Yazar: C8H

  • Otizmin en etkili ilacı zamandır.

    Otizmin en etkili ilacı zamandır.

    Otizmli çocukların önemli bir bölümü erken yaşta başlanan eğitim ve tedavi ile hastalığı yenebiliyor. Hastalığın belirtilerinin en şiddetli yaşandığı 3-6 yaş arasında aileler umutsuzluğa kapılsa da yapılan araştırmalar tünelin sonunda ışık olduğunu gösteriyor.

    Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin 112 çocukla yürüttüğü çalışmalarda, otizmin yaşam boyu süren bir hastalık olduğu kanısının yanlış olduğu yolunda işaretlere rastlandı.

    Henüz bu konuda bilimsel kabul gören bir sonuca ulaşılmış olmasa da, Çocuk Psikolojisi ve Psikiyatri Dergisi’nde (Journal of Child Psychology and Psychiatry) yayımlanan çalışmanın bulguları, önemli görülüyor.

    Ancak araştırmaya temkinlilikle yaklaşılması gerektiğini belirten uzmanlar da var.

    Bu uzmanlar, bulguların arkasındaki nedenleri açıklamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

    Connecticut Üniversitesinden Dr Deborah Fein ve ekibi erken yaşta otizm teşhisi konan 34 çocuğun, ilerleyen yaşlarda sınıflarındaki otizm teşhisi konmamış diğer 34 çocuk kadar başarılı bir performans sergilediğini ortaya koydu.

    Bilişsel ve gözlem testlerinde, otizm teşhisi konmuş çocukların performansı, otistik olmayan çocuklarınki ile aynı düzeyde seyretti.

    Çocukların, dil, yüz tanıma, iletişim ve sosyal etkileşim konularında herhangi bir problemle karşı karşıya kalmadıkları belirtiliyor.

    Araştırmacılar, otizm teşhisi konmuş çocukların performansını karşılaştırmak için aynı yaşlarda başka 44 çocukla da çalışmalar yürüttü.

    Çalışmalar sırasında yapılan testlerde, otistik çocukların, hastalıklarının tespit edilemez olduğu ortaya çıktı.

    Araştırmacılara göre, bu sonuçlar, bazı çocukların otizmi yenmesinin bir sonucu olabileceği gibi, çocukların otizmin olumsuz etkilerini başka şekillerde tamamlayabilmesinden de kaynaklanıyor olabilir.

    Özellikle hafif ve orta şiddetli otizmli çocuklarda ilkokul 3. sınıfa gelindiğinde belirgin düzelmeyi bizde takip ettiğimiz hastalarda görüyoruz. Umudunuzu yitirmemeniz dileğiyle.

  • DUYGUSAL BOŞLUK KİLO ALDIRIYOR!..

    DUYGUSAL BOŞLUK KİLO ALDIRIYOR!..

    Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, aşırı şişmanlık ve obezite hastalığının altında yatan sebebin dengesiz beslenme ve hareketsiz yaşamla sınırlı olmadığını söyledi. Çağın vebası olarak değerlendirilen obezitenin, bireylerin ruh sağlığıyla etkileşim kurduğunu belirten Ceren Yağcıköseoğlu, “Her iki olumsuzluğun kaynağında başka nedenler de olsa, tedaviye muhtaç psikoloji obeziteyi, obezite de sağlıklı insan psikolojisini olumsuz yönde tetikliyor” dedi.

    Son yıllarda obezite ve kilo ile ilgili problem yaşayan bireylerin sayısının her geçen gün artarak devam ettiğine dikkati çeken Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, şunları söyledi: “Çalışma sürelerinin artışı, ekonomik sebepler ve zamansızlık günümüzde bireyleri sağlıklı olmayan, hazır besinlere yönlendirmekte olduğu da bir gerçek. Ancak kişilerin sağlıksız besinlere tercihleri ve bu besinlerin tüketimine devam etmelerini sağlayan davranışların altında ‘duygusal yeme’nin rol aldığı yapılan çalışmalar ile desteklenmiştir.”

