Yazar: C8H

  • Alerjik cilt hastalıkları

    Alerjik cilt hastalıkları

    A. ATOPİK DERMATİT ( EGZEMA ) NEDİR ?

    Kronik, tekrarlayan, pembe renkli, yüzeyi pütürlü olan kaşıntılı döküntülerdir. Aktif lezyonlar tüm vücütta
    yaygın veya bir bölgede sınırlı olabilir. Bunlar pembe renkli, sulantılı, kaşıntılı lezyonlar şeklinde olabilir.
    Aşırı kaşınma sonucu enfekte olabilirler. Lezyonların sürekli olarak nüks ettiği veya iyileşmediği
    dönemlerde cilt kalınlaşması, çizgilenmesi, soyulmalar ve renk koyulaşması olabilir. Hastalığın
    başlangıç yaşına göre lezyonların vücüttaki dağılımı farklılık gösterir.

    1. İnfantil ( bebeklik dönemi ) Atopik Dermatit:

    2 ay-2 yaş arası çocuklarda görülür. Lezyonlar özellikle yüzde ( sıklıkla yanaklarda ), saçlı deride,
    boyunda, sırtta, diz ve dirsek bölgelerinde oluşur. Bu dönemde başlayan hastalık 3 yaşında
    iyileşebilir veya ileri çocukluk yaşlarında da devam edebilir.

    2. Çocukluk Çağı Atopik Dermatiti:

    2-12 yaşlar arasında görülür. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü, diz arkası, boyun, el bileği ve ayak
    bileğinde görülür. Lezyoların olduğu cilt bölgelerinde kuruluk, çizgilenme, sulanma ve kaşıntı vardır.

    3. Erişkin Dönemi Atopik Dermatiti:

    Çocukluk çağı atopik dermatitinin devam etmesi veya ilk kez 12-20 yaşlar arasında başlayan cilt
    hastalığı şeklinde ortaya çıkabilir. Cilt lezyonları sıklıkla dirsek önü ve diz arkasında bulunur. Bazen
    ellerde de olabilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve rengin kahverengileşmesine neden olur.
    Bazen göz çevresi ve ağız çevresinde kuruluk ve cildin dökülmesi eşlik edebilir. Genellikle kronik
    seyirlidir.

    Atopik Dermatite Eşlik Edebilen Bulgular:
    · El ve ayak tabanı çizgilerinin belirginleşmesi
    · Göz altında koyu gölgeler
    · Yanak, sırt, kol ve bacakta sınırları belirgin soluk renkli bölgeler
    · Atopik dermatiti olan bebekler ileriki yıllarda astım veya allerjik rinit olabilirler

    Atopik Dermatit ( Egzema ) Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Koruyucu Önlemler:

    Bu hastaların ciltleri aşırı kurudur. Cilt kuruluğu belirtilerin alevlenmesine neden olur. Bu nedenle
    cildin sürekli olarak nemlendirilmesi son derece önemlidir. Ayrıca bu kişiler normal sabun
    kullanmamalıdır. Kremli sabunların kullanılması önerilir. Terleme şikayetleri arttırdığından, özellikle
    sıcak havalarda dikkat edilmesi önerilir. Tetkiklerde belirtilere sebep olan herhangi bir allerjen (
    inek sütü, yumurta, ev tozu akarı gibi ) saptanırsa, bu allejenden kaçınmak için doktorun önerdiği
    önlemler mutlaka alınmalıdır.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.Kaşıntı önleyiciler ( antihistaminikler-şurup, tablet )

    Bu hastaların en önemli şikayeti kaşıntıdır. Bu şikayetlerin ortadan kalkması için doktorunuzun
    önerdiği ilacı şikayetlerin alevlendiği dönemlerde kullanmak gerekir.

    2.Lokal Kortikosteroidler ( merhem, krem )

    Cilt lezyonlarının aktif olduğu dönemlerde lezyon üzerine haricen ince bir tabaka halinde doktorunuzun
    önerdiği kullanma süresi dikkate alınarak uygulanır. Bu ilaçlar doktorun önerdiği nemlendirici ile cilt
    nemlendirildikten sonra uygulanmalıdır.

    B. ÜRTİKER ( KURDEŞEN ) VE / VEYA ANJİYOÖDEM ( KUŞPALAZI )

    Sınırlar belirgin olan pembe renkli, bazen ortası soluk olabilen, yüzeyden kabarık, kaşıntılı, çapı birkaç
    milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen cilt döküntülerine ürtiker denir. Bu döküntüler
    vücudun herhangi bir bölgesinde olabilir. Anjiyoödem ise sıklıkla göz kapakları, dudak ve dil gibi
    yüzün bazı bölgelerinde deri ve deri altı tabakasının şişmesi durumudur. Anjiyoödemde renk
    değişikliği olmaz ve kaşıntı yoktur. Nadiren larenks ( soluk borusunun giriş bölgesi ) veya farenks (
    yemek dorusunun giriş bölgesi ) bölgesinde olan anjiyoödem ses kısıklığı, soluk almada güçlük gibi
    ciddi bir tabloya neden olabilir. Ürtiker ve anjiyoödem bazen aynı hastada birlikte görülebilir.

    Ürtiker ve Anjiyoödemin Klinik Tipleri Nelerdir ?

    1. Akut Ürtiker ve Anjiyoödem: Tarif edilen tipik kaşıntılı döküntülerin aniden ortaya çıkması
    durumudur. Lezyonlar genellikle 24 saat içinde söner, ancak 6 hafta süre ile aralıklı olarak yeniden
    çikabilir. Bazen anjiyoödem de ürtikere eşlik edebilir.
    2. Kronik Ürtiker: Tekrar eden ürtiker ve anjiyoödem tablosunun 6 haftadan daha uzun sürmesi
    halinde buna kronik ürtiker denir. İlaçlar, yiyecek katkı maddeleri, allerjenler, parazitler veya diğer
    bazı enfeksiyonlar sebep olabilir. Hastaların ancak % 10’unda sebep olan etken saptanabilir.
    3. Kolinerjik Ürtiker: Merkezi vücut ısısının yükselmesine neden olan durumlardan ( sıcak duş, veya
    egsersiz gibi ) birkaç dakika sonra döküntülerin ortaya çıkması durumudur.
    4. Fiziksel Ürtiker:

    1.Demografizm: Sert sivri uçlu bir cisim veya tırnak ile cildin çizilmesini takiben birkaç dakika içinde
    çizilen bölgede oluşan pembe renkli kabarıklık durumudur. Akut veya kronik ürtikeri olan kişilerde
    genellikle dermografizm vardir.

