Yazar: C8H

  • Ateşli nöbet (havale)

    Ateşli havale nedir kimlerde görülür?
    Havale bilinç ve davranış değişikliğidir. Ateşli havale ise üst solunum yolu enfeksiyonu ya da ishal gibi bir enfeksiyonun neden olduğu ateş sırasında görülen nöbetlerdir. Genellikle 6 ay-5yaş arasındaki çocuklarda görülür.

    Havaleler enfeksiyonun hangi döneminde görülür?
    Ateşli havalenin büyük bir kısmı enfeksiyonun ilk 2 gününde görülür.

    Ateşli havale genetik geçişli midir?
    Ateşli havalelerin %20’si genetik geçişlidir. Bu çocukların yakın akrabalarında ateşli havale öyküsü olabilir.

    Ateşli havale geçiren çocuklarda ileride kalıcı beyin hasarı olabilir mi?
    Sayısı ne olursa olsun ateşli havaleler sonrasında çocuğun zekasında herhangi bir gerileme olmaz. Beyinde hücrelerin ölümüne sebep olmaz.

    Ateşli havale sırasında ne yapılmalıdır?
    Öncelikle sakin olunmalı ve hasta yan yatırılmalıdır. Nöbetler sırasında dişler kilitlenebilir; bunu önlemek amacı ile ağıza kaşık, tahta çubuk, parmak sokulup dişler açılmaya çalışılmamalıdır. Bu müdahaleler çocuğa zarar verebilir. Nöbet anında hastanın üzerine soğuk su dökülmemeli ve ağızdan ilaç verilmeye çalışılmamalıdır. Doktorunuz tarafından önerildiyse popodan ilaç kullanabilirsiniz.

    Ateşli havale nasıl tedavi edilir?
    Her zaman ilaç tedavisi gerekli değildir. Ancak; nöbet anında nöbet durdurmak macı ile popodan ilaç alınabilir. Koruyucu amaçlı uzun süreli kullanmak üzere ağızdan antiepileptik ilacıın gerek olup olmadığına veya tedavinin türüne doktorunuz karar verecektir.

  • Öğrenme Güçlüğü

    Öğrenme Güçlüğü

    Ailelerin çocuklarına bilgi ve beceri öğretebilmeleri, ortaya çıkabilecek sorunlarla baş etmeleri, anne-baba-çocuk ilişkisini olumlu yönde geliştirebilmeleri, objektif değerlendirme yoluyla çocuğun potansiyelini ve sınırlılıklarını anlamaları için aile eğitimi önem kazanmaktadır.

    Ailelerin çocuklarının gelişimindeki sorumluluklarını yerine getirmeleri ve verilen eğitime yardımcı olmaları eğitimde hedeflenen davranışların kazandırılmasında oldukça gereklidir. Özel öğrenme güçlüğü olan bireyin okul, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde verilen eğitiminin ev ortamında da devam etmesi, eğitimde süreklilik ilkesi açısından gereklidir. Öğrenilen kavramların ve kazandırılan becerilerin genellenebilmesi için okul, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi ve aile tutumları arasında tutarlılık olmalıdır.

    Aileye yapılacak rehberlik çalışmaları planlanırken aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır:

    1) Aileye özel öğrenme güçlüğünün tanımı, özellikleri, bu bireylerde öğrenmenin nasıl gerçekleştiği ve öğrenmelerini etkileyen süreçler basit bir dille anlatılmalıdır. Özellikle bu durumun bireyin zekâsı ile ilgili bir problemden kaynaklanmadığı, öğrencinin öğrenmek için biraz daha fazla zaman ve çabaya ihtiyaç duyduğu belirtilmelidir.

    2) Ailenin çocuğunu anlaması, güçlüklerini kabul etmesi, beklentilerini çocuğunun özelliklerine göre düzenlemesi ve eğitim sürecine katılımlarının sağlanması çok önemlidir. Bu şekilde anne ve babalar hem kaygılanmaz hem de çocuklarına nasıl yardımcı olabilecekleri konusunda bilgi, beceri ve deneyim kazanmış olurlar.

    3) Bireyin öğrenme sürecinde aile desteği çok önemlidir. Bu nedenle günlük yaşamda yapılacak bazı etkinliklerin bireyin temel kavramları anlamasına yardımcı olacağını bunun da okuldaki öğrenmesini kolaylaştıracağını aileye anlatmak ve model olarak göstermek gerekir.

    4) Bireyin çalışmasının sonucunda aldığı notlardan çok gösterdiği çabanın ödüllendirilmesi ve ilerleme hızına sabır gösterilmesi gerektiği de ailelere mutlaka anlatılmalıdır.

    5) Bireyin güçlü olduğu alanların belirlenmesi ve bunlarla ilgili okul dışında da etkinlikler yapılması için aileye rehberlik edilmelidir.

    6) Ailelere yönerge verirken aynı zamanda göz teması kurarak dikkat çekmeleri, kullanacakları yönergelerin kısa ve net olmasına özen göstermeleri konusunda bilgi verilmelidir.

    7) Çocuğa organizasyon becerisi kazandırmak için ev ortamının, çalışma, yemek vb. zamanların düzenli olması gerektiği aileye nedenleri ile açıklanmalı gerekirse bununla ilgili takip çizelgeleri hazırlanmalıdır. Ayrıca ailedeki davranış kuralları birlikte belirlenmeli, kurallara uyulmadığında oluşabilecek sonuçlar konuşulmalı, yaptırımlar bireyin yaşına uygun, yerinde ve tutarlı olmalıdır.

    Anne Babalara;

    1) ÖÖG hakkında bilgi sahibi olmaya çalışın. Çocuğunuzun kardeşlerine, öğretmenine ve çevrenize bu konu hakkında bilgi verin.

    2) Çocuğunuzun öğretmeni ile işbirliği içinde olun.

    3) ÖÖG ve beraberinde gelişebilecek sorunlarla tek başına baş etmeye çalışmak sizi yoracaktır. Bu nedenle özel eğitim desteği aldırın. Öğrenme güçlüğüne eşlik eden başka problemleri varsa bunun için mutlaka önlem alın.

    4) Çocuğunuz Özel Öğrenme Güçlüğü tanısı aldıysa bunun bireyin yapısıyla ilgili olduğu ve merkezi sinir sistemindeki işleyiş bozukluğuna bağlı olduğunu bilin.

    5) Özel öğrenme güçlüğü, tembellik ya da zeka geriliği değildir. Çoğu zaman bu güçlüğe Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu da eşlik etse de DEHB, ayrı bir sorundur.

    6) ÖÖG olan çocukların zekâları normal ya da normalin üzerindedir. Bu nedenle bazı derslerde başarısız olurken bazı derslerde de sınıfın çok çok altında performans sergileyebilirler.

    7) ÖÖG olan çocukların bir kısmı, matematikte, bazıları ise okuma yazmada zorlanabilirler. Örneğin, henüz harfleri bile öğrenememişken matematikte oldukça iyi performans sergileyebilirler. Ya da okuma yazma öğrendiği halde hala sayıları ayırt etmekte güçlük çekebilirler.

    8) ÖÖG olan çocukların çoğu durumlarının farkında olup bunun neden kaynaklandığını bilememektedirler. Bunun için kendilerini kötü hissetmekte ve özgüvenleri düşmektedir. Çocuğunuzun özgüven ve motivasyon sahibi olmasını sağlayın. Çocuğunuzda mutlaka takdir edebileceğiniz bir özellik vardır. Bunu bulmaya çalışın ve bunu çocuğunuzu motive etmede kullanın.

    9) ÖÖG olan her çocuğun güçlük yaşadığı alanlar farklıdır. Çocuğun güçlü yanları ve desteğe ihtiyaç duyduğu alanlar belirlenip buna göre öğretme teknikleri ile desteklenmesi gereklidir.

    10) Kendi başına yapabileceklerini, onun yerine siz yapmayın. Aşırı koruyucu olmayın.

    Çocuğunuzun diğer çocuklarla aynı yeteneklere sahip, ancak biraz daha fazla zamana, tolerans ve anlayışa ihtiyacı olduğunu unutmayın.

