Yazar: C8H

  • Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur.
    En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi
    duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez
    olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk
    duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini
    düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını
    yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini
    toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik
    şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız
    kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam
    tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama,
    uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde
    aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun
    sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    DEPRESYON TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV-TR’ye göre):
    A-İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte
    aşağıdaki semptomlardan beşinin (yada daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin
    ya depressif duygudurum yada ilgi kaybı yada artık zevk alamama olması gerekir.

    1-Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depresif duygu durum,
    Depresyonda ki kişilerde gün boyu devam eden bir çökkünlük, umutsuzluk ve mutsuzluk hissederler. Bu
    çökkün hissetme hali günün başında daha azken günün ilerleyen saatlerinde daha da artar. Yemek
    yemek, yürümek, duş almak, makyaj yapmak gibi rutin şeyleri dahi yapma isteği ortadan kalkabilir.

    2- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı (yada çoğuna) ilgide belirgin azalma
    yada artık bunlardan eskisi gibi zevk alamama. Depresyonda ki kişiler daha eskiden zevk aldıkları
    şeylerden zevk alamaz hale gelirler. Sosyal olarak içene kapanıklıkla birlikte her zaman görüştüğü
    kişilerle görüşme konuşma gibi aktivitelerden uzaklaşabilirler.

    3- Kilo alımı yada kilo kaybı, normalde yediklerinden daha fazla ya da daha az yemek yemeye başlarlar.

    4- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) yada hipersomnia (aşırı uyku) olması, özellikle yataktan
    çıkmama isteği, ya da yataktan çıktıktan sonra yeniden yatağa dönme isteği görülebilir. Kendilerini sanki
    enerjileri çekilmiş gibi hissederler.

    5- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon yada retardasyonun olması, günlük davranışlarında ya da okul
    iş gibi rutin aktivitelerde yavaşlama ya da gerileme yaşarlar. Başladıkları işi tamamlamakta güçlük
    çekerler.

    6- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması, yaşadıklarını içinden hiç bir şey
    yapma isteğinin gelmemesi durumu olarak tanımlarlar

    7- Hemen her gün, değersizlik, aşırı yada uygun olmayan suçluluk duygularının olması, kendilerini
    değersiz, yetersiz, sevilemez, çirkin, bakımsız ve beğenilmeyi hak etmeyen kişiler olarak
    tanımlayabilirler. Bunun yanı sıra geçmişlerinde yaşadıkalrı olaylara karşı kendilerini sıklıkla suçlar ve
    eleştirirler. Gelecekle ilgili bir belirsizlik ya da gelecek planlarının olmaması durumu söz konusu olabilir.

    8- Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin
    azalması ya da karasızlık. Bir işe, kitaba ya da konuya odaklanmakta güçlük çekme, dikkat dağınıklığı,
    okuduğunu anlamama, tekrara tekrar okuma, düşünmekte zorluk çekme gibi belirtiler sergilerler.

    9- Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının
    olması. Yoğun bir şekilde olama da intihar etmeyi düşünme yada intihar girişimleri olabilir.

    10- kişiler kendileri, diğer insanlar ve dünya hakkında olumsuz düşüncelere sahiptirler. Yaşadıkları
    olayları geçmeyecek, kalıcı ve kendilerinden kaynaklı olarak değerlendirirler.

    B- Bu semptomlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal-mesleki alanlarda yada önemli diğer
    işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması. Kişinin yaşadığı semptomlar iş okul gibi temel
    aktivitelerde zorlanmaya ya da aksamaya yol açabilir.

    C- yukarıda ki belirtilerin en az 2 sini en az 2 yıl süre ile yaşayanlarda depresyonun hafif düzeyde ama
    uzun dönemli şekli olan distiminin varlığından söz edilir.

    Tüm bu belirtiler en az iki hafta sürekli olarak devam eder. Kişinin mesleki, ailesel ve kendisi ile ilgili
    sorumluluklarını yapmasına engel olur.

    Sözü edilen tüm bu belirtilerin hepsinin aynı anda olması gerekmez. Bazen depresyon bu belirtilerin bir
    kısmıyla kendisini gösterir. Ayrıca belirtiler hafif, orta, ağır şiddette olabilir ve belirtilerin şiddeti kişiden
    kişiye değişebilir.

    Bunun yanı sıra bir çok psikolojik soruna ek olarak (örneğin; panik atak, sosyal fobi, cinsel işlev
    bozuklukları, evlilik sorunları, yakın birinin kaybı vb) depresyon ortaya çıkabilmektedir

    DEPRESYON NEDENLERİ
    Depresyonun nedenleri ile ilgili bir çok farklı teorik açıklama bulunmaktadır. Medikal açıklamalar
    beyindeki bazı nörokimyasal maddelerin (örneğin serotonin) düzensizliğinden kaynaklandığını öne
    sürmekte bu nedenle anti depresan ilaç önermektedirler.

    Psikolojik açıklamalarda ise kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünyadaki olaylar hakkında yapmış olduğu
    yanlış ve akılcı olmayan otomatik düşünce ara inanç ve temel şemalardan kaynaklandığını öne
    sürmektedir. Geçmişinde, özellikle çocukluğunda olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşmış ya da benlik
    saygısı (öz güveni) gelişmemiş ya da dünyayla başa çıkabilme becerisi yeterince gelişmemiş kişiler şimdi

    ki yaşamlarında olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaştıklarında var olan sorunla baş edebilmekte güçlük
    çekmekte ve depresyona girmektedir. Basit bir benzetmeyle; oturduğunuz evin içi ne kadar güzel ve
    bakımlı olursa olsun evin temelleri sağlam değilse bir depremde bina yıkılacaktır. Bazlarının kolaylıkla
    aştığı ya da takmadıkları olayları eğer siz çok büyütüyorsanız ve bu yaşadığınız olay yaşamınız çok fazla
    etkiliyorsa depresyona yatkın bir kişiliğiniz olduğunu düşünebilirsiniz. Örneğin yakın birinin kaybında (
    örneğin baba vefatında) ortalama altı aylık bir zamandan sonra kişinin acısının azalarak gerekir ancak
    aradan 6 aydan daha uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen kişi hala neredeyse ilk gün ki gibi bir acı ve
    depresif duygu durumu yaşıyorsa kişinin zorluklarla baş edebilme becerisinin düşük ve geçmişinde
    benliğinin (ego( yeterli düzeyde gelişmediğini düşünebiliriz.

    Herkesin depresyona girme nedeni birbirinden farklıdır. Ancak depresyona neden olan bazı genel
    durumlardan şöyledir;

    Birinci dereceden ailenizde depresyon yaşamış bir birey varsa depresyona yatkınlığınız olduğunu
    düşünebilirsiniz.

    Bir yakının kaybı, iş kaybı, şehir değiştirme
    Sağlık problemleri özellikle kanser yada kronik bir sağlık sorun
    Bazı ilaç veya uyuşturucuların kullanımı
    Doğum yapmak
    Aile, iş, okul sorunları
    Stresli bir ortamda çalışmak
    Maddi sorunlar.
    Başka bir psikolojik sorununuzun olması (örneğin panik atak, sosyal fobi vb)

    DEPRESYONUN TEDAVİSİ
    Kişiler çok farklı sebeplerden dolayı depresyona girebilirler. Depresyonun iki ana nedeni vardır; birincisi
    kişinin gündelik yaşamında var olan stres veri olaylar ikincisi ise kişinin geçmişine yaşadığı olumsuz
    deneyim ve yaşantılardır.

    Herkesin depresyona girme nedeninin farklı olduğu gibi çıkma şeklide farklı olacaktır. Ancak şuan için
    dünyada depresyon tedavisinde kullanılan en başarılı tedavi yöntemi bilişsel davranışçı terapi yöntemidir.
    Bu yöntemde psikolog kişiye olumsuz otomatik düşüncelerin doğasını, bu düşünceleri nasıl
    yakalayacağını, nasıl çürütüp yerine daha işlevsel ve sağlıklı yeni düşünceler koyacağını öğretir. Bunun
    yanı sıra psikolog kişinin otomatik düşüncelerini besleyen onları ve ortaya çıkartan geçmiş yaşam
    olaylarını tespit ederek geçmişte yaşanmış Travmatik, olumsuz olaylar üzerinde çalışarak kişinin
    yaşadığı olumsuz durumların bu güne yansıyan etkilerini ortadan kaldırır. Bilişsel davranışçı terapinin
    temel amacı kişiye kendi psikoloğu olmayı öğretmektir. Kişi terapi de yaşadığı sorunlarla nasıl başa
    çıkacağını öğrenir ve terapi psikolojik destek sürecinde öğrendiği beceri ve yöntemlerle yaşamının geri
    kalan bölümünde ortaya çıkan diğer sorunlarla aktif bir şekilde baş edebilme becerisi kazanmış olur.

    İzmirde çalışan çok sayıda psikolog bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yaşadığınız sorunları NLP, hipnoz
    vb yöntemlerle çözebileceğini iddia eden çok sayıda alandan olmayan kişi bulunmaktadır. Depresyon
    tedavisi ya da yaşadığınız başka bir psikolojik sorun için destek alırken, gittiğiniz kişinin psikolog olup
    olmadığını mutlaka sorgulayın. Bir çok danışanın yaptığı şey arama motorlarına izmirde psikolog, ya da
    izmir’de psikolog arıyorum vb anahtar kelimeler girerek ilk gördükleri siteye girip sitede adı geçen kişiden
    randevu almak oluyor. Yaşadığınız sorun için başvurduğunuz kişinin mutlaka psikolog olması

    gerekmektedir. Ancak bu da yeterli olmamaktadır. 4 yıllık psikoloji lisans eğitimi alan kişilere psikolog
    ünvanı verilmektedir. Ancak psikolog ünvanına sahip kişiler psikoloji hakkında genel bir bilgi ve
    donananıma sahiptirler. terapi yapabilmek için psikoloji alanda yüksek lisans yapmak gerekmemektedir.
    Bu nedenle psikolojik destek alırken başvurduğunuz kişinin uzman psikolog olup olmadığına dikkat
    edilmesi gerekmektedir. Bu durum doktorlarda da aynıdır. Pratisyen hekim her konuda az bir bilgiye
    sahiptir. Ama ciddi bir sorun için pratisyen hekime değil uzman bir doktora başvurulur. Bu nedenle kalp,
    göz, psikiyatri gibi özel uzmanlık alanları vardır.

