Yazar: C8H

  • Psikiyatride kullanılan ilaçlar epilepsi nöbetlerini tetikler mi?

    Günümüzde sıkça rastladığımız durumlardan birisi de, çeşitli endikasyonlarla merkezi sinir sistemi uyarıcısı (metilfenidat türevleri; Ritalin, strattera, concerta, medikinet vb) veya yatıştırıcısı ( risperidon, aripirazol vb; risperdal gibi) kullanan veya yeni kullanmaya başlanan çocukların bir kısmında görülen epileptik nöbetlerdir.

    Bu grup ilaçlar tek başlarına epilepsiye neden olmamakla birlikte, var ise altta yatan epilepsi potansiyelini ortaya çıkarabilir veya epilepsi nöbetlerini, nöbet eşiğini düşürerek tetikleyebilir veya zaten epilepsisi olan çocuklarda da nöbetlerin antiepileptik ilaçlarla kontrolünü zorlaştırabilirler. Bunun yanısıra zaten epilepsisi olan çocukların bir kısmında da zaten dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu veya otizm gibi bozuklukları birlikte görülebileceğinden pek çok durumda bu iki grup ilacın birlikte kullanılması gerekebilir.

    Bu nedenlerle bu grup hastalarda eğer bu tip psikiyatrik bozukluklara yönelik ilaçlar başlanacak ise veya başlanmış ve kullanıyor iken epilepsi nöbeti benzeri şüpheli durumlarda (dalma nöbetleri dahil) çocuk nörolojisi ile çocuk psikiyatrisinin çocuğu birlikte değerlendirmesi, gerekli durumlarda beyin elektrosunun (EEG) tedavi öncesi ve tedaviler sırasında lüzumlu görülen periyotlarla çekilmesinde fayda vardır. Hasta ailesi bu konuda yeterince bilgilendirilmeli ve olası ilaç etkileşimleri ve varsa yan etkileri anlatılmalıdır.

  • ÇOCUĞUNUZ OKULA BAŞLAMAYA HAZIR MI?

    ÇOCUĞUNUZ OKULA BAŞLAMAYA HAZIR MI?

    Çocukların mutlu, üretken, özgüveni yüksek bireyler olarak yetişmelerinde okul hayatının etkisi çok önemlidir. Yapılan araştırmalarda; öğrenmeye ve okula başlamaya hazır olan çocukların okul hayatları boyunca daha başarılı, mutlu ve uyumlu oldukları görülmüştür.

    Okula başlamak genel olarak; zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir olgunluk gerektirir. Bu olgunluğa ulaşmış olan çocukların öğrenim hayatları başarılı olacaktır. Fakat çocuğun okula başlayabilmesi için temel kriter takvim yaşıdır. Bu kriter okula başlamak için önemlidir ancak tek başına yeterli olmamaktadır. Çünkü her çocuğun gelişimi farklıdır. Kalıtımsal özellikler ve çevresel etkenler gelişimi etkilemektedir. Bu nedenle her çocuk okul olgunluğuna aynı yaşta ulaşmaz. Çocuğun okul olgunluğuna ilişkin yeterli olgunluğa erişip erişmediğini bilmeden onu yalnızca takvim yaşına bakarak okula başlatmak öğrencinin başarısızlığına yol açabilmektedir.

    Çocuğunuzun okul olgunluğuna erişmiş olması için; önceki yaşantılarından kaynaklanan görsel olgunluk, renk ve şekil algısı, görsel hafıza, el-göz koordinasyonu, işitsel ayırt etme, dikkat süresi gibi bireysel farklılıklarını etkileyen özelliklerinin bilinmesi gerekir. Dikkat süresi çok kısa olan, yaşıtlarından daha geç konuşan, gelişimsel olarak yavaş gelişen, akran ilişkilerinde sorun yaşayan, anne babaya aşırı bağımlı, kurallara uyum sağlamada zorlanan, sayı, renk, benzerlik ve zıtlık kavramları gibi temel akademik becerileri kazanmakta zorlanan çocuklar okula uyumda sorun yaşayabilirler.