    2.Basınç Ürtikeri:

    1. Erken tipte basınç ürtikeri: Cilde basınç uygulamasını takiben birkaç dakika içinde oluşan
    kırmızı renkli, yanma hissi veren döküntülerin oluşması durumudur. Genellikle 30 dakika sürer.
    2. Geç tipte basınç ürtikeri: Cilde uzun süreli bir basınç uygulamasını takiben ( ağır bir çantanın
    omuza uzun süreli asılan askısı, elde bavul taşınması, uzun süreli oturma gibi ) 30 dakika ile 9
    saat içinde basınca maruz kalan bölgede döküntülerin oluşması durumudur. Bazen ateş,
    titreme, baş ağrısı eşlik edebilir.

    1. Solar Ürtiker: Kuvvetli ışık veya ultrviyole ( güneş ışınları ) ışınlarına maruz kaldıktan sonra birkaç
    dakika veya birkaç saat içinde ürtikeryal lezyonların oluşması durumudur.
    2. Soğuk Ürtiker: Soğuk hava veya soğuk su ile temas sonrası, dakikalar içinde ciltte yanma hissi
    veren ürtikeryal döküntülerin olması durumudur. Bazen bayılma, baş ağrısı, solunum sıkıntısı, baş
    dönmesi ve nabzın hızlanması eşlik edebilir. Soğuk ile temastan birkaç saat sonra ortaya çıkabilen
    klinik formları da vardır. Bu hastaların tanı konduktan sonra soğuk denize girmesi mutlaka
    önlenmelidir.
    3. Adrenerjik Ürtiker: Kişide psikolojik stress yaratan durumların ardından birkaç milimetre
    büyüklüğünde pembe döküntülerin gruplar halinde ortaya çıkması durumudur.

    1. Kontakt Ürtiker: Kişinin duyarlı olduğu bir madde ile cildinin temas etmesi sonucu ortaya çıkan
    ürtikeryal bir döküntüdür. Son yıllarda en çok suçlanan madde latex’dir. Latex cerrahi eldivenlerde ve
    birçok tıbbi malzemede kullanılan bir üründür. Latex allerjisi olan kişilerde, latex içeren malzemelerle
    tıbbi müdahale sonrası ürtikerden anafilaksi ismi verilen ciddi allerjik durumlara kadar çeşitli
    reaksiyonlar oluşabilir. Böyle bir allerjisi olduğu saptanan kişilere mutlaka uygun testler ile tanı
    konmalı ve tıbbi müdahale öncesi gerekli önlemler alınmalıdır.
    2. Egsersiz ile Tetiklenen Ürtiker: Kişinin egsersiz yapmasını takiben ciltte allerjik döküntü olması
    halidir. Bazen eşlik eden anjiyoödem, bronş spazmı ( nefes darlığı, hırıltı ), hipotansiyon ve bayılma
    olabilir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tanınır ?

    1.Öykü Alma ve Yaklaşım:

    Uzman kişi tarafından ürtikeryal döküntülerin ve eşlik eden reaksiyonların oluş zamanı, şekli, süresi ve
    tetikleyici faktörler hakkında alınan ayrıntılı öykü tanının en önemli kısmıdır. Ayrıca hastanın bu
    döküntülerine sebep olabilecek diğer tüm olası faktörler ( çevre şartları, kullandığı ilaçlar, geçirdiği
    hastalıklar gibi ) dikkatle sorgulanmalıdır. Bu öykünün bir allerji uzmanı tarafından alınması gerekir.

    2.Spesifik Yaklaşım:

    Ayrıntılı öykü alınmasını takiben, dikkatli bir fizik muayene yapılmalıdır. Ürtikerin tipine göre ( akut, kronik
    veya diğer ürtiker tipleri ) hastadan gerekli labaratuvar tetkikleri istenir.

    Ürtiker ve Anjioödem Nasıl Tedavi Edilir?

    1.Eliminasyon: Belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olduğu farkedilen veya tetkiklerle saptanan yiyecek,
    ilaç, diğer maddeler ve faktörlerden uzak durulması önerilir. Bunların yerine kullanılması uygun olanlar
    hakkında hastaya bilgi verilir. Enfeksiyon varsa tedavi edilir. Ciddi reaksiyon yaşayan hastalarda acil
    durumda kendi kendilerine uygulayabilecekleri epinefrin içeren preparatlar önerilir.

    2.İlaç Tedavisi:

    1.H1 reseptör blokerleri ( antihistaminikler ) ( şurup, tablet ): Bu grup ilaçlar tedavide en önemli
    ilaçlardır. H1 reseptör blokerleri kendi içinde 1 ve 2. kuşak ilaçlar olmak üzere iki gruba ayrılır. Bir
    grup ilacı tek başına veya bazen gerekli görüldüğünde iki grup ilacın birlikte kullanılması şeklinde
    tedavi yöntemleri vardır. Bu ilaçları doktorunuzun önerdiği doz ve sürede kullanmak gerekir.

    2.H2 reseptör blokerleri ( tablet ): H1 reseptör blokerleri ile tedaviye yeterli yanıt alınmadığı
    durumlarda allerji uzmanının önerisi ile tedaviye eklenen ilaçlardır.

    3.Kortikosteroidler ( tablet, injeksiyon ): Ciddi akut reaksiyonlarda veya diğer tedavilere direnci
    olan durumlarda tek doz veya belirli bir süre için mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gereken
    ilaçlardır.

    Adrenerjik ajanlar ( injeksiyon ): Ürtiker veya anjiyoödeme eşlik eden soluk almada zorluğa neden olabilen
    larenks ödeminin olduğu durumlarda acilen uygulanan ilaçlardır. Tekrarlayan anjioödem atakları geçiren
    hastaların bu ilaçı yanında taşıması, ani solunum yolu tıkanması durumunda koluna cıltaltı enjeksiyon şeklinde
    uygulaması öğretilirç İlaç dozu enjektörde hazırlanmış şekilde ticari sunumdadır (Epipen, Anahelp).

  • Vajinismus ve Tedavisi

    Vajinismus ve Tedavisi

    Vajina girişinin 1/3 lük dış bölümünde vajina çevresini saran kaslarda inatçı, uzun süren, istemsiz tekrarlayan kasılmaların olduğu bir cinsel ağrı bozukluğudur. Bu kasılmalara tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, korku, kaçınma tepkisi, girişin olamayacağı inancı eşlik eder. Ülkemizde psikolog başvuruların %50’si vajinismus problemi üzerinedir.

