Yazar: C8H

  • Prp doku yenileme

    Prp doku yenileme

    • PRP (Doku Yenileme) nin cilt üzerindeki uygulamaları nasıldır ? Amacı nedir?

    – Doku yenilemede kandan alınan büyüme faktörleri kolejen üretimi arttırmakta doku yenilenmesine yardımcı olmaktadır. Bu sayede lekelerin azalması , sivilcelerle kalan izlerin yok olması cildin daha gergin , canlı ve parlak görünmesini sağlanmaktadır.

    • Cilt yüzeyinde hangi bölgelere uygulanmaktadır?

    – Problemli olan herhangi bir bölgeye uygulanabilmektedir. Yüz, boyun, dekolte ve el üstü gibi…

    • PRP’nin etkileri nasıldır?

    – Uygulama yapılan kişi 3 – 4 haftanın sonunda etkileri fark etmektedir. Lekelerde azalmalar meydana gelmekte ve cilt yüzeyi daha parlak , gergin ve canlı gözükmeye başlamaktadır.

    • Yan etkileri var mıdır?

    – Karışım hastadan kendi kanı ile hazırlandığı için kan yoluyla bulaşan bulaşıcı hastalıklara yakalanma yada alerji olma riski yoktur. Sadece işlem esnasında kızarıklık meydana gelebilmektedir ve bu kızarıklık birkaç saat sonra geçmektedir.

    • Tedavi süresi ne kadar zamanda tamamlanmaktadır?

    – 3 seanstan oluşmakta,ayda 1 defa uygulanmaktadır. 6- 12 ay arasında da tekrarlanması gerekmektedir.

    • PRP uygulaması esnasında ağrı ya da acı var mı?

    – Herhangi bir ağrı ya da acı hissi yaşanmamaktadır, krem ile uyuşturma işlemi sonrası uygulanmaktadır.

    • PRP yönetimi kimlere uygulanamaz?

    – Aktif kanser hastaları hariç herkese uygulanabilmektedir.

  • Kızlık Zarı Dikimi

    Kızlık Zarı Dikimi

    Zar dikimi günümüzde ilgi gören ve çok tercih edilen yöntemler arasında yer alıyor. Bu yüzden kızlık

    zarı dikimi aynı zamanda bekaret dikimi olarak da adlandırılıyor. Bu kadar çok talep görmesinin yanı

    sıra hala zar dikimi hakkında bilinmeyen pek çok şey bulunuyor. Zar dikimi hakkında bu kadar çok

    soru sorulmasının nedeni, bu konu hakkında yeterli bilgi sahibi olunmaması ya da yanlış bilgilere

    sahip olunması olarak görülebilir.

    Kızlık zarı çeşitli nedenlerden dolayı yırtılabiliyor. Ancak bu nedenlerin bilinmemesi ve yanlış

    anlamalar, kadınları toplum içerisinde ve özellikle aile çevresinde zor durumlara düşürebiliyor. Bu

    yüzden birçok kadın gizlice kızlık zarını diktiriyor ya da onarımını sağlıyor. Bazı durumlarda aileler reşit

    olmayan kızlarını jinekologlara getirebiliyorlar.

    Kızlık Zarı Dikimi Nasıl yapılıyor?

    Zar dikimi operasyonları basit bir şekilde yapılabiliyor. Tıp biliminde bu konudaki gelişmeler, bu tür

    operasyonların daha kolay ve daha kısa bir sürede yapılabilmesine olanak sağlıyor. Günümüzde zar

    dikimi operasyonları zarın yapısına göre farklı olmakla birlikte 10 ya da 15 dakika kadar sürüyor. Bazı

    kadınlar zar diktirme operasyonları ile birlikte vajina daraltma operasyonu da yaptırmak istiyorlar. Bu

    durumda operasyon 20 dakika kadar sürebiliyor.

    Kızlık zarı dikimi iki tür yöntemle yapılıyor. Kalıcı kızlık zarı dikimi en çok tercih edilen yöntemler

    arasında yer alıyor. Bu yöntemde de en etkili olan ise Flep yöntemi. Flep yönteminde vajina arka

    duvarından alınan doku, vajina üst ve yan duvarlarına dikiliyor. Eğer bu yöntemde lazer cihazı

    kullanılıyorsa dikiş yerine lazer ışınları ile kesme ve yakma işlemleri yapılıyor.

    Bu işlemin herhangi bir riski bulunmuyor. Ayrıca operasyondan sonra yara ya da dikiş izi kalmıyor.

    Lazer ile yapılan operasyonlarda iyileşme daha çabuk oluyor ve kanama meydana gelmiyor.

    Kalıcı kızlık zarı dikimi, cinsel birleşmeden yıllar sonra bile yaptırılabiliyor. Ayrıca doğum ya da kürtaj

    olunmasının da operasyona hiçbir etkisi bulunmuyor.