    Mutlu Eden Besinlere Yönelince

    Özellikle bayanlarda, erkeklere oranla duygusal yemenin etkili olduğunu sözlerine ekleyen Psikolog Yağcıköseoğlu, “Kişi; fiziksel açlığı olmasa bile sıkıntı, öfke, yalnızlık , suçluluk duygusu, karşılanmamış beklentiler geliştiği durumlarda, kendisini mutlu eden besinlere yönelerek istemediği duygular ile kısa bir süreliğine baş edebiliyor. Beyinde haz ve rahatlama sağlayan kimyasal maddeler olan seratonin ve dopamini artırdığı için daha çok karbonhidrat ve yağ türü besinler tercih ediliyor bu sebeple kişi kendi içinde bir baş etme mekanizması geliştirmiş oluyor. Karbonhidrat ve yağlı besin tercihi kilo artışı sağladığı için özellikle bayanların kendinden hoşnut olmamasına sebep olarak duyguları ile baş etmesini güçleştiriyor.” diye konuştu.

  • Bebekleri sıcak su ile yıkamak epilepsi (sara) nöbetine yol açabilir!!!

    Bebekleri sıcak su ile yıkamak epilepsi (sara) nöbetine yol açabilir!!!

    Epilepsi, bir başka deyişle sara krizleri, bazen hiç akla gelmeyen nedenlerden kaynaklanabilir. Refleks epilepsi denilen bu durumlarda bir koku, ışık yansımaları hatta yemek yemek gibi uyaranlar sara krizlerini tetikler. Sıcak su epilepsisi de bu refleks sara krizlerinden biridir.

    Ülkemizde ve müslümanların yaşadığı güney hindistanda sık görüldüğü bildirilmektedir. Bunun nedeni genetik yatkınlık yanında, yıkanırken sıcak suyun tasla vücuda dökülmesine bağlanmaktadır. Sıcak su dolu tas birden çok miktarda suyun baş, boyun ve gövdeye temas etmesine yol açar. Beynin bu geniş alandan aldığı uyarının sara krizini tetiklediği düşünülmektedir.

    Sıcak suyu epilepsisi genellikle bebeklik ve çocukluk çağında ortaya çıkar. Çocuk yıkandıktan sonra dalgınlaşır, bazen banyo esnasında gözleri kayıp bayılır. Bu anormal durumda tanıda gecikmeler yaşanabilir, çünkü bir çok hasta banyo dışında tamamen normaldir. Tetkikler de tanıda yardımcı olmaz.

    Tanı konabilmesi için daha önce benzer hasta ile karşılaşmış hekime rastgelene kadar biraz uğraşmak gerekir… Çoğu kez de tedavisi çok basittir. Hastaya ılık su ile yıkanmasını önerirsiniz. Kışın biraz üşür ama ilaç kullanmasına gerek kalmaz.

  • Teknoloji (ekran) bağımlığı nedir? Nasıl oluşur?

    Teknoloji (ekran) bağımlığı nedir? Nasıl oluşur?

    Merhaba,

    Sizlerle çalışma alanlarımdan biri olan ve çeşitli eğitim kurumlarında gerçekleştirdiğim teknoloji (ekran) bağımlılığı seminerlerini temel alan bir yazı paylaşacağım.

    Öncelikle teknolojinin ne olduğundan bahsetmek istiyorum. Teknoloji, günlük kullanımda insan yeteneklerini genişletmek ve insan ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılan bilgi olarak adlandırılabilir. Bu noktada teknoloji için farklı dallarında farklı meyveleri olan bir ağaç benzetmesi yapılabilir. Bu ağaç, çeşitli meyveleri ile hayatımızdaki birçok ihtiyacı giderir. Neler teknoloji olarak adlandırılabilir diye baktığımızda bazı kaynakların takvim ve abaküsün ilk teknolojik ürünler olduğunu yazarken bazı kaynakların da ateşi temel aldığını görmekteyiz; ancak sonuç olarak teknoloji öyle bir süreçtir ki yıllar önce ateşin bulunmasıyla başlayarak dünyanın dışındaki su kaynaklarını araştıracak bir boyuta dönüşmüştür.

    Günlük yaşantımızda çok fazla farkında olmasak da aslında teknolojinin bize sunduğu birçok ürünle hayatımızı daha kolay devam ettirmekteyiz. Eskiden saatler, günler süren işlemleri şu anda otomatik olarak yapabiliyoruz. Teknolojik ürünlerden en göz önünde olanları bilgisayar, cep telefonu, televizyon gibi ekranlar aracılığıyla hayatımıza giren ürünlerdir.

