Yazar: C8H

  • Bebeklik ve çocukluk çağı egzeması

    Atopik Dermatit – Bebeklik ve Çocukluk egzeması

    Atopik dermatit sıklıkla 5 yaş altı çocuklarda görülen, ciltte kuruluk, kaşıntı ve döküntü ile seyreden çocukluk çağının en sık görülen deri hastalığıdır.

    Çocuklarda Atopik Dermatite ne sebep olur ?

    Orta ve ağır şiddette atopik dermatitli çocukların %40 ından fazlasında bir alerji vardır. Atopik dermatitli çocukların mutlaka alerjiler yönünden incelenmesi gereklidir. En önde gelen alerjenler besinlerdir. Besin alerjilerinin %85`inden süt, yumurta akı, buğday, fındık ve daha seyrek olarak soya, balık ve kabuklu deniz ürünleri ve yer fıstığı sorumludur. Besinlerin yanı sıra ev tozu akarlarına, hayvan tüy ve döküntülerine ve polenlere karşı alerjiler de atopik dermatitde rol oynarlar.

    Çocuklarda Atopik Dermatite yatkınlık yaratan sebepler nelerdir?

    Ailesinde (anne, baba, kardeş) alerjik hastalıklardan (astım, alerjik rinit, atopik dermatit) biri olan çocuklarda atopik dermatit görülme riski artar. Ancak her atopik dermatitli çocuğun ailesinde alerjik hastalık görülmeyebilir.

    Atopik Dermatitli çocuklarda başka alerjik hastalıklar görülebilir mi?

    Atopik dermatitli çocuklarda alerjik yürüyüş olarak adlandırılan; ilerleyen evrelerde astım ve alerjik rinit gelişebilir. Bu hastaların yaklaşık %40-50`sinde daha sonra astım, %75`inde ise alerjik nezle gelişir. Bu sebepten atopik dermatitli çocuklar ilerde gelişebilecek alerjik hastalıklar açısından dikkate takip edilmelidir.

    Atopik dermatiti olan çocuklarda hangi şikayetler olur?

    Cilt kuruluğu: Atopik dermatitli hastaların hemen tamamında mevcuttur.

    Kaşıntı: Atopik dermatitin en önemli bulgusudur. Genellikle akşam ve gece artar. Yoğun kaşıntı ile ciltte atopik dermatite özgü yaralar çıkar. Kaşıntı terlemeyle, deriyi tahriş edici maddelerle temas veya hastanın duyarlı olduğu allerjenle karşılaşması sonucu artar. Duygusal stresler de alevlenmelere neden olur. Çocuklarda uyku düzeni bozulmasına ve sinirliliğe yol açabilir.

    Egzema: Yaşa göre tipik dağılım gösterir. Bebeklerde en sıklıkla yanaklarda ve kol ve bacakların dış yüzünde görülür. Ortaya çıkan yaralar kırmızıdır. Bazen üzerinden sıvı sızıntısı gözlenir. Bez bağlanma bölgesinde ve koltuk altında görülmez. Büyük çocuklar ve erişkinlerde ise kol ve bacakların iç yüzünde (örneğin dirsek ekleminin çukur tarafı) gözlenir ve daha daha kurudur. Alevlenmeler esnasında yaralar çok daha yaygın yerleşim gösterir.

    Atopik dermatit nasıl tedavi edilir?

    Atopik dermatit tedavisinde ilk aşamayı duyarlı olunan alerjenden kaçınmak oluşturur. Bunun yanısıra cildi nemli tutmak ve kaşıntıyı kesmek çok önemlidir. Döküntülerin yoğun olduğu bölgelere kortizon içeren kremler, cilt enfeksiyonu varsa antibiyotikli kremler uygulanır. Bazı hastalarda takrolimus, pimekrolimus içeren kremler kullanmak gerekir.

  • Pozitif Ebeveynlik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Pozitif Ebeveynlik Hakkında Bilinmesi Gerekenler

    Çocuk yetiştirmek mutluluk, heyecan ve keyif verdiği kadar zor bir süreç. Bir bireyi doğru yönlendirmek, mutlu olacağı ve mutlu edeceği bir hayatı yaşamasına olanak sağlamak yeterince zor. Hele bu birey kişinin kendi çocuğu olursa araya duygusal sebepler de girdiği için süreç daha da karmaşık bir hale geliyor. Bu süreci kolaylaştırmak isteyen yeni nesil anne babalar ise farklı metotların peşinde.

