Yazar: C8H

  • ÇİFT TERAPİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER

    ÇİFT TERAPİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER

    Önleme programları kadar önemlidir ve evliliklerinde veya ilişkilerinde güçlükle karşılaşan ve yardım
    almaya gelen çiftlerle çalışır.

    İşin iyi kısmı, çiftler terapisinin işe yaradığına dair net kanıtlar vardır. Dahası, Gottman araştırmaları
    sırasında psiko-eğitimsel yaklaşımların bir evliliği daha güçlü yapmak için, evlilik terapisi ile
    birleştirilebileceğini keşfetmiştir.

    Çiftlerin ilişkileri, ilişkilerindeki anlaşmazlığın patlama noktasına odaklanmış, bir süre iyi giderken, bir süre
    sonra kötüye dönme eğilimindedir. Bu noktada Monarch, bu terapilere katılan çiftlerin yarısının bu
    işlemlerin sonunda önceki anlaşmazlık seviyelerine döndüklerini ortaya koymuştur. Bu terapi odağı,
    yüksek derecede endişeli ilişki partnerlerinde, tipik önleyici işlerden daha zorlu bir durum yaratır. Yine de
    böyle bir iş önemlidir.

    Çiftlerin terapilere gitmelerinde birçok neden vardır. Bunlar iletişim eksikliği, mali sıkıntılar, öncelikler
    üzerindeki anlaşmazlıklar, en ağırlarından biri de sadakatsizliktir. Evli ya da evli olmayan çiftlerle çalışma
    yaklaşımları da çok çeşitlidir. Hepsi evlilik kalitesine odaklanır – bu ilişkinin nasıl işlediği ve “bu işleyişten
    nasıl etkilendiği, onun hakkında ne hissettikleridir” Çift ilişkilerini değerlendirmek kolay görünürken, böyle
    olmasında en az 2 tane karmaşık faktör vardır. Bunlardan birisi, “Evlilik hakkında dile gelen duygular,
    anlık olaylardan çok fazla etkilenir ve kısa zaman içerisinde bu duygular değişebilir.

    İlaveten, endişeli ilişkilerdeki bireyler, bazı zamanlarda kendilerini “endişeli” diye nitelendirmezler” Eğer
    endişe seviyeleri ölçülebilseydi, tedavide kullanılabilecek birçok çift ve evlilik danışmanlığı söz
    konusudur. Tüm bu yaklaşımlar, uzmanların çiftlerle ortak hareket etmeyi sağlamasını ve onların
    problemlerini değerlendirmeyi gerektirir. Ek olarak, terapist olumsuz karşılığı azaltmak (Örn: Kişiler arası
    ilişkileri çözümleme) ve olumlu etkileşimler geliştirmek (Örn: Samimiyet arttırma) için hedef olmalıdır.
    Direnme, karşı gelme, etik konularla uğraşmayı da kapsayan tedavi sürecinin yönetimi de iyi ele
    alınmalıdır. Başarılı bir sonlandırma uygulanmalıdır.

    Tüm bunlar kolay değildir ve tedavi uzmanlarının terapi sürecindeki yönteme ve beceriye uyum
    sağlamalarını gerektirir. En yaygın ve deneysel olarak en geçerli tedavi modelleri (evlilik sürecinde ve
    dışında çiftlerle çalışırken) davranışsal çift terapisi (BCT) bilişsel-davranışsal çift terapisi (CBCT) ve
    duygusal odaklı terapidir.

    Davranışsal Çift Terapisi

    Davranışsal Çift Terimleri (BCT) “Yetişkin samimiyetinin değiştirme-geliştirme modeline dayanır ve
    problem çözme, iletişim becerileri” üzerine odaklanır. BCT “Davranışsal değişimle iletişim becerileri ve
    problem çözmeyi” birleştiren yaklaşımla davranışsal değişime odaklanarak gelişir. Davranışsal çift
    terapisinin hazırlayıcı çabaları Robert Liberman ve Richard Stuart tarafından başlatılmıştır. Liberman,
    yaklaşımını çiftlere davranışsal analiz dilinde ve çiftlere belirli davranışsal amaçları tanımlamak için,
    çalıştı. Başlangıçtaki çabaları Edimsel Koşullanmaya dayanır. Olumlu güdülenme, şekillendirme ve
    model alma gibi teknikleri içerir. Daha sonra o ve meslektaşları, sosyal öğrenme teorisinin açıklarını
    içeren, daha karmaşık bir yaklaşım tasarladı. Çiftlerin fark etmelerine, olumlu etkileşimlerini
    arttırmalarına, olumsuz etkileşimi yok etmesine yardım etti. Bu yaklaşım, problem çözme, iletişim
    becerileri kazandırma ve süre gelen problem çözümlerini görüşmek için, koşullu anlaşmaların nasıl
    yapılacağını öğretmeye odaklandı. Evliliklerde devamlı mutluluğu arttırmayı amaçlayan Stuart
    tekniklerinin en yaratıcılarından biri caring days’dir. Bu prosedürde evli çiftlerin herhangi biri ya da ikisi
    birden diğerinin hareketlerini umursamaksızın eşleriyle ilgileniyormuş gibi davranır. Stuart yaklaşımının
    kalbi olan bu teknik diğerinin başarısına dayanmayan tek yanlı bir hareket olan olumlu risk fikrini kapsar.
    Stuart davranışsal teorisini ve “Caring Days” anlaşmasının belirttiği gibi çift tedavi yönlerini açıklarken,

    oldukça detaycıdır.

    Baştan sona, davranışsal çift terapisi tipik olarak 4 tane bileşen içerir:

    1) Çiftin Evlilik İlişkilerinin Davranışsal Analizi: Bu analiz görüşmeye, özbildiri anketini yönetme ve
    davranışsal gözlem yapmaya dayanır.

    2) Çiftler arasında değer verilen davranışlar, ödül değişimi olan olumlu karşılıklılığın oluşumu. Bu çeşit
    hareket “caring days” ve koşullu anlaşma gibi tekniklerle meydana gelir.

    3) İletişim Becerileri Eğitimi : Bu aşamada çiftler “ben” cümlelerini, duygularını ifade etmek için, nasıl
    kullanacakları öğretilir. Aynı zamanda kişiler geçmişi bırakır ve şimdi-buradaya odaklanır. Dahası
    eşlerinin belirli davranışlarını etiketlemektense, “Tembel, buz gibi, soğuk” diye tanımlamaya başlar. Son
    olarak iletişim becerileri eğitiminde çiftlere, geribildirimin nasıl verileceği öğretilir.

    4) Problem Çözme Eğitimi: Davranışsal çift terapisinin bu öğesi, çiftlere ne istediklerini belirleme, onun
    için görüşme ve anlaşma gibi problem çözme becerileri kazanma ile ilgili yardımcı olur.

    BCT, çiftlerle en iyi araştırılmış çalışma yöntemlerinden biridir. Bu tip terapiyi alan çiftler, terapi
    almayanlara göre daha iyi olduğu gözlenmiştir. Davranış Evlilik Terapisi, anlaşmazlıklarda anlaşma yolu
    ve yöntemi gösterir. Bu aynı zamanda, çiftlerin bazı anlaşmalara varmalarına ve sevgi dolu bir yaşama
    sahip olmalarına yardımcı olur. Davranışsal çiftler terapisi, alkoliklerle çalışırken bireysel terapilerden
    daha yararlı olduğu gözlenmiştir. Bu tip terapilerin aile içi şiddeti ve işbu çiftlerin çocuklarının duygusal
    problemlerini azalttığını göstermiştir. Baştan sona davranışsal çift terapisinin evli çiftlerin birbirlerinin
    farklılıklarını kabul etme güçlüğü yaşamaları ve birlikte çalışmanın zorlaştığı noktalarda, problem çözme
    ve iletişim zorlukları yaşadıkları “Evlilik endişesinin” tedavisinde etkili olduğu gözlenmiştir. Bu terapi
    sadece ABD değil, bir çok ülkede de kullanılmıştır. Davranışsal Çiftler terapisi, çok beceriye dayalı bir
    yaklaşımdır ve böyle yapmakta kesin ve nettir. Örneğin BCT terapistleri, olumlu toplumsal ilişki geliştirme
    davranışlarını da (Selamlama, eşini ismiyle çağırma, geribildirim becerisi) kazandırmayı amaçlar.

    Diğer yaklaşımlarla karşılaştırıldığında davranışsal çiftler terapisi, sistematikten daha çok doğrusaldır.
    Diğer çiftler terapilerinin çoğundan daha fazla neden ve sonucu inceler ve önceki davranışları da
    değiştirmeyi de amaçlar. Böylece neden değişince, sonuç da değişir.

    Bilişsel Davranışsal Çift Terapisi

    Bilişsel davranışçı yaklaşım aile etkileşim örüntüleri odaklanır; aile ilişkilerinin duygularının ve
    davranışlarının birbirine karşılıklı etki ettiği düşünülür. Bilişsel bir çıkarı, hisleri ve davranışları
    canlandırabilir; duygu ve davranışta bazen aile biriminin işlev bozukluğunu korumaya yarayan karşılıklı
    bir süreçte bilişi etkileye bilir. Bilişsel terapi, Beck in belirttiği üzere şemaya, bir diğer deyişle temel
    inançlar üzerine odaklanır. Terapötik sürecin önemli bir özelliği de işlevsel olmayan davranışların
    değiştirilmesinde önemli etkisi olan yanlış inançların ( veya şemanın) yeniden yapılandırmasıdır. Bazı
    bilişsel davranışçı terapistler, aile şemasını olduğu kadar bireysel aile üyeleri arasında ki bilişsel
    bozuklukları incelemeye ve büyük önem verirler

    Hem şimdi ki ailelerin hem de genelde ki ailelerin şemasını şekillendiren, aile kökeninden gelen
    yaşantılar ve duygulardır. Bu şemalar bireyin aile sistemi içerisinde nasıl düşündüğü, hissettiği ve

    davrandığı üzerinde büyük etkiye sahiptir. Önce ilave öğe olarak, daha sonra ise arabuluculuğun daha
    geniş bir sistemi olarak davranışsal yaklaşımlardan ortaya çıkmıştır. Bilişsel davranışçı teoriler deneysel
    olarak desteklenir. Oldukça etkili ve kısa sürelidir. Yine de Bilişsel Davranışçı çift terapisi doğrusal
    olduğundan, diğer evlilik ve aile terapilerini savunan danışmanların popülerliğinden dolayı daha az
    meşhurdur.