    Geçici kızlık zarı dikimi genellikle evlilikten ya da cinsel birleşmeden 2–3 gün Öncesinde yaptırılıyor.

    Bunun nedeni operasyonun etki süresinin en fazla bir hafta olmasıdır. Bir hafta sonrasında tekrar

    yırtılma kendiliğinden meydana gelebiliyor. Evlilikten kısa bir süre öncesinde en çok bu yöntem tercih

    ediliyor.

    Kızlık Zarı Dikiminden Sonra Ne Yapılmalı?

    Mümkünse operasyon yapılan günde dinlenilmesi gerekiyor. Kişinin durumuna göre bu süre 1 ya da 2

    gün sürebiliyor. Ağır kaldırmamak ve ağır aktivitelerden kaçınmak olduk önemli. Ayrıca Vajen

    bölgesinin kuru kalması gerekiyor. Bu yüzden bir hafta kadar denizden ve havuzdan uzak durmak

    gerekiyor.

    Operasyondan sonra birkaç gün boyunca, operasyon yapılan bölgeye pansuman yapılması gerekiyor.

    Doktorun tarif etmesi ile pansuman işlemi kişi tarafından evde de yapılabiliyor. Bisiklete ya da ata bir

    süre binilmemesi gerekiyor. Kabızlık operasyonun bir numaralı düşmanlarından bir tanesidir. Kabızlığı

    önlemek için bağırsakları yormayan yumuşak yiyeceklerin yenilmesi tercih edilmelidir.

  • Soğuk lipoliz

    CRYO E ACTION (Soğuk lipoliz) yağ hücrelerini dondurarak işlevsiz hale gelerek onların yokolmasını sağlayan kontrollü ve bölgesel bir cilt soğutma yöntemidir. Aslında yağ hücrelerinin soğuğa maruz kaldığı zaman dermatolojide “soğuk kaynaklı panikülit” olarak da ifade edilen programlanmış hücre ölümüne (apoptoz) girdikleri yaygın bilinen bir gerçektir.

    Cryolipoliz ( Soğuk lipoliz ) cihazı ile yağ hücreleri hedef alınarak yağ tabakasının bulunduğu bölgeler soğuk aracılığıyla parçalanır. Yağ hücreleri soğuğun etkisiyle daralıp büzülünce lenfatik sistem tarafından vücuttan atılır.

    Cryolipoliz ve Cryo Elektroforez uygulama alanları

    Liposuction yöntemine karşı serin bir alternatif

    Cryo-lipoliz ( Soğuk lipoliz ) yağ hücrelerini dondurarak onların işlevsiz hale gelmesini sağlayan kontrollü ve bölgesel bir cilt soğutma yöntemidir. Aslında yağ hücrelerinin soğuğa maruz kaldığı zaman dermatolojide “soğuk kaynaklı panikülit” olarak da ifade edilen programlanmış hücre ölümüne (apoptoz) girdikleri yaygın bilinen bir gerçektir. Cryolipoliz ( Soğuk lipoliz ) cihazı ile yağ hücreleri hedef alınarak yağ tabakasının bulunduğu bölgeler soğuk aracılığıyla parçalanır. Yağ hücreleri soğuğun etkisiyle daralıp büzülünce lenfatik sistem tarafından vücuttan atılır.

    •Cerrahi müdahale gerektirmeyen bir uygulamadır.

    •Lipoliz diğer adıyla yağ parçalanmasını tetiklemek için yağ hücrelerini dondurur ve lenfatik sistem tarafından atılmalarını sağlar.

    •Tedavi esnasında 8’e 12 cm boyutunda disk şeklinde bir cihaz doğrudan cilde uygulanır.

    •Bu cihaz uygulama bölgesine yerleştirildikten hemen sonra aktif olarak çalışmaya başlar ve etkisini giderek arttırır.

    •Cihaz yerleştirildikten 5 ila 20 dk içersinde 4 ℃ soğuklukta yağ parçalayıcı etkisini göstermeye başlar.

    •Diğer dokulara zarar vermez.

    •Apoptotik yağ hücrelerinin ölmesini sağlar.

    •Doğal olarak meydana gelen bir iltihaplanma süreci sonrasında ölü yağ hücreleri vücuttan atılır ve yağ tabakasında incelme olur

    •Sinirler, kas dokusu ve kemiklerin etrafındaki yağ dokusunu azaltan zararsız bir uygulamadır.•Yağ tabakasının yoğun olarak bulunduğu bölgelerde daha etkilidir.

  • PCOS Polikistik Over Sendromu ve  OHSS Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu

    PCOS Polikistik Over Sendromu ve OHSS Ovarian Hiperstimulasyon Sendromu

    Polikistik over sendromu ülkemizde oldukça sık görülen bir hastalıktır. Öne

    çıkan belirtileri adet düzensizliği, tüylenme ve çocuk sahibi olmada

    güçlüktür. Eğer hasta şişmansa bu belirtiler daha da ağırlaşır. Son yıllarda

    hastalığın vücuttaki insulin direnci ile ilişkili olduğu anlaşıldı. Görülme

    sıklığı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte % 20’lere kadar çıkabilmektedir.