    Pozitif ebeveynlik tam olarak bir metot değil. Anne babaların eski davranış biçimlerinden sıyrılarak daha sağlıklı çocuklar yetiştirmek için benimsedikleri ve dünya çapında karşılık bulmuş bir hareket. Bu hareketin çıkış noktası ise Alfred Adler ve Rudolf Dreikurs adlı Viyanalı psikiyatrların çalışmaları.

    Pozitif Ebeveynlik Nedir?

    Dr. Laura Markham pozitif ebeveynliği, çocuklar için pozitif bir disiplin, nazik bir rehberlik ya da sevecen bir kılavuzluk olarak adlandırıyor. Pozitif ebeveynliği benimseyen anne babalar, çocuklarının doğru yoldan ayrılmamasını hedefliyor. Bunu da çocuklara ceza vermek yerine onlara güvenecekleri bir rehber olarak sağlıyor. Çalışmalara göre bu tutum, çocukların düşünceli ve sorumluluk sahibi olmasını sağlayarak daha mutlu çocuklar ve ebeveynler yaratıyor.

    Pozitif Ebeveynlik İçin Neler Yapılmalı?

    Pozitif Ebeveynlik ile ilgileniyorsanız ilk yapmanız gerek bakış açınızı ve kendinizi değiştirmeniz. Size bağırarak bağırmamanızı söyleyen anne babalarınızı ve “Dediğimi yap, yaptığımı yapma” deyişini anımsayarak işe başlayabilirsiniz.

    Aşağıdaki tavsiyeleri uygulayarak çocuklarınızı pozitif ebeveynliğin olumlu yönleri ile tanıştırabilirsiniz.

    Pozitif Ebeveynlik İçin Tavsiyeler

    1. Her zaman nedene odaklanın!
    Çocuğunuz hiç hoşlanmadığınız bir davranışını gördüğünüzde onu disipline etmeden önce bu davranışın nedenini anlamaya çalışın. Bu neden size anlamsız gelse de emin olun çocuğunuz için çok önemli.

    2. Kuralları koyarken hem nazik hem de katı olun!
    Nazik ve katı olmak yan yana çok doğru durmasa da çocuklarınıza bir şeyi yapamayacaklarını söylerken geri adım atmadan nazik olabilirsiniz. Koyduğunuz kuralları ona nazik ve anlayacağı bir dille anlatın. Bağırmaktan, küçük düşürecek sözler söylemekten kaçının.

    3. Ara verin!
    Ebeveynlik 7/24 bir sorumluluk olsa da sınırlarınızın aşıldığını ve dayanamayacağınızı hissedeceğiniz anlar olacaktır. Bu anlarda kısa bir ara vermenizde fayda var. Çocuğunuz eğer davranışını sürdürüyorsa ona kısa bir ara vermek istediğinizi söyleyin. Başka bir odaya gidin. Bu kısa ara hem çocuğunuzun hem de sizin sakinleşmeniz ve yeniden konuşabilmeniz için fırsat yaratacaktır.

    4. Net ve tutarlı olun!
    Çocuklarınıza sınırlamalar koyarken sebepleri ve sonuçlarını ciddi ve net bir şekilde ifade edin. Çocuğunuzun sınırlamanın sebebini iyice anladığından emin olun. Bu noktadan sonra tutarlı davranın. Anne ya da babalardan birinin sınırları gevşetmesi çocuğun kafasının karışmasına sebep olabilir. Bu nedenle birlikte hareket edin ve sınırlamalar konusunda geri adım atmayın.

    5. Yaşa göre hareket edin!
    3 yaşının altındaki çocuklar, beyindeki prefrontal cortex adı verilen bölümün gelişim aşaması sonucu, neden sonuç ilişkisi kurmakta zorlanır. Bu nedenle 3 yaşın altındaki çocuklara davranışlarının sonuçlarını açıklamak yerine yeniden yönlendirmeye çalışın. 3 yaşın üzerindeki çocuklarınıza ise her hareketlerinin bir sonucu olduğunu anlatın.

    6. Sabır, sabır, sabır!
    Pozitif ebeveynlik çocuklarınızın bir gecede değişmesini sağlamaz. Hem yetişkinler hem de çocuklarda bir davranış biçimini öğrenmek ve benimsemek zaman ister. Sonuçları uzun vadede göreceğinize inanın ve sabırlı bir şekilde ona rehberlik etmeye devam edin.

  • Alerjik nezle (alerjik rinit) nedir?