    Eğer anne-baba olarak çocuğunuzun okula başlaması konusunda ciddi kaygılarınız varsa vakit geçirmeden bir uzmana başvurmalı ve çocuğunuzun okul olgunluğu açısından değerlendirilmesini istemelisiniz. Okula hazır olmadan okula başlayan çocukların, okul hayatında başarısız olma risklerinin yüksek olduğunu ve bu başarısızlığın çocuğun ilerideki yaşamını olumsuz yönde etkileyebileceğini unutmayalım.

  • Çocuklarda ani yürüme bozuklukları görülür mü?

    Bir sabah gördünüz ki yataktan kalkan çocuğunuz yürüyemiyor, yataktan kalkamıyor veya bir ayağını sürüyemiyor. Bu ve benzeri durumlar birçok nedene bağlı görülebilirler. Ani gelişen tek bacak veya her iki bacakdaki kuvvet kayıplarının değişik anlamları olabilir. Bazen bir kısım ateşli hastalıkları takiben olabilecek bağışıklık sistemi ile ilgili durumlardan, bacakları çalıştıran sinirlerin bozukluklarına kadar değişik nedenler söz konusu olabilir. Kalçadan yapılan bir injeksiyonun siyatik sinire zarar vermiş olması muhtemeldir.

    Çocuk felci her ne kadar ülkemizde arık görülmese de göçler ve mülteci trafiği nedeni ile, kendisinde yeterince bağışıklık gelişmemiş çocuklarda akla gelmelidir. Bazen özellikle ishaller veya viral üst solunum yolları enfeksiyonlarını takiben bacaklarda güçsüzlük meydana gelmesi çocuk nörolojisinin acil durumlarından birisi olan bir sinir iltihabı durumunu, Guillain- Barre sendromunu düşündürmelidir.

    Bazen bacak ve eklemlerde ağrı ile görülen yürüme zorluklarında eklem iltihabı ve diğer artrit tabloları unutulmamalıdır. Bazı kas hastalıkları da benzer tablolar yapabilir. Gün içinde dalgalanma gösteren Myastenik sendromlar bunlardan bazılarıdır.

  • ÇOCUKLUK ÇAĞI KORKULARI

    ÇOCUKLUK ÇAĞI KORKULARI

    Korku, gerçek anlamda bir tehlike durumunun veya tehlike ihtimalinin kişide yaratmış olduğu endişe duygusudur. Bu durum çocukluk çağında daha çok meydana gelmektedir. Çocukluk çağı korkuları çok çeşitli olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu korkular çocuğun yaşına göre farklılık gösterir. Çocuklarda görülen korku nedenleri gündelik olaylardan oluşabileceği gibi hayal dünyalarındaki olmayan tehlikelerden de kaynaklı olabilmektedir.

    Çocukluk çağında en fazla görülen korkular; yalnız yatma korkusu, karanlık korkusu, ayrılık korkusu ve ölüm korkusudur.

    Okul öncesi çocuk korkularından en fazla görüleni yalnız yatma korkusudur. Küçük yaşlardan başlayarak anne-babanın yanında yatmaya alışan çocuk, tek başına yatmakta zorlanabilir. Yatağa girme korkusu, ölüm ya da uykuyla ilgili korkular sebebiyle de olabilmektedir. Nedeni iyi bir şekilde tespit edilmelidir. Çocuğun uyuma zamanı için düzenli bir program oluşturmak gerekir. Çocuk uyumadan 1 saat öncesi sakin olması sağlanmalı, uyuyana kadar çocuğun yanında durulmalı ve uyumadan önce çocuğun yanından ayrılmak için acele etmemek gereklidir.

    Çocuklarda yalnız yatma korkusu karanlık korkusu nedeniyle de olabilmektedir. Çocukların karanlıkta kendilerini yalnız hissetmeleri normaldir. Böyle bir durumda çocuğun odasında gece lambası bulundurmak yardımcı olacaktır.

    Ayrılık korkusunda, eğer anne çocuktan ayrılırken endişe duyup çocuğun odasına da endişe ile giriyorsa, çocuk da bu sürece paralel olarak anneden ayrılışının korkulacak bir durum olduğunu düşünecektir.

    Ölüm korkusu ise 3-6 yaş çocuklarının merak edip korktuğu konular arasındadır. Burada en çok korkulan annenin ölmesi ya da çocuğu terk edeceği duygusudur. Ölüm ile ilgili herkesin bir gün öleceğini ve hayatın sonu olduğunu güzel bir şekilde çocuğa anlatmak gerekir.