    Peki, nasıl oluyor da sürekli insanın yararına gibi gözüken teknoloji zararlı ve bağımlılık yaratan bir hale gelebiliyor?

    İşte bu noktada biraz bağımlılığa ve teknoloji bağımlılığı kavramlarına yakından bakmak gerekiyor. Bağımlılık, kişinin nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Bağımlılık denince akla bağımlılık yapan maddelerin kullanımı ve ihtiyacı gelmektedir. Aslında bu yaklaşım bir miktar doğru olmakla birlikte yanlış bir anlayışın doğmasına sebebiyet verebilir. Çünkü bağımlılık mekanizması temelde aynı işleyip bağımlılık yaratan ürünler çeşitlilik gösterebilir. Daha net açıklayacak olursak, bağımlılık süreçlerinde (bağımlılık yapan kimyasallar hariç) ne kullanıldığından daha çok ne için kullanıldığı daha önemlidir. Yani “Stresimi alıyor.” denilerek kullanılan, başvurulan, ilgilenilen birçok öğe bağımlılık yapabilir ve bunlardan bir tanesi de teknoloji olabilir. Biz teknolojiyi fayda sağlamak, gelişimimizi devam ettirmek, dünya ile bağlantımızı güncel tutmak için kullanıyorsak bu anlaşılabilir bir şeydir; ancak üzüldüğümüz zamanlarda ya da duygusal ve psikolojik olarak kendimizi eksik/kötü hissettiğimiz zamanlarda bir çareymişçesine kullanıyorsak teknoloji de diğer bütün ürünler gibi bağımlılık yapabilir. Bu süreç ile birlikte teknoloji bağımlılığı için de teknoloji kullanımında bağımlılık özellikleri gösterilmesidir diyebiliriz.

    Peki, potansiyel bağımlı adayları kimler olabilir? En çok görülen bağımlı profillerine bakacak olursak karşımıza teknolojiye olduğundan fazla zaman ayıran ve harcadığı vakit kadar ondan faydalanmayan, bu sebeple günlük işlevlerini kaybeden kişiler çıkıyor. Bahsi geçen kişilerin aynı zamanda;

    • Teknolojisiz kaldığında sorun yaşayan,

    • Teknolojisiz kaldığında bir kontrol kaybı yaşayacakmış belirtileri gösteren,

    • Teknolojik ürünler ile ilgilenmediğinde de onları düşünen,

    • Günlük gelirini ve ihtiyacından fazlasını teknoloji yatırımı olarak kullanan ve bu durumda yaşamını devam ettirmekte maddi zorluk yaşayan,

    • Mutsuz ve duygusal olarak olumsuz anlarda teknolojiye başvuran,

    … kişiler olduğu görülmüştür. (Ögel, 2012)

    Yukarıda bahsettiğim konuya ve belirtilere dair zorlandığınız noktalar varsa en yakın ruh sağlığı kuruluşuna gitmeniz bağımlılık süreçlerinin oluşumunun engellenmesi veya hâlihazırdaki bağımlılık döngüsünün kırılması için önemli bir adım olacaktır.

  • Doğa kız bebekleri otizmden koruyor.

    Doğa kız bebekleri otizmden koruyor.

    Bugüne kadar yapılan otizm spektrum bozukluğu ile ilişkili en kapsamlı genomik analizde, UC San Francisco’lu bilim adamları tarafından yürütülen uluslararası bir araştırma ekibi, otizm gelişiminde rol oynayan 65 gen tespit etti.

    Ayrıca, çalışmada kaybolması veya kazanılması, otizm riskine katkıda bulunan birçok gen içeren 6 kromozom bölge tespit edildi. 5500 otizmli çocuğun genomunun incelenmesi sonucu 71 gen veya riskli bölge tespit edildi.