    Alerjik bir çocukta, alerjik olduğu madde ile karşılaşma sonucu; burunda akıntı, hapşırık, kaşıntı ve tıkanıklık, damakta kaşıntı, gözlerde sulanma-kaşıntı, gibi şikayetlerin geliştiği hastalık tablosudur.

    Alerjik nezleye sebep olan alerjenler nelerdir?

    Alerjik nezleden en sık sorumlu alerjenler; polenler, ev tozu akarları ve hayvanlar (kedi,köpek) dır. Ülkemizde en sık alerjik nezleye polenler sebep olmaktadır. Yanısıra mantarlar, bazı gıdalar ve hamamböceğide alerjik nezleden sorumlu allerjenlerdir.

    Çocuklarda alerjik nezle nasıl teşhis edilir?

    Alerjik nezle tanısı hastanın hikâyesi ve laboratuvar testlerinin birarada değerlendirilmesi ile konur. Burun tıkanıklığı, akıntısı, kaşıntısı, hapşırık ve göz yaşarması gibi belirtilerin görülmesi, bununla beraber alerji testlerinde pozitiflik saptanması ile alerjik nezle tanısı konulur.

    Çocuklarda alerjik nezle nasıl tedavi edilir?

    Çocuklarda alerjik nezlenin tedavisinin ilk aşamasını mevcut allerjenden kaçınma oluşturur. Alerjenden kaçınma ile hastaların bir kısmında şikayetler kontrol altına alınsa da bir kısmında ilaç tedavisi kullanmak gerekmektedir. İlaç tedavilerini ise ağızdan alerji şurup / hapları, burun spreyleri oluşturur. Tedavi her hasta için farklılık göstermektedir. Çevre önlemleri ve ilaç tedavisinin yanı sıra bazı özel hastalarda immünoterapi (aşı tedavisi) uygulanabilir.

    Çocuklarda alerjik nezlenin tedavisi neden önemlidir ?

    Çocuklarda alerjik nezleye genellikle sık sinüzit, geniz eti büyümesi, sık kulak iltihabı, kulakta sıvı birikmesi sonucu gelişen işitme kaybı eşlik eder. Bunun yanısıra allerjik nezleli çocukların bir kısmında astım, atopik dermatit gibi hastalıklar gelişebilir. Astımı olan çocuklarda da şikayetlerin artışına sebep olur. Ayrıca çocuklarda okul başarısında düşme, dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu, konsantrasyon bozukluğuna yol açabilir

  • Aile İçi İletişimi Güçlendirmenin 10 Yolu

    Aile İçi İletişimi Güçlendirmenin 10 Yolu

    Günlük hayatın koşuşturması, hem evde hem de işte üzerimize düşen sorumlulukların fazlalığı bazen aile içi iletişimimizin azalmasına sebep olabiliyor. Bu iletişim kopukluğu uzun vadede tartışmalar, anlaşmazlıklar ya da uzlaşamama gibi problemlere sebep olabiliyor.

    Aile mutluluğu ve huzurunu tehdit eden bu problemler ile yüz yüze gelmemek için aile içi iletişime özel bir özen göstermek hayati önem taşıyor. Aile için iletişimi güçlendirmenin 10 yolunu bu yazımızda öğrenebilir, aileniz için en uygun olanları uygulayabilirsiniz.

    1. Aile üyelerinin tüm dikkatinin üzerinizde olduğundan emin olun. İletişim kurarken göz kontağı kurmaya dikkat edin. İlgisinin televizyon, bilgisayar ya da mobil cihazlarda değil siz de olduğuna emin olun. Sizinle konuşurken siz de tüm dikkatinizi ona yöneltmeye gayret edin.

    2. Önemli ve ciddi bir konu üzerinde konuşacağınız zaman konuya ilk önce pozitif yönlerle başlayın. Söz konusu olayda karşınızdaki aile üyesinin sizin için olumlu yönlerini övün. Ardından rahatsız olduğunuz konuları dile getirin.

    3. Asla saldırı halinde olmayın. “Sen hep böylesin!”, “Sen asla şöyle düşünmezsin!” gibi net ve saldırgan ifadelerden kaçının.

    4. Abartmayın. Çok üzgün olduğumuzda duygularımız bizi içinde olduğumuz durumu ya da karşımızdakinin davranışlarını abartmaya itse de bu güdüye karşı koyun ve daha adil bir noktadan yaklaşın.