    PCOS’lu hastaların yarısından fazlası şişmandır. Bu hastalarda karın çevresinde biriken yağ

    (santral obezite, elma tipi yağlanma) insulin direncini daha da artırır. Bu nedenle bu hastalıkta

    ileride tip II diabetes mellitus (şeker hastalığı) gelişme riski vardır.

    Yukarıda sayılan belirtilerin olduğu hastalarda transvajınal ultrasonografi yapılarak

    yumurtalıkların görünümüne bakılmalıdır. Ayrıca hormon tahlilleri ve glikoz tolerans testi

    yapılması gereklidir.

    Tedavi

    Şişman PCOS hastalarına her şeyden evvel kilo vermeleri önerilmelidir. Bu durum

    duraklamış olan yumurtlamayı tekrar başlatarak tüylenme ve adet düzensizliğini azaltabilir.

    Daha sonra eğer hastanın çocuk isteği varsa clomifene isimli ilaç doktor gözetiminde

    kullanılabilir. Hastaların %80’inde yumurtlama olur ve 6 aylık tedavi sonunda gebelik oranı

    %40-50 civarındadır. Clomifene’e cevap vermeyen hastalara gonadotropin içeren iğne

    formunda ilaçlar verilir. Laparoskopik ovarian diatermi denilen ve yumurtalıktaki kistlerin tek

    tek yakıldığı tedavi ise bir alternatif olarak düşünülebilir.

    Metformin içeren ve şeker hastalarının da kullandığı ilacın da clomifene’e dirençli

    olgulardayumurtlama oranlarını artırdığı yönünde bulgular vardır. Ancak ilk seçenek olarak

    kullanılmaz. Zira clomifene den daha üstün değildir. Clomifene ile kombine olarak

    kullanıldığında yumurtlamayı artırabilir. Ancak ne zayıf ne de şişman hastalarda gebelik

    oranları artmaz. Fakat şişmanlığın gebelik ve canlı doğum oranları üzerine olumsuz etkileri

    olduğu gösterilmiştir.

    Yardımcı üreme teknikleri PCOS lu hastalarda çok etkilidir. PCOS lu hastaların

    yumurtalıkları normal hastaların yumurtalıklarına göre yardımcı üreme teknikleri tedavilerine

    çok farklı yanıt verebilir. PCOS gonadotropin tedavisine çok hassastır, aşırı yumurta oluşumu

    ile yanıt verebilir fakat bu yumurtaların çoğunun döllenme potansiyeli düşüktür. Çok yumurta

    elde edildiği zaman OHSS (ovarian hiperstimulasyon sendromu) riski yüksektir. Ağır OHSS

    tüm olguların yaklaşık %2’sini oluşturur. Ancak hayatı tehdit eden hipovolemi (kan hacminin

    azalması), hemokonsantrasyon (kanın yoğunluğunun artması), olguria (idrar miktarının

    azalması), elektrolit dengesizliği, karaciğer fonksiyon bozukluğu, tromboemboli, ascit (karın

    boşluğunda sıvı birikmesi), hidrotorax ( göğüs boşluğunda sıvı birikmesi) ve adult respiratuar

    distress sendromu ( solunum yetmezliği) gibi durumlar gelişebilir.

    OHSS sınıflandırılması

    Hafif OHSS

    – Hafif karın ağrısı

    – Karında şişlik hissi

    – Yumurtalık çapı <8 cm3

    Orta OHSS

    – Bulantı ve/veya kusma

    – Orta şiddette karın ağrısı

    – Ultrasonda ascit görülmesi

    – Yumurtalık çapı 8-12 cm3

    Ağır OHSS

    – Ascitle birlikte hydrotorax var ya da yok

    – Olguria

    – Yumurtalık çapı>12 cm3

    – Hemokonsantrasyon, hematocrit> %45

    – Hipoproteinemi

    Kritk OHSS

    – Yoğun ascit veya hidrotorax

    – Oliguri veya anuri

    – Hematocrit>55

    – Beyaz hücre sayısı >25000/ml

    – Solunum yetmezliği

    – Tromboemboli

    OHSS nin oluşum mekanizmasındaki ana unsur damar geçirgenliğinin artmasıdır. Böylece

    damar içindeki sıvı dışarı kaçar ve öncelikle karın boşluğunda birikir. Vascular endotelial

    growth factor (VEGF) PCOS lu hastaların yumurta toplama gününde kan ve follikül sıvısında

    yüksek bulunmuştur. Bu nedenle OHSS gelişiminde önemli bir etken olarak görülmektedir.

