Yazar: C8H

  • Çocuklarda egzama (atopık dermatıt)

    Egzama (Atopik Dermatit)

    Çocuklarda en sık görülen, uzun süre devem edebilen, tekrarlamalar gösteren alerjik deri hastalığıdır.

    Egzama Görülme Sıklığı

    Çocuklarda görülme sıklığı %15-20 arasında iken yetişkinlerde %1-3 arasındadır. İstanbul’da yapılan çalışmada egzama sıklığı 13-14 yaş grubunda %2.8 iken 6-7 yaş grubunda %6.5 bulunmuştur.

    Egzama Belirtileri

    Bebeklerde egzama diğer adıyla atopik dermatitin ilk belirtisi yanaklarda olan kızarıklıklardır. Aileler genellikle öpmeyle olduğunu düşünürler. Bazı zamanlar azalır bazı zamanlar ise çok belirginleşir. Aslında alerjik yürüyüşe başlandığının ilk belirtisidir. Bebeğin büyümesiyle boyun altlarında, kol ve bacakların dış yüzeylerinde kızarıklık olmaya başlar. Bebek daha da büyümeye başlayınca artık kızarıklıklar eklem yerlerinde olmaya başlar. Bebeğin cildi kurudur. Kaşıntı ve huzursuzluk olur.

    Egzama Teşhisi

    Bebeklerde yüzde kızarıklık, boyunda veya kulak arkasında kızarıklık veya eklem yerlerinde kaşıntılı, kızarıklık olması halinde egzamadan şüphelenmek gerekir. Bu belirtilerin görüldüğü bebek veya çocukların anne veya babalarında veya akrabalarında alerjik hastalıklar varsa egzamadan şüphe daha da artmaktadır. Egzama belirtileri olan bebeklerin veya çocukların muayenesi yapılır. Kızarıklığın egzamaya uygun olup olmadığı değerlendirilir.Egzamanın belirtileri varsa, aileden alınan bilgiler ve bebeğin muayenesi sonucunda egzama düşünülüyorsa nedene yönelik testler yapılmalıdır.

    Genelde bebek doğduktan sonra 3 ay içinde belirtiler olduğu için aileler testin yapılamayacağını düşünür. Ama işin aslı öyle değildir. Alerji testleri doğumdan itibaren kandan ve ciltten her yaşta yapılabilir.

    Egzama teşhisinde alerji testleri

    Çocuklarda egzama için alerji testi doğumdan itibaren yapılabilmektedir. Kandan ve ciltten alerji testleri yapılır. Kandan alerji testi cilt testine göre daha pahalı ve daha az duyarlı olduğu için genellikle deriden alerji testi yapılmaktadır.

    Testler bebeklerde sırttan yapılırken büyük çocuklarda daha sık koldan yapılmaktadır. Alerjenler damlatılır ve alerjenlerin cildin içine nüfus etmesi sağlanır.

    Çocuklarda alerji testini çocuk alerji uzmanları tarafından yapılması doğru teşhis ve tedavi için çok önemlidir. Test doğru teknikle yapılmazsa alerji olmasına rağmen yanlış olarak saptanamayabilir veya tam tersine alerji olmadan alerji var denilerek gereksiz yere bebeğin uzun süre diyet yapmasına sebep olup bebeğin büyümesi ve gelişmesine zarar verilebilir.

    Alerji testleri tek başına teşhis koydurmaz. Bu testin doğru değerlendirilmesi, yorumlanması ve çapraz reaksiyonlar konusunda deneyimli olunması gerekir. Test sonucunda alerji saptanmışsa bu alerjinin egzamanın asıl nedeni olup olmadığı da anlaşılmalıdır.

    Alerji testinin doğru teknikle yapılması, yorumlanması, çapraz reaksiyonların değerlendirilmesi, saptanan alerjinin gerçekten egzamanın nedeni olup olmadığının belirlenmesi konularında en deneyimli olanlar ise çocuk alerji uzmanlarıdır.

    Alerji testi nadir de olsa ciddi reaksiyonlara neden olabilir ve bu reaksiyonların tanınması ve müdahale edilebilmesi için bu konuda tecrübeli olan çocuk alerji uzmanının olması ve gerekli tıbbi ekipman ve ilaçların hazır bulundurulması çok önemlidir.

    Alerji testleri doğumdan itibaren kandan ve ciltten her yaşta yapılabilir. Test için açlık veya tokluk önemli değildir. Bazı ilaçların testten 1 hafta önce alınmaması gerekir. Özellikle antihistaminikler ve öksürük şurupları kullanılmamalıdır.

    Egzamanın Tedavisi

    Egzama tedavisinde alerjenlerden ve kimyasallardan korunma, cildi nemlendirme ve cilde uygulanan tedaviler yer almaktadır.

