Yazar: C8H

  • Çocuk nörolojisi uzmanı kime denir? Hangi durumlarda başvurulur, sizi ve çocuğunuzu neler bekliyor?

    Çocuk Nörolojisi, yaşamın ilk gününden itibaren bebekler ve çocuklarda görülen nöroloji ile ilişkili hastalık ve belirtilerle ilgilenir. Çocuk sinir sistemi, erişkinden bazı önemli farklılıklar gösterir, bunlardan en önemlisi bebek ve çocuklardaki beyin ve diğer sinir sitemi organlarının henüz tam gelişmemiş olması ve gelişmesinin devam etmesidir. Bu nedenle erişkin beynine göre hastalıkları ve hastalık belirtileri de farklılıklar gösterir.

    Çocuk nörolojisini ilgilendiren başlıca belirti ve işaretler şunlardır: Bebek ve çocuklardaki gelişme gerilikleri, özellikle riskli bebek olarak kabul edilen erken doğum ve düşük doğum ağırlığı ile doğmuş, çoğul gebelikten doğmuş veya zor doğum yaşamış bebeklerin takibi, hareketlerin kısıtlı veya az olması, yürüme ve diğer motor gelişmelerde gecikmeler,kaslarda belirgin yumuşaklık veya sertlik, istem dışı el, kol, bacak hareketleri olması, şuur kaybı veya dalmalar, ateşli veya ateşsiz nöbetler, yıllar içerisinde ortaya çıkan yürüme bozuklukları, konuşma ve dil bozuklukları, migren ve diğer başağrıları, ciltte lekelerle birlikte görülen nörolojik hastalıklar, omurilik felci, doğumda zorlanmaya bağlı omuz felci, yüz felçleri, ailevi geçişli nörolojik hastalıklar, Down snedromu vb. nörolojik bulgulu genetik bozukluklar şeklindedir.

    Çocuk nöroloğu, bu hastalıklar yönünden başvuran bebek veya çocuğu ailesi ile birlikte değerlendrimeye alır. Çocuğun muayeneye getirilirken eğer bebek ise karnının doyurulmuş ve altının temiz olması görüşme ve muayenenin sağlıklı olması açısından önemlidir.

    Çocuk nöroloğu, aileden hastalık veya belirtilerle ilgili hikayeyi dinleyerek bazı kendince önemli konularda sorular sorar. Daha sonra gelişimsel ve nörolojik muayenesi yapılır. Bulgulardan yola çıkarak bazen bir takım testler istenir. Bu testlerden çıkacak sonuçlarla aile ile tekrar görüşülüp belirtilerin bir sebebi olup olmadığı, bir tanısı varsa hastalık veya sendrom adı paylaşılır. En son olarak nasıl bir tedavi veya yol izleneceği aile ile paylaşılır, ailenin soruları varsa onlara cevap verilir. Sıklıkla hasta izlemeye alınır ve konrollerle takip edilir.Çocuk nörolojisinde sinir sisteminin daha gelişmsel evresini tamamlamamış olmasından dolayı, tanı bazen kolaylıkla konabilirken bazende hemen tanı konamayabilir. Bazı durumlarda çocuk gelişimsel izleme açısından takibe alınır, bazı testler, gelişim testleri, nörometabolik veya kimyasal testler, bilgisayarlı beyin aktivitesi kayıtlama (EEG) , sinir ve kaslarını ölçme (EMG) veya beyin görüntüleme (kafa ultrason, beyin MR veya BT) istenebilir. Çocuk nörolojisini ilgilendiren hastalıkların bir kısmı uzun yılar takip gerektiren ve tedaviler gerektiren durumlar olabilir; örneğin Spastik çocuk, epilepsi veya kas hastalığı gibi.

  • Boşanma,Boşanma ve Çocuk

    Boşanma,Boşanma ve Çocuk

    BOŞANMA SEBEPLERİ

    Evlilik, her kurum gibi zaman zaman aksayan yönleri olan bir kurum, bu aksaklıklar giderilemediğinde ise sonuç ne yazık ki boşanmayla noktalanıyor. Evlilik süresince aileye yeni bir birey katıldıysa boşanma daha sancılı oluyor. Evliliğin bitmesine yol açan sebepler çok çeşitli olabilir, en çok görülen sebepleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

    ekonomik sorunlar

    eşlerin sosyo-kültürel yapı farklılıkları

    cinsel sorunlar

    iletişim bozukluğu

    eşlerden birinin ihaneti

    aile içi şiddet

    Yukarıdaki sebepler nedeniyle evlilik sorunları yaşayan bir çiftin anne-baba olarak da çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmelerini bekleyemeyiz; anne ya da baba ayrı ayrı çocuklarıyla sağlıklı ilişkiler kursalar bile, birlikte çocuklarına karşı tutarlı, dengeli tutum ve davranışlar sergilemekte güçlük çekeceklerdir. Bir evliliği başa çıkılamayan, çözüm üretilemeyen, süregen sorunlarla devam ettirmenin çocuk üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler, bazen boşanmanın kendisinin yaratacağı etkilerden daha fazla ve yıkıcı olabilir.

    Boşanmanın sebebi ve şekli, çocukların boşanmadan ne kadar etkileneceğini belirler;

    Örneğin, anlaşmazlık (iletişim bozukluğu) nedeniyle biten bir evlilikle, eşlerden birinin ihaneti sonucu biten bir evliliği karşılaştıralım. İlkinde, eşler daha uzlaşmacı ve çocukla ilgili sorunların üstesinden gelmek konusunda daha akılcı davranabilirler. İkinci durumda ise, eşler birbirlerine karşı daha öfkeli ve düşmanca tutumlar sergilerler, durum böyle olunca isteseler de uzlaşmacı olamazlar. İkinci tip boşanmalarda ise çocuklar doğal olarak daha fazla zarar görürler.

    BOŞANMA SÜRECİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

    Sizi boşanma kararı almaya iten sebepler ne olursa olsun, boşanma kararınızı kesin olarak vermeden önce, aşağıdaki konuları gözden geçirdiğinizden emin olun;

    Yaşadığım sorunların ve mutsuzluğumun sebebi evliliğim, başka sorunları evliliğime atfetmiyorum,

    Evliliğimi kurtarmak için elimden gelen herşeyi yaptım,

    Bu kararı uzun sürede ve etki altında kalmadan verdim,

    Eşim de, ben de ilişkimize yeterince zaman tanıdık,

    Çocuğumuz ve ben boşanma olayından etkileneceğiz,

    Boşandıktan sonra ortaya çıkabilecek yeni sorunlarla başa çıkabilecek gücüm var,

    Yalnızca eşimden boşanıyorum, çocuğumdan değil (özellikle babalar için),

    Eşimin de benim de çocuğumuza ihtiyacımız var, çocuğumuzun hem bana hem eşime ihtiyacı var, o yalnız birimize ait değil.