    5. Karşınızdakinin zihnini okumaya kalkmayın. Aile bireylerini çok iyi tanıdığınızı ve aklından geçenleri bildiğinizi düşünebilirsiniz. Ancak bu yaklaşım hem siz de bir ön yargı oluşturabilir hem de karşınızdakinin öfkesine neden olabilir.

    6. Prensiplere değil önceliklere odaklanın. Bazen karşımızdaki kişinin hislerinden ve önceliklerinden çok kendi prensiplerimize önem verebiliriz. Bu durum bizi asla kazanamayacağımız bir tartışmaya sürükleyebilir. Bunun yerine karşımızdaki kişinin önceliklerini ve hislerini anlamaya çalışmak daha faydalı olabilir.

    7. Hislerinizin sebeplerini açıklayın. Bazen hislerimizin evrensel olduğunu düşünürüz. “Bu kimin başına gelirse gelsin aynı benim gibi hissederdi” deriz. Ancak bu bizi yanlış bir noktaya sürükler. Çünkü herkesin her durumda aynı hissetmesi neredeyse imkansızdır. Doğru iletişim kurmak için bize neyin ve neden böyle hissettirdiğini açıklamak daha sağlıklı olacaktır.

    8. İhtiyaçlarınızı net bir şekilde ifade edin. Aile içerisinde bazı durum ve davranışlar sizi rahatsız ediyorsa bunu yüksek sesle dile getirmeniz ve bunun hangi şekilde yapılırsa sizi rahatsız etmeyeceğini anlatmanız ilişkilerinizi düzeltmek için faydalı olacaktır.

    9. Konuşma konularını bir ya da iki adetle sınırlayın. Aynı anda birden çok konuyu konuşmaya çalışmak çıkış yolu bulmanızı zorlaştırır. Bu nedenle bir aile üyesi ile bir konu üzerinde konuşurken diğer konuları gündeme getirmemeye gayret edin.

    10. Karşınızdakinin soru sormasına izin verin. Efektif bir iletişim için konuşmanızı bitirdikten sonra karşınızdaki aile üyelerinin soru sormasına izin verin. Bu sorular sayesinde karşılıklı olarak birbirinizi daha iyi anlayabilirsiniz..

  • Alerji nedir? Çocuklarda neden olur?

    Alerji nedir? Çocuklarda neden olur?

    Allerji, vücudumuza solunum yolu, beslenme ve deri aracılığıyla giren, allerjen olarak adlandırılan, yabancı maddelere karşı bağışıklık sistemimizin gereğinden fazla, aşırı cevabı olarak tanımlanır.

    Çocuklarda en sık alerjiye sebep olan allerjenler nelerdir?

    Ev tozu akarı (mite), polenler, mantarlar, evcil hayvanlar ( kedi, köpek), bazı besinler (süt, yumurta, buğday, fındık, fıstık, soya, kabuklu deniz ürünleri)

    Çocuklarda sık görülen alerjik hastalıklar nelerdir?

    Besin alerjisi, alerjik egzema (atopik dermatit), astım, allerjik rinit ( saman nezlesi) gibi hastalıklardır.

    Alerjik hastalığı olan çocuklarda hangi şikayetler görülür?

    Tekrarlayan öksürük, hırıltı, nefes darlığı, sık nezle, burun akıntısı, tekrarlayan hapşırık, burunda kaşıntı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, ciltte kaşıntı, ciltte döküntü, bazı ilaç/besin alımını veya böcek sokmasını takiben gelişen cilt döküntüsü, vücudun bazı bölgelerinde şişlik, hırıltı, öksürük gibi şikayetler gözlenir.

    Çocuklarda alerjik hastalıklar nasıl anlaşılır?

    Bazı özel kan testleri ve deri testi, gerekli görülen hastalarda solunum fonksiyon testi ile anlaşılmaktadır.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı İçin Yapılması Gerekenler

    İlkokuldan üniversiteye dek hepimiz birçok sınava giriyoruz. Her sınavda hissettiğimiz sorumluluk duygusu bizi farklı duygu durumlarına sürüklüyor. Bazılarımız bu duygu durumlarından kolayca sıyrılırken bazılarımızda etkileri farklı oluyor. Sınavdan günlerce önce başlayan huzursuzluk, uykusuz kalma, sinirlilik, konsantrasyon bozukluğu gibi belirtilerle ortaya çıkan sınav kaygısı sınavlarda istediğimiz başarıyı yakalamamızı engelliyor. Üstelik yarattığı baskı ile bize zarar veriyor.