    * Korunma

    * Cilt temizliği ve banyo

    * Cildin nemlendirilmesi

    * Egzamalı çocuğun banyosu

    * Egzama tedavisinde egzamayı düzelten merhemler

    * PUVA

    * Ultraviyole ışın tedavileri

    * Aşı tedavisi (immunoterapi)

    * İmmunosüpresif tedaviler

    * Antiseptik tekstil ürünleri (ipek giysiler)

    Egzama Nedenleri

    Cildin yapısında bulunan yağ miktarında ve içeriğinde değişme olur. Cildin yapısındaki bu değişme sonucunda deriden yoğun su kaybı olur. Su kaybı dirençli kaşıntıya neden olur. Cildin yapısının bozulmasıyla alerjik gıdalar veya çeşitli kimyasal maddeler cilde daha fazla zarar vererek iltihap hücrelerin cilt bölgesine toplanmasına neden olur. Bu olaylar sonucunda da ciltte egzamanın belirtileri ile karşılaşırız.

    Egzama gelişmesinde genetik çok önemlidir. Filaggrin mutasyonu denilen genetik bir bozukluk egzama oluşmasında önemlidir. Bu genetik bozukluk sonucu cildi dış etkenlerden koruyan bariyer özelliğinde bozulma görülmektedir.

    Bebeklerde görülen egzamada en önemli neden gıda alerjisidir. Tedaviye başlanmadan önce nedenin ne olduğu net olarak belirlenmelidir. Aksi taktirde egzamalı çocuklara genellikle nemlendirici ve kortizonlu merhemler verilir. Düzelir gibi olur ama bir türlü düzelmez, tedaviye yanıt vermez. Çünkü altta yatan neden gıda alerjisi olup alerjik gıdaya devam edildikçe hastalık son bulmaz. Bu nedenle kesin sebebin bulunması gerekmektedir.

  • SAÇIN TENİNE DEĞSE…

    SAÇIN TENİNE DEĞSE…

    Sakın bir söz söyleme…Yüzüme bakma sakın!

    Sesini duyan olur,sana göz koyan olur.

    Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın, (Faruk Nafız ÇAMLIBEL)

    Telefonu meşgul, chat mi yapıyor, şu karşıdan gelen kadının bacaklarına mı baktı, telefonundaki bu mesaj da neyin nesi? Okul zamanından kalma fotoğrafta o yanındaki yabancı da kim? Bana hiç bahsetmemişti? Niye mesajlarıma geç cevap veriyor? Aradığımda niye daha sonra görüşürüz dedi?…

    Psikolojideki geleneksel yaklaşıma göre , ‘kıskançlık’ insanın yapısında doğuştan varolan bir durum değil. Aksine sonradan öğrenilen bir şey. Herkesin hayatı boyunda birçok kez karşı karşıya kaldığı bir duygu durumu.Kıskançlık genellikle bazıları için kamçılayıcı ve itici bir güç olarak görülse de , aşırı kıskançlık hem kıskançlık gösteren kişiyi hem de karşı taraftaki kişiyi çaresiz bırakabiliyor.Ayrıca psikolojideki geleneksel anlayış kıskançlığı güvensizliğe de bağlar. Çoğu sevgili ise aşkın yoğunluğuna. Biz psikologlar kıskançlığın aşırısının ciddi bir rahatsızlık olduğunu söylüyoruz ama flörtçüler işin tuzu biberi diyor. Kıskançlık ne zaman tuz, biber, ne zaman hastalık?

    Bilen bilir, ya da herkes bilir; kıskançlık ürkütücüdür. İnsanın içini yer bitirir… Birinden şüphe duymak insanı korkutur. Bir rakibin ya da rakibenin varlığından kuşkulanır, onu kaybetmekten korkarsınız. Bunu ona itiraf da edemezsiniz çoğu zaman… Boğazınızda konuşmanızı engelleyen kocaman bir lokma vardır, mideniz bulanır, kafanız karmakarışıktır…Gider gelirsiniz düşünceleriniz arasında…Sanki içinizde iki kişi vardır ve onları susturamazsınız…

    İleri safhalarda artık kendinize engel olamamaya başlarsınız ve telefonlar dinlenir, defterler karıştırılır, bilgisayardaki kayıtlar okunur. Bir nev’i casus olunur kısaca…Kendinize de şaşarsınız…Ayıpladığınız şeyleri yapmaya başlarsınız….Aslında neredeyse herkesin hissettiği bu ortak bulanıklık duygusu, insan doğasının bir parçası olarak görülebilir. Tıpkı kızgınlık, öfke, umut, üzüntü gibi.Bu, hayvanların kendi alanlarını korumak için içgüdüsel olarak mücadele etmesine benzer. İnsan da “kendisine ait” birini başka birine kaptırmama kaygısındandır…

    Her insanda az veya çok kıskançlık duygusu vardır.Çoğumuz için kıskançlık,nabzımızda, soluğumuzda hissettiğimiz bir duygudur…O anı yaşayanlar bilir, insan sanki kilometrelerce koşmuş gibidir… Ya da küçücük bir odada kapatılmış, eliniz kolunuz bağlanmış gibidir…Nefes alamazsınız doya doya…Kıskançlık bir hastalık değildir, aksine dozunda olan kıskançlık normaldir ve sevginin bir göstergesi olarak kabul edilir. Anormal kıskançlık ise yıkıcı bir saplantıdır ve tedavi edilmesi gerekir. Kıskançlığın temelinde genellikle ilişkiyi kaybetmekten korkmak ve bunu hayal etmek olabilir.Bu da kişilerin özgüven eksikliğinden kaynaklanan bir sorun olarak kabul edilir. Kıskançlığın patolojik hale geldiği durumlarda ise hastalar bir hayli zorlanabilir. Çünkü aşırı kıskançlık adaptasyonu bozar, depresyona sürükler ve yetersizlik duygusunu hissettirir.