    Diğer etkenler hastanın genç olması, zayıf olması, daha önce OHSS geçirmiş olması ve

    yumurtlamanın tetiklenmesinde hCG kullanılmış olması. Gebe kalınan sikluslarda daha fazla

    olması hCG ile bağlantısını da güçlendirmektedir. Artan hCG VEGF salınımını da

    artırmaktadır.

    OHSS den korunma

    – Tüp bebek tedavisi sırasında kullanılan ilaçların dozlarını düşük tutmak

    – Tedaviye metformin ilave etmek

    – Yumurtalıklar aşırı cevap vermişse ilaçları kesmek

    – Damardan tedbir olarak albumin verilmesi

    – Tüm embryoları dondurarak transferi ertelemek

    – Tedaviyi iptal etmek

    OHSS gelişen hastalarda hematocrit düzeyi %45 in üzerine çıktığı anda hastaneye yatırmak

    gerekir.

  • Yeni nesil gıda intoleransı testi

    Yeni Nesil Gıda İntoleransı Testi

    York Testi, hangi gıda veya gıdalara karşı intoleransınız olduğunu hemen öğrenebileceğiniz bir kan testidir.

    York Testi şirketi, parmak ucunuzdan alacağımız bir damla kanı inceleyerek, vücudunuzun hangi besinlere karşı intoleransı olduğunu tespit eder ve testin neticesine göre uygulamanız gereken ‘kişisel’ beslenme planı oluşturmanıza yardımcı olur.

    Aslında tıp dünyası “Gıda İntoleransı Testi” kavramını çok uzun süredir biliyordu, ancak birçok doktorun aklındaki soru işareti, bunu tespit etmek için yapılacak testlerin ne derece güvenilir olduğuydu.

    Eski jenerasyon testler genelde doğru sonuçlar vermediği için hastayı iyileştirmek yerine daha da sıkıntıya sokuyordu.

    York Testi yeni jenerasyon bir Gıda İntoleransı Testidir ve York Testi’nin keşfi tıp dünyasında, Röntgen’den MR’a geçiş gibi büyük bir teknolojik adım olarak algılanmıştır.

    Eski ve yeni jenerasyon testler arasındaki farkın sebebi, York Testi’nin Aktif ve Pasif intoleransı birbirinden ayırtetme tekniğidir. Eski testlerde 40-50 adet gıda intoleransı çıkan raporlar York Testi’nin “Subclass 4 igG Examination” tekniğiyle pasif intoleransları elemesiyle 2-3 gıdaya indirgenmektedir. Yani, York Testi yaptıran hastalar sadece aktif olan intoleranslarını öğrenmektedirler. York Testi Laboratuarları 25 sene süren bir araştırma neticesinde bu testleri geliştirmiştir ve York Testi’nin tekrar doğrulanabilirlik oranı %98’ler seviyesine ulaşmıştır ki bu eski test teknikleri için hayal bile edilemeyecek bir başarı noktasıdır.

    Gıda intoleransı alanında en ileri yöntem olarak kabul edilen bu “Subclass 4 igG Examination” tekniğini 2004 yılında keşfeden York Testi şirketi bu çığır açan buluşu nedeniyle İngiliz Kraliçesi’nden İngiltere’nin en başarılı şirketi ödülünü almıştır.

    İstatistiklere göre, eski model testleri kullanan hastaların sadece %3’ü kendilerine verilen karmaşık diyet programını anlamış ve takip edebilmiştir. Oysaki bu rakam York Testi’nde %93′tür.

    Gıda İntoleransı şu hastalıklara yol açabilir:

    – Şişmanlık,

    – Kilo verememe,

    – Migren,

    – Akne,

    – Nedeni bilinmeyen ödem,

    – Gaz,

    – Şişkinlik,

    – Kronik yorgunluk,

    – Kabızlık,

    – Cilt problemleri (örn. sivilceler, kaşıntı nörodermatit, kronik egzema vs.),

    – Romatizmal hastalıklar,

    – Astım,

    – İshal ,

    – Mide krampları,

    – Depresyon,

    – Uyku bozuklukları,

    – Baş ağrısı,

    – Solunum yolu hastalıkları,

    – Kronik Farenjit,

    – Sürekli nezle olma,

    – Ağızda yaralar,

    – Epigastrik Ağrılar,

    – Crohn hastalığı,

    – İrritabl Bağırsak Sendromu,

    – Sık gribe yakalanma,

    – Kronik burun akıntısı,

    – OSB (Otistik Spektrum Bozukluğu),

    – Sedef hastalığı,

    – Nörodermatit,

    – Ürtiker

    YORK Testi’ni uygulamış olan 2500 hasta arasında yapılan anket şu sonuçları vermiştir:

    Hastaların;

    %90′ı, kendi pozitif deneyimlerine dayanarak YORK Testi’ni herkese tavsiye ettiklerini…

    %72′si, bu test sonucunda sağlık durumlarının büyük ölçüde düzeldiğini…

    %78′i, sorunlu olarak teşhis edilmiş gıdaları zamanla tekrar beslenme planlarına dahil ettikleri zaman düzelmiş olan semptomların %90′ının tekrar geri geldiğini

    belirtmişlerdir.