    11) Öğrenme güçlüğü olan çocuklar, yaşadıkları başarısızlıklardan dolayı, genellikle öğrenmeye pek hevesli olmazlar. Bu çoğunlukla okuma-yazma içeren ödevlerle uğraşmaktan kaynaklanır. Anne-babalar, her gün sıkıntı yaşamak yerine programlı çalışmalarla daha iyi sonuçlara ulaşabilirler.

    Çocuğunuza Evde Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz?

    a) Çocuğunuzun günlük ödevlerini yaptırırken ders çalışma ortamının iyi konsantre olabileceği sessiz ve düzenli bir ortam olmasına dikkat edin. Dikkati dağıldığında, kısa molalar vererek tekrar çalışma masasına dönün. Sıkıldığında ve sık sık mola vermek istediğinde ona yardımcı olun, ancak onun yerine ödevleri siz yapmayın.

    b) ÖÖG olan çocuk için okumaktan zevk almak zordur. Evde yapılacak düzenli egzersizlerle çocuğunuza yardımcı olabilirsiniz.

    ÖRNEK: Kelimeleri, seslere ayırmak; okuma yazma bilmeyen bir çocuk, kelimelerin farklı seslerden oluştuğunu bilmez. Örneğin, “kedi” kelimesinin ‘k’ – ‘e’ – ‘d’ – ‘i’ seslerinden oluştuğunu bilmez. Kelimeleri seslerine bölme şöyle bir egzersizle öğrenilebilir:

    Bunları Sorun:

    — “KÖPEK” kelimesi hangi sesle başlar?

    — “KAZ” kelimesiyle hangisi kafiyelidir? “SAZ” mı, “SÖZ” mü?

    — “BEZ” ve “YAZ” kelimelerini oluşturan sesler hangileridir?

    — Hangi kelimede “B-E-Z” ve “Y-A-Z” sesleri vardır?

    — Okumayı öğrenmeye başladığında da harfleri isimleri ile değil sesleri ile ifade edin.

    c) Eğer çocuk okurken yanlış okursa sinirlenmeyin, kızmayın ve cezalandırmayın. Çocuk okurken hata yapmanın normal olduğunu bilmeli, yanlış okuduğunda bunu fark etmesini sağlayın, yanlışlarını düzeltmesi için yardım edin. Yanlış okuduğunda “dikkat” deyin yanlış okuduğu kelimeyi gösterin. Çocuğun yanlış okuduğu kelimeyi hecelerine ve seslerine ayırarak doğrusunu okuması için uğraşın. Hala okuyamıyorsa, o zaman doğrusunu siz söyleyin.

    d) Çocuğunuzun, onu mazur gördüğünüzü bilmesi ve üzerinde baskı hissetmemesi önemlidir. Bu yüzden her yanlış okuduğu kelime üzerinde de durmamak gerekir. Aksi halde o sıkılmaya başlayacak ve motivasyonu düşecektir.

    e) Okuyacağı kitabı ona seçtirirseniz okumaya daha istekli olur. Kitabın konusunu ve resimlerini sevmesi önemlidir. Bütün bir cümlenin aynı satırda olması faydalıdır.

    f) Evde sesli ve sessiz okuma alıştırmaları yapın. Okuma alışkanlığını geliştirmek için, evde herkesin katıldığı okuma saatleri düzenleyin. Dikkat becerilerini geliştirmek için, yine evde herkesin katıldığı kelime türetme oyunu, isim-şehir-hayvan, scrabble ve adam asmaca gibi oyunlar oynanabilir.

    g) Yazı yazmak da ÖÖG olan çocuklar için stresli ve zordur. Bu yüzden, alıştırma yapmak için ayrılan süre gereğinden fazla olmamalıdır.

    h) Yazma konusunda; kelimeleri yüksek sesle okuyup hecelerine ayırın. Metinleri dikte edip yanlış yazdıklarını birkaç kez daha yazdırarak düzeltmesini sağlayın. Öncelikle kısa kelimeler üzerinde çalışın.

    ı) Çocuğunuza evde ders çalıştırma konusunda yaşadığınız güçlükler ilişkinizi yıpratmaya başladıysa günlük ödevleri yaptırma konusunda özel ders aldırmayı deneyin.

  • Katı gıdalara başlarken gıda alerjisi: hangi gıdalar risklidir? Nasıl korunalım?

    Katı gıdalara başlarken gıda alerjisi: hangi gıdalar risklidir? Nasıl korunalım?

    Katı gıdalara yeni başlamak, ebeveynlerin hayatındaki dönüm noktalarından biridir. Beraberinde pek çok soru ve endişeyi de birlikte getiri: En çok hangi gıdalar gıda alerjisine neden olur? Nasıl korunabiliriz?

    Kademeli Başlangıç:

    Yeni gıdalara tek tek, küçük miktarlarla, yavaşça artırarak başlamak alerji yapan gıdanın tespit edilmesini sağlar. Meyvelere de sebzelere yeni başlarken en önemli konulardan biri de her bir yeni gıda arasında üç dört gün ara vermektir ki alerjiye neden olan gıda kolayca tespit edilebilinsin. Hangi sırayla verdiğiniz, hangi metotla pişirdiğinizin bir önemi yoktur.

    En Alerjik 8 Gıda:

    Herhangi bir yeni gıda için herhangi bir alerjik reaksiyon bekleyebilirsiniz. 160 çeşitten daha fazla olabilir. Ancak aşağıdaki 8 gıda ve gıda grubu bunların % 90’ından sorumludur. Çocuğunuzu 3 yaşına kadar yer fıstığı ile tanıştırmamakta fayda vardır.

    Süt

    Yumurta

    Yer fıstığı

    Ceviz, badem

    Balık

    Kabuklu deniz ürünlekari

    Soya

    Buğday

    Bebeğinizdeki Gıda Alerjisi Belirtileri Nelerdir?

    Belirtiler, genellikle gıdanın tüketiminden kısa süre sonra görülür. Birkaç dakika ya da birkaç saat içerisinde görülebilir. Yeni bir ek gıdaya başlarken, aşağıdaki belirtiler açısından dikkatli olmalısınız:

    Ürtiker (kurdeşen), döküntüler

    Yüz, dil ve dudaklarda şişlik

    Kusma ve / veya diyare

    Öksürük veya hırıltı

    Solunum sıkıntısı

    Bilinç kaybı

    Ne Zaman Acil Servise Gitmelisiniz?

    Ağır, ciddi alerjik reaksiyonlar ölümcül olabilir. Solunum sıkıntısı, hırıltılı solunum, yüz ve dudaklar, dilde şişlik, ağır diyare, kusma durumlarında doktorunuzu aramalı ya da acil servise başvurmalısınız.

    Hafif Alerjilerde Ne Yapmalısınız?

    Ürtiker, döküntü gibi hafif – orta derecede belirtilerde tetkik istenebilir. Hangi gıdanın alerjiye neden olduğu tespit edilebilirse bebeğinizin menüsünden gıdayı çıkarabilirsiniz. Tekrar tüketilmemesine dikkat etmelisiniz. Tekrarlayan tüketimler bir sonraki reaksiyonun ciddi olmasına neden olabilir.

    Bebeğiniz büyüdükçe yumurta ve süt alerjileri gibi bazı alerjiler kaybolabilir. Ancak, yer fıstığı, ceviz, badem ve deniz kabuğu alerjileri genellikle devam ederler.

    Aile öyküsünün olduğu durumlarda daha da dikkatli olunmalıdır. Alerji öyküsü olduğu durumlarda özellikle yukarıdaki gıdalara başlamak için 9 -10 aylığa kadar bekleyebilirsiniz. Alerjik reaksiyon gelişse bile büyük bebeklerde tedavi de daha kolay olacaktır. Bal ve inek sütü ( peynir ve yoğurt hariç ) için de 1 yaşına kadar beklemek uygun olacaktır.

  • Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas

    Çocuklarda Ölüm Kavramı ve Yas

    Çocuklarda Ölüm Kavramı ve YasÜrküntü ve bilinmezliklerle dolu, tarih boyunca anlamlandırılmaya çalışılmış bir olgu ölüm. Gerçekleşmesi %100 olan yaşam gerçeği ölüm.