    Depresyon ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın depresyon tedavisi olan bir psikolojik problemdir. Birkaç
    seanslık psikolojik destek ve psikoterapi ile bu sorundan yaşam boyu kurtulma şansınız bulunmaktadır.

    Eğer tedavi görmezseniz, uzun süre depresyonda kalabilirsiniz. Depresyon geri dönebilir ve daha kötü
    olabilir. Eğer gerekli yardımı alırsanız, birkaç hafta içinde iyileşmeye başlayabilirsiniz.

    Ek olarak depresyon, panik atak, sosyal fobi, aile ve çift sorunları, cinsel sorunlar gibi diğer psikolojik
    sorunlarla birlikte de sıklıkla görülmektedir.

    DEPRESYONLA BAŞ EDERKEN
    Spor yapın spor vücudun zinde ve sağlıklı kalmasında yarar sağlar ve enerji düzeyinizi yükseltir.
    Fazla yalnız kalmayın, arkadaşlarınızla, ailenizle zaman geçirin
    İş, okul gibi alanlarda zorlandığınızda çevrenizden destek isteyin
    Alkolden uzak durun
    Yediklerinize dikkat edin
    8 saatten fazla uyumayın, yataktan çıkmak için çaba gösterin
    Sosyal aktiviteleri için kendinize fırsat yaratın
    Problemlerle başa çıkmak için yeni ve daha iyi yollar öğrenin.
    Mutlu olduğunuz zamanları hayal edin
    Gelecek planları yapın.
    Kişisel yardım kitapları okuyun (ama kişisel gelişim değil)

  • Astım veya allerjik bronşit

    Tekrarlayan hırıltı- hışıltı, öksürük atakları, hele bir de nefes alıp vermede güçlük varsa; akla gelmesi gereken en önemli hastalıklardan birisidir.
    “Astım” kelimesi, anne babalara korkutucu gelmekte; genellikle daha yumuşak bir ifade olan “allerjik bronşit” kullanılmaktadır. Hatta bazen anne babalar, “bizim çocuğumuzun hastalığı henüz astıma dönmemiş; allerjik bronşit” derler. Oysa her iki terim de aynı hastalığı ifade etmektedir.

    Astım; diğer ülkelerde de olduğu gibi bizim ülkemizde de giderek artmaktadır. Bölgelere göre değişmekle birlikte ülkemizde yaklaşık her 10 çocuğun 1’i astımlıdır. Giderek de artmaktadır.
    Astım, genetik bir yatkınlık üzerine, karşılaşılan bazı dış etkenlerin de kolaylaştırması ile ortaya çıkan, esas olarak solunum sistemini etkileyen bir hastalıktır. Çoğu, çocukluk döneminde ortaya çıkar.

    Hazırlayıcı faktörler var mıdır?
    Evet.
    -Ailede astım veya başka bir allerjik hastalık öyküsü olması önemlidir. Örneğin anne veya babada astım varsa, çocukta olma ihtimali %20 oranında artar. Yine kardeşler, yakın akrabalar da bu ihtimali artırır.

    -Solunum sistemini olumsuz etkileyen çevresel faktörler önemlidir. Bunların en önemlisi de sigara dumanıdır. Çocuğun yaşadığı evin hangi odasında olursa olsun, çocuk yokken bile içilse zararlıdır. Başka odada içmek, kapıyı kapatıp pencereyi açmak, dumanı havalandırma bacasına doğru veya pencereden dışarı üflemek çözüm değildir. Yine kirli hava ortamı, mikroplarla sık karşılaşma, bulaşıcı solunum sistemi hastalıkları birer risk faktörüdür.

    -Allerjenlerle karşılaşma da önemlidir. Küçük yaştan başlayan allerjen teması, o allerjene erken dönemde duyarlılık gelişmesine, astım gelişmesine neden olur. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüy ve deri döküntüleri, küfler, bazen de daha az oranda gıdalar allerjen olabilir.

    -Sık geçirilen enfeksiyonlar; zaman içinde astıma dönüşmez. Ancak her enfeksiyon, zaten var olan ama henüz ortaya çıkmamış olan astımı biraz daha belirginleştirir. Yani astımı tetikler.

    Nasıl tanı konur?
    -Bebeklikte sürekli veya tekrarlayan hışıltı, tekrarlayan bronşit-bronşiolit atakları, sık öksürük, gece yatınca gelen kuru öksürük şüphelendirir. Özellikle küçük bebeklerde 1 yıl içinde 3 kez veya daha fazla tekrarlayan bronşiolit; kuvvetle astım düşündürür. Daha büyük çocuklarda; tekrarlayan kuru öksürük, hırıltı, hışıltı, özellikle nefes verirken duyulan ıslık sesi gibi ötme, göğsünün inip kalkması gibi nefes zorlanması belirtileri hep astımı destekler. Ailenin vereceği öykü, hastanın muayene bulguları çoğu zaman tanı için yeterlidir. Ancak bazen ayrıntılı kan tetkikleri, röntgen, allerji testi, solunum fonksiyon testi gibi tetkiklere de başvurulabilir. Tetkiklerin bir amacı da astıma çok benzeyen bazı başka hastalıkların olup olmadığını araştırmaktır.

    Tedavisi var mı?
    Evet. Astım sözünün belki de en korkulan özelliği, kalıcı olup ömür boyu devam edeceğidir. Bu yanlış bir bilgidir. Bebeklikte astım tanısı koyulan çocukların % 20’si hiç tedavi edilmese bile iyileşir. Oysa iyi bir tedavi ile bu oran % 100’e yaklaşır. Çocuğun bünyesinin allerjik özellikte olması, göz rengi gibi kalıcı bir özelliktir. Yani o çocuk, ömür boyu allerjik bir bünyeye sahiptir. Oysa hastalık, tedavi edilebilen bir durumdur. Ancak tedavi bazen aylarca, yıllarca sürebilir. Aile ve hekim dayanışması ile, el ele verilerek inançla ve umutla tedavi sürdürülürse; başarı şansı çok yüksektir.

    Nasıl tedavi olur?
    Öncelikle sigara dumanı başta olmak üzere çevre kontrolü önemlidir. Kirli havadan olabildiğince uzak durmak, evde evcil hayvan beslememek, keskin kokulu parfüm kullanmamak, boya, cila kokusundan uzak durmak, enfeksiyonlardan korunmak; korunamadığında da tedavi olmak önemlidir.
    Ayrıca allerji testi yapılarak belirlenmiş ev tozu akarı, polen gibi dış etkenlerden de sakınmak gerekir. Sakınma tedavinin büyük bir bölümüdür. Ancak yetmez.

    İlaç tedavisi:
    Tedavide iki grup ilaç kullanılır. Bir grubu; rahatlatıcı, diğer grubu da koruyucu ve tedavi edici ilaçlardır. Hastanın bulgularına ve hastalığın özelliklerine göre doktorunun seçeceği ilaçlarla tedavi devam eder. Bu tedavi değişkendir. Yani hastanın durumuna göre artırılır, azaltılır, kesilir, ek ilaç verilir. Bu durumları değerlendirmek için yine hastalığın ağırlığına göre belli aralıklarla kontrol edilir. Gerekirse haftada bir, ayda bir, birkaç ayda bir gibi aralıklarla kontrol ve tedavi ayarlanır. Tedavi edici ilaçlar içerisinde en önemlisi kortizon içeren ilaçlardır. Genellikle nefes yoluyla uygulanır. Doğru doz, doğru süre ve doğru kullanım ile yan etki riski sıfır kabul edilebilir. Yani korkmadan, güvenle kullanılmalıdır. İlaç tedavisinde en önemli konu da ilaçların hastaya göre ayarlanmasıdır. Hem çeşidi, hem dozu, hem süresi kişiye özeldir. Başkasının çocuğuna iyi geldi diye bir ilaç kullanılmaz. Veya bu konuyu anlamayanların korkutması ile de gereken ilaç kesilmez. En önemlisi ve iyisi, güven duyduğunuz doktorunuzla birlikte tedaviyi yürütmektir.

    Aşı tedavisi:
    Bir diğer tedavi de allerji aşısıdır. Aşı tedavisi de yöntemlerden birisidir. Ancak bu pek çok kişinin sandığı gibi 1 kez olup biten bir uygulama değildir. Sakınılması mümkün olmayan, nefes yolu ile vücuda giren allerjenlere karşı yapılır. Hastanın sadece o allerjenlere seçici allerjisi varsa yapılır. 3-5 yıl; ortalama 4 yıl süren bir tedavidir. Haftada bir, 15 günde bir, ayda bir gibi sürelerle uygulanır. Cilt altına veya dil altına uygulamaları vardır. Birlikte gerekli ilaçları kullanmaya da devam edilir. Allerji aşısı başlama kararı; mutlaka bir allerji uzmanı tarafından verilmelidir. Aşı ve ilaç ayarlaması allerji uzmanı tarafından başlanıp, hasta başka bir yörede yaşıyorsa, tedavi planı yaşadığı yerdeki bir doktorla işbirliği içinde devam ettirilebilir.

    Ne zaman iyileşir?
    Her çocukta farklı seyreder. Bazen bir tek atak olup, bir daha hiç tekrarlamaz. Bazen çok sık ataklarla başlayıp zaman içinde yatışabilir. Genel olarak hastalığın daha sık iyileştiği dçnemler; 3 yaş civarı, 7 yaş civarı ve ergenlik dönemleridir.
    Ancak en önemli konulardan birisi; çocuğa hiçbir zaman hastalıklı çocuk psikolojisi yerleşmemelidir. Yaşıtlarının yaptığı her şeyi yapabilir. Beden Eğitimi dersine mutlaka girer; rapor verilmez.

    Tam iyileşme gerçekleşmeyen o %5’lik gruba girerse ne olur?
    Herhangi bir sorun olmaz. Erken başlanan tedavi sonucu; kalıcı bir hasar oluşması önlenmiş olur. Ancak zaman zaman ufak tefek şikayetleri olup astım ilaçları kullanması gerekebilir.