    Peki sınav kaygısı ile başa çıkmak için neler yapılabilir? İşte tavsiyelerimiz;

    1. Sınav hakkındaki düşüncelerinizi ve inançlarınızı sorgulayın. Bu sınava neden bu kadar anlam yüklüyorsunuz? Sınavı kazanamazsanız hayatınızın artık mutlu bir hayat olmayacağına dair bir inancınız mı var? Sınavda başarılı olmamanız durumunda etrafınızdaki kişilerden utanacağınızı mı düşünüyorsunuz? Bu gerçekçi olmayan inançlara sahipseniz bu düşüncelerden kurtulmak için adım atabilirsiniz. Kendi başınıza başa çıkamıyorsanız bir profesyonelden yardım alabilirsiniz.

    2. Kaygı düzeyini düşürmede oldukça etkili olan nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri hakkında bilgi alabilirsiniz. Kaygınızın yükseldiğini hissettiğinizde bu teknikler ve egzersizler size yardımcı olacaktır.

    3. Kaygıyı bastırmak yerine onu tanımaya çalışmak daha etkili bir yöntem olacaktır. Kaygınızı tanımak, onunla yüzleşerek nedenlerine ulaşmak sizi sınav kaygısından uzaklaştıracak önemli bir adımdır.

  • Talasemi

    Halk arasında Akdeniz Anemisi olarak bilinen Talasemi hastalığı ülkemizin önemli bir halk sağlığı sorunudur. Talasemi tüm dünyada önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ), en son verilerine göre, dünyada 229 ülkenin %60’ında talasemi yaygın görülmektedir. Ülkemizde sıklığı %2.1 iken, bölgemizde %10 üzerindedir.

    Talasemi tedavisi pahalı ve zor bir hastalık olmasına karşın, önlenmesi kolay ve ucuz bir hastalıktır.

    Talaseminin Moleküler Düzeyde Tipleri: kanın kırmızı regini oluşturan ve dokulara oksijen taşıyan alyuvarlar içinde bulunan Hemoglobin iki alfa ve iki beta zincirinden oluşmaktadır. Bu nedenle moleküler düzeyde (DNA) alfa-talasemi, beta-talasemi ve anormal hemoglobinler olarak ayrılmaktadır.

    Talasemiler Hemoglobin genlerindeki mutasyonlarla ortaya çıkarlar. Bu mutasyonlar; alfa globin genlerinde yaklaşık 80 farklı tipte, beta globin geninde yaklaşık 200 farklı tipte, anormal hemoglobinler de ise yaklaşık 850 farklı tipte tanımlanmışlardır.

    Klinik düzeyde tipleri: Talasemi Major, talasemi minör ve talasemi intermedia olarak ayrılır.

    Talasemi Majör: Hasta çocuklar, taşıyıcı anne ve taşıyıcı babadan gelen ve mutasyonu taşıyan her iki genleri alması ile hasta olurlar. Kemik ilikleri çok çalışan ancak sürekli kısa ömürlü, oksijen ve demir bağlama sorunu olan alyuvar üreten bir fabrikaya benzer. Çocukta kansızlık bulguları doğumdan hemen sonra başlar. Bu çocuklar kendileri için yeterli hemoglobini yeterince yapamazlar. Kansızlığa bağlı gelişme geriliği, solukluk, halsizlik, sık sık ateşlenme, karaciğer dalak büyümesi ve giderek kalp yetmezliği bulguları gelişir.

    Talasemi Minör: Taşıyıcı olarak tanımlanan bu bireyler tamamen sağlıklıdır. Taşıyıcılık nesilden nesile aktarılan genetik (ırsi) bir özelliktir. Eğer her iki ebeveyn de talasemi taşıyıcı iseler, çocuklarına geçirdikleri talasemi geni ile talasemi hastalığına neden olabilirler. İki taşıyıcı evlendiğinde, çocuklarında %25 olasılıkla hasta, %25 olasılıkla sağlam, %50 olasılıkla taşıyıcı çocuk doğar. Bu olasılıklar her gebelik için geçerlidir. Bir taşıyıcı sağlıklı biri ile evlendiği zaman çocukları hasta olmaz, %50 olasılıkla taşıyıcı, %50 olasılıkla sağlıklı doğar.

    Talasemi İntermedia: Anne ve babadan geçen genlerden her ikisi de hastalık geni olmasına karşın, hafif seyreden genetik yapı nedeni ile yaşamları ağır talasemili hastalar gibi değildir.