    Bu yaklaşımında Ellis, bir ABC prosedürü kullandı. A olay, B düşünce, C duyguydu. Duyguların
    düşünceden türediğine ilaveten ABC şemasına ilaveten Ellis, bireylerin ve çiftlerin ne düşündüklerini
    göze alarak dört seçenekleri olduğunu belirtti. Düşünebilirler ve bu sayede olumlu ya da olumsuz, nötr ya
    da karşıt olarak hissedebilirler.

    Endişeli çift belirtileri olan biliş formlarının incelenmesini özetlersek, 5 temeli vardır.

    Çift etkileşimlerinde meydana gelen olaylar hakkında seçici algılama
    Olumlu ya da olumsuz ilişki olaylarının nedenleri hakkında çarpıtılmış ilişkiler
    İlişkide meydana gelebilecek yanlış tahminler ya da beklentiler
    Uygunsuz ya da yanlış tahminler ya da insanların karakterleriyle ve samimi ilişkileriyle ilgili genel yargılar
    Bireyleri tutan ilişki ya da üyelerin uç ya da gerçekçi olmayan standartları

    Bilişsel dağıtımı: Olumsuz yanlardan başka şeyler düşünmek) öğretmektir. Diğeri ise, mantıksal başa
    çıkma cümleleri gibi öz denetim stratejileridir. Bilinen bir öz denetim stratejisi “Düşme engelleme” olarak
    bilinir. Bu bilişsel davranışsal yaklaşım “Danışanlara öz denetim stratejileriyle kötüye gidişi engellemeyi
    sağlar” ve kötüyü kullanma, kızgınlık ve aile terapileri gibi alanlarda uygulanır.

    Aynı zamanda, daha önce bahsedildiği gibi kitap okuma, el işlerine (Atölye çalışmalarına) katılma ve
    görsel işitsel materyaller dinleme ya da izleme gibi psiko-eğitsel kullanılır. Psiko-eğitsel yöntemlerde ,
    bireyler ilişkileriyle alakalı algı ve düşüncelerinin fayda ve zararlarının farkında olmayı öğrenirler. Bu
    strateji, katılımcılar arasında boşanma oranının azalmasına katkı sağlar. Diğer ailelerde de önemli etkiler
    sağlayabilir.

    DUYGUSAL ODAKLI TERAPİ(EFT)

    Duygusal odaklı terapi, deneysel psikoterapinin yapısalcı aile terapisiyle benzeyen birleşimine dayanan
    sistematik bir yaklaşımdır. Bu terapi “zihinsel süreçler”(eşler kendi duygusal süreçlerini nasıl
    sürdürüyor?) ve “toplumsal süreçler” üzerine odaklanır. Bu teori birçok kişi tarafından “bir yetişkinin en
    temel özelliklerini anlamak için birey-aşk ilişkisi… Duygusal erişebilirlik, uyumluluk” ile “bir modeldir “ diye
    düşünülür

    EFT, çift terapisinde duyguları “aşılması ve mantığı yerini alması gereken bir şey” den çok “değişim için
    olumlu bir güç” olarak görerek çiftlerde daha güvenilir bağlanma türlerinin gelişimine katkıda bulunmaya
    çalışır

    Bu türleri ve bağlanmayı artırmak için, müdahaleler , deneysel ve yapısal teknikler ile canlandırma,
    terapinin deneysel çerçevesine sığabilmesi için, değiştirilen tamamlayıcı yapısal teknikler kullanılır.
    Rogerian teoride olduğu gibi duygusal odaklı evlilik terapistleri (EFT’ciler) çiftleri birey olarak dinlerler ve

    onların duygu ve yaşantılarını anlamaya çalışırlar. Temel düşüncede, çiftlerin kendilerinin kızgınlık,
    gücenme, sertlik ve diğer uzaklaştırıcı duygular gibi artan yoğun duygularını; bağlılığı geliştiren iletişim
    kaybı, üzüntü, korku, acı gibi bağlanmışlık duygularını “yumuşatmaları” ve ya “değiştirmelerinde”
    yardımcı olmak vardır. EFT’ tedavinin amacı çiftlerin, kendileri ve eşleri hakkında daha iyi hissetmelerini
    sağlamak ve buna odaklanmaktır. Bu yüzden bu yaklaşımdaki teknikler duyguların açığa vurulması
    üzerinde durur. Duyguları ortaya çıkarmanın birçok yolu vardır. terapistlerin eşlerden o anki
    duygularından (kızgınlık gibi ) haberdar olmaları ve bu duyguyu kabul etmelerini istemesi ve
    incelemesidir. EFT terapistleri eşlerin o güne dek saklı tuttukları duygusal tepkilerinin altında yatan
    düşünceleri araştırır. Bu süreçte, duygusal tepkiyi alan eş “diğerinin görüşünden haberdar olma şansına
    erişir ve empatik yakınlık gelişir.”eğer böyle bir anlayış başarılırsa, empati çift ilişkilerinde temel araç olur.
    EFT klinikleri, psikodrama ve gestalt tekniklerinden kullanılabilir(çiftin bir üyesi diğeri için ikinci kişilik olur
    ya da boş sandalye tekniği kullanılır). EFT’de terapisitin rolü pozitif ve negatif duyguların dışa vurulması
    için güvenli bir çevre sağlamaktır. Öyle ki, terapist duyguların dile getirilmesi için bir yönlendirici çiftin
    hem birey hem de çift olarak koruyucusudur.

    EFT 9 adımdan oluşan 3 bölümlük etkileşim sürecidir. İlk bölüm cycle de-escalation. 1’den 4. adıma
    kadar olan adımlar bu bölüme dahildir ve bu bölümde çiftlere; acı, kızgınlık ve geri çekilmeyle ilgili
    savunmacı ifadelerinin altında yatan olumsuz ve zor duygularını ortaya çıkarabilmeleri için yardımcı
    olunur. İkinci bölümde, etkileşimsel pozisyonları yeniden yapılandırma, 5’ten 7’ye kadar olan adımlar
    uygulanır.5. adım, EFT sürecinde en bireysel odaklı adımdır. Burada, terapist “bağlılık-ilişkili etkinin
    zihinsel sürecini daha deneysel ayrıntılarla araştırır. 6. adımda, terapist odağı kaydırır ve 5. adımdaki
    karşıt eş odak noktası olur bu kez. Son olarak, 7. adımda, çift, ihtiyaçları ve korkuları hakkında beraber
    konuşur ve her biri diğerini sakinleştirmeye başlar. Son olarak 3. bölümde, birleştirmede ve
    bütünleştirmede , terapist çiftin başarısını baştaki olumsuz etkileşimsel yeni olumlu interaktif dalgalarla
    karşılaştırarak yeniden gözden geçirir.odak noktası güvenli ve bağlı etkileşimleri kuvvetlendirerek
    yaratmaktır

    EFT güçlü bir emprik temele dayanır. Süreç-araştırma odaklıdır ve değişimin temel öğelerine odaklanır
    John Gottman’ın olumlu ve olumsuz etkileşim oranlarının bir ilişkiyi nasıl etkilediğinin önemine dair
    araştırması ile eş zamanlı olarak Johnson sadece 5’te 1 oranında pozitif ve negatif etkileşime sahip
    olmanın yetersiz olduğunu bulmuştur. Ayrıca bu etkileşimlerin zamanlaması da ayrı bir önem taşır.bir çift,
    o günü olumsuz etkileşimle bitiriyorsa bu genellikle zararlıdır.

    Farklı kültürel grupların dışında, EFT, travma-sonrası stres bozukluğu gibi farklı gruplarla çalışmaya
    elverişlidir.
    bulimik bir çocuğa sahip aileler, travma yaşayan çiftler, kronik hastalıklara sahip ve depresif çiftler,
    bunların yanı sıra yaşlı ya da gay çiftler
    kısmen endişeye sahip çiftler
    EFT,diğer teorilerden, çiftlerin ilişkilerinde yaptığı vurguyla ve aynı ısrarla teknik ve prosedürlerinin
    emprik olarak geçerli olmasıyla ayrılır
    Bazı çift teorilerinin tersine, EFT’nin etkili olduğu görülmüştür
    EFT, duygu ve kişilik kavramının dahil edilmesi üzerine odaklanır ve bunlar onu diğer sistematik
    maddelerden farklı kılar.
    Boşanma Terapisi Ve Arabuluculuk

    Boşanmak istemenin birçok sebebi vardır. Onlar genellikle doğası gereği uzun dönemlidir ve ya durum
    daha da kötü bir noktaya gelmiştir ki ilişkideki eşlerden biri ya da her ikisi bunu sonlandırmayı isterler.
    Evlilik stresi endişe, depresyon, madde kullanımı ve sağlık problemleri gibi psikolojik bozukluklara yol
    açabilir ya da bunları yoğunlaştırabilir. Fakat memnun olunmayan evlilik ya da boşanma terapisi
    araştıran birçok çift belirli bir problemden söz etmezler. Tam tersi, basitçe kişilerarası ya da iletişim
    zorluğu çektiklerini belirtirler. Bu zorluklar genel bir mutsuzluğa ve olumsuzluğa yol açar ve bazı
    durumlarda daha ciddi problemlere yol açabilir ki örneğin bir kişinin eşi tarafından fiziksel saldırıya maruz

    kalması en ağırıdır. Bu tarz saldırıların Amerika’da her yıl % 16 oranında çifti etkilediği hesaplanmıştır.
    Aile aracılığı, çiftlere ve ailelere tartışmaları çözümlemek ve ya evlilikleri sıkıntısız bir şekilde sona
    erdirmek için var olan bir yardım sürecidir.Arabuluculuk yasal harekette artan bir şekilde kullanılan bir
    alternatiftir. Tartışan taraflar arasında (karı-koca) anlaşmayı kolaylaştırmak için 3. bir grup rolünde
    tarafsız, bilişsel, nötr olarak yer alırlar.