  • İnsanlar Neden Aldatır?

    İnsanlar Neden Aldatır?

    Aldatma günümüz ilişkilerinde en sık karşılaşılan ve ilişkiye en fazla zarar veren durumların başında
    gelmektedir. Yaygın görüş erkeklerin daha fazla aldattığı yönünde olmakla birlikte aslında kadınlarda
    erkekler kadar aldatmaktadır.

    İnsan psikolojisi hakkında bildiklerimiz hala sınırlı düzeyde olmasına ve insan davranışlarını etkileyen
    birden fazla neden olmasına rağmen, aldatmayla ilgili olarak yapılan bazı psikolojik açıklamalar
    bulunmaktadır.

    ALDATMANIN EVRİMSEL NEDENİ

    Evrimci psikologlara göre; hamilelik süresinin 9 ay olmasından yola çıkarak, bir kadının hayatı boyunca
    hamile kalıp çocuk sahibi olma şansının en fazla 20 olduğunu düşünüldüğünde ve biyolojik olarak 20
    çocuk yapmanın imkansıza yakın bir olasılık olduğu göz önüne alındığında, kadın çocuk yapacağı erkeği
    seçerken en güçlü, çocuğa ve kadına bakım verebilmeye en uygun erkekler arasından seçmek
    durumunda kalır. Yani kadının seçici davranma sorumluluğu bulunmaktadır. Hayvanlar dünyasında da
    durum genelde bu şekilde işler. Dişi hayvan, erkek hayvanlar arasında yapılan dövüşü kazanan erkekle
    birlikte olur yani en güçlüyü seçer.

    Erkeler de ise durum farklıdır. Bir erkek bir gün içerisinde birden fazla kadınla birlikte olabilir ve her
    ilişkide bir kadını hamile bırakma şansına sahiptir ancak diğer taraftan erkek, dünyaya gelecek olan
    çocuğun kendinden olduğunu tam olarak bilemez, doğacak olan çocuğun her zaman başka bir erkekten
    olma olasılığı bulunmaktadır. Erkek kendi sperminden dünyaya gelebilecek çocuk olasılığını arttırmak
    için spermini mümkün olduğunca çok kadına saçarak kendinden olan çocuk yapma olasılığını arttırır.

    Bio-evrimsel bu açıklamanın dışında, aldatmanın nedenine yönelik başka açıklamalarda bulunmaktadır.

    1-EŞLER ARASI SORUNLAR

    Aldatan kişilerin en sık dile getirdikleri gerekçe yaşadıkları ilişki de ki sorunlardır. İletişim sorunu yaşayan
    çiftler zamanla kavga etmeye, uzun süreler devam eden küslükler yaşamaya başlamaktadır. Bu süreçte
    kişiler iş ya da dış dünyaya daha fazla zaman ayırmakta ve gittikçe bir birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar.
    Birlikte olduğu partneriyle kafa karışıklığı yaşayan kişi bazen bilinçli olarak bir başkasına yönelirken,
    bazen zaten etrafta olan biri ile daha fazla yakınlaşmakta ve bu da aldatmayı beraberinde getirmektedir.

    2- SIKILMAK

    Çiftler genellikle ilişkinin flört aşamasında çok fazla enerji harcamakta, karşı taraftaki kişiyi elde etmek
    için yoğun bir çaba göstermektedir. İlişkiye yeni bir heyecan katamayan kişiler başka bir partnere
    yönelerek yeni kişinin hayatına kattığı yenilik ve farklılıkların tadını çıkarmayı isteyebilir. Ünlü
    psikoterapist Yalom’un dediği gibi ‘’Her güzel kadının ardında, güzel bir kadınla sevişmekten sıkılmış
    adam vardır’’ ya da tam tersi

    3- EŞİ CEZALANDIRMA İSTEĞİ

    İkili ilişkilerde yaşanan sorunlarda bazen taraflardan biri, diğerini canını acıtacak ya da rahatsız edecek
    bir davranışta bulunabilir. Buna karşılık olarak diğer eş partnerine karşı yoğun bir öfke duymakta ve onu
    cezalandırmak amacıyla eşini aldatabilmektedir. Her ilişkide kişiyi kızdıran şeyler birbirinden farklıdır. Bir
    eş yeterince ilgi görmediği için aldatabilirken, bir başkası aldatıldığı zaman intikam almak için eşini
    aldatabilir.

    4-BAZI ÖZEL DÖNEMLER

    Yaşamın bazı dönemlerinde aldatma oranları artmaktadır. Örneğin orta yaş bunalımı olarak
    adlandırdığımız 40-50 yaş döneminde kişiler hayatlarını gözden geçirirler. Kişi hayatta istediklerinin
    çoğunu yapamadığını görürse, hayatında değişiklikler yapmaya ve bu güne kadar yaşadığından daha
    farklı bir hayat yaşamaya çalışabilir. Orta yaş bunalımında menapoz ve antropoz sorunları kişinin
    yaşadığı bunalımın şiddetini arttırabilir ve bu dönemde kişi partnerini aldatabilir.

    5-HAMİLELİK DÖNEMİ RİSKLERİ

    Başka önemli bir dönemse kadının hamile olduğu ya da bebeğin doğduğu dönemdir. Kadının erkeğin
    sevişme isteğinin sıklıkla reddetmesi ya da bu dönemde erkeğin eşini cinsel olarak çekici bulmaması
    veya eşi artık anne olduğu için onu kutsallaştırması durumunda erkek başka bir partnere yönelebilir.

    6- BİREYSEL SORUNLAR

    Aldatma daima ilişki içindeki sorunlardan kaynaklanmaz. Bazen ilişki mükemmel bir şekilde devam
    ederken kişi birlikte olduğu kişiyi aldatabilir. Bunun altında genelde kişinin yakın ilişkiler ve bağlanmayla
    ilgili yaşadığı bilinç dışı korkular ve kaygılar bulunmaktadır. Kişi yaşadığı ilişkiye yeterli düzeyde maddi,
    duygusal, sosyal yatırım yapmaz ve bu nedenle birlikte olduğu kişiden vazgeçme ve onu kaybetme
    riskini göze alabilir.

    Buna en iyi örnek ‘’Isısız Adam’’ filminde ki başrol oyuncusudur. Bu kişiler yakın duygusal ilişki kuramaz,
    bu yönde bir girişimle karşılaştıklarında uzaklaşırlar. Çünkü bu kişilerin duygularla yüzleşebilme
    yetenekleri zayıftır.

    7- CİNSELLİKLE İLGİLİ SORUNLAR

    Cinsel yaşantıda doyumsuzluk, hem kadını hem de erkeği başka bir partnere yöneltebilir. Cinsel yaşamın
    sıklığı kadar, yaşanan cinselliğin kalitesi de önemlidir. Herkesin fantezi dünyasında bir cinsel yaşam şekli
    vardır, eğer kişi partneriyle hayallindeki cinsel yaşama sahip değillerse bunu başka bir partnerde
    arayabilir.

    8- ORTAM, SOSYAL MEDYA, TÜKETİM ÇAĞI

    Arkadaşlık siteleri gibi sosyal medya aracılığı ile insanlar evde otururken birçok yeni insanla tanışabilir
    hale geldi. Bilgisayarda uzun süre vakit geçiren bu kişiler arasında zamanla bir yakınlaşma olabilir ve bu

    da aldatmayı beraberinde getirebilir.

    Eskiden bir toplu iğne bulmak bile çok zor olabiliyorken artık insanlar her şeye çok kolay ulaşabilir ve
    sahip olabilir hale geldi. İş böyle olunca kolay elde edilen şeylerden kolaylıkla vazgeçilebilir hale gelindi.
    Eskiden insanlar eğer ilişkim biterse yeni bir ilişki bulmam zor olur diye düşünürlerken, artık birçok kişi
    yeni insanlarla tanışmanın kolay olduğunu düşünerek daha cesur davranabilir hale geldi. Bu da
    aldatmayı kolaylaştıran bir faktöre dönüştü.

    9- ERKEN YAŞTA EVLİLİK ve BİR BAŞKASINA AŞIK OLMAK

    Yapılan çalışmalar 22 yaşından önce evlenen kadınların, 24 yaşından önce evlenen erkelerin daha
    çabuk boşandığını göstermektedir. İnsanlar yaşları büyüdükçe hayata daha farklı bakmaya
    başlamaktadır. Erken yaşta yapılan evliliklerde kişiler kapıldıkları heyecan duygusuyla evlenmekte ancak
    yaşları ilerledikçe bir ilişkiden ya da hayattan beklentileri, beğenileri değişmektedir. Sahip oldukları ilişki
    kişiyi tatmin etmediği için bir başka kişiye aşık olabilirler.

    10- ALDATMANIN BAZI İPUÇLARI

    Yukarıda tanımlanan özelliklere uyan ya da aşağıda ki bazı durumlara uyan her insan aldatır, ya da bu
    tanımlara uymayan insan aldatmaz diye kesin bir şey söylemek asla mümkün değildir. Ama aldatma
    durumlarında sıkça görülen bazı ortak noktalar şöyledir.

    Telefonunda sık sık tanımadığınız numaraların olması.

    Kredi kartı ekstrelerinde sık sık normalde gitmediği restoran vb hesapları, alış veriş faturaları.

    Son zamanlarda giyimine eskisinden fazla dikkat etmesi.

    İşle ilgili nedenlerle sık sık geç gelmesi.

    Sık sık iş seyahatlerine gitmesi.

    Hafta sonu gibi boş zamanlarının büyük çoğunluğunu sizden ayrı arkadaşlarıyla geçirmesi.

    Sizinle cinsel paylaşımdan uzak durması, eskisi gibi yakın davranmaması.

    E-mail, telefon vb araçları gizli saklı kullanıyor ve siz geldiğinizde hemen kapatması.

    Sizin sık sık sorun çıkardığınızı ya da söylendiğinizden yakınması.

  • Çocuklarda alerjik nezle

    Allerjik nezle en sık rastlanan allerjik hastalıktır. Burunda;

    Akıntı

    Kaşıntı

    Tıkanıklık

    Hapşırma ile kendini gösterir.