    İnsanı bu kadar yakından ilgilendiren, yaşamımızla iç içe olan ölüm, elbette çocuklar için de merak konusu. Anne baba olarak çocuğunuzdan ölümle ilgili sorular mutlaka alırsınız. Çocuklarda ölüm algısı ve ölüm kavramı hakkında bilgi sahibi olmanız, çocuğu yaşına uygun biçimde aydınlatmanızı sağlayacak, herhangi bir zihin karışıklığı ya da korku oluşmasına meydan vermeyecektir.

    Çocuğunuzla ölüm hakkında konuşurken;

    1)Ölümü bir uyku hali olarak tarif etmeyin. Çocukta uyuma, uykuya dalma korkusuna sebep olabilirsiniz.

    2)Uzun bir yolculuğa çıktı, çok uzak bir yere gitti gibi açıklamalarda bulunmayın. Çocuk kendisine neden bir haber verilmediğini merak edecek, üzülecek hatta seyahate çıkan bir yakınının geri dönmeyeceği kaygılarına sahip olacaktır.

    3)Hasta oldu öldü gibi bir açıklama basit hastalıklar ile ciddi hastalıklar arasındaki farkı bilmeyen çocuğunuzda hastalık korkusu, hastalanma korkusu yaratabilir. Çocuk hastalıktan ölen bir yakınını gördüğünde, birçok hastalığın çok çabuk iyileştiğini, sizin ve kendisinin sağlıklı olduğunu, hastalıkları kolayca yenebileceğinizi, nadiren bazı ciddi hastalıkların ölümcül olabileceğini uygun bir dille anlatın.

    4)Yaşlı idi öldü, yaşlılar zamanı gelince ölür gibi açıklamalar da doğru değildir. Çocuk genç birinin ölümünü öğrendiğinde çelişkiye düşecektir. Yaşlılığın ölüm sebebi olduğu, ancak her yaşta ölünebileceği, anne baba ve çocuk olarak uzun yıllar yaşayacağınızı düşündüğünüzü söyleyin.

    5)Konuyu kapatmaya çalışmanız, kaçamak cevaplar vermeniz ya da çocuğu susturmanız hatalıdır. Yaşam gerçekliği olan ölümün konuşulabilir olduğu çocuğa verilmelidir.

    Çocuklar ölümle çok erken yaşlarda ilgilenmeye başlasalar da 3 yaşından önce ölümü kavrayacak zihinsel yeti oluşmamıştır. 3 yaşından önce ebeveyn kaybı yaşayan çocuğa söz konusu kişinin öldüğü söylense de korku ya da üzüntü duymayacak, o kişinin verdiği bakımla ilgili eksiklikten kaynaklanan sıkıntıları yaşayacaktır.

    3-5 yaşlarında “ölüm, ölmek, ölmüş” gibi kavramlar çocuk tarafından kullanılsa da ölüm ile ilgili bir duygulanım ve korku tepkisi verecek zihinsel gelişim henüz yoktur. Televizyon kumandasını vermediğiniz için size kızan 4 yaşındaki çocuğunuz, “ölürsün inşallah anne-baba” diyebilir. Bu yaşlarda ölüm uzun bir ayrılık, dönüşü uzun sürecek bir yolculuk gibidir. Sürekli ve geri dönülmez ölüm olgusu kavranmamıştır. Oyunlarında ölü numarası yapıp, dirildim diyerek karşısındakini korkutmaya çalışabilir, akvaryumda ölen balığı “balık ölmüş” diye size haber verebilir, sonra da “bunu yüzdür, yem verelim yüzsün” diye tutturabilir.

    5 yaşlarında çocuk için ölüm, uyanılmayan bir uyku halidir ve artık korkutucu bir kavram haline gelmeye başlamıştır. Daha önce anne baba ölümü uyku olarak tariflemişlerse çocukta uyku düzeni bozulabilir, uykuya dalmaktan korkma, yalnız yatamama gibi sorunlar görülebilir. Çocuk ölen dedesinin toprak altında nasıl nefes aldığını, orada yalnız sıkılıp sıkılmadığını, ne yiyip içtiğini, kıpırdamadan nasıl yattığını sorabilir. Yani henüz ölümün bir son, geri dönülmez bir durum olduğu kavranmamıştır. Bu yaşlarda çocuk anne babanın da ölüp ölmeyeceğinden korku duyar, sık sık siz de ölecek misiniz diye sorabilir.

    6-7 yaşlarında ölümün yaşlılık ve hastalıkla ilgili bir kavram olduğu yavaş yavaş pekişmeye başlar. İzlenen çizgi filmler, okunan masal ve öykülerin etkisiyle ölüm kötüler içindir, ölüm kötülere bir cezadır algısı oluşur. Çocuk ölümü kendine yakıştırmaz. Yaşlı, hasta kişilerin yakında öleceklerini düşünür, fakat ölümden uykudan uyanır gibi birden dönmek mümkündür. Çocuk ölümden korkar gibi görünse de asıl korkusu yalnız kalma korkusudur. Ebeveynlerin “söz dinlemez, yaramazlık yaparsan ölürüm annesiz-babasız kalırsın” gibi söylemleri bu korkuyu pekiştirecek, sevdiklerinin ölümü karşısında kendini suçlayacak, kendine verilmiş bir ceza olarak algılayacaktır. “Ben yaramazlık yaptım, dedem öldü, şimdi cennette uslu çocuklarla oyun oynuyor” gibi bir algıyı çocuğun zihnine yerleştirecek tarzdaki yaklaşımlarınız büyük hata olup, psikolojik sorunlara eğilimli yetişkinlerin temelini atmış olursunuz.

    9-10 yaşlarından itibaren ölüm gerçekliğini kavrayacak bilişsel yetenek kazanılır, ölümün yaşamın geri dönülmez bir sonu olduğu anlaşılır. Yakın çevreden bir ölüme şahit olmak ya da uzun yıllar böyle bir durumla karşılaşmamak ölüm gerçekliği kavramının kazanılmasını daha erken ya da ileri yaşlara atabilmektedir.

    Anne baba olarak çocuğunuzla ölüm hakkında konuşurken öncelikle sizin ölümü içselleştirmiş, kabul etmiş, ölümle barışık olmanız gerekir. Siz ölümü korkutucu bir olay olarak görmeyen duygusal ve felsefi kapasiteye eriştiyseniz çocuğunuza sağlıklı bilgileri verebilirsiniz.

    Ölüm hakkında çocuğunuzla konuşurken gerginlikten uzak, huzurlu ve rahat olmanız, kafa karışıklığına yol açmamak için sadece sorduğu sorulara gereksiz ayrıntılara girmeden net ve kısa yanıtlar vermeniz, ne sorduğunu tam olarak anlamanız tavsiye edilir.

    Anne baba, eş, evlat, yakın akraba ölümü bireyin yaşayabileceği en travmatik olaylardandır. Yas tepkisi yetişkin ya da çocuk herkes için doğaldır. Ağlama, üzüntü, uykusuzluk, iştahsızlık, isteksizlik, çaresizlik, karamsarlık, umutsuzluk gibi belirti ve duygular bir dönem yaşansa da sağlıklı bir psikolojik yapı sürekli ruhsal çökkünlük halinde kalmaz.

    Bu yazımızda çocuklarda yas süreci ve sevilen birinin ölüm haberi çocuğa nasıl verilir, bir yakını ölen çocuğa nasıl davranılır? sorularına da cevap vereceğiz.

    Anne babasını kaybeden bir çocuk ağlama, bağırıp çağırma, öfkeli ve şiddet dolu davranışlar gösterebildiği gibi sessiz ve tepkisiz de kalabilir. Elbette üzüntülü ve hüzünlüdür, fakat temeldeki korku “bana kim bakacak”, “ben ne olacağım” dır.

    Bazı çocuklar donmuş ve uyuşmuş gibi bir hal alır, ölü ve ölümle ilgili konuşmaları duymazdan, anlamazdan gelir, hiçbir soru sormaz, oyununa ve arkadaşlarına döner.

    Bazı çocuklar ise yas tepkisi olarak bir bayram, şölen havasına girip sevinçli, canlı, yerinde duramaz olup, yersiz gülmeler, olmayacak şeyler istemeler, çeşitli soytarılıklar yaparlar. Her iki durumda da yadsıma (inkar) savunma mekanizması devreye girmiş, inanmama yoluyla travma atlatılmaya çalışılmaktadır.