    Arabuluculuk prosedüründe yer alan basamaklar arabulucunun, çiftin hatta çocukların hakkında kısa bir
    özgeçmişi elde etmesini de kapsar. Ayrıca aile üyeleri uygun olduklarında arabulucuya değerli mallarını,
    gelirlerini, eğilimlerini ve amaçlarını anlatırlar. Arabulucu, danışanlarını ve onların tutanaklarını kamu
    incelemesinden uzak tutar, problem çözmede daha makul ve yerleşmiş bir şekilde yeniden yaşamlarını
    kurmalarına yardımcı olur. Boşanma tutanaklarının tersine arabuluculuk daha az zaman kaybı, daha
    ucuz, daha az düşmancıl ve stresli ve de daha üretkendir

    Boşanma Terapisi

    Boşanma terapisi, evlilik terapisinin bir parçasıdır ve onun gibi, çiftlere fiziksel, psikolojik ve yasal olarak
    ayrılmalarında yardımcı olur. Boşanma durumları üzerinde çalışan terapistlerin, danışanlarına atlatılması
    zor, kişisel ve ailevi problemler ve boşanmayla ilgili meydan okumalarla baş edebilmesinde ve
    üstesinden gelmesinde yardımcı olabilmek için teorik araçlar ve pratik klinik stratejilerine ihtiyaçları vardır

    Evliliğin sonunu kabullenme.

    Boşanma sonrasında eski eşle işlevsel bir ilişki kurabilme

    Ortalama bir duygusal uyum ve duygusal desteği başarabilme
    Dini/derin ya da ruhsal acıyla acıyla baş edebilme
    Kişinin evliliğin sona ermesindeki rolünün farkına varma
    Çocukların boşanma sonrası eksikliğe uyum sağlamasında yardımcı olma
    Boşanma krizini kişinin kendisi hakkında yeni bir şeyler öğrenmek ve kendini yetiştirmek için bir fırsat
    olarak değerlendirmesi
    Makul, adil, yasal bir düzenlemenin görüşülmesi
    Sağlıklı alışkanlıklar geliştirme
    Bireylerin kendi ailelerinin temellerine ve ailelerinden beri çözümlenmemiş olayları geri dönüp gözden
    geçirmelerini içerir. Bir kadının büyüme dönemindeyken, görüşlerine hiçbir zaman değer verilmediğini
    hissedebilir. Bu yüzden, kadının kocası kadının söylediklerini dikkatli dinlemiyorsa kendi kendisini
    değersiz ve üzgün hisseder. Bu gerçeğin farkına varmak, sonunda evli kalsınlar ya da boşansınlar fark
    etmeksizin çifte yeni, üretken bir etkileşim türünü kazandırmanın yanı sıra acının bir kısmı yok etmekte
    de başlangıç adımdır.

  • Bebeklerde kanlı-sümüksü kaka ve alerji- ıı

    Bebekler 1 haftalık bile olsa alerji testi yapılabilir. Belli bir yaşa kadar bekleniyormuş diye gecikmek olmaz. Bebeğin durumuna ve annenin gözlemlerine göre, yaşı da göz önüne alınarak nelerle test yapılacağına doktoru karar verir. Deri testi veya kan testi ile süt alerjisi var şeklinde bir sonuç çıkarsa; işler daha kolay. Emziren anneyi ve ek gıda başlamışsa bebeği alerji yapan süt ve ürünlerini içeren gıdadan mutlak uzak tutmak gerekir. Beslenmeyi ve büyümeyi bozmamak için, mutlaka doktor ve bazen diyetisyen yardımı ile hareket etmek esastır. Çünkü süt alerjisinden sakınayım derken çocuğun büyüme beslenmesi bozulup büyüme geriliğine neden olabilir. Süt ve ürünlerini alamayan bebeklere ek olarak kalsiyum takviyesi de yapılmalıdır. Anne sütü alan bebeklere, anne sütü vermeye devam edilir. Ancak, anne diyete sokulur. Bebeğe yaptığı alerjinin derecesine göre anne diyeti ayarlanır. Hiç süt ve süt ürünü; hatta içine sütün , yoğurdun, peynirin, tereyağının çok az bir miktarı girmiş olan gıdaları bile alamayabilir. Bazen sadece sütü direkt süt olarak içmeyip, süt ürünlerini alabilir. Burada genelleme yapmayıp, bebeğe özgü yaklaşım esastır.

    Bebek ilk 6 ay içinde, (ek gıda alamayacak yaşta) ama anne sütü bir nedenle yoksa ne yapılacak?

    Bu durumda inek sütünün alerjik yapısını gideren ama besleyici değerini bozmayan özel mamalar kullanılır. Normal mamaların hepsi süt bazlı olup, direkt süt içirmek kadar alerji riski taşırlar. Bu mamaların avantajları;

    -Alerji riski olmadan bebeğin tüm beslenme ihtiyacını karşılar.

    -Hazırlaması kolaydır.

    Dezavantajları:

    -Pahalıdır (süt alerjisini kanıtlayan test sonuçları ile devletin sağlık kurumlarından 2 yaşına kadar bu mamayı ücretsiz alabilmek için rapor düzenlenebilir)

    -Tadı kötüdür. Maalesef alerjik özelliği ortadan kaldırmak için mecburen yapılan işlemler, mamanın tadını bozmaktadır. Henüz çok küçük bir bebekse, bu mamanın tadına alışıp rahatça alabilir. Ama daha önce başka mama tadını alan bebekler genellikle bunu reddeder. O zaman anneler mamaya vanilya şurubu, az şeker vs. bazı aromalar katarak yedirmeye çalışır.

    Süt alerjisi olan bebeklere beslenmeyi tamamen mamaya bırakmadan desteklemek için ek gıdalar da mümkün olduğunca erken başlanır. 4. Aydan itibaren ek gıda başlanması doğrudur. Ancak başlanacak her ek gıdanın da alerji yapma riski olduğundan, her yeni gıdayı en az 3 gün ara ile, gündüz vaktinde, azdan başlayarak verip, izleyen doktorla işbirliği içinde olmak gerekir. Verilen bir gıda sonrası oluşacak döküntü, kaşıntı, hırıltı gibi olağan dışı durumda ne yapılacağına doktorun yönlendirmesi ile karar verilir.

    Keçi sütü verilebilir mi?

    İnek sütü alerjisi olan bir bebekte keçi sütü alerjisi riski % 90 civarındadır. O anda yoksa bile birkaç kez verdikten sonra alerjik belirtiler gelişebilir. Nadiren inek sütüne alerji olup keçi sütü verilebilen bebekler vardır. Bu nedenle ezbere değil, çocuk değerlendirilerek kara vermek gerekir.

    Soya maması verilebilir mi?

    Keçi sütünde olduğu gibi soyada da inek sütüne benzer çapraz reaksiyon riski vardır. Bu % 65 civarındadır. Yine doktor kontrolünde denenebilir.

    Verilebilecek başka bir süt var mı?

    Evet; pirinç sütü verilebilir. Bazı marketlerde aynı kutudaki pastörize süt gibi ambalajlı pirinç sütü vardır. Pirinç unu değildir. Direkt süt gibi sıvı bir içecektir. İçine koyulan ek maddeler sonucu besleyici değeri süt gibidir. Bunu vermekle süt vermiş gibi beslenme sağlanabilir. Ama bu da hem pahalı, hem de görünümü yarı şeffaf, tadı süte benzemez. Mama yapmakta kullanılabilir.

    Bu arada meyve, sebze, et, tahıl, kuru baklagil gibi gıdaları bir program dahilinde başlayarak süt dışı besleyici gıdalara alışması da sağlanmalıdır. Beslenme tamamen süte bağımlı olmamalıdır.

    İlaçların yeri nedir?

    Besin alerjisinin tedavisinde ilaçların direkt yeri yoktur. Ancak alerjinin şekline göre oluşan rahatsızlıklara yönelik ilaçlar kullanılır. Şöyle ki; kaşıntılı cilt sorunu oluşuyorsa, yani egzema ise; cilt nemlendiricisi, gerektiğinde lokal kortizonlu kremler, bazen destek amaçlı antihistamin şuruplar verilebilir. Solunum yolu problemlerinde nefes açıcı sprey veya şuruplar kullanılabilir. Çok ciddi alerjik reaksiyonlarda zaman zaman kortizon iğnesi, hapı kullanılabilir.

    Besin alerjisi geçer mi?