    Çocuktaki korkularla baş edebilmek için korkunun nedenleri araştırılmalı ve bu nedenler ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Çocukların korkularıyla alay edilmemeli ve çocuk dinlenilmelidir. Çocuklara korku içerikli filmler izletilmemeli veya korku dolu masallar anlatılmamalıdır. Korkuyu disiplin aracı olarak kullanmamak gerektiğini de unutmamak gerekir.

  • Çocuklarda tekrarlayan boğaz enfeksiyonu

    Günümüzde kabul edilen kriterlere göre son bir yılda 7 veya daha fazla boğaz enfeksiyonu geçirilmesi tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olarak kabul edilmektedir.Eğer bir çocuk son iki yılda her yıl en az 5 kez veya son 3 yılda en az 3 kez boğaz enfeksiyonu geçiriyorsa aynı tanımı almaktadır.

    Boğaz enfeksiyonu ne şekilde seyreder ? Eğer enfeksiyon bademciklerde ise tonsillit, boğazda ise farenjit olarak tanımlanmaktadır.Bu iki klinik tabloyu ayırt etmek güç olduğu için pratikte tonsillofarenjit olarak değerlendirilmektedir.

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonuna esas olarak bakteriler neden olmaktadır. Bakterilerden A grubu beta hemolitik streptokoklar (GABHS) önemlidir.Adenovirüs ,koronovirüs ve influenza virüsleri de boğaz enfeksiyonlarına yol açmaktadır.

    Tekrarlayan boğaz boğaz enfeksiyonu olan bir çocukta nedeni saptamak güç olmaktadır. Bazen ayrı bakteriyel etkenle tablo oluşabildiği gibi bazen de virüsler boğaz enfeksiyonuna yol açarlar.

    Aile ve hekimin tekrarlayan boğaz enfeksiyonlarını titizlikle değerlendirmesi gerekir. En sık etkenin GABSH olduğu bilinmektedir.

    Grup A beta hemolitik streptokok klinik tanısı için aşağıdaki kriterlerin bulunması gerekmektedir.

    Ateş 38 C veya daha yüksek

    Boyun lenf bezlerinde büyüme

    Bademcik ve boğazda eksuda

    Yutkunma güçlüğü ile birlikte boğaz ağrısı

    Kırgınlık , yorgunluk gibi hastalık şikayetleri.

    Yukarıda belirttiğim beş klinik bulgu veya şikayetten en az üçü bulunan hastalar streptokoksik farenjit ve tonsillit olarak düşünülebilir. Klinik tablo ile beraber boğaz kültüründe GABHS üremesi, hızlı antijen testinin pozitif olması tanı kesinleşir.

    Eğer neden viral ise gereken durumlarda laboratuvar incelemeleri yapılarak tanıya gitmek gerekir.

    Bakteriyel boğaz enfeksiyonlarında antibiotik tedavisi uygulanırken , virüslerin neden olduğu hastalarda bazı durumlarda antiviral tedavi gündeme gelmektedir.

    Sık boğaz enfeksiyonundan korunmada el yıkamanın önemi unutulmamalıdır. Ağız bakımı ihmal edilmemelidir.

    Sık boğaz enfeksiyonu geçiren çocuk ve erişkinlerde D vitamini yetersizliği dikkat çekilmektedir. Erişkinlerde çinko eksikliği ile solunum yolu enfeksiyonları arasındaki ilişki ise çocuklarda tanımlanmamıştır. Sonuç olarak sık boğaz enfeksiyonu geçiren çocuklarda D vitamini düzeyi takip edilmeli gereken vakalarda D vitamini takviyesi yapılmalıdır.

    Diğer önemli bir husus çocuğun geçirdiği enfeksiyon tekrarlayan boğaz enfeksiyonumu yoksa GABHS taşıyıcılığımı söz konusudur. Bu durumun açıklığa kavuşması gerekir. Bilindiği gibi A grubu beta hemolitik streptokok enfeksiyonunda taşıyıcılık olabilmektedir.Bu durumu ayırt etmek zordur.Mutlaka hastadan boğaz kültürü yapılmalıdır.GABHS ürerse antibiotik tedavisi başlanmalı ve takip edilmelidir.İki kür tedaviden sonra kültür pozitifliği devam ediyorsa hasta taşıyıcı olarak kabul edilir. Taşıyıcı olarak kabul edilen çocuklar yakın takibi gerekir.