    Allerjik nezlesi olan çocukların burun akıntısı renksiz ve berraktır.

    Burnun sürekli silinmesine bağlı olarak burnun üst kısmında çizgilenme olabilir.

    Göz altlarında koyu renkli halkalar görülebilir.

    Tekrarlayan boğaz temizlemesine bağlı olarak kesik kesik öksürme olabilir.

    Allerjik nezleye neden olan allerjenler sıklıkla

    polenler (bitki tozu)

    ev tozu akarları (mite)

    kedi-köpek-kuş gibi hayvanların tüyleri ve salyaları ile hamam böceğidir.

    Polenler genellikle mevsimsel şikayetlere yol açarlar. En sık görüleni çayır poleni duyarlılığı olup şikayetler ilkbaharda alevlenir.

    Ev tozu akarları ise kumaş kaplı yüzeylerde, yün yatak-yorgan-yastıklarda , halılarda bulunur. Rutubet yaşamalarını kolaylaştırır. Şikayetler yıl boyu ve özellikle de sabah yataktan kalkarken belirginleşir.

    Allerjik Nezlenin kaç tipi vardır?

    Belirtilerin görülme sürelerine göre alerjik nezle mevsimsel veya peroneal (yıl boyu) alerjik nezle olarak sınıflandırılır.

    Çayır poleni alerjilerinde olduğu gibi şikayetler sadece bir mevsimle sınırlı kalırsa mevsimsel alerjik nezle olarak takip edilir.Ev tozu akarlarına duyarlılığı bulunan kişilerde olduğu gibi bulgular tüm yıl boyunca görülenler ise peroneal alerjik nezle gurubuna girerler.

    Nedenleri nelerdir?

    Allerjik nezlenin gelişmesindeki en büyük risk faktörü hastanın ailesinde allerjik bir hastalığın bulunmasıdır. Sigara ve egzoz dumanı, hava kirliliği, evde hayvan beslenmesi, hijyenik ortamda yaşanması gibi faktörler de allerjik nezle gelişme riskini artırırlar. Alerjik nezle belli bazı alerjenlere duyarlılığı bulunan çocuklarda uygun genetik ve çevresel şartlar sağlandığında ortaya çıkar.

    Allerjik Nezleye bağlı olarak görülebilecek hastalıklar nelerdir?

    Çoğunlukla allerjik nezlesi olan çocuklar erişkinlerde olduğu gibi tipik bulgular vermezler.

    Düzelmeyen ve yineleyen öksürük

    Geniz akıntısı

    Orta kulak iltihabı

    Sinüzit

    Geniz etinin büyümesinin

    altında allerjik nezle bulunabilir.

    Allerjik nezle çocukların,

    uyku düzeninin bozulmasına

    okul veriminin azalmasına

    dikkatinin dağılmasına

    konsantrasyonunun bozulmasına

    neden olduğu için tanınmalı ve tedavi edilmelidir.

    Allerjik Nezlenin teşhisi nasıl konur?

    Allerjik nezle bir doktor tanısıdır. Benzer şikayetlere neden olan diğer nezlelerden ayırt edilmelidir. Hastanın doktor tarafından şikayetleri dinlenip ayrıntılı fizik muayenesi yapılmalı, burun akıntıları incelenmeli, kanlarında veya ciltlerinde neye allerjileri oldukları araştırılmalıdır.

    Allerjik Nezlenin tedavisi nasıl yapılır?

    Allerjik nezle ömür boyu süren ve tamamen iyileşmeyen bir hastalık olmasına rağmen kontrol altına alınabilen bir hastalıktır.

    Allerjik nezlenin tedavisinde ilk ve en önemli nokta belirtilere yol açan allerjenden uzak durulmasıdır. Bu nedenle aşağıdaki önerilere dikkat ediniz.

    Çocuğunda ev tozu akarına allerjisi olanlar

    Akar geçirmeyen yatak kılıflarını kullanınız

    Evde rutubeti azaltınız

    Evinizi her gün havalandırınız

    Çocukların uyuduğu odadaki yün halı, yatak-yorgan-yastıkları, üzerinde toz tutabilecek kitapları, oyuncakları uzaklaştırınız

    Hafif nemli bir bez ile her gün odanın tozunu alınız

    Hayvanlara allerjisi olanlar

    Hayvanı uzaklaştırınız

    Polen allerjisi olanlar

    Polen mevsiminde pikniğe gitmeyiniz

    Gün içinde camları kapatıp ev içine polen girişini engelleyiniz

    Allerjenden korunmaya rağmen şikayetleri devam eden hastaların sürekli veya gerektikçe kişiye uygun ilaçlarla allerjisi kontrol altında tutulmaya çalışılmalıdırlar.

    Tüm tedavilere rağmen şikayetleri devam eden küçük bir gruba ise immünoterapi (aşı) tedavisi uygulanabilir.

    Tedavide geç kalınması durumunda nezlenin astıma çevirmesi durumu söz konusu mudur?

    Allerjik nezlesi olan hastalarda astım ve atopik dermatit (egzema) gibi diğer allerjik hastalıklarda gelişebilir, bu nedenle yakından takip edilmelidirler.

  • STRES VE STRESLE BAŞ ETME

    STRES VE STRESLE BAŞ ETME

    Stres nedir?

    Biyolojik ve psikolojik dengenin bozulduğuna ve yeni durumlara uyum yapılarak yeniden dengeye
    dönülmesi gerektiğine yönelik bir işarettir.
    Stres, kişinin baş etme yeteneğini aşan ya da zorlayan bir durum algılandığında ortaya çıkan otomatik
    tepkidir.
    Stres hayatın olmazsa olmaz bir parçasıdır; (önemli olan stresle başa çıkabilme becerisini
    geliştirebilmektir)
    Stres vücudun çeşitli içsel ve dışsal uyaranlara verdiği otomatik tepkidir.
    Stres bireyin duygusal ya da fiziksel durumuna karşı olası bir tehdit sezdiğinde vücudunda ya da
    beyninde oluşan tepkidir.
    Stres, baskıya karşı oluşan tepkidir.
    Stresin yol açtığı sorunlar
    Zihinsel ve Duygusal Sorunlar

    Stres ve gerilim fazla enerji tüketmeye neden olduğu için bir süre sonra birey kendisini zayıf, güçsüz, her
    an kötü bir şey olacakmış duygusunu yaşar
    Nedeni belirsiz yoğun bir endişe duyar .Sinirlidir.
    Uykusuzluk çeker .Çabuk heyecanlanan bir kişi durumuna gelebilir
    Dikkatini toplamakta güçlük çekebilir
    Hafıza sorunları yaşayabilir, öğrendiği konuları unuttuğu endişesine kapılabilir
    Kolaylıkla yapabileceği işleri yapamaz
    Güç engellere dönüştürerek işleri geciktirme ya da engelleme eğilimine girebilir.
    3.Davranışsal Sorunlar

    İçe kapanma,
    Bir maddeye (sigara, alkol v.b.) aşırı düşkünlük
    Sakarlık,
    Gevşemede güçlük,
    İş verimini de olumsuz etkilenme,
    Stres belirtileri

    Tükenmişliğe neden olan stres ile ilgili olan bozukluklar veya bazı ortak belirtiler şunlardır:
    Kalp krizi, felç, bulaşıcı hastalıklardan çabuk etkilenme, ülser, deri ile ilgili bozukluklar, bel ağrısı, çabuk
    yaşlanma, çöküntü, cinsel bozukluklar, yüksek tansiyon, uykusuzluk, kas ağrıları, aşırı yorgunluk,
    uyuşturucu madde kullanımı ve alkol bağımlılığı…
    Stresin bireyin yaşantısı üzerinde görülen başlıca etkileri şunlardır: Psikolojik yapının bozulması ki bu

    kronik depresyon veya aşırı sinirlilik şeklinde görülür.
    Kişide çaresizlik ve aşağılık duygusu gelişir.
    Fiziksel ve psikolojik enerjide gözle görülür bir azalma meydana gelir.
    Gerçekle yüzleşmekten doğan psikosomatik hastalıklar görülür.

    FİZİKSEL STRES KAYNAKLARI

    Sıcak
    Soğuk
    Gürültü
    Kötü çalışma şartları ve donanım
    Yangın
    Trafik
    Şiddet
    SOSYAL STRES KAYNAKLARI

    Kişiler arası ve çevresel ilişkiler
    Farklı değer yargıları
    Zorunluluklar
    Bekleme ile geçen zaman
    Sigara içen ve içmeyenler
    Sosyal beklentiler
    Aile ortamı
    İş yükünün paylaşılması
    Kıskançlık
    Cinsiyet rolleri
    Farklı değerler
    Ailede ölüm veya hastalık
    Farklı yaşam tarzları
    Maddi sorunlar
    Sosyal, ekonomik ve politik koşullar
    İşsizlik
    Enflasyon
    Kira sorunu

    Vergiler
    Yüksek suç oranı
    Çevre kirliliği
    Teknolojik değişiklikler

    Stresle Başa Çıkma Yolları

    Zamanı iyi yöneterek,
    Problem çözme teknikleri kullanarak,
    Aşırı genellemelerden kaçınarak,
    Kişiler arası ilişkiler ve sosyal etkinlikler geliştirilerek,
    Fiziksel aktivitelerde bulunarak,
    Dengeli beslenerek,
    Gevşeme egzersizleri öğrenip uygulayarak,
    Zihinde canlandırma yaparak stresle daha kolay başa çıkabiliriz

    Zaman Yönetimi

    Başlangıçta hepimizin eşit olarak sahip olduğu tek kaynak olan zamanı, zaman yönetimi konusunda
    kararlılık sergileyen kişiler başarılı bir biçimde yönetebilirler. Zamanı yönetebilmek için kişinin
    kapasitesine ve kişilik özelliklerine uygun gerçekçi bir program yapabilmek gerekir . Programlar içerik
    olarak sadece yapılması zorunlu olan işleri kapsayacak olursa büyük olasılıkla program işlemeyecektir.
    Etkili bir program yapabilmek için zorunlulukların yanında, düzenli uyku, molalar, eğlenme, dinlenme,
    sosyal etkinlikler ve olası değişiklikler karşısında alternatif olabilecek etkinlikler de programda yer
    almalıdır.

