Yazar: C8H

  • Vücut kitle indeksi

    Vücut kitle indeksi

    Vücut kitle endeksi nedir?

    Doktorlar obeziteyi klinik olarak tanımlamak için kilogram olarak hesaplanan vücut ağırlığının metre olarak hesaplanan boyun karesine oranlanması (kg/m2) ile elde edilen Vücut Kitle indeksi (VKI) ya da İngilizce adıyla “Body Mass Index”(BMI) değerini kullanmaktadırlar. Örneğin; 71.5 kg ağırlığında ve 1.65m boyunda bir bireyin vücut kitle indeksi; 71.5/ (1.65)2 ; 71.5/ 2.72= 26.28 kg/m2′ dir. Buna göre vücut kitle indeksi (VKİ)’nin 25’in üzerinde olduğu kişiler aşırı kilolu (overweight), 30’un üzerinde olanlar obez (şişman) olarak tanımlanmaktadır. VKİ’nin 40 kg/m2 üzerinde olduğu durumlarda ise acilen önlem alınması gereken, her türlü metabolik, vasküler ve diğer komplikasyonlara açık olup büyük risk altında olan Morbid (ölümcül) Obezite’den bahsedilir.
    VKİ değeri yaş ve cinsiyetten bağımsızdır

    Vücut kitle indeksi değerleri
    18.5 kg / m²’nin altında olanlar: Zayıf
    18.5-24.9 kg / m² arasında olanlar: Normal kilolu
    25-29.9 kg / m² arasında olanlar: Fazla kilolu (Overweight)
    30-39.9 kg / m² arasında olanlar: Obez (şişman)
    40 kg / m²’nin üzerinde olanlar: İleri derecede obez (Morbid obez)

  • ÇOCUĞA VE ONUN DÜNYASINA AÇILAN KAPI: OYUN TERAPİSİ

    ÇOCUĞA VE ONUN DÜNYASINA AÇILAN KAPI: OYUN TERAPİSİ

    Çocuklar zamanlarının çok büyük bir kısmını oyun oynayarak geçirirler. Oyun onlar için
    gelişimlerinin önemli ve zaruri bir parçasıdır. Oyun; çocukların bilişsel, duygusal, fiziksel, dil
    ve motor becerilerinin gelişimini destekler, sosyal anlamda ilişkilerini geliştirebilmelerine
    yardımcı olur ve çevreye uyumlarını kolaylaştırır. Oyun, çocuklar için dünyayı ve insanlarla
    olan ilişkilerini prova ettikleri bir iletişim şeklidir. Çocuklar oyun sayesinde kızgınlıklarını,
    öfkelerini, üzüntülerini, kaygılarını, korkularını vb. duygularını ifade etme olanağı bulurlar.
    Çocuklar yaşadıklarını yetişkin bireyler gibi kelimelerle dışa vuramadığı ve duyguları
    hakkında yeterince konuşamadığı için yetişkinlerle yapılan terapi şekli çocuklara uygun
    olmaz. Çocukların kendilerini ifade yöntemi evrensel bir dil olan oyundur. Bütün dünya
    çocuklarında ortak bir dildir oyun. Bir yetişkin, çocuğun dünyasına girmek ve onu anlamak
    istiyorsa onunla nasıl oyun oynaması gerektiğini de bilmelidir.
    Çocuklar yetişkinlerin arasında güç ve kontrole sıkça maruz kalırlar. Burada amaç çocuğu
    korumak olabilir fakat bu durum çocuklarda çaresizlik veya yetersizlik duygularına yol
    açabilir. Deneyimsel oyun terapisinde ise çocukla tam bir eşleşme vardır. Yani terapist orada
    çocuğun terapisti değil oyun arkadaşıdır. Çocuk kendini bu ortamda güçlü, güvende ve yeterli
    hisseder. Deneyimsel oyun terapisi ilişki odaklı yürütülen bir terapidir. Çocukla güven
    temelinde bir ilişki kurulduktan sonra çocuk problemlerini terapi ortamına getirmeye başlar.
    Oyun terapisinde kullanılan çeşitli oyuncaklar ve roller aracılığıyla çocuklar kendilerini
    rahatça ifade edebilirler. Oyunu kendi istedikleri gibi kurarlar ve terapist buna müdahale
    etmez. Günlük hayatta üstesinden gelemedikleri konulara oyun sayesinde çözüm bulabilirler.
    Çocuklar oyun esnasında yaşadıkları travmaları ya da olumsuz olayları yeniden yaratarak
    oyunla birlikte bu tecrübelerini değiştirme imkânı bulurlar. Çocuklar problemleri sözlerle dışa
    vuramazlar. Kurgulayacağı oyunda ise duygusal problemlerini yansıtan oyun ve oyuncakları
    seçerler. Bu sayede oyun devam ettikçe problemler anlaşılmaya ve çocuk da rahatlamaya
    başlar.
    Oyun terapisinde çocukların kendi sorunlarını ifade etmesini sağlayacak çeşitli oyuncaklar
    sunulur. Deneyimsel oyun terapisinde oyunun senaryosu ve süreci tamamen çocuğun
    kontrolündedir. Çocuk kendi sorunlarını yansıtacak oyuncakları yine kendisi seçecektir.
    Terapist oyunu sınırlandırmaz sadece çocuğun istediği şekilde ona eşlik eder. Çocuk süreçte
    yaşamış olduğu zor olayları ve olumsuz duyguları tekrar yaşar, bunun üzerinde çalışarak bu

    duyguyla ve zorluklarla baş edebilme yeterliliğini kazanır. Oyun terapisi ilerledikçe, çocuk
    oyun içinde aktifleşecek, güçlenecek, artık rahatlamaya başlayacak ve iyileşmesi de
    kendiliğinden gelecektir.
    Çocukların oyun terapisinde oynadıkları oyunun evde oynanan oyundan en büyük farkı
    çocuğun sembolik anlatımlarını anlayabilecek bir terapistin, çocuk psikoloğunun ya da
    pedagogun bulunmasıdır. Deneyimsel oyun terapisinde oyuncaklar bir oyuncaktan çok daha
    fazlasıdır. Oyuncaklar ve roller çocukların kendi deneyimlerini sembolize eden birer araçtır.
    Çocuğun seçmiş olduğu oyuncaklar, bu oyuncakları kullanım tarzı ve bunların anlamları
    ancak eğitimli bir oyun terapisti tarafından çözümlenebilir. Bu metaforları, sembolik
    anlatımları okuyan ve temelde onunla güvenli ilişki kurabilen bir terapistin ona eşlik etmesi
    çocukların güvende hissetmelerini sağlar. Çocuklar olumsuz olayları oyun ortamında
    yaşarken terapistin ona vereceği tepkiler çocuk için iyileştirici olmaktadır. Çocuklar ifade
    edemediği duygularını bu ortamda açığa çıkarabilirler. Üstesinden gelemediği büyük sorunlar
    oyun içerisinde küçülmeye başlar. Çocuk oyun içerisinde güçlendikçe yaşadığı negatif
    olayların da etkisinden kurtulmaya başlar.
    Deneyimsel oyun terapisinde ailenin süreç içerisinde aktif katılımı çok önemlidir. Ebeveynler
    süreç hakkında bilgilendirilir ve terapistle birlikte bir ekip halinde hareket edilir. Oyun
    terapisti düzenli olarak ebeveynler ile de görüşmeler gerçekleştirir. Oyun terapisinin süreci ve
    çocuğun iyileşmesi hakkında ailenin bilgi sahibi olması sağlanır. Aile süreç içerisinde ve
    sonrasında yapabilecekleri hakkında bilgi edinmiş olur.
    Deneyimsel oyun terapisi sayesinde çocuklar olumsuz duygularıyla başa çıkabilmeyi,
    duygularını rahatça ifade edebilmeyi, sorumluluk alabilmeyi, sorunları için çözüm
    bulabilmeyi, empati kurabilmeyi, saygıyı, kendini ve başkalarını kabul edebilmeyi de
    öğrenirler. Kişisel gücünü oyun terapisiyle yeniden kazanan çocuk artık daha üretken ve
    sosyal olabilecek bununla beraber özsaygısı da gelişecektir.
    Çocuklarınızda gözlemlediğiniz ve anlamlandıramadığınız farklı durumlarda, çeşitli
    psikolojik problemlerde ve travmalarda profesyonel bir destek almanız çocuğunuzun ruh
    sağlığı ve gelişimi için çok önemlidir. Oyun terapisi sayesinde çocukla kurulan duygusal
    ilişki, çocuğunuzun iyileşmesini ve duygusal olarak güçlenmesini sağlar.

  • Yaşa göre kilo ve boy değerleri (persantil)

    Çocuk sağlığı izleminde yaygın olarak kullanılan yöntem, ölçümlerin persantil eğriler olarak gösterilmesidir. Bu eğriler her ulusa göre belirlenir. Bu eğrilerde 3. ve 97. persantil arasındaki değerler normal kabul edilir. Tek bir ölçüm ile elde edilen bilgi çok sınırlıykan belirli aralarla yapılan izlemden elde edilen bilgi çok değerlidir.