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olan çocukların KBB hekimi tarafından değerlendirilmesi önemlidir.Bademciklerin alınması karar verilen çocukların takibide önemlidir.Bilindiği gibi bademcikler boğazda enfeksiyon etkenini durdurmaya çalışır ve enfeksiyonun alt solunum yollarına inmesini engeller.Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olan ve bademciklerin alındığı hastalarda sık enfeksiyon olma şansınında yüksek olduğu hatırda tutulmalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonları

    A grubu Beta hemolitik streptokoklar

    Beta taşıyıcılığı

    Adenovirüs .koronovirüs,Influenza virüs

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • ÇOCUĞUNUZ ÜSTÜN ZEKALI MI?

    ÇOCUĞUNUZ ÜSTÜN ZEKALI MI?

    Günümüzde birçok aile çocuğunun üstün zekâlı olup olmadığını merak etmekte ve bunun için bir uzmana başvurmaktadır. Bunu anlamak için öncelikle çocuğu iyi gözlemlemek ve tepkilerini takip etmek gereklidir.

    Üstün zekâlı çocuklarda okul öncesi dönemde; uzun dikkat süresi, erken ve kapsamlı dil gelişimi, merak, hızlı öğrenme, canlı hayal gücü, lider olma ve sürekli soru sorma gibi özellikler görülmektedir.

    Okul çağındaki üstün zekâlı çocuklarda ise; iyi derecede uzun süreli hafıza, geniş sözcük dağarcığı, okuduğunu anlamadaki başarı, matematiksel akıl yürütme başarısı, karmaşıklığı çözümleme becerisi, aşırı yaratıcılık, aşırı merak, çok fazla soru sorma, yüksek seviyede espri anlayışı, bilgisayar kullanımındaki başarı, ilginç fikirlere sahip olma, sanat, bilim, geometri, teknoloji alanında veya müzik alanında başarı gibi özellikler görülmektedir.

    Üstün zekâlı çocuklar hakkındaki bu genel gözlemler gerekli verileri görebilmemiz için çok önemlidir fakat net bir tespitin yapılabilmesi için uzman bir psikolog ile zekâ testinin yapılması ve çocuğu gözlemlemesi gerekmektedir. Ancak yapılan testten beklenti çocuğu üstün zekâlı veya parlak zekâlı gibi kavramlar ile etiketlemek olmamalıdır. Olması gereken beklenti çocuğu tanıyıp, onun gelişmiş ve gelişmemiş alanlarını görüp, gerekli olan tedbirleri almaktır.

    Çocuk üstün zekâlı olarak tespit edildiği zaman, çocuğu bu durumdan haberdar etmemek gerekir. Çocuğun bu özelliğinden dolayı bazı anne babalarda aşırı gurur duyma gelişebilmektedir ancak aşırı gurur çocuğun daha iyi yetişmesini engeller. Ebeveynlerde gelişen gurur zaman içerisinde çocukta da görülebilmektedir. Bu nedenle anne-babaların davranışlarına dikkat etmeleri gerekir.

    Çocuğun var olan zekâ ve yeteneğini kullanıp geliştirebilmesini sağlayıcı malzemeler alınıp (puzzle, satranç gibi), sinema, tiyatro, müzik, resim gibi çeşitli kültürel etkinliklere katılımı sağlanmalıdır. Çocuğun sorduğu sorulara kesin ve net bir şekilde cevap verilmeye çalışılması gerekir. Kaçamak cevaplardan kaçınılmalıdır.

    Üstün zekâlı çocuğun zeka fonksiyonları ve yetenekleri normalden farklı olduğu için ‘’özel eğitim’’ ile desteklenmesi gerektiği unutulmamalıdır.

    Çocuğun duygusal ve ruhsal özellikleri için de her zaman bir uzman ile iletişim halinde olunmalıdır.