    York Testi sonrası sorunlu besinleri çıkaran hastalardaki iyileşme oranları

    Kronik Semptomlar Belirgin İyileşme

    Gastro-intestinal 80%

    Solununum 72%

    Nörolojik 78%

    Dermatolojik 76%

    Kas-iskelet sistemi 64%

    Psikolojik 81%

    Diğer 79%

  • DİSPARONİ (AĞRILI CİNSEL İLİŞKİ ) ve VAJİNİSMUS…

    DİSPARONİ (AĞRILI CİNSEL İLİŞKİ ) ve VAJİNİSMUS…

    Disparoni ve vajinijmus,ağrı ve seksi içeren bozukluklardır. Ağrı durumları sekse hasar verir. Eşlik eden sekonder cinsel bozuklukların ortaya çıkmasına,olumsuz cinsel davranışlara,kaçınıcı ya da zarar verici davranışlara,ilişkinin bozulmasına,kişisel özgüvende azalma ve duygudurum değişikliklerine yol açabilir. Bunlar da ağrıyı daha da artırır.
    Disparoni yalnızca vajinismus ya da kayganlık azlığına bağlı olmaksızın, tekrarlayıcı ya da kalıcı şekilde cinsel ilişki sırasında ağrı olarak tanımlanmaktadır.Ayrıca parmak,tampon ya da jinekolojik muayene gibi diğer penetrasyon durumlarında da ağrı mevcuttur.Disparoni prevalansı kadınlar arsında yaklaşık %14 kabul edilmektedir. Vajen elastisitesinde ve kayganlığında azalma gibi değişiklikler nedeniyle, daha çok menopozda görülmesi gerektiği gibi düşünülse de en çok 18-24 yaşlar arasında olduğu saptanmıştır.Disparoni tedavisinde seksin, ağrıdan daha çok dikkate alınması da yanlıştır.
    Vajinismus, distal (dışa açılan kısım) 1/3 vajinadaki istemsiz kas spazmına bağlı olarak tekrarlayıcı ya da kalıcı olarak vajinal ilişikide zorlanma olmasıdır . Vajinusmusun ,disparoniden ayrılması genellikle zor olmaktadır.Çünkü her ikisinde de ağrı ve pelvik taban kaslarında kasılma mevcuttur. Bazıları vajinusmusu,disparoninin ağır ve fobik ucu olarak tanımlamaktadır.Vajinismusa spesifik olansa, hem davranışsal hem de duygusal olarak fobiye neden olacak şekilde bir cinsel ilişki korkusuna yol açmasıdır.Vajinismus sıklığı toplumda %1 civarındadır. Belirgin kişisel stres ve kişiler arası ilişkilerde zorlanma vajinismus ve disparoni için bir tanı kriteridir.
    Disparoni ve vajinismus, kadın problemi gibi görünsede aslında çiftin sorunudur. Bazen çift terapi için birlikte başvurabilir. Kadınlar genellikle terapiye tek başlarına katılacaklarını düşünürler. Bu algıyı düzeltmek tedavi girişimleri için ilk adımdır. Motive edilerek çiftler beraber terapiye alınmalıdır. Bununla birlikte istisnalar olabilirve kadın tek başınada tedaviye alınabilir.
    Bu problemlemleri olan kadınlar tedavisi zor olan hastalar olduğundan, ağrılı ilişinin değerlendirilmesi ve tedavisi ile ilgilenen bir jinekolog tarafından değerlendirilmesi önemlidir.Vajinismuslu kadınlar daha önce hiç jinekolojik olarak muayene edilmemiş olabilirler ve bunun imkansız olduğunu düşünebilirler. Bununla birlikte,konuyla ilgilenen bir jinekolog muayeneyi gerçekleştirebilmektedir.
    Sonuç olarak; kapalı ya da farkına varılmamış daha önemli sekonder problemlerin yanında, görünürde olan primer problemlerin çözüme kavuşmaları imkansız değildir. Unutulmaması gereken ;
    ‘’KADIN DOĞULMAZ, KADIN OLUNUR’’ cümlesidir.
    Sevgiyle Kalın…….
    Dr. SİBEL MALKOÇ

  • Aşırı terleme tedavisi hk

    Aşırı terleme hatta bazen normal terleme bile kişileri rahatsız edebilmektedir. Bu yüzden terleme tedavisine talep özellikle bahar ve yaz aylarında oldukça fazla olmaktadır. Terleme tedavisi bir çok farklı şekilde yapılabilmektedir. Bunlar arasında terlemeye neden olan sinir ganglionların alınması, yine yüzeyel bir lazer liposuction ile bu bölgedeki ter bezlerinin harab edilmesi ve medikal terleme tedavisi sayılabilir.