    Anormal Hemoglobinler: Moleküler olarak yaklaşık 850 tipte farklı mutasyon tanımlanmasına karşın, klinik olarak en önemli olanlar Hb S, C, D, E ve O-Arap tır.

    .

  • EVLENMEDEN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

    EVLENMEDEN ÖNCE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

    Aşk ve evlilik birbirinden farklıdır. Aşk evliliği yapmak güzel bir şeydir. Fakat aşkın tek başına yeterli gelmeyeceği durumlar vardır. Evlilik de buna dâhildir. Çünkü imzalar atıldıktan sonra sadece âşık olduğunuz kişi ile değil; onun ailesiyle, arkadaşlarıyla, çevresiyle ve sorumlulukları ile de evlenmiş olursunuz. Bunun bilincinde olmak size evlilik kararı almak için avantaj sağlayacaktır.

    Evlenmeden önce dikkat edilmesi gereken hususların başında flört dönemi gelir. Flört döneminde her şey olduğundan daha güzel gözükür insanın gözüne. Deyim yerindeyse midenizde kelebekler uçuşur, ayaklarınız yerden kesilir, gözleriniz ışık saçar. Flört güzel bir dönemdir fakat şunun da bilincinde olmak gerekir. Flört, yeni bir hayata başlamak, yeni bir hayata hazırlanmak ve iki kişinin birbirini tanıması için bir fırsattır. Evlenmek isteyen kişiler bu dönemin bilincinde olup buna göre davranırlarsa eğer mutlu bir evliliğe adım atmayı düşünebilirler. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise flört, nişan gibi dönemleri çok uzun tutmamaya çalışmaktır. Özellikle ülkemiz şartlarında evliliğe karar verildiğinde işin içine aileler de girecek evlilik düşüncesi iki kişinin düşüncesindeki halinden çıkıp başka boyutlara ulaşacaktır. Bu dönemler uzadıkça çatışmaya yol açma ihtimali yüksektir.

    Peki, evlilik kararı almadan önce nelere dikkat edilmelidir?

    Evliliğe karar veren çiftlerin hayatlarını birleştirmeden önce dikkat etmesi gereken önemli hususlar vardır. Bu hususlar dikkate alınmadığı takdirde sorunlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden, eş olarak seçilecek kişinin hayat görüşüyle kişinin kendi görüşünün aynı paralelde olması, aile yapılarının birbirine benzer yapıda olması, inanç yapılarının aynı dengede olması, cinsel uyum, aradaki sevgi bağı gibi hususlar dikkat edilmesi gereken önemli noktalardır. Fakat bunların da üzerinde başta olması gereken şey karşılıklı saygıdır. Eşlerin birbirlerine ve birbirlerinin farklılıklarına olan saygıları sağlam bir ilişkinin temelidir.

    Evlenme yaşı da bir diğer önemli husustur. Evlilik baştan sona sorumluluk gerektiren bir olgudur. Bu sorumluluğun bilincinde olabilmek için de kişinin belirli bir olgunluğa ulaşmış olması sorumluluklarının farkında olmasını sağlar. Ailesinden kopamayan, kendi kurduğu aile yerine ebeveynlerini önceliğine alan kişiler evliliğe uygun değildir. Evlendikten sonra her insan kendi ailesini kurar. Ebeveynler deneyimli oldukları için elbette yol gösterici olmalıdır. Ancak bu hayatlarının her alanına müdahale edebilecekleri anlamına gelmemelidir.

    Evlilik kararı almadan önce dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da neden evlenmek istenildiğinin bilincinde olmaktır. Bunun için kendinize şunları sormanız gerekir:

    -Neden evlenmek istiyorum?

    -Benim için ideal eş kimdir? Nasıl biri olmalıdır?

    -Neden bu kişiyle evlenmek istiyorum?

    -Hayata bakış açımız benzer mi?

    Bunlar evliliğin temelini oluşturan sorulardır ve bunları objektif şekilde yanıtlayabilmek size büyük ölçüde yardımcı olacaktır.

    Evleneceğiniz kişinin dört dörtlük olmasını beklemeyin ve asla evlenince nasıl olsa değişir düşüncesiyle bir ilişkiye yaklaşmayın. Değişim dışarıdan zorlamalarla değil kişinin kendi isteğiyle içinden gelerek gerçekleşecek bir olgudur. Partnerinizi olduğu gibi kabul edebiliyor ve farklılıklarına saygı duyabiliyorsanız bir şeyleri başarabilirsiniz.