  • Çocuklarda beslenme beyin gelişimini sağlar

    Çocuklarda beslenme beyin gelişimini sağlar

    Sağlıklı bir hayat tüm insanların isteği. Özellikle küçük çocukların sağlıklı, aktif başarılı bir hayat devam etmesi için beslenme çok önemlidir.beslenme dengeli ve yeterli gıda tüketimidir. Bedenin kendisine yetecek kadar enerji ve bununla birlikte fiziksel, zihinsel gelişimini tamamlaması için gerek duyduğu besin ögeleri vitaminler, mineraller, su ve yağlar… özelliklede omega 3 çocukların beyin ve kalp gelişimi için olmazsa olmazlardan.

    Özellikle deniz balıklarında bulunan omega 3′ de bebek ve çocukların büyümesinde kadın sağlığında beyin gelişiminde kalp damar sağlığında eklem sağlığında önemli roller üstlenir. Temel yağ asidi olarak bilinen omega3 vücut tarafından üretilmediği için dışarıdan besin yoluyla alınması gerekir . Omega3 sinir yollarını sağlıklı oluşturmak için gereklidir. Eksikliğinde nörolojik ve pisikolojik rahatsızlıklar meydana gelebilir.Eğer vücut yeterli omega3 e sahip değilse beyinde vücudun diğer bölgelerine iletişim kuran sinir hücreleri başka bir yağ asidinden oluşturabilir. Bunun sonucu da beyin sinyalleri karışık algılayabilir. Bu da depresyon ve bazı pisikolojik rahatsızlıklara neden olabilir. Omega 3′ ün çocuklarda zihin gelişimini olumlu etkilediğini ve öğrenme kapasitesini arttırdığını yapılan çalışmalar göstermiştir.Dikkat eksikliği görülen çocuklarda omega 3 takviyesi problemi giderilmesinde olumlu sonuçlar gösterdiği bilinmektedir.Düşük kilolu doğan bebeklerde temel yağ asidi eksik olabileceği ve bununda bebeklerde zeka seviyesini olumsuz etkileyebileceğine dair araştırmalar bulunmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda balık yağı veya omega3 şeker, kalp hastalığı, depresyon, sedef obezite, yeme bozuklukları, şizofren, osteoproz, iltihaplı bağırsak hastalıkları, bazı göz hastalıkları, kolon meme ve prostat, astım hastalıklarına karşı koruyucu etkisi olduğu söylenmektedir. Yapılan başka çalışmalarda omega3 ün akıl sağlığı üzerinde katkısının olduğu ve beynin yaşlanma sürecini yavaşlattığını söylemektedir.

    Hayatın ilk dönemlerinde beynin sağlıklı gelişebilmesi beslenme ile doğrudan ilişkilidir. Ve bu dönemde temel yağların rolü önemlidir. Bebekler ve çocuklar sağlıklı büyüyebilmeleri için yağ asitlerine ihtiyaç duyabilirler. Yağlar enerji veren besin maddesi olmasının yanında A, B, E, C vitaminleri için vücutta depolanmasında rol oynarlar. Aynı zamanda hücre zarının temel yapıtaşıdır. Deri altı yağ tabakası vücut ısısını önler, organları çevreleyerek dış etkenlere karşı korur.

    Omega3 açısından dengeli beslenen çocuklar beyin sinir ve görme yetenekleri sağlıklı gelişir.Ayrıca omega yağları çocuğun matematik zekasını, okuma telafffuz ve yazma becerisini arttırır eksikliği halinde çocuklarda davranış bozuklukları ve dikkat eksikliği gibi hastalıklara yol açabilir. Çocukluk dönemindeki doğru beslenme ileri yaşlarda gelişebilecek kalp, damar, şeker hastalıkları açısından koruma sağlayabildiği için önemlidir.

  • ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    ÇOCUKLARDA DOYUMSUZLUK

    Günümüzde aileler çocuklarının azla yetinmeyi bilmediğinden dolayı yakınmaktadırlar. Çocuklarda görülen doyumsuzluk davranışı yanlış ebeveyn tutumuna bağlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ebeveynler çocuklarının doyumsuz olduğunu söylemekte, onları mutlu edemediklerinden dolayı şikayet etmekteler. Oysa ki kimi zaman anne-babalar iyi şeyler yapmaya çalışırken, çocuklarına zarar verebilmektedirler. Çocuklarına sınır koyamayan ve her şeyin çocuk merkezli yapıldığı koruyucu ailelerin çocuklarında zamanla doyumsuzluk yaşanabilmektedir. Eğer uygun istekler sınırlar içerisinde yerine getirilirse çocuklar doyumsuz olmaktan daha çok mutlu olmayı öğrenebilirler.