    Kararınızı kesin olarak verdiyseniz veya siz istemeseniz de eşiniz kesin olarak sizden boşanmaya karar verdiyse çocuğunuzun boşanma sürecinden olabildiğince az etkilenmesini sağlayabilmek için aşağıdaki maddeleri yerine getirmeye çalışın;

    Boşanmanın ne olduğu ve boşanmadan sonra anne, baba ve çocuğun yaşamında ne gibi değişiklikler olacağı konusunda çocuğu bilgilendirmek ve bilinçlendirmek gerekir. Boşanma sürecinde, şehir veya ev değiştirme, bakıcı değiştirme, yeni bir evlilik vb. yaşam değişikliklerini erteleyin. Yaşanması zorunlu bazı değişiklikler varsa, bunlara kademeli geçişler yapmaya gayret edin. Çünkü her değişim, olumlu da olsa ekstra çaba gerektirir ve çocuğunuz için hepsine birden uyum sağlamak güç olabilir. Aynı sebeple, boşanma sonrası çocuk eşlerden hangisiyle kalacaksa, o ve çocuk ailenin boşanmadan önce yaşadığı mekanda yaşamaya devam etmelidir.

    Eşler, kendi ailelerini de toplayarak (babaanne, hala , dayı vb.) hep birlikte bir toplantı yapmalı ve çocukla ilgili alınan kararlardan herkesin haberi olmalıdır. Böylece herkes çocuk için işbirliğinin kaçınılmaz olduğunu hatırlatmış olur, çocuğun bu durumdan çok etkilenebileceğinin ve bu konuda herkesten duyarlılık beklendiğinin altı çizilir ve kararlarda herkesin katkısı olduğundan kurallar daha az çiğnenir.

    Çocuktan ayrı yaşayacak olan eş, kademeli olarak evden ayrı kalmaya başlamalıdır; bu süreç haftada bir günden 5-6 güne kadar çıkarıldığında çocuk ayrılığa daha kolay adapte olur. Boşanmadan sonra, çocuklar her iki eşle de sürekli ve düzenli olarak görüşmeye devam etmelidir. Siz artık sevgili veya karı-koca olmayabilirsiniz ama onun için halen anne-babasınız. O sizleri beraber tanıdı ve beraber istiyor, bunu anlamaya çalışın ve ayrılığınıza alışması için ona zaman verin. Çocuğunuza anne ve babanın bibirlerinden ayrılmalarının çocuklarından ayrılmaları anlamına gelmediğini anlatın. Hep birlikte sık sık biraraya gelin (Kendinizi,eşinizle bu biraraya gelişleri kimseye açıklamak zorunda hissetmeyin !!!).

    Eşler boşanmanın çocukları için olduğu kadar kendileri için de zor olduğunu unutmamalı ve boşanmayı bir son değil, bir başlangıç olarak kabul etmelidirler. Öfke, yalnızlık duygusu, depresyon, kaygı gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir, bunlar doğaldır, gerekirse profesyonel yardım almaktan çekinmemek gerekir. Kendilerini ne kadar çabuk toparlarlarsa çocuklarına da o kadar çok yararlı olabilirler. Unutmamak gerekir ki, çocuklar yeni karşılaştıkları her durumun ne denli tehdit edici olup olmadığını anlamak için genellikle yetişkinlerin tepkilerine bakarlar. Sürekli ağlayan bir anne çocuğa durumun kötü olduğu, neşeli ve çabalayan bir anne ise her şeyin yolunda gittiği izlenimini verecektir.

    Eşler çocukları kesinlikle birbirlerine karşı kullanmamalıdır; çocuk hiçbir şekilde taraf ve tanık tutulmamalıdır. Yeni düzenlemelerle ilgili kararlar alırken çocuğunuzun onayını alın ama çocuğunuzu karar verme sorumluluğu altında ezmeyin.

    Çocuk, boşanmış bir anne-babanın çocuğu olmayı çevresine karşı bir silah gibi kullanmamalıdır. Her konuda gereksiz tavizler vererek çocuğun boşanmadan alacağı yaralar yalnızca artırılır, azaltılmaz. Her gün çikolata yemesine izin vererek çocuğunuzun boşanma olayından daha az etkilenmesini sağlayamazsınız, sadece çikolataya daha çok alışmasını sağlarsınız.

    Çocukla ilgili her konuda eşler birbirleriyle çelişen davranışlarda bulunmamaya gayret göstermeli, ortak bir yol izlenmelidir. Babanın evinde izin verilen bir şeye, annenin evinde yasak konulmamalıdır.

    Çocuklar anne-babalarının boşanmasından kendilerini suçlayabilirler. Bu yüzden, boşanma sebebeinin çocukla hiçbir ilgisinin olmadığı, bunun anne ile babanın arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklandığı açıkça anlatılmalıdır.

    Çocuk anne-babasının yerine kimseyi koymak istemez, buna saygı duymak gerekir. Bo?anma sonrası eşlerden biri yeni bir ilişki yaşıyorsa çocuğun bunu boşanmayı kabullenene kadar bilmemesi gerekir.

    Boşanma sırasında, çocuklar mahkeme, eşya dağılımı, nafaka gibi konulardan haberdar edilmemelidir.

    Anne-babası boşanmış veya boşanma aşamasında olan bir çocukla ilişkisi olan herkes için iki uyarı :

    LÜTFEN,

    Çocuğun yanında bu konuyu konuşmayın, özellikle de eşlerden birinin tarafını tutan veya kötüleyen sözler sarfetmeyin.