    Belirli aralarda yapılan ölçümlerde beklenen, çocuğun 3-97. persantil aralığına düşen değerinin yaş arttıkça izlediği çizgiden saparak aşağı veya çok yukarı değerlere ulaşmamasıdır. 50. persantil ortalama çocuk ölçüsünü gösterirken 3. persantil en kısa veya en zayıf normal çocuğu, 97. persantil en uzun veya en kilolu normal çocuğu gösterir. Örneğin bir çocuğun boy uzaması cinsiyetine uygun persantil eğrisinde 3-10. persantil aralığında devam ediyorsa bu çocuğun büyümesi normal ancak alt sınırda kabul edilirken, 50-75. persantil aralığında iken takip eden aylarda boy uzaması 25-50. persantil aralığına düşen bir çocukta bu durum büyümeyi etkileyen bir hastalık durumunun ilk habercisi olabilir.

  • OKULA UYUM SÜRECİ

    OKULA UYUM SÜRECİ

    Çocuğunun okula başlayacak olması büyük bir heyecandır anne baba için. Minicik yavrusunun büyüyüp te okul çağına gelmesine inanamazlar. Belki de ilk kez annesinden ayrılacaktır. İlk kez annesinden ayrı başka bir mekanda vakit geçirecektir çocuk. Bazen beklenen, bazen de beklenmedik tepkiler görülür. Onları anlayarak, bilerek, sabrederek ve destek olarak davranmak dışındaki diğer yöntemler de pek işe yaramaz bu dönemlerde.
    En baştan veya sonradan başlayan uyum sorunu bir iki hafta içinde halledilebilir. (Halledilmesi beklenir.) Bu uyum süreci sıkıntıları bir ay ve sonrasında devam ediyorsa, farklı bir müdahale gerekmektedir.
    Okula yeni başlamada uyum sürecindeki bu tepkiler, zorluklar sadece çocuk ilk kez anaokuluna başlayacağı zaman görülmez. Birkaç yıl anaokuluna gidip ilkokula başlama zamanı gelmiş bir çok çocukta da görülebilir. Bir okul kavramı, öğretmen kavramı artık gelişmiş olmasına, yuvada çok iyi bir zaman geçirmesine rağmen, ilkokula adım atarken uyum sürecini zorlu geçirmektedir bazı çocuklar.
    Çoğunlukla okula başlamanın sadece çocuk için zorlu bir süreç olduğu düşünülür. Oysa çocuğu aileden ayrı düşünebilmek mümkün değil. Sadece çocuk için bir uyum dönemi değil, aynı zamanda anne-baba için de bir uyum dönemidir. Okullarda, ilk günlerde normalde çocuktan tepki vermesi beklenirken, rahatça sınıfında girip öğretmeni ile sorunsuz zaman geçirebilen çocuğun anne babasının okuldan ayrılmakta zorluk çektiği, çocuk olumsuz bir tepki vermemesine rağmen olumsuz tepki verebilme ihtimali ile sınıfa girmek isteyen ve çocuğu sıra olup sınıfına girerken ağlayan anne- babalar görülmektedir.
    Uyum dönemini zorlu geçiren çocukların ailelerinde anaokulu döneminde geri adım atarak çocuğu okuldan alma, ilkokul 1. sınıfta da, “Acaba erken mi verdik bir yıl daha okuldan alıp bekletsem mi, anaokuluna geri mi dönsem düşünceleri “ belirir ve okul yetkililerine bu görüşlerle başvuran veliler görülmektedir.
    Hem anaokuluna başlama hem de ilkokul birinci sınıfa başlamada dikkat edilmesi gerekenler, öneriler:

    • Hem anaokulu, hem ilkokul 1. sınıf için çocuklar mutlaka önceden hazırlanmalı.
    • Okul kavramı sohbetler içine girmeli hatta önce hikayelerle başlamalı.
    • Okulda kazanılacak şeyler için özendirilmeli.
    • Okul, mutlaka önceden çocukla birlikte gidilerek görülmeli.
    • Anne-baba kendi duygu ve düşüncelerini çocuğa belli etmeme konusunda çaba göstermeli. Evde bu konuda yapılan sohbetlerde o bir başka şeyle meşgulken bile antenlerinin çok açık olduğunu unutmamalı.
    • Yaşanan zorluk karşısında çocuğun okula devam etmesi ya da etmemesi gibi konular çocuğun yanında tartışılmamalı,
    • Okul ile mutlaka işbirliği yapılmalı. Duygusal bağ söz konusu olduğunda hepimiz büyük olasılıkla objektifliğimizi kaybedebiliriz. Bu işi profesyonel olarak yapan kişilerin bilgi ve tecrübelerinde yararlanmakta, onları dinlemekte fayda olacaktır. Durum eğer okulu aşan bir boyut gösterirse ya okulunuz sizi bir uzmana yönlendirecektir, ya da siz mutlaka bir uzmanla görüşerek bir süre yardım almalısınız demektir.
    • Hala ağlama tepkileri gösteriyorsa kızmamak ve onun duygularını ve korkularını anlayıp kabul etmek ve sabır göstermek önemlidir.
    • Evde yaptırılamayan şeyler için okulu kullanıp zorlamak da yapılmaması gerekenler arasında diyebiliriz. “ Şunu yapmazsan öğretmenine söylerim görürsün “ Bu tutum aynı zamanda anne-baba otoritesinin yine anne-baba eliyle ortadan kaldırılması anlamına da gelecektir.
    • Çocuğun eve döneceği saatlerde ( Anne de çalışıyorsa hiç değilse ilk haftalarda) evde olup onu karşılayabilmek, küçük sürprizler hazırlamak, çocuğun yapabildiklerini öne çıkartarak olumlu yanlarını pekiştirmek ( Aferin ….. ne kadar güzel yapabiliyorsun artık. Büyüdüğünü görmek çok güzel. gibi)
    • Bazı çocuklar ev ve okul yaşantılarını birbirine aktarmak istemezler. Okulda neler olduğunu, neler yaptığını merak ediyorsanız ama sorularınıza cevap alamıyorsanız ısrarla sormaktan vazgeçmelisiniz. Onunla farklı ortamlarda sohbet ve çeşitli oyunların içinde mutlaka merak ettiğiniz konularla ilgili şeyleri size kendi isteği ile anlatacaktır.
    • Sınıf arkadaşlarını siz de mümkün olduğu kadar tanımaya çalışın. Okul ortamı dışında görüştürmek, okul içindeki ilişkilerini de farklılaştıracak, paylaşımları arttıkça okulda birlikte zaman geçirme istekleri de farklılaşacaktır.
  • Yemek borusu (özafagus) darlıklarının tedavisi

    Özofagus (yemek borusu) dilatasyonu yemek borusunun herhangi bir nedenle daralmış olan kısmının değişik yöntemler kullanılarak genişletilmesidir. Bu işlem için çeşitli teknikler kullanılabilmekle beraber günümüzde en sık tercih edilen yöntem endoskopik balon diatasyonudur.

    YEMEK BORUSU DİLATASYONU NEDEN GEREKLİDİR?

    Yemek borusundaki daralmaların en sık görülen nedeni uzun süren ve yeterli tedavi görmeyen gastroözofagial reflü hastalığı sonucunda yemek borusunun alt kısmında nedbe dokusu oluşmasıdır. Böyle bir daralma meydana geldiğinde hastalar gıdaları yutmada güçlük çekerler ve sanki yiyecekler göğüs bölgesinde, yemek borusu içinde takılmış gibi hissederler. Yemek borusundaki daralmaların daha az rastlanan diğer sebepleri yemek borusu içinde ince zar veya halka oluşumu (Schaski halkası vb.), yemek borusu veya yemek borusuna bası yapan komşu organ kanserleri, radyasyon tedavisi sonrasında
    oluşan darlıklar, scleroderma gibi bağ dokusu hastalıkları, ’eozinofilik özofajit’ gibi bazı çok nadir görülen yemek borusu hastalıkları ve yemek borusunun ’achalasia’ gibi fonksiyonel hastalıkları olarak sayılabilir.

    DİLATASYONA HAZIRLIK, DİLATASYON VE SONRASI

    İşlem öncesinden en az 6 saat önce su da dahil olmak üzere hiç bir şey içmemelisiniz. Doktorunuza kullanmakta olduğunuz aspirin, coumadin, heparin, gibi ilaçları söyleyiniz. Çoğu ilacın kullanılmasına herzamanki gibi devam edilebimekle birlikte işlemden önce doz ayarlaması gerekeblir. Doktorunuz gerekli bilgiyi verecektir. İlaçlara karşı alerjiniz yada kalp ve/veya akciğer hastalığınız varsa doktorunuzu haberdar ediniz.

    İşleme başlamadan önce doktorunuz önce boğazınıza lokal anestetik sıkacaktır ve daha sonra rahatlamanız için size damar yoluyla sakinleştirici ( ve gerektiğinde ağrı kesici ) bir ilaç verecektir. Daha sonra gastroskopi işleminde olduğu gibi endoskopla yemek borunuza girilecek ve bir kılavuz tel üzerinden geçirilen ve değişik ölçülerde olabilen bir balon yemek borunuzdaki dar kısımda şişirilmek suretiyle dar bölge genişletilecektir. Bu sırada göğsünüzde hafif bir baskı ve ağrı hissedebilirsiniz.
    Dilatasyondan sonra kısa bir süre için gözlem altında tutulacaksınız. Genellikle, doktorunuz aksini söylemedikçe, boğazinizdaki uyuşukluk hissi geçtikten sonra sıvı gıdalarla beslenmeye başlamanıza izin verilir. 1-2 gün süren hafif boğaz ağrısı hissedebilirsiniz. İşlem sonrasında araba kullanmak gibi dikkat gerektirecek işler yapmanıza izin verilmeyeceğinden size yardımcı olacak bir kişinin yanınızda bulunması uygun olacaktır.