    Giriş denendiğinde ağrı beklentisi, koşullanmış korku yanıtı haline dönüşür ve vajinal kasların kasılmasına neden olur. Böylece beden, cinsel birleşmeye izin vermez ya da birleşme kısmen gerçekleşir ya da ağrılı bir birliktelikle sonuçlanır.

    Cinsel terapide amaç, kasların gevşemesini sağlamak değil; ağrı korkusu ve kaygısını ortadan kaldırmaktır.

    Vajinismus Hastalarının Ortak Özellikleri

    • Erişkin kadın olmaya dirençli olabilirler

    • Öfkelerini ifade etmekte zorlanırlar

    • Onaylanmaya ihtiyaç duyarlar

    • Kızlık zarının parçalanacağına inanırlar

    • Cinsel organların iğrenç ve utanç verici olduğunu düşünebilirler

    • Cinsel organlarını tanımazlar

    • Kızlık zarını kutsal ve korunması gerekir görürler

    • Cinsel şiddet ya da taciz, tecavüz öyküsü bulunabilir geçmişte

    • Katı din eğitiminden geçmiş ya da gelişimlerinde dini kurallar hakim olabilir

    • Bekaret kavramına aşırı önem verirler

    Vajinismusa Eşlik Eden Otomatik Düşünceler

    • “Vajina çok dar”

    • “Vajina girişinde duvar gibi bir engel var”

    • “Penis girişi sırasında çok kanama olacak”

    • “Penis girişi sırasında vajinanın içi yırtılacak”

    • “Penis içeri girerse çıkamaz; birleşik halde kalır”

    • “Cinsellik günah, kötü ve ahlaksızca”

    • “Kızlık zarı değerli ve korunması gerekendir”

    • “İlk ilişki, erkeğin kadının bekaretini test edeceği bir sınavdır”

    Vajinismusun Nedenleri

    • İlk denemelerde acı duyma

    • Cinselliği değersizleştiren ve aşağılayan bir aile

    • Baskıcı/otoriter baba

    • Zayıf/güçsüz anne

    • Baba-kız ilişkisinde güçlükler

    • Cinsel şiddet, taciz, tecavüz öyküsü

    • Zorla evlendirilme

    • Eşini sevmeme

    • Eşcinsel özdeşleşme

    • Başarısızlık korkusu

    • Kızlık zarını yitirme korkusu

    • Cinsel tabular, yanlış bilgiler

    • Ağrı eşiğinin düşük olması

    • Vajinal kayganlıkla ilgili problemler

    • Cinsel organın anatomisini bilmeme

    • Çocuklukta-ergenlikte “bacağını kapa”, “eteğini ört” gibi uyarılar

    • Bilinçdışı çatışmalar

    • Ağrılı jinekolojik muayene

    • Geçmişte genital bölgeye gelen bir darbe ya da travma

    • Çocuklukta çok fazla makattan fitil kullanımı

    Vajinismus Tedavisi

    Vajinismus tedavisi, çiftlerle yürütülen bir değerlendirme sürecinin ardından, terapi kuralları belirtilerek, cinsel fizyoloji ve anatomi konularında verilecek psikoeğitimle beraber başlar. Her seansta çiftlerimize verilecek ev ödevleri vardır. Bu ödevler bazen bazı formları doldurmaya yönelik bazen de uygulamaya yönelik, danışanları zorlamayacak aşama aşama belirleyeceğimiz ev çalışmalarından oluşmaktadır.

    Bu tedavide görüşme sıklık ve zamanları çalışmanın gidişatına göre belirlenir. Görüşmeler, alışkın olunan haftada 1 ya da 2 seans aralığı şeklinde olmaktan ziyade her bir seansın sonunda verilen ödev, danışan tarafından yerine getirildiğinde haberleşerek belirlenir. Yani her seans bir önceki seansın tamamlanması ve o adımın gerekliliklerinin yerine getirilmesi ile bir diğer adıma ulaşır.

  • Öksürük nedeni

    Öksürük nedeni

    Çocuğum niçin öksürüyor? Astım mı? Sinüzit mi? Bronşit mi? Zatürre mi? Boğmaca mı?

    Özellikle bahar ve kış aylarında bazı anne-babaların kabusu olur çocuklarının inatçı öksürükleri. Hatta arkadaşlar ve komşular bile duruma el koyabilir: “Şu çocuğu bir de filanca doktora götürün!”.

    Solunum yollarının bir korunma refleksi olan öksürük çoğunlukla basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun (ÜSYE) belirtisidir. Öksürüğün özellikleri ve ona eşlik eden diğer hastalık belirtileri “soğuk algınlığı” veya “grip” olarak tanımlanan ve 5-10 gün içinde hafifleyerek iyileşen viral ÜSYE’den ayırımına yardımcı olur, örneğin:

    – Okul mevsiminin başlamasıyla birlikte ayda 1-2 kez tekrarlayan, burun akıntısı, aksırık ve bazen ateşle birlikte başlayan kuru öksürük 5-10 gün içinde hafifler, ancak tam kaybolmadan yeni bir burun akıntısı ve aksırık belirtileri ile yeniden başlar, bu durum kış boyunca devam eder. Ebeveyn bu durumu iyileşmeyen bir akiğer hastalığı olarak yorumlayabilir. Halbuki her öksürük dönemi farklı bir solunum yolu virüsüne bağlı bir ÜSYE’dir. Bu dönemlerde hastanın muayenesinde orta kulak iltihabı, sinüzit veya zatürre gibi bir komplikasyon saptanmamışsa antibiyotik tedavisi gereksiz ve etkisizdir, hastalık süresini kısaltmaz, bakteriyel komplikasyonları da önlemediği gösterilmiştir.

    – Bir viral ÜSYE sırasında 7-10 günden uzun süren ve şiddetinde hafifleme olmayan öksürük, burun/geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler akut sinüziti, 10 günden uzun süren inatçı kuru ve şiddetli öksürükler aşısız bebeklerde boğmaca sendromunu düşündürmelidir.

    – Her viral ÜSYE sırasında veya sonrasında ortaya çıkan ve bazen nefes darlığı ile birlikte olan hışıltılı solunum, çocukluk çağı astımı veya hava yolu reaktivitesine yol açan mide-yemek borusu reflüsü gibi diğer hastalıkları düşündürmelidir.

    – “Havlama sesine benzeyen” boğuk sesle öksürük, ses kısıklığı, nefes almada zorluk ve/veya nefes alırken “ötme sesi” gibi belirtiler kurup sendromunu, en sıklıkla akut larenjiti düşündürür.

