırlar. Pek çok evde kullanılan oda nemlendirici buhar makineleri, aslında akarların yaşamasını da kolaylaştırır. Bu nedenle gereksiz yere devamlı buhar makinesi kullanılmamalıdır. Yatak, yastık vs. sentetik de olsa yine de içinde az çok akar yaşayabilir. Bu canlının alerjen özellik taşıyan dışkı, vücut parçacıkları, yüzeye çıkıp nefes yolu ile solunum sistemine girer ve alerjiyi tetikler. Bunu önlemek için de akar alerjeni geçirmeyen özel çarşaf-nevresim takımları, koruyuculuğu en iyi olan yöntemlerdir. Eşyanın üstüne önce bunlar kaplanır, sonra normal çarşafı, nevresimi de serilir.

    Diğer akar ilaçları ve cihazlar ne derece gereklidir? Suya çeken elektrik süpürgeleri de süpürme sırasında halıdan emilen akar alerjenlerinin tekrar havaya savrulmasını önler. Az çok katkısı vardır. Ancak gerek bu makine, gerekse hava temizleyiciler, akar öldüren ve çamaşır makinesinde son durulama suyuna katılan ilaçlar, halılara serpilen akar öldürücü tozlar, koltuk gibi içi dolu eşyalara sürülen akar öldürücü köpükler vs. olmazsa olmaz değildir. Yani, bunları alıp yapmak için büyük ekonomik sıkıntılara girmeye gerek yoktur. Maddi durumu iyi olanlar bu uygulamaları alıp yapabilir. Ne fayda etse kardır. Ama bunları yapabilmek için sıkıntıya girmeye, borçlanmaya, zahmetlere katlanmaya gerek yoktur. Herkesin rahatça uygulayabileceği basit önlemler yeterlidir.

    Giysilerde de abartıya gerek yok. Direkt vücuda temas eden yün giymemek yeterlidir. Ancak yünlü giysiler yaz boyu dolapta kapalı durup sonra direkt giyilirse, onlarda da akar ve akar artığı alerjenler olabilir. İyice havalandırıp çırpıp sonra dıştan giyilebilir. Sadece yünlü iç giysi giymemek yeterlidir. Akarlardan temizlemek için giysilerin 60 derecede yıkanması uygundur. Hatta bazı Kuzey Avrupa ülkelerinde halıları bile yıkayacak boyutta çamaşır makineleri kullanılmaktadır.

  • Travama Sonrası Stres Bozukluğu

    Travama Sonrası Stres Bozukluğu

    Tüm dünya ile birlikte ülkemizde de travma ve ilişkili bozukluklar hızla artıyor.

    Ülkemiz gerek deprem kuşağında yer alması, gerek bölgesindeki savaş ve göçler, gerekse tırmanışta olan terör ve şiddet ( kadına, çocuklara vb.) olaylarıyla birlikte düşünüldüğünde özellikle ana belirtisi kaygı ve korku olan Travama Sonrası Stres Bozukluğu açısından riskli bir coğrafya üzerindedir.

    Travma hayatımızın normal akışını bozan, şok edici, sarsıcı, yoğun stres ve kaygıya yol açan, yaşamımızı sekteye uğratan olaylardır.

    Travmatik durumlarda aşırı uyarılma, ani tepkiler verme, olayı hatırlatan durumlardan kaçınma, olayları tekrar tekrar yaşantılama, kabuslar görme, donakalma, tepki verememe, uyuşukluk hali, kontrolü kaybetme hissi, terleme, titreme, olayın belli kısımlarını hatırlayamama gibi belirtiler görülebilir.

    Travma güvende olma duygusunu zedeler. Ancak herkesin travmadan etkilenme derecesi ve verdiği tepkiler farklıdır. Bizi çok etkileyen bir olaydan bir başkası hiç etkilenmeyebilir.