    Büyük oranda geçer. Uzun sürenlerde bile hayatın ilk yılarında, özellikle 2 yaş civarında çoğu geçer. Başka besinlere karşı da alerji gelişirse; örneğin çerezler, balık gibi; bunların tamamen geçmeyip uzun sürebilme riski daha fazladır. Süt alerjisi genellikle geçicidir. Ama ne yazık ki çocuğun ileriki yaşlarında solunum yolu alerjisi, yani astım olma riski, başka çocuklara göre daha yüksektir. Bu nedenle de solunum yoluna yönelik korunma önlemleri erkenden başlanmalıdır. Bunlar içinde de en önemlisi çocuğun sigara dumanından korunmasıdır. Çocuğun yaşadığı evin hiçbir odasında, hiçbir koşulda, çocuk evde yokken dahi sigara içilmemeli içirilmemelidir. Hatta evin balkonunda bile içilmese daha iyi olur.

    İyileşip iyileşmediğini nasıl anlarız?

    “Acaba düzeldi mi? Hadi bir süt içirip deneyelim” şeklinde yanlış yapılmamalıdır. Minimum 2-3 aylık bir kesin yasaklamanın ardından doktorun değerlendirmesine göre hem dozu hem içeriği ayarlanarak deneme yapılabilir. Bazen direkt sütle, bazen önce yoğurt veya peynirle deneme yapılabilir. Ama bundan önce; eğer başlangıçta kanda veya deri testi yaparak süt alerjisi saptanmışsa, yine kan veya deri testi ile şu anki durum değerlendirilebilir. Özellikle kandaki alerjinin düzeyinde düşmeler çok değerlidir. Doktoru yönlendirebilir. Kan değeri ne olursa olsun, çocuğun besine tepkisi farklı olabilir. Kan değeri çok düşmüş bile olsa yine de şiddetli alerjik reaksiyon görülebilir; bu nedenle bu denemeler mutlaka doktor kontrolünde olmalıdır.

    Başlangıçta kan testi ile saptanamayan ama kakada mukus veya kanamaya yol açan grupta ise; süt veya süt ürününü verdikten sonra 48-72 saat gözlenir; kakada oluşan gelişmelere, çocuğun huzursuzluğuna göre karar verilir.

  • 4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Sorgu çağının en üst düzeye ulaştığı yaştır. Çevresini daha iyi tanımaya çalışan, yeni kavramları (cinsellik) merak edip öğrenmek isteyen 4 yaş çocuğu bitmek bilmeyen “nasıl, neden, niçin” sözcüklerini kullanır. Sorularına cevap beklerken karmaşık olmayan, rahatlıkla anlayabileceği, kısa cevaplar vermek en doğrusudur.  Ansızın gelebilecek bu sorulara anında cevap vermemiz gerektiği için olası sorulara karşı her zaman hazırlıklı olmak gerekir.

    SOSYAL-DUYGUSAL GELİŞİMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Kendine güveni artmaya başlayan 4 yaş çocuğu artık bağımsız davranışlar göstermeye başlar.

    *Kendi başına bir şeyler yapabildiğini ailesine ve çevresine göstermek ve kendi seçimlerini kendisi yapmak ister.

    *Kuralları anlamaya başlar.

    *Karşı gelme bu yaşın en belirgin özelliğidir.

    *Henüz empati yapamasa da yavaş yavaş başkalarının duygularını anlamaya başlar.

    *Çok fazla soru sorar, sizden cevap bekler.

    *Artık daha çok ve daha uzun süre oyun oynar.

    *Yaşıtlarıyla oynamaktan keyif alır.

    *Oyunlarında detaylar giderek artmaktadır.

    *Artık dramatik oyunlar oynamaya başlar, oyunlarında rol yapabilir.

    *Diğer yaşlarına göre daha çok paylaşır.

    *Sıra beklemeyi öğrenmeye başlar.

    *Yalnız kalma ve karanlık gibi korkuları olabilir.

    *Doğru/yanlış kavramları henüz tam olarak oturmamıştır.

    *Kız çocuklar babaya, erkek çocuklar anneye daha düşkün olurlar.

    *Hayal dünyası oldukça aktiftir. Gerçek ile hayali ayırt etmeye başlasa da zaman zaman karıştırabilmektedir.

    *Hayali arkadaşları olabilir.

    *Cinsiyet farklılıkları anlamaya çalışır. Konu ile ilgili sorular sorar.

    *Tehlikeyi henüz algılamayabilir.

    *Zaman zaman yalan söyleyebilirler.

    BİLİŞSEL GELİŞİMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Zaman kavramı yavaş yavaş oturmaya başlar.

    *Büyük/küçük kavramlarını bilir.

    *Aynı/farklı kavramlarını bilir.

    *Ana renkleri bilir.

    *Yakın zamanda yaşanmış olayları anlatabilir.

    *Benzerlikleri ve farklılıkları fark edebilir.

    *Kendisine verilen yönergeleri (3-4) sırasıyla yerine getirebilir.

    *Dikkat süreleri kısadır.

    DİL GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Konuşmasının net ve anlaşılır olması beklenir.

    *Konuşmasında çocuksu ifadelerin giderek azalması beklenir.

    *Bazı harfleri doğru telaffuz edemeyebilirler. (s,r gibi)

    *Zamirleri yerinde kullanabilir.

    *Konuşmalarında “neden, niçin, nasıl” sorularını sık sık kullanır.

    *Çünkü ile iki cümleyi birbirine bağlayabilir.

    *Kısa hikayeler anlatabilir.

    *Çocuk şarkılarını ezbere söyleyebilir.

    PSİKO-MOTOR GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Sakinliğin yerini hareketlilik almıştır.

    *Koordinasyonu ve dengesi gelişmektedir.

    *Nesneleri hedefe atabilir.

    *Müzik eşliğinde hareket edebilir.

    *Koşar, atlar (10cm) , zıplarlar.

    *Küçük kas gelişimi gerektiren faaliyetleri yapabilir. (kesme,koparma,yapıştırma,sıkma)

    *Boncukları ipe dizebilir.

    ÖZBAKIM BECERİLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Cinselliğinin farkına varmaya başladığı için cinsel bölgelerini inceleyebilirler.

    *Karşı cinsin bedenine merak oldukça fazladır.

    *Tuvalet alışkanlığını kazanmış olmaları beklenir.

    *Tuvalet ihtiyaçlarını yardımsız karşılayabilirken zaman zaman yardıma da ihtiyaç duyabilirler.

    *Gece tuvaletlerini kontrol edebilmeleri beklenir.

    *Kendi kendine yemek yiyebilir.

    *Giysilerini giyebilir.

    *Düğmelerini iliklemekte yardıma ihtiyaç duyabilir.

    *Dişlerini yardımsız fırçalayabilir.

    *Çocuğun kendi odasında yatabilmesi önemlidir.

    *Mahrem duygusu oluşmaya başlar. Anne/babasını çıplak görmemek çocuk için önemlidir.

    *Cinsel kimliğin oluştuğu bu yaşlarda çocuklar cinsiyetleri ile özdeşim kurmaya çalışırlar. 

    *Kıyafet ve oyuncak seçimleri cinsiyetlerine uygun olursa cinsiyet kavramını oluşturmaya çalıştıkları bu dönemde onlara yardımcı olmuş oluruz.

  • Bebeklerde kanlı-sümüksü kaka ve alerji-ı

    Yenidoğan bebekler, ilk aylarda hayata ve çevreye alışma, başta anne olmak üzere tüm aile ile tanışma dönemi yaşarlar. Tek istedikleri karnının doyması, rahat etmesi, uyuması ve bezini kirletmesidir. Az az da olsa günde 7-8 defa kaka yapabilirler. İlerde ek ve katı gıdalara geçtikçe bu sayı azalacaktır. Her şey yolunda gittiği sürece sorun yok. Ama bazen bu kakalarda yapının bozulması, sümüksü, bazen pembe renk alması; hatta bazen içinde iplikçik veya bulaşma şeklinde kan görülmesi, annenin dünyasını başına yıkar. Panik içinde çareler aramaya başlar. Bu kanlı- müküslü (sümüksü) kakaya bir de kolik tarzı karın ağrıları; bunun belirtisi olarak aşırı huzursuzluk, ağlama ve kusmalar da eklenirse panik daha da artar.

    Kusmuk içinde kan görünce hemen panik olmaya gerek yoktur. Hele bazı kusmalar kanlı, bazıları tamamen normalse, sıkıntı daha da azdır. Önce annenin meme başını kontrol etmesi gerekir. Meme başı çatlağı varsa, bebek memeyi emerken beraber yuttuğu kan mide bulantısı ve kusma yaparak geri çıkar. Meme başının tedavisi ile bu durum tamamen düzelir. Yutulan kan az olup kusmaya yol açmadan, tüm barsağı dolaşıp koyu renkli kaka olarak da çıkabilir. O zaman panikle kaka tahlili yaptırılır, kakada kan ve lökosit görüldü diyerek dizanteri teşhisi konur, gereksiz yere antibiyotikler yüklenebilir. Bu nedenle düşünmeye daima en basitinden başlamak gerekir. Sadece anne sütü alan bir bebekte kolay kolay mikrobik ishal olmaz. Çok özel durumlar gerekir ki; bu da ancak doktor tarafından diğer tüm ihtimallerin olmadığı gösterildikten sonra ve kültür gibi kesin kanıtla kanıtlanarak anlaşılır.

    Bazen şikayetler ilk aylarda değil, daha geç ; örneğin 5-6. ayda bile başlayabilir. Bebeğe başlanan karpuz, kırmızı erik, domates gibi kırmızı renkli ek gıdalar tam sindirilemeyip, kakadan olduğu gibi çıkıp; kan sanılarak korku yaşatabilir. Ek gıda döneminde bu konuda da uyanık olmak gerekir.