    Boşanma olayını çocukla ilişkilendirmeyin ve çocuğa bu anlama gelen sözler sarfetmeyin;

    Anne ya da babasının kendisini sevmediği için, çok yaramazlık yaptığı için, başka bir kadınla birlikte olmayı tercih ettiği için vb. terkettiğini asla söylemeyin. Bu boşanan çiftlerin ailelerinin ve hatta kendilerinin de çok düştüğü bir hatadır. Hernekadar bu sözler gerekçelendirilirken “çocuk anne veya babadan soğusun da aramasın” gibi bir iyi niyet öne sürülüyor olsa da, bu ne inandırıcı ne de çok akılcıdır. Bu gibi sözlerle çocuğu teselli etmez, ona ancak “terkedilmişlik duygusu ve/veya suçluluk duygusu” enjekte etmiş oluruz. Böylece çocuk terkedildiğini çünkü sevgiye layık olmadığını, değersiz olduğunu düşünür. Bu gibi sözlerin çocuklarda ne kadar derin ve onarılması zor yaralar açabileceğini düşünebiliyor musunuz ?

    Anne-babalar için son uyarı :

    Boşanmaya karar vermeden önce, eşinizle birlikte hareket ederek, çocuğunuzun boşanmanızdan olabildiğince az etkilenmeslini sağlamak için tüm önlemleri alsanız da, çocuğunuz bu olaydan çok etkilenebilir. Bazen de çok dikkatsiz davranırsınız ama çocuğunuz fazla etkilenmez. Bunun iki sebebi vardır; birincisi her çocuk her olaydan aynı oranda etkilenmez, ikincisi olayın etkileri eşit olsa bile tepkiler ve tepkinin zamanı farklı olabilir.

    Buna ilaveten, boşanma olayı çocukları kuşkusuz etkiliyor, ancak çocuklar olayın kendisinden çok, oluş biçiminden, süreç içerisinde yaşananlardan etkileniyorlar. Çocuklara birşeyi anlatmanın bin çeşit yolu var. Önemli olan çocuğumuz için doğru olan yolu bulabilmek. Bizim çocuğumuz için, bizim koşullarımızda doğru olan bir yol, bir başka çocuk için onun koşullarında doğru olmayabilir. Çocuğunuzu boşanma sürecine hazırlama konusunda profesyonel yardım almaktan çekinmeyin lütfen, bunu utanılacak bir şey olarak görmeyin. Bunu yaparken de olabildiğince erken, boşanma kararı almadan veya hemen sonrasında yapın. Bu arada, boşanma aşamasında çocukları için profesyonel yardım alırken, iletişim sorunlarını çözebildiğini görerek, evliliğini sürdürmeye karar veren çiftlerin sayısının da çok olduğunu hatırlatmak isterim.

  • Çocuk nörolojisi’nin baktığı başlıca hastalık ve belirtiler nelerdir?

    RİSKLİ BEBEK TAKİBİ ( Zor doğum, problemli doğum, erken veya düşük doğum ağırlıklı bebekler)

    EPİLEPSİ

    ATEŞLİ NÖBET

    ÇOCUK BAŞAĞRILARI / MİGRENİ

    HAREKET BOZUKLUKLARI

    TİKLER

    YÜRÜME BOZUKLUKLARI

    KAS –SİNİR HASTALIKLARI

    SEREBRAL PALSİ ( SPASTİK ÇOCUK)

    MİKROSEFALİ/MAKROSEFALİ

    NÖROKÜTANÖZ HASTALIKLAR

    YÜZ FELCİ

    DOĞUMSAL OMUZ FELCİ

    DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI

    NÖROGENETİK BOPZUKLUKLAR (Down Sendromu vb.)

    NÖROMETABOLİK HASTALIKLAR (Lökodistrofiler vb.)

    DİĞER NÖROGELİŞİMSEL BOZUKLULAR

  • AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    AŞIRI KORUYUCU ANNE-BABA TUTUMU

    Anne babanın çocuğu aşırı koruması, çocuğu gereğinden fazla kontrol etmesi ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucunda çocuk etrafındaki kişilere aşırı bağımlı ve kendine güveni olmayan bir birey olabilir. Çocuğun yaşamı süresince olabilen bu bağımlılık, psiko-sosyal olgunluğu olumsuz açıdan etkiler ve çocuğun kendi kendine yetmesine olanak vermemiş olur. Anne babanın aşırı koruyuculuğu çocuğun okul başarısını ve okula uyumunu da etkiler.

    Yapılan araştırmalar sonucunda anne koruyuculuklarının babalara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Annelerin çocuklarına karşı koruyucu bir tutum geliştirmesine yol açan nedenler:

    • Annelerin ilk çocuğunun ölmüş olması, birçok düşük yapması, zor bir hamilelik süreci geçirmesi, güç doğum yapmış veya uzun süren bir tedavi sonucunda çocuk sahibi olması ve başka çocuk sahibi olma şansının olmaması

    • Annenin evlilik hayatı boyunca eşinin çok az yer alması, beklediği ilgi ve sevgiyi bulamaması

    • Annenin kendi çocukluk ortamında sevgi ve şefkatten yoksun olarak büyümüş olması

    Aşırı korunan çocuklar fazlaca bağımlı olurlar ve her şeyi annelerinden istemeye yönelirler, kendi başlarına karar veremeyen, sormadan-danışmadan bir şey yapamayan, girişim yeteneklerinden yoksun bir birey olurlar. El becerilerini kendileri geliştiremediklerinden dolayı beceriksiz ve dolayısıyla güvensiz olurlar. İstediklerini ağlayarak yaptıran ya da aşırı inatçı bireyler olabilirler. Kendini korumayı öğrenemedikleri için savunmasız, çekingen bir kimlik geliştirirler ya da aşırı otoriter, etrafındakileri kullanan, şımarık kişiler olabilirler.

    Eğer; çocuğunuzun hareketlerini başına gelebilecek fiziksel zararlardan korumak için engelliyorsanız, gecede dört beş kere okul öncesi çağında olan çocuğunuzun üstünü örtmek için kalkıyorsanız, ayrı bir yatağı olmasına rağmen çocuğunuzun sizin yatağınızda birlikte uyumasına izin veriyorsanız, okul öncesi veya ilkokul çağındaki çocuğunuzun yanınızdan ayrılmasına hiç izin vermiyorsanız, düzenli olarak onun ödevlerini yapıyorsanız ya da çocuğunuza hiçbir ev işi sorumluluğu vermiyorsanız çocuğunuzu koruma konusunda aşırı bir tutum sergiliyor olabilirsiniz.