    Her üç kişiden biri, hayatlarının belli bir evresinde, travmatik bir olaya maruz kalır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu olaya maruz kalanların % 10-15’ini etkilemektedir. Bununla birlikte çoğu kişi Travma Sonrası Stres Bozukluğu TSSB yaşasa bile, bu konuda bir yardım almamıştır. Oysaki son derece etkin tedaviler ile rahatlamak mümkündür.

    Travmatik anılar normal anılardan farklı olarak istemediğimiz anlarda ve istemediğimiz yoğunlukta ve istemediğimiz duygular ile birlikte gelerek hayatı kabusa çevirirler. Beynimiz travmatik anıyı normal anıya çevirmek için tekrar tekrar uğraşır. Buda yeniden yaşantılama dediğimiz olayı tekrar tekrar ortaya çıkartır. Bu noktada bir uzmanın yardımı şarttır.

    Tedavide İlaç tedavileri ve psikoterapi seçenekleri söz konusudur. Farklı tedavi seçenekleri olmakla birlikte travma denince akla ilk gelen en etkin tedavi EMDR dir. EMDR ( Eye movement desensitization and reprocesing) Göz hareketleri ile duyarsızlaştırma ve yeniden yapılandırma tedavisidir. Ehil kişilerce uygulandığında son derce etkili ve yüz güldürücüdür. En güzel tarafı hasta hiç fark etmeden, kendi kendine, beyninin her iki lobunun aynı anda uyarılması prensibi ile iyileşir. Terapist bir rehber, yol gösterici ve refakatçidir.

     

  • Dondurma ve çocuk; doğrular / yanlışlar

    Dondurma, yaz aylarının vazgeçilmez lezzetlerindendir. Büyük küçük herkesin severek yediği bir besindir. Kültür ve alışkanlıklara bağlı olarak, sadece yazın değil, 4 mevsim de tüketilen bir besindir. Dondurmanın temel maddesi süttür. Bunun içine katılan şeker, salep, diğer meyve özleri vs. ile değişik lezzetlerde dondurmalar üretilir. Temel maddesi olan süt ve süt ürünleri, çocuk ve büyükler için temel besleyici proteinleri içerir. Doğru tüketildiği taktirde, yararlı bir besindir. İçinde protein, karbonhidrat ve yağ, ayrıca yine sütte bulunan a, b vitaminleri açısından da zengindir. Bir diğer zenginliği de yine sütte bulunan zengin kalsiyumdur. Kalsiyumun çocuklarda büyüme ve gelişmede, özellikle de kemik gelişimindeki rolü ve önemi bugün çok iyi bilinmektedir. Kalsiyum sadece çocuklarda değil, her yaşta gerekli bir mineraldir. Büyümesini tamamlamış insanlarda da yaşla birlikte gelen ve osteoporoz denen kemik erimesini önlemede, oluşanın tedavisinde yeri çok önemlidir. Dondurmayı yaparken kullanılan süt ve şeker temel maddelerini, sütün diğer ürünlerinde de görebiliriz. Sütlaç, muhallebi gibi süt tatlılarında aynı maddeler bulunur. Besleyicilik açısından hemen hemen eşit değere sahiptirler. Küçük bir çocuğun günde 2 su bardağı süt içmesi gerektiğini düşünürsek, bir kase dondurma ile bunun yarısına yakın bir kısmı karşılanabilir. Dolayısı ile günlük kalsiyum ihtiyacının da bir kısmı dondurmadan karşılanabilir. Dondurmalar hazırlanırken, değişik lezzetler elde etmek için içine çeşitli aromalar, renk ve koku katkı maddeleri katılmaktadır. Bunlar, sağlık bakanlığının ve ilgili sağlık kuruluşlarının zararsız olarak belirlediği miktar ve türdeki katkılar olduğunda, sağlık açısından zararlı değildir. Bu katkılar, tamamen lezzete yönelik, çocuğun dondurma yemesini etkileyen katkılardır. Beslenmeye ek getirmezler. Ancak bazı dondurmalara, aynı sütlerde ve mamalarda olduğu gibi çeşitli vitamin ve mineral katkıları yapılmaktadır; işte bu tür katkılar, o dondurmanın besleyici özelliğini artırır.