    Stres, emetikler, insülinler gibi uyaran ilaçlar, tiroid bezinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezi hastalıkları, menopoz, hipoglisemi, şişmanlık, bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar ve hormonlar aşırı ve fazla terlemenin başlıca nedenleri arasında bulunmaktadır. Ancak bir hastalıkdan bağımsız olarak yapısal nedenlerle de çok fazla terleme gözükebilir.

    Kişiye bağlı olarak ter bezlerinden aşırı ter salgılanmasını belli bir dönem için durdurmak ve böylece özellikle yaz aylarında gerek koltuk altı gerek avuç içi gerekse ayak tabanı terlemesi giderilebilmektedir.

    Altın İğne Fraksiyonel Radyofrekansla Terleme Tedavisi

    Terleme tedavisi için yapılan bir diğer uygulamada Infini fraksiyonel altın iğne radyofrekans tedavisidir. Bu tedavide ameliyatsız olarak çok ince altın iğnelerle cilt altı dokulara radyofrekans enerjisi verilerek, ter bezlerinin kalıcı olarak hasarı amaçlanır. Hasarlanan ter bezleri gerekli teri salgılayamaz ve terleme önlenmiş olur.

    Bu uygulama 3-4 hafta aralıklarla 3 seans yapılmaktadır. Uygulama ağrısız bir uygulamadır, emla krem sürülerek koltuk altı uyuşturularak yapılmaktadır. Sonrasında sadece 1 gün kızarıklık yaratır. Deriye bir zarar vermez. Bu sayede hasta günlük yaşamına kolaylıkla devam eder.

    Terlemeniz her seans sonrası azalacak ve minimum düzeye inecektir. Uygulamada kalıcı ve uzun süreli bir sonuç elde edilmektedir. Bu uygulama sadece koltuk altı terlemesi için yapılmaktadır, el ve ayak terlemsine uygulanmamaktadır.

  • GEBELİKTE GRİP AŞISI YAPTIRILIR MI?????

    GEBELİKTE GRİP AŞISI YAPTIRILIR MI?????

    İnfluenza, yani grip salgınları kış aylarında sık görülen ve tedavi edilmediği takdirde ciddi sonuçlara yol açabilen enfeksiyonlardır. Gribi ve neden olduğu ciddi komplikasyonları önlemenin tek ve en etkili yolu grip aşısıdır.
    Amerikan Bağışıklık Uygulamaları Tavsiye Komitesi ,grip aşısının hedef kitlesini şöyle belirtmiştir:

    1- 65 yaşından büyükler
    2- Yaşı kaç olur ise olsun kronik hastalığı olanalar (Astım, Diabet,vs)
    3- Yüksek risk altındaki kişiler ile temas halinde olanlar (Sağlık personeli)
    4- HAMİLELİKLERİNİN 2. VEYA 3. TRİMESTERİNDE salgın dönemine denk gelen gebeler.

    Hamilelik sırasında kalp atım hızında, kalbin pompaladığı kan miktarında, oksijen tüketiminde, akciğer kapasitesinde ve bağışıklık sisteminde ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler, gribe bağlı komplikasyonların görülme olasılığını arttırmaktadır. Bu nedenlerde dolayı; Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi, grip döneminde 2. Ve 3. Trimesterda olacak tüm gebelere grip aşısı olmalarını önermektedir.Grip aşısı gebeliğin her döneminde güvenli olmakla birlikte, ilk trimesterda (ilk üç ay) çok gerekli olmadıkça ilaç kullanımından kaçınma geleneği nedeni ile önerilmemekte,bu dönemin sonunda yaptırmayı önermekteyiz.

    *Emziren Anne Aşı Yaptırabilir mi?
    Evet emziren annenin grip aşısı yaptırmasında hiçbir sakınca yoktur.

    *Yılın Hangi Ayları Aşı İçin En Uygun Zamandır?
    En uygun dönem Ekim ve Kasım aylarıdır. Ancak bu aylarda hamileliklerinin ilk 3 ayında olan gebelerde, aşı üç ayın bitimine ertelenebilir.

    * Kimlere Yapılmaz?
    Aşının içinde bulunan maddelere ve özellikle ciddi yumurta alerjisi olanlara yapılamaz..
     

    ,

     

  • Güzel görünüm önce cildinizden başlar

    Cilt bakımı her insanın yapması gereken bir bakımdır. Hem estetik hem de özellikle sağlık açısından çok önemlidir. Cilt temizliğine önem vermek cildimizin ileriki yaşlarda kırışmasını önemli ölçüde azaltacaktır. Çünkü cildimizi olumsuz etkileyen birçok faktör vardır. Bunların başında makyaj, stres, sigara ultraviyole ışınları, dengesiz beslenme ve hava değişimleri gelmektedir. Tüm bu etkenler yaşımız genç olsa bile yüzümüzü solgun göstermesine neden olur. Sağlıklı cilt parlak ve canlı olur. Bu yüzden 20’li yaşlardan itibaren herkesin cildini temizlemesi ve gerekli bakımı yapması gerekir. Her insanın cildi aynı değildir. Bu yüzden ilk önce cilt analizi yaptırarak cilt tipinizi öğrenip ona uygun bir cilt bakımı yaptırmanız gerekir. Tam bir cilt bakımı için ayda bir kere cilt bakım merkezine gidip genel bakım yaptırabilirsiniz. Bu bakım yaklaşık 2 saat sürmekte olup sırasıyla temizleme, tonik, peeling, buhar, maske, nemlendirme işlemleri uygulanır.