    Çocuklar, yetişkinler kadar üzüntülü ve acılı kalıp, yaslı görünüm vermezler. Ölüm gerçeği kabul edildikçe, ölen ebeveyne karşı kendini bırakıp gitmesinden ötürü öfke duyulmaya başlanır. Ebeveyne duyulan öfke ve ölümün kendi yaramazlıkları, kötü çocuk olması kaynaklı olduğuna dair hatalı inançlar suçluluk duygusu yaratırsa ruhsal problem çıkma olasılığı artar.

    Genel kaygı hali ve farklı korkular, gece korkuları, karabasan ve kâbuslar, uyku bozuklukları, tikler, bayılma ve titreme nöbetleri, baş ve karın ağrıları gibi bedensel yakınmalar, dalgınlık, unutkanlık, yaşından daha küçük davranmaya başlama, kekemelik, tırnak yeme, altını ıslatma, hırçınlık, içine kapanma, okula gitmede isteksizlik, okul başarısızlığı, uyum ve davranış bozuklukları yasın getirdiği ruhsal sorunlar olarak çocuk psikiyatrisinde sıklıkla karşımıza çıkar.

    Çocukluk dönemlerinde anne ya da baba kaybının ileriki yıllarda depresyon olasılığını yükselttiği, birçok ruhsal bozukluğa zemin hazırladığı psikiyatristler tarafından kabul edilse de bu bir kural değildir. Ebeveyn boşluğunu dolduracak bireyin çocukla kurduğu sevgi dolu ilişki ve iletişim burada önem kazanmaktadır.

    Çocuğun yas sürecini sağlıklı biçimde atlatması ve çocuğa ölüm haberini verirken dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

    1)Çocuğun yaşına göre 1-2 hafta bekleyip, alıştırmak mümkün olsa da gerçek uzun süre gizlenmemeli, en kısa sürede, çocuğun en yakını haberi vermelidir.

    2)Haber verirken, ölen kişinin bir daha geri gelmeyeceği, ancak sizin onun yanınızda olduğunuz, bakımında, ihtiyaçlarının karşılanmasında hiçbir sorun yaşamayacağı net olarak anlatılmalıdır.

    3)Üzgün olsanız da güçlü olduğunuzu, sevgi ve desteğinizin hep onun yanında olacağını göz teması kurarak ve tensel temas ile söyleyerek korkularını hafifletin.

    4)Ölmüş kimseden konuşmaktan kaçınmayın, anılarını anlatıp paylaşın.

    5)Yasınızı çocuktan gizlemeyin.

    6)Çocuk yas yerine neşeli, hareketli, canlı, oyuncu davranışlar gösteriyorsa kesinlikle suçlamayın.

    7)Ölümü yadsıyan çocuk için aceleci olmayın, bekleyin ve anlayışla davranın. Genelde birkaç haftada durum olağan akışına kavuşur.

    8)Ev, okul, şehir değiştirmek gibi büyük değişikliklerden bu dönemde kaçının.

    9)Üzüntüsünü belli edemiyor, soru soramayacak kadar şaşırmış ya da üzgün ise siz onun adına konuşmayı başlatabilir, duygu aktarımına yardımcı olabilirsiniz.

    10)Ölüm sebebiyle çocuğa karşı korumacı davranmayın.

    11) 6-7yaşından önce çocuklar gömme merasiminden uzak tutulmalıdır.

    12)“Annen melek gibiydi, Allah çok sevdiğinden onu aldı” “Baban çok iyi biri olduğundan erken öldü” gibi ölümü sevimli ve aranacak bir şey olarak göstermeye çabalamayın.

    13)Zamanı geldiğinde sevdiklerimizle öteki dünyada buluşacağımız umudu ve bilgisini vermek doğrudur.

  • Çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonu

    Çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonu

    İdrar yolu enfeksiyonu ( İYE ) çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlardır. Kız çocuklarının %8’i erkek çocuklarının %1-2’sinde görülür. Yenidoğan döneminde erkek çocuklarında daha sık görülürken ileri yaşlarda kızlarda görülme sıklığı artar.

    İdrar yolu enfeksiyonuna sıklıkla bakteriler neden olmakla birlikte nadiren mantar , parazit, virus gibi mikroorganizmalarda neden olabilir.

    İdrar yollarını oluşturan organlar böbrekler, üreterler, mesane ve üretradır. İYE bu organların mikrobik iltihabı olup lokalizasyonuna göre üreter ve mesane etkilenmiş ise alt İYE (sistit), üreterden böbreklere yayılmış ise üst İYE( piyelonefrit) olarak tanımlanır. Alt İYE daha sık görülen formdur. Üst İYE daha az görülmekle birlikte genellikle daha önemli sonuçlara yol açar.

    İdrarda normal şartlarda bakteri bulunmaz. Bulaşıcı bir hastalık olmayan İYE anüs çevresi derisinde bulunan bakterilerin idrar yollarına ulaşması sonucu ortaya çıkar. En sık etken escherichia coli isimli bakteridir. Bakterinin böbreklere ulaşması nadiren kan yolu ile olabilir.

    Kız çocuklarının üretrası kısa ve anüse yakın olduğu için kız çocuklarında görülme sıklığı artar. İlk bir yaştaki sünnetsiz erkek çocuklarında İYE görülme sıklığı sünnetli çocuklara göre 10 kat fazladır. İdrar yollarındaki yapısal veya fonksiyonel bozukluklar ( vezikoüreteral reflü, idrar yolları darlığı, işeme bozuklukları vb.) İYE riskini arttırır. Tuvalet alışkanlıklarında(idrar tutma) ve temizliğinde bozukluk olan hastalarda İYE daha sık görülür. İdrar yollarını irrite eden köpük banyoları, sabun veya parfümler İYE gelişme riskini arttırır. Ailesinde İYE öyküsü olanlarda görülme sıklığı artar

    Erken tanı ile tedavi edilebilir hastalıktır ancak özellikle üst idrar yolu enfeksiyonları tanı almaz ve yanlış tedavi edilir yada tedavi edilmez ise kalıcı böbrek hasarına yol açabilir. Özellikle ilk 5 yaşta kalıcı böbrek hasarı riski fazladır. Geçirilen üst İYE sonucunda böbrekte oluşan nedbe dokusu (skar) tekrarlayan enfeksiyonlar sonucunda büyüyerek böbrekte görev yapan sağlıklı dokunun yerine geçer . Sonuç olarak ilerleyen zaman içinde hipertansiyon ve böbrek yetmezliği gibi kalıcı hastalıklara yol açar.

    Hastalığın belirtileri ve bulguları hastanın yaşına ve İYE’nun lokalizasyonuna göre değişiklik gösterir.İdrar kontrolü olmayan çocuklarda genel bulgular ön plandadır. İştahsızlık, yenidoğan sarılığı, huzursuzluk, kusma, ağırlık artışında azalma, kötü kokulu idrar, idrar yaparken ağlama ilk belirti/bulgu olabilir. İdrar kontrolü başlamış olan büyük çocuklarda ise belirti/bulgular işeme sırasında ağrı, yanma hissi, sıkışma, sık idrar yapma, yüksek ateş, idrar kaçırma, böğür ve/veya karın ağrısı, kırmızı renkli ve kötü kokulu idrar yapmadır. Bunların biri yada birden fazlası aynı anda görülebilir.

    Alt idrar yolu enfeksiyonunda alt idrar yollarına ait bulgular ön planda iken üst idrar yolu enfeksiyonunda sistemik bulgular yüksek ateş (<38,5 C), halsizlik, kusma ön plandadır lokal olarak böğür ağrısı görülebilir. Üst idrar yollarının enfeksiyonlarının bir bölümünde hastalığa alt idrar yolu bulguları eşlik eder.

    İYE gelişimini önlemede bazı kurallara uymak hastalığın görülme sıklığını ve tekrarlama riskini azaltması açısından önemlidir. Özellikle bebeklerde sık bez değişikliği faydalı olacaktır. Tuvalet temizliği sırasında bölgenin önden arkaya doğru tek seferlik hareketlerle yapılması barsak bakterilerinin idrar yollarına ulaşmasını önleyecektir. İdrar kontrolü başlamış hastalarda düzenli ve tam olarak mesanenin boşaltılmasını sağlamak mesanede bakteri üremesini önleyecektir. Özellikle kız çocuklarında köpük banyolarından kaçınılması önerilir. İdrar yollarının havalanmasını bozan dar ve naylon giysilerden kaçınılması önemlidir.