    Dondurma, büyük-küçük genelde herkes tarafından sevilen bir gıdadır. Ancak küçük çocuklarda, özellikle iştahsız çocuklarda aç karına yenilen tatlı bir besin, çocuğun var olan iştahını da kapatmaya neden olur. Bu nedenle dengeli beslenme için mümkünse öncelikle yemesi gereken yemeği yedirilip, dondurma daha sonra tatlı olarak verilmelidir. Ek besinlerin ve direkt şekerli gıdaların verilebildiği 1 yaş civarında dondurma da verilebilir. Beslenme dengesini bozup, içindeki şekerden dolayı aşırı kalori yüklemesine yol açmaması için, çocuklara günde 1 külah veya 1 porsiyondan fazla vermek doğru değildir. Ayrıca hızlı hızlı yenen dondurma, boğazın soğuması, kurulu mikrobik dengenin bozularak fırsatçı bakterilerin ortama egemen olma riski taşır. Bu nedenle çocuk dondurmayı yavaş yavaş yemeli, arada isterse su da verilmelidir. Dondurmanın kendisi boğaz ağrısı veya boğaz enfeksiyonu yapmaz. Ayrıca temiz ve uygun maddelerle hazırlanmış dondurma, çocuklarda hastalık oluşturmaz. Dikkat edilmesi gereken bazı özellikler vardır. Sıcak ortamlarda, tatil yörelerinde zaman zaman yaşanan elektrik kesintileri sırasında buzdolabının ısısı düşer ve dondurma kısmen de olsa erirse, o zaman tüm süt ve süt ürünlerinde olduğu gibi dondurmada da kolayca mikrop ürer. Başta ishal olmak üzere çeşitli hastalıklara yol açabilir. Hazır dondurmaların eriyip geri dondurulmuş olmamasına bu yüzden dikkat etmek gerekir. Şüpheli olanları almamak gerekir. Fabrika üretimi olmayan dondurmaların da mutlaka hijyenik ortamlarda üretilip muhafaza edilip satılıyor olmasına dikkat edilmeli, güven vermeyen açıkta satılan dondurma tüketilmemelidir.

    Dondurmada, besin zehirlenmesi yapan mikroplar da çok çabuk ürer. Aynı kaptaki dondurmanın sadece belli bir bölgesinde mikrop olup, o kısım kime gelirse onun hastalanması söz konusudur. Yani aynı dondurmadan yiyen birden fazla kişinin sadece 1 tanesi zehirlenebilir; bu o dondurmayı aklamaz. Hijyen kuralları çok önemlidir. Hijyeni etkileyen önemli bir sorun da süredir. Dondurma üretilirken, pakete son kullanma tarihi yazılır. Buna çok dikkat edip, süresi geçmiş dondurma yenmemelidir. Pastanelerde ise taze olduğundan emin olunmayan dondurma yenmemelidir. Bekleme süresi uzadıkça, içinde mikrop bulunup hasta yapma riski artar. Bir diğer sorun da dondurmanın ana maddesi olan süt’e alerjisi olan çocuklardır. Alerjinin şiddetine göre bireysel karar verilmesi doğrudur. Prensip olarak süt alerjisi olan çocuklar dondurma da yiyemez. Süt alerjisi olmayıp dondurmaya koyulan boya ve katkı maddelerine karşı da alerji olabilir. Bu durumda da katkısız, sade olan dondurmalar tercih edilmelidir. Ancak her durumda, miktar önemlidir. Beslenme dengesinin şekerli gıdalar lehine dönmesi, şu anda ve ilerde obesite problemini kolaylaştırır. Çünkü dondurma, çocuklar tarafından genellikle çok sevilir. Engel olunmazsa aşırı tüketilebilir. Yine de pek çok aşırı şerbetli, riski daha fazla olan hamur tatlılarındansa dondurma hem daha yararlı hem de riski daha az olan bir besindir. Çocuklara tatlı olarak verilmesi önerilebilir.