    Kıskançlık çok aşırıya varmışsa, bu kişiler aşırı gururlu ve geçimsizdirler. Kendini üstün görür , şüpheci ve evhamlı davranırlar. Her şeyden olmadık anlamlar çıkarırlar. Bazen o kadar ayrıntılı düşünürler ki ve öyle kurgular oluştururlar ki bunun şaşkınlığını günlerce atamazsınız üzerinizden… Bu da birçok olumsuz sonuca temel hazırlar.Kişi bu durumdan kurtulmak istediğinde öncelikle buna sebep olan nedenleri bulmaya çalışmalıdır. Bu nedenler çoğu kez sadece kişinin içinde kaldığından dolayı çözümlenemez. Bu yüzden kişi karşısındakine onu rahatsız eden şeyleri anlatmalıdır. Böylelikle kişi belki de kendi inandığı şeyin nedensiz olduğunun farkına varabilir.

    Aşırı kıskanmayı sevginin bir yolu olarak görmemeli tam tersine sevgiyi yıpratan bir unsur olarak değerlendirmeliyiz.Tabi ki dozunda olduğunda kıskançlık zararlı değildir ama abartıldığında sevgi gibi yapıcı bir duygunun zıddı haline gelebileceği unutulmamalıdır…Kıskanmak ve kıskanılmak istemiyorsanız size acil bir reçete: Size yapılmasını istemediğiniz hiçbir hareketi sevdiğinize yapmayınız…

  • Çocuklarda böcek ve arı alerjisi

    Alerjik reaksiyona neden olan böcekler genelde arılar ve karıncalardır. Arılar alerjik şoka neden olabilir. İnsanların %50 ile %90’nında yaşamları boyunca bir kez arı sokar. Genelde ciddi bir reaksiyona neden olmamasına rağmen bazı kişilerde alerji gelişir. Alerji gelişen bazı kişilerde ise alerjik şoka neden olarak ölüme neden olabilir. Arı dışındaki böceklerin alerjik şoka neden olması çok nadirdir.

    Arı Alerjisi Nedir?

    Arı sokmasıyla arı venomuna karşı vücudun aşırı reaksiyon vermesine denir. Bazen alerjik şok gibi ölümle sonuçlanabilen sonuçlara neden olabilir.

    Alerji Yapan Arı Çeşitleri Nelerdir?

    Avrupa ülkelerinde alerji yapan arılar daha çok bal arılarıdır. Bal arılarının latince isimleri Apis mellifera-honey bee’dir. İkinci sıklıkta ise yaban arısı/eşek arısıdır. Eşek arısının latince ismi ise vespula spp. (v. germanica, V. vulgaris) olarak adlandırılır.

  • SEVDAM YÜREĞİMDE…

    SEVDAM YÜREĞİMDE…

    Klasik bir söylemdir… Hayatta her şey insan içindir… Hayat her bizleri nerelere sürüklüyor zamanla?…Tozu dumana katıp sürüklenirken kavgasını veriyoruz yaşamın… Kolay değil elbette… Mücadele etmezsek, bunun için çaba harcamazsak kazanılacak bir benliğimiz olmayacak…

    Benliğimize varmak, kendimizi bulmak için savaşlara girip savaşlardan çıkıyoruz… Bazen kendimizi kaybediyoruz savaşların içindeki arayışlarda… Bazen de kendimizi korumak için istediğimiz şeylerden vazgeçiyoruz… Yoruluyoruz… Bitip tükenmeyen kavgalarla geçiyor zaman… Hani bilsek sonunda kazanacağız gücümüz olacak da… Bilmiyoruz ki sonucunu… Bu daha da yoruyor bizi… Gücümüzü daha da bir tüketiyor…

    Öyle bir yaşamak ki diyoruz sonra yaşadığımıza, kazandıklarımızla kaybettiklerimizi bir araya getirip, bir türlü hesap yapamıyoruz… Çünkü sonucundan korkuyoruz…

    Hayatta her şey insan için… Düzenler, dengeler, kurallarla dolu yolumuzda, bazen ne kadar mantıklı olursak olalım biz de çıkışları karıştırıyoruz… Devam etmektense bitiriyoruz bazı şeyleri… Belli etmesek de, ciğerimiz yanıyor mecburi bitişlerde… Güçlü görünmeye çalışsak da… İçimiz yanar kavrulur…

    Sersem hallerimize, yorgunluktandır deyip, kandırmayı deniyoruz kendimizi… Kontrollü olmaya zorlarken davranışlarımızı, duygularımızın çoktan kontrol dışı olduğunu bile bile, insan doğasına hükmetmeye çalışıyoruz aklımızca… Ve hükmü olmayan, tutamayacağımız sözler veriyoruz kendimize…

    Yok saymaya çalışıyoruz bazı şeyleri… Ket vuruyoruz kendimize… Yok saymakla yıkılmıyor ki, gözlerinle kurduğun sevgi dolu köprüler…Taş taş üstünde kalmasa da, yıkılmıyor ki yüreğindeki aşk.. (Temelinde gerçekten aşk varsa…)