    YEMEK BORUSU DİLATASYONUNUN İSTENMEYEN YAN ETKİLERİ ( KOMPLİKASYONLARI) NELERDİR?

    Kanama ve yemek borusunun delinmesi görülebilecek ciddi komplikasyonlardır fakat özellikle tecrübeli gastroenterologların yaptıkları işlemlerde oldukça nadir görülürler. Delinme olduğunda cerrahi tedavi gerekebilir. Olası komplikasyonların erken işaretlerini anlamak önemlidir. Dilatasyon sonrasında giderek artan göğüs ağrısı, nefes darlığı, ateş, çarpıntı, soğuk terleme, aşırı halsizlik ve ağızdan kırmızı renkte kan gelmesi veya siyah renkte dışkılama olduğunda hemen doktorunuzu haberdar ediniz.

    DİLATASYONLARI TEKRAR ETMEK GEREKLİ MİDİR? ÖZOFAGUSA STENT NE ZAMAN TAKILIR?

    Yemek borusundaki daralmanın sebebi ve derecesine göre dilatasyonu tekrar etmek gerekebilir. Eğer darlık asid reflüsü nedeniyle oluşmuşsa asid baskılayıcı ilaçlar tekrar darlık oluşmasını geciktirebilirler. Bazen doktorunuz komplikasyon riskini azaltmak için giderek artan kalınlıklarda balonlar kullanarak bir kaç seansta dilatasyon yapmak isteyebilir. Özellikle yemek borusu tümörleri ve yemek borusuna komşu organ tümörlerine bağlı darlıklarda uygun olan vakalarda balonla yapılan dilatasyon sonrasında yemek borusunun tekrar daralmasını önlemek amacıyla daralan bölgeye stent olarak adlandırılan metalik borular yerleştirmek de mümkündür. Bu tür bir uygulamanın gerekli olup olmadığına doktorunuz karar verecektir.

  • ÇOKLU ZEKA

    ÇOKLU ZEKA

    İnsanın karşısındaki bireye nasıl baktığı çok önemli. Çünkü, bireyin toplumdaki yeri ona nasıl davranıldığıyla ve kişinin nasıl görüldüğüyle belirleniyor. Doğamız gereği, ister istemez genellemeler yapıyor; karşımızdakileri çeşitli önyargılarla değerlendiriyoruz. Bu kategorik yaklaşımlar bizi bir takım beklentilere itiyor; beklediğimizi bulamayınca hayal kırıklıkları yaşıyoruz. Her türlü etkiye açık olan çocuklar ve gençler bundan olumsuz etkileniyor.
    Olumlu beklentiler olumlu sonuçlar doğurur. İşte buna güzel bir örnek: Herhangi bir ilköğretim okulunu ziyaret eden bir grup araştırmacı psikolog, bir genel toplantı yaparak; okulda öğrencilere bir test uyguladıklarını, uygulama sonuçlarına göre hazırladıkları başarılı ve başarısız öğrencilere ait listeleri değerlendirdiklerini, eğitim öğretim faaliyetlerinin bu listeler doğrultusunda yürütülmesini istemişler. Dönem içerisinde başarılı öğrencilere iyi bir program uygulayarak gerçekten iyi bir başarı yakalanmış; başarısız diye kabul edilen öğrencilere de daha hafif bir program uygulanmış ve onlar da yeterince başarılı olamamışlar. Araştırma mükemmel sonuçlar da mükemmel; ama işin acı tarafı dönem başında herhangi bir testin uygulandığı yok ve herhangi bir araştırmada yok. Atalarımız ne güzel söylemiş: bir adama kırk gün deli deren deli olurmuş.
    O halde insan çok kompleks bir varlık ve zekâ, diğer pek çok psikolojik değişken gibi, doğrudan gözlenemeyen çok karmaşık yapılardan biri…
    Zekayı nesnel olarak ölçülmeye çalışmak doğru; ancak zekayı sınırlı bu kadar dar yaklaşımlarla ele almak insan gerçeği ile örtüşmemektedir. Gardner’a göre zeka, kültürel değerleri kavrayabilme, yeni şeyler üretebilme ya da problem çözme şeklindeki insan yeteneğidir.
    “Çoklu Zeka Kumarı” ile birlikte klâsik zekâ testi ve tanıtımı da tarihe karışmaktadır. Bu kuramı ilk defa ortaya çıkaran Profesör Howard Gardner’dır. Harvard Üniversitesi’nde nöro-psikolog olan Gardner 1983 yılında yazdığı “Aklın Çerçeveleri adlı kitabında; zekânın, matematik ve dil olarak iki değil, sekiz türü olduğunu savundu. Böylece müzik, spor, dans ve doğada kendini gösterenlerin de zeki oldukları ortaya çıktı.
    Çoklu zeka kuramında şu ana kadar bulunan sekiz zeka alanı var. Bu sekiz alan her insanda mevcut olmakla birlikte bunlardan biri veya bazıları diğer alanlara göre daha fazla gelişmiştir. Her insan baskın olduğu alanlara göre daha fazla gelişmiştir. Her insan baskın olduğu alanlarda daha başarılı olabilir ve daha iyi öğrenebilir.
    Okullarda sayısal derslerde başarısız olan öğrencilere zeka seviyesi düşük olarak bakılır. Acaba gerçekte böyle bir şey var mı? Günümüzde birinci sınıf zeka, sayısal dersler ve sayısal ağırlıklı meslekler, ikinci sınıf zeka, sözel dersler ve meslekler olarak görülmekte sanatsal meslekler ise hobi olarak nitelendirilmektedir. Bu durumda aileler çocuklarının birinci sınıf zekaya sahip olmalarını istemekte ve bu doğrultuda çocuklarının sayısal derslerde başarılı olabilmeleri için özel kurslar ve özel dersler aldırmaktadır. Bütün bunların sonucunda çocuk yine başarısız olursa bu sefer olumsuz düşünceler oluşmakta, zekanın fazla olmadığından dolayı başarılı olamadığı anlaşılmaktadır. Oysa ki başarı sağlayacağı alana yönlendirilen aynı çocuk istenilen başarıyı sağlayacaktır. Ama bütün bunlar yapılmamakta ve çocuklarımızın kabiliyetleri ortaya çıkamamaktadır.
    Aşağıda, Profesör Howard Gardner’ın geliştirdiği çoklu zeka özelliklerinin bir veya birkaçının baskın özelliklerini taşıyan bir öğrenci o alanla ilgili mesleklerde daha başarılı olabilir.

    ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

    1. SÖZEL – DİL ZEKASI

    Anadili veya başka bir dili kullanma kapasitesi ve düşüncelerini başkalarının anlayacağı şekilde ifade edebilme kapasitesidir. Yazılı ve sözlü dil kullanımı, ezberleme ve hatırlama kabiliyetleri gelişmiştir, isimleri, yerleri, tarihleri iyi ezberlerler, esprilidirler, ikna edicidirler, konuşmayı severler ve hitabetleri iyidir, söyleyerek, duyarak ve görerek öğrenirler, okumayı, yazmayı severler. Genelde; şair, yazar, öğretmen, gazeteci, politikacı ve hukukçuların dil zekası çok gelişmiştir.

    2. MANTIKSAL / MATEMATİKSEL ZEKA

    Neden-sonuç ilişkisi kurabilme, bir şeyin çalışma ilkelerini ortaya koyabilme ve numaralarla oynama kapasitesidir. Soyut düşünce gelişmiştir. Tümevarım / tümdengelim düşünebilirler, sayısal ve mantıki ilişkiler kurma, sayıları etkili kullanma, problemlere bilimsel çözümler üretme ve kavramlar arasındaki ilişkileri ayırt etme, sınıflama, genelleme yapma yetenekleri gelişmiştir. Genelde; matematikçiler, bilim adamı, muhasebeci, istatikçi ve bilgisayarcıların matematiksel zekası çok gelişmiştir.

    3. GÖRSEL ZEKA

    Boşluğu zihinde canlandırabilme yeteneğidir. Okyanusta rotasını tayin edan kaptan, satranç oyuncusu ve heykeltıraşın uzamsal zekası üstün kişilerdir. Üç boyutlu düşünme en önemli özelliğidir. Nesneleri doğru bir şekilde algılayabilir ve nesneler arasındaki ilişkileri fark edebilirler. Görselleştirme yeteneği gelişmiş olup görüntüyü oluşturup değiştirebilirler. Boşlukta yön tayin edebilirler. (Çöl, orman, deniz) Renk şekil ve çizgilere karşı duyarlıdırlar. Görselleştirerek, hayal kurarak, resim ve renklerle çalışarak öğrenirler. Film seyretmeyi, ev aletleriyle oynamayı severler. Genelde; ressam, mimar, izci, rehber, fotoğrafçıların görsel zekası çok gelişmiştir.

    4. MÜZİKSEL / RİTMİK ZEKA

    Bu zekaya sahip insanlar ritimleri algılama ve tekrar oluşturmada ustadırlar. Bir şarkının ritmini kolayca yakalayabilirler. Bu insanlar yeni öğrendikleri bir dilin telaffuzunu yakalama ve kullanmada çok yeteneklidirler. Ses tonu kalitesine duyarlılık vardır, güfte yazma, beste yapma kabiliyetleri gelişmiştir. Seslere, ritim, nota ve ahenge karşı duyarlıdırlar, müzik türlerini ayırt edebilirler, çoğu zaman ya bir şarkı söylüyorlardır ya da melodi mırıldanıyorlardır, şarkı söylemeyi müzik aleti çalmayı severler, ritim, melodi ve müzik ile öğrenirler. Genelde; şarkıcı, besteci, müzisyenlerin ritmik zekası çok gelişmiştir.