    Gelelim bu konunun en can alıcı kısmına; alerji ile olan bağlantısına. Bebeklerde en sık kanlı kakaya yol açan alerji; “inek sütü alerjisi”dir. Şimdi bu sorunu yaşayan bazılarınız, “ben hiç inek sütü vermiyorum ki” diyecektir. Hemen cevaplayalım; sadece mama alan veya sadece anne sütü alan bebeklerde bile inek sütü alerjisi görülebilir. Normal mamaların hepsi inek sütü bazlı olduğu için inek sütünün alerjik yapısını gösterebilir. Annenin yediği süt ve yoğurt, peynir gibi sütten yapılan gıdaların bir kısmı , anne sütü ile taşınarak bebeğe ulaşabilir. Eğer bebeğin bu gıdalara karşı alerjisi varsa, her bebekte farklı şekilde kendini gösterebilir. ANNE SÜTÜNÜN KENDİSİNE KARŞI ASLA ALLERJİ OLMAZ. SÜT ALLERJİSİ TEŞHİSİ ALAN BEBEKLERDE TEDAVİ AMACI İLE ANNE SÜTÜ KESİLMEZ; TAM TERSİNE DAHA UZUN SÜRE EMDİRMEYE TEŞVİK EDİLİR. Bazı bebeklerde egzema şeklinde deri döküntüleri ile, bazı bebekte hırıltı ve öksürük ile, bazı bebekte de aşırı gaz, kabızlık, ishal, kanlı – mukuslu kaka gibi kendini gösterebilir. Bebekte, bir şeylerin yolunda gitmediği görülünce, tahminlere dayalı veya kulaktan dolma bilgilerle ya da internetten ve diğer kaynaklarda okuyarak tedavi yaklaşımı yapılmamalıdır. Her bebek farklıdır, her bebeğin tedavisi farklıdır. İzleyen çocuk doktorunun da yönlendirmesi ile, mümkünse bir çocuk alerji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

  • Gebelik Sürecinde Psikoloji

    Gebelik Sürecinde Psikoloji

    Gebelik sürecinde vücutta ki hormonların değişimi gibi kadının psikolojisi de değişmeye başlar hem de ilk
    günlerden itibaren. Mutlaka bu süreçte hormonların psikolojiye etkisi yadsınamaz. Gebe kadın
    hassaslaşmaya, duygusallaşmaya başlar. Önceden onu kırmayan, incitmeyen sözler artık incitebilir hale
    gelebilir. Gebelik öncesinde’’ aman boşver’’ diyebildiği ve umursamadığı şeyler artık onun için önemli bir
    hal alabilir. Duygu durumu dalgalı deniz gibidir adeta, gülümserken bir anda ağlamaya başlayabilir ya da
    tam tersi.

    Henüz karnında büyüttüğü ve taşıdığı bebeği için şimdiden kaygılanmaya başlayabilir. Bir de yanına
    doğumun nasıl yapılacağı, doğum sırasında herhangi bir komplikasyonun gelişip gelişmeyeceği, doğum
    sırasında canının çok mu az mı yanacağı, doğumun hangi hastanede yapılacağı gibi çok çeşitli ve ek
    kaygılar da yaşanabilir. Mutlaka bu süreçte zorluk yaşayan sadece kadın yani anne değildir. Eş yani
    baba da anne gibi zorluklar yaşamaktadır.Karşısında günden güne değişen bir kadın (hem fiziksel hem
    ruhsal ),değişen bir cinsel hayat, bebeğe ve doğuma endeksli bir yaşam, eşle yapılan sohbetlerin büyük
    bir kısmının sadece bebekle ilgili olması eşi de oldukça olumsuz etkileyebilir.

    Bu süreçle başlayıp doğum sonrası süreçle devam eden bir takım sorunlar bütünün de bebeğimizle
    birlikte hastaneden yanımıza alınan bir dolu poşet gibi bizimle gelir. Eşler arasında sıklıkla gebelik sonra
    ki süreçlerde de kopuşlar yaşanabilir. Yeni doğan bebeğimizin hayata adapte olması, annenin anne
    olmaya, emzirmeye , babanın baba olmaya adapte olması için geçen süreçte kadının kendini sadece
    ayaklı meme halinde görmesi ve onun dışında ki herşeyi unutması eşin sürekli saçı tepeden
    tutturulmuş,bazen yüzünü yıkamayı bile unutan bir kadın görmesi, ayrıca sıklıkla ağlayan, gaz sorunları
    yaşayan bir bebek sesi duyması bebeğin dünyaya geldiği ilk bir kaç ay da gerçekten son derece zorlu
    olabilir.

    Eşlerin bu zor ama bir o kadar da güzel şeyi yaşayabilmesi için iyi ve kaliteli devam eden bir ilişkilerinin
    olması son derece önemlidir. Bebek bir evliliği kurtarmaz, iyi giden bir ilişkiyi daha da güzelleştirir.
    İzmir’de yaşıyor ve gebelik öncesi, gebelik ve sonrası süreçlerde zorluk yaşadığınızı farkediyorsanız
    mutlaka bir uzmandan destek alınız.

    Sağlıkla, mutlulukla ve huzurla büyüyecek çocuklarınız olması dileğimle.

  • Anne sütü ve besin alerjisi

    Anne sütü değil, annenin yedikleri alerji yapıyor…

    Alerjileri ve besin intoleransı (duyarlılık), besin zehirlenmeleri birbirine karıştırılıyor. Alerji testinde bir besine karşı alerji olduğu sonucunun çıkması, o besinin tüketilmesi halinde alerjiye yol açmayabiliyor. Hastalık yoktur, hasta vardır. Bu nedenle sadece laboratuvar testlerinin sonucuna bakıp, et, süt ve yumurta gibi temel gıda maddelerini kişilerin beslenmesinden çıkarmak doğru değil. Eğer çıkarmak zorunda kalınıyorsa da, bu besinlerin yerine mutlaka onların yerine geçebilecek olanlar konulmalıdır.

    Halkın yaygın olarak yanlış bildiği besin alerjisi türlerinin başında süt alerjisinin gelmektedir. Bazı annelerin bebeklerini verdikleri sütün alerjiye yol açtığını sanarak sütten kesmeleri yanlıştır. Anne sütü değil, annenin tükettiği bazı besinler bebekte alerjiye yol açabilir. Burada bebeği sütten kesmek çözüm değil. Onun yerine bebeğe alerji testi yapıp hangi besinlerin alerjiye yol açtığını saptamak gerekiyor. Böylece annenin diyetini düzenlediğinizde bebeğin de sıkıntısı kalmıyor. Aynı şekilde yapılan testlerde küçük bebeklerde et alerjisi de çıkabilir. Anneler bu duruma şaşırıyor. Bebeğim 5 aylık daha et yemiyor, nasıl ete alerjisi çıktı diyorlar. Oysa annenin yediği et nedeniyle bebekte alerji oluşuyor. Bu nedenle annenin diyetinden eti çıkarıp yerine başka bir protein kaynağını koymak sorunu çözüyor.

    ÇİLEK YERİNE BAŞKA MEYVE YEYİN

    Yaygın besin alerjisi nedenleri arasında çilek de önemli bir yere sahip. Ancak tahmin ve testlere dayanarak çilek yasağı koymak doğru değil. Çileğin vücutta alerjiye yol açtığının kesin olarak saptanması halinde kesilebilir. Çileğin yerine başka meyve koyabilirsiniz. Ama et, süt ve yumurtayı bunlar alerji yapıyor deyip kesmek yanlış. Temel gıda maddeleri yasaklanacaksa da bunu bir alerji uzmanının yapması doğrudur.

    ALERJİ YAPAN BESİNİ 6 AY YEMEYİN

    Besin alerjisi deride kaşıntı, kızarıkık, kabarıklık gibi belirtilere yol açarken, hırıltı, hışıltılı nefes alıp verme, sık sık öksürme gibi sorunlar da ortaya çıkıyor. Kişide eğer gıda alerjisi varsa, farklı zamanlarda birkaç organ etkileniyor. Gıda alerjisinde kesin çarenin alerji yapan besin maddesini en az 6 ay tüketmemek gerekir. Eğer çocuğun et, süt ve yumurtadan herhangi birine karşı alerjisi varsa, mutlaka büyümesini, beslenmesini bozmayacak bir şekilde başka gıdalarla takviye yapılmalı. Bu gıdalar da diyetten çıkarılan besin maddesinin yerini doldurabilmeli. ABD’de çok tüketildiği için fıstık alerjisi çok yaygındır. Fıstık alerjisinin ömür boyu sürebilir. Türkiye’de ise fıstık alerjisi gibi uzun süren ve hiç geçmeyen balık ve deniz ürünleri alerjisi daha az.

    DUYARLILIK DERECELERİ FARKLI

    Besin zehirlenmesi ve besin alerjisi birbirinden farklı. Besin intoleransı (duyarlılığı) denilen durumda, karın ağrısı, aşırı kusma ve sindirememe gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Bağırsaktaki bazı enzimler alınan gıdayı yeterince sindiremiyor. Bağırsaktaki bakteriler nedeniyle bu gıdalar tüketildiğinde gaz ve karın ağrısı olabiliyor. Besin zehirlenmelerinde ise, besindeki mikrobik kirlenmelerle ishal, kusma oluşabiliyor. Kişilerin besinleri tolore etme dereceleri de birbirinden farklıdır. Bir kişi bir bardak süt içtiğinde birşey olmuyor da, ikinci bardakta alerji oluşuyorsa sütü yasaklamıyoruz. Ama sadece pastanın içine veya kahveye bir parça süt tozu katılmışsa ve aşırı duyarlılığa neden oluyorsa sütü kesiyoruz. Bu nedenle mutlaka bir alerji uzmanı değerlendirmelidir diyoruz.”