    Bütün bu bölgeler sinir hücreleri arasında sinapsları(bağlantıları) düzenleyen veya kromatin denilen genlerin paketlenmesi ile ilgili bölgeler. Bu sonuç bize otizmin sinirler arasında iletişim bozulmasından kaynaklanan bir hastalık olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

    Çalışmanın diğer bir ilginç sonucu ise otizmin neden erkeklerde daha sık görüldüğüne ışık tutması. Bilindiği gibi otizm erkeklerde kızlardan 4 kat daha sık görülüyor. Çalışmada kızlar ve erkeklerde otizme yol açan gen ve kromozom bölgelerinin aynı olduğu saptanmış fakat ilginç olarak otizmli kızlarda mutasyon sayısının belirgin olarak daha fazla olduğu gösterilmiş.

    Basitçe söylemek gerekirse erkek bebekleri hasta etmeye yetecek mutasyon sayılarına sahip kızlarda otizm gelişmiyor. Kızları otizmden neyin koruduğuna dair elimizde kanıt yok. Gelişmekte olan beyne testesteron ve östrojenin gösterdiği farklı etkilerin rolü olabileceği düşünülüyor.

    İnsan doğası kızları otizmden koruyor. Nedeni için biraz daha beklememiz gerekecek gibi duruyor.

  • Çocuk ve Ergenlerde EMDR

    Çocuk ve Ergenlerde EMDR

    Diğer terapi tekniklerine göre daha hızlı ve kısa bir süreci kapsıyor olması daha çok yeni bir yöntem olmasına rağmen EMDR’ın son yıllardaki popülerliliğini arttırdı. Bilimsel araştırmalarla da desteklenerek somut bir şekilde işlevselliğinin kanıtlanması da danışanlarımızın özellikle bu teknik için merkezimize başvurmasını sıklaştırdı.

    Peki nedir EMDR?

    EMDR, Türkçe açılımıyla ‘Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme anlamına gelen bir terapi tekniğidir. Bugüne kadar her yaştan yaklaşık 2 milyon kişinin farklı tiplerde psikolojik rahatsızlıklarının başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır.

    EMDR nasıl çalışır?

    Her gün beynimiz binlerce anı kaydeder. Bu anıların bazıları olumlu, bazıları olumsuz, birçoğu ise önemsiz ve nötr olanlardan oluşur. Olumlu ve nötr anılar, bilgi işleme sürecinden normal bir şekilde geçip belleğe atılır. Olumsuz ve travmatik anılar ise, tıpkı bilgisayara giren virüs gibi, bu süreci bozarlar. Bu anılar, anlamlandırma sürecinin normal çalışmasını engeller. Olumsuz anı, sadece geçmişte yaşamakla kalmıyor, etkisini hala ‘bugün’ yaşanmışçasına canlı olarak sürdürüyor. EMDR, bu tür anıların sağlıklı işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Terapi sırasında, beynin sağ ve sol yarımküreleri uyarılarak, zamanında yapamadığı işlemin yapılmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması ile mümkün olur. Kişi artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir bakış açısıyla görür. 

    EMDR olumsuz her şeyi unutturur mu?

    EMDR rahatsız edici, acı veren anıyı unutturmaz. Ancak terapi sonrası, bu acı yüzünden hissedilen öfke, korku, üzüntü, kaygı, hayal kırıklığı gibi tüm olumsuz duygulara karşı duyarsızlaştırır.

    Terapi nasıl gelişiyor?

    Çocuk ve ergen EMDR’ında klasik EMDR protokolünden daha az detay içeren bir protokol uygulanır. Çocuklar ve ergenler için karmaşık gelebilecek klasik uygulama, onların sürece daha fazla dahil olabilmeleri için sadeleştirilmiş ve ilgilerini çekebilmek için sevebilecekleri detaylar (oyuncakla ya da resim yaparak) eklenmiştir.

    EMDR ne kadar sürede etkili olur?

    Bazen tek seansta sorunun çözüldüğü gözlemlendiği, gibi bazen de daha uzun çalışma gerektirebilir.

    EMDR ile hangi sorunlar tedavi edilir?