    5. BEDENSEL / KİNESTİK ZEKA

    Bedenini son derce duyarlı ve etkili şekilde kullanma yeteneğidir. Vücut hareketlerini kontrol edebilme ve ellerini ustaca kullanabilme kapasitesidir. Beyin ve beden irtibatı gelişmiştir, ustaca taklit yapabilirler, denge ve esneklik yönleri iyidir, güçlü dokunma duyguları vardır, el becerileri gelişmiştir, beden dilini iyi kullanırlar, sportif etkinlikleri severler, duyu organlarıyla dokunarak, tadarak, yaşayarak öğrenirler. Genelde; sporcular, dansçı, heykeltıraş, cerrah, aktör, pandomin sanatçılarının bedensel zekası çok gelişmiştir.

    6. SOSYAL ZEKA

    İnsanların hislerini, niyetlerini motivasyonlarını, karakterlerini, ilgi, ihtiyaç ve beklentilerini anlama ve değerlendirme kapasitesidir. Bu insanlar düşünme ve akıl yürütmede çok yeteneklidirler. Başkalarının bakış açısıyla bakabilirler, grup içinde başarılı kurabilirler, insanlar arasındaki farklılıkları fark ederler, diğer insanların ihtiyaç ve beklentilerini fark ederler, mimik, jest, ve sese duyarlılıkları vardır. Çok arkadaşı vardır, bir çok grubun üyesidir. Sosyal etkinliklerin düzenleyicisidir. Paylaşarak, işbirliğiyle, karşılaştırarak, ilişkilendirerek öğrenirler. Konuşmayı severler. Genelde; psikolog, rehber uzman, öğretmen, siyasetçilerin sosyal zekası çok gelişmiştir.

    7. BENLİK / İÇSEL ZEKA

    İnsanların kendi duygu ve düşüncelerinin farkında olma, sınırlılıklarını bilme, kendi iç dünyası ile irtibatlı olma, kim olduğu ne yapabileceği, neyi yapamayacağı ve sınırlılıklarının farkındadırlar. Kendine tanımada, iç dünyası üzerine yoğunlaşmada ustadırlar. Hislerdeki değişimi fark edebilir ve ifade edebilirler. Yüksek düzeyde (İlişkisel) düşünürler. İç güdüleriyle hareket ederler. Kendi kendini motive/disipline etme yetenekleri gelişmiştir. Düşünceli ve duyarlı insanlardır. Kendi başına, bireysel projelerle, kendi hızında öğrenirler. Genelde; sanatçı, din adamı, psikoterapist, sosyal hizmet uzmanlarının içsel zekası çok gelişmiştir.

    8. DOĞA ZEKASI

    Doğayı, doğal kaynakları ve doğal olayları izleme, anlama; bitkileri ve hayvanları anlama, ayırt etme ve sınıflama kapasitesidir. Hayvanlara karşı ilgileri vardır. Toprakla meşgul olmayı, bitki, çiçek yetiştirmeyi severler. Çevre bilinci gelişmiştir, mevsim ve iklim olaylarına ilgileri vardır. Doğa ile ilgili koleksiyonu vardır. Konuşmalarında bol bol doğal hayattan örnek verirler. Araştırarak, inceleyerek, gözlem yaparak öğrenirler. Genelde; biyolog, jeolog, çiçekçi, arkeolog, meteorologların doğa zekası çok gelişmiştir.

  • Çocuklarda perkütan endoskopik gastrostomi (peg) (karından tüple beslenme)

    İnce bağırsak seçici olarak gereken besinleri, elektrolitleri, suyu emer ve sindirilemeyen maddeleri uzaklaştırır. Bağırsağın bu işlevleri yapabilmesi yeterli bağırsak yüzeyinin varlığına bağlıdır. Bağırsak yüzeyinde bulunan “mikrovillüs” ve “villüs” diye adlandırılan yapılar hasar görür veya sayıları azalırsa, işlev gören emilim alanı da azalır. Bağırsak fonksiyonları için normal bağırsak hareketleri de gereklidir. Eğer bağırsak hareketleri artmışsa, sıvı geçişi çok hızlı olup, yeterli emilime izin vermeyebilir. Hareketler azalmışsa sıvının duraklaması bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırır ve problemlere neden olur.

    İshal fizyolojik olarak dışkı ile fazla miktarda su kaybı olarak tanımlanır. Normalde bir bebek günde kilogram başına 5-10 gram dışkı üretir. Erişkinler ise günde 100-200 gram üretirler. Dışkı miktarı bu değerlerden fazla ise genellikle anormaldir. 4 haftadan uzun suren kronik (süregen), 2 haftadan uzun sürene ise persistan (dirençli) ishal denir ve mutlaka araştırılıp hızlıca tanı konularak tedavi edilmelidir. Çünkü uzun süren ishallerde çocuk için besinlerden alınan hayatı önem taşıyan maddeler vücuda laınamadan dışkı ile atılır. Sonuçta ciddi, riskli durumlar orataya çıkar.

    Belirti ve Bulgular:

    Fizik muayene ve hikaye özellikleri nedenin anlaşılması ve tedavinin belirlenmesinde önemlidir. Hastanın dışkısının özellikleri (sayısı, miktarı, kan veya mukus içeriği) belirlenmeli ve beslenme hikayesi öğrenilmelidir. Fizik muayenede ilk aşama hastanın hidrasyon durumunun değerlendirilmesidir. Bunun için en güvenilen ölçü kısa sürede oluşan kilo değişikliğidir. Ayrıca çocuğun gelişimi akranlarından geri ise bu durumda ishalin büyümeyi de etkileyecek düzeyde ciddi olduğu düşünülür.

    Kullanılan ilaçlar (antibiyotikler, laksatifler veya bağırsak hareketlerini arttıran ilaçlar), tiroid bezinin fazla çalışması (hipertiroidi) kronik ishale yol açabilir.

    Hormon salgılayan veya bağırsak duvarını tutarak emilimi engelleyen nöroblastom veya lenfoma gibi kanserler de ishal nedenidir.

    Kronik kabızlığı olan hastalarda bazen taşma şeklinde ishal görülebilir. Bunun gibi durumları atlamamak için hastanın başka hastalıkları olup olmadığı ve kullandığı ilaçlar öğrenilmelidir.

    Tanı:

    Kronik ishale neden olan hastalığı belirlemek için dışkı tetkikleri (mikroskopik inceleme, parazit, gizli kan, kültür, dışkı pH’sı, yağ ve redüktan madde içeriği) yapılmalıdır. Dışkının mikroskopik incelemesinde lökositlerin (beyaz kan hücreleri) görülmesi iltahabi bağırsak hastalığı veya enfeksiyon varlığını gösterir.

    Dışkıda yağ olması, emilim bozukluğu veya pankreatik enzim yetmezliklerini, redüktan madde varlığı karbonhidrat emilim bozukluğunu gösterir. Dışkı pH’sının 5.5′dan az olması da karbonhidrat emilim bozukluğunu düşündürür. Bu bebeklerin genellikle pişikleri vardır.

    Kronik ishal Nedenleri ve Tedavileri:

    İki haftadan daha uzun süren ishal, akut ishale neden olan benzer enfeksiyöz ajanlara bağlı gelişebilir. Eğer çocuğun direnci diğer bir hastalık nedeniyle azalmışsa ishal süresi uzayabilir. Doğuştan veya kazanılmış bağışıklık (immun) yetmezliği olan hastalarda enfeksiyöz ishalin uzaması riski de vardır. Tek başına doğuştan veya kazanılmış immün yetmezlik durumunda da [ağır kombine bağışıklık yetersizliği, HIV (insan bağışıklık yetersizliği virüsü), Wiskott-Aldrich sendromu gibi] ishal görülür.

    İltihabi bağırsak hastalığı (Crohn veya ülseratif kolit) enfeksiyon olmadan hastanın bağışıklık sisteminin aktif hale geçmesi sonucu oluşan bağırsak iltahabıdır. Genellikle genç erişkin yaş grubunun hastalığı olsa da erken yaşlarda da görülebilir. Kronik ishal (kanlı veya kansız), büyüme geriliği, eklem ağrıları ve cilt lezyonları en sık görülen bulgulardır. Tanıda laboratuvar tetkikleri ve bağırsak biyopsisi gerekir. Tedavide bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılır gerekirse cerrahi de uygulanır.

    Sağlıklı, iyi beslenmiş ve normal büyümüş bir bebekte, nedeni bulunamayan kronik ishal toddler ishali” veya “oyun çocuğu ishali olarak adlandırılır. Genelde 6-24 aylık çocuklarda görülür. Dışkı tipik olarak sindirilmemiş besin parçalan içerir. Özel bir tedavisi yoktur. Diyette aşırı alınan besinler (meyve suları, yağ, sıvı gibi) kısıtlanabilir. İshalin kendiliğinden 2-4 yaş civannda düzeleceği aileye anlatılmalıdır.

    Emilim bozukluğuna bağlı kronik ishalin en önemli nedenlerinden biri pankreas bezinin yeterli salgı yapamamasıdır. Bu yetersizlik protein, karbonhidrat ve yağ emiliminin tümünü etkiler.