    – Ateş, halsizlik, iştahsızlık, nefes darlığı, karın veya göğüs ağrısı, kusma gibi belirtiler zatürreyi düşündürmelidir. Bir viral ÜSYE sırasında başlangıçta düşen ateşin birkaç gün sonra tekrar yükselmesi, öksürüğün sebat etmesi veya artması, veya nefes darlığının başlaması da zatürreyi hatıra getirmelidir.

    – 15 günden uzun süren, geceleri artan ardışık şiddetli kuru öksürük nöbetleri özellikle 6 ayın altında ve 8 yaşın üstündeki bebek ve çocuklarda boğmacayı da düşündürmelidir.

    Yukarıda örneklenen inatçı ve sıradışı öksürükleri olanların, özellikle çocukların %7-15’inde rastlanan çocukluk çağı astımı açısından çocuk allerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  • Tüp Bebek Tedavisinde 5 Adımda Stresinizi Azaltın

    Tüp Bebek Tedavisinde 5 Adımda Stresinizi Azaltın

    1.Adım: Kendinize iyi bakın: Rahatlama Tekniklerini kullanarak stresinizi azaltmaya çalışın. Bu teknikleri tedavi gördüğünüz klinikteki psikoloji birimine başvurarak öğrenebilirsiniz.

    Sosyalleşin: Kendinizi eve kapatmak yerine boş zamanlarınızı dışarıda değerlendirin.

    Beslenmenize dikkat edin: Sağlıklı besinler tüketerek, gebe kalmanızı zorlaştırıcı etkisi olan yağlarınızdan kurtulun, bol bol egzersiz yapın; bu sayede vücut, endorfin hormonu salgılayacak ve siz de kendinizi mutlu hissedeceksiniz.

    2.Adım: Sosyal iletişiminizi düzenleyin: Sizi gerçekten iyi anlayan ve duygularınıza karşı duyarlı olan insanlarla bir araya gelin.

    3.Adım: Acı verecek durumlardan kaçının: Hamile yakınlarınıza, yeni bebek sahibi olmuş arkadaşlarınıza ya da sünnet töreni gibi aktivitelere olan katılımınızı azaltmaya çalışın. Burada suçlu hissetmenize yol açacak bir durum yok. Arkadaşlarınıza durumu şu şekilde açıklayabilirsiniz:

    “Duygusal olarak hayatımın en zor zamanlarını yaşıyorum, bu sorunu aştıktan sonra bu durumu telafi etmeye çalışacağım.” Bundan başka açıklama yapmayın.

    4.Adım: Diğerleriyle “açık” konuşun: Başkalarının size destek olabilecekleri ve yardımı dokunabilecekleri durumları onlarla açıkça paylaşın. Durumunuza karşı duyarsız olan insanlarla bağınızı sıkı tutmayın. Tedavi süreci ile ilgili maruz kaldığınız ve cevaplamaktan yorulduğunuz sorulara karşı “tedavi sürecim devam ediyor, her şey doktorumun kontrolünde, eğer bir gelişme olursa zaten size haber vereceğim” şeklinde sınır koyucu karşılıklar verin. Ya da bu konuyla ilgili konuşmaktan yorulduğunuzu herhangi bir değişiklik olma ihtimalinde bunu onlarla paylaşacağınızı, siz konuyu açmadığınız müddetçe bu konuyla ilgili konuşmak istemediğinizi açıkça dile getirin.

    5.Adım: Tedavi planını iyi kavrayın: Tedavi başarısız sonuçlanırsa bir sonraki adımın ne olacağı konusunda mutlaka doktorunuza danışın. Böylece, sadece bu tedavinin sonucuna bağımlı olmadığınızı öğrenmiş olacaksınız.

  • Soğuk algınlığı!!

    Soğuk algınlığı!!

    Soğuk algınlığının etkeni nedir?

    Halk arasında “soğuk algınlığı” veya “üşütme” şeklinde adlandırılan hastalık, doktorlar tarafından “viral üst solunum yolu enfeksiyonu” olarak bilinir. Hastalığın üşüme veya üşütmekle ilgisi olmayıp, bahar ve kış gibi soğuk mevsimlerde salgınlar yapan virüslerin neden olduğu hastalıklardır. En sık rastlanan etkenleri Rhinovirus (%60), Respiratory syncytial virus, Coronavirus, Influenzae virüsü, Parainfluenzae virüsü ve Adenovirus’tür.

    Gribi SA’dan Ayıran Belirtiler Nelerdir?

    Griple soğuk algınlığı bazen birbirine karıştırılır. Grip influenza adı verilen bir virüse bağlı olarak soğuk mevsimlerde ortaya çıkan bir solunum yolu infeksiyonudur. Burun Akıntısı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, aksırık, kuru öksürük griple soğuık algınlığının ortak belirtileri olabilir. Gribi soğuk algınlığından ayıran belirtiler ise kas ve eklem ağrısı, halsizlik, yüksek ateş ve baş ağrısının olmasıdır. Çocuklarda 2 yaş altında ateş görülebilir.

    Sağlıklı bir çocuk yılda kaç kez soğuk algınlığı geçirebilir?

    Tüm çocuklar soğuk algınlğı geçirir. Bazıları daha az belirti verir. Sağlılı 1-5 yaş arası çocuklar yılda 8’e kadar sayıda soğuk algınığı geçirebilir. Bunların az bir kısmı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre gibi hastalıklarla komplike olabilir. Sık sık komplikasyon olmadığı sürece sık soğuk algınlığı geçiren çocuklarda altta yatan bir bağışıklık sistemi hastalığı aranmasıa gerek yoktur.

    Soğuk algınlığı infeksiyonu nasıl yayılır?

    Soğuk algınlığına neden olan virüsler enfekte kişinen salyasına temas etme sonucu bulaşır. Aksırma ve öksürme ile de salyanın solunum yollarına bulaşması da mümkündür. Hastalığın bulaşmasını önlemede en etkin yöntem el yıkama ve gerekirse maske kullanmadır.

    Soğuk algınlığından korunmada günlük C vitamini alımı etkili midir?