    Örneğin; yağmur nedeniyle planlanan yürüyüş yapılamayacaksa odada egzersiz yapabilmek gibi

    Problem Çözme Teknikleri Kullanma
    En çok kontrol edilebilecek sorunlar üzerinde kullanılır. Şöyle bir yol izlenebilir:

    Stres oluşturan durum neden oluştu?

    Durumu sadece o kişi mi sorun görüyor?
    Bireyin kendi katkısı var mı?
    Katkısı olabilecek başka şeyler ya da kişiler var mı?

    Çözüm için olabildiğince çok seçenekler var mı?
    Bu sorulara cevap arayan birey stres oluşturan durumdan uzaklaşarak çözüm için adım atmış olacaktır.

    Kendimizi sevmeliyiz:

    Her kusurumuzu değiştirmemiz gerekmeyebilir. Bazı “kusurlarımız” bizi biz yapan şeylerdir. Bir diğerine
    benzemektense biz olabilmek daha sağlıklı bir şeydir. Bir başkasının bizi sevmesi, bizim benzediğimizi
    sevmesinden daha elle tutulur bir sevinçtir

    Kendimize zaman ayırmalıyız:

    Mutlaka günde belli bir zaman dilimini kendimize ayırmalıyız. Bu zaman diliminde bencil olma hakkımız
    vardır. Bu zaman dilimini sevdiklerimizle paylaşmaya yeltenmemeliyiz. Ayırdığınız zaman size ait
    olmalıdır. Bu zaman diliminde sizi ne mutlu ediyorsa onu yapmalısınız. Bu koşma, yürüyüş, kitap okuma,
    resim yapma, dikiş dikme, bilgisayarda oyun oynama, .. olabilir. Kısacası seçtiğiniz eylem her ne olursa
    olsun o eylem sizi mutlu eden eylemdir ve size ait zamanda bu eyleme yönelmenizde hiç bir sakınca yok.

    Bağımlılıklarımızla mücadele etmeliyiz:

    Stres altında başta sigara, alkol, ilaç kullanımı olmak üzere kimi bağımlılıklara meyil edebiliriz. Aynı
    şekilde yalan söyleme, gerçeği süsleme, abartı da bu tür bağımlılıklara benzer şekilde gelişir. Bunlar
    nomal doğamızın dışındaki durumlardır ve bunlardan kurtulabilmek de belli bir çaba göstermemizi gerekli
    kılar.

    Gülmeyi unutmamalıyız:

    Gülmek insanı gevşeten, yenileyen bir eylemdir. Beden güldüğünde mutluluk hormonları salgılar.
    Nükteden, küçük tatlı şakalardan, komik hikayelerden uzak durmayalım. Kahkaha atmaya utanmayalım.
    Kahkahanızı sevin. Çünkü bu kahkaha dünyaya “ben mutluyum” demektedir. Onu susturmayın.

    Sinirlendiğimizde sinirimizi yenmesini öğrenmeliyiz:

    Sinirlendiğimiz bir anda ilk elde sinirimizi boşaltmak yerine ya da dişlerimizi sıkmak yerine karşımızdaki
    kişiye içimizden geçen kötü şeyleri söylemek yerine “bu sözlerin beni yaralıyor” diyebilmek daha
    faydalıdır. Karşımızdaki kişinin bize yaptığının bizde hissettirdiklerini rahatlıkla söyleyebildiğinizde
    karşımızdaki kişinin sinirini bile kontrol edebiliriz.

    Spor aktivitelerine katılalım:

    Düzenli spor yapmak, bedeni fizik olarak bir şeyle meşgul etmek hem fiziksel hem de duygusal olarak
    faydalıdır. Ama aşırı spor aktivitesinin de stresle alakası olduğunu göz ardı etmeyelim.

    Düzenli ve dengeli beslenmeye çalışmalıyız:

    Bedenimizin stresle mücadelesinde kimyasal dengesini koruyabilmek ve ona bu mücadelede gerekli olan
    enerjiyi verebilmek adına doğru şeyleri yemeliyiz. Bu açıdan sağlıklı ve dengeli beslenme önemlidir. Aşırı
    yağlı ya da aşırı şekerli yiyecekler bedenin fiziksel dengesini, metobolizmasını bozabilir.

    Stresle Başa Çıkmada Etkisiz Yollar

    Stresle başa çıkmada insanların sıklıkla kullandığı yanlış yöntemler vardır.Bunlar stresi geçici olarak
    engellemekle birlikte, uzun vadede daha çok strese neden olurlar.

    Bunlardan bazıları şunlardır:

    Madde Bağımlılığı: Sigara ya da alkol sıklıkla kullanılan bir gevşeme aracıdır. Birey stres veren durumla
    karşılaştığında otomatik olarak bu maddelere yönelebilir. Oysa alkol ve sigaranın sağlığa olan zararları,
    stresin ilk anda verdiği zararın çok üzerindedir. Uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açtığı
    için başlı başına bir stres faktörü olmaktadır.
    Aşırı Yemek Yeme: Başlangıçta rahatlatıcı olmakla birlikte, bu tür bir davranış kendi başına ya da alınan
    kilolar nedeniyle ek bir stres kaynağı haline gelebilmektedir.
    Kontrolsüz Alışveriş: Kendisine değer vermek, yenilik yapabilmek amacıyla başlanan alışveriş, kontrol
    edilemez boyuta gelirse, borçlanma nedeniyle birey bir süre sonra istek ve ihtiyaçlarını ertelemek
    durumuna gelerek daha yoğun stres yaşayabilir.
    İçe Kapanma: Bazı bireyler strese tepki olarak, geri çekilip, içe kapanabilir. Pasifleşerek sorunlarıyla
    yüzleşmekten kaçınabilir. Sorunlarını tümüyle yok sayarak, olayların dışına çıkabilir. Başlangıçta stresli
    olaydan uzak kalsa bile sorun çözümlenmemiş olur.
    Aşırı Tepki Gösterme: Küçük hayal kırıklıklarından ya da değişikliklerden olumsuz etkilenme aşırı tepki
    vermeyle ortaya çıkabilir. Başkalarına yönelik öfke nöbetleri, kırıcı olma, kaygılanma v.b. bunlardan
    bazılarıdır. Bu davranışın alışkanlık haline gelmesi bireyi yalnızlaştıracağından strese daha yatkın hale
    gelebilir.
    Biriktirme: Birey, stres karşısında hiç tepki göstermeyip, yaşanan sıkıntıyı içine atabilir. Bu birikimler
    dayanılamayacak duruma geldiğinde hiç tepki vermeyeceği olaylara karşı çok şiddetli tepki verebilir.
    Birikim kapasiteyi zorladığından, birey daha stresli hale gelebilir.

    Rahatlama ve Gevşeme Egzersizleri

    Bireyin kaslarında oluşabilecek gerginliği, gerginlik oluşmadan fark edip kendi kendine gevşetebilmesidir.

    Gevşeme egzersizini uygulayan birey, gergin ortamlar öncesi uygulamayı yaparak ya da gün içerisinde
    gevşeme molaları vererek bedeni üzerinde kontrolü sağlayabilir.

    Zihinde Canlandırma

    Bireyin kendisini rahatlatan bir durumu ya da ortamı hayal etmesi, stresin oluşturduğu olumsuz duygu ve
    düşüncelerden uzaklaşmasına, stresle başa çıkmada alternatif yollar bulmasına yardımcı olabilir.

    Zihinde Canlandırma : Kendinizi çok rahat bir yerdeymişsiniz gibi hayal edin. Neler hissettiğinizi
    yaşamaya çalışın. Kumsalda olduğunuzu hayal etmişseniz, yüzünüzdeki güneşin sıcaklığını, hafif rüzgarı
    hissetmeye çalışın. Sahneye ne kadar çok ayrıntı eklerseniz o kadar çabuk ve kolay gevşersiniz. Bu
    hayali yerde kısa süre kaldıktan sonra dinçleştiğinizi v e sakinleştiğinizi göreceksiniz.

    Kas Gevşetme:

    Sizin hem rahatlamanızı hem de dinçleşmenizi sağlayan bir yöntemdir. Çok kolay bir uygulama olup
    yalnızca bir kaç dakikanızı alır.

    Gözlerinizi kapayın. Nefesinizi tutmadan, gözlerinizden başlayıp tüm kaslarınızın gergin hale gelmesini
    sağlayın (acı verecek kadar değil).
    Burnunuzu ve dudaklarınızı kasarak birbirine yaklaştırın. Bütün yüzünüzü sanki bir noktada
    birleştirecekmiş gibi buruşturun.
    Çenenizi ve omuzlarınızı göğsünüze yaklaştırın.
    Kollarınızla vücudunuzu gerin ve ellerinizi yumruk yapıp sıkın.
    Karnınızı kasın.
    Kalçanız ve baldırlarınızın gergin hale gelmesini sağlayın.
    Ayaklarınızı gerip ayak parmaklarınızı kıvırın (krampa karşı dikkatli olun).
    Bu noktada, vücudunuzun her tarafı gerilmiş olmalı. Şimdi en son gerginleştirdiğiniz ayak
    parmaklarınızdan başlayarak sırayla sondan başa doğru kaslarınızı gevşetin.
    Her kasınızın iyice gevşemesini sağlayın. Başlangıçtan bitişe kadar olan süreç, beş dakikanızı alacaktır
    (deneme sırasında, belki de yalnızca bir kaç dakika). Bu gerdirme ve gevşetme egzersizleri sizin
    bütünüyle rahatlamanızı sağlayacaklardır
    Solunum Egzersizleri

    Gözlerinizi kapayın, sadece aldığınız nefesi düşünün.
    Sadece nefesinizin giriş ve çıkışını düşünün.
    Nefes alırken burnunuzu, alırken ağzınızı kullanın.,
    Nefes alırken şu kelimeleri defalarca düşünün
    “gevşiyorum, düzenli ve düzgün nefes alıyorum, taze hava ciğerlerime doluyor ve çıkıyor, sakinlik tazelik
    hissediyorum.”
    1, 2 kere nefes alın, 3-5 saniye bekleyin 3-4 kere, nefesinizi yavaşça verin. Her nefes egzersizi böyle
    yapılır.
    5 dk. Sonra yavaşça ayağa kalkın, egzersizden önce yaptığınız işe dönebilirsiniz.