    Hastalarda anatomik bozukluk olması halinde izleyen çocuk nefroloji uzmanı tarafından önerilen azaltılmış dozda antibiyotikler uygulanması gibi enfeksiyon gelişimini önleyen önerilere uyulmalıdır.

    Uygun tedavi yöntemi ile alt İYE 3-5 günde, üst İYE 7-10 günde iyileşir. Hastaların yarıya yakınında hastalık 6-12 ay içinde tekrarlayabilir. İdrar yollarında yapısal, fonksiyonel bozukluğu olan veya bozuk tuvalet hijyeni-alışkanlığı olan kişilerde tekrarlama riski yüksektir.

    İYE tanısında en önemli kriterler; rutin idrar analizinde lökosit adı verilen hücrelerin belirli sayıdan fazla olması ve/veya idrarda bakteri varlığını gösteren nitrit testinin pozitif olması ve uygun koşullarda temiz alınan idrarda tek bakterinin belirli sayının üzerinde ürediğinin gösterilmesidir. İdrar kontrolü olmayan çocuklarda idrar torba, kateter ve iğne aracılığı ile doğrudan mesaneden alınabilir, idrar kontrolü olan çocuklarda orta akım idrarın steril idrar kaplara alınması gereklidir. Kültürde üreyen bakterinin antibiyotik direncine göre tedavi planlanır.

    Çocuk nefroloji uzmanları tarafından değerlendirlen tekrarlayan İYE olan çocuklarda anatomik veya fonksiyonel idrar yolu bozukluklarını araştırmak üzere görüntüleme tetkikleri ( üriner sistem ultrasonografik incelemesi , voiding sistoüretrografi ve böbrek sintigrafisi) uygulanarak tedavi ve izleme planı yapılır. Bu tetkiklerin birkaçında radyasyona maruziyet söz konusudur.

    İYE tedavisinde seçilecek antibiyotik kültürde üreyen bakterinin antibiyotik direncine göre seçilse de kültür sonucunun belli olacağı 24-48 saat içinde hekim tarafından karar verilen uygun antibiyotik başlanmalıdır. Özellikle üst İYE tedavisinde ateş yüksekliğini takiben ilk 24-48 saatte tedavinin başlanması halinde böbrek hasarının olmadığı düşünülmektedir. Antibiyotik kullanım süresi İYE lokalizasyonuna göre değişir. İYE ilişkili belirtiler birkaç gün içinde geriler bu süre içinde ağrı kesici, ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Özellikle ateş yüksekliği olduğu dönemde sıvı alımı arttırılmalıdır.

    Tedavi genellikle ev şartlarında yapılırken 3 aydan küçük çocuklar, genel durumu bozuk olan çocuklar ve yeterli sıvı alamayan çocukların hastanede yatırılarak tedavi edilmesi önerilir.

    İYE tanısı olan çocuk tedavinin ardından 6-12 ay boyunca aylık rutin idrar analizi ve idrar kültürü tetkikleri ile olası tekrarlama nedeni ile izlenmelidir. Tekrarlayan İYE olması halinde hastanın çocuk nefroloji uzmanı tarafından değerlendirilerek gerekli araştırmalar yapılıp uygun izlem programının belirlenmesi ve ailenin bilgilendirilmesi gerekir.

  • ANNE –KIZ  İLETİŞİMİ

    ANNE –KIZ İLETİŞİMİ

    Anneler ve kızları arasındaki uyuşmazlıklar günümüzde sıkça rastlanan bir durum. Peki, bu anlaşmazlıklar nasıl çözülür? Anneler, kızlarını korumak ve hataya düşmelerini önlemek için nasihatlerde bulunur, kızlar ise annelerinin destek olmasını beklerken kendilerini anlamadıklarını, eleştiride bulunduklarını düşünür.

    Durum böyleyken anlaşabilmek zor gibi gözükse de imkansız değildir.

    ERGENLİK ÖNCESİNDE ARANIZI İYİ TUTUN

    Ergenlik döneminde duygular daha ağır basar. Aşırı duygusallık, fevrilik, akla gelebilecek her duygu hat safhadadır. Ergenlik öncesi aranızı iyi tutarsanız, bu dönemde ve sonrasında size olan güveni artacaktır.

    BİRBİRİNİZİ DİNLEYİN

    Dinlemek her zaman iyi bir çözüm yoludur. Karşılıklı olarak birbirinizi dinlemeyi bilmelisiniz. Bu sayede yanlış anlaşılmaların getirdiği tartışmalar ortadan kalkacaktır.

    EMPATİ KURUN Empati, kişinin kendisini başkalarının yerine koyarak, olaylara onun gözünden bakmaktır.

    Kendinizi kızınızın yerine koyup nasihatlerinizi bu şekilde verin.

    AŞIRI KONTROLCÜ TAVIRLARLA YAKLAŞMAYIN

    Amacınız kızınızı korumaya çalışmak olsa da, sadece sizin istediklerinizi yapmasını, sizin düşüncelerinize katılmasını beklemeyin. Hata yapmadan, yaptığı hatalardan ders çıkarmadan bir şeyin hata olduğunu anlayabilmek her zaman mümkün değildir. Bazı şeyleri yaşayarak, yanlış yaparak öğrenmesine müsaade etmeli, sonucu her ne olursa olsun, yanında olmalısınız.

     

    ARANIZDAKİ SAYGIYI KORUYUN

    Kızınızın size söyleyebileceği bir kötü söz, iğneleyici bir kelime, hakaret doğru olmayacağı gibi siz de kötü sözler söylemekten kaçının. Bu şekilde konuşmak, gerilimi arttıracağı gibi kızınızın sizden uzaklaşmasına da sebep olur.

    EVE GİRİŞ-ÇIKIŞ SAATLERİ KONUSUNDA ANLAŞMAYA ÇALIŞIN

    Her genç kız, arkadaşlarıyla vakit geçirmek ister. Kimlerle, nerede, ne yaptığını bildiğiniz sürece belli sınırlar çerçevesinde ona mani olmayın. Uygun bir dille ne çok erken çıkmasını ne de çok geç dönmesini istemediğinizi, onun kararına uyacağı takdirde sizin de ona uyacağınızı söyleyin.

    BİRBİRİNİZE DESTEK OLUN

    Tavsiyelerinize uymamazlık yapıp hata yaptıklarında çok fazla üstüne gitmeyin. Olan zaten olmuştur, bunu değiştiremezsiniz. Hata yaptığının zaten farkına varacaktır. Onu daha önce uyardığınızı, eğer sözünüzü dinleseydi bu sonuçların olmayacağını, yine de ona destek olduğunuzu söyleyin. Ona, her şeye rağmen sırtını dayayabileceği bir anneye sahip olduğunu hissetirin.

    BAŞKALARINI ÖRNEK GÖSTERMEYİN

    Örnek gösterilmesini sadece kızlar değil, aslında hiçkimse istemez. Empati kurmanız gereken konulardan biri de budur. Eşinizin size başkalarını örnek göstermesinden hoşlanmayacağınız gibi siz de kızınıza bunu yapmaktan kaçınmaya çalışın.

    ŞİDDETE BAŞVURMAYIN

    Kesinlikle şiddeti son çare olarak bile düşünmeyin. Bu şekilde kızınızın akıllanacağını düşünüyorsanız malesef yanılıyorsunuz. Bu davranış onun psikolojisini bozacağı gibi sizden olabildiğince uzaklaşmasına, hatta evden kaçmasına bile neden olabilir. “ELALEM NE DER!” Bu sözü kullanmamaya özen göstermekten çok, bunu düşünmemeye çalışın. Çoğu anne, başkalarının düşüncelerini kendisinden daha önemli bulur.

    Bir şey sizin için doğru geliyorsa, başkalarının ne düşündüğünün sizin için çok da bir önemi olmamalı. Hoşlanmayacağınız durumlarda, sizin hoşunuza gitmediğini söyleyip başkalarının düşüncelerini söz konusu etmeyin.