  • Üstün Yetenekli Çocuklarda En Sık Karşılaşılan Sorunlar ve Etkili Ebeveyn Tutumları

    Üstün Yetenekli Çocuklarda En Sık Karşılaşılan Sorunlar ve Etkili Ebeveyn Tutumları

    Üstün yetenekli çocuklar, bazı özel alanlarda yaşıtlarına göre daha iyi performans ortaya koyan ve bu
    alanlarda yüksek başarı elde eden çocuklardır. Tüm kültürlerde ve tüm sosyo-ekonomik düzeylerde
    üstün yetenekli çocuklara rastlamak mümkündür.

    Üstün yeteneklilik insanda var olan yetenek, yaratıcılık ve motivasyonun birleşmesinden oluşur ve üstün
    yetenekli birey, bu üç alanı geliştirerek herhangi bir alanda önemli başarılar sergilerler. (Renzulli, 1986)

    Bu kişilerde yüksek akademik başarı, sanatsal ve sportif faaliyetlerde yeteneklilik, grup ilişkilerinde
    liderlik, icat etme ve keşfetmeye dönük merak ve ilgi gibi özellikler görülür. Üstün yetenekli çocuklar
    standart zeka testlerinde yaklaşık olarak 130 ve üstü alan çocuklardır.

    Bebeklikte olağan dışı ataklık, uzun dikkat süresi, geniş hayal ve imgeleme gücü, uykuya daha az ihtiyaç
    duyma, enerjik olma, gelişimsel dönüm noktalarına daha hızlı ilerleme, keskin gözlem yapma, aşırı
    merak duyma, güçlü bellek, erken ve olağanüstü dil gelişimi,hızlı öğrenme yeteneği, aşırı duyarlılık, akıl
    yürütme ve problem çözme becerisi, mükemmelliyetçilik, sayılar, bulmacalar ve yap-bozlar ile oyun
    becerisini geliştirme, kitaplara aşırı ilgi duyma, soru sorma, ilgi alanının oldukça geniş olması, gelişmiş
    mizah duygusu, eleştirel düşünebilme, icatlar yapabilme, aynı anda birkaç işi yapabilme,
    yoğunlaşabilme, yaratıcılık gibi özellikler üstün yetenekli çocukların erken dönemlerinde sık gözlenen
    özelliklerdir.(Jackson & Klein, 1997; Davis & Rimm, 1998).

    Üstün yetenekliler alanında çalışan kişilerin belirlediği en yalın tanı ölçütleri şunlardır (Akarsu, 2001):
    1) En az bir yetenek alanında yaşıtlarının üstünde performans gösterme
    2) Dili etkili kullanma
    3) Merak ve bazı konulara yoğun ilgi gösterme
    4) Çabuk öğrenme
    5) Güçlü bellek
    6) Yüksek düzeyde duyarlı olma
    7) Özgün ifade biçimlerine sahip olma
    8) Yeni ve zor deneyimleri tercih etme
    9) Kendisinden büyüklerle arkadaşlık yapma
    10) Yeni durumlara çabuk uyum sağlama
    11) Okumaya düşkün olma

    Üstün yetenekli çocuklarda gözlemlenen özellikler tüm çocuklarda belli ölçülerde gözlemlenebilen
    özelliklerdir. Üstün yeteneğin bir göstergesi olabilmesi için bu özelliklerden birçoğunun ilgili yaş grubunun
    doğal olarak gösterdiği ölçülerin üzerinde bir düzeyde çocukta gözleniyor olması gerekmektedir (Akarsu,
    2001)

    Üstün yetenekli çocuklar uzun süreli dikkatlerini sürdürebildikleri ve bellekleri daha etkili

    kullanabildiklerinden algılama, kavrama ve öğrenme hızları daha iyidir. Bu sebeple olaylar arası neden-
    sonuç ilişkisi kurma, soyut kavramları somut durumlara indirgeme, genelleme veya analiz etme gibi gibi

    bilişsel özellikleri gelişmiştir. Meraklı ve ilgilidirler, sorgulamaya yatkın düşünme tarzları onları yeni şeyleri
    keşfetmeye veya yeni şeyler icaat etmeye yetenekli kılar.

    İyi düzeydeki bilişsel özelliklerinin yanında sosyal ve duygusal olarak da parlak zekaya sahip
    çocuklardan farklılık gösterirler. Başkalarının duygu ve düşüncelerini anlama, niyetlerini sezme
    konusunda oldukça iyidirler. Mükemmelliyetçi yapıları onların bir çok konuda farkındalıklarını arttırır.
    Duygusal derinliği olan çocuklardır.

    Elbetteki çocuğun iyi düzeyde bilişsel becerilere sahip olması veya belli alanlarda yetenekli olmasında
    kalıtımın büyük payı olsa da; sosyal beceri, duygu düzenleme, benlik ve kişilik gelişimi gibi alanlarda
    önemli rolü oynayan belirleyici faktör, çevredir. Çevresel faktörlerin çekirdeğini ise aile tutumları oluşturur.
    Özetle üstün yetenekli çocukların başarıya yatkın kalıtım zemini ancak etkili aile tutumları ile
    desteklenirse, çocuk için tam bir mutluluk ve başarı söz konusu olacaktır. Aksi durumda çocuk için
    avantaj olan bu zengin iç yapı, çocuğun kişilik gelişiminde ciddi dezavantajlara dönüşebilir.

    Şöyle ki,
    – Mükemmeliyetçi ve kararlı kişilik yapıları kendilerinden yüksek beklentiye girmelerine ve kendilerini
    hırpalamalarına yol açabilir.
    – Sorgulayıcı olmaları otoriteyle çatışmalarına neden olabilir.
    – Okulda kolayca elde ettiği başarı, düzenli ders çalışma alışkanlığını baltalayabilir.
    – Diğer çocuklardan daha çabuk öğrenmeleri ve kendini ifade etme isteği, sınıf ortamında düzeni
    bozmaya ve arkadaş ilişkilerinde dışlanmaya neden olabilir.
    – Diğer çocuklardan önde gitmeleri, akranlarını küçümseme gibi bozucu duygular geliştirmelerine sebep
    olabilir. Grubun da çocuğu “kendini beğenmiş” olarak etiketlenmeye başlamasıyla kutuplaşma artabilir.
    – Tek düzelikten kolayca sıkıldıkları için, etkinliklerde dikkatleri kolayca dağılabilir ve işlerini tamamlama
    da sorunlar ortaya çıkabilir.
    – Çabuk öğrendiklerinden dolayı bir süre sonra birçok işi kendi bildikleri gibi yapma konusunda ısrarcı
    olabilirler.
    – Duygusal yapılarından dolayı başarısızlıktan veya reddedilmekten yoğun olarak etkilenebilirler.
    – Yüksek farkındalıklarından dolayı da olumsuz duygularla (değersizlik ve başarısızlık gibi) baş etmede
    sıkıntı yaşarlar ve derste konuşmak, iftira atmak, rakip gördüğü kişiyi diğerlerine karşı örgütlemek gibi
    uygunsuz davranışlar sergileyebilirler.

    Bu gibi durumların artışı ile duygularını ve davranışlarını düzenlemekte giderek başarısız olan üstün
    yetenekli çocuklar ergenlikle birlikte olumsuz benlik inşaa etmeye ve sorunlu kişilik özellikleri edinmeye
    yatkın hale gelirler. Çocuğun geleceğinde onu iyi yerlere taşıyabilecek bu önemli yetenekler, etkili aile
    tutumları ile desteklenmediğinde belki başarılı ancak sosyal olarak uyumsuz, akranları tarafından
    sevilmeyen, kalıcı ilişkiler kuramayan biri haline gelecektir. Unutulmamalıdır ki kişisel mutluluğun
    anahtarı sağlıklı bir kişiliğe sahip olmaktır.

    Etkili aile tutumlarının en önemli bileşeni çocuğa sınırlar koyabilmektir. Kuralların olmadığı bir ortamda
    çocuk kendini bir süre sonra kaybolmuş hissedecektir. Çünkü sınırlar çocuğun hedefe varabilmesinde
    ona yolu gösteren levhalar gibidir. Üstün yetenekli çocuklara etkili sınır koymada dikkat edilecek bir kaç

    nokta şöyledir:

    1) Verilen özgürlüğü veya sorumluluğu taşıyıp taşıyamadığına dikkat etmek gerekir.
    2) Kurallar oluşturulurken ona da söz hakkı vermek ve duygularını dinlemek gerekir.
    3) Seçip yaparlarken önündeki seçenekleri keşfetmelerine yardımcı olmak önemlidir.
    4) Seçimlerinin sonuçlarını onları kırmadan yüzleştirmek ve bu sonuçları yaşamalarına fırsat vermek
    gerekir.

    Bunun yanında çocuğun duygularını düzenleyemediği olumsuz yaşam olaylarında onunla etkili
    konuşmalar yapabilmek etkili iletişimin olmazsa olmazıdır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi sık sık
    duygusal taşmalar yaşayan bu çocuklar, duyguları ile baş etmek için rehberliğe ihtiyaç duyar. Özellikle
    size kendilerini açtıklarında yaptıkları en ciddi hatanın kendilerini sürekli diğerleri ile karşılaştırmak
    olduğunu görebilirsiniz. Size “o başarılı ben değilim” “o hep tam puan alıyor, ben hep hata yapıyorum”
    “öğretmen en çok onu seviyor” gibi serzenişlerle gelebilirler. Çocuğun bu karşılaştırmalara girmesi onun
    duygularını daha da yoğunlaştırır. O yüzden çocuğunuzun ifade ettiği durumlarda tam olarak neye
    üzüldüğünü anlamak ve işlevsiz veya hatalı düşüncelerini yakalayıp o düşüncelerden onu
    kurtarabilmeniz gerekir. Örneğin sosyal karşılaştırma yapan çocuktan, kendisine odaklanabilmesi için
    kendi başarı çizelgesini tutması gibi şeyler istenebilir. Böylece başarısız olduğuna dair inancı çürüyecek
    ve sosyal karşılaştırmadan uzak duracaktır.