    Ayrıca beslenmenize dikkat etmeniz gerekir. Sivilce genellikle çinko eksikliğinden dolayı çıkar. Kabak çekirdeği, badem, brokoli, yumurta ve peynirde bolca çinko bulunmaktadır. Ayrıca A, C ve E vitaminleri olan sebze ve meyveleri de bol miktarda tüketmek gerekir.

    “Yaşlanma” yılların vücutta meydana getirdiği değişikliklerdir. Yaşlanma doğumla başlayan ve ölümle biten bir hayat sürecidir. Ama doku ve organlarda asıl yıpranma büyüme ve gelişmenin tamamlandığı ergenlik çağından sonra başlar .

    Doğum tarihi kaydı güvenilir olup en uzun yaşayan insanlar rekoru 10 yıl önce ölen Fransız Louise Calment’e (122) aittir. Aslında insanlara ait bir hücre olan fibroblastlar laboratuar şartlarında 150 yıl kadar yaşayabilmesi insanın eğer şartlar hazırlanırsa oldukça uzun süre yaşayabileceğini göstermektedir.

    Günümüzde, anti-aging yani “geriye yaşlanma” konusu ile uğraşan bilim adamları insanların yaşam süresini yüz yaşın üstüne çıkarmak amacındalar. Kuşkusuz bu kişilerin hem sağlıklı hem de aktif olması amaçlanıyor. Türkiyede 1960’lı yıllarda 49 olan ortalama yaş sınırı, 2000 ‘li yıllarda 69’ u geçmiştir. O halde geçen son 40 yılda ömrümüzün 20 yıl daha uzadığını söyleyebiliriz.

    Uzun yıllar boyunca hekimler dahil herkes ileri yaşlara kadar yaşamayı bir kader olarak görüyordu. Doğanın değişmez kanunu “İnsanlar doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler“ kuralına müdahalede bulunmak imkansız bir tabu olarak kabul edilmişti. Son yıllarda bunun aksini düşünen bilim adamları “anti-aging” kavramını yani yaşlanmayı yavaşlatıcı arayışları gündeme getirmeye başladılar.

    Deri hastalıkları

    Deri hastalıkları (dermatoz), ciltte görülen hastalıklardır. Sayılmayacak kadar çok deri hastalığı vardır. Deri hastalıklarına genel olarak dermatoz, ilgili bilim dalına da dermatoloji ismi verilir. Deri hastalıkları hakkında genel bir fikir edinebilmek için birkaç bölüme ayırmak mümkündür.

    Mikroorganizmaların sebep olduğu deri hastalıkları

    Bu organizmalar genellikle deri iltihaplanmalarına yol açar. Mikroorganizmalar derideki herhangi bir bozukluğun üzerine kolayca yerleşebilirler. Yaralar, yanıklar, uyuz, böceklerin ısırdıkları yerler, egzemalar ve uçuklar kolayca iltihaplanabilirler. Deri iltihaplarına dermatit de denir. Mikroorganizmaların yol açtığı hastalıklardan olan cüzzam, deri veremi ve frengide ise yukarıdaki bahsedilen iltihaplanmaların dışında bir mekanizma söz konusudur. Bunlar bu yüzden spesifik iltihaplar veya spesifik enfeksiyonlar grubu olarak adlandırılmıştır.

    Estetik Cerrahi

    Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, doğumsal veya sonradan edinilmiş anomalilerin, şekil ve işlev bozukluklarının giderilmesine ve vücut imajının düzeltilmesine çalışan cerrahi bir tıp branşıdır.

    Plastik, Yunanca “plasticos” gelen bir sözcüktür ve “şekillendirmek”, “kalıba uydurmak” anlamlarını taşır. Rekonstrüktif ise Latin kökenli bir sözcüktür ve “yeniden yapmak” anlamını taşır.

    Estetik Cerrahi, Plastik cerrahi içinde yer alan bir yan daldır. Vücut imajının daha güzel ve mükemmele ulaştırılmasını sağlamak için yapılan operasyon ve girişimlerle uğraşır. Burada tıbbi bir problemden çok estetik problemler yani güzellik kaygısı vardır.

    Medyada, plastik cerrahinin estetik yönüne ait haberler daha fazla yer almakta ve belki de bu nedenle halk plastik cerrahları sadece estetik cerrahi yapan kişiler olarak algılamaktadırlar.