    Kızamıyoruz ki canımızı bunca acıtana…Belli edemiyoruz da, yüreğimizi söküp attığını parça parça, asıl kimliğiyle yaşadıklarını, kopyasıyla yok saydığında…Hayat kavgasında tozu dumana katıyoruz…Benliğimizi korumak için savaşıyoruz…Kendimizi koruduğumuzda, aslında kendimiz gibi olduğumuzda kurabildiğimiz sevda köprülerini, her nedense, kurulmadı saymak istiyoruz…

    Bu nasıl bir çelişkidir, bilinmiyor… Çelişkiler, mücadeleler içinde yorulup gidiyoruz… Sürekli taaruza geçiyoruz hayata karşı… Belki de, biz hayatla savaşırken, hayat da bizimle oyunlar oynuyor… Kim bilebilir ki?…

    Dostlukla…

  • Çocuklarda besin alerjileri

    Herhangi bir besinin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı bir madde olarak tanınıp buna karşı değişik mekanizmalarla vücudun reaksiyon göstererek alerji belirtilerinin ortaya çıkmasına Besin Alerjisi denir.

    Besin Alerjisi Sıklığı

    Besin alerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarına düşmektedir.

    En Sık Rastlanan Alerjik Besin Grupları

    Her besinin alerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm alerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, Antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.

    Besin alerjisi belirtileri

    Besin alerjisi belirtiler besin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, dil ve dudakta şişme, egzama belirtileri sıklıkla görülen belirtilerdir. Bu belirtilerden başka akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı kaka, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi birçok belirtilere neden olabilir.

    Besin alerji teşhisi

    Çocuklarda besin alerjisini düşündüren durumlar oluştuğunda ciltten alerji testleri, kandan alerji testleri, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve daha sonra besin yükleme testleri gibi testler yapılarak çocuk alerji uzmanlarınca tanı konulmaktadır.

    * Gıda alerji testi

    * Besin eliminasyonu

    * Besin yükleme testi

    * Besin günlüğü

    Besin Alerjisi Tedavisi

    * Diyet

    * Besin alerjisinde ilaç tedavisi

    * Besin alerjisinin aşı tedavisi

  • PEMBE  BULUTLAR DAĞILIYOR…

    PEMBE BULUTLAR DAĞILIYOR…

    Kadın erkek ilişkileri ilk başladığında heyecan vericidir. Eşlerin birbirini tanımaya çalışmaları ve bu aşamada yaşanan neşeli ve eğlenceli hayat tarzı ile sonsuza dek süreceği düşünülen mutluluk dolu bir yaşam başlar. Ancak zamanın ilerlemesiyle birlikte eskiden heyecan verici olan şeyler gün gelir eskisi gibi zevk vermez. Zamanla çiftler yemek, temizlik yapmak, market alışverişine çıkmak, çocuk yetiştirmek gibi hayatın rutinleriyle meşgul olmaya başlarlar. Vakitlerini öncelikli olarak birbirlerine ayırdıkları günler yavaş yavaş geride kalır. Diğer uğraşlar ilişkinin yönetimini ele geçirir ve çiftler tutkuyu canlı tutacak şeyleri unuturlar. Bu aşamada herkesin düşündüğü şey aynıdır: Neden hiç bir şey eskisi gibi değil? Ama siz yine de umutsuzluğa kapılmayın.

    Bizlere en çok sorulan soru şudur: ” Evliliğin ya da ilişkilerin yıkılmasını neye bağlıyorsunuz? Ekonomik sıkıntılar mı ? Konuşamamak mı ? Parasızlık mı? Kıskançlık mı? Sadakatsizlik mi? İlgisizlik mi? Eğitimsizlik mi?Kişilik çatışması mı?..” Bunların çoğu birer belirtidir.Gerçek sebep sevgi , saygı ve güven bağlarını zayıflatan herhangi bir şeydir. İki insanı bir arada tutan harcın malzemeleri sevgi , saygı ve güvenden oluşur.

    Sevdiğiniz kişiyle aranızda hiçbir sorun yok, en azından görünürde… Ama ilişkiniz her geçen gün tatsızlaşıyor…Sabah altıda kalktınız, gün boyunca durmadan çalıştınız, akşam eve döndüğünüzde parmağınızı bile kıpırdatacak haliniz kalmadı. Üstelik deli gibi aşık olduğunuz ve aynı evi paylaştığınız erkek de bu durumda… Hele çocuk da varsa onların ihtiyaçlarını karşılamak, yedirmek-içirmek, uyutmak … Sonra o televizyona boş boş bakarken siz sofrayı toplayıp gazeteye bir göz attınız ve bütün bir geceyi hiç konuşmadan geçirmeyi başardınız. Çünkü kesinlikle konuşacak haliniz yoktu. Sonra erkenden uykunuz geldi ve kendinizi yatağa atıp adeta “sızdınız.”