    Aşırı koruma karı/koca ve kadın/erkek ilişkilerine de engel olur. Çocuk odaklı bir yaşamda, ebeveynler kendi öz ihtiyaçlarına sağlıklı bir şekilde sahip çıkamazlar. Aşırı koruma çocuğun kişiliğini geliştirmez, bağımlı, ürkek, inatçı, istediğini tutturan bir birey olmasına neden olur ve bu aşırı koruma çocuğun özerk düşünme, sorumluluk alma gibi geliştirici yaşam fırsatlarına engel olur.

    Anne baba olarak çocuğa doğal yaşam fırsatı vermeliyiz. Çocuklarımıza iyi örnek olarak rehberlik etmeli ve kendi başlarına sağlıklı, mutlu bir yaşam sürmeleri için gerekli imkanları sağlamalıyız.

  • Çocuklarda 2 yaş sendromu nasıl görünür ?

    2 YAŞ SENDROMU

    2 yaş sendromu, bebeklikten çocukluğa geçiş sırasında karşılaşılan, bir takım sorunların yaşandığı özel bir dönemdir. Genellik bu dönem 18 aylıkken başlar 3,5 yaşa kadar devam eder. 2 yaş sendromu, anne-babaların çocuk gelişiminde en çok zorlandığı dönemdir.

    2 Yaş Sendromu Niçin olur?

    Bu dönemde gelişen sorunların altında yatan nedenler, aslında çocuğun psikolojik gelişimi içinde saklı olan faktörlerdir. Çocukta öz bilinçilik durumu 18/24 aylar arasında gelişmektedir. Bu dönemde, dünyayı çevresindeki nesneleri, kişileri tanımaya ve keşfetmeye yarayacak yetilere sahip olur. Bedenini kullanmaya başlar ve iletişim becerileri artar. Ne kadar çok nesneye dokunursa, ne kadar çok ortaya koymaya çalışırsa gelişimi o denli olumlu yönde etkilenir.

    Soru sorması engellenen çocuk ileride kendine güvensiz, içe kapanık gibi kişilikler gösterebilir.

    Öfkesi engellenen bir çocuk ise bu duyguyu zamanla kendisine yönelterek ısırma gibi davranışlar gösterebilir. Bu dönem çocuğun kendini ortaya koyduğu, her şeyin onun olmasını istediği, ısrarlı davrandığı bir dönemdir. Çocuğun davranışları anne-babaları ne kadar yorsa ve yıpratsa da, bu geçici dönemi kabul etmek ve hazırlıklı olmak gerekir. Çocuğu bu dönemde asla uyusuz, iyi yetiştirilmemiş, kötü huylu bir çocuk olarak tanımlamamak gerekir.

    2 Yaş Sendromunda Ebeveynlerin İzlemesi Gereken Yollar

    Söylediğiniz bir şeye itiraz ettiğinde aslında “Ben de kendi fikirleri ve kararları olan biriyim. Nasıl davranılması gerektiğini deneyerek öğrenmek istiyorum.” demek istiyordur. Onun bağımsızlık çabalarını destekleyin. Ona yaşına uygun sorumluluklar verin. Net, anlaşılır, tutarlı sınırlar koyarak kendini güvende hissetmesini sağlayın. Bahçeyi sulamadaa hortumu ona verebilir, kendi kendine yemek yemesini teşvik edebilir, alışveriş merkezleri ve süpermarketlerde alışverişe onun da katılımını sağlayabilirsiniz.

    Enerjisini boşaltması için gün içinde bol bol dışarı çıkarın. Güvenliğini tehdit etmediği sürece istediği her şeye dokunsun. Bu onun mutlu olmasını ve gün içinde daha uyumlu olmasını sağlayacaktır.

    Çocuğun oyun aktivitesini kısıtlayacak dışarı çıkmaktan ve ev ziyaretlerinden kaçının. Uzun süreli yolculuğa çıkacaksanız sevdiği oyuncakları ya da kitabı yanına alın. Aç, yorgun ya da uykuluyken çocuğunuzu dışarıya çıkarmayın.

    Öfkelendiği zaman yanında sakince onunla göz teması kurmadan durun. Davranışının farkında olduğunuzu, ama aldırış etmediğinizi hissettirin. Kesinlikle onu odaya kilitlemeyin. Çok inatçı davrandığında siz de sakin olamazsınız. Bu nedenle bir süre odayı terk edin.

    Çocuğunuzu huzursuz edebilecek durum ve ortamlardan kaçının.

    Bazen büyük bir çocuk gibi bazen küçük bir bebek gibi davranıyorsa şunu diyor olabilir. “Büyümek ve bağımsız bir birey olmak istiyorum. Ama henüz küçüğüm. Senin desteğine ve yol göstermene ihtiyacım var.” siz tutarlı sınırlar koyup, net ve makul beklentiler içinde oldukça, onun da bu dalgalanmalarının daha hafif ve kısa süreli olacağını unutmayın. Çizdiğiniz sınırları o sakinken ona anlatmaya çalışın. Böylelikle olay anında ya da öfkeli durumlarında sizin anlattıklarınız aklına gelecek ve nasıl davranması gerektiğini önceden kestirecektir.

    Nerede duracağını bilemediğinde şunu demek istiyor olabilir: “Kendi kendimi kontrol etmeyi öğreniyorum. Bazen kendimi frenlemekte geç kalabiliyorum.” size ne zaman ihtiyacı olacağını önceden tahmin etmeye ve hazırlıklı olmaya çalışın. Frenlemekte zorlandığı durumlarda zarar görmemesi için tedbirli olun. Ona sınırlarını zorlayabileceği, zaman zaman sınırlarını aştığında sonuçlarını görüp öğrenebileceği, özgür olabileceği ve kendisini tümüyle ortaya koyabileceği güvenli ortamlar yaratın. Ona bir oda ayırın ve düştüğünde canının yanmaması için yastıklarla döşeyin.

    Yapmasını istemediğiniz bir davranışı varsa kızmak, engellemek ve cezalandırmak gibi davranışlar sergilemeyin. ”Hayır!” kelimesini kullanırken seçici davranın. Yerine getirilmesi imkansız ya da zor olmadıkça her isteğine hayır demeyin. Bu tür davranışlar olumsuz yönde etkileyebilir. Yapmanız gereken ilgisini dağıtmak olsun. Dikkatini başka yöne çevirmede yaratıcı olmanız gerekiyor. Bunu sağlamak için onun gözüyle dünyaya bakıp oyunları kullanabilirsiniz. Direnmesi devam ediyorsa ikinci bir oyun bulun. İlgi alanlarını keşfedin.

    Günlük hayatta yapması gereken şeyleri zorunluluk olarak hissettirmeyip, ona seçenekler sunarak kendi kararıymış gibi göstermeye çalışın.(Mesela”banyoya gidelim ”ifadesi yerine “Banyo vakti! Yürümek mi istersin, omzumda mı taşıyayım?” gibi)

    Kendisine zarar veren hareketler yapıyor ve bunu bir oyun olarak algılıyorsa, bu davranışını sevmediğinizi belli eden jest,mimik ve sözlerle dikkatini başka yönlere çekin. Siz kaygılanıp aşırı tepki gösterirseniz bu ilgiyi ödül olarak algılayabilir. Başka çocuklara vurduğunda, onları ittiğinde ya da ısırdığında şunu diyor olabilir: ” Sinirliydim, istediğim şeyin olmasına izin vermediler. Kendimi kontrol edemedim.” Diğer çocuklarla birlikteyken gözünüzün önünde olsun. Yumruk atma, cisim fırlatma, eşyalara zarar verme gibi davranışları varsa, gerginlik belirtileri olmaya başladığında duruma müdahele edin. Çocuğunuza kendini kontrol etmesi için zaman verin. Daha uygun yöntemlerle gerginliğini azaltabileceği yolları gösterin. Vurma davranışına sıkça şahit olmuş, sorun çözme yöntemi olarak bu davranışı öğrenmiş olabilir. Örnek model olarak ebeveynlerin dikkatli davranması, görsel olarak buna maruz kalsalar dahi çocuklarına bunun yanlış olduğunu belirtmeleri gerekir. Kendisine, çevresine ve başkalarına zarar verebilecek davranışlarda bulunuyorsa bir uzman kişiye danışmak doğru olabilir. Kendisine zaman ayırmayan ebeveynler, çocuklarıyla daha çok çatışma içine girer. Bu nedenle gün içerisinde kendinize özel vakitler ayırın. Ayrıca benzer problemleri olan ailelerin ebeveynleriyle arkadaşlık kurmanız, paylaşım ve destek açışından önemlidir.

  • ALZHEİMER HASTALIĞI

    ALZHEİMER HASTALIĞI

    Unutkanlık hepimizin zaman zaman yaşamış olduğu bir sorundur. Ancak unuttuklarımızı hatırlamamız uzun sürmez. Unutkanlıklarımızın çoğu yorgunluk, stresli iş ortamı gibi nedenlerden kaynaklanır.

    Alzheimer yaş ilerledikçe ortaya çıkan, kişinin günlük yaşamını eskisi gibi sürdürmesini engelleyen, ilerleyici, kronik bir beyin hastalığıdır. Halk arasında bunama olarak da bilinmektedir. Hastanın düşünmesinde sorunlar ortaya çıkmaktadır.

    Alzheimer hastalığı çoğunlukla 65 yaşın üzerindeki kişilerde görülmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla rastlanılmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda 65 yaşın üzerindeki ortalama 15 kişiden birinde bu hastalığın görüldüğü bulunmuştur. Bu hastalık sadece 65 yaş üzerinde değil, 40 ve 50 li yaşlarda da görülmektedir. Ancak diğer yaşlara göre sık karşılaşılan bir durum değildir.

    Bu hastalığın nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte kalıtsal faktörler, beyinde protein birikimi, beyin hücrelerinin ölümü, sinirsel iletimin bozulması gibi nedenlerden kaynaklandığı bilinmektedir. Yaş ilerledikçe hastalığın görülme ihtimali artmaktadır. Kısa süreli unutkanlıklar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Hastalık ilerlemeye başladıkça kişi günlük işlerini aksatmaya başlar. Yakınlarını tanıyamaz hale gelip, sorduğu şeyleri tekrar sormaktadır. Bu durumda kişinin psikolojisi bozulmakta ve içine kapanmaktadır. Kişi; yürüme, koşma, tuvalete gitme gibi ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır ve yatağa mahkum bir şekilde yaşam sürmektedir .Bir süre sonra bütün bakımı ailesi tarafından yapılmaktadır.

    Belirtileri; gündelik hayatı etkileyen unutkanlıklar (kişi isimleri vb.), planlama ve hesaplama zorlukları, daha önce sorunsuz olarak yapılan iş ve ev görevlerindeki aksamalar, zamanla ve yerlerle ilgili yaşanan kafa karışıklığı, konuşma ve anlamada zayıflama, yargılama ve karar vermede çekilen güçlük, sosyal aktivitelerden çekilme, eşyaların yerlerini karıştırmak, karakter özelliklerinin değişmesi ve insanları suçlamadır.

    Alzheimer hastalığının kesin bir tedavi yöntemi yoktur. Yapılan tedavi ile hastalık tamamıyla ortadan kalkmaz. Bu hastalığın tedavisinde erken tanı çok önemlidir. Yapılan tedavi ile hastalığın semptomları azaltılmış olur. Hastanın yaşam kalitesi arttırılmaya çalışılmaktadır. Hastalık ile beraber ortaya çıkan psikolojik sorunlarla baş edebilmek için doktor kontrolünde çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır.

    Teşhisin kabullenmesi ve hastanın tüm aktivitelerinde desteklenip cesaretlendirilmesi gereklidir. Günlük yaşam aktivitelerinden; banyo, tuvalet,yemek yeme, giyinme, ilaçlarının düzenli kullanımının özellikle takip edilmesi gerekir. Bu aktiviteleri ne kadar bağımsız yapabilirse, yaşam kalitesi de o kadar korunmuş olacaktır.

  • Bebek giysileri nasıl yıkanmalıdır ?

    Bebek cildinin özelliği farklı mıdır?

    Yeni doğan bebekte vücudu zararlı etkilerden koruyan yararlı mikroorganizmların oluşturduğu cilt florasıhenüz oluşmamıştır. cilt Ph’ı normal insanda 5.5 iken bebeklerde 6.8’dir. Aynı zamanla deriyi örten keratin tabakası bebeklerde tam değildir.

    Keratin tabakası bebeklerde 2 aylıktan sonra gelişmeye başlar.Bu özellikler asidik özelliği az, florası oluşmamış ve keratin tabakadan yoksun olan bebek cildinin erişkin insanlardan daha fazla mikroplara ve kimyasallara karşı hassas olduğunu açıklar. Bebek cildine temas eden giysilerin yıkanması, ısı derecesi ektra dikkat gerektiği gibi, deterjan seçimi, cilt kremleri, şampuanlar, yumuşatıcılar, giysiler ve bebek bezleri, ıslak mendiller dahi özenle seçilmelidir. Özellikle alerjik bünyeli bebeklerde bu özen yararlıdır.

    Astım, saman nezlesi, alerjik cilt döküntüleri ailede, yakın akrabalarda var ise bu bebeğin alerjik bir yapıya sahip olma olasılığı daha yüksektir. Zamanla giysiler, şampuanlar, bebek bakım kremleri, bezler, deterjanlar ile tetiklenen bebek egzaması, sık diaper dermatit (pişikler vs), cilt yapısını daha somut ortaya koyacaktır.

    Bebeğinizin giysilerini yıkarken nelere dikkat edilmedir?

    Üretim, boyama süresince giysiler kimyasallara maruz kalmıştır. Bu riskleri ortadan kaldırmaya yönelik olarak

    Yeni alınan bebek giysilerini mutlaka yıkayın.

    Paraben ve fitolat içerikli olanlara mümkünse kulanmayınız.

    Giysilerin bileşimine göre hazırlanmış yıkama talimatlarına uygun hareket edin ve naftalin gibi kimyasal giysi koruyucular kallanmayın.

    Bebek giysileri küçük parçalardan oluştuğu için çamaşır yıkama filesi almanız sizin için uygun olacaktır. Böylelikle kolayca kaybolan çorap ve eldivenler bu seferde makine içinde sıkışıp kaybolmayacaktır.

    Yıkama öncesi lekenin cinsini özellikle saptayın ve ona göre yıkama programı uygulayın. Kurumuş, sertleşmiş mama, ek gıda ile veya bebek bezinden sızıp elbiselere bulaşmış bebek dışkıları çıkması zor lekeler olduğundan lekelerin tortusunu diş fırçası ile kabaca alabilir, bir miktar ılık suda deterjanla birlikte 30/60 dk beklettikten sonra da yıkamada daha başarılı olursunuz. Son yıllarda yıkama öncesi bu lekeler üzerine dökülen çözücüler etkili bir çözüm sunmaktadır.

    Yıkamadan önce renklilerle, beyazların farklı derecelerde yıkanabilmesi, renk solması ve boyaması olmaması için ayırmalısınız.

    Özellikle bebek bez bölgesi çamaşırları ile üst giysilerini hijyen açısından mümkünse ayrı yıkayın.

    Marka etiketleri bebeğin cildini tahriş edebilir çıkarmayı unutmayın.

    Çamaşır makinesini çok doldurmayın.

    Lekeleri en güzel şekilde çıkarabilmek için giysilerin kendi üzerinde bulunan yıkama önerilerinin izin verdiği en yüksek derecede yıkayın.

    Bebek giysileri üzerindeki deterjan atıklarının tam geçtiğinden emin olmak için ikinci kez durulama yapın.

    Sürekli düşük yıkama derecelerinde uzun süre kullanılan çamaşır makinelerinde ve bebekler için şiddetli enfeksiyonlara neden olabilecek mikrop kolonileri oluşturabilir. Daha yüksek derecelerde yıkama yapmanız, durulama sayısını arttırmanız, makinenize bakım ve temizlik yaptırmanız böyle durumları önleyecektir.

    Yıkama ve kuruma önemlidir?

    Yıkanırken temizlenen tozlar, kimyasalllar ve bakteriler kurutma esnasında yeniden çamaşırlara bulaşır.

    Kıyafetleri kurutmak için açık hava en uygundur ancak gerek kirli, soğuk, nemli hava gerekse balkonu uygun olmayan bahçesiz evlerde bu her zaman mümkün olmadığından kurutma makineleri hayatımıza girmiştir.

    Birçok aile kurutucunun bebek cildine zararlı olabileceğinden ya da küçük olan bebek giysilerinin daha da küçüleceğinden endişe eder, ancak bu çok nadir bir durumdur. Daha azaltılmış ısı dereceleri ile kurutma, taze bir koku ile birlikte zararsız seçim olacaktır.

    Bebek giysileri nasıl yıkanmalıdır?

    Yıkama için kullanılan sabunlar hatta parfümler erişkinler için dahi alerjik olabiliyorken bebeklerde bu risk daha fazladır. Ayrıca bebeklik döneminde kullanılan bu kimyasal maddelerin, yıllar sonra zararlı etkilerini gösteren bilimsel çalışmalar vardır. Bu nedenle sabun, çamaşır suyu, yumuşatıcı, ağartıcı maddeler ve cilt tahrişleri yapan parfümlerden kaçınmak gerekiyor.

    Yeni ebeveynlerin çoğu bebeklerinin giysilerini yıkamak için özel deterjanlar kullanmaktadır. Hangi deterjanı alacağınız kişisel tercihinizdir.Bununla birlikte ailede alerji, hassas cilt öyküsü, bebekte egzama, temas dermatiti ailelerin tercihini belirlemektedir.

    Bazı deterjanlar güzel bebek kokuları ihtiva eder. Bu koku seçenekleri de ailelere cazip gelmektedir. Ancak çoğu ebeveynde bu deterjanların koku ve kirleri çıkarmakta yetersiz olduğunu söylerler ve ön yıkama gerektirdiğini ifade etmektedirler.

    İkinci seçenek bebeklerin ciltlerine özel kokusuz deterjanlardır ve ciltte tahriş yapma ihtimalleri çok azdır. Etkinlikleri kokulu deterjanlardan daha fazladır.

    Diğer bir çamaşır deterjanı seçeneği, bebeğe spesifik olmayan kokusuz deterjanlardır. Eğer ki giysilerin temiz olmasını isterseniz ve bebeğiniz alerjik, hassas cilt yapısına sahip değilse bu güzel bir seçimdir. Mama lekelerinde özellikle en etkili tercih olacaktır.

    Sıvı deterjanlar çamaşırların içine daha rahat işler ve doygunluğa ulaşır, bu nedenle temizleme etkinliği, toz deterjanlara oranla daha fazladır.

    Mikroplar kaç derecede yok olur?

    Giysileriniz baktığınızda tertemiz görünebilir. Ama bu tam temizlendiği anlamına gelmez. 40°C sıcaklık üstünde yıkamalarda dahi yaşayabilen bakteriler vardır.

    Isı artıkça giysilerin solma, boyama, çekme ihtimali arttığı gibi, mikropların yok edilme olasılığı da artar. 60°C’nin üzerindeki yıkama dereceleri pamuklar dışındaki çamaşırlar için sadece zarar anlamına gelir.

    Hassas giysilerde 30-40°C sıcaklıkta ön yıkama, tekrar yıkama ve fazladan mikroplara yönelik nispeten daha iyidir.

    Hava kirliliği, sağlıksız katkı maddesi içeren besinler ve aşırı hijyenin tetiklediği alerjilerdir. Temiz olmasına özen gösterdiğimiz giysiler kadar bebek ve çocuklarımızın maruz kaldığı kimyasallardan sakınılmalıdır.

  • BOŞANMA KARARI ÇOCUĞA NASIL AÇIKLANMALI?

    BOŞANMA KARARI ÇOCUĞA NASIL AÇIKLANMALI?

    Aileler için açıklanması en zor konulardan birisi çocuklarına boşanma kararlarını anlatmaktır. Ebeveynlerin kendi ilişkilerine dair almış oldukları bu karar, çocuğun hayatı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabileceği için bu konunun çocuk ile sağlıklı bir şekilde konuşulup sürecin en iyi şekilde yönetilebilmesi çok önemlidir.

    Boşanma konusunu çocuklarla konuşurken ailelerin dikkat etmeleri gereken en önemli nokta çocukların bakış açısını göz önünde bulundurarak, yaşına ve gelişim düzeylerine uygun stratejiler geliştirmektir. Özellikle küçük yaştaki çocuklar boşanma sürecinin nasıl olduğunu, neden yaşandığını ve ebeveynlerin ne hissettiklerini anlamakta zorlanacaklardır. Çünkü küçük yaştaki çocuklar olaylara kendi bakış açılarından bakarak olayların merkezi olarak kendilerini görürler. Bu nedenden ötürü küçük yaş çocukları kendilerini boşanmadan ötürü sorumlu tutabilir ve suçlayabilirler.

    Çoğu çocuk ailelerinin bir gün barışacağını düşünüp bunun için bazı şeyleri düzeltmeye çalışıp çözüm yolları bulmaya çalışırlar. Bazı çocuklar ise anne babalarının boşandığını diğer insanlara söylemekten çekinip bu durumu yalnızca kendilerinin yaşadıklarına inanabilirler. Yani çocukların boşanmaya dair düşünceleri çocuktan çocuğa göre değişiklik göstermektedir.

    Aileler ayrılık kararını vermeden önce bazı çocuklar boşanma ihtimalinden şüphe duyabilir, bazılarında ise bu karar şok edici bir etkiye sahip olabilir. Boşanma kararı çoğu çocuğu derinden etkiler fakat özellikle küçük çocuklar için bu karar daha çok incinmelerine sebep olmaktadır. Bu nedenle ailelerin bu süreçte çocuğun tepkilerini iyi gözlemleyip ona uygun şekilde davranmaları gerekmektedir.

    Çocuğa boşanma kararı açıklanırken ebeveynler çocuğa terk edilmediklerinin güvencesini vermeli ve iki ebeveyninde her zaman birlikte bir bağ içerisinde olacağı anlatılmalıdır. Anne ve baba bu konuşmayı birlikte yapmalıdır. Anne babanın ortak bir dil kullanmaları ve ortak bir tutum içerisinde olmaları çocuğun onlara duyduğu güvenin devamı için yardımcı olacaktır. Boşanma ile birlikte anne ve baba olma görevlerinin değişmediği ve bu kararın verilmesinin çocuk ile ilgisi olmadığı açıklanmalıdır.

    Ayrılık kararını çocuğa yaş durumuna en uygun cümlelerle anlatmak, her zaman onu seveceğinizi hissettirmek, görüşme düzeninin nasıl olacağına hep birlikte karar vermek çocuğa kendini daha iyi hissettirmesi açısından önemlidir. Ebeveynlerin bu dönemde kendi aralarındaki sorunları çocuğun önünde konuşmamaları için özen göstermeleri gereklidir.

    Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bir diğer önemli nokta ise, ailelerin boşanma konusunda diğer ebeveynleri suçlayıcı bir şekilde konuşmamalarıdır. Çocuğa her iki tarafında iyi bir ebeveyn olduğunu anlatmak ve boşanma kararının bir suçlusu olmadığını bilmesini sağlamaya çalışmak gerekir. Böylece çocuk için zaten duygusal anlamda zor olan bir süreç daha da zorlaşmamış olacaktır. Çocuğunuzun bu süreci en az hasar ile sağlıklı bir şekilde atlatmasını sağlamaya çalışmak gerekir.

  • Gece sabaha karşı öksürük krizi nedir?

    Devam eden öksürük nedir?

    Astıma neden etkenler birinci derece akraba aile üyelerinde astım veya allerji öyküsü olması, annenin gebelik ve emzirme döneminde sigara içmesi ve bebeğin bulunduğu ortamda sigraya varlığı, kent tipi yaşam, duvardan duvara halılar, maruz kalması pasif içicilik, anne sütü alamaması, geçirilen akciğer enfeksiyonu, egzema hava kirliği risk faktörleridir. Virüs enfeksiyonları ilk aylarda daha sık görülür. Özellikle sık RSV denilen virüs ile sık enfeksiyon astım için risk oluşturabilir. Tam tedavi olamayan olgular kronik bronsit sebebi oluşturabilir.

    Astım oluş nedenleri arasında en önemli sebeblerden biri allerjenlerdir. Çevresel faktörler ev içi ve ev dışı allerjenlere temas önemlidir. Vucudumuz girdiğinde bağışıklık sisteminde yabancı veya zaralrı olabilecek durumlara karşı başlatılan sebeblere allerjen diyebiliriz. Her insanda aynı reaksiyonu vermeyebilir. Allerjen maddelerin bu gibi durumlarda farklı yanıt vermesinin esas sebebi tam olarak anlaşılamamıştır.

    Her insanda farlık reaksiyonlarla oluşabilmetedir. Allerjenler deriden, ağız , burun ve diğer solunum yollarında vucuda girdiğinde bir reaksiyon baştatır. Bu durum başladığı yere göre farlıklık gösterebilir. Ciltte döküntü , kızarıklık, egzema, Burunda akıntı, hapşırık, dolgunluk , tıkanıklık, bağırsaklarda ishal, kusma, karın ağrısı, gaz oluşumu, karında şişlik hatta bağırsakta ufak kanamalar (inek sütü allerjisinde), Akciğerlerde oluşan salgıların dokuyu tahrip ve tıkaması sonucunda solunum zorluğu, öksürük, branşlarda tıkanma yol açabilir.

    Hastalık her kişide farlı boyutlarda seyredbiliyor. Bazı hastalar hastanede kalmayı gerektirebilir. Ataklar sırasında çocuğun izlemi ve ilaçların doğru kullanımı önemlidir. Nefes açıcı ilaçlar, oksijen desteği, antibiyotik, kortizollü ilaçlar veya genel yoldan verilen kortizollü ilaçlar kullanılabilir. Sprey şeklinde kullanılan kortizollü ilaçlar bu atakları önlemede etkisi olumlu olacaktır. Bazı hastalarda aşı kullanmak bu atakları engeleyebilir. Allerji ile ilgili bunların kontrol altına alınabilmesi için hekim gözetiminde bulunmak gerektirir.

    Astımdan şüphenilen olgular için hekime başvurulmalıdır. Ailelerinde en sık yakınmaları çok sık hasta oluyor , öksürükleri geçmiyor. Gece ve sabaha karşı öksürükleri kriz şeklinde oluyor. , sigara dumanı ve diğer kokulara maruz kaldığında öksürük ortaya çıkıyor, Hışırtılı nefes alıyor, çabuk yoruluyor diye belirtiyorlar.

    Evde duvardan duvara halı olup olmadığı sorgulanmalır. En sık rastlanılan allerjenler; ev tozu akarı, çayır, çimen ve ağaç poleni, mantar veya hayvan toz ve tüyleridir. Bunlarla birlikte inek sütü, yumurta, balık, midye, soya, fıstık ve bazı endüstriyel katkılardır.

  • BAĞLANMA KORKUSU

    BAĞLANMA KORKUSU

    Kadın-erkek ilişkilerini bozan yarım kalmış aşklar, yüreğimizin bir köşesinde hissettiğimiz yaşanmamışlıklar…Sevgisizlik mi yoksa başka bir şey mi? Neden karşımızdaki insana kalbimizin, ruhumuzun her yerini açmakta zorlanıyoruz? Ve neden bağlanma duygusu bir savunmasızlık hissi doğuruyor bize?

    Genel anlamda bakıldığı zaman uzun süreli ilişkilerden kaçınma olarak kendisini gösteren bağlanma korkusu, günümüzde oldukça fazla gözlemlenen ve yakınılan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. İlişkilerde bağlanma, karşı tarafa güven duyma, yakınlık kurma, bireyin kendini güvende hissetmesi, ilişkinin devam edebilmesi açısından önemlidir. Bağlanma korkusu olan kişilerde bu gibi duygu ve davranışların eksik ve yapılandırılmamış olmasından dolayı ne yazık ki sağlıklı bir ilişki gerçekleştirilememektedir. Birçok kişi bu durumun farkına varamamakta ve ilişkiyi sürdüremeyeceklerine dair yoğun bir kaygı içine girmektedir.

    Bağlanma korkusunun temelinde terk edilme (kaybetme korkusu) ve acı çekme korkusu yatmaktadır. Terk edilme korkusu yaşayan kişilerin çocuklukta özellikle anne ile olan ilişkilerinde bu tarz deneyimler yaşamış olma ihtimali çok yüksek olmaktadır. Çocukluk çağında anne-babanın aşırı kontrolcü veya aşırı ilgisiz olmasından kaynaklı olan sorunlar, bireyin ilerleyen yaşlarda problem yaşamasına neden olmaktadır. Çocuk anne-babanın bu tutumlarından dolayı kaçmayı öğrenmekte ve ilerleyen yaşlarında da bu öğrendikleriyle devam edip yaşadığı yoğun kaygıdan kurtulmaya çalışmaktadır.

    Bağlanma korkusu olan bireyler genellikle ilişkilerinde karşı tarafın kendisini olduğu gibi kabul etmesini, ne yaparsa yapsın kendisiyle birlikte olmasından mutlu olabilecek bireyler aramaktadırlar. Kendilerini sürekli olarak ilişki yaşadıkları kişi tarafından baskı altında hissetmektedirler ve karşı tarafında sürekli ilgi istemesinden dolayı şikayet etmektedirler. En büyük eksiklikleri ise yeterli bir şekilde duygusal aktarımlarını karşı tarafa gösterememiş olmalarıdır. Çünkü karşı tarafa duyguları belli etmek teslimiyet demektir. Bu durum onları tekrardan kaybetme korkusuna götürecektir. İlişki yaşadıkları kişiye yönelik yaşamış oldukları yoğun kaybetme korkusuyla karşı karşıya kaldıklarından ve kaygıdan kaçmak için uzak kalmayı tercih edip, kendilerine duygusal anlamda ket vurmaktadırlar. İleriki dönemlerde de acı çekeceklerini düşünerek kaygılarını iyice desteklemektedirler. Yaşadıkları bu sıkıntılardan dolayı bu bireyler uzun süreli ilişkilerden kaçınarak daha çok yüzeysel ve kısa süreli ilişkiler yaşamaktadırlar. Bu tarz düşünce ve davranışlar karşı taraftaki kişiyi de bir süre sonra olumsuz etkilemeye başlamaktadır.

    Bağlanma korkusu belirtileri; tek olarak yaşam sürme isteği, ilişkinin sonlanma korkusunun olması, mevcut halinden memnun olunması, geçmişte yaşanılan ilişkilere dair kötü hatıraların olması ve ilişkide olunan kişinin doğru kişi olduğuna dair şüphelerin olmasıdır.

    Bağlanma korkusuna sahip olan kişiler, bu durumdan kurtulmayı başarabilmektedirler. Bu bireylerin yaşadığı durumun sadece nedenlerini fark etmeleri halinde, ilişkilerindeki durumu değiştirebilirler. Beklenti, ihtiyaç ve ilişkilerini daha farklı bir konuma taşıyabilirler. Bu korkunun yenilmesi için kişilerin öncelikle korkunun sebepleriyle yüzleşmeleri gerekmektedir.