    Kistik fibrozis pankreas dahil vücuda salgı yapan organlarda (karaciğer, akciğer, bağırsak gibi) klor iyonu atılımını bozup salgılann koyulaşmasına neden olan genetik bir hastalıktır. Yenidoğan bebekte bağırsak tıkanıklığı (mekonyum ileus), pankreas etkilenmesine bağlı kronik ishal, büyüme geriliği, ve solunum sistemi bulguları görülür. Tanısı terde klor ölçümü ile konur. Tedavisinde pankreas enzimleri yerine konur ve gerektiğinde enfeksiyonlar için antibiyotik kullanılır.

    Pankreas bezini etkileyen “Schwachman Diamond sendromu gibi diğer genetik hastalıklar da kronik ishale neden olabilir. Schwachman sendrom’lu hastalarda kısa boy, iskelet anormallikleri, lökosit düşüklüğü ve tekrarlayan enfeksiyonlar görülür.

    Pankreastan salgılanan enzimlerin (lipaz, kolipaz, enterokinaz) doğuştan izole yokluğu, safra asit sentez bozukluğu veya biliyer atrezi gibi karaciğer hastalığına bağlı safranın yetersizliğide emilim bozukluğuna yol açarak ishalle sonuçlanır. İzole enzim eksiklikleri nadir görülür.

    Bağırsağın mukozal yüzeyinde hasar yaparak kronik ishal oluşturan hastalıklar çölyak hastalığı, süt ve soya protein alerjisi ve bir parazit olan Giardia lamblia‘dır. Çölyak hastalarının bağırsakları buğday, arpa, çavdar ve yulaf içinde bulunan glüten proteinine hassastır ve bunlar yenildiğinde bağırsağın villüsları atrofîye uğrar, düzleşir. Hastaların klinik olarak kronik ishal, büyüme geriliği, kansızlık gibi sorunları olur.

    Tanı için kanda çölyak antikorları (anti gliadin ve anti endomisyum) bakılmalı, kesin tanı içinbağırsak biyopsisi yapılmalıdır. Tedavi ömür boyu glutensiz (buğday ve benzerlerini içermeyen) diyettir. Gelişebilecek bağırsak kanseri riskinin önlenmesi açısından ailenin ve hastanın diyete uyması çok önemlidir.

    Giardia lamblia paraziti tedavi edilmezse karında şişlik, gaz, kramplar, sık yumuşak ve pis kokulu dışkılama yanında büyüme geriliğine bile yol açar. Üç gün arka arkaya parazit tetkiki yapılarak aranmalı gerekirse ince bağırsak biyopsisi gibi ileri tetkikler yapılmalıdır.

    İnek sütü protein alerjisi çocuklarda en sık görülen besin alerjisidir. Villus atrofisi ve emilim bozukluğuna neden olur. Kronik ishal haricinde alerjik solunum sistemi bulgularına, kusma ve cilt bulgulanna (egzema) neden olabilir. Bebeklerde dışkıda kan görülebilir ve kolit tablosu oluşabilir. Dışkının mikroskopik incelemesinde lökositler görülür. Kan atahlilinde eozinofil denen hücrelerde artış, kolonoskopik incelemede tipik hastalığa bağlı yaralar görülür (lenfonodüler hiperplazi, aftöz ülserler). Tedavide zararlı olan süt ve süt ürünlerinin uzaklaştırılması gerekir; ilk olarak soya bazlı formülalar denenir. Fakat inek sütü alerjisi olan bebeklerin yaklaşık %25′i soya proteinine de alerjiktir.

    Kronik ishalin sık görülen bir nedeni enterik enfeksiyon sonrası geçici mukozal hasara yol açanpostenterit enteropatidir. Akut ishal geçtikten sonra uzun süren yumuşak kıvamlı dışkılama en belirgin bulgusudur. Mukozal hasar sıklıkla mukoza yüzeyinde bulunan laktaz isimli sindirim enziminin kaybına yol açar. Laktoz (süt ve süt ürünleri) içermeyen besin veya mamalarla tedavi çoğunlukla yeterlidir ve belirtiler 4-8 hafta içinde düzelir.

    Çeşitli nedenlerle (gastrointestinal sistemin doğuştan anomalileri, “nekrotizan enterokolit”, Crohn hastalığı gibi) uygulanan bağırsak çıkanlması ameliyatı sonrasında kısa bağırsak sendromugörülür. Emilim bozukluğuna bağlı kronik ishal ve büyüme geriliği oluşur. Ameliyat sonrasında en kısa zamanda ağızdan beslenme başlanarak kalan bağırsakların adaptasyonu hızlandırılmalıdır. Ağır durumlarda bağırsak transplantasyonu bir tedavi seçeneği olarak araştırılmaktadır.

    Kronik ishal nedenlerinden bir kısmını da bağırsak hücresinden kaynaklanan nedenler oluşturur. Bağırsak hücresinde monosakkarid ve disakkarid şekerleri parçalayan enzimlerin yokluğu sonucudoğuştan laktaz eksikliği ve sükrazizomaltazeksikliği görülür. Bu gruptaki tüm hastalıklarda dışkıda emilemeyip atılan şekerler dışkı redüktan madde testiyle saptanabilir. Doğuştan laktaz eksikliği nadirdir, yaş ilerledikçe laktaz aktivitesinin azalmasını ifade eden hipolaktazia çok daha sık görülür. Süt ve süt ürünleri bu hastalarda ishal, gaz oluşumu, şişkinlik gibi bulgulara yol açar. Sükraz izomaltaz eksikliği genetik geçişli olup, etkilenen kişiler sukroz veya nişasta içeren besinler aldıkları zaman sulu ishal görülür. Kesin tanı bağırsak biyopsi örneğinde enzim çalışması ile konur.Tedavi sukroz ve nişastanın diyetten çıkarılmasıdır.

    Glikoz-galaktoz emilim bozukluğu, bu şekerler için olan taşıyıcı proteinin yokluğunda oluşur. Bu hastalar tipik olarak doğumdan sonraki ilk birkaç gün içinde aşırı miktarda sulu ishal ile başvururlar; eğer tedavi edilmezse, ağır sıvı kaybı ve asidoz gelişir. Tedavide glikoz galaktoz içermeyen özel mamalar kullanılır.

    İntestinal lenfanjiektazi, bağırsak vuruşlarını boşaltan lenf kanallarının, doğuştan yapısal bozukluğu veya lenf kanallarındaki tıkanıklık nedeniyle genişlemesi sonucu oluşur. Tanı bağırsak endoskopi ile alınan biyopsisi ile konur. Genişleme ilerledikçe, lenf kanallan yırtılarak senim proteinlerinin kaybına, ödem ve asit oluşmasına neden olurlar. Bu durum orta zincirli yağ asitlerinden zenginleştirilmiş diyet kullanılarak azaltılabilir.

    Abetalipoproteinemia, emilim bozukluğu ve ishale yol açan diğer bir besin taşınma bozukluğudur. Apoprotein B’nin doğuştan sentezlenememesi, emilen yağın bağırsak hücrelerinden lenfatiklere geçişinin bozulmasına yol açar. Bağırsak biyopsi örneği lipid damlacıklannın birikimini gösterir. Kronik ishal yanında E vitamini eksikliğine bağlı nörolojik bulgular ve kırmızı kan hücrelerinin yapısında bozulma (akantositozis) görülür. Kolay emilen orta zincirli yağ asitleri ve yağda eriyen vitaminler faydalı olabilir.

  • ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    BİRİNCİ NEDEN

    Gelişim bir bütündür. Bu bütünün parçalarından biri de cinsel gelişimdir. Günümüzde çocuklar hızla değişen ve karmaşık ilişkilerin egemen olduğu bir dünyada yaşamak durumundalar. Toplumdaki gelenek ve değerler yerini hızla yeni değer ve yaklaşımlara bırakıyor. Bu da anne babalarının rollerini gittikçe zorlaştırıyor.

    Toplumdaki değerler yerini yeni değerlere bırakırken, bu durum anne babalara ve eğitimcilere yeni sorumluluklar yüklemektedir. Bu sebeple de değişen şartlar altında çocuklarımıza cinsel eğitim vermek,’’ ne zaman ?’’ , ‘’ ne şekilde ?’’ ve ‘’ kimtarafından ?’’ sorularını beraberinde getiriyor. Aslında bazı uzmanlar çocuklardan önce yetişkinlere cinsel eğitim verilmesi gereği üzerinde duruyor. Bizde bilginin ve yaklaşımın ebeveynin sorumluluğunda olması ve yetişkinden çocuğa aktarılacağı düşüncesiyle de sizinle bazı öncelikli konuları paylaşmak istedik.
    Cinsel Eğitim ailede başlar. Ailede başlayan cinsel eğitim, okulda da sürdürülmelidir. Ancak çocuğun okula başlaması, ailenin artık cinsel eğitimden sorumlu olmayacağı anlamına gelmez. Önemli olan okul içi ve dışı eğitimin birbirini tamamlamasıdır.
    Cinsel Eğitim, çocuğun doğumundan ergenlik dönemine kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemde ailenin sorumluluğu ; Çocuğu gelişim düzeyine uygun ve doğru bilgilerle aydınlatarak cinsel kimliğinden hoşnut, beden ve duygularının bilincinde yetiştirebilmektir.
    Her ailenin sosyo-kültürel yapısı, değerleri ve inançları farklı olabilir bu doğaldır. Bu farklılık çocuğa verilen mesajların niteliğini etkilemektedir.
    Aslında ebeveynler cinsel eğitimi, cinsellik içeren konularda takındıkları tutum (ceza, yasaklama, ayıplama, yok sayma) ve tavırları ile doğdukları andan itibaren çocuklara verirler. Bunların hepsi sistemsiz ve farkında olmadan çocuğa aktarılır. Bu aktarımlar çocuğun cinsel kimlik ile ilgili bilgilerinin temelini oluşturur. Böylece anne karnındayken belirlenmiş olan cinsel kimlik yaşam boyu gelişmeye ve olgunlaşmaya devam eder.
    Çocukların cinsellikle ilgili soruları iki yaşlarında itibaren kendi bedenleri ve varoluşları ile ilgili olur. ‘’ Anne ben nasıl oldum ?’’ , ‘’ Ben nereden geldim ?’’ vb sorularla başlayan merak, bedenler arasındaki farklara kadar uzanır. Soru sorma aşamasında önemli olan çocuğun merakının düzeyine uygun, detaya girmeden ve net olarak giderilebilmesidir. Cevap verirken doğal ve rahat olmak çocuğun konuyla ilgili gündemini
    etkileyecektir. İlk sorular ebeveyn tarafından geçiştirilse de çocuğun bilinci arttıkça ebeveyne güvenip güvenemeyeceğini öğrenir.