    EMDR’a göre psikolojik ve/veya psikosomatik rahatsızlıkların çoğunluğunun işlenmemiş anılara bağlı olması, klinik uygulama alanını giderek genişletmiş, birçok sorunun verimli ve hızlı bir şekilde tedavisinin sağlandığı görülmüştür. Bu alanlara örnek olarak çocuk ve ergenlerde kaygı bozuklukları, çocukluk çağı depresyonu, yas (kayıp) süreci, rahatsız edici anılar, fobiler, ağrı rahatsızlıkları, yeme-uyku bozuklukları, performans kaygısı, sınav kaygısı, stres kontrolü, bağımlılıklar, cinsel ve/veya fiziksel taciz, davranış bozuklukları ve özgüven sorunları vb. gibi birçok alanda çalışılabilmektedir.

  • Otizmde bulmacanın bir parçası folat mı?

    Otizmde bulmacanın bir parçası folat mı?

    Otizm spektrum bozuklukları tanısı alan çocukların sayısı çığ gibi büyürken, nedenleri hakkında bilim insanları da nefes almadan çalışıyor.

    Son zamanlarda otizmli çocuklarda folat metabolizma ve taşıyıcı bozukluğunun sağlıklı çocuklara oranla çok daha sık görüldüğü ortaya konuldu. Folat bir çok biyokimyasal ve yapısal mekanizmada önemli rolleri olan bir vitamin. Tanımlanan durumun tam adı ise serebral folat eksikliği, yani beyinde folat vitamini eksikliği. Folat metabolizma bozukluğunun otizm benzeri bir tabloya yol açtığı zaten biliniyordu, fakat beyine folat taşıyan mekanizmaların otizmli çocukların çoğunda bozuk olduğu yeni saptandı.

    Otizm spektrum bozukluklarının sıklığı son yıllarda artıyor, Benzer şekilde otoimmün hastalıklarda artış gösteriyor. Çocuklarımız gittikçe artan sıklıkta alerji bulguları gösteriyor. Bir çok aile inek sütü alerjisiyle uğraşıyor. Benzer şekilde otizmli çocuklarda beyne folat taşıyan mekanizmanın alerji benzeri bir durum nedeniyle çalışmadığı gösterildi.

    Daha çarpıcı olan ise bu çocuklara beyne başka şekilde girebilen folat türevleri verildiğinde ise dramatik yanıtlar elde edilmesi. Özellikle alerjik testleri pozitif çıkan çocuklarda otizm belirtilerinin tamamen gerileyebileceği bildirilmiş.

    Bunlar umut veren fakat oldukça yeni bulgular. Daha büyük çalışmalarla kontrol edilmesi gerekli. Peki beklemeden bu ilaçları kullanabilir miyiz diye merak ediyorsanız…

    Sonuçta yan etki profili düşük bir vitamin olan folat türevlerinin denenebileceğini düşünüyorum…

    Doç Dr Barış Ekici, Çocuk Nörolojisi Uzmanı

  • Çocuğumu psikoloğa götürürken ne söylemeliyim?

    Çocuğumu psikoloğa götürürken ne söylemeliyim?

    Çocuklara dair psikolojik danışmanlıkta ilk görüşme, çocuk ve genç ile tanışma, aileden gerekli bilgileri (doğum öyküsü, geçmiş deneyimleri) edinme, çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine ve problemine göre gerekirse bir takım ölçme ve değerlendirme tekniklerini uygulama, terapi süreci ile ilgili aileye bilgi verme ve süreci planlanma gibi durumların konuşulduğu aşamaları içermektedir.

    Çocuğunuza bu durumu nasıl açıklamalısınz?