    Bu konuda çok sayıda klinik araştırma yapılmıştır. Toplumda dağlıklı bireylerde yapılan 23 ayrı araştırmanın sonuçları bir arada değerlendirildiğinde, korunma amacıyla günlük alınan 2 gramlık dozlarda bile C vitamininin soğuk algınlığı sıklığını azaltmadığı sonucuna varılmıştır. Bu araştırmaların altısında alt grup analizlerinde sadece şiddetli soğuk veya fiziksel strese maruz kalan askerler, maraton koşucuları ve kayak sporcularında koruyucu dozda günlük olarak alınan C vitamininin soğuk algınlığısıklığını yarı yarıya azalttığı saptanmıştır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde günlük >200 mg C vitamini alımının faydası var mıdır?

    Doktorların çoğu soğuk algınlığı geçiren hastasına C vitamini önermekte veya bu vitamini içeren gıdaları hastalık sırasında bolca tüketmesini önermektedir. Ancak bu konuda yapılan klinik araştırmaların çoğu C vitamininin soğuk algınlığı belirtilerini azaltmada yararını gösterememiştir. Sadece 1974 yılında yapılan bir araştırmada hastalığın ilk gününde alınan tek 8 gramlık dozun hastalık süresini bir miktar kısalttığı gösterilmiştir. C vitamininin asit yapıda olğu ve yüksek niktarlarda alındığında mideye zarar verebileceği unutulmamalıdır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde antihistaminlerin değeri nedir?

    1800 erişkini kapsayan 9 klinik araştırmayı içeren analizlerde birinci kuşak antihistaminik ilaçların burun akıntısı ve aksırık belirtilerini 2. günden sonra azalttığı, ancak bu yararın sınırlı olduğu saptanmıştır. 9000 erişkin ve çocuk hastayı içeren 32 kontrollü araştırmanın bir arada incelenmesi ile elde edilen sonuçlar ise antihistaminik ilaçların tedavide yararını gösterememiştir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde su buharı solumanın faydası var mıdır?

    Bu konuda yeterli araştırma olmadığından buhar solumanın soğuk algınlığındaki etkinliği bilinmemektedir. B ununla birlikte soğuk mevsimlerde ev içinde nem oranının %40’ın altında olmamasına dikkat edilmelidir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde dekonjestanların yararı var mıdır?

    Dekonjestanların burun tıkanıklığını tek doz uygulamadan sonraki 3-10 st azalttığını gösteren kanıtlar vardır, ancak daha uzun sürede yararı ile ilgili yeterli kanıt yoktur. Özellikle astım hastalarında solunum yollarının sistemik dekonjestan ilaçlarla kurutulması zararlı olabilir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde ekinezya’nın değeri nedir?

    Sekiz ayrı klinik araştırmanın sonuçları birlikte değerlendirildiğinde bazı ekinezya preparatlarınınsSoğuk algınlığı belirtileri üzerine sınırlı yararı olduğu görsterilmiş, ancak bu araştırmalarda 200 den fazla farklı preparatın kullanılmış olması, preparatların bitkinin farklı kısımlarından elde edilmesi ve ekstraksiyon yöntemlerinin farklılığı gibi nedenlerle, bitkinin yararı konusunda kesin bir yargıya varmak mümkün olmamaktadır. 2007 yılında ekinezya kullanımının etkinliğini araştıran 14 çalışma birarada değerlendirildiğinde ekinezyanın soğuk algınlığı gelişme olasılığını %58 oranında azalttığı, hastalık süresini ise ortalama 1.4 gün azalttığı gösterilmiştir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde çinko etkili midir?

    Çinkonun soğuk algınlığı tedavisinde etkinliği ile ilgili birçok çalışma yapılmış ve bu çalışmalar iki meta-analizle bir arada incelenmiştir. Bu analizlerden birinde belirti sürelerini 7 günde azalttığı, diğerinde ise hiç bir yararı olmadığı sonucuna varılmıştır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde antibiyotikler kullanılmalı mıdır?

    Gerek klinik çalışmalar gerekse bu açlışmaları bir arada sistematik biçimde bir araya getirerek değerlendiren meta-analizler antibiyotiklerin soğuk algınlığı belirtilerini azaltmadığını, soğuk algınlığı sırasında veya sonrasında gelişen bakteriyel kulak iltighabı, sinüzit veya zatürre gibi kompliasyon olasılığını da azaltmadığını göstermiştir.

    Soğuk algınlığında doktorlar niçin gereksiz antibiyotik tedavisi uygular?

    Doktorların gereksiz antibiyotik reçete etmesinin nedenleri ebevenyin beklentisini tatmin etme, başka hekimin nasıl olsa antibiyotik yazacağı öngörüsü, aşırı tanı, eksik veya yanlış bilgi, ve komplikasyon korkusudur. Anne ve babaların birçoğu gerçekten solunum yolu enfeksiyonu belirtileri olduunda doktorun antibiyotik reçete etmesini beklerler, ancak bu beklentileri daha önceden gittikleri hekimin uygulamasından öğrenilen bir tecrübeye dayanır. Eğer aileye daha çok zaman ayrılıp hastalık ve antibiyotikle ilgili açıklama yapılırsa bu beklentilerinin ortadan kalktığı görülmüştür. Antibiyotik verilmeyen üst solunum yolu viral enfeksiyonlarında sonradan bakteriyel enfeksiyon gelişme ve hastanın geri dönme olasılığının artmadığı gösterilmiştir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları içinde antibiyotik tedavisi gerektiren durumlar nelerdir?

    Halk arasınd “beta mirobu” olarak tannan grup A streptokok bakterisine bağlı boğaz ve bademcik iltihabı, orta kulak iltihabı, sinüzit, epiglottit ve boğmaca antibiyotiklerle tedavi edilmelidir.

  • ERKEK İNFERTİLİTESİNİN (KISIRLIĞININ)  PSİKOLOJİK ETKİLERİ

    ERKEK İNFERTİLİTESİNİN (KISIRLIĞININ) PSİKOLOJİK ETKİLERİ

    İnfertilitenin psikolojik etkilerine yönelik çalışmaların birçoğu kadın psikolojisi yönünde yoğunlaşırken yürütülen yeni çalışmalarda erkeklerin geçirdiği süreçler de araştırma konusu olmuştur. Özellikle erkek kaynaklı infertilitede erkeklerin belirli psikolojik değişimler yaşadıkları gözlemlenmiştir. Öfke, depresyon, değersizlik hisleri, güç-kudret yitimi, erkeklikle ilgili olumsuz düşünceler, cinsel yetersizlik hisleri, suçluluk hisleri gibi sorunlar araştırma sonuçlarında yoğun olarak bulgulanmıştır.