    Geceleriniz böyle geçmeye başladıysa modern dünyanın tipik bir sorunuyla karşı karşıyasınız demektir, iş hayatının yoğun, üstelik bu çok yorucu temposunun ilişkinize yansıması, sebepsiz çıkan tartışmalara, gerilen sinirler kavgalara neden olurken, sizi birbirinizden uzaklaştırmaya dahi başlayacaktır. Çünkü aranızdaki iletişim bilinçsizce, ikinizin de isteği dışında kopmuştur. Artık konuşmaya, ona gününün nasıl geçtiğini sormaya ve anlatacaklarını dinlemeye bile üşenir hale gelmişsinizdir. Aranızda yüksek bir “yorgunluk duvarı” oluşmuştur ve bu duvar her gün daha da yükselir. Oysa bir ilişkiyi ayakta tutan şeylerin içinde beraberce paylaşılan anlar, ortak yaşananlardır.

    Sevgi bir ateştir.Sürekli yakılması ve beslenmesi gerekmektedir. İlgilenilmediğin de ateş nasıl sönerse sevgi ateşi de öyle söner gider. Sevgiyi ateşleyen birinci şey ilgidir. Ateşe değer vermektir , bakımını yapmaktır. Herkesin yaşadığı bir evi vardır. Evi yıkılmaktan , yıpranmaktan korumak için sürekli bakım ve ilgi gerekir .Bırakılırsa ev dağılır.Tamiri ertelenirse bozulmalar başlar. Belirli aralıklarla boya badana gerekir. En basitinden bir eşya bir araba ilgisizlikten tahrip olabildiğine göre insan ilişkilerinde en önemli bağ olan sevgi de sürekli bakım ve ilgiye alınmazsa dağılıp çürüyecektir.

    İlişkide insanlar birbirlerine ilgilerini yitirdiler mi ilgilerini başka şeylere yöneltirler.
    Çocuklara, kariyere, evin eşyasına, spora, modaya, ev temizliğine, araba tutkusuna, şöhrete, zenginliğe…Böyle durumlarda evlilik ihmal edildiği için bakımsız kalacaktır ve yıpranmalar, arızalar, yani sorunlar başlayacaktır.

    Kendisini iş başarısına odaklamış bir kişi evlendiğinde eşine zaman ayırma ve ilgilenme gibi “gerçek dünya” ile karşılaştığında zihinsel bir pişmanlık hissedebilir. Eğer erkek bencilse sorun başlayacaktır. Evine zaman ayırmama gerekçesi olarak şöyle der “Ben zaten sizin için çalışıyorum, ekmek kavgası başka çarem yok”. Kısa da olsa kaliteli bir beraberliği, hem iş hem ev başarısını beraber götürebileceğini düşünmezse fırtınalar başlayacaktır. İlgisiz olan sadece erkekler midir? Tabi ki hayır… Eve, eşyaya kendisini kaptırmış veya çocuklarla ilgilenmekten kocasına “Hoş geldin” demeyen eşler de nadir değildir. Bütün gün bakımlı ve göz alıcı bayanlarla bir arada olan erkek evde iyi bir anne, iyi bir ev hanımı ama iyi bir eş ve arkadaş olmayan kadınla uzun süre beraberse evliliği sorgulamaya başlayacaktır.

    İlişkinin uzun sürmesi için tarafların eşit ve denk olması önemlidir. Bunun tek istisnası vardır, “Dostluk duyguları”. Yan yana durduklarında karıkoca diyemeyeceğiniz kişiler öyle paylaşımlar içindedirler ki beraber olduklarında kendilerini çok mutlu ve güvende hissederler…
    Böyle kişilerde sevgi yakalandıktan sonra bazı adet ve davranışlarla beslenebilmiştir.
    Dostluk davranışının en önemli özelliği, ‘onu’ memnun etmeye çalışmaktır. Onun zevklerine, isteklerine ve beklentilerine uygun çabalar içinde olmak. Küçük hediyeler almak. En önemli hediyenin ona ayrılan zaman olduğunu bilmek. Kendi çıkarını ikinci planda tutmak. En önemli içten, karşılıksız, samimi sevgi.

    Mevlana “insanlar konuştuklarıyla değil duygularıyla birbirini anlarlar” der. Evrende belki de insanlığın en ortak noktasıdır duygular. Fikirler, ideolojiler, düşünceler, yargılar ne kadar değişkense duygular da o kadar ortaktır. Belki de yeryüzündeki çatışmaların ana sebebidir duygularla konuşamamak. Eşlerin seslerini duyurabilmeleri bu evrensel kurala uymakla mümkündür. Yargıları değil duyguları paylaşmak gerekir. Bunu başarabilen eşler evliliklerini daha mutlu, daha doyurucu ve daha paylaşımcı hale getirebilirler.

    Yazdıkça yazılacak ayrıntılar çoğalıyor….Gene dönmek üzere bu konuya önemli bir saptamayla son vermek istiyorum ;En iyi aşıkların en duygusal insanların değil, birbirlerine en çok zaman ayıran ve güvenen insanların olduğunu unutmayalım.