    Bu sürecin nasıl anlatılacağı gelişim dönemlerine göre değişkenlik gösterir. Ancak her yaş grubunda önemli olan çocuğa açık, net ve doğru bilgi vermektir. Çocuğa “benim bir arkadaşımla görüşmeye gidiyoruz”, “bir öğretmene gidiyoruz” gibi doğru olmayan tanımlamalar, hem psikoloğa hem de aileye dair çocuğun inancını azaltacaktır. Bunun yerine küçük çocuklara, anlatımın kısa, net ve doğru yapılması çocuğunuzda oluşabilecek kafa karışıklıklarını önleyecektir.  Ailelerin çocukları ile ilgili görüşecekleri sorunları çocuklarından gizleme istekleri anlaşılabilir ancak gereksizdir; çünkü çocuklar etraflarında ve kendilerinde bir sorun olduğunun bir şekilde farkındadırlar. Bu sebeple çocuğa süreci olduğu gibi aktarmak çocuğun da alacağı psikolojik destek sürecini sahiplenmesini sağlar ve bu da tedaviyi olumlu etkiler. Ancak aile içi özel bir durum varsa ve çocuğun henüz bu durumdan haberi yoksa (boşanma, evlat edinme, şiddet vb) psikolog ile önceden bu konunun görüşülmesi ve sonrasında terapistin önerisine göre sürece çocukla ya da bir süre aileyle yalnız devam edilmesi daha uygun olacaktır. Ailelerin, küçük yaşlardaki çocuklara, onların canını sıkan şeylerin geçmesi, eğer canlarını sıkan bir durum yoksa kendilerinin çocuklarına nasıl yaklaşacakları ile ilgili bilgi edinmek için biriyle görüşeceklerini, orda oyun oynayıp sohbet edeceklerini anlatmaları yeterli olacaktır. İlk seansta terapist, aileye ve çocuğa psikologların kim olduğunu ve kendisiyle neler yapacaklarını açıklayacaktır.

    Okul çocuklarıyla ise, yaşları gereği daha bilinçli oldukları için psikoloğa gitmekle ilgili neler bildikleri üzerine kısaca konuşup sonrasında yine aynı şekilde, çocuğa yaşadığı bu sıkıntıların azalması ve daha iyi hissetmesi için biriyle görüşeceği, burada oyun oynayıp biraz konuşabileceği aktarılabilir.

    Gençlerde ise durum biraz daha farklıdır. Kimi gençler kendi istekleri doğrultusunda bir psikologla görüşmek isteyebilirler. Ancak bazı gençlerde yaşanan problemler, terapiye gelmelerine de engel oluşturabilmektedir. Bu noktada gence öncelikle kendisinin daha mutlu ve rahat olabilmesi üzerine bir uzmanla görüşmesini önermek yerinde olacaktır. Ancak genç hiçbir şekilde danışmanlık almak istemiyorsa, onu zorlamayın, bu durum işleri daha da zora sokacaktır. Bu gibi durumlarda psikoloğunuz ile siz ayrı bir görüşme yaparak süreci daha kolay yönetebilir, gencin sürece katılması noktasında destek alabilirsiniz.

  • El ayak ağız hastalığı (hand, foot &mouth disease) – eaah

    El, ayak ve ağız hastalığı (EAAH) virüslerin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Coxsackie virüs A10, Coxsackie virüs A16 ve Enterovirüs 71, bu tabloya yol açmaktadır.Özellikle 5 yaştan küçük çocuklarda görülmektedir.Son yıllarda büyük çocuk ve erişkinlerin hastalığı olarak da tanımlanmaktadır.

    Hastalık uzak doğu ülkelerinde ciddi boyutlarda salgınlar yapar.2015 yılında Singapore da 18000 vaka bildirilmiştir. Ülkemizde son yıllarda artış olduğu gözlenmektedir .Bölgelere göre mevsimsel farklılık gösterir.

    Bulaşma ne şekilde olur?

    -Enfekte şahısların burun boğaz salgıları (Tükürük,Balgam gibi)

    -Döküntüleri

    -Dışkıları ile bulaşım olmaktadır .

    -Esas bulaşım kaynağı hastaların dışkılardır.

    Bu virüsler;

    Öksürme ,Hapşırma

    Öpme, yakın temas

    Dışkı ile temas sonrası bulaşmaktadır.

    Örneğin hasta çocukların bez değişimi sonrası ellerin yıkanmaması bulaşımda önemlidir.

    Bulaşıcılık süresi ne kadardır?

    Hastalığın ilk haftasında bulaşıcılık yüksektir.Bulaştırıcılık süresi haftalarca sürebilir.Özellikle erişkin hastalarda hastalık belirtileri gelişmez , buna karşın bulaştırıcılık uzun süre devam eder.

    Klinik belirtiler;

    Ateş

    İştah kaybı

    Boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu

    Hastanın kendisini iyi hissetmemesidir.

    Bu belirtilerden bir veya iki gün sonra Ağızda yaralar, El ayası ve Ayak tabanında döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler diz, dirsek ve kalçalarda da görülebilir. Döküntüler su toplayabilir ve kaşıntılı değildir.