    Çocuk sahibi olamamaya kendileri sebep olduklarını düşünen erkekler, erkekliklerini sorgulamaya başlarlar, bunu cinsel işlevsizlikten ortaya çıkan bir kusur gibi görebilirler, hatta diğer insanlar da böyle düşünür kaygısı yaşayarak paylaşmak istemezler; halbuki bu durumun cinsel işleyiş ile hiçbir ilgisi yoktur. Evet, bu sorunlar cinsel hayat üzerinde olumsuz etkiler yaratırlar ama yukarıda ifade ettiğimiz duygusal değişimler yüzünden yaratırlar, bir sonuç olarak cinsel işlevi bozarlar. Yani bir erkeğin sperm morfolojisinin kötü olması, cinsel işlevini değiştirmez ama bu tanıyı aldıktan sonra kendi cinselliğine, kişiliğe yüklediği anlamlar sonucu cinsel yaşantısı bundan etkilenir.

    Erkekler de kadınlarla eşit düzeyde etkilenir bu süreçlerden; fakat onlar duygularını daha az ifade ederler, bunu çok göstermezler. Bu durum erkeklerin ilişki içerisinde yalnız hissetmelerine ve destek almaktan uzak kalmalarına sebep olur. Başarısız tedavi deneyimleri arttıkça çiftler daha depresif olurlar, cinsel yaşamları daha az tatmin edici olur. Çünkü artık cinsellik tamamen çocuk sahibi olmak odaklıdır. Zamanla çocuk sahibi olmakla ilgili kaygılar artar, sosyal izolasyon yaşarlar. Çiftler kendilerini etiketlenmiş hissederler, bitmeyen bir “kayıp” hissi vardır. Kendilerini akranlarıyla karşılaştırırlar, kusurlu ve beceriksiz hissederler; bu da özgüvenlerini zedeler.

    Yapılan bir araştırmada sadece erkek faktörlü ve sadece kadın faktörlü infertilite hastalarının erkek partnerleri arasında psikolojik bir değerlendirme yapılmış. Bu araştırmanın sonucunda erkek faktörlü grubun erkeklerinin diğer grubun erkeklerine göre cinsel hayatları ile ilgili ve kendi kişisel kimliklerine yönelik daha olumsuz algılara sahip oldukları bulgulanmıştır. Bu sonuçlara göre görülüyor ki sadece erkek faktörlü infertilitede erkekler, hayatlarını daha az kontrol edebildiklerini, hedeflerine ulaşmada yetilerinin daha az olduğunu ve kişisel olarak bu durumdan daha fazla sorumlu olduklarını düşünüyorlar. Diğer gruplara göre daha çok özgüven problemleri yaşıyor, etiketlendiklerini, kusurlu görüldüklerini düşünüyorlar. Bununla beraber bu erkekler diğer gruplara göre daha az cinsel tatmin yaşarken, cinsel açıdan kendilerini daha başarısız hissediyorlar.

    Kadınlar, bu durumlarla baş etmede yüzleşme, sorumluluğu kabul etme, sosyal destek arama yaklaşımlarını daha çok benimserken; erkekler bu konularla ilgili konuşmak konusunda problem yaşıyorlar, anlaşılamayacaklarını düşünüyorlar ya da yok sayıyorlar. Bu durum ise stresin ortadan kalkmasını sağlamamakla beraber kaçınmacı bir tutum sergilemelerine sebep oluyor. Bu da aslında problemin çözüme ulaşmadan rafa kaldırılmasına ve ileriki zamanlarda daha büyümüş bir şekilde farklı biçimlerde bizi rahatsız etmesine sebep oluyor.

    NE YAPMALIYIZ?

    Çiftlerin infertilite tedavisini yarıda bırakmalarının, ertelemelerinin en büyük sebeplerinden birinin psikolojik zorluklarla baş etmedeki çektikleri güçlükler olduğu görülmüştür. Bunun için de süreçte yaşanan bütün olumsuz deneyimlerin yarattığı stres unsurları, depresyon ve anksiyete (kaygı) gibi sıkıntı yaratan durumları hafifletecek bir takım psikolojik müdahalelerin oldukça faydalı olduğu bulgulanmıştır.

    BU VAKALARDA PSİKOLOİK DANIŞMANLIĞIN ODAK NOKTASI NEDİR?

    İlk hedef infertilite konusunda bilgilendirmek, kaygılarının kaynağını ifade edebilmesini sağlamak, partnerinin hayal kırıklığı düşünceleri ile ve aynı zamanda infertilitenin yarattığı duygusal çatışmalarla baş etmesine yardımcı olmaktır. Bu alanda yürütülen psikoterapi çalışmaları, hastanın problem çözme becerilerini arttırarak acı, kayıp, suçluluk ve utanç duyguları, hayal kırıklığı, kaygı, depresyon ve sosyal izolasyon ile mücadele edebilmelerini sağlar.

  • Okullarda çocuk sağlığı!!

    Okulların açılması yaklaşıyor. Okul düzenine geçiş bir adaptasyon gerektirir. Uzun yaz tatilinde kurallar esner, beslenme ve uyku düzeni değişir. Oysaki okul zamanı düzen zamanıdır. Okulların açılması ile birlikte çocuk farklı ve disiplinli bir çevreye girer, beslenme ve uyku düzeni değişir, ruhsal ve fiziksel yorgunluğu artar. Üstelik bu dönem iklim değişikliğine bağlı olarak salgın hastalıkların da başladığı dönemdir. Bu nedenle çocuklarımıza hijyen kurallarının, düzenli beslenme ve uykunun öğretilerek bu döneme hazırlanması gereklidir.

    Bu döneme geçişte okul ile ilgili önlemler de önem taşımaktadır. Çocukların sınıflarının güneş görmesi, havalanmalarının iyi sağlanması ve iç dekorasyonunun sağlığa zararlı olmayan malzemeler ile yapılmış olması gereklidir. Ayrıca okullarda kazalara karşı önlemlerin alınmış olmasına dikkat edilmelidir. Okullar açıldıktan sonra çocukların kullandığı ortak alanların iyi temizlenerek hijyenin sağlanması gereklidir. Çünkü bu ortak eşya ve alanlar toplum kaynaklı enfeksiyonlar için taşıyıcı görevi görür.

    Sonuçta toplum kaynaklı enfeksiyonlar her çocuğun zaten normalde karşılaşacağı ve geçireceği enfeksiyonlardır. “Okul bağışıklık sistemimizi de eğitir”. Aileler olarak çocuklarımızı bu sürece iyi ve güçlü bir şekilde hazırlarsak enfeksiyonların üstesinden geleceklerdir. Aileleri tarafından okul dönemine iyi hazırlanmış miniklerin başarı ile bu süreci geçeceklerine inanıyorum.