  • Sokaktaki tehlike- polenler- bahar alerjisi

    Bahar ayı ile birlikte alerjik şikayetlerde de artışlar görülmeye başladı. Özellikle üst solunum yoluna ait olanlar; burun, boğaz, kulak, göz şikayetlerinde artış çok daha belirginleşti.

    Bahar nezlesi, saman nezlesi gibi isimleri olan bahar alerjisi; en çok burunu etkiler. Su gibi burun akıntıları, sabah aksırıkları, burun tıkanması, genizde kaşıntı ve dolgunluk hissi, kulakta kaşıntı ve gözlerde sulanma, kaşınma gibi rahatsız edici belirtiler de eşlik edebilir. Hepsi bir arada olabildiği gibi bunların sadece bazıları görülebilir.

    Bahar nezlesi, polen alerjisi ile ilişkili bir hastalıktır. Vücutta alerjik reaksiyonların gelişebilmesi için önce alerjenle karşılaşılır; bağışıklık sistemi onu alıp tanır, hafızasına kaydeder. Daha sonra aynı veya çok benzeyen bir antijenle karşılaşınca; daha önceden tanımladığı bir düşmanı gördüğü için alarm verir. Bu düşmanı yok etmek için savaş başlatır. Bağışıklık sisteminin sinyalleri ile kan dolaşımındaki savaşçı hücreler bölgeye gelir, o alerjeni yok etmeye çalışır. Bunun için salgılanan kimyasal maddeler, bölgede salgıların da artmasına, kılcal damarlardan sızan serum ödem oluşmasına yol açar. Burun akıntısı ve tıkanması, alerjenlerin irrite eden etkileri ile uyardıkları aksırık refleksine yol açar.

    Polenlerin bu alerjik uyarıyı yapabilmesi için belli büyüklükte olması gerekir. Alerjen özellikteki polenler, çıplak gözle çok zor görülebilecek toz zerresi boyutlarındadır. Kavak ağaçlarından salınan kocaman pamuklar havada uçuştuğunda, genellikle o suçlanır. Oysa esas suçlu, görülmeyenlerdir.

    Renkli çiçeklerin polenleri de genellikle nisbeten büyük yapıdadır. Rüzgar etkisi ile çok uzaklara savrulamaz, yere düşer. Sadece yakın temas, çiçek koklamak gibi durumlarda alerjik etki yapabilir. Gösterişsiz, ot, ağaç veya çiçeği de yeşil renkli olan bitkilerde polen alerjisi riski daha yüksektir. Arpa, buğday gibi tarla bitkilerinin polenleri alerjen olabilir. Bu bitkilerin gıda olarak alınmasına engel değildir. Sorun olan; vücudun bu polenleri solunum yolundan almasıdır.

    Her insanın hedef organı farklıdır. Alt solunum yolu daha hassas ise, öksürük, nefes daralması; yani astım belirtileri olur. Üst solunum yolları daha hassas ise, alerjik nezle, göz nezlesi, geniz ve kulak kaşıntısı gibi belirtilere yol açar.

    Peki nasıl korunalım?

    Polen alerjisi olan kişiler, bahar aylarında özellikle kuru ve fırtınalı havalarda zorunlu olmayan açık hava aktivitelerini en aza indirmelidir. Kıra, pikniğe, ormana daha az gitmelidir. Çocuk okula gitmeli, beden eğitimi dersine girmelidir. Sadece ekstraları azaltmak yeter. Tabii bu arada tedaviyi planlayan hekimle de iletişime geçerek uygun koruyucu ve tedavi edici ilaçları kullanmalıdır.

    Sabah güneş havayı ısıttıkça polenler de yavaş yavaş havaya yükselir , öğleye kadar ev hizasına çıkar. Polen alerjisi olan kişinin penceresi açıksa içeri girip şikayete yol açar. Polen alerjisi onlalar, odalarını öğleden sonra havalandırmalıdır.

    Uzun saçlı çocukların gün boyu saçlarının arasına giren polenler, gece yatarken nefes yolu ile içeri girmeye devam edeceği için akşam saçları yıkamak, gündüz saçını sıkı bağlamak veya şapka gibi bir koruyucu ile polenle teması azaltmak yarar sağlayabilir.

    Polenlerin bir diğer giriş yolu göz ise, güneş gözlüğü kullanmak kısmen engelleyebilir. Yüze maske takmak pek tavsiye edilmez. Maskenin iççine hapsolan polenlerin solunum yoluna girmek için daha uzun zaman bulma olasılığı artar.

  • Major Depressif Bozukluk Nedir?

    Major Depressif Bozukluk Nedir?

    Günümüz yaşantısında kişiler stresli bir hayat sürmektedirler.İş yaşantısı ve iş yaşantısında yaşanan
    sıkıntılar başlı başına bir sıkıntı kaynağıdır.Ayrıca maddi açıdan yaşanan sıkıntılarda kişilerde stres
    faktörü olmaktadır.Yaşanan tüm sıkıntılar kişilerin sosyal yaşantılarına da yansımakta ve hayattan keyif
    almayı olumsuz olarak etkilemektedir.Fakat yaşadığımız sıkıntılar her zaman tanı alabilecek boyutta
    değildir,bazen yaşadığımız olumsuzluklar geçici bir süreçte olabilmektedir.Bu yaşanan sıkıntıların ve
    genel mutsuzluk halinin tanı alabilecek düzeyde olup olmadığına aşağıda ki tanı ölçütlerinden kaçını
    taşıyıp taşımadığımız ile karar verebilir ve tedavi şeklini belirleyebiliriz.

    MAJOR DEPRESSİF EPİZOD TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV-TR’ye göre):

    A-İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte
    aşağıdaki semptomlardan beşinin (yada daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin
    ya depressif duygudurum yada ilgi kaybı yada artık zevk alamama olması gerekir.

    1- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depressif duygu durum,

    2- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı (yada çoğuna) ilgide belirgin azalma
    yada artık bunlardan eskisi gibi zevk alamaması,

    3- Kilo alımı yada kilo kaybı,

    4- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) yada hipersomnia (aşırı uyku) olması,

    5- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon yada retardasyonun olması,

    6- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması,

    7- Hemen her gün, değersizlik, aşırı yada uygun olmayan suçluluk duygularının olması,

    8- Hemen her gün, düşünme yada düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin
    azalması yada karasızlık,

    9- Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının
    olması.

    B- Mix epizod dışlanmalı,

    C- Bu semptomlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal-mesleki alanlarda yada önemli diğer
    işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması.

    D- Madde kullanımı ve genel tıbbi durumun etkileri ekarte edilmiş olmalı,

    E- Yas’a bağlı durum ekarte edilmeli.

    MAJOR DEPRESSİF EPİZOD SEMPTOMLARI (DSM-IV-TR’ye göre)

    A-Emosyonel alanda

    1- Depressif duygudurum hali

    2- Hiçbir şeyden zevk alamama

    B-Vejetatif alanda

    3- İştahta azalma/artma

    4- Uykusuzluk/aşırı uyku

    5- Psikomotor retardasyon/ajitasyon

    6- Yorgunluk-bitkinlik/Enerji kaybı

    C-Kognitif alanda

    7- Suçluluk, değersizlik düşünceleri

    8- Konsantrasyon güçlüğü

    9- Ölüm düşünceleri

    Eğer sizde kendinizi genel bir depresyon hali içinde hissediyorsanız ve yukarıdaki tanı ölçütlerinden en
    az beşini ya da daha fazlasını yaşıyorum diyorsanız mutlaka bir uzmandan destek almalı ve bu
    durumdan kurtulmanın yollarını aramalısınız.İzmir’de yaşıyor ve acaba bende de major depresyon
    bozukluk tanısı alacak belirtiler var diyorsanız sizin için buradayız.Lütfen bizimle iletişime geçiniz.

  • Süt alerjisi

    ANNE SÜTÜ ASLA ALLERJİK DEĞİLDİR. SÜT ALLERJİSİ OLAN BEBEKLERDE ANNE SÜTÜ KESİLMEZ; TAM TERSİNE UZUN SÜRE VERİLİR

    Yenidoğan dönemindeki bebekte et, yumurta, süt gibi gıdalara karşı alerji görülebilir. Bebek daha bunları hiç yemedi ki nereden olsun? Burada dolaylı bir alerji söz konusudur. Annenin aldığı gıdaların içindeki bazı küçük partiküller anne sütünden geçerek bebeğe taşır ve alerji yapar. Bu durumda bebeğe yapılan test sonucu saptanan alerjen annenin diyetinden çıkarılarak tedavi sağlanır.

    İnek sütü, yapı olarak anne sütüne benzemekle beraber, içerdiği proteinlerin bileşimi farklıdır. Sadece inek sütü değil; koyun sütü, keçi sütü gibi beslenmede kullanılan diğer hayvan sütlerinde de aynı durum söz konusudur. “İnek sütü alerjiktir, keçi sütü alerjik değildir” düşüncesi tamamen yanlıştır. Yaygın kullanımı sonucu ona karşı da alerji gelişebilir. İçerdikleri ortak proteinler yolu ile çapraz reaksiyon yaparak % 60-70’inde zaten alerji olur. Az sayıdaki bebekte inek sütüne alerji olup keçi sütüne tolerans söz konusu olabilir. Bu da ancak araştırılıp saptanarak anlaşılabilir.

    İnek sütü alerjisi, sadece süt verince olmaz. Hazır mamalar da aynı derecede risk taşımaktadır. Yani süt alerjisi varsa; mama da alerji yapar. Bu nedenle tanı mutlaka kesin olarak konmalıdır. Kesin tanı konduktan sonra, allerjenik özelliği tamamen ortadan kaldırılmış, ama besleyici değeri korunmuş tam hidrolize özel mamalar verilir. Bu mamaları 2 yaşına kadar özel rapor çıkararak ücretsiz sağlamak da mümkündür. Bunun için uzman tarafından kanıtlanmış bir süt alerjisi tanısı şarttır. Bu mamaların tadı pek hoş değildir. Genellikle bebekler tarafından reddedilir. Alımını kolaylaştıracak şekilde içine başka aromaların katılması bazen çözüm olabilir. Süt alerjisi olan bebeklerde anne sütü verilebildiği sürece sorun yoktur. Ancak anne sütü yoksa beslenmede daha dikkatli olunur. Diyetisyen yardımı almak yararlıdır. Bebeğin protein, kalsiyum ve diğer elementlerinin kaynaklarının ayarlanması gerekir.