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnoz Nedir?
    Hipnoz, bakışla, sözle veya bazı yardımcı nesneler kullanılarak, telkin ile oluşturulan özel bir bilinç hâlidir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.) uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler, anlar ve gönüllü katılımla uygular.

    Hipnoterapi Nedir?
    Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

    Hipnoz bir uyku mudur?
    Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir. Dışarıdan bakıldığında, hipnozdaki kişi sanki derin ve huzurlu bir uykudaymış gibi görünür. Aynı yanlış gözlemi yapanİskoç Doktor James Braid1840 yılında bu trans hâline, Eski Yunan’daki uyku tanrısıHypnosis’tenesinlenerekhipnozadını vermiştir. Çok kısa bir süre sonra bizzatDr. Braidbu trans hâlinin uyku olmadığını fark etmiş ve hipnoz adının uygun olmadığını açıklamış olmasına karşın, bu yerleşmiş olduğu için hipnoz adının kullanımı devam edegelmiştir.

    Bir kişi, isteği dışında zorla ya da farkında olmaksızın hipnoza sokulabilir mi?
    Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir. Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez.

    Hipnozdaki kişi hipnoz yapanın tüm söylediklerini olduğu gibi kabul eder ve aynen uygular mı?

    Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar.

    Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı?
    Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara yanıtlar verir.

    Hipnozdan “uyanamamak” mümkün müdür?
    Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar.

    Hipnoz nasıl oluşur? Hipnoza girmenin temel koşulları nelerdir?
    Hipnozun oluşmasında üç temel unsur vardır:Gönüllülük,konsantrasyonvehayal gücü.Hipnoza başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi, hekimin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır. Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması zorunludur. Veya bir başka deyişle isteksiz, gönülsüz olanlar ya da konsantrasyonu ve hayal gücü yetersiz olanlar hipnoza giremezler.

    Hipnoza yatkınlık (hipnotizabilite) ne demektir? Herkes hipnoza girebilir mi?
    Hipnoza girebilme yetisine hipnotizabilite (hipnoza yatkınlık) adı verilmiştir. Herkesin hipnoza yatkınlığı (hipnotizabilite) farklıdır. Bu nedenle herkes hipnoza giremez. Çocuklar hipnoza son derece yatkındırlar. Yapılan araştırma sonuçları, hipnoza yatkınlığın en fazla olduğu dönemin 6-10 yaş arası olduğunu göstermiştir. Yaş ilerledikçe hipnoza yatkınlık giderek azalır. Genel olarak toplumun %10-15’inde hipnoza yatkınlık yoktur. Bu kesim kesinlikle hipnoza giremez. Toplumun %70-80’inde orta düzeyde bir hipnoza yatkınlık, %10-15’inde ise yüksek düzeyde hipnoza yatkınlık vardır. Yani toplumun büyük bir çoğunluğu hipnoza girebilmektedir.

    Hipnoza yatkınlığı etkileyen etkenler nelerdir?
    Hipnoza yatkınlık yetisi,kişilik yapılarınave içinde bulunulanruhsal rahatsızlığabağlı olarak değişmektedir. Örneğin, kuşkucu, kimseye güvenmeyen, her şeyi kontrol etmeye çalışan ya da kendisini herkesten çok üstün ve değerli gören kişilik yapılarına sahip olan kişiler kolay kolay hipnoza giremezler. Aynı şekilde obsesif-kompulsif bozukluk, şizofreni, ağır depresyon, paranoid bozukluk ve demans (bunama) hastalarının hipnoza yatkınlıkları sağlıklı insanlara göre daha düşüktür.

    Hipnozla geçmiş hayatlara veya geleceğe gitmek mümkün müdür?