    Bende sağlıklı ve verimli bir eğitim dönemi diliyorum.

  • Açıklanamayan İnfertilite (Nedeni Bilinmeyen Kısırlık) ve Stres

    Açıklanamayan İnfertilite (Nedeni Bilinmeyen Kısırlık) ve Stres

    İnfertilite vakaları, kadın faktörlü, erkek faktörlü, her iki partnere de bağlı ve de açıklanamayan infertilite olarak gruplandırılmaktadır. Modern bilimsel çalışmaların herhangi bir sebep bulamadığı, tespit edilmiş herhangi bir tıbbi sorunun bulunamadığı infertilite türü açıklanamayan ya da nedeni bilinemeyen infertilite olarak adlandırılmaktadır.

    İnfertilite hastalarının yaklaşık %10-15’i bu tanıyı almaktadır. Bu tanıyı almak çiftler üzerinde yıkıcı bir etki yaratmaktadır. Nasıl bir neden bulunamaz? Yine başladığınız noktaya geri dönmüşsünüzdür. 2-3 yıl öncesine belki de… Kendinizi tekrar karanlıkta bulmuşsunuzdur. 21.yy’da böyle bir tanıyı almak, Orta Çağ’da vebaya yakalanmak gibi hissettirir. Anksiyeteniz (kaygılarınız) artar; çünkü kimse nedenini tanımlayamaz. Bir şeyler yapabilmek için gücünüz kalmamış gibi hissedersiniz. Umutsuzluk hisleriniz beraberinde depresyonu getirebilir. Bu, şaşırtıcı bir durum değildir; çünkü anksiyete ve depresyon açıklanamayan infertilitede görülen en baskın duygusal tepkilerdir.

    Durumu aileniz ve arkadaşlarınızla konuşmak çok daha zor gelir; çünkü açıklayacak bir şey bulamazsınız, verecek cevabınız yoktur. Bu durumları yaşıyor olmak sadece sizin bu sıkıntıya sahip olduğunuz anlamına gelmez. Yürütülen bir araştırma, açıklanamayan infertiliteye sahip hastaların, diğerlerine göre daha fazla sosyal zorlanma yaşadıklarını ortaya koymuştur. Diğer bir çalışma, açıklanamayan infertilite hastalarının tüp bebek tedavilerinden birkaç yıl sonra bile hala ailelerine ve çevrelerine bu durumun nedenini açıklayamamaları yüzünden gerginlik yaşadıklarını bulgulamıştır.

    Nedeni bilinmeyen infertiliteyi stresle açıklayabilir miyiz?

    Bunun için öncelikle stresin vücudumuzda ne gibi değişiklikler yarattığını, doğurganlığımıza olan etkilerinin neler olduğunu bilmemiz gerekir.

    Stres sırasında adrenalin hormonu salgılanır. Bu hormon aynı zamanda stresli durumlardan, tehlikeden kaçmamızı da sağlar. Aynı zamanda adrenalin hormonu, doğurganlık için önemli olan progesteronun kullanılmasına da engel olur. Bunların dışında, stres altındayken vücudumuz daha fazla prolaktin hormonu salgılar bu da gebelik oluşmasına engel olabilir.

    Vücudumuz çok ağır bir stres altındayken hamile kalmamamız gerektiğini bilir. Onun önceliği, bizi tehlikenin dışında tutmaktır. Yoğun stres altındayken, yani tehlike etrafımızdayken, beynimiz, fetüsün bakımını sağlayabileceğimiz konusunda bize tam olarak güvenemez. O durumda üreme lüks bir tutkuya dönüşmüştür. Ama beyin bize “dur” der, stresin yarattığı etkileri vücutta yaşatmaya yönelir. Kaslarımızda gerilimler oluşur, göz bebeklerimiz genişler, çevrede olup bitene karşı aşırı duyarlı hale geliriz, kan basıncımız artar, kalp atış hızımız artar. Bütün bunlar da bedeni yorar. Vücudumuz, hamilelikte yorgun ve sıkıntılı olmamamız gerektiğini bilir. Bu yüzden gebe kalmamıza engel olabilir. Ayrıca bu belirtiler (kan basıncının artması, kalp atış hızının artması, gözbebeklerinin büyümesi vb.) stres anında harekete geçen sempatik sinir sistemi tarafından ortaya çıkarılır. Ve bu sistem harekete geçtiğinde rahme ve yumurtalıklara daha az kan akışı sağlanır bu da üreme fonksiyonlarının görevini aksatabilir.

    Bütün bunlarla birlikte “Acaba stres ile baş edemiyor muyum?” sorusu ile fazlaca baş başa kalmak da stres düzeyini arttıran, tüm sorumluluğu üzerimize yükleyen ve üreme sistemimizi bu kısır döngü içerisinde etkileyen bir faktördür.

    Araştırmalar, infertilite konusunda çalışan uzmanlar tarafından psikolojik danışmanlık almanın, bu durumun belirsizliğiyle baş etme konusunda yardımcı olacağını söylemektedir. Danışmanlık almak ayrıca hastaların kontrol edilebilir diğer yaşam alanlarına odaklanmalarını ve iyi hissetmelerini sağlayabilir.

  • Kırtasiye malzemesi seçimi ve okul öncesi sağlık kontrolü çocuklarımız için önemli!

    Öğrencilerin sıklıkla kullandıkları kırtasiye malzemeleri içerdikleri ürünler bakımından çocukların sağlığını tehdit eden ürünler içermektedir. Velilerin kırtasiye seçimi yaparken dikkat etmesi gereken maddeleri şöyledir;

    “Fitalat malzemesi içeren kırtasiye malzemeleri üreme hormonlarını etkiliyor”

    Okul ve kıyafet seçiminin yanı sıra tercih edilen kırtasiye malzemeleri öğrenciler ile sürekli temas halinde olacaklarından dolayı önem taşır. Göze ya da ağza gidebilecek, solunum yolu ile temas edebilecek malzemelere dikkat edilmelidir. Fitalat içeren kırtasiye ürünleri üreme hormonu , azo boyar maddesi içerenler ise kanserojen etkiler gösterdiği gözlemlenmektedir. Alerjik etkileri olan malzemeler astım ya da benzeri hastalıkları tetikler.