    Süt alerjisi tanısı koymak her zaman kolay değildir. Hatta çok zordur. Bazı bebeklerde (hatta büyüklerde), kan veya deri testi ile saptanabilen türleri vardır. Bazen de bu testler tamamen normal olup başka mekanizmalarla alerji yapar. Biz birinci grubu ele alırsak; deri testi ile (+) reaksiyon süt alerjisi vardır dedirir. Kanda bakılan değerler belli bir sınırı geçince yine alerji vardır dedirir. Ama bu; hemen anneyi ve bebeği kesin ve sıkı bir diyete koyacaksınız anlamına gelmez. Bunun dereceleri vardır, gerçek hayata yansıması vardır. Bazen sınırın hemen üstündeki bir değerde ama bebekte çok şiddetli allerji görülebilir. Bazen de çok yüksek değerde olduğu halde bebek rahatça sütünü içebiliyordur. İşte sadece laboratuvardan alınan test sonucundaki rakama göre davranmak, yanlışlıklara ve ardından gelecek bir sürü komplikasyonlara yol açar. Öyle olmasa; doktora, uzmana gerek kalmaz; bir testle herkes kendi tedavisini yapabilirdi. Etkileyen faktörler, o bebeğin özellikleri, yaşam koşulları vs. göz önüne alınarak yaklaşılmalıdır. Hastalık yok, hasta vardır.

    Bazen sadece süt değil, birlikte et, yumurta gibi başka gıdalara karşı da alerji vardır. O zaman anneyi sıkı diyete sokunca anne beslenmesine de dikkat etmek gerekir. Anne sütü alamıyorsa bebek için mutlaka doktor- diyetisyen işbirliği yaparak izlemek gerekir. Gıda alerjisi olup anne sütü de alamayan bebeklerde ek gıdalara da erken başlanır. Yine bebeğin durumuna göre bireysel planlar yapılmalı, genelleme yapılmamalıdır.

    Korunma, her zaman için tedaviden önce gelmelidir. İnek sütü alerjisi olmadan önce korumak gerekir. Ailede alerji öyküsü olan bebeklerde katı gıdalara geç başlamak, alerji potansiyeli yüksek gıdalara geç başlamak, anne sütünü olabildiğince uzun süre vermek, mama verilecekse de yarı hidrolize mamalar tercih edilmelidir.

  • OLMAYACAĞINI BİLE BİLE ONU DÜŞÜNMEK BÜYÜK BİR ACI VERİYOR ve BAZEN DE MUTLULUK

    OLMAYACAĞINI BİLE BİLE ONU DÜŞÜNMEK BÜYÜK BİR ACI VERİYOR ve BAZEN DE MUTLULUK

    Günümüzde en sık rastlanan sorunlardan bir tanesi; evde eşin ilgisizliğinden dolayı başka bir erkeğe aşık
    olmaktır. Yada başka bir kadına aşık olmak. Aynı çatı altında ki eşin size bir başkası gibi gelmesi ondan
    uzaklaşmanız ve aklınızın sürekli başka birinde olmasıdır. İlk başlarda büyük bir tutkuyla yasak meyvenin
    cazibesine kapılarak başlayan bu ilişkiler bir süre sonra iki taraf içinde bu ilişkinin sonu yok diye
    düşünmeye başlaması ile ilişki de ayrılığın düşünülmesi ve dayanılmaz bir acı çekmeye başlanılıyor.
    Evde eşinin yanında dalıp gitmeler, aklının sürekli sevgili de olması, hiç bir şeyden keyif almama,
    mutsuzluk, ümitsizlik içerisinde çırpınmaya başlanılıyor. Bu süreçte evde eşin ilgisiz ve tutarsız
    davranışları sevgiliyi düşünmeye daha çok itiyor. Artık sevgililer ayrılmışlar ve aslında depresyona
    girdiğini zanneden sevgili derin bir aşk acısı çekmektedir. İmkansız olduğunu bile bile onu düşünmek
    dayanılmaz bir acı ve bir yandan da mutluluk duyuyor. Olmayacağını bile bile devam eden bir ilişki ve
    severek ayrılmak, durduk yere ağlamalar, hüzünlü bir ruh hali, kimseyle eğlenceli vakit geçirememek, her
    yerde aklının onda olması, insanların sürekli “sana ne oldu sen böyle değildin, neşeli halin gitmiş”
    söylevleri kişiyi sürekli başka insanlardan daha da uzaklaştırmakta. Evde çocuklarına bakınca duyulan
    suçluluk, ben asla böyle bir şey yapmam derken kendini bu çıkmazın içinde bulmak ve çıkışı
    bulamamak…

    Bazen de ben nasıl böyle bir hata yaptım. Ben insanları bu konu da aşağılayıp küçümserken ben nasıl
    olurda aynı duruma düşerim diye düşünmeye başlaması, bir yandan keşke onu hiç tanımasaydım ve her
    şey eskisi olsa, bir yandan da iyiki onu tanımışım iyi ki onu sevmişim, çok güzel şeyler yaşattı bana, bana
    yıllardır unuttuğum kadınlığımı hatırlattı. Benim yeniden önemli olduğumu hissettirdi, güzel olduğumu
    hissettirdi, diye düşünmeye başlanması. Ama diğer taraftan hayatta karşısına çıkan bu yeni durumla
    nasıl baş edeceğini bilememek, bu özlemin, bu hasretin ve sürekli onu düşünmelerin ne zaman
    biteceğini bilememek, belirsizlik!

    PEKİ NİYE ALDATIYORUZ

    Kadınlar özellikle erkekler gibi basit gerekçelerle değil daha çok duygusal arayıştan dolayı eşini aldatıyor.
    Tabi bu genellikle. Aldatma genelde ilişkisel bir problem olduğu için daha derinlere bakıp altta yatan
    nedenler de eşlerin kişisel özellikleri ve birbirlerine karşı tavır ve davranışları sonucunda ilişkide yaşanan
    sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Aslında aldatma iki tarafında dahil olduğu bir iki tarafında katkısı olan
    bir sonuçtur. Yani bu sonuçta aynı zamanda aldatanda aldatılanda aktif rol oynar. Genelde
    birlikteliklerinde sevgi, aşk, romantizm, heycan, sürpriz arayan çoğunlukla kadınlardır. Erkek eve
    giderken arada bir çiçek almıyor, özel günleri gereksiz buluyor ve herhangi bir şey yapmıyorsa, el ele
    tutuşup yağmurlu havada gezmeyi saçma buluyorsa, hele ki sevdiğini söylemiyorsa, ona sürekli ne kadar
    güzel olduğunu hissettirmiyorsa, eşine duygusal olarak yetemiyor demektir. Genelde kadınların en çok
    aldatma gerekçeleri eşlerinden ilgi görememeleridir. Aldatma toplumumuzda erkeklere özgü bir kavram
    olarak algılanmasının nedeni toplumun aldatan erkekle kadını aynı kefeye koymamasıdır.
    Toplumumuzda adil olmayan çarpıtılmış toplumsal kalıplar içinde olmasıdır; “Kadının aldatması alın
    lekesi”, “erkeğin aldatması elinin kiri” “erkek adam aldatır” vb. şeklinde tanımlamak. Kadını toplumsal
    baskıdan dolayı mutsuzluğa, umutsuzluğa ve doğal olarak duygusal aldatmalara yöneltmektedir. ilgi
    görmek, iltifat duymak ve beğenilmek herkesin hoşuna gider ancak kadınlar için beğenilmek çok daha
    büyük bir ihtiyaçtır ve kadınların etkilendiği en önemli noktadır. Eğer eşler bu ihtiyacı karşılamaz üstüne
    üstlük başka kadınlara ilgi gösterir ve kadın genelde bu aldatmaları da yakaladıysa, bu sefer bu ilgiyi
    gösteren başka birine yönelebilirler. Kadınlar duygu, düşüncelerinin eşleri tarafından önemsenmemesi
    beklenti ve ihtiyaçların karşılanmaması, sorunların görmezden gelinmesi üstüne sürekli eleştirilmek ve
    aşağılanmak kadını mutsuz eder ve başka kapılara, başka arayışlara yönelebilirler. Kadınlar erkeklerin
    güven verici kendi sırtını bir dağa yaslayabilecek kadar güvende olmak ister, kendisine ve ailesine her
    zaman sahip çıkan bir eş ister. Pasif, güvensiz sorumluluk almayan erkekler her an aldatılabilirler.
    Aldatılan eşler sırf aynı duyguyu yaşasın diye eşlerini aldatabilirler. Böylelikle hem başka biri tarafından
    beğenilmek hem de kırılan gururlarını tamir etmek isterler. Bazı kadınlar eşleri tarafından cinsel doyum
    yaşayamadıkları için, özellikle eşleri tarafından cinsel yönden çekici bulunmamak, kendilerini cinsel
    yönden çekici bulan başkalarına doğru yönelebilirler. İlişkide beklediği sevgiyi bulamamış, küçük yaşta
    evlendirilmiş, ilk flörtüyle evlenenlerin bazen yeniden aşık olma durumu da olabilir.