    Bu sebeplerahat ve güvenilir olmak daha sonraki paylaşımları etkiler. Çocuklar bazen öğrendikleri bir şeyi sorarak ebeveynleri test ederler. Ebeveynin verdiği cevaplar kaçamak oluyorsa, anne babanın sesi titriyor ve heyecanlanıyorsa , çocuğa kızıp ‘’ ayıp’’ deniyorsa bir daha soru sormayacaktır.
    Ayıp kelimesi soyut bir kelime olduğu için ne olduğunu anlamayacak ve sadece gösterilen tepkiden dolayı suçluluk hissedecektir. Cinsel gelişim için önemli bir tehlike olan utanç duygusu çocuğun yetişkinliğinde onu durduran ve cinsellik konusunda takılmasına sebep olabilecek bir duygudur.
    Sorularına cevap alamayan çocuğun merakı doyurulmadığı için bu konuyu kapatamayacak ve konu takıntı haline gelecektir. Farklı bilgi kaynakları aramaya devam edecektir. Ebeveynler olarak sağlıklı bilgi kaynağı olma rolünüzü kaybetmemek için cevap vermekte zorlandığınız konularda ona dürüst olup ‘’ Bu sorunun cevabını sana nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Öğrenip sana anlatacağım’’ ya da ‘Gel beraber araştıralım diyebilirsiniz. Zorlandığınız noktada Rehberlik Servisinden yardım alabilirsiniz.
    Okul öncesi dönemde çocuk cinsellikle ilgili çok rahat ve açık soruları bizim hiç hazır olmadığımız zaman ve
    ortamlarda sorabilir. Bu çok doğaldır. Buradaki zorluk çocuktan değil yetişkinlerin cinsellikle ilgili yargılarından kaynaklanır. Çünkü toplumda ebeveynleri bu şekilde eğitmiştir. Bu dönemde sorabileceği soru ve cevaplar şu şekilde olabilir:

    Neden senin de benim gibi pipin yok, anne?: Çünkü sen erkeksin ve bende kadınım. Kadınların pipisi olmaz, erkeklerin pipisi olur.
    Annelerin neden memeleri var? Babaların neden memeleri yok: Çünkü anneler bebekleri besler. Bebekler doğduğunda annelerin memelerinde süt olur. Bebekler bu sütü içer ve büyür.
    Ben nasıl doğdum : Annelerin karnında bebeklerin büyüdükleri bir yuva vardır. Sen orada büyüdün ve sonra da doğdun.
    Çocuk soru sordu, bir eylemde bulundu diye korkmak ve kızmak yerine davranışın sebebini anlamaya çalışmak daha yerinde olur. Çocuklar bilgi sahibi olsa da cinsel eğilimli davranışlarını eyleme geçiremezler çünkü bunun için gerekli hormonsal gelişimleri tamamlanmamıştır. Bu yüzden çocuğun cinselliği algılayışı ile yetişkinin algılayışı hiçbir zaman aynı değildir. Çocuğun istediği tek şey aslında gizli saklı şeyleri öğrenmektir. Öğrendiği şeyler doğru ise çocuk yanlış bilgilerden korunmuş olacaktır.
    Çocuğun cinsellikle ilgili sorularında ‘’ Sence nasıl ?’’ , ‘’ Sen ne düşünüyorsun ?’’ vb. sorular onun neyi bildiğini ve ne şekilde düşündüğünü anlamanız konusunda size yardımcı olacaktır. Çocuk soru sorduğunda önemli olan nokta merak ettiği kısmı tamamlamak ve yanlış bilgi varsa bunu düzeltmektir.

    İKİNCİ NEDEN

    Çocuklar ebeveynlerine yönelttikleri soru ve gözlemler dışında yaşıtları ile kurdukları oyunlarla da meraklarını gidermeye çalışırlar. Doktorculuk ve evcilik en popüler ve sık oynadıkları oyunlardır. Vücutlarını incelemek, ellemek ve diğerlerinin kendi gibi olduğunu anlamak ve bu alandaki enerjilerini aktarmak isterler.
    Erkekler meraktan kızların eteğini kaldırabilir, kızlar tuvalette erkekleri görmeye çalışabilirler. Aynı şeyleri ebeveynlerine yapıp vücutlarını görmek isteyebilirler. Bu durumlarda yaşına uygun bir kitaptan benzerlikler ve farklılıklar çocuğa gösterilebilir. Böylece çocuğun merakı ve varsa kaygıları giderilebilir.
    Küçük yaşta bir kız çocuğunu annenin memesine özenmesi cinsel kimliğin gelişimi açısından önemli bir aşamadır. Çocuğun cinsiyetini kabul etme ve bedenini onaylaması ileriki yaşlardaolumlu kimlik algısını oluşturur. Bedeninden memnun olmayan bir çocuk bununla ilgili problemler yaşar. Bunu aşmak için çeşitli yöntemler kullanır. Kendini ikna etmeye çalışır.
    Cinsellikle ilgili kaygılar kız çocuklarda penise sahip olmamaktan dolayı eksiklik hissi, erkek çocuklarda penise bir zarar gelmesi, sünnet ile ilgili kaygılar olabilir. Çocuklara bedenleri ile ilgili yapılan şakalar onlara rahatsızlık verebilir çünkü çocuklar yetişkinlerin söylediklerine inanırlar.
    Okul çağı çocukları 7 yaşından sonra cinsellikle ilgili fazla soru sormazlar. Bu onların merak ve ilgilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez sadece bazı şeyleri artık öğrenmiştir. Bu dönemde kendi cinslerinden olanlarla arkadaş gruplarında cinsel konuları konuşurlar.
    Cinsel konularla ilgili şaka ve sözler özellikle erkek çocuklar arasında daha fazla kullanılır. Kız çocuklar daha çok bilgi kısmı ile ilgilenirken erkek çocuklar toplumun da cinsel kimlik açısından verdiği güçle daha rahat ve özgürdürler. Kız çocuklar cinsel kimliklerini vurgulamaktan çekinirler. Bu öğrenilmiş bir davranıştır. Her gelişimde olduğu gibi genel olandan uzaklaşan ve farklılaşan davranış ve tutumları izlemekte fayda vardır. Çocukların konuşmadığı ve soru sormadığı bu dönemde ebeveynin ve eğitimcilerin gözlemci ve güvenilir bir kaynak olarak var olmaları , ara ara süreçle ilgili bilgi vermeleri yerinde olur. Aslında çocuklar ebeveyn ve öğretmenlerinin zannettiğinden daha fazla bilgiye sahiptirler çünkü bu konuda zannettiğimizden daha fazla kaynakları vardır. Toplum içindeki örnekler, izledikleri film ve cinsel içerikli reklamlar onların merak ve ilgisini bu alana çekebilir. Bazı çocuklar gördüklerini taklit yoluyla anlamaya çalışabilir. Dikkat anne ile babanın ilişkisine kayar. Böylece cinsel kimliğin gelişiminde çok önemli olan ‘özdeşim’ gerçekleşir. Kız çocuk babayı elde etmek için anne ile, erkek çocuk anneyi elde etmek için baba ile özdeşim kurar. Bu çocuğun kendi cinsel kimliğini kazanması açısından önemlidir.
    Bazı çocuklar özellikle okul öncesi dönemde bedenlerinden haz aldıklarını fark ederler. Cinsel organla oynama, elleme ve benzeri davranışlar yapabilirler.Bazıları ise dikkat çekmek için bunu sürdürebilir. Bu durumda çocuğun enerjisini başka bir alana yöneltmek en doğrusu olacaktır.
    Cinsel eğitimde temel olan bedenin kişiye özel olduğudur. Bununla ilgili kişisel sınırlara çocuk açısından da saygı gösterilmelidir; istemediği ortamlarda soymamak, vücudunu başkalarına göstermemek, kapı açık tuvalete girmemek, cinsiyeti ile ilgili abartılı ya da küçük düşürücü ifadeler kullanmamak, ve tehdit etmemek gibi. Bu yaklaşımların her biri çocuğun ileriki yaşlardaki cinselliğini etkileyebilecek yaklaşımlardır.
    Cinsel eğitimin temel amaçlarından biri de çocuğa kendisini ve vücudunu korumayı öğretmektir.
    Sevgili Anne Babalar;
    Çocukların cinsel konulardaki merakı diğer konulardaki merakı gibi yerinde ve sağlıklıdır. Önemli olan çocuğun bilgi ihtiyacını doğru şekilde giderebilmektir. Bu konuda çocuk ile iletişim kurarken çeşitli kitapları araç olarak kullanabilirsiniz. İhtiyacınız olduğunda bir uzmandan destek alabilirsiniz.