  • Çocuklarda bahar alerjisi,

    Kış mevsiminin bitmesiyle birlikte Mart ve Nisan aylarında baharın güzel günleri bizleri bekliyor. Bahar ayı hepimizin sevdiği aylar olmakla birlikte dikkat etmemiz gerekenler vardır. Bahar aylarında sıklıkla bahar yorgunluğu, grip, soğuk algınlığı, ishal gibi hastalıklar yanında alerjik hastalıkların belirtileri de kendini göstermektedir. Allerjik hastalıklardan ise alerjik nezle, göz allerjisi ve astım bahar ayının en önemli hastalıklarıdır.

    Bahar alerjisi nedir? Bahar ayları olan mart, nisan ve mayısta polenlerin havaya yayılmasıyla birlikte burun kaşınması, hapşırma, nezle, burun tıkanması, gözlerde sulanma, kaşınma gibi alerjik nezle, göz alerjisi belirtilerinin görülmesine bahar.alerjisi denir.

    Bahar aylarında ayrıca sık sık öksürük, nefes sıkışması gibi astım belirtileri de görülebilmektedir. Çocuklarda genellikle alerjik nezle astımla birlikte görülür.Bahar alerjisi polen alerjisi olarak da bilinmektedir. Çünkü bahar alerjisinin asıl nedeni polenlerin olması nedeniyledir.

    Bahar alerjisinin belirtileri nelerdir?

    Bahar alerjisi bahar aylarında sık nezle, burun tıkanması, peşpeşe hapşırma, burunda kaşınma, damakta kaşıntı, kulakta kaşıntı, sık burun kanaması gibi alerjik nezle belirtileri, gözlerde sulanma, kaşınma gibi göz alerjisi belirtileri, sık öksürük, nefes sıkışması gibi astım belirtileri bahar alerjisinin en önemli belirtileridir.

    Bu belirtiler özellikle bahar aylarında oluyorsa bahar alerjisi mutlaka akla gelmelidir.

    Bahar alerjisi olan çocuklar kokulara çok hassastır. Bahar alerjisi gözde, burunda ve akciğerde hasarlar oluşturmaktadır. Bu nedenle burun, göz ve akciğerler aşırı hassastır. Kokulara da aşırı hassas olurlar. Bahar alerjisi olan çocuklar kokulara aşırı hassas oldukları için çamaşırların parfümsüz detarjanla yıkanması ve ev temizliğinde kokusuz ürünlerin kullanılması önemlidir.

    Bahar alerjisi yorgunluk yapar ve okul başarısını etkiler. Bahar alerjisi olan çocukların genellikle burunları tıkalı olduğu için uyku kaliteleri de bozulur. İyi bir uyku alamayan çocuklar ise gün boyu kendilerini yorgun ve halsiz hisseder. Bu da okul başarısını ciddi bir şekilde etkilemektedir.

    Bahar alerjisi belirtileri ne zaman başlar?

    Bahar alerjisi belirtileri Mart ayında başlar. Mart ayında ilk ortaya çıkan polenler ağaç polenleridir. Nisan Mayıs ayında ise ot polenleri kendini gösterir. Temmuz ayından ekim ayına kadar ise yabani ot polenleri kendini gösterir. Hangi polenin alerji yaptığının öğrenilmesi ne zaman önlem alınacağının öğrenilmesi açısından çok önemlidir.

    Bahar alerjisi teşhisi nasıl konulur?

    Bahar alerjisi belirtileri gösteren çocuklar “çocuk allerji uzmanları” tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Teşhis koymak için bazı testler yapılmaktadır. Bu testlerden en önemlisi ciltten yapılan allerji testleridir.

    Doğru teknikle, doğru alerjenlerle yapılacak test çok önemlidir. Tek başına allerji testleri teşhis koydurmamaktadır. Çocuk alerji uzmanları tarafında çocuktaki belirtiler ile allerji test sonuçları arasında değerlendirme yapılarak kesin teşhis konulmalıdır.

    Alerji testleri kandan yaptırılabilir mi?

    Kandan allerji testleri çok doğru sonuç vermeyebilir. Ayrıca kandan yapılan testler pahalıdır. Bu sebepten en doğru sonucu ciltten yapılan allerji testleri verdiği için kan yerine ciltten yapılan allerji testleri tercih edlmektedir. Sadece ciltte problemi olan veya cilt testlerini etkileyen ilaç kullanan çocuklarda bu testi kandan yapmaya tercih etmekteyiz.

    Alerji testleri kaç yaşında yapılır?

    Allerji testleri yenidoğan döneminden itibaren yapılabilmekle birlikte polen allerjisi için alerji testi genellikle 2 yaşından sonra tercih edilmektedir. Bunun sebebi alerji gelişebilmesi için en az iki polen mevsimi ile karşı karşıya kalmak gerektiği içindir.

    Bahar alerjisi teşhisi neden önemlidir?

    Bahar alerjisi sık sinüzit, geniz eti büyümesi, sık kulak iltihabı gibi sonuçlara neden olabilir. Okul performansını çok etkiler. Allerjik nezleli her beş çocuktan birisi ilerde astıma ilerleyebilir. Bu sebepten teşhis önemlidir.