  • Çocuklarda şant enfeksiyonu

    Beyin omurilik sıvısı (BOS) oluşumu ve emilimindeki dengedeki bozukluk sonucu gelişen hidrosefali vakalarında kullanılan en güncel tedavi şant uygulamalarıdır.

    Beyin cerrahisi bölümünce uygulanan bu şantlar

    Ventrikülo – peritoneal (VP)

    Ventrükülo – atrial (VA) şeklindedir.

    Uygulanan bu şantlardaki en önemli, sorun şant işlevinin bozulmasıdır.

    Şantın tıkanması

    Şantın enfekte olması sonucu şant işlevinin ortadan kalktığı görülmektedir.

    Dünyada yaygın olarak kullanılan şantların komplikasyonu olarak ortaya çıkan bu tabloya çocuk beyin cerrahları çözüm aramakta çocuk enfeksiyon uzmanları tedaviyi planlamaktadır. Örneğin A.B.D yılda 30.000 şant uygulaması yapılmakta bu vakaların %8.2 – %12’sinde şant enfeksiyonu gelişmektedir. Şant enfeksiyonu riskini arttıran bazı faktörler vardır.

    Yaş önemlidir. Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde enfeksiyon riski yüksektir.

    Açık nöral tüp defektleri olan hastalar yüksek risk grubudur.

    Şant uygulanan çocuklarda derinin durumu önemlidir.

    Diğer bir faktör sistemik enfeksiyonun eşlik edip etmemesidir.

    Cerrahiyi uygulayan ekibin deneyim ve tekniği

    Koruyucu antibiotik uygulanması şant enfeksiyonu riskinde etkilidir.

    Şant enfeksiyonları genellikle şant uygulamasını takip eden ilk iki ayda ortaya çıkar. Bir yıldan sonra görülmesi nadirdir.

    Şant enfeksiyonu olan çocuklarda bulgular belirgin olmayabilir. Klinik bulgular çocuğun yaşına göre değişkenlik gösterir. Büyük çocuklarda

    Ateş

    Baş ağrısı

    İrritabilite

    Karın ağrısı

    İştahsızlık görülürken

    Yenidoğanlarda

    Beslenmede azalma

    İrritabilite görülür.

    Şant enfeksiyonunda ateş her zaman görülmez. Bu durum muhtemelen enfeksiyonun kronik seyretmesi veya hastanın başka bir nedenle antibiotik alması ile izah edilebilir. Uygulanan şant tipine göre klinik bulgular değişkenlik gösterir. Şant enfeksiyonlarını tanımlamak zordur. Çocukluk yaş grubunda ateş ve irritabiliteye yol açan diğer nedenlerin’de söz konusu olabileceği unutulmamalıdır. Şantlı çocuk hastaların detaylı muayenesi ve takibi çok önemlidir.

    Şant Enfeksiyonlarında Tanı

    Klinik bulgular

    Kan incelemesi

    Beyin omurilik sıvısının incelenmesi ve kültürü

    Katater ucu kültürü

    İle konulmaktadır. tanı da radyolojik tanı yöntemlerinden faydanılmaktadır.

    Şant enfeksiyonlarında tanı koymak zordur. Klinik bulguların belirgin olmayışı laboratuvar bulgular’ında tanı koydurucu bulguların her zaman olmayışı tanı da gecikmeye neden olabilir. Beyin omurilik sıvısında her zaman bakteri üretilmeyebilir. Bazı hastalarda mikroorganizmanın şant haznesinde yerleştiği ve ancak buradan kültür alındığında izole edildiği görülmektedir. Kan kültüründe her zaman üreme olmayabilir. Örneğin Ventriküloperitoneal şantta kan kültüründe üreme yokken, ventriküloatrial şant vakalarında kan kültüründe üreme tanımlanır.

    Şant enfeksiyonlarında komplikasyonlar ciddi seyretmektedir. Enfeksiyon tedavisinde kesin bir protokol belirlenmemiştir.

    Tedavide

    Enfekte şantın çıkarılması

    Eksternal ventrikül drenajı

    Sistemik antibiotik tedavisi

    Lokal antibiotik tedavisi

    ( Ventriküller içine ) ve

    Yeni şant uygulaması şeklinde düşünülmelidir

    Şant enfeksiyonlarında antibiotik tedavisi ne zaman başlanmalı ve süresi ne olmalıdır?

    Bu sorunun yanıtını vermek zordur.

    Şant enfeksiyonu olan hastalarda geniş spektrumlu antibiotik başlanır. Antibiotik tedavisi kültür sonuçlarına göre planlanır. Antibiotik uygulama süresi hastanın klinik durumu ve kültür sonuçları negatif oluncaya kadar devam edilir.

    Bazı antibiotiklerin BOS geçmediği durumlarda lokal antibiotik uygulaması gündeme gelmektedir. Tek başına şant veya ventrikül içine verilen antibiotik tedavisinin yeterli olmadığı vurgulanmakta, sistemik antibiotikle birlikte ise uygulanabileceği önerilmektedir.

    Hastanın kliniğindeki düzelme ve BOS bulgularının normalleşmesi ile birlikte yeni şant takılması planlanır. Yeni şantın takılmasından 24 saat sonra antibiotik tedavisi sonlandırılır.

    Sonuç olarak şant enfeksiyonlarında antibiotik tedavisi uzun süreli olmakla ve her hastaya göre bu süre değişmektedir.

    Tedavi süresinin uzun oluşu ve ciddi komplikasyonlara yol açması nedeniyle şant uygulamalarında yeni arayışlara gidilmiştir.

    Son yıllarda en çok kabul edilen yaklaşım antibiotik emdirilmiş şantlardır. Bu şantların çocukluk yaş grubunda kullanılabileceği bildirilmektedir. Son on yılda çocuklarda uygulanan antibiotik emdirilmiş şantlarla enfeksiyon oranında belirgin bir düşüş saptanmıştır.

    Bu şantların içerdiği antibiotiğin sistemik etki göstermediği, uygulanan bölgede enfeksiyonu önlediği ve antibiotik direncinin gelişmediği vurgulanmaktadır.

    Yine şant enfeksiyonlarından korunmada ameliyat öncesi antibiotik kullanılması önemlidir.

    Şant enfeksiyonları

    Antibiotik tedavisi

    Lokal antibiotik

    Sistemik antibiotik

    Antibiotik emdirilmiş şantlar

    Prof. Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Uzmanı

    -3-

  • İlişkinin Kaderini Yazmak

    İlişkinin Kaderini Yazmak

    Canlı olan her şeyin bir ömrü vardır. Bir şeyin ya da bir olgunun ömründen söz ediyorsak genellikle bir döngüyü işaret ediyoruz demektir. Herhangi bir döngü, bir müdahale yapılmaz ise başlangıç noktasına döner. Eşler arasındaki ilişki de eğer kendi haline bırakılırsa kendi döngüsünde biter ya da şekil değiştirir. Evlilikle sonuçlanan ilişkilerin döngüsünü birçok kişi tanımlamıştır. Örneğin Sosyolog Reuben Hill daha çok eşlerin çocuk sahibi olma ve çocukların hangi evrede olduklarını dikkate alarak aile yaşam döngüsünü 9 aşamada tanımlamıştır: Kuruluş, yeni anne babalar, okul öncesi, okul çağı ailesi, ergen çocuklu aile, genç yetişkinli aile, yerleştirme yeri olarak aile, ana-babalık sonrası aile, yaşlılık ailesi. Carter ve Mc Goldrick, E.G Duvall, Sorokin, Zimmerman ve Galphin, Kirkpatrick, Cowles ve Tough … Hill’in görüşüne yakın olarak aile yaşam döngülerini tanımlayan kişilerdir.

    Biz bu yazıda özellikle ilişkinin romantik döngüsünden söz edeceğiz. Genellikle bir ilişki romantizmle başlar, gerçeklerle karşılaşılır, bu gerçeklere tepkiler başlar, tepkilere taraflar karşı duruşlarını gösterirler, sonra birbirini suçlamalarla devam eder. Bu aşamada iki şey olur: birincisi ilişkiyi bitirirler ikincisi ilişkilerini yeniden yapılandırma yolunu seçerler. Birçok çiftin ilişkisi yukarıdaki döngüde gerçekleşir. Diğer bir ifade ile her ilişki kendi haline bırakılırsa klasik ilişki kaderini yaşar. İlişkinizin kaderini yazmak sizin elinizdedir.