  • Çocuklarda kronik ishal

    Çocuklarda kronik ishal

    İnce bağırsak seçici olarak gereken besinleri, elektrolitleri, suyu emer ve sindirilemeyen maddeleri uzaklaştırır. Bağırsağın bu işlevleri yapabilmesi yeterli bağırsak yüzeyinin varlığına bağlıdır. Bağırsak yüzeyinde bulunan “mikrovillüs” ve “villüs” diye adlandırılan yapılar hasar görür veya sayıları azalırsa, işlev gören emilim alanı da azalır. Bağırsak fonksiyonları için normal bağırsak hareketleri de gereklidir. Eğer bağırsak hareketleri artmışsa, sıvı geçişi çok hızlı olup, yeterli emilime izin vermeyebilir. Hareketler azalmışsa sıvının duraklaması bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırır ve problemlere neden olur.

    İshal fizyolojik olarak dışkı ile fazla miktarda su kaybı olarak tanımlanır. Normalde bir bebek günde kilogram başına 5-10 gram dışkı üretir. Erişkinler ise günde 100-200 gram üretirler. Dışkı miktarı bu değerlerden fazla ise genellikle anormaldir. 4 haftadan uzun suren kronik (süregen), 2 haftadan uzun sürene ise persistan (dirençli) ishal denir ve mutlaka araştırılıp hızlıca tanı konularak tedavi edilmelidir. Çünkü uzun süren ishallerde çocuk için besinlerden alınan hayatı önem taşıyan maddeler vücuda laınamadan dışkı ile atılır. Sonuçta ciddi, riskli durumlar orataya çıkar.

    Belirti ve Bulgular:

    Fizik muayene ve hikaye özellikleri nedenin anlaşılması ve tedavinin belirlenmesinde önemlidir. Hastanın dışkısının özellikleri (sayısı, miktarı, kan veya mukus içeriği) belirlenmeli ve beslenme hikayesi öğrenilmelidir. Fizik muayenede ilk aşama hastanın hidrasyon durumunun değerlendirilmesidir. Bunun için en güvenilen ölçü kısa sürede oluşan kilo değişikliğidir. Ayrıca çocuğun gelişimi akranlarından geri ise bu durumda ishalin büyümeyi de etkileyecek düzeyde ciddi olduğu düşünülür.

    Kullanılan ilaçlar (antibiyotikler, laksatifler veya bağırsak hareketlerini arttıran ilaçlar), tiroid bezinin fazla çalışması (hipertiroidi) kronik ishale yol açabilir.

    Hormon salgılayan veya bağırsak duvarını tutarak emilimi engelleyen nöroblastom veya lenfoma gibi kanserler de ishal nedenidir.

    Kronik kabızlığı olan hastalarda bazen taşma şeklinde ishal görülebilir. Bunun gibi durumları atlamamak için hastanın başka hastalıkları olup olmadığı ve kullandığı ilaçlar öğrenilmelidir.

    Tanı:

    Kronik ishale neden olan hastalığı belirlemek için dışkı tetkikleri (mikroskopik inceleme, parazit, gizli kan, kültür, dışkı pH’sı, yağ ve redüktan madde içeriği) yapılmalıdır. Dışkının mikroskopik incelemesinde lökositlerin (beyaz kan hücreleri) görülmesi iltahabi bağırsak hastalığı veya enfeksiyon varlığını gösterir.

    Dışkıda yağ olması, emilim bozukluğu veya pankreatik enzim yetmezliklerini, redüktan madde varlığı karbonhidrat emilim bozukluğunu gösterir. Dışkı pH’sının 5.5′dan az olması da karbonhidrat emilim bozukluğunu düşündürür. Bu bebeklerin genellikle pişikleri vardır.

    Kronik ishal Nedenleri ve Tedavileri:

    İki haftadan daha uzun süren ishal, akut ishale neden olan benzer enfeksiyöz ajanlara bağlı gelişebilir. Eğer çocuğun direnci diğer bir hastalık nedeniyle azalmışsa ishal süresi uzayabilir. Doğuştan veya kazanılmış bağışıklık (immun) yetmezliği olan hastalarda enfeksiyöz ishalin uzaması riski de vardır. Tek başına doğuştan veya kazanılmış immün yetmezlik durumunda da [ağır kombine bağışıklık yetersizliği, HIV (insan bağışıklık yetersizliği virüsü), Wiskott-Aldrich sendromu gibi] ishalgörülür.

    İltihabi bağırsak hastalığı (Crohn veya ülseratif kolit) enfeksiyon olmadan hastanın bağışıklık sisteminin aktif hale geçmesi sonucu oluşan bağırsak iltahabıdır. Genellikle genç erişkin yaş grubunun hastalığı olsa da erken yaşlarda da görülebilir. Kronik ishal (kanlı veya kansız), büyüme geriliği, eklem ağrıları ve cilt lezyonları en sık görülen bulgulardır. Tanıda laboratuvar tetkikleri ve bağırsak biyopsisi gerekir. Tedavide bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılır gerekirse cerrahi de uygulanır.

    Sağlıklı, iyi beslenmiş ve normal büyümüş bir bebekte, nedeni bulunamayan kronik ishal toddler ishali” veya “oyun çocuğu ishali olarak adlandırılır. Genelde 6-24 aylık çocuklarda görülür. Dışkı tipik olarak sindirilmemiş besin parçalan içerir. Özel bir tedavisi yoktur. Diyette aşırı alınan besinler (meyve suları, yağ, sıvı gibi) kısıtlanabilir. İshalin kendiliğinden 2-4 yaş civannda düzeleceği aileye anlatılmalıdır.

    Emilim bozukluğuna bağlı kronik ishalin en önemli nedenlerinden biri pankreas bezinin yeterli salgı yapamamasıdır. Bu yetersizlik protein, karbonhidrat ve yağ emiliminin tümünü etkiler.

    Kistik fibrozis pankreas dahil vücuda salgı yapan organlarda (karaciğer, akciğer, bağırsak gibi) klor iyonu atılımını bozup salgılann koyulaşmasına neden olan genetik bir hastalıktır. Yenidoğan bebekte bağırsak tıkanıklığı (mekonyum ileus), pankreas etkilenmesine bağlı kronik ishal, büyüme geriliği, ve solunum sistemi bulguları görülür. Tanısı terde klor ölçümü ile konur. Tedavisinde pankreas enzimleri yerine konur ve gerektiğinde enfeksiyonlar için antibiyotik kullanılır.

    Pankreas bezini etkileyen “Schwachman Diamond sendromu gibi diğer genetik hastalıklar da kronik ishale neden olabilir. Schwachman sendrom’lu hastalarda kısa boy, iskelet anormallikleri, lökosit düşüklüğü ve tekrarlayan enfeksiyonlar görülür.

    Pankreastan salgılanan enzimlerin (lipaz, kolipaz, enterokinaz) doğuştan izole yokluğu, safra asit sentez bozukluğu veya biliyer atrezi gibi karaciğer hastalığına bağlı safranın yetersizliğide emilim bozukluğuna yol açarak ishalle sonuçlanır. İzole enzim eksiklikleri nadir görülür.

    Bağırsağın mukozal yüzeyinde hasar yaparak kronik ishal oluşturan hastalıklar çölyak hastalığı, süt ve soya protein alerjisi ve bir parazit olan Giardia lamblia‘dır. Çölyak hastalarının bağırsakları buğday, arpa, çavdar ve yulaf içinde bulunan glüten proteinine hassastır ve bunlar yenildiğinde bağırsağın villüsları atrofîye uğrar, düzleşir. Hastaların klinik olarak kronik ishal, büyüme geriliği, kansızlık gibi sorunları olur.

    Tanı için kanda çölyak antikorları (anti gliadin ve anti endomisyum) bakılmalı, kesin tanı içinbağırsak biyopsisi yapılmalıdır. Tedavi ömür boyu glutensiz (buğday ve benzerlerini içermeyen) diyettir. Gelişebilecek bağırsak kanseri riskinin önlenmesi açısından ailenin ve hastanın diyete uyması çok önemlidir.

    Giardia lamblia paraziti tedavi edilmezse karında şişlik, gaz, kramplar, sık yumuşak ve pis kokulu dışkılama yanında büyüme geriliğine bile yol açar. Üç gün arka arkaya parazit tetkiki yapılarak aranmalı gerekirse ince bağırsak biyopsisi gibi ileri tetkikler yapılmalıdır.

    İnek sütü protein alerjisi çocuklarda en sık görülen besin alerjisidir. Villus atrofisi ve emilim bozukluğuna neden olur. Kronik ishal haricinde alerjik solunum sistemi bulgularına, kusma ve cilt bulgulanna (egzema) neden olabilir. Bebeklerde dışkıda kan görülebilir ve kolit tablosu oluşabilir. Dışkının mikroskopik incelemesinde lökositler görülür. Kan atahlilinde eozinofil denen hücrelerde artış, kolonoskopik incelemede tipik hastalığa bağlı yaralar görülür (lenfonodüler hiperplazi, aftöz ülserler). Tedavide zararlı olan süt ve süt ürünlerinin uzaklaştırılması gerekir; ilk olarak soya bazlı formülalar denenir. Fakat inek sütü alerjisi olan bebeklerin yaklaşık %25′i soya proteinine de alerjiktir.