    Çocukların doyumsuz olmalarındaki en büyük etken ailelerin çocuğun isteklerine sınır koymamasıdır. Sınır koymaktan kasıt, çocuğun neleri yapıp yapamayacağı, uygun davranışın ne olduğudur. Sınır, çocuğun iç disiplin kazanmasına yardımcı olur. Ancak hiçbir çocuk kendisine sınır konulmasından hoşnut olmaz. Çünkü çocuk açısından sınır demek çocuğun özgürlük alanlarının kısıtlanması ve isteklerinden mahrum olması anlamına gelir. Oysa sınır çocuğun davranışının kabul edilir veya edilemez olduğunu gösterir.

    Ebeveynler mutlu çocuklar yetiştirmek için onlar ile empati kurabilmeli, onları anlamalı ve çocuklarına kesinlikle her şeyin bir sınırı olduğunu belirtmeli, öğretebilmelidirler.

    Aile çocuk üzerindeki otoritesini iyi bir şekilde ayarlamalıdır. Yeri geldiğinde çocuğa ‘’hayır’’ denmeli ve çocuk bu duruma alıştırılmalıdır. Başlarda zorluklar yaşanması normaldir ancak adım adım çocukta ilerleme kaydedilerek, çocuk bu duruma zamanla adapte olabilmektedir.

    Anne ve baba çocuğa karşı net bir tavır sergilemeli ve tutarlı olabilmelidirler. Bir ebeveynin evet dediği bir şeye diğer ebeveynin de uyması gerekir. Çocuğun yakın çevresi tarafından şımartılmasının önüne geçilmeli ve ebeveynler çocuk üzerinde kontrol mekanizması kurabilmelidirler.

    Aile çocuğun yaşına ve yapısına göre belli sorumluluklar vermelidir. Çocuk bu sorumlulukları tamamladıktan sonra ödüllendirmek gerekir. Bu sayede çocuk, bir şey elde etmenin kolaylığına alışmamış olacaktır. Çocuğu ödüllendirirken; takdir ve ödülün dozu iyi ayarlanmalıdır. Çünkü eğer çocuk yaptığı olumlu bir davranıştan sonra olduğundan fazla bir şekilde takdir görürse bu durumun çocuğa yansıması olumsuz olacaktır.

    Çocukla birlikte sürekli iletişim halinde olunmalı ve çocuğun istekleri dinlenmeli, kestirip atılmamalı, orta yol bulunmaya çalışılmalıdır.

  • Çocuğa davranırken aşırı korumacı olmayın

    Aşırı korumacı davranışlar, çocuğun hem beceri ve deneyim kazanmasını hem de özgüven geliştirmesini engeller. Ayrıca yalnız kaldığında huzurlu, mutlu ve bağımsız bir birey olmasını engeller.

    Anne ve babaların çocuklarına güvenli ortam sağlaması onları olumsuz ve travmatik olaylarda koruması önemlidir. Ancak korumaya çalışırken öğreten ve hayatı anlamalarını engelleyen deneyimlerden mahrum etmemek gerekir.

    Çocuğun gelişim düzeyine uygun yapabileceklerinde dur yapma tehlikeli, kıyamam sen yapma ben yaparım, sen yapamazsın.. gibi ifadelerle bir problemi onun yerine çözmek ona şans bırakmadan yerine getirmek çocuğun gelişimini olumsuz etkileyecektir.Öz bakım becerilerinde kendi fikirlerini ifade etmeye kadar bir çok alanda kendilerini yeterli hissedemeyebilirler. Oysaki bir şeyi başarma ve sonuçlandırma ile duyulan haz bir birey olarak daha önemli katkıda bulundurur. Hayatı tatması ve geleceğe hazırlanması için deneme fırsatı vermek çocuğa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir.

    Bu temel yaklaşımdan sonra genel olarak dikkat edilecek şeyler nelerdir?