    Bunların yanında, özellikle ailelerinin çocukların ihtiyaçlarını takip etmeleri ve var olan potansiyellerini
    ortaya koyabilmeleri için alanlar yaratmaları gerekmektedir. Bu resim, müzik gibi sanatsal faaliyeler
    olabileceği gibi bilgi ve becerilerini sınayabilecekleri yarışmalar da olabilir. Tabi bunları yapabilmek için
    ailelerin öğretmenleri ile sürekli bağlantı halinde olması önemlidir. Bazen çocuklar hakkındaki önemli
    bilgilere onları doğal ortamlarında gözlemleyerek ulaşılır, bu da öğretmenin gözlemleri değerli kılar.

    Gelişen dünya ile birlikte bilgi akışının hızlanması ve bilgiyi elde etmedeki kolaylıklar çocukların mental
    olarak kendilerini geliştirmelerine yardımcı olurken, malesef psikososyal gelişimleri arka planda
    kalabilmektedir. Aslında elbetteki en önemli şey akademik başarının yanında çocuğun kendini iyi
    tanıması, ne istediğini bilmesi ve kişisel zaaflarını kontrol edebilmeyi öğrenmesidir. Çocuğa sınırlar
    koymak, duygularını düzenlemeye yardımcı olmak ve kendini gerçekleştirebilmesi için ona uygun alanlar
    yaratma gibi tutumlar sayesinde aile çocuğun psikososyal gelişimini destekleyebilir. Ancak aileler
    genellikle bu ve benzeri bir takım tutumları geliştirirken çocukta yoğun dirençle karşılaşabilirler. Ayrıca
    sıklıkla neye ihtiyaç duydularını ve tam olarak ne istediklerini anlayamayabilirler.Bu sorunların
    çözülemeyişi ile birlikte depresyon, aksiyete bozuklukları, okul fobisi, motivaston kaybı, davranış
    bouklukları gibi sıkıntılar gelişebilir. Bu tip durumlarda aile olarak uzmana başvurmaları önemlidir.
    Nitekim herhangi bir problem çıkmaksızın çocukların düzenli olarak görüştükleri ve güven ilişkisi
    kurdukları bir uzmanın olması onlar için koruyucu olacaktır. Nitekim yukarı da bahsedilen sorunlar ortaya
    çıkma riski yüksek sorunlardır ve her sorunda olduğu gibi sorunu büyümeden çözmek en iyisidir.

  • Çapraz besin alerjisi

    Besin alerjisi değişik şiddette pek çok çocuğun hayatında vardır. Çocuklarımızın kimi gerçekten alerjik olup dokunan gıdalar bilinir, kimi sadece şüphe nedeniyle , bazen gereksiz pek çok gıdadan mahrum edilir. Büyüme gelişme çağındaki bir çocuğun dengeli beslenmesinin önemini göz ardı etmemek gerekir. En dikkat edilecek bir konu da gereksiz yasaklardan kaçınmaktır.

    Allerji, biliyoruz ki zaman içinde değişir. Hiçbir şikayeti olmayan bir çocuk, bir zaman herhangi bir gıdaya, ev tozuna, polene karşı alerjik hale geçebilir. Bazen de bir alerjene duyarlık oluşunca, yapı olarak ona benzeyen başka maddelere de duyarlık olur. Bu konunun en iyi örneği, günlük hayatta sık karşımıza çıkan bir uygulamada gizli. İnek sütü alerjisi olan çocuklara hemen dana eti de yasaklanır. Oysa bu uygulama her zaman doğru değildir. İnek sütü alerjisi olan çocuklarda sığır eti alerjisi riski, diğer çocuklara göre biraz daha fazla. Bu doğru. Ama her zaman değil. Yani ezbere hemen yasaklamak doğru değil. Ancak o çocukta ete de allerji olduğunu gördükten sonra yasaklanabilir. Et örneği, çok büyük bir sorun değildir. Çünkü alternatifleri var. Örneğin, koyun eti, keçi eti gibi. Gerçi onlara da allerji olabilir; bu durumda en iyisi, bir allerji uzmanından yardım almaktır.

    Bazen tavuk yumurtası alerjisi var denen çocuklara, bıldırcın yumurtası verildiğini görüyoruz. Bu da olayın öteki ucu. Yumurtada işler daha farklı. Bir kanatlının yumurtasına gerçekten allerji varsa; diğerlerine de büyük ihtimalle vardır. Hepsinden uzak durmak gerekir.

    Balık için de farklı. Bazen büyük balıkları yiyebilir, küçük balıklara allerji olur. Ya da tam tersi, küçük balıkları yiyebilir, büyüklere alerjisi olur.

    Bazen “huş ağacı” polenine alerjisi olur; elma ve bazı başka yiyince de elmaya alerjikmiş gibi reaksiyon olur.

    Bazen latex alerjisi olur, muz, kiwi gibi bazı gıdaları yiyince de alerjik reaksiyon olur.

    Çapraz reaksiyonlar, tüm dünyada sorun olmaya devam ediyor. Bu nedenle Hangi madde ile hangisinin; en çok da hangi gıda ile hangilerinin çapraz reaksiyon gösterme riski yüksek olduğu araştırılmakta, bununla ilgili listeler oluşturulmaktadır. Bunlardan bir örneği aşağıda görüyorsunuz. Ancak bu bir örnektir. Buradaki çapraz reaksiyonlar sadece riski gösteriyor. Risk %90 gibi çok yüksek bile olsa, sizin çocuğunuzda olmayabilir. Bu nedenle şüphelendiğiniz bir çapraz reaksiyon olursa;

    KENDİ KENDİNİZE YASAKLAMALAR, KISITLAMALAR YAPMAYINIZ. MUTLAKA ALLERJİ UZMANI DOKTOR YARDIMI ALINIZ.

  • Çocuğumla Nasıl Bir İletişim Kurmalıyım?

    Çocuğumla Nasıl Bir İletişim Kurmalıyım?

    Karşımızdaki insanla kurmuş olduğumuz ilişkiler üzerinden iletişim kurarız, aynı zamanda başlattığımız
    sözel ve sözel olmayan iletişim ile birlikte bir ilişki de başlatmış oluruz. Bu ilişkiler anne-çocuk, baba-
    çocuk, anne –baba, anne -komşu ilişkileri gibi ilişkilerdir. Bu ilişkiyi gözlemleyen çocuk onunla hangi bağ
    üzerinden iletişim kurduğunuzu rahatlıkla anlayabilir.

    İletişim karşılıklı ilişkileri gerektirir, insanların belirli sözcüklerin, seslerin, göstergelerin ve mimiklerin
    anlamına ilişkin ortak bir anlayışa sahip olmalarını ister. Bu bağlamda kullandığımız dil ve ses tonumuz
    büyük önem taşır. Eğer bu önemi oranlarsak %55 beden dili, %38 ses tonu ve %7 sözler etkilidir.

    Çocuğumla Nasıl Etkili İletişim Kurabilirim?

    Şimdi sizlere çocuklarla kurmuş olduğumuz ilişkide bazı önemli detaylardan bahsedeceğim.

    1- Öncelikle iletişimi ne zaman başlatacağınıza doğru karar verin. Eğer çocuk problem durumunda ise
    asla problemini sahiplenmeyin çok aksi bir durum olmadığı sürece kendisini mutlaka ifade edecektir.
    2-Ben dili kullanın. Çocuğun yaptığı davranış üzerinden iletişim kurun. Kişisel yargılayıcı değil, algılayıcı
    davranın.
    3-Empatik olun. Önce o anki durumu tanımlamasına izin verin. Ardından bu durum hakkında ne
    düşündüğünü, sonrasında ne hissettiğini sorun. Bu madde doğru şekilde yaptığınızda hem
    çocuklarınızda durum tespiti, hem de duygulardan önce düşünceleri sorarak duyguları yönetme
    becerisinin düşüncelere ait olduğunu kavramasını sağlayacak ve çocuğunuzda otokontrol geliştiren bir
    unsur olacaktır.
    4-Her insanın içinde üç ego benlik vardır. Bunlar yetişkin benlik, çocuk benlik, ebeveyn benlik
    durumlarıdır. Çocuğumuzla iletişim kurar iken duygularını anlamaya çalışırken çocuk benlik ego
    durumumuz ön plana çıkar ve ona canı acıyorsa ”öpeyim de geçsin, onu oraya kim koyduysa onu
    döveceğim ” şeklinde çocuk gibi konuşan ego durumumuzdur. Katı ve otoriter bir ebeveyn isek en
    azından duygularını anladığımızı belli edecek ”hı hıı evet anlıyorum ,canın gerçekten çok acımış
    olmalı..”vs onay verici, tasdik edici cümleler kuralım.
    5-Çocuklarınızı mutlaka istendik davranışlar sonucunda ödüllendirecek veya onları övücü cümleler
    kuracaksınız. Ancak bu cümleler özellikle belirtmeliyim ki çocuğun sergilediği davranış üzerinde etkili
    olmalı. Kişilik çok küçük yaşlarda oluşmaya başladığı için çocuk olumsuz bir davranış sergilediğinde
    ”beceriksiz ya da sen harikasın” şeklinde övgü ya da yermeler çocuğun kişiliğinde utangaçlık ya da
    fazlaca kendine güvenen narsist kişilik özellikleri doğurabilir.
    Bu yüzden övgüler şu şekilde olmalı; ”Böyle davrandığında kendimi çok mutlu hissediyorum ” ya da ” Bu
    şekilde davrandığında kendimi üzgün hissediyorum” gibi cümlelerle merkeze hem kişiliği değil davranışı
    almış, hem de ben dili kullanarak yargılamaktan öte algılayıcı bir tavır sergilemiş olursunuz.