    Kronik ishalin sık görülen bir nedeni enterik enfeksiyon sonrası geçici mukozal hasara yol açanpostenterit enteropatidir. Akut ishal geçtikten sonra uzun süren yumuşak kıvamlı dışkılama en belirgin bulgusudur. Mukozal hasar sıklıkla mukoza yüzeyinde bulunan laktaz isimli sindirim enziminin kaybına yol açar. Laktoz (süt ve süt ürünleri) içermeyen besin veya mamalarla tedavi çoğunlukla yeterlidir ve belirtiler 4-8 hafta içinde düzelir.

    Çeşitli nedenlerle (gastrointestinal sistemin doğuştan anomalileri, “nekrotizan enterokolit”, Crohn hastalığı gibi) uygulanan bağırsak çıkanlması ameliyatı sonrasında kısa bağırsak sendromugörülür. Emilim bozukluğuna bağlı kronik ishal ve büyüme geriliği oluşur. Ameliyat sonrasında en kısa zamanda ağızdan beslenme başlanarak kalan bağırsakların adaptasyonu hızlandırılmalıdır. Ağır durumlarda bağırsak transplantasyonu bir tedavi seçeneği olarak araştırılmaktadır.

    Kronik ishal nedenlerinden bir kısmını da bağırsak hücresinden kaynaklanan nedenler oluşturur. Bağırsak hücresinde monosakkarid ve disakkarid şekerleri parçalayan enzimlerin yokluğu sonucudoğuştan laktaz eksikliği ve sükrazizomaltazeksikliği görülür. Bu gruptaki tüm hastalıklarda dışkıda emilemeyip atılan şekerler dışkı redüktan madde testiyle saptanabilir. Doğuştan laktaz eksikliği nadirdir, yaş ilerledikçe laktaz aktivitesinin azalmasını ifade eden hipolaktazia çok daha sık görülür. Süt ve süt ürünleri bu hastalarda ishal, gaz oluşumu, şişkinlik gibi bulgulara yol açar. Sükraz izomaltaz eksikliği genetik geçişli olup, etkilenen kişiler sukroz veya nişasta içeren besinler aldıkları zaman sulu ishal görülür. Kesin tanı bağırsak biyopsi örneğinde enzim çalışması ile konur.Tedavi sukroz ve nişastanın diyetten çıkarılmasıdır.

    Glikoz-galaktoz emilim bozukluğu, bu şekerler için olan taşıyıcı proteinin yokluğunda oluşur. Bu hastalar tipik olarak doğumdan sonraki ilk birkaç gün içinde aşırı miktarda sulu ishal ile başvururlar; eğer tedavi edilmezse, ağır sıvı kaybı ve asidoz gelişir. Tedavide glikoz galaktoz içermeyen özel mamalar kullanılır.

    İntestinal lenfanjiektazi, bağırsak vuruşlarını boşaltan lenf kanallarının, doğuştan yapısal bozukluğu veya lenf kanallarındaki tıkanıklık nedeniyle genişlemesi sonucu oluşur. Tanı bağırsak endoskopi ile alınan biyopsisi ile konur. Genişleme ilerledikçe, lenf kanallan yırtılarak senim proteinlerinin kaybına, ödem ve asit oluşmasına neden olurlar. Bu durum orta zincirli yağ asitlerinden zenginleştirilmiş diyet kullanılarak azaltılabilir.

    Abetalipoproteinemia, emilim bozukluğu ve ishale yol açan diğer bir besin taşınma bozukluğudur. Apoprotein B’nin doğuştan sentezlenememesi, emilen yağın bağırsak hücrelerinden lenfatiklere geçişinin bozulmasına yol açar. Bağırsak biyopsi örneği lipid damlacıklannın birikimini gösterir. Kronik ishal yanında E vitamini eksikliğine bağlı nörolojik bulgular ve kırmızı kan hücrelerinin yapısında bozulma (akantositozis) görülür. Kolay emilen orta zincirli yağ asitleri ve yağda eriyen vitaminler faydalı olabilir.

  • DUYGUSAL KAŞİF

    DUYGUSAL KAŞİF

    Yaşadığımız tüm duygusal karışıklığın merkezinde, sevgi ve sevginin karşıtı olan nefret duyguları vardır. Sevmeyi ve sevilmeyi arzu ederiz. Sevilmek yerine nefret dolu bir davranışla karşılaştığımızda, bu duygularla ne yapacağımızı ve bunlar hakkında kiminle konuşacağımızı bilemeyiz. Bu nefret dolu davranışa karşı çıkma ihtiyacı ile içimizde kilitli tutulan yararlı duygularımızla baş başa kalırız. En azından, ihtiyaç duyduğumuz sevgi ihtiyacımızı paylaşamayız. Kendi hissettiğimiz nefreti anlamayız, başkalarının duygularını ise çok az anlarız. Duygularımız saklar veya bu konuda yalan söyler ya da hissetmiyormuş gibi davranırız.
    Birçoğumuzun, duygularımız dinlemeden özgürce yaşayabildiğimiz yakın ilişkilerimizde o kadar çok kalbimiz kırılmıştır ki, o tutkulu sevginin pençesindeyken bile kendimizi gizleriz, açığa vuramayız. Uzun süre unutulmayan kalp sızıları, kendimizi tam olarak serbest bırakmamızı engeller ve birisi ile ilişki kurarken de kısmen gizlerimizi korur ve koruyucu bir mesafe bırakırız. Kendimizi tam olarak karşımızdakine vermeyiz. Ender olarak da, engel koymadan en güzel duygusal deneyimlerimizi yaşarız ve birisine karşı derin duygular hissetme sevgimizi yaşamak için kendi kendimize izin veririz. Genellikle, bu derin ve güzel duyguları yaşamak yerine daha çok hayatımızı dargınlıklar, hayal kırıkları üzerine inşa ederiz. Bu duygular bazen tam bir nefret duygusuna dönüşür. Nefret bir kez açığa çıktıktan sonra her şeye bulaşır ve sevgiyi tamamen bitirir.
    Hissettiklerimizin çoğu yaşanabilmeli. Biz içten samimi ve derin duyguları yaşamaya açarız. Başkalarıyla bağlar kurmaya, birilerini anlamaya ve anlaşılmaya açız. Kısacası sevme ve sevilme özlemi içindeyiz. Ama o noktaya nasıl ulaşılır? Duygularımızı yürekten yaşamanın, candan tutkulara sahip olmanın yani sevmenin, sevilmenin, ağlamanın, neşelenmenin, hatta acı çekmenin, zengin ve değerli bir deneyim olduğunu biliriz. Aslında, bizler sürekli olarak duygularımızı yaşamak için dolaylı şekilde yapay yolların arayışı içindeyiz. Bunun için ilaçlar kullanır veya macera, korku ve romantik filmlere gider, TV’ de dizlerin tutkunu oluruz. Tüm bunları, duygusal olarak uyarılmak için yaparız. Gerçekten özlediğimiz şeyleri bulamadığımızdan yoğun heyecanlar hissetmemize neden olacak riskli etkinliklere katılma isteği içindeyiz.
    Bu sevgisizlik travması, nefretin nasıl hissizliğe ve derin duygusal rahatsızlıklara yol açtığını topluma baktığımızda rahatça görebilmekteyiz. Kontrol dışı olan nefret dolu bir yaşam tarzı bir anda tüm hayatımızı ve toplumu sarabilir ve kuşaktan kuşağa aktarılabilir.
    Duygusal hissizlik, şiddet ve sevgisizlik döngüsünü acilen kırmamız gereklidir. Bunun bir yolu duygusal farkındalığı öğrenmek, sevgi duygusunu yaşamak ve son olarak empati geliştirmektir. Açık kalpli olma becerisi; başkalarının ne hissettiğini hissetmek, onların duygularına şefkat, sevecenlik ve nezaketle karşılık verebilmektir. Sevgi yaşantılarımızın farkında olmak, bizim kızgınlıklarımızı, nefretlerimizi ve diğer olumsuz duygularımızı açık şekilde görmemizi sağlayacaktır. Duygusal keşiflerimiz yapabilmek için bu duyguları fark etmek, anlamak ve bunları ifade etmeyi öğrenmek gerekir.
    Duygusal kaşif olarak duygularımızın kendimize ve çevremize karşı çalışması yerine, bizim yanımızda olmasını sağlayabiliriz. Yalan söylemeye, sert ve ani çıkışlar yapmaya, kavga etmeye, diğer insanları incitmeye yol açan zor, duygusal durumlarla baş etmeyi öğreniriz. Bu duyguların yerine, sevme, umutlu ve neşeli olma duygularından keyif almayı öğreniriz.
    Maalesef pek çoğumuz sıradan günlük zorluklardan, bir kısmımız ihanet ve hayal kırıklığından gelen sürekli bir duygusal risk travmasının etkisi altındayız. Duygusal keşiflerimizle çıkış noktasını bulmazsak tüm duygusal acılardan korunmak için donup kalırız. Koruyucu duygusal kabuğa saklandığımızda duygularımızla bağlantımızı kaybederiz ve duygularımızı anlama, kontrol edebilme becerisini kaybederek güçsüzleşiriz.
    Duygusal deneyim açlığı içinde olur ve onu bulma arayışlarına gireriz. Duygusal keşifler, bizim duygularımızla ve duygularımızla ve duyguların güçleriyle özellikle de sevgimizin gücü ile yeniden bağlantı kurabilmenin doğrudan ve etkili yoludur.