    Tanı;

    Viral kültür

    Seroloji

    Nükleik asit amplifikasyon yöntemi uygulanır.

    Kuluçka süresi 3-7 gündür.

    Hastalığa özgü tedavi yöntemi yoktur.Ateş ve ağrı için ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılır.Ağız bakımı önemlidir.Sıvı tedavisi gerekebilir.

    Ciddi vakalarda hastaneye yatış, antiviral tedavi ve destekleyici tedavi yapılabilir.Bulgular 7-10 gün içinde geriler.

    Ciddi seyreden vakalarda kardiyak ve nörolojik komplikasyonlar gelişebilir.El, ayak ve ağız hastalığından korunmada aşı mevcut değildir.Bu hastalıktan korunmada hijyen şartlarına uymak önemlidir.Temas edilen vakalarda 20 saniyelik el yıkamanın önemi hatırlanmalıdır.Tuvalet kullanımı sonrası veya bez değiştirdikten sonra eller yıkanmalıdır.

    Nadiren El, ayak ve ağız hastalığını geçiren bir birey tekrar farklı bir virüs nedeniyle aynı hastalığı geçirebilir.Hayvanlardan geçiş olmaz, ev hayvanları enfeksiyon açısından risk faktörü oluşturmaz.

    Gebelikte bu enfeksiyon geçirildiğinde ciddi bir tablo gelişmez.Doğumdan hemen önce annenin enfeksiyonu geçirdiği durumda ise virüs bebeğe geçebilir ve yenidoğan Bebekte hastalık tablosu hafif seyreder.

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Vajinismus, genellikle eşle ilk cinsel ilişki denendiğinde ortaya çıkan bir psikofizyolojik bozukluktur.Konya Vajinismus Terapisi alanında en etkili çözüm cinsel terapidir. Yaygın olarak ilk gece korkusu ve efsaneleri sonucunda ortaya çıkmaktadır ancak ilerleyen yıllarda da vajinismus ortaya çıkabilir, çocuk sahibi olduktan sonra bile vajinismus ortaya çıkabilir. Cünkü sorun vajinada değil, beyindedir.

    Vajinismusun başlıca özelliği, cinsel ilişki ve vajinal penetrasyon denendiğinde, başta vajinanın dış üçte birini çevreleyen perianal kaslarda olmak üzere tüm vücutta bir kasılma, endişe, korku, tiksinme ve panik hali olmasıdır. Vajinismuslu kadınlar, bacaklarını açılmalarını engelleyecek boyutta sıkıca kapatır ve elleriyle eşini iter. Genel olarak bu sorunu yaşayan bayanlar, vajinalarının çok dar olduğunu ya da orada bir delik olmadığını iddia ederler.

    Normalde ise vajina, esneyebilen, genişleyebilen uzayabilen esnek bir organdır. Bu sorunu yaşayan çiftler; cinsel ilişkiye giremiyoruz, eşimle birlikte olamıyoruz, ağrılı acılı cinsel ilişki yaşıyoruz, ilk gece korkusu devam ediyor, cinsel ilişkide birden korku geliyor ve çok kasılıyorum şeklinde şikayetlerle, konya vajinismus terapisi ve tedavisi ile ilgili araştırma yapmaya başlarlar.

    Konya Vajinismus terapisi konusunda genellikle, konya vajinismus tedavisi merkezleri, konya vajinismus terapisi, konya vajinismus tedavisi, konya cinsel terapi, konyadaki en iyi cinsel terapist, en iyi vajinismus tedavi merkezi, konyadaki en iyi psikolog gibi anahtar kelimelerle doğru cinsel terapiste ulaşmaya çalışırlar. Ancak bu aramalarla ulaşılan kişi gerçekten en iyi cinsel terapist midir? Ya da ulaşılan merkez en iyi cinsel terapi merkezi ya da vajinismus terapi merkezi midir? Ya da o kişi gerçekten cinsel terapist midir? Bu konuda öncelikle dikkat edilmesi gereken konu, vajinismus terapisi – vajinismus tedavisi konusunda yardım alacağını kişinin, gerçekten bir ruh sağlığı profesyoneli olup olmadığı ve cinsel terapi eğitimi almış olup olmadığıdır.