  • İLİM İLİM BİLMEKTİR…İLİM KENDİN BİLMEKTİR…

    İLİM İLİM BİLMEKTİR…İLİM KENDİN BİLMEKTİR…

            Verdiğim seminerlerde özellikle değindiğim bir konu vardır… Kendini tanımak…. Hep iletişimden söz ederiz… Önemini vurgularız ama asıl iletişim kendimizle başlar bunu unutur öyle yaşarız… Seminerlerimde küçük oyunlarla kendimizi tanımaya yönelik çalışmalar yaparım.. Ve bir çok kişi kendisine bile itiraf etmekten çekindiği yönleriyle karşılaşır…

            İnsan kendisini tanırsa, kendisiyle iletişim kurarsa neler olur?…
    Kendini iyi tanıyan insan, kendini daha çok kabul ettiren insandır.
    Kendini tanıyan insan, gerçek duygu ve düşüncelerinin farkındadır. Kendini tanıyan insan söylediği kelimeleri neden söylediğini, ne zaman söylemesi gerektiğini, söylediğinde ise neler olabileceğini bilir… Kendini tanımak aslında yapmamız gereken en önemli yolculuktur… İçimize yapacağımız yolculuk… Kimi zaman bizi şaşırtan, kimi zaman bizi mutlu eden, kimi zaman bizi kaygılandıran… Her nasıl olursa olsun ama mutlaka bize bir çok şey katan yolculuk…

            Öncelikle ne yapmalıdır?… Başkalarının kararlarıyla yaşamayı bir kenara bırakmalıdır…

            İnsanın kendini tanıyabilmesi, kendi gücünü keşfetmesine bağlıdır; Bunun için: İnsan yaşantısını ve yaşantısındaki değişimi gerçekleştirecek gücü kendi denetimi altında tutmalıdır… Bunun için kendine yeteri kadar özgüveni olmalıdır… Sorumluluk bir başkasına ya da yaşam tarzına devredilmemelidir.
            Hızlı bir şekilde öğrenmeye ve çevrede olup bitenleri kendisini keşfederken anlamaya çalışılmalıdır… Gerilimini bilmeli ve  denetim altına alınmalıdır… Aşağılık duyguları içinde, insan, kendi gücünü aşan girişimlerde bulunmamalıdır… Değiştirilemeyecek koşullar belirlendikten sonra, yaşantının geri kalan kısmı, insanın kendi kararları doğrultusunda şekillendirilmelidir. Değişim isteğine karşı koyan, eskisi gibi davranma davranışının yenilmesi gerekir…

    Kendimiz olmamız dileğiyle…

    Dostlukla…

  • Çocuklarda astım

    Astım nedir?

    Çocuklarda astımın %90 nedeni alerjiye bağlıdır. Bu nedenle de astım hastalığına bazen alerjik astım da denilmektedir.

    Tekrarlayan öksürük, hırıltı, nefes sıkışması olan bir çocukta astım akla gelmelidir. Astımlı çocuklar tedavi edilmezse diğer çocuklara göre daha az fiziksel aktivite yaparlar ve kilo alabilirler. Çünkü astımlı çocuklar egzersiz yaptıkları zaman öksürük veya nefes sıkışması gibi belirtiler gösterdiği için genelde aktivite yapmazlar. Özellikle geceleri ve sabah kalktıkları zaman şikayetleri olur.

    Astımın bir çok nedeni vardır. Genellikle bir çocukta birden fazla neden vardır. Öksürük, tekrarlayan bronşit ve nefes sıkışması, özellikle egzersiz sırasında olduğu zaman astım olabileceğini gösteren bir ip ucudur.

    Alerjik AstımTeşhisi

    Astım teşhisi koymak bazen zordur. Astımın teşhisini koyacak tek bir test maalesef yoktur. Astımlı çocuklar genellikle çocuk alerji uzmanlarına yönlendirilir. Çünkü çocuk alerji uzmanları astım teşhis ve tedavisinde özel eğitim alan uzmanlardır.

    Çocuğunuzun alerji uzmanı genellikle çocuktaki belirtilerin ciddiyeti öğrenmek için çeşitli sorular sormaktadır. Şikayetleri ne sıklıkta olduğu, uykusunu bozup bozmadığını öğrenmek ister.

    Bebeklerde teşhis koymak için çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü bebeklerdeki astım belirtileri çok farklı nedenlerle olabilir. Çok farklı tedavilere gerek olabilir.

    Astımı tetikleyen en sık iki tetikleyici neden soguk algınlığı ve alerjenlerdir. Bebeklikten sonra alerjiler özellikle önemli olmaya başlar. Astımlı çocuklarda astımın teşhis ve tedavisi için alerji yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Çocuk 5 yaşından büyükse akciğer fonksiyon testleri ile akciğer fonksiyonları değerlendirilmelidir. Bazen akciğer enflamasyonu gösteren testler yapılır. Bazen akciğer grafisi gerekebilir. Bağışıklık sistemi testleri ve ter testi gerekebilir.

    Alerjik Astım Tedavisi

    Öncelikle astımı tetikleyen nedenlerden korunmak gerekir. Çocuklarda en sık neden alerjisir. Örneğin ev tozu akar alerjsi olanlar için ev tozu akarları için önlem alınmalıdır. Astımı tetikleyen faktörlerden uzak kalınmalıdır.Çocuk alerji uzmanınız çocuğun durumuna göre tedaviyi planlayacaktır. Takiplere göre astımlı çocuğun tedavisi ayarlanır.