    “Kokulu kırtasiye malzemeleri ileride uçucu madde bağımlılığına yol açabilir”

    Özellikle küçük yaş grubu öğrencilerin kullanmaktan keyif aldığı kokulu ürünler, risk grubuna giren diğer kırtasiye malzemeleri arasında yerini almaktadır. Çanta seçiminde de dikkatli olunmalıdır, İleride yaşanabilecek omurilik sağlığını etkileyen risk faktörlerini ortadan kaldırmak için hafif taşınabilir, tekerlekli, çekilebilen, bel kemiği eğriliğine yol açmamak için denge faktörü içeren geniş askılı çantalar seçilmelidir. Ayakkabı tercihi ise; nasır, parmak ve tırnak batması faktörleri göz önünde bulundurularak sıkmayan ve hava geçirebilen, nemi teri dışarı atabilen ve su geçirmeyen ürünleri içermelidir.

    “Çocuklarda check-up erken teşhis şansı doğurduğundan başarı faktörünü doğrudan etkiliyor ”

    Okul öncesinde çocukları check-up taramasından geçirmek ailelerin son dönemde en çok tercih ettiği yöntemler arasında. Özellikle kronik alerjik rahatsızlıkları olan öğrencilerde check-up karşılaşılabilecek mevsimsel etkilerin olumsuz geri dönüşlerini azaltmaktadır. Yaşanabilecek rahatsızlıklardan dolayı başarıyı etkileyebilecek bir takım sağlık problemlerini en aza indiren check-up yöntemi ile farkına varılamayan rahatsızlıklar tespit edilmekte ve önlem alınmaktadır.

    Çocuklara uygulanacak check-uplarda olması gereken taramalar şöyledir; Öğrencilerin tatil sonrası başlayacakları yoğun eğitim hayatında beslenme ve fiziksel gelişimlerini takip etmek açısından mutlaka bir uzman yardımı alınmalıdır. Özellikle tatil sonrası okul sendromu yaşayan bireyler için geçiş dönemini kolaylıkla atlatmaları için Psikolojik olarak okula uygunluğu incelenmelidir. Başarı oranını en çok etkileyen faktörlerden göz muayenesi ihmal edilmemesi gereken kontrol arasında yerini almaktadır. Duyu organlarının önceliği konsantrasyonu etkileyen birincil etkenlerdendir. Bu sebepten işitme sağlığı da ihmal edilmemelidir. Erken yaşta yaşanabilecek ağız ve diş sağlığı problemlerinin çocukların sosyal gelişimini de etkilemektedir. Düzgün oturma şekilleri konusunda çocukların bilinçlendirilmesi ve skolyoz gibi riskleri ortadan kaldırmak için omurga sağlığı kontrolü olmazsa olmazlar arasında yer almaktadır. Kansızlık, parazitse hastalıklar ya da enfeksiyonlar için gerekli uzman yardımı alınarak testler tamamlanmalı ve aşılar tamamlanarak öğrenciler okul dönemine hazırlanmalıdır.

    “Uyku düzeni ve kahvaltı başarı oranını artırmaktadır”

    Okulların açılışı ile uyku düzeni okul saatlerine uygun hale getirilmelidir. Güne kahvaltı ile başlayarak beslenme düzeni gelişimi olumlu yönde etkileyecek gıdalar tüketilmelidir. Okul çağındaki öğrencilerin el yıkama alışkanlığının çok önemlidir, öğrencilerin sağlıklı ve başarılı bireyler olmaları için hangi yaş grubu olurlarsa olsun düzenli olarak sağlık kontrollerinden geçirilmelidir.

  • İNFERTİLİTENİN PSİKOLOJİK EVRELERİ

    İNFERTİLİTENİN PSİKOLOJİK EVRELERİ

    Nedeni daha çok fizyolojik kökenlere dayalı olan infertilite problemi, bazı ruhsal sıkıntıları beraberinde getirir. İnfertil çiftlerin yaşadıkları bu sıkıntılar, klinik ortamda görüşmelerle elde edilen verilerle de tutarlılık göstermektedir. Aşağıdaki maddeler, bu süreçleri daha yakından tanıyabilmek adına düzenlenmiştir.

    İnfertilite Hastaları Olarak;

    1) İlk başta durumu kabul etmek istemeyiz. Bu durumu laboratuar hatası, doktor hatası olarak nitelendirebiliriz. Ya da stresin, yorgunluğun, geçirilen basit rahatsızlıkların, yeterli sıklıkta ilişkiye girememenin buna sebep olduğunu düşünürüz.

    2) Kendimizi eksik, kusurlu hissederek eşimizin sevgisini kaybedeceğimizi, onun bizi bırakacağını düşünebiliriz.

    3) Bazı anlarda özgüvenimizi yitirdiğimizi hissedebiliriz.

    4) Zaman zaman partnerimize ya da doktorlarımıza öfke duyabiliriz.

    5) Kendimizi suçlayarak, partnerimizi çocuk duygusundan mahrum bıraktığımızı düşünüp çökkünlük yaşayabilir ya da boşanma önerisi getirebiliriz.

    6) Doktor kontrolleri esnasında bedenimizin ve cinsel yaşamımızın ihlal edildiğini düşünerek kontrolü yitirdiğimizi hissedebiliriz.

    7) Çocuğumuz olamadığı için hamile ya da çocuk sahibi olan arkadaşlarımızdan uzaklaşabiliriz.

    8) Hamile kadınları gördüğümüzde, bu bize, eksiliğimizi hatırlattığı için aklımızdan zaman zaman kötü düşünceler geçebilir.

    9) Bizlere sık sık “Çocuğunuz hala yok mu?” diye sordukları için kalabalık ortamlardan, yakın çevremizden uzak durmak isteyebiliriz. Bu tür sorular, bize acı ve kayıplarımızı hatırlatır.

    10) Zaman zaman hayattan zevk almamaya başladığımızı, zamanın çoğunu ağlayarak ve yas tutarak geçirdiğimizi fark edebiliriz. Özellikle bunları adet dönemlerinde daha sık hissederiz.

    11) Adet gördüğümüzde dünya başımıza yıkılmış gibi hissedebiliriz.

    12) Yalnızca bu sorunu kendimizin yaşadığını hissedip, başkalarına karşı yabancılaşma hissine kapılabiliriz.

    13) Zaman zaman eskisinden kolay öfkelenebiliriz.

    14) Uyku sorunları yaşayabiliriz.

    15) Tüm bunları yaşarken bir kısmımız umutsuzluk duygusunu yavaşça kaybedip durumu kabullenerek problem ile baş etme yolları arar, bir kısmımız ise bununla baş edemeyip çökkünlük yaşayabilir.