    AŞK ACISI İLE NASIL BAŞEDECEĞİZ

    Rutin hayatınıza devam edin.
    Gerekmedikçe ayrıldığınız kişiyle, sevgilinizle konuşmayın.
    Yalnız kalmaktan korkmayın: İlk ayrılan siz değilsiniz. Hayatın devam ettiğini unutmayın.
    Sizin için duygusal anlamı veya anısı olan, onu hatırlatan her şeyden, o kişinin size verdiği objelerden
    kurtulun.
    Sosyal Ağlardan sevgilinizi silin: Facebook, Twitter gibi sosyal ağlardan sürekli eski sevgilinizi takip
    etmek size daha çok acı verecektir. Bu süreçte o kişiyi silmek acınızı daha hafifletecektir.
    Arkadaşlarınızla, komşularınızla daha sık vakit geçirin: Yalnız kaldığınızda birlikte olduğunuz zamanları
    düşüneceksiniz ve daha fazla üzüleceksiniz. Yalnız kalmak onu düşünmenizi kolaylaştırır
    Arkadaşlarınızla kafa dağıtmak ve başka şeyler konuşmak size iyi gelecektir.
    Ayrıldığımız iyi oldu çünkü… ile başlayan bir liste yapın ve ayrıldığının kişinin negatif yönlerini
    düşünmeye çalışın.

    Yeni hobilere, sosyal etkinlikelere verin kendinizi hem bir uğraş hemde onu daha az düşünecek bir
    zaman olur.

    Asla kendinizi suçlamayın, ayıplamayın. Eşinizi aldattığınız için kendinizi suçlamak bir seçim değil
    başınıza gelen beklenmedik bir durumdur.

    Destek alıp psikoterapi görüyorsanız düzenli seanslarınıza devam edin, terapistinize güvenin.

    Kendinize zaman tanıyın. Eskisi gibi olmanız biraz zaman alacaktır. Evet hiçbirşey tamamen eskisi gibi
    olmasada normale döneceksiniz rahat olun. Bu süreçte yılmayın, pes etmeyin.

    Önemli karar almaktan kaçının. Hayatınız için önemli olan bir konuda karar vermeyin tedavinizin
    bitmesini bekleyin. Bu süreçte sağlıklı karar veremeyebilir sonucunda pişmanlıklar yaşayabilirsiniz.

    Hayatınızı basitleştirin. Üstesinden gelemeyeceğiniz hedeflere yönelmek yerine kolay halledebileceğiniz,
    daha basit etkinlikler ve daha az şeyler yapın. Büyük sorumluluklar almayın.

    Eskiden sizi mutlu eden etkinliklerin bir listesini yapın ve sizi mutlu eden etkinliklere katılın. Hayatın
    içinde olmak kendinizi iyi hissettiren bir şeyler yapmakla mümkündür.

    Hayatınızdaki küçük değişiklikleri fark edin hiç bir acı aynı seviyede kalmaz asla. Attığınız küçük adımları
    önemseyin. Tedavi sürecinde gösterdiğiniz küçük gelişmeler size güç verecektir bunları görmezlikten
    gelmeyin.

    Spor yapın. Spor salonuna yazılın. Spor yapmak endorfin hormonunun artmasını sağlayarak sizi iyi

    hissettirecektir.

    Sağlıklı ve düzenli beslenin. Hem beynin hemde vücudun etkin çalışması için sağlıklı beslenme şarttır.

    Uyku düzenine dikkat edin. Uyku dinlendirir, insanı yeniler, stresle baş edebilmek için güç verir.

    Bakış açınız ilk başlarda tamamen olumsuz ve ümitsiz olabilir. Olumsuz düşüncelerinizin farkına varıp
    bunları olumlu düşüncelerle yer değiştirin.

  • Besin alerjili çocuğun annesinin beslenmesi

    Sevgili anneler, bu başlığı görünce hemen hemen hepinizin ortak cevabını duyar gibi oluyorum; “Tek çocuğum iyileşsin, ben hiçbir şey yemesem de olur”. Doğru düşünüyorum değil mi? Nasıl ki sağlam kafa sağlam vücutta bulunuyorsa; sağlam bebek de sağlam anneyle elde edilir.

    Bebeklerde, beslenme sırasında mutlak ihtiyaçlar ön sırada gelir. Ne demek mi istiyorum? Şöyle; anneyi emen bir bebeğin kalsiyum ihtiyacı varsa, annenin kemiklerinde depolanmış kalsiyumu eriterek bile o ihtiyaç giderilir. Bir vitamin mi eksik kaldı? Annenin var olan depolarını idareli kullanalım diye bir şey olmaz. Gerekirse anne kanındaki vitamini sıfırlayacak şekilde hepsi süte geçer ve bebek hepsini alır. Bu arada alınanları yerine koyamayan annede giderek içten içe eksilmeler başlar. Bu eksilmeler önceleri hissedilmez. Zamanla çabuk yorulma, halsizlik, saç dökülmesi, bel ağrısı gibi sıradan şikayetle şeklinde görülür. Bu şikayetlere de daima bir bahane bulunur. Çok yoruldum, uykusuz kaldım vs. Bunlardan daha da önemlisi; kadınlarda daha sık rastlanan “osteoporoz” yani; kemik erimesi. Sanki her kadının kaçınılmaz sonu gibi düşünülmekle beraber, aslında böyle değildir. Kaçınmak, korunmak da mümkün; olacaksa bile hem daha ileri yaşlara kaydırmak, hem de daha hafif boyutta kalmasını sağlamak mümkün. Tabii her sağlık sorununda olduğu gibi korunmak, tedavi etmekten hem daha kolay, hem daha ucuzdur.

    Gebelik sırasında alınan kilolar, annelerin önemli sorunlarından biridir. Mümkün olan en kısa zamanda bu kilolardan kurtulma çabaları da başlar. Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz yapılan diyetlerle bu sağlanmaya çalışılır.

    Şimdiye kadar saydığımız durumların hepsi sağlıklı bebeğe sahip olan annelerin de yaşadığı beslenme bağlantılı sorunlardı. Bir de bunun üzerine besin alerjisi olan bebek eklendiği zaman bu sorunlar katlanarak artmaya başlar.

    Bebeklerdeki besin alerjilerinin en sık görüleni inek sütü alerjisidir. Her ne kadar inek sütü alerjisi desek de aslında “hayvan süt alerjisi” demek daha doğrudur. Bu çocukların %90’ında keçi sütüne de allerji vardır. Sadece %10 kadarı keçi sütü ve ürünlerini tolere edebilir. Her neyse; konumuz bu değil. Bazen bir doktor eşliğinde ve doğru yaklaşımla bebeğe gerçek besin alerjisi tanısı konur. Bazen hiçbir destek olmadan çocuğun sıradan ağlama, gaz, uyku sorunu gibi şikayetleri besin alerjisi olarak yorumlanır ve diyet önerilir. ANNE SÜTÜNE KARŞI ASLA ALLERJİ OLMAZ. Bu nedenle anne sütünün kesinlikle devam edilmesi, ileri yaşa kadar anne sütü verilmesi gerekir. Annenin yediği gıdaların alerjen molekülleri, annenin sütüne karışarak çocuğa alerjiyi aktarabilir. Bu durumda da anneye sıkı diyet uygulanır. İşte bu diyet sırasında gerçek alerjinin tedavisi amacı ile veya yukarıda saydığımız sağlıklı annelerin de yaptığı diyet sonucunda annenin sağlığını korumak için beslenmeye dikkat çok önemlidir.

    Anneler;

    ****Süt ve ürünlerine katı diyet uygulayan anneler, bu yolla alamadığı protein ve kalsiyumu mutlaka tamamlamalıdır. Doktorun önereceği ilaçlarla kalsiyum desteği, kırmızı ve beyaz et yiyerek protein desteği almalıdır.

    ****Vitamin ve mineral desteği almalıdır. Gerek yeşil ve kırmızı meyve-sebzelerden, gerek baklagillerden yeterince tüketmelidir. Çeşitli nedenlerle doğal yoldan tamamlayamadığı eksiklikleri ise hem vitamin, hem mineral açısından ilaç olarak tamamlamalıdır. Bunun için de doktorunun ve diyetisyeninini yardımına başvurması gerekir.

    ****Dengeli beslenmelidir. Karbohidrat ve yağı tamamen kesmemelidir. Toplam yediği miktarı azaltabilir. Ancak yediğinin içeriğinde yaklaşık 5 50’si karbohidrat, %35’i protein, %15’i yağ şeklinde ayarlanmalıdır. Karbohidrat derken direkt bal, reçel, pekmez gibi basit şekerleri kast etmiyorum. Pilav, makarna, ekmek gibi kompleks karbohidratları kast ediyorum.

    ****Bol sıvı almalıdır. Hem toksinleri atmak, yediklerinin sindirilmesine ve vücuda yararlı hale gelmesine yardımcı olmak, hem de kan dolaşımını artırarak süt yapımını artırmak için çok su içmek önemlidir.

    ****Annenin yasaklı gıdalar dışında diyetine dikkati de gerekebilir. Daha önceden yediği zaman kendisine gaz oluşturduğunu bildiği gıdalardan emzirme döneminde de kaçınmalıdır. Gıdaların tadı, sütün tadını da etkileyebildiğinden; örneğin bol sarımsak yediği gün bebek süt emmeyi reddediyor, almak istemiyor olabilir. Böyle bir gözlemde o gıdayı almamakta yarar vardır.

    ****Hamilelikte diyet gerekir mi? En sık sorunlardan biri de budur. Bazen ilk çocuğu besin alerjisi yaşayan anneler, tekrar gebe kalınca yeni doğacak bebekte alerji olmasın diye gebelik süresince diyet yapar. Balık, yumurta, süt gibi temel gıdaları kız-sar. Bu tamamen yanlıştır. GEBELİKTE YAPILAN DİYETİN, DOĞACAK BEBEKTE ALERJİYİ ÖNLEME ÖZELLİĞİ YOKTUR.

    ****Her ne kadar beslenme konuşuyorsak da ilgili olan kilo söz konusu olunca egzersizden de bahsetmekte yarar var. Kilo vermek amacı ile yapılan aşırı egzersiz sırasında kas lifleri arasında oluşan laktik asit, vücuttan atılmak için kan dolaşımına geçer. Bir yandan vücuttan atılırken, bir yandan da süte karışır. Sütün tadını bozar. Bebek bu sütü almak istemez, ağlar, gaz veya ishal gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle emzirme döneminde aşırı egzersizden de kaçınmak gerekir.

    ****Bebeğin alerjik durumunun yakın kontrollerle izlenmesi, uygun biçimde diyetin açılması, gereksiz kısıtlama uzatılmasından kaçınmak gerekir.