    Astım ilaçları hazne ile kullanılabilir, nebulizatör ile veya büyük çocuklarda doğrudan uygulanabilmektedir. Hangi yönetimin çocuk için uygun olacağı çocuk alerji uzmanınca belirlenmektedir.

    Astım ilaçları rahatlatıcı ilaçlar ve iyileştirici ilaçlar olarak ikiye ayrılır. Rahatlatıcı ilaçlar sadece öksürük veye nefes sıkışması olduğu zaman kullanılan ilaçlardır. İyileştirici ilaçlar ise çocuğun şikayetlerine göre gerekirse kullanılmaktadır.

  • HADİ GELİN DÜRÜST OLALIM…

    HADİ GELİN DÜRÜST OLALIM…

    Hani söylediğimiz kendimizce beyaz yalanlar… Ya da klasik Türk yalanları neler?… Bu gün bunun üzerine kafa yoracağım biraz…

    Benim için eş seçiminde önemli olan iç güzelliği şekerim… Ruhu güzel olsun fiziği güzel olmasa da olur… Mesela bu tarz cümleler bence en çok maske takarak kullandığımız cümleler… Söyleyen kişinin eklemeyi unuttuğu cümle ise; tabi ki içi güzel mi diye bakmadan önce fiziği güzel mi diye bakarım cümlesidir… İnsanlar ellerinde içlerini gösteren raporlarla gezmiyorlar… Efendim bu benim daha önceki ilişkilerimden aldığım referanslarım…Fiziğim kötü ama bakın içim ne kadar güzel…Okuyun, okuyun vallahi içim güzel, temizdir… deme şansları yok… Dürüst olalım bizim iç güzelliğini keşfetmemiz dış güzellikten geçmiyor mu?..

    – Paranın ne önemi var canım… Mühim olan insanlık…

    Ah bu şarkı… yıllar öncesinden bu günlere taşımış bu yalanı… Niyeyse paraya önem vermediğimizi söyleriz ama bedava iş de yapmayız… Kaç lira maaş alıyorsak alalım hep daha fazlasını hak ettiğimizi söyleriz ki bu doğrudur J … Eş seçerken de bu yalanımız ortaya çıkar… Eğer ergenlik döneminin kavak yellerini atlatmışsanız işi gücü olmayan bir insana dönüp bakmazsınız bile…Samanlık seyran olmaz artık 200 metrekare, çift banyolu, balkonlu lüks evler varken… Huzur yerinde olsun, bir kuru ekmeğe, bir kuru soğana razı gelinmez artık yüksek kolarili besinler varken…Huzur paradan geçmektedir ne yazık ki çoğu zaman… Paranın alabileceklerini ölçüt koyarsınız kendinize… Arabulucular da daha kişisel özellikleri ortaya sermeden evi var şu semtte, arabası da şu marka derler… Para bir çok şeyi kapatabilir çünkü… Mesela boyunuz kısaysa kocaman jeepin içinde siz de dev gibi görünebilirsiniz… parayla ilgili söylediğimiz yalanlar çoktur aslında… Para nedir ki?.. Elinin kiri… deriz ama içimizden de geçiririz Allah’ım elim paranın kirinden hiç temizlenmesin…

    Birde büyük ikramiye çıkarsa ne yaparsın sorusuna verilen cevaplar bence en büyük yalanlardan… Beni en çok güldüren cevap Büyük ikramiyeyi kazanmak istemiyorum önemli olan alın teri cevabı… Madem öyle düşünüyorsun niye şans oyunları oynuyorsun?.. Milli gelir artsın diye mi?… Bazıları ise hemen hayır işleri yapmaya kalkar… Camii yaptıracağım, okul yaptıracağım, aş evi açacağım… Bir istatistik var mı bilmiyorum bu konuyla ilgili ama basitçe düşününce şu sonuca varabiliyorum… En basitinden 1939 yılında kurulan milli piyango idaresinden yola çıkarak yaklaşık 60-70 yıldır binlerce ikramiye dağıtıldı… Türkiye okul, aşevi, huzurevi, çocuk bakım evi vs cenneti olması gerekmez miydi?…

    Aslında düşündükçe bir çok yalan geliyor aklıma… Mesela ben hiç yalan söylemem yalanı… hiç mi beğenmediğiniz yemeğe aaa eline sağlık çok güzel olmuş demediniz?… Hiç mi arkadaşınızın saçını, kılığını kıyafetini beğenmediğiniz halde , çok yakışmış, güle güle kullan demediniz?… Hiç mi bak tam ben seni aramak için telefona yönelmiştim sen aradın demediniz?… Hiç mi yemek yemeyen bir çocuğa yemezsen arkadan ağlar demediniz?… Size verilen hediyeyi beğenmediğiniz halde, çok teşekkür ederim çok beğendim demediniz?… Hiç mi öğretmenin vurduğu yerde gül biter demediniz?… Senden iyi olmasın bir arkadaşım vardı demediniz?… Hiç mi arkasından konuşmuyorum, burada olsa onun yüzüne söylerim demediniz?…Demediniz mi?… Eğer cevabınız demedimse, yalanlarınıza bir yalan daha eklemiş olmuyor musunuz?….