    “Özetle; Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi tüm vücut yüzeyinde deri derialtı ve kemikleri etkileyen her türlü bozukluğun onarılmasına çalışır. Bunu yaparken temel kural hangi dokular kaybolduysa ona benzer dokularla onarım yapmaktır.”

    Estetik cerrahi konusunda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta estetik cerrahi uygulama ve ameliyatları mutlaka Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ihtisası yapmış uzman estetik cerrahlar tarafından yapılmalıdır.

  • ADET DÜZENSİZLİĞİ (MENSTRÜEL DÜZENSİZLİK)

    ADET DÜZENSİZLİĞİ (MENSTRÜEL DÜZENSİZLİK)

    Menstrüel düzensizlik, normal adet dışında kanma oluşması şeklinde tanımlanmaktadır. Normal menstrüel siklusta 21-38 gün aralıklarla 3-7 gün süreli düzenli kanmalar oluşur.Kaybedilen kan miktarı 30-40ml arasındadır.Bu miktar normal kabul edilir. Düzensiz kanma, adet günleri dışındaki kanmaları,lekelenmeleri,cinsel ilşkiden sonra oluşan ve postmenopozal kanmaları içerir.Menstrüel düzensizlik sürecinde amenore(adet görmeme) ve menoraji(aşırı kanama) da oluşabilir. Tıbbı bir hastalık veya pelvik patoloji gibi (myom,kist,polip vs)herhangi bir organik nedene bağlı olmayan kanmalar ise disfonksiyonel kanama olarak adlandırılır.
    Menstrüel düzensizlik sık karşılaşılan sorunlardır. Üretken yaştaki kadınlarda adet düzensizliği oranı %9-30 arasındadır.Düzenli menstrüel sikluslar için hipotalamus, hipofiz ve over aksının doğru çalışması ve uterus ile vajina anotomisinin normal olması gerekir.

    Menstrüel Düzensizlik Nedenleri —
    1- Endokrin Sorunlar..( tiroid,diabet, polikistik over sendr.,prolaktin yüksekliği v.s)
    2- Sistemik Hastalıklar..(kan hastalıkları, karaciğer hast., obezite, kullanılan ilaçlar)
    3- Jinekolojik Sorunlar.. (gebelik komplikasyonları,myomlar,uterin veya servikal polipler,enfeksiyonlar, kanser, travma, rahim içi araç)
     

    Menstrüel Düzensizlik Nedenlerinin Yaşa Göre Değerlendirilmesi–
    Menstrüel düzensizliği olan hastalarda şikayetlerin başlangıç yaşı çok önemlidir. Menarş(ilk adetin görülmesi) öncesindeki anormal kanama nedenleri enfeksiyon,malignite , travma ve cinsel taciz ve saldırıyı içermektedir.
    Adölesan dönemdeki menstrüel düzensizlikler çoğunlukla olgunlaşmamış hpotalamo- hipofizer aksın sonucu olarak, düzenli yumurtlayamamaya bağlıdır. Menarşdan sonraki ilk yılda adet düzensizliği oranı %85 iken, ilk 4 yıldaki oran %56 lar civarındadır. Ama bu yaş grubunda fazla kanayan hastalarda hematolojik problemler olup-olmadığı mutlak değerlendirilmelidir.
    Doğurgan çağdaki kadınlarda, adet düzensizliğinde hormonal, sistemik ve jinekolojik nedenler göz önünde tutulmalıdır. Bu hastalarda öncelikle gebelik olasılığı ekarte edilmelidir.Bu grupta gebelikten sonra en sık rastlanan kanama düzensizliği nedeni hormonal kanamalardır. Yaş ilerledikçe myom,polip,endometrial hiperplazi ve karsinom oranı artar. En sık neden myomlardır. Kanama bozuklukları olan hastalar,hormonal bozukluğu olan hastalar mutlaka ayırıcı tanıda ekarte edilmelidir. Duygusal ve fiziksel stres ve belirgin beden ağırlığı değişiklikleri, hormonal dengeyi bozarak adet düzensizliğine neden olabilir.
    Postmenopozal dönemde oluşan tüm kanamalar aksi kanıtlanmadıkça anormal olarak değerlendirilmeli ve araştırılmalıdır. Bu yaş grubunda enfeksiyonlar, selim veya habis tümörler ve travma gibi diğer jinekolojik sorunlarında kanamaya neden olabileceği unutulmamalıdır.Ayrıca menopoz nedeni ile hormon replasman tedavisi alan hastalarda da lekelenme tarzında düzensiz kanama olabileceği unutulmamalıdır.
    Sonuç olarak; menarşdan menopoza kadar her yaşta kadın, menstrüel siklus bozukluklarında mutlak jinokologlarına danışmalıdır. Neden tespit edildikten sonra tedavi nedene uygun seçilecektir..