    Kesinlikle hayır! Maâlesef en çok kötüye kullanılan sahalardan biri de budur. Belki kişinin kendi hayatındaki bazı bilinçdışına bastırılmış rahatsızlık verici hatıraları ortaya çıkarmakta kullanılabilirse de, bu çok özel ve kesinlikle uzmanlarca uygulanabilecek bir tekniktir. Önceki hayatlara ve hele geleceğe gitmek mümkün olsaydı, herkes şans oyunlarıve aklınıza gelebilecek her şeyi görüp zamanın akışını değiştirirdi! Böyle vaatlerle yaklaşan birin kesinlikle şarlatan veya kendisi psikiyatrik hasta olan birisi olduğunu düşünebilirsiniz.

    Hipnoz nerelerde / hangi hastalıklarda kullanılabilir?

    Psikiyatride:Tik, kekemelik, enüresis noktürna (gece işemeleri), trikotilomani, yeme bozuklukları, obezite, psikojenik ağrı bozukluğu, konversiyon bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları, sigara bağımlılığı, dissosiyatif bozukluklar, fobiler, panik bozukluğu, agorafobi, sosyal fobi, sınav kaygısı, travma sonrası stres bozukluğu…

  • D vitamini ve alerji

    Vücudumuzda devamlı bir kimyasal olaylar zinciri süregelmektedir. Yediğimiz gıdaların sindirilmesi, kana karışması, çeşitli organlara gidip oraları beslemesi, atıkların oluşması, bunların toplanması, atılması. Birbiri ile sonsuz uyum içinde çalışan mükemmel bir fabrika gibi… Bu olaylar, çocukların büyümesini, büyüklerin sağlıklı yaşamasını sağlar. Bu düzenin sağlıklı devamı, dengeli bir beslenme ile gerçekleşir. Alınan dengeli oranlardaki protein, karbohidrat ve yağ içerikli besinler, birbiri ile birleştirilerek vücuda uygun hale getirilir. İşte bu birbiri ile birleştirme aşamasında vitaminler devreye girer. Temel maddelerin olduğu ortamda yardımcı olarak görev yaparlar. Pek çok kişinin yanlış bildiği şekilde vitaminler beslenmeyi sağlamaz; alınan besinlerin işlenmesine yardım eder. Yemek yaparken yemeğe lezzet katan tuz, biber gibi çeşni görevi görür.

    Vitaminlerin de vücuttaki belli organlarda iş yükü paylaşımı söz konusudur. Örneğin B vitamini, siniri sistemi ve kan yapımında daha aktif görev görür. C vitamini, enfeksiyonlara direnci artırır. Konumuz olan D vitamini de ağırlıklı olarak iskelet sistemi; yani kemiklerin sağlığında ana görev görür.

    D vitamini, yağda eriyen vitaminlerdendir. Suda eriyen vitaminlerde olduğu gibi fazlası vücuttan idrarla atılamaz; depolanır. Fazlasının kendine göre zararları vardır. Az tuz yemeğe lezzet katar; çok tuzlu yemeği ise yiyemezsiniz. Dengesi önemlidir.

    Hayatın ilk 1 yılında, beslenme esas olarak anne sütüne bağımlıdır. Bebeğin hareketi ve direkt güneş ışınlarıyla karşılaşması da kısıtlı olduğu için bütün yük anne sütüne düşer. Anne sütündeki D vitamini ise bebeğin ihtiyacını karşılamada yetersiz kalır. Hele annenin kendisinde D vitamini eksikliği varsa, bu yetersizlik iyice belirginleşir. Bu nedenle de özellikle ilk 1 yaşta bebeğin günlük D vitamin ihtiyacı damla olarak eklenir. Kemik gelişiminin oldukça hızlı olduğu; henüz kıkırdak aşamasında olan iskeletin kemikleşmeye geçişi bu dönemlerdedir. Bu aşamada D vitamini eksikliği; kemiklerin yetersiz, eğri büğrü oluşmasına yol açar. Bütün iç organların yerleştiği kemik çatının bozuklukları içindeki bütün iç organları ve onların fonksiyonlarını etkiler. İlk 1 yaş boyunca ortalama günde 400 ünite kadar D vitamini desteği çok önemlidir.