  • Gıda alerjisi

    Alerjik hastalıklar, giderek artmaktadır. Gıda alerjisinde de buna paralel bir artış vardır. Gıda alerjisi her yaşta görülebilmektedir. Yaş ne kadar küçükse, sorun o kadar büyüktür. Bu nedenle de esas olarak bebeklik döneminin ciddi bir sorunudur.

    Gıda alerjisi, kliniğe değişik şekillerde yansımaktadır. Yeni doğan döneminde, anne sütünün kesilmesinden sonra veya ek gıdalara geçilmesinden sonra başlayabilir.

    Gıda alerjisi ile intoleransını da karıştırmamak gerekir. Doğuştan bazı enzim eksikliği olanlar, bazı gıdaları yerse dokunur. Örnek; G6PD enzimi eksik olanlar, bakla yerse sarılık atağı ve kansızlık yapabilir. Laktaz enzimi eksik olanlar, laktoz içeren gıdaları ; örneğin süt, yoğurt yerse dokunur. Ama az miktarda yerse veya laktozsuz süt yoğurt yerse sorun olmaz. Oysa alerjide durum farklıdır. Gıdayı oluşturan protein molekülleri az da alınsa alerjik reaksiyonu oluşturur.

    Sindirim sistemi belirtileri:

    Aşırı huzursuz, ağlayan , gazlı bir bebekte süt alerjisi olma ihtimali vardır. Yine bebek çok kusuyorsa, kilo alamıyorsa, gece uykusuzluk sorunu yaşıyorsa bunlar hep inek sütü alerjisine bağlı olabilir. Süt çocukluğu döneminde ishal veya tam tersine kabızlık, anal fissür de alerjinin belirtisi olabilir. Daha az bir olasılıkla başka gıdaların alerjisi de olabilir.

    Deri belirtileri:

    Deri belirtileri en sık görülenlerdir. Daha çok süt çocukluğu döneminde görülmekle birlikte her yaşta deri belirtisi olabilir. Sadece yanaklarda veya vücudun belli bölgelerinde kızarma, pütürlü bir görünüm veya kabuklanma olabilir. Genellikle kaşıntılıdır. Tipik olarak atopik dermatit olarak tanımladığımız bu deri döküntüleri besin alerjisi kaynaklı olabilir. Atopik dermatitin tipik dağılımı olarak yüzde, boyunda, kulak arkalarında, el ve ayak bileklerinde, diz-dirsek kıvrımlarının iç yüzeylerinde görülür. Bazen de bu tipik dağılım olmayıp yaygın döküntü şeklindedir. Özellikle bebek soyunduğunda vücudunun çıplak olan kısımlarını yırtarcasına kaşır. Kapalı alanlarda kaşıntı daha az veya yoktur.

    Besin alerjisi ürtiker-anjioödem şeklinde görülebilir. Özellikle ani reaksiyonlar bu şekildedir. Alerji olan besinle karşılaşır karşılaşmaz, ilk 2 saat içinde ortaya çıkar. Hemen müdahale edilmezse anafilaksiye neden olabilir.

    Solunum sistemi:

    Hırıltı, öksürük, aşırı salgı artışına bağlı balgam üretimi, nefes almakta güçlük görülebilir. Nefesinde hışıltı sesi (wheezing) duyulabilir.

    Belirtiler bazen tek bir organ veya sistem tutulumu değil, bunların karışımı şeklinde görülebilir. Tanıda en önemli adım, besin alerjisinden şüphelenmektir.

    Alerjen gıdalar:

    Bütün gıdalar alerji yapabilir. Özellikle bunlar yapar, bunlar yapmaz diye bir ayırım yapmamak gerekir. Bazı gıdalar, diğerlerinden daha alerjen yapıdadır. Özellikle temel besinleri oluşturan gıdalar bu konuda çok önemlidir. Süt, yumurta, kabuklu ve kuru yemişler , balık ve diğer deniz ürünleri, çilek ve bazı başka meyveler, buğday ve tahıllar en sık karşımıza çıkmaktadır. Bunların alerjen potansiyeli hem yapısına göre, hem de alerjisi olan kişiye göre değişir. Süt, yumurta alerjisi genellikle 2-3 yaş civarında geçer; balık, deniz ürünleri ve kuru yemiş; özellikle de fıstık alerjisi daha uzun sürme eğilimindedir. Bazen ömür boyu hiç geçmeyebilir. Unutmamak gereken nokta, ayrıntılı öykü alınarak aile dikkatle dinlenmeli, her gıdanın alerji yapabileceği göz önüne alınmalıdır.

    Tanı:

    -Altın standart gıdanın yasaklanması ve tekrar verilmesi prensibine dayanır. Alerjiye yol açan gıda bir süre kesilir, hasta gözlenir. Daha sonra tekrar verilir, belirtilerin tekrarlayıp tekrarlamadığına bakılır. Doktor tarafından yapıldığında, tek kör (hastanın bilmeyip doktorun bildiği) veya çift kör (hastanın ve doktorun verdiği gıda alerjen olması denene mi yoksa zararsız olduğu bilinen başka bir gıda mı olduğunu bilmediği yöntem) uygulanarak alerji tesbit edilmeye çalışılır.

    -Deri testi

    Tanı koymada alerji tetkikleri yardımcı olur. Alerji uzmanı tarafından yapılarak doğru değerlendirilen deri prick testi uygulanabilir. Taze gıdadan “prick to prick” denen yöntemle; yani iğne ucu önce gıdaya batırılıp sonra cilde uygulanarak değerlendirilir. Bir diğer yöntem de hazır ve standart gıda alerjenleri kullanarak test yapmaktır. Çok iyi deneyimli uzman tarafından yapılmazsa yanlış değerlendirme, yanlış tanı ve yanlış tedavi riski vardır. Çocuğu besin alerjisinden koruyalım derken gelişme, büyüme ve beslenme bozukluğuna yol açmamak gerekir.

    -Kan tetkiki

    Şüphelenilen besine karşı kanda oluşan spesifik IgE düzeyi ölçülür. IgE, bağışıklık sisteminin alerji oluşmasından sorumlu parçasıdır. Besine karşı tolerans varsa bu oluşmaz. Oluşuyorsa, bu besine karşı alerji olduğunu gösterir. Ancak bunun da dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Sadece var olması yetmez. Bir besini yasaklamak için o besinin belli bir miktarda IgE yaptırmış olması gerekir. Bu sınırın altında ise tam yasaklama yapmadan tedavi yoları araştırılır. Özellikle bebeklerde süt alerjisinde önemlidir. İlk 2 yaşta 2 kU/l üzerinde, daha büyük yaşlarda 5 kU/l üzerindeki değerler anlamlıdır. Her bir besin için belirlenmiş düzeyler vardır. Yorum yaparken göz önüne alınmalıdır.

    -Öykü

    Deri testi veya kan tetkiki negatif çıkarsa alerji yok dedirtmez. Sadece anafilaksi denen ve çok kötü sonuçlara ulaşma riski taşıyan tip alerji yoktur dedirtir. Besin alerjisi, IgE dışı mekanizmalarla da oluşabilir. Kan düzeyi normal olduğu halde annenin ısrarla dokunduğunu söylediği gıda gerçekten alerji yapıyor olabilir. Bu durumda yaklaşık 3 haftalık yasaklama, gözlem, ardından gıdanın tekrar verilmesi uygulanabilir.

    Tedavi:

    Besin alerjisinin tedavisi, alerji yapan besinin mutlak yasaklanmasıdır. Çilek gibi yense de yenmese de olur tür besinlerde çözüm kolaydır. Ama süt, yumurta gibi temel besinlerde durum biraz daha zordur. Bir besini yasaklarken, mutlaka aynı değerde alternatifi bulunup yerine konmalıdır. Aksi taktirde daha önemli sağlık sorunlarına yol açar.

    Son yıllarda yasaklama dışında bazı tedaviler denenmektedir. Bazı besinlere karşı aşı tedavisi denenmektedir. Ancak henüz güvenli uygulamaya girmemiştir.

    Gıdanın yaptığı alerjik reaksiyona karşı rahatlatıcı ilaçlar destek amaçlı kullanılabilir. Atopik dermatitte cildi nemlendiriciler, lokal kortizonlu pomadlar, zaman zaman sistemik kortizon, antihistaminik ilaçlar gibi tedaviler kullanılabilir. “Çivi çiviyi söker” mantığı ile kontrolsüz bir biçimde yapılan alerjen gıdanın bol bol verilmesi yanlıştır, hayati tehlike oluşturabilir. Gıda yasaklandığında, en az 3 ay süre ile o gıda veya o gıdanın başka gıdalar içindeki hali dahil asla verilmez. Az az vermek çözüm değildir. Mutlak yasaklama uygulamak gerekir. Örneğin yumurta yasaklıyorsanız; bisküvi, pasta, börek gibi içine yumurta giren gıdalar da yasaklanmalıdır.

    Bebeklik döneminde inek sütü alerjisi ayrı bir önem taşımaktadır. Bu nedenle bir diğer yazıda üzerinde biraz daha ayrıntılı durulacaktır.