    Çocuğun kendisini değerli ve önemli hissedeceği bir iletişim kurmak içinde bulunduğu gelişim düzeyine uygun sorumluluk vermek yeni deneyimler için ortam sağlamak, deneme cesareti vermek, koruyucu olmaktan sakınarak oluşan durumla baş etmesine izin vermek oluşacak sonuçla ilgili sorumluluklarını farketmesini sağlamak

    Çocuğun gelişimini bir birey olmasına saygı duymak en önemli basamaktır.

  • ÇOCUKLARDA TABLET KULLANIMI

    ÇOCUKLARDA TABLET KULLANIMI

    Gelişen teknoloji ile birlikte çocukların her geçen gün tabletlere daha rahat erişebildiği ve digital teknoloji konusunda daha yetenekli hale geldiği inkar edilemez bir gerçek olup karşımıza çıkmakta. Dolayısıyla anne babaların merak ettiği konuların başında tablet kullanımı gelmektedir. ‘’Çocuğumun tablet kullanmasına izin vermeli miyim? ya da ‘’Tableti tamamen yasaklamalı mıyım?’’ gibi sorular ebeveynlerin merak konuları arasındadır.

    Eve misafir geldiğinde veya dışarıda bir yere gidildiğinde ailelerin çocukları oyalamak için sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biri tablet ya da akıllı telefonlara izin vermeleridir. Her gün hayatın bir bölümünde elindeki telefon ya da tablete odaklanmış, etrafındaki olup biten olaylara karşı ilişkisini kesen birçok çocuk görmek mümkün. Fakat bu durum çocuklarda ciddi anlamda sağlık ve gelişim sorunlarına yol açmaktadır. Çocuklarda bel ve boyun rahatsızlıkları başta olmak üzere birçok rahatsızlık görülebilmektedir.

    Beynimiz otuzuncu aya kadar fiziksel gelişiminin neredeyse tamamını tamamlar. Bu sebeple otuzuncu ay çocukların ekran teknolojisi ile tanışmaya başlamaları için kritik bir dönemdir. Yaklaşık olarak otuzuncu aya kadar tablet kullanımından mümkünse uzak durmak gerekir.

    Tablet kullanımı otuzuncu aydan 13 yaşına kadar ailelerin kontrolü altında olmalıdır. Çünkü bu yaş gruplarındaki çocuklar gelişim özellikleri gereğince otokontrollerini sağlayamazlar. Bu nedenle çocuğa tablet verildiği zaman, ailelerin bu zamanı dinlenme veya başka işlerle uğraşma fırsatı olarak görmemeleri gerekir.

    Tableti tamamen ortadan kaldırmak bir çözüm yolu olmamaktadır. Önemli olan çocuğa tableti ile oynaması için sınır koyabilmektir. Bu sebeple ebeveynler birbirlerine destek olmalıdırlar. Ebeveynlerden biri kural koyarken diğeri çocuğun ısrarına dayanamayıp kurala uymazsa bu durum çocuk açısından hiçbir anlam ifade etmemiş olur.

    Ebeveynlerin çocukların oynamış olduğu oyunlara ilişkin sorular sorarak, içeriğin farklı yönlerine de dikkat çekerek çocuk ile iletişim sürdürmeleri gerekir. Çocuklarda kontrollü kullanımın sağlanması adına 13 yaşına kadar çocukların tablet kullanımını kendi odalarında değil, oturma odası gibi ortak kullanılan alanlarda kullanımları sağlanmalıdır. Ayrıca evde güvenli internet kullanımı da önemli olmaktadır.

    Oyun ve video içeriklerine de dikkat etmek gerekir. Şiddet, ölüm, cinsellik gibi oyun ve videolar çocuklardan uzak tutulmalıdır. Eğer çocuk yaşına uygun olmayan bir içerik ile karşılaşırsa travmatik bir etki ortaya çıkabilmektedir. Örneğin 7 yaşındaki bir çocuğun cinsellik kimliği henüz gelişmediği için internette pornografik bir görüntüyle karşılaşırsa o bilgi beyinde bir yere yerleşemez ve bilgi çocuğun beyninde dönüp dolanmaya başlar. Bu da çocukta bitmek bilmeyen sorulara, uygunsuz davranışlara neden olur. Bu tarz durumlarda mutlaka bir uzmandan destek almak gerekir.