    Mükemmeli aramak yerine göze batmayan kusurları örtmek daha işe yarar olacaktır. Mükemmeli aramak yıldızlara dokunmaya çalışmak gibidir. Çünkü dünya üzerinde mükemmel tanımına uygun ne bir insan ne de bir evlilik vardır.

  • Yaşadığımız bölgemizin ateşli hastalığı: ailesel akdeniz ateşi

    Bölgemizin ve ülkemizin önemli bir kalıtsal hastalığıdır. Özellikle Ön Asya veya Avrasya dediğimiz topraklarında yaşayan Türkler, Kürtler, Ermeniler, Araplar, Yahudilerde sık görülen bir hastalıktır.

    Bu bölgedeki insanların ortak genidir ve ortak hastalığıdır. Belli dönemler içinde sürekli savaşan ve ateş altında olan bu bölgede, ailesel akdeniz ateşi de yıllardan beri genetik olarak süren ve ateş ile seyreden bir hastalıktır.

    Bu hastalık ile bölge de süren savaş hastalığı arasında bir ilişki olmalıdır. Bu hastalıkta erken tanı konmaz ise süreğen böbrek yetmezliği ve ölüme kadar götürmektedir. Bölgede yaşanan savaşta ülkeler gerekli önlemleri almaz ise, süreğen ülke yetmezliklerine ve milyonlarca insanın ölümüne neden olmaktadır.

    Özellikle Diyaliz merkezlerinden rastgele aldığımız örneklerden daha önce süreğen böbrek yetmezliği tanısı konmuş ancak ailesel akdeniz ateşi testi yapılmamış hastalarda ailesel akdeniz ateşi hastalığını bulduk, aile taramalarında taşıyıcılık bulduk. Taşıyıcı olan bireyler de akraba evliliklerinden kaçınmalıdır.

    Halk arasında Ailesel Akdeniz Ateşi olarak bilinen FMF hastalığı, tekrarlayan ateş yanında, karın ağrısı, eklem ağrısı, göğüs ağrıları ile karakterize irsi bir hastalıktır. Hastalık zamanında tanınmaz ise ve tedaviye başlanmaz ise anormal bir protein olan PYRİN tüm organlarda birikmeye başlar, en çok etkilenen organ böbrek olduğu için AMİLOİDOZ denen hastalığa ve sonuçta böbrek yetmezliğine yol açabilir.

    Toplumda görülme sıklığı: Hastalık tipi, Akdeniz bölgesinde yaşayan insanlarımızda 1/1000 sıklıkta gözlenir iken, hastalığı genetik olarak taşıyanların sıklığı %20 civarındadır yani her beş kişiden birinde taşıyıcılık tipi vardır. Bu durum, özellikle akraba evliliklerinin çok sık olduğu ülkemizde, (her dört kişiden biri akraba evliliği yapmaktadır) için ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü kalıtsal geçen tüm hastalıklarda akraba evlilikleri hastaların daha fazla ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

    Klinik bulgular olarak, karın ağrısı, eklem ağrıları, 12-96 saat sürebilen tekrarlayan ateş atakları ile karakterizedir. Hastalık belirtilerinin belirli periyotlarla ortaya çıkması tanı için en önemli kriterdir.

    Hastalık bir çok hastalıklar ile karışabilir. Ateş nöbetleri, bir çok periyodik ateş tablolarına benzer, eklem ağrıları romatizmal ağrılar benzer, karın ağrıları başta apandisit gibi akut karın karın ağrılarına benzer, göğüs ağrıları zatürreye benzer, erişkinlerde kalb krizine benzer.

    Tanı: Ailevi Akdeniz Ateşi tanısını koymak eski yıllarda çok zordu, aile öyküsü, klinik bulgular yanında, çoğu zaman tedaviden teşhise gidilirdi. Artık genetik yöntemler ile tanı koymak kolaylaştı.

    Genetiği: Hastalık otozomal resesif geçişli bir hastalıktır, ancak literatürlerde az sayıda otozomal dominant geçişli vakalar da bildirilmiştir. Hasta bireyin anne ve babası zorunlu taşıyıcıdır.

    Ailesel Akdeniz Ateşi taşıyıcılığı ve akraba evliliği oranı yüksek olan toplumlarda çocukların taşıyıcı veya hasta olarak dünyaya gelme olasılığı yüksektir. Eğer anne ve baba mutasyonu heterozigot olarak taşıyorsa bir sonraki nesilde hasta bireyin dünyaya gelme ihtimali %25, taşıyıcılık oranı %50 iken sağlıklı birey olma olasılığı %25’dir.