    Nasıl mı? İnsan olacakları bilirse tedbir alabilir. Örneğin Ankara’dan İstanbul’a gitmek istiyorsunuz ve Bolu’da yol çalışması var. Bu yüzden eski yoldan gitmek zorundasınız. Biliyorsunuz ki eski yol daha uzun sürüyor. Belli bir saatte İstanbul’da olma zorunluluğunuz varsa bunu hesap ederek yola çıkarsınız ve zamanında zorlanmadan varmak istediğiniz yere gidebilirsiniz. Bilgi sizi güçlü kılar.

    Bu örnekten de anlaşılacağı üzere, klasik bir ilişkinin sürecini öncelikle eşler olarak öğrenmelisiniz. Yukarıda açıklandığı üzere ilişkiler önce romantizmle başlar. Bu dönemde kararlara tamamen duygular hakimdir. Aşk ve bağlılık hormonu olarak bilinen oksitosin tavan yapmıştır. Bir şair romantizmi ile sevdiğiniz için dağları delme gücünü kendinizde hissedersiniz. Bu dönemde verilen kararların “aklı” yoktur. Daha sonra sizi rahatsız edecek birçok konuyu görmezden gelirsiniz. Özellikle daha önceki ilişkilerde yokluğunu hissettiğiniz ya da rahatsız olduğunuz özellikleri gördükçe sizde hayranlık uyandıracağı için rahatsızlık verecek olan özellikleri görseniz bile umurunuzda olmaz.

    Romantik ilişkinin ikinci aşaması, gerçeklerle karşılaşmadır. Aşkın verdiği “körlük” azaldıkça duygularınıza, düşüncelerinize, değerlerinize ve kişilik yapınıza uygun olmayan davranışları görmeye başlarsınız ama bu aşamada da bu durum sizi rahatsız etmez. Şüphelerle birlikte rahatsızlık veren özelliklerin içinizde değişmesine dair büyük umutlar beslersiniz. Bazılarında kendinizden şüphe edersiniz. “Yok canım o kadar da olamaz” dersiniz. Şüphelerinizi test etmeye, arkadaşlarınızla paylaşmaya ve bunları netleştirmeye çalışırsınız. Bu dönemde herhangi bir karar almak son derece yanlıştır. İlişkiyi bitirme tepkisi verirseniz bu çok erken verilmiş bir karar olacaktır. Sizi bu karara getiren olaylar sadece mevcut ilişkinizdeki problemler değil, daha önceki ilişkilerinizde yaşadığınız problemleri çözümsüz olarak tanımlamanızdır.

    Bu aşamadan sonra eşinizde sizi rahatsız eden davranışları nazik bir şekilde dile getirmeye başlarsınız. Karşıdaki insanın kişilik yapışana bağlı olarak üç türde davranış çıkabilir: dinleme, itiraz etme, üstüne almama. Elbette umut edilen dinleme ve sizi anlama davranışını gösterme olmalıdır. Genellikle bu davranışı gösteren çift sayısına oldukça az rastlanmaktadır.

    Bundan sonra ilişkinin şiddetlendiği, kavgaların arttığı aşamaya gelinir. Bu aşamada siz rahatsızlıklarınızı bildirirsiniz hemen karşılığında sizin verdiğiniz rahatsızlıklar size bildirilir. Karşı suçlamalar ve tartışma konularını karşı tarafın üzerinden yürütme çabaları bolca sergilenir. Başlangıçtaki oksitosin hormonu ile birlikte mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin yerlerde sürünmektedir. Bazı çare arayışları başlar, çözüm bulunamayan her çare arayışı “artık bu ilişki gitmeyecek” düşüncesini beslemeye başlar. İlişkilerin çoğu bu aşamada bitirilir. Tarafların geçmiş deneyimleri, kişilik özellikleri, sosyal çevreleri ve zorunlulukları ilişkinin düzelmesi için gösterilecek çabanın yoğunluğunu belirler.

    Eğer ilişki bitirilmemişse, ilişkinin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. İlişkinin yeniden yapılanmasının başlangıç aşaması kırgınlıklar ve küskünlüklerle başlar. Yeniden yapılanmada bir uzman desteği alınmıyorsa çiftler kendi tecrübelerine göre yollar denerler. Bazen geçici çözümler bulurlar. Örneğin bir tarafın kendisini geri çekmesi ve karşısındakine uyum sağlaması olur ki bu aslında sorunu ötelemek olur. Bazen yeni kurallar koyarlar ve hayatlarından bazı şeyleri çıkartırlar. Ya da her iki çift de kendisini geri çeker ve tatsız tuzsuz bir ilişki modeli geliştirirler. Bu durum genellikle çiftleri mutlulukları daha sonra başka şeylerde ve kişilerde arama davranışına itecektir.

    Sağlıklı bir yeniden yapılandırma için eşlerin tüm sorunlarını rahatça konuşabilecekleri, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri ve yargılanmadan dinlenebilecekleri bir atmosfer oluşturmak gerekir. Diğer bir ifade ile tarafların gerçek bir demokratik tutum geliştirmeleri gerekir. Bu aşamada profesyonel yardım ilişkinin ömrünü uzatacaktır.

    Peki bu kadar zorlu süreçler var ise ilişkimizin kaderini nasıl yazacağız? Yukarıda anlatılan aşamaları ve özellikleri bilirseniz, tanımlanan her aşamada sorunun farkına varıp diğer aşamaları yaşamadan en son aşama olan “demokratik tutum geliştirme” aşamasına geçebilirsiniz. Böylece ilişkinizi demokratik bir zemine oturtabilirsiniz. Bir tarafın sadece kendi varlığını yaşadığı değil iki tarafın kendi varoluşlarını yaşayabilecekleri bir ilişki oluşturulabilir. Eğer bu bilgi ve bilince sahip değilseniz ilişkiniz genel ilişki sürecini yaşar ki biz bunu “ilişkiniz kaderini yaşar” diye adlandırıyoruz.

    Sonuç olarak, ilişkinizin kaderini kendiniz yazmanız için yapacaklarınız; ilişki sürecini bilmek, kendinizin ve eşinizin davranışlarını tarafsız olarak gözlemleyebilmek ve sorun çıktığında demokratik bir atmosferde sorunlarınızı konuşup çözüm bulma becerinizi geliştirmektir. İlişki sürecinde hedef sorun çıkarmamak değil çıkan sorunları konuşabilmek ve çözebilmek olmalıdır.

    İlişkinizin kaderini yazma becerisi kazanmanız dileğiyle.

  • Gebelikte tekrarlayan düşüklerde genetik

    Tanımlama: Gebelikte tekrarlayan düşükler, birbirini izleyen en az iki ya da daha fazla gebeliğin 20. gebelik haftasından önce kendiliğinden sonlanması olarak tanımlanmaktadır.

    Gebelikte tekrarlayan düşükler altında bir çok faktör olduğundan, nedenin belirlenmesi uzun ve maliyetli çalışmalar gerektirmektedir. Özellikle geçmiş düşüklerde sebep olan faktörün saptanması sürecinde, fetüse ait materyalin bulunmaması nedeniyle araştırmalar daha çok anne ve babaya ait analizlerle sınırlı kalmakta ve tanı başarısı düşmektedir.

    Görülme sıklığı: Gebelerde kendiliğinden düşük görülme sıklığı %1’dir, kendiliğinden düşük görülen tedavi almayan kadınlarda %60-70 oranında canlı doğum gerçekleşir

    Anne yaşı ve gebelik öyküsü bağımsız ve önemli risk faktörleridir. Düşük riski; 1. Düşük sonrası % 15, 2. Düşük sonrası % 24, 3 . Düşük sonrası % 30, 4. Düşük sonrası % 40-50 sıklıkta giderek artmaktadır.

    Anne yaşının önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Elde edilen veriler 25 yaşından sonra yükselmeye başlayan düşük riskinin, 45 yaş üstü kadınlarda %75-80’lere ulaşabilir.

    Gebelikte Tekrarlayan Düşük Nedenleri:

    1) Nedeni bilinmeyen düşükler

    2)Genetik Faktörler

    a)Kromozom Hastalıklar
    b) Tek Gen Hastalıkları

    c) Kalıtsal Trombofili (damar tıkanklığı)
    3)Endokrin faktörler
    4)Otoimmün faktörler
    5)Anatomik faktörler
    6) Enfeksiyonlar

    Genetik Nedenler:

    Genetik anomaliler fetal veya anne-baba kaynaklı olabilmektedir.

    Kromozomal Hastalıklar:

    i. Fetüse veya düşük materyalinde kromozomal anomaliler:

    Gebelik kayıplarının %80’inden fazlası birinci trimesterde meydana gelmekte ve bu vakaların %53’ünde kromozom anomalisi saptanmaktadır.

    Tekrarlayan düşüklere neden olan fetal anomalilerin araştırılması amacıyla düşük materyalinden, koriyonik villus, amnion sıvısı ve kordon kanından kromozom analizleri yapılmaktadır.

    ii. Eşlerde kromozomalar anomaliler:

    Tekrarlayan gebelik kayıpları öyküsü olan eşlerde kromozom anomalisi saptanma sıklığı %3-10 olarak bildirilmiştir.

    b) Tek Gen Hastalıkları :

    Tek gen hastalıkları içinde kistik fibrozis, talasemi ve orak hücre anemisi gibi, özellikle aile öyküsü olan bireylerde tekrarlayan gebelik kayıplarına yol açabilmektedir.

    Tek gen hastalıkların tanısının koyulmasında aile öyküsü, fizik muayene, patolojik inceleme, fetüs ve ebeveynlerde yapılan genetik araştırmalar büyük önem taşımaktadır. Ayrıntılı aile ağacı çıkarılmalı ve genetik danışma verilmelidir.

    B) Kalıtsal Trombofili (damar tıkanıklığı)

    Tekrarlayan gebelik kayıpları görülen ailelerde trombofili insidansı %60’lara kadar çıkabilmektedir. Kalıtsal ve/veya kazanılmış trombofilik bozukluklar nedeniyle gelişen plasental damar tıkanıklığı tekrarlayan gebelik kayıpları ve gebelik komplikasyonları riskini önemli oranda arttırmaktadır.

    Toplumda diğer trombofilik faktörlere göre çok daha sık rastlanan Faktör II (PTH) G20210A, Faktör V G1691A, Faktör V H1299R, Faktör XIII V34L, MTHFR C677T, MTHFR A1298C, PAI-1 (4G/5G),EPCR A4600G (A3), EPCR G4678C (A1) tromboza yatkınlığı belirlemekte kullanılan başlıca genlerdir.

    Tüm genetik testler (kromozom analizi ve Trombofili testleri) anne ve baba da birlikte yapılmalıdır. Anne- baba nın genetik durumuna bakarak fetüste olası genetik yapıya göre, genetik danışma yapılmaktadır. Örneğin adı geçen genlerden birisinde anne ve baba taşıyıcı ise, fetüste %25 hastalık, %50 taşıyıcılık ve %25 sağlıklı olma olasılığı vardır. Anne taşıyıcı fetüs hasta ise durum daha ciddi, anne taşıyıcı fetüs taşıyıcıdurum orta, anne taşıyıcı fetüs sağlıklı ise durum hafif seyreder. Tüm genler bu çerçevede değerlendirilerek ona göre, gebelik süresince önlem olarak anneye verilecek ilaçlar ve dozları seçilmelidir.

    Önlem olarak; tekrarlayan gebelik kaybı, intrauterin fetal ölüm, şiddetli preeklampsi, Intra Uterin Gelişme Geriliği gibi komplikasyon gelişen kalıtsal trombofilili gebelere; 4 saatten uzun süren uçak yolculuklarında elastik kompresyon çorapları ile, bol sıvı, hareket ve birlikte ilaç tedavisi önerilmektedir.

    Tedavi olarak; aspirin hafif olgularda, düşük moleküler ağırlıklı heparin ( DMAH) tekrarlayan gebelik kayıplarında etkili bulunmuştur.

    İlaç dozları annenin ve bebeğin olası genetik yapısına göre düzenlenmelidir. Kadın doğum uzmanları genetik uzmanı ve hematoloji uzmanları ile konsültasyon yapmalıdır, gerektiğinde gebelik süresini beraber izlemelidir.

  • Erken boşalma nedir? ve Erkeklerde erken boşalma tedavisi?

    Erken boşalma nedir? ve Erkeklerde erken boşalma tedavisi?

    Erkeklerin yaklaşık yüzde kırk dördünde gözlenen en yaygın cinsel işlev bozukluğudur. Görülme sıklığına oranla daha az başvuru yapılmakla birlikte son yıllarda başvurularda ciddi bir artış gözlenmektedir.

    Uzmanlara erken boşalma nedir? Sorusunu yönelttiğinizde farklı cevaplar almanız mümkündür. Kimi uzmanlar 1 dakika, kimi 2, kimi daha farklı sürelerden önce boşalmayı erken boşalma olarak tanımlamaktadırlar. Bir başka görüş ise eşinden önce boşalmayı da dahil etmektedir bu tanıma. Son dönemde 1 dakika ve altı boşalan erkeklere erken boşalma vurgusu yapılmaktadır. Ancak biz cinsel terapi uzmanlarına göre bu tanım; kişinin istediğinden daha önce kontrolsüzce boşalması erken boşalmadır.

    Erken boşalmada asıl sorun kişinin boşalmadan önceki hisleri farkedemeyip kontrolsüzce boşalmasıdır. İşte bizim “tedavi stratejimiz” de bunun üzerine kurulmuştur. Boşalmadan hemen önce henüz durulabilecek noktadaki hisleri farkedip durmayı öğretmek. Bu öneri ve egzersizlerle yaklaşık 5-6 hafta içinde mümkün olmaktadır. Beyin artık bu noktayı belirginleştirme konusunda eğitilirse öğrenilenler kalıcı olmaktadır. Umarım erken boşalma nedir sorusunu açıklayabilmişimdir.

    Daha detaylı bilgi ve erken boşalmada online (internet üzerinden) terapi detayları konusunda bilgi almak için bana yazabilir ya da arayabilirsiniz.

    Erken boşalma terapisi: Erken boşalmada klasik cinsel terapiler yaygın olarak ve başarıyla kullanılmaktadır. Kimi uzmanlara göre deneyimli terapistlerce

    Erken boşalma nasıl tedavi edilir?

    Erken boşalma ilaç tedavisi

    Erken boşalma ve tedavisi

    Erkeklerde erken boşalma tedavisi:

    Erkeklerde erken boşalma tedavisine duyulan ihtiyaç hızla artmaktadır. Erken boşalma tedavisinde ana hedef, sertleşme ve boşalma arasında plato dönemi dediğimiz “uyarılmış ama boşalmadan gidip gelebilme” süresini uzatmaktır. Bu amaçla uzun süre uyuşturucu kremler, spreyler ya da benzeri yöntemler kullanılmış ancak hiç birisi erkekleri erken boşalma tedavisi konusunda tatmin etmemiştir. Sonuçlar ya yetersiz, ya etkisiz ya da geçici olmuştur. Ayrıca bu yöntemler seksten alınan zevki de azaltmaktadır.

    Cinsel terapilere bakıldığında erkeklerde erken boşalma tedavisinde en uygun terapiler olduğu görülmektedir. H. Singer Kaplan’a göre bu yöntemle başarı şansı yüzde 95 ler civarındadır. Cinsel terapideki asıl amaç boşalmadan hemen önce ki hislere odaklanma becerisini arttırıp, bu hisleri belirginleştirmek ve hisler farkedilince durmak üzerine kurgulanmıştır. Terapi anatomik ve fizyolojik bilgilendirme, alt beynin eğitimi ve bazı teknik ve egzersizlerden oluşur. Çift uyumu ve eşle ilgili stratejilerde tamamlayıcıdır.

    Yukardaki paragrafta sözü edilen tedavi şekli kolay ve kalıcıdır ve aynı zamanda başarı şansı çok yüksektir. Mucizevi yöntemlerle hemen tek bir ilaç ya da kremle çözüm aramak yerine ortala 5-6 hafta süren kalıcı terapi şekli erkeklerde erken boşalma tedavisinde ideal çözüm gibi görünmektedir.