    Daha sonraki yaşlarda D vitamini vücutta kendi yapılır. Alınan gıdalardaki kolesterol ana madde olarak kullanılır, deriye ulaşan güneş ışınları bunları işler; böbrek ve karaciğerin de yardımı ile aktif D vitamini yapıp ihtiyacını karşılar. Ya yeterli ana madde oluşacak gıda alım yetersizliği ile ya da derinin direkt güneş ışığını yeterince alamaması sonucu ise D vitamini eksikliği gelişir. Yanlış yapılan diyetler, özellikle hanımların giyinme alışkanlıklarına bağlı vücudun yeterli güneş görmemesi sonucu her yaşta D vitamini eksikliği olabilir. Bizim ülkemizde de gerek kadınlarda, gerek erkeklerde D vitamini eksikliği sanıldığından çok daha fazladır. Bir Akdeniz ülkesi olan ülkemizdeki bol güneşten yeterince yararlanamıyoruz.

    Başta dedim ki; D vitamini eksikliği , kemik ve iç organları etkileyen sorunlara yol açabilir. İşte solunum sistemi de bundan payını alıyor. Allerjik hastalıklarda da D vitamini ile ilişkiler bulunmuştur. Yapılan pek çok çalışmada, D vitamini eksikliği ve bunun derecesine bağlı olarak astım görülmekte veya şiddeti artmaktadır. Sadece astım değil, egzema, alerjik nezle gibi diğer alerjik hastalıkların da D vitamini eksikliği ile ilişkisi vardır. Sadece eksik olan D vitaminini tamamlamakla astım kontrolüne büyük katkılar sağlanabilir.

    D vitamini, güneş ışınlarının çok yatık geldiği sabah erken veya akşam geç saatlerde üretilemez. Daha dik geldiği öğle civarındaki ışınlar daha etkilidir. Bunun için güneş altına yatıp uzanmak gerekmez. Kollar, bacaklar gibi açık olan vücut yüzeyleri de yeterli olabilir. Sadece D vitaminini değil; bütün vitaminleri doğal yollardan, gıdalardan almak en doğrusudur. Pek çok annenin yanlış alışkanlıkları olan hadi bir de vitamin verelim yaklaşımı doğru değildir. Neyse ki ilaç olarak verilen vitaminlere bağlı yüksek doz yan etkileri kolay kolay oluşmuyor. Yine de doktorunuza danışmadan çocuğunuza devamlı vitaminler, balık yağları, bitkisel diyerek zararsız olduğu sanılan ilaçları vermeyin.

    Son yıllarda kanserojen etki riski ile güneş ışınlarından aşırı sakınmak da söz konusudur. Güneşten koruyucu kremler çok yaygın kullanılmaktadır. O zaman da D vitamini eksikliğine zemin hazırlamaktadır. Peki ne yapalım? Hem kanserojen ışınlardan korunun diyorsunuz, hem güneş ışınları faydalı diyorsunuz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da denge önemli. Hiçbir kısmını abartmadan; hem güneşlenelim, hem de aşırıya kaçmadan korunalım. Medyada gördüğümüz bazı kişiler gibi yaz boyu deniz kenarındaki şezlonga uzanıp yarı zenci kıvama gelene kadar karamak da doğru değil, ellerini kapatmak için eldiven , yüzünü kapatmak için peçe takacak kadar aşısı sakınmak da doğru değil.

    Çocuklar, içlerinden gelen dürtülerle en doğruya ulaşır. Eskiden çocuklar sokaklarda daha doğrusu açık havada oynarken bu sorun bu kadar yoktu. Şimdi kapalı ortamda, bilgisayar ve benzeri elektronik oyunların başında, güneşle tanışmadan yaşadıkları için D vitamini eksikliği de çocuklar arasında çok yaygın görülmekte.

    Benim önerim, en azından çocuklarımıza herhangi bir nedenle kan tahlili yaptırmak gerekirse, bir de kandan D vitamini düzeyi baktırıp, eksiklik varsa doktoruna danışarak tamamlanmasını sağlayın.