    Moleküler Tanısı: Ailesel Akdeniz Ateşinden sorumlu olan MEFV geni, kromozom 16p13.3’de lokalizedir, 10 ekzondan oluşur ve Pyrin proteinini kodlar. MEFV geninde oluşan mutasyonlar, pyrin ekspresyonunu azaltır. Hastalığa neden olan mutasyonlar, en fazla genin 2, 3, 5 ve 10. ekzonların da bulunur.

    Tedavisi: Hastalığın tedavisinde KOLŞİSİN tableti kullanılmaktadır. Hastanın yakınmalarına doz ayarlaması yapılmaktadır. Yapılan çalışmalarda Kolşisin kullanan hastalarda Amiloid birikmemekte ve böbrek hastalığı gelişmemektedir.

    Sonuç olarak; Ailesel Akdeniz Ateşi ile benzer semptomlar gösteren hastalıkların ayırıcı tanısının güçlüğü göz önüne alındığında, hasta ve taşıyıcı şüphesi olan kişilerin MEFV geninin tüm DNA Dizi Analizi yapılarak tanının konması gerekir.

    Tanısı konan hastaya uygulanan Kolşisin tedavisi ile Böbrek hastalığından kurtulmuş olacak, Diyalize bağlı kalmayacaktır.

    SGK SUT Uygulamasında Diyaliz Merkezleri ile anlaşma yapılarak Diyaliz tedavisine ödeme yapılır iken, aynı maddede yer alan Genetik Tanı Merkezleri ile anlaşma yapılmaması ve hastalığın tanısının netleşmesini sağlayan DNA Analizi ne ödeme yapılmaması, hem koruyucu hekimlik açısından hem insan sağlığı açısından hem de ülke ekonomisi açısından dikkate alınmalıdır. Sosyal Güvenlik SUT uygulamasına Genetik Tanı Merkezleri dahil edilmelidir.

    Tüm genetik hastalıklarda olduğu gibi, Ailesel Akdeniz Ateşi için de genetik tanı uygulaması yapılmalı ve danışma hizmeti verilmelidir. Her hastanın taşıdığı mutasyon tespit edilerek “genetik kimlik kartı” alması sağlanmalıdır.

  • Özgüven Gelişimi

    Özgüven Gelişimi

    Çocukta özgüven gelişimi oldukça hayati öneme sahip bir konudur. Çocuğun özgüven sahibi bir birey olarak kendini kanıtlaması ve kendini göstermesi benlik saygısı ve geleceği açısından oldukça kritik bir süreçtir. Çocuğun gelecekte kendine güvenen, tuttuğunu koparan, risk almaktan çekinmeyen ve yaptığı her işi başarıyla yapabilmesi buna bağlıdır. Dolayısıyla çocuğun özgüveni geleceğinin mihenk taşı görevini üstlenir.

    Çocuktaki özgüveni geliştirmek ve onu hayata hazırlamak anne babaların en büyük görevidir. Ancak maalesef bu konu hiç düşünülmeyerek bir çok hata yapılıyor ve çocukların özgüveni yıpratılıyor. Anne babaların çoğu zaman farkında bile olmadıkları hatalar çocuğun bilincinde derin yaralar açabilmektedir.

    Çocuğun özgüvenini sürekli geliştirmek için yapılması gerekenlere bir kaç cümle ile örnek vermek faydalı olacaktır. Çocuğunuz ne söylerse söylesin onu eleştirerek ya da ona gülerek cevap verilmemesi gerekir. Bunun yerine söyledikleri doğru düşünceler için takdir etmek yanlış şeyler için ise doğrusunu ifade ederek açıklamak son derece önemlidir.

    Bunun yanında günümüzde bir çok ailenin yaptığı en büyük hataların başında da sorumluluk verilmemesi gelmektedir. Bunun sebebi süphesiz ki güvensiz sosyal ortam ve çocuğun başına kötü bir şey gelecek diye korkulmasıdır. Bu düşünce bir nebzeye kadar anlayışla karşılanabilir. Ancak bakkala bile gönderilmekten korkulan çocukları düşündüğümüzde aslında onlara yaptığımız şeyin çok daha zararlı olduğunu ilerleyen zamanda ancak anlayabiliyoruz. Sorumluluk verilmeyen çocuklar ileride her türlü sorumluluktan korkan, sorumluluk almaktan kaçan işlevsiz bireylere dönüşmektedir.