Yazar: C8H

  • Orak hücre sendromları

    Orak hücre sendromları HbS ile beraber olan bir grub hastalığı tanımlamaktadır. Orak hücre anemisi ise HbS in homozigot şeklini tanımlar. HbS, beta zincirinin NH2 ucunda 6.amino asidi olan Glutamin yerine Valin geçmesi ile yani baz düzeyinde GAG yerine GTG gelmesi ile oluşur.Yapısal fomülü,a2b2 6Glu-Val, veya a2b2 S veya a2b2 6val dir. Taşıyıcılık formu; SA, Homozigot formu: SS, birleşik formları; S-Beta, S-Alfa, S-C, S-D şeklindedir

    HbS solubl bir yapıda uygun oksijen ortamında sorun yoktur. Oksijen düzeyi düştüğü zaman HbS polimerize olur, bu polimerlerde eritrositlerin oraklaşmasına neden olur. Oraklaşan eritrositler, dolaşımın viskozitesini artırır böylece dolaşım yavaşlayarak özellikle küçük damarlarda hipoksi ortamına yol açar. Oraklaşan hücrelerin bir kısmı reversibldir, normal hale gelir, bir kısmı ise hücre membranlardaki harabiyetten dolayı irreversibldir, bu hücreler damar tıkanıklarına yol açarak, doku hipoksisine, hipokside ağrılı krizler ve organ infarktasyonlarına, sonuçta akut ve kronik doku harabiyetine yol açar .

    OHA de aplastik, hemolitik ve ağrılı (vazookluziv) krizler olmak üzere üç tip kriz vardır .

    Tanı :

    1.Öyküde; ırkı, geldiği yöre, aile öyküsü, yakınmalarının başlangıcı, tetikleyen etkenler değerlendirilir.

    2. Fizik incelemede solukluk, ikter, splenomegali, enfeksiyon bulgular, organlarda ve iskelet deformite bulguları değerlendirilir.

    3. Tam kan sayımında normokrom normositer tipte anemi yanında lökositoz ve trombositoz olabilir, retikülosit sayımı %5-20, periferik yaymada orak hücreler, target hücreler, polikromazi, normoblastlar, siderosit granüller ve howel-jolly cisimcikleri görülebilir.

    4. Hemoglobin S miktarı; sellüloz asetat elektroforezi (pH 8.4) veya agaroz jel elektroforezi (pH 6.0-6.5), izoelektrik fokus (IEF) veya yüksek basınçlı likit kromatografisi (HPLC) ile ölçülür.

    5. Moleküler Tanı: Her zaman tek tip nokta mutasyonunun neden olduğu HbS’in DNA analizi ile en etkin ve ekonomik şekilde DdeI restriksiyon enzimi ile yapılır. Tedavi: Tedavide temel prensipler; HbF yapımını artırmak, HbS solubilitesini veya oksijen affinitesini değiştirmek, orak hücrelerin mikrovasküler bölgede tutulmasını azaltmak, ve anormal orak hücre genini değiştirmektir.

  • Çağımızın Hastalığı Depresyon

    Çağımızın Hastalığı Depresyon

    GALİBA DEPRESYONDAYIM!”

    Çağımızın hastalığı olarak adlandırılan, şarkılara konu olan ve çoğu insanın hayatının belli dönemlerinde en az bir kez belirtileriyle karşılaştığı Depresyon’u yakından inceleyelim.

    Depresyon Nedir?

    Zihinsel, duygusal ve bedensel belirtiler ile kendisini gösteren önemli fakat tedavisi mümkün olan bir ruhsal hastalıktır. Çökkün ruh hali ve zevk alamama durumları depresyonun en belirgin özellikleridir. Depresyon dönemlinde kişi mutsuz ve karamsardır.

    Depresyon neden ortaya çıkar?

    Kişinin beynindeki kimyasal dengenin bozulması depresyonun oluşmasında önemle sahiptir. Beyinde bulunan noradrenalin ve seratonin kimyasal maddelerinin sinir hücreleri arasındaki sinaps boşluğundaki miktarları azalır. Bu azalma, depresif bulguların ortaya çıkmasına sebep olur. Bazen bu azalma kendiliğinden oluşuyor olsa da bazı zorlayıcı yaşam olayları da azalmaya etki etmektedir. Yaşanmış olan travmalar, kayıplar, üzüntü ve zorlu olaylar, devam etmekte olan sorunlar, yeni ortaya çıkmış zorlayıcı yaşam olayları, düşük eğitim düzeyi ve yoksulluk da depresyon oluşumunda etkili olabilir. Kalıtsal özelliği vardır, aile geçmişinde depresyon olan kişiler risk altındadırlar.

    Kadınlar erkeklere oranla daha fazla depresyona girme riski taşır. Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hormonal olabileceği ve yaşam yükünün erkeklere oranla daha fazla oluşu sebepler olarakdüşünülebilir.

    Depresyon türleri ve belirtileri nelerdir?

    Major Depresif Bozukluk ve Distimik Bozukluk olarak iki türden oluşur.

    1. Majör Depresif Bozukluk (Klinik Depresyon)

    Majör depresyonu ayırt eden belirti kişinin herhangi bir şeyden tat alma yeteneğinin neredeyse tamamen kaybolmasıdır. Sıklıkla uyku ve iştah zorlukları yaşanır. Konsantrasyon problemi görülebilir. Çoğu insan hayatlarının bir döneminde üzgün ve çaresiz hissedebilir. Fakat majör depresyonda bu hislerin, depresif ruh hâlinin ve ilgi kaybının günün büyük kısmında (özellikle sabahları) görülmesi ve bunların da en az iki hafta boyunca devam etmesi gerekir.

    Major depresif bozukluğu tanısı için 2 haftalık süre içerisinde aşağıdaki belirtilerden 5 veya daha fazlasının karşılanıyor olması gerekmektedir;

    • Günün çoğunluğunda depresif hissetme

    • Günlük aktivitelere ilginin azalması

    • Belirgin kilo artışı ya da azalışı

    • Şiddetli uykusuzluk ya da uyanamama hali

    • Düşünce ve hareketlerde yavaşlama

    • Günün çoğunluğunda bitkin/yorgun hissetme

    • Odaklanmakta ve karar vermekte güçlük

    • Tekrar eden ölüm ya da intihar düşünceleri

    1. Atipik Özellikli Majör Depresif Bozukluk

    Majör depresif bozukluklar kategorisinde değerlendirilir. Bu bozukluk kişilerde belirli davranış kalıplarıyla ortaya çıkar. Atipik depresyon yaşayan kişilerin duygu durumları dış uyaranlara göre şiddetli değişimler gösterir. Alınan iyi haberler karşısında aşırı sevinç, kötü haberlerde ise aşırı üzüntü görülebilir. Atipik depresyon genellikle ilk defa gençlik yıllarında başlar ve yetişkinlikte devam eder. Atipik depresyon yaşayan kişilerde genellikle aşağıdaki belirtiler görülür;

    • Kiloda belirgin artış

    • İştahta belirgin artış

    • Yoğun uyku hali

    • Kollarda ve bacaklarda ağırlaşma hissi

    • Reddedilmeye karşı hassasiyet

    1. Doğum Sonrası Depresyonu

    Majör depresyon türleri arasında değerlendirilen doğum sonrası depresyonu gebelik süresince ya da doğumu takip eden dört hafta içinde görülen bir depresyon türüdür. Doğum yapan kadınların %10-15’inde görülen doğum sonrası depresyonun neden kaynaklandığı tam olarak bilinememektedir. Doğum sonrası depresyonu yaşayan kadınlarda genellikle şiddetli üzüntü hali, sürekli ağlama, yoğun kaygı ve umutsuzluk sıklıkla görülen belirtilerdir.

    1. Mevsimsel Duygu Durum Bozukluğu

    Mevsimsel duygu durum bozukluğu belirli mevsim dönemlerinde görülmesiyle diğer depresyon türlerinden ayrılır. Özellikle gün ışığının azaldığı kış dönemlerinde görülen mevsimsel duygu durum bozukluğu popülasyonun %1-%2’lik bölümünü etkiler ve genellikle kadınlarda ve gençlerde görülür. Mevsimsel duygu durum bozukluğu yaşayan kişiler kış aylarında yaz aylarında oldukları hallerinden bambaşka bir görüntü sergilerler; genellikle ümitsiz, üzgün, stresli ve ilgisiz bir görüntüyle devam eden mevsimsel duygu durum bozukluğu sonbahar- kış döneminde başlayıp günlerin uzadığı ilk bahar yaz aylarına kadar devam eder.

    1. Melankolik Özellikli Majör Depresyon

    Melankolik özellikli majör depresyonda kişiler önceden zevk aldıkları hiçbir aktiviteden zevk almamaya başlarlar. Melankolik özellikli Majör depresif bozukluk tanısı konulabilmesi için aşağıdaki belirtilerden en az üç tanesinin daha sergilenmesi beklenir;

    • Zevk alınan çoğu aktivitelerden zevk alamama

    • Yaşanan iyi olaylar karşısında tepkisizlik

    • Psikomotor davranışlarda değişiklikler

    • Aşırı suçluluk duygusu

    • Uykusuzluk

    • Sabahları yaşanan depresyonda artış

    1. Psikotik Özellikli Majör Depresif Bozukluk

    Halisünasyon ve sanrılarla seyreden majör depresif bozukluk türü psikotik özellikli majör depresyon olarak adlandırılır. Psikotik özellikli majör depresyonda kişiler kendilerinin değersiz olduklarını ve yaşamayı hak etmediklerini söyleyen sesler duyduklarını belirtebilirler.

    1. Katatonik Özellikli Majör Depresif Bozukluk

    Katatonik özellikli majör depresyon yaşayan kişilerde psikomotor davranışlarda şiddetli bozulmalar görülür. Katatonik özellikli depresyonda aşağıdaki belirtilerin en az iki tanesinin görülüyor olması aranır:

    • Kaslarda hareketsizlik

    • Nedensiz kas hareketleri

    • Şiddetli negativite ya da hiç konuşmama

    • Alışılmamış beden pozisyonu

    • Başkalarının söz ve hareketlerini tekrar etme

    1. Distimik Bozukluk

    Kronik bir seyir gösteren sinsi başlangıçlı bir depresyon türüdür. Sık görülmesine karşın, teşhisi nadir koyulan bir rahatsızlıktır. Hastalarda fazla ağır olmayan, en az iki yıl süren depresyon belirtileri görülür. Hiç bir şeyden memnun olmama, uyku bozuklukları, sürekli karamsarlık durumu, yorgunluk, güvensizlik hali, isteksizlik ve ilgi düşüklüğü, bedensel yakınmalar hastaları rahatsız eder. Rahatsızlıkta aralarda bir kaç gün süren iyi haller olabilir. Bu etkiler iki aydan daha fazla devam etmez. Kişilerdeki depresif belirtiler hafif şekilde en az 2 yıl devam eder. Bu süreğen gidişli bir sorundur. Bu rahatsızlık gizli depresyon olarak anılabilir. Hastaların en fazla şikayet ettiği konu depresif olmalarıdır. Rahatsızlığın başlangıç aşaması genellikle çocukluk ya da ergenlik döneminde olur.

    Depresyonun Tedavi yöntemleri nelerdir?

    • Psikoterapi

    • İlaç tedavisi

    Yapılan araştırmalar depresyonun tedavi edilen yüksek oranlı bir hastalık olduğunu gösteriyor. Depresyon tedavisinde en yaygın kullanılan yöntem ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte yürütülmesidir. Antidepresan ilaçların yanetkileri son derece azdır. Toplumda ilaçlar hakkındaki yaygın olan yanlış bilgilerin aksine antidepresanlar bağımlılık yapmazlar. İlaçlar genellikle 2-3 hafta sonra tam etkilerini göstermektedir. Bu nedenle sabırlı olmak gerekir. Psikoterapi ile kişinin olumsuz düşünce ve davranış biçimlerinin değiştirilmesi ve depresyon ile mücadele etmesi için daha aktif olması amacı vardır. Psikoterapi süreci ilaç kullanımı ile desteklenebilir. Özellikle bilişsel-davranışçı terapi uygulamaları depresyondaki kişilerin kendilerini depresyona sürükleyen düşünce tarzlarını değiştirmelerine ve pozitif biliş kalıpları oluşturmalarına yardımcı olmaları yönünden en etkili tedavi yöntemleri arasındadır.

    Depresyon hastalarına tavsiyeler:

    • Sabırlı olun! Ağır ilerleyen bu hastalığın tedavisi de zaman alır.

    • Hayatınıza ufak ve gerçekçi hedefler koyunuz.

    • Fiziksel aktiviteleri aksatmayınız (Yürüyüş,koşu,yüzme vb.)

    • Uyandıktan sonra yatakta durmayınız

    • İlacın doz değişikliği veya bırakılması doktor kontrolunde olmalıdır, kendiniz değişiklik yapmayınız ve kullanımı aksatmayınız.

    • Sizi iyi hissettirdiğini düşündüğünüz müzikler dinleyiniz.

  • Kalıtsal demir yükü

    Demir metabolizması: Vücuda giren demir ile çıkan demir miktarı 1-2 mg dır. Diyette demir, kırmızı ette bulunan hemoglobin ve myoglobulinden kaynaklanan hem demiri (Fe++) veya et dışı kaynaklardan alınan hem olmayan demir (Fe+++) şeklindedir. Diyette bulunan Fe+++ , Demir redüktaz enzimi ile Fe++ şekline dönüştükten sonra Divalan Metal Taşıyıcı -1 (DMT1) ile duodenal enterositlere girer. Demir eksikliğinde; demir redüktaz ve DMT1 artar iken, demir fazlalığında azalırlar.

    Demir fazlalığı nedenleri: Demir fazlalığı kalıtsal demir metabolizması hastalıklarında veya edinsel düzenli kan transfüzyonlarında olmaktadır.

    · Kalıtsal demir metabolizması hastalıkları:

    · Herediter hemakoromatozis

    · Tip I – Klasik erişkin tip (HFE gen)

    · Tip II a- Jüvenil hemokromatozis (HJV gen)

    · Tip II b- Jüvenil hemokromatozis( HMAP gen)

    · Tip III – Erişkin tip (TFR2)

    · Tip IV- Ferroportin hastalığı

    · Diğer genetik hastalıklar

    · Ferritin gen mutasyonu ( FTH ve FTL genleri)

    · Hipotransferrin ve atransferrinemia (TF gen)

    · Aserülloplazminemi (CP geni)

    · DMT1 gen mutasyonu

    · Gracie sendromu (Fellman Sendromu) (BCS1L geni)

    · Düzenli transfüzyon gerektiren kalıtsal hastalıklar

    · Membran defektleri

    · Enzim defektleri

    · Hemoglobin defektleri: talasemiler ve anormal hemoglobinler

    Herediter hemakromatozisin %80’i bilinen HFE genleri ile açıklanır iken, yüzde yirmisi HFE olmayan genler ile açıklanır. HFE genleri olarak en sık tip I HFE geni C282Y, H63D, S65C allelleri homozigot veya birleşik heterozigot olarak yayınlanmıştır.

    Son zamanlarda HFE olmayan dört temel gen tanımlanmıştır. Hemojüvelin (HJV gen, tip II A), hepsidin (HAMP gen, tip IIB), transferrin reseptör-2(TFR2, tip III) ve ferroportin (SLC40A1, tip IV)

  • Siber Zorbalık

    Siber Zorbalık

    Siber zorbalık nedir?

    Kasıtlı bir şekilde savunmasız birey ya da gruplara iletişim ve bilgi teknolojisi yoluyla verilen zarar ve etki olarak tanımlanmaktadır. Öfke ve nefret dolu mesajlar yoluyla tehdit etme, sataşma, küfür etme, alay etme gibi davranışlar zorbalık örnekleri olarak gösterilebilir. Sahte hesaplar kullanılarak kişilerin özel bilgilerini çalıp bunları yaymak veya yaymaya çalışmak gibi davranışlar da çok sık yaşanmaktadır.

    Siber zorbalığa sürükleyen sebepler neler olabilir?

    Normal hayatlarını güçsüz ve etkisiz bir şekilde sürdüren bireyler internet ortamında kimliklerini gizleyebilirler ve hayatta ihtiyaç duydukları güce internet ortamında ihtiyaç duymazlar. Bu durum kişilerin zorbalığa sürüklenmesinde etkilidir.

    Başka bireylere zarar vermenin kolaylığı, maliyetin düşük oluşu, erişimin kolaylığı, kimliği gizleme kolaylığı, saldırganlık, akıl sağlığındaki sorunlar, az gelişmiş sosyal beceriler, düşük benlik saygısı, yüksek seviyeli sosyal kaygı, internet kullanımında yeterli olmayan eğitim, uygun olmayan davranışların model alınması, yetersiz ebeveyn-çocuk etkileşimi de siber zorbalığın oluşmasında etkili sebeplerdir.

    Siber zorbalık nedir?

    Kasıtlı bir şekilde savunmasız birey ya da gruplara iletişim ve bilgi teknolojisi yoluyla verilen zarar ve etki olarak tanımlanmaktadır. Öfke ve nefret dolu mesajlar yoluyla tehdit etme, sataşma, küfür etme, alay etme gibi davranışlar zorbalık örnekleri olarak gösterilebilir. Sahte hesaplar kullanılarak kişilerin özel bilgilerini çalıp bunları yaymak veya yaymaya çalışmak gibi davranışlar da çok sık yaşanmaktadır.

    Siber zorbalığa sürükleyen sebepler neler olabilir?

    Normal hayatlarını güçsüz ve etkisiz bir şekilde sürdüren bireyler internet ortamında kimliklerini gizleyebilirler ve hayatta ihtiyaç duydukları güce internet ortamında ihtiyaç duymazlar. Bu durum kişilerin zorbalığa sürüklenmesinde etkilidir.

    Başka bireylere zarar vermenin kolaylığı, maliyetin düşük oluşu, erişimin kolaylığı, kimliği gizleme kolaylığı, saldırganlık, akıl sağlığındaki sorunlar, az gelişmiş sosyal beceriler, düşük benlik saygısı, yüksek seviyeli sosyal kaygı, internet kullanımında yeterli olmayan eğitim, uygun olmayan davranışların model alınması, yetersiz ebeveyn-çocuk etkileşimi de siber zorbalığın oluşmasında etkili sebeplerdir.

    Yapılan bir takım araştırmalar sonucunda siber zorbalık yapan bireylerin aileleri ile duygusal bağlarının oldukça zayıf olduğu ve bu zayıflığın siber zorbalık yapmalarını üç kat artırdığı bulgusuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak bu bireylerde başka insanların eşyalarına zarar verme, madde kullanımı gibi suçların yaygın olduğu belirlenmiştir.

    Siber zorbalığın çeşitleri nelerdir?

    Karşımıza çıkan iki tür siber zorbalık vardır.Bunlar;

    E-iletişim zorbalığı: Daha çok psikolojik yönlü etkileri içerir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımıyla bireyleri rahatsız etme, internet yoluyla hakaret etme, kişiden izinsiz fotoğraflarını yayınlama, kişilerle ilgili dedikodu yapma gibi saldırı davranışlarından oluşur.

    Elektronik zorbalık: Daha çok teknik yönlü etkileri içerir. Bu zorbalık türü bireylerin kişisel şifrelerinin eleçirilmesi, spam içeren maillerin gönderilmesi ve bulaşıcı olan maillerin gönderilmesi gibi teknik olan olayları içerir.

    Siber zorbalık mağduru bireyler kimlerdir ve yaşadıkları duygular nelerdir?

    Her yaştan ve kesimden insanın mağdur olduğu bu saldırı türüne daha çok maruz kalan ve etkilenenler çocuk ve ergenlerdir. Erkekler mağdur kaldıkları zaman daha çok öfke, kız çocuklar ve ergenler ise daha çok üzüntü duygularını yaşarlar. Yaşanan öfke ve üzüntü duyguları intikam duygusunun oluşmasına da zemin hazırlar.

    Siber Zorbalık konusunda yapılan bir takım araştırmalar zorbalık davranışlarının mağdur olan kişilerde özellikle sosyal, duygusal ve akademik anlamda ciddi zararlara sebep olduğunu göstermektedir. Siber zorbalık davranışları buna maruz kalan kişilerin sosyal iletişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ayrıca çevreye uyumu zorlaştıran sorunlar yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu tür davranışların mağduru olan öğrenciler arkadaşlık kurmada ciddi zorluklar yaşadıklarını, sınıf arkadaşlarıyla iletişim kurmada sorunlar yaşadıklarını söylemektedirler.

    Siber zorbalık mağduru öğrencilerde devamsızlık, okuldan kaçma, okulu bırakma, disiplin cezası alma, derslere yoğunlaşamama ve ders notlarında düşüş gibi davranışlar olabilmektedir.

    Siber zorbalığın psikolojik etkileri nelerdir?

    Yapılan araştırmalar siber zorbalığa uğrayan mağdurların özellikle yoğun

    • Öfke,

    • Üzüntü,

    • Mutsuzluk,

    • Kızgınlık gibi duygular yaşadıklarını göstermektedir.

    Bunlara ek olarak;

    • Çaresizlik,

    • Dışlanma,

    • Hayal kırıklığı,

    • Savunmasızlık,

    • Depresyon,

    • Anksiyete

    • Travma bozuklukları ve aile problemleri gibi bazı psikolojik sorunlarla karşılaşabildiklerini görülmektedir. Siber zorbalığın en üzücü sonuçlarından biri de intihardır.

    Siber zorbalık ile nasıl baş edilebilir?

    Zorbalık yapan kişilerin yaşadıkları aile içi sorunlar, okul veya iş ortamında yaşadıkları sorunlar incelenerek yardım sağlanmalıdır. Çocuk ve ergenleri siber zorbalığa sürükleyen sebeplerin incelenmesi ve bu doğrultuda eğitimler verilmesi faydalı olacaktır. Zorbalığın daha çok ergenlerde ve öğrencilerde ortaya çıktığı sonuçlarına dayanarak öğrencilere,velilere ve öğretmenlere siber iletişim konulu eğitimler ve bilgilendirmeler yapılması bilinçlenmek açısından yararlı olacaktır. Bu bilgilendirmeye ek olarak siber zorbalığın idari ve adli cezaları konusunda da bilgilendirme yapılması gerekmektedir. Zorbalık mağduru kişilere psikolojik destek sağlanmalı ve sosyal destek ile kendilerini daha iyi hissetmeleri konusunda yardımcı olunmalıdır.

    Yapılan bir takım araştırmalar sonucunda siber zorbalık yapan bireylerin aileleri ile duygusal bağlarının oldukça zayıf olduğu ve bu zayıflığın siber zorbalık yapmalarını üç kat artırdığı bulgusuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak bu bireylerde başka insanların eşyalarına zarar verme, madde kullanımı gibi suçların yaygın olduğu belirlenmiştir.

    Siber zorbalığın çeşitleri nelerdir?

    Karşımıza çıkan iki tür siber zorbalık vardır.Bunlar;

    E-iletişim zorbalığı: Daha çok psikolojik yönlü etkileri içerir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımıyla bireyleri rahatsız etme, internet yoluyla hakaret etme, kişiden izinsiz fotoğraflarını yayınlama, kişilerle ilgili dedikodu yapma gibi saldırı davranışlarından oluşur.

    Elektronik zorbalık: Daha çok teknik yönlü etkileri içerir. Bu zorbalık türü bireylerin kişisel şifrelerinin eleçirilmesi, spam içeren maillerin gönderilmesi ve bulaşıcı olan maillerin gönderilmesi gibi teknik olan olayları içerir.

    Siber zorbalık mağduru bireyler kimlerdir ve yaşadıkları duygular nelerdir?

    Her yaştan ve kesimden insanın mağdur olduğu bu saldırı türüne daha çok maruz kalan ve etkilenenler çocuk ve ergenlerdir. Erkekler mağdur kaldıkları zaman daha çok öfke, kız çocuklar ve ergenler ise daha çok üzüntü duygularını yaşarlar. Yaşanan öfke ve üzüntü duyguları intikam duygusunun oluşmasına da zemin hazırlar.

    Siber Zorbalık konusunda yapılan bir takım araştırmalar zorbalık davranışlarının mağdur olan kişilerde  özellikle sosyal, duygusal ve akademik anlamda ciddi zararlara sebep olduğunu göstermektedir. Siber zorbalık davranışları buna maruz kalan kişilerin sosyal iletişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ayrıca çevreye uyumu zorlaştıran sorunlar yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu tür davranışların mağduru olan öğrenciler arkadaşlık kurmada ciddi zorluklar yaşadıklarını, sınıf arkadaşlarıyla iletişim kurmada sorunlar yaşadıklarını söylemektedirler.

    Siber zorbalık mağduru öğrencilerde devamsızlık, okuldan kaçma, okulu bırakma,  disiplin cezası alma, derslere yoğunlaşamama ve ders notlarında düşüş gibi davranışlar olabilmektedir.

    Siber zorbalığın psikolojik etkileri nelerdir?

    Yapılan araştırmalar siber zorbalığa uğrayan mağdurların özellikle yoğun

    • Öfke,

    • Üzüntü,

    • Mutsuzluk,

    • Kızgınlık gibi duygular yaşadıklarını göstermektedir.

    Bunlara ek olarak;

    • Çaresizlik,

    • Dışlanma,

    • Hayal kırıklığı,

    • Savunmasızlık,

    • Depresyon,

    • Anksiyete

    • Travma bozuklukları ve aile problemleri gibi bazı psikolojik sorunlarla karşılaşabildiklerini görülmektedir. Siber zorbalığın en üzücü sonuçlarından biri de intihardır.

    Siber zorbalık ile nasıl baş edilebilir?

    Zorbalık yapan kişilerin yaşadıkları aile içi sorunlar, okul veya iş ortamında yaşadıkları sorunlar incelenerek yardım sağlanmalıdır. Çocuk ve ergenleri siber zorbalığa sürükleyen sebeplerin incelenmesi ve bu doğrultuda eğitimler verilmesi faydalı olacaktır. Zorbalığın daha çok ergenlerde ve öğrencilerde ortaya çıktığı sonuçlarına dayanarak öğrencilere,velilere ve öğretmenlere siber iletişim konulu eğitimler ve bilgilendirmeler yapılması bilinçlenmek açısından yararlı olacaktır. Bu bilgilendirmeye ek olarak siber zorbalığın idari ve adli cezaları konusunda da bilgilendirme yapılması gerekmektedir. Zorbalık mağduru kişilere psikolojik destek sağlanmalı ve sosyal destek ile kendilerini daha iyi hissetmeleri konusunda yardımcı olunmalıdır.

  • Von willebrand hastalığı

    Von Willebrand faktör (VWF), 600 kd-2×107 dalton büyüklüğünde, homodimer veya multimerler yapısındadır, megakaryosit ve endotel hücrelerinde sentez edilir, endotelde Weibel-Palad cisimcik ve alfa garnüllerde depo edilir.

    Genetiği: 12. kromozomdadır, tiplerine göre geçiş değişebilir. Tip I ve II otozomal dominant geçer, nokta mutasyonları ile karakterizedir.Tip III otozomal resessif geçer, non sense mutasyonlar, delesyonlar ile karakterizedir.

    Klinik: Eksik yapılması sonrası trombositleri adezyonu gerçekleşmeyince özellikle epistaksis, ekimoz, menoraji veya diğer mukozal kanamalar ile seyreder. Sıklığı 1/200 -1/500 dir, erkek kız da eşit oranda görülür. Tip I ve II hafif klinik tablo ile Tip III ise ağı klinik tablo ile seyreder.

    Tanı: Kanama zamanı uzun, PTT uzun, FVIII düzeyi normal veya yüksek, vWF düzeyi düşük veya yok, vWF –Ristosetin Cofaktör düzeyi düşük veya yok, vWF multimerleri normal veya anormal bulunur.

    vWF düzeyi hipertiroidi yüksek, hipotiridi de düşük bulunur. DIC, HUS veya TTP vWF multimer yapısını değiştirebilir.

    vW Tiplerinin ayırıcı tanısı:

    Test

    Tip I

    Tip IIA

    Tip IIB

    PT-vWWD

    Tip III

    vWF-Ag

    yok

    R:Co

    yok

    RIPA

    N

    N

    yok

    RIPA-LD

    yok

    yok

    yok

    Multimerler

    yok

    Geçiş

    OD

    OD

    OD

    OD

    OR

    Sıklık %

    70-80

    10-12

    3-5

    0-1

    1-3

    R:CO: Ristosetin Cofaktör

    RIPA: Ristosetin etkili trombosit agregasyonu

    RIPA-LD: Düşük Doz RIPA

    Moleküler tanısı Tip 1, 2A, 2B, 2M, 2N, Tip 3 (VWF Geni) dizi analizi ile konur.

    Tedavi:

    Taze donmuş plazma ve kriopresipitat hemofilide uygulandığı gibi verilir. Bir torba TDP da (250 ml) yaklaşık 250 ml Faktör, bir torba kriopresipitat içinde 75-80 Ünite faktör vardır. DDVAP Tip I ve IIA da etkili iken Tip III de etkisizdir.

    VWF+FVIII 1ü /kg verilince 2Ü/dl faktör düzeyini artırır.

  • Öfke Kontrol

    Öfke Kontrol

    Öfke nedir?

    İstenmeyen sonuçlara, karşılanamamış isteklere, karşılanmayan beklentilere karşı verilen oldukça doğal,evrensel ve insani bir duygusal tepkidir. Yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan bir duygudur. Günlük hayatın içinde öfkelenmeye sebep olacak çok fazla olayla karşılaşırız. Bunaltıcı ebeveynler, hakaret eden insanlar, anlayışsız müdürler, iş ortamında işini yapmayanlar, trafikte hatalı davranışlar ile herkesi tehlikeye atanlar ve hırsın fazlalığı günlük yaşanan öfkelerin bazılarıdır.

    Öfke insana ne zaman yarar ve zarar verir?

    Öfkesini kontrol edemeyen insanlar bağırır çağırır, kavga eder, etrafı dağıtır ve kendine zarar verebildiği gibi insanlarla olan ilişkilerine de zarar vermiş olur. Aynı zamanda öfke boşanmalara, iş hayatında verimsizliğe, işlevselliğin bozulmasına, ruhsal bozulmalara sebep olabilir. Bazı insanlar ise öfkelerini içine atar. Olayların içe atılıp biriktirilmesi stres doğurur ve birikenler bir zaman sonra öfke patlaması şeklinde ortaya çıkabilir. Öfke uygun tepki verildiği zaman yararlı olabilen bir duygudur. Öfkenin kabul edilmiş olması, tanınmış olması ve doğru bir şekilde ifade edilebilmesi gerekmektedir.

    Öfke ne değildir?

    • Kontrol sağlama yolu değildir.

    • İntikam yolu değildir.

    • Problem çözmek için kullanılan yol değildir.

    • Şiddet uygulamak ve suç işlemek için sebep değildir.

    • Haklı olunabilecek bir yol değildir.

    Öfke durumlarında ortaya ne gibi tepkiler çıkar?

    • Aşırı stres ve gerginlik

    • Kalp atışında artış

    • Kan basıncında artış

    • Nesef alıp vermede düzen kaybı

    • Kişi veya nesneye yönelik şiddet uygulanma hali

    Öfke kontrol bozukluğu neden ortaya çıkar?

    Öfke kontrolü çocukluk çağında başlayan ve beyin ön bölgesinin bir işlevidir. Kötü çocukluk çağı yaşantıları ve doğru olmayan tutumlar çocukların öfke kontrolünü bozar. Öfke Kontrol Bozukluğu yaşayan kişilerde mutluluk hormonu adı verilen serotonin hormonunun çalışmasında da bir sıkıntı olduğu bilinmektedir. Öfkeyi bedensel olarak, şiddet veya nesnelere zarar verme olarak dışsallaştırmak aslında sözel ve duygusal olarak iyi ifade edememekten kaynaklanır. Kişi duygularını, düşüncelerini yeterli olarak açık ifade edemediğinde, karşısında otorite figürlerinin olması veya karşısında kendini ifade etmesine engel olan biri bulunduğunda veya öfkeyi kendine yönlendirdiğinde içe atılan öfke bir süre sonra kişinin kendine veya başkasına yönlendirdiği öfke olarak da ortaya çıkabilir.

    Öfke ne gibi hastalıklara sebep olur?

    • Kalp hastalıkları

    • Şeker hastalığı

    • Hipertansiyon

    • Depresyon

    Öfke kontrol bozukluğu’nun tedavisi nasıldır?

    • Öfke kontrolünü sağlamak ile ilgili yaklaşımlar psikoterapide en çok kullanılan yöntemlerdir. Bu yaklaşımlarda kişinin var olan öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi amaçlanır. Bu tür çalışmalar oldukça yarar sağlar.

    • Nefes egzersizleri de bu problemin çözümünde önemli yere sahiptir. Nefes egzersizine örnek verecek olursak; Oturur pozisyonda arkanıza yaslanınız ve derin nefes alınız. Nefes alış süreniz 3 saniye ise nefesi aynı sürede yani 3 saniye içinide tutunuz, daha sonra nefesi alış sürenizin iki katı olacak şekilde yani 6 saniye olmalıdır.

    • Öfke kontrol problemi yaşayan kişiler öfkelerini insanlara veya nesnelere yönlendirmek yerine, öfkelenmelerine sebep olan ve tetikleyen şeylerin neler olduğunu bulmaya çalışması faydalı olacaktır. Bulunan sebeplerle başetme stratejileri geliştirmenin de faydası olacaktır.

    • Öfkeyle başa çıkmanın önemli şartı bireyin öfkeli olduğunu kabul etmesi ve bunu kendi kendisine itiraf etmesidir.

    • “Herşey mahvoldu!”, “Yine öfkemi kontrol edemeyeceğim” gibi düşüncelerden uzaklaşıp olumluyu düşünmek faydalı olacaktır.

    • Birey, öfkeli ve gergin olduğunda, kendisini huzur verici bir ortamda hayal ederek gevşeyebilir. Hayal kurma tekniği, bireyi zihinsel olarak hoş ve gevşetici ortamlara götürmektedir.

    • Öfke ile baş edebilmek için öfke duygusunun doğası anlaşılmalıdır. İnsan aklı, sık karışır ve negatif enerjiler pozitif enerjileri yok etmeye çalışır. Öfke duygusunun insan ruhundaki görevi, karşılaşılan zor durumlarda kendisini korumayı ve savunmayı sağlamaktır. Öfke duygusu, vücudun karşılaşılan olumsuz durumlara karşı verdiği bir tepkidir. Bu duygu, bazı şeylerin değişmesi gerektiğini hatırlatarak, ilişkilerin ve durumların daha verimli, daha olumlu hale dönüştürülmesine yardımcı olmaktadır. Kişi kendisini neyin öfkelendirdiğini bildiği zaman öfke kontrolünde önemli bir yol almış olabilir. Öfkeyi dindirmede en önemli yöntem, durumu hızla sorgulamaktır. “Eğer böyle devam edersem, sonunda ne olur?” diye sormak mantığın devre dışı kalmasını önlemektedir.

  • Hemofililer

    Hemofililer, FVIII eksikliği(Hemofili-A), Faktör IX eksikliği (Hemofili-B), Faktör XI eksikliği (Hemofili-C) ve Faktör V eksikliği (ParaHemofili) olarak bilinir.

    Hemofililerin %80-85 i Hemofili-A ve %10-15 i Hemofili-B dir. Hemofili-A 1/6000 sıklıkta, Hemofili B 1/30.000 sıklıkta görülür.

    Genetiği: Hemofili A, X kromozom uzun kolunda (Xq28), Hemofili-B X kromozom uzun kolunda (Xq26), her ikisi de X resessif geçer. Erkeklerde X kromozom parsiyel ve tam delesyonlarında (%10, veya nokta mutasyonları şeklinde (%90) hastalık görülür. Delesyonlarda hafif veya orta tipte klinik tablo seyreder iken özellikle non –sense nokta mutasyonlarda ağır klinik tablo vardır. Kızlarda X inaktivasyonu varlığında, Turner Sendromunda (XO) veya anne taşıyıcı baba hasta olduğu zaman görülür.

    Klinik olarak; etkilenen erkeklerin %30 u sünnet sonrası kanama ile gelir. Yeni doğanlarda %1-2 sıklıkta intrakranial kanama olabilir. Ayrıca hastalar yaşamın herhangi bir döneminde çabuk çürümeler, ağız içi kanamalar veya dişeti kanamaları, özellikle büyük eklemleri (diz, dirsek, ayak bileği) tutan hematrozlar veya kas içi hematomlar ile başvurabilir.

    Tanıda ayrıntılı özgeçmiş sorgulaması yapılmalıdır, doğum sonrası göbek kanaması, emekleme döneminde eklemlerde kanamalar veya ekstremiteler de morarmalar, aşılama esnasında aşı yerinde hematomlar ayrıntılı sorulmalıdır.

    Soygeçmişinde; kadınlar taşıyıcı ve erkekler hasta olduğu için, özellikle anne tarafı ve dayılarda hastalık varmı sorgulanmalıdır.

    Fizik muayenede; kanama yeri saptanmalı, kas içi kanamalarda kanama bölgesi ölçülmeli, eklem kanamalarında ise eklem çevresi karşılaştırılarak ölçülmelidir.

    Laboratuvar incelemesinde; Tam kan sayımı, kanama zamanı, PT, aPTT, TT, Faktör V, VIII, IX ve XI düzeyleri, vWF düzeyi, Fibrinojen düzeyi ölçülmelidir.

    Faktör düzeyi %1 altın da ise Ağır, %1-5 arası Orta, %5-25 arası Hafif hemofili olarak bilinir. Taşıyıcılarda %25-50 arasındadır. Sağlıklı bireyler de ise %50-150 (ort:100) arasında bulunur.

    Tedavide; ağır kanamalarda kısa süre içinde eklem aspirasyonu dikkatle yapılmalı buz paketleri konmalı, Steroid tedavisi 1-2 mg/kg Prednizolon şeklinde 2-3 gün uygulanmalı ve eksik olan faktör yerine konmalıdır.

  • Sosyal Fobi

    Sosyal Fobi

    Sosyal fobi nedir?

    Sosyal anksiyete adıyla da bilinen ,kişinin diğer insanlar tarafından yargılanabileceği kaygısı yaşadığı toplumsal ortamlarda rezil olacağı düşüncesi ve bu konuda sürekli ve belirgin korkusunun olduğu bir tür kaygı bozukluğudur. Kişi küçük düşmekten, utanç yaşayacağı bir davranışta bulunacağından korkar. Sosyal fobisi bulunan kişiler diğer insanlarla etkileşime geçerken ya da bir işi başkalarının yanında yerine getirmesi gerektiği durumlarda korkarlar ve mümkün olduğunca kaçınma davranışı sergilerler.

    Sosyal fobi , anksiyete bozuklukları arasında en sık görülen bozukluk türüdür, en az 6 ay süreyle kişinin başkaları tarafından değerlendirilebileceği durumlardan kaçması, bundan kaygı ve korku duyması olarak tarif edilebilir.

    Sosyal fobi belirtileri nelerdir?

    Yüz kızarması, titreme, çarpıntı, terleme, kaslarda gerginlik, mide rahatsızlığı, ses titremesi, kekeleme, boğaz kuruması sosyal fobinin en sık karşılaşılan belirtileridir.

    Belirtiler genellikle hangi durumlarda görülür?

    Liebowitz Sosyal Fobi Ölçeği’nde belirlenen sosyal durumlar şunlardır;

    Toplum içinde telefonla görüşme, küçük bir grup etkinliğinde yer alma, toplum içinde yemek yeme, toplum içinde bir şeyler içme, yetkili biri ile konuşma, dinleyiciler önünde konuşma, rol yapma, partiye/ eğlenceye gitme, başkaları tarafından izlenirken çalışma, başkaları tarafından izlenirken yazma, çok iyi tanımadığı biriyle telefonda görüşme, çok iyi tanımadığı biriyle yüz yüze konuşma, yabancılarla karşılaşma, genel tuvaletleri kullanma, birilerinin oturduğu odaya girme, ilgi odağı olma, bir toplantıda hazırlıksız konuşma yapma, yetenek, yeti veya bilgi testine tabi tutulma, iyi tanımadığı birine onaylanmadığını veya aynı düşüncede olmadığını ifade etme, çok iyi tanımadığı birinin gözlerinin içine bakma, önceden hazırlanmış bir raporu bir gruba sözel olarak sunma, romantik veya cinsel ilişki amacıyla birini tavlamaya çalışma, alınan bir malı parasını geri almak üzere iade etme, parti / davet verme, ısrarlı bir satıcıya karşı koyma.

    Sosyal fobi tanı kriterleri nelerdir?

    DSM 5’e göre tanı kriterleri şunlardır;

    A. Kişinin, başkalarınca değerlendirilebilecek olduğu bir ya da birden çok toplumsal durumda belirgin bir korku ya da kaygı duyması. Örnekler arasında toplumsal etkileşmeler (Karşılıklı konuşma, tanımadık insanlarla karşılaşma), gözlenme (Yemek yerken ya da içerken) ve başkalarının önünde bir eylemi gerçekleştirme (bir sunum yapma) vardır.

    B. Kişi, olumsuz olarak değerlendirilebilecek bir şekilde davranmaktan ya da kaygı duyduğuna ilişkin belirtiler göstermekten korkar (küçük düşeceği ya da utanç duyacaği bir biçimde; başkalarınca dışlanacağı ya da başkalarının kırılmasına yol açacak bir biçimde).

    C. Söz konusu toplumsal durumlar, neredeyse her zaman, korku ya da kaygı doğurur.

    D. Söz konusu toplumsal durumlardan kaçınılır ya da yoğun bir korku ya da kaygı ile bunlara katlanılır.

    E. Duyulan korku ya da kaygı, söz konusu toplumsal ortamlarda çekinilen duruma göre ve toplumsal-kültürel bağlamda orantısızdır.

    F. Korku, kaygı ya da kaçınma sürekli bir durumdur, 6 ay veya daha uzun sürer.

    G. Korku, kaygı ya da kaçınma klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur.

    H. Korku, kaygı ya da kaçınma bir maddenin ( Kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumununfizyoloji ile ilgili etkilerine bağlanamaz.

    I. Korku, kaygı ya da kaçınma, panik bozukluğu, beden algısı bozukluğu ya da otizm açılımı kapsamında bozukluk gibi başka bir ruhsal bozukla daha iyi açıklanamaz.

    J. Sağlığı ilgilendiren başka bir durum varsa (Parkinson hastalığı, şişmanlık, yanık ya da yaralanmadan kaynaklanan biçimsel bozukluk), korku, kaygı ya da kaçınma bu durumla açıkça ilişkisizdir ya da aşırı bir düzeydedir.

    Sosyal fobi neden oluşur?

    Kalıtsallık: güçlü bir kalıtsal bağ olmasa da aile geçmişinde sosyal fobi olan kişilerin hastalığa yakalanma oranı daha yüksektir. Yine de sosyal fobinin ne kadarının kalıtsallığa, ne kadarının öğrenilmiş davranışa bağlı olarak geliştiği net değildir.

    Beyin yapısı: Amygdala adı verilen ve beynimizin ortasında bulunan küçücük bir çekirdeğin sosyal fobisi olan insanlarda daha aktif çalıştığı belirlenmiştir. Başka bir tahmin, kaygı duyan beyinde bir takım kimyasal ve elektriksel bozukluklar olduğudur; mesela serotonin adı verilen bu maddenin sosyal fobisi olan insanların beyninde normalden az olduğu öne sürülmektedir.

    Çevre: Sosyal kaygı aynı zamanda öğrenilmiş bir davranış olabilir. Örneğin sosyal ortamda kaygı duyan bir erişkinin davranışını gözlemleyen ya da ilk sosyal deneyimlerinden birinde hata yapıp arkadaşlarının üstüne güldüğü bir çocuk aynı utanç duygusunu duyacağı korkusuyla bu davranıştan kaçınabilir.

    Sosyal fobi ne zaman başlar? Kimlerde daha sık görülür?

    Sosyal fobinin başlangıç yaşı 13-24 yaş arasındadır. Sosyal fobiklerin tedaviye başvurma süresi yapılan çalışmalar sonucunda 6 aydan 20 yıla kadar uzayabildiğini göstermektedir. Görülme sıklığı ise yüzde 25’e kadar ulaşabilmektedir. Alan çalışmalarına göre kadınlarda daha sık görülürken klinik çalışmalarda ise erkeklerde daha sık gözlenmiştir. Bunun nedeni erkeklerin tedaviye daha çok başvurması olabilir.

    Sosyal fobi tedavisi nasıldır?

    Sosyal Fobi tedavisi olan bir hastalıktır. Sosyal Fobi’de ilaç tedavisi ve psikoterapi uygulanır. En sık uygulanan yöntem Bilişsel Davranışçı terapi’dir. Kaygı duyguları ve kaygıya karşı oluşan bedensel tepkilerin tanınması, kaygıya sebep olan durumlardaki düşüncelerin neler olduğunu anlama, bunlara karşı başa çıkma stratejileri geliştirme gibi aşamalar uygulanır.

  • Eritrosit membran defektleri

    Eritrosit membranında kontraktil proteine bağlı olarak, eritrositlerin dalakta yıkımı, membran lipit azalması, volüme göre yüzey kaybı, şekil değişikliği ,sodyum giriş- çıkışında artış, hızlı ATP tüketimi, glykoliziste artış ve eritrosit yaşam süresinin azalması ile karakterize hastalıklardır. Otozomal dominant veya resessif geçiş gösterirler.

    Başlıca Tipleri:

    HEREDİTER SFEROSİTOZ

    HEREDİTER ELİPTOSİTOZ

    HEREDİTER AKANTOSİTOZ

    HEREDİTER XEROCYTOZİS

    HEREDİTER STOMATOSİTOZ

    HEREDİTER PYROPOİKİLOSİTOZ

    Klinik olarak, Yeni doğanda hiperbilirübinemi,retikülositoz,ileri yaşlarda anemi , sarılık ve dalak büyüklüğü ile karşımıza çıkar. ciddiyeti hemolize bağlıdır.

    Komplikasyonları:

    1. Hemolitik kriz

    2. Eritroblastopenik kriz (Aplastik kriz) (Parvo virus enfeksiyonu )

    3. Folat eksikliği

    4. Safra taşları

    5. Hemokromotozis

    Tanı:

    1. Anemi hafif orta, MCV normal, eritroblastopenik krizde Hb2-3gr/dl düşer.

    2. Retikülositoz %3-15

    3. Kan yaymasında mikrosferositoz,polikromazi

    4. Coombs testi (-)

    5. Osmotik frajilite artışı

    6. Oto hemoliz artar, glukoz ilavesi ile düzelir.

    7. Cr51 ile işaretli kırmızı kürede yaşam azalması

    8. Kemik iliği normoblastik hiperplazi

    9. SDS PAGE ile membran proteinleri saptanır.

    10. Moleküler analiz ile membran protein genlerine (kANK1, SPTA1, SPTB, AE1, EPB41, EPB42) bakılarak kesin tanı konur.

    Tedavi :

    1. Folik asit desteği

    2. Ciddi aplastik kride kırmızı küre transfüzyonu

    3. Splenektomi

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Son yıllarda daha fazla duyduğumuz ve bir çok öğrencinin (özellikle üniversiteye giriş sınavına hazırlanan öğrencilerin) yaşadığı kaygı türü; Sınav Kaygısı. Hemen hemen her öğrencinin yaşadığı bu kaygı nedir, oluşmasına ne sebep olur, faydası nedir, nelere engel olur, faydası var mıdır, belirtileri nelerdir ve çözüm yolları nelerdir birlikte inceleyelim.

    Sınav Kaygısı nedir?

    Kişinin bilgi ve becerilerinin belli ölçütlerle incelenip değerlendirildiği durumlarda yaşanan ve başarının düşmesine yol açacak kadar yoğun olan kaygı türüdür.

    Sınav Kaygısı nasıl oluşur?

    “Başarılı olamayacağım”, “Konuları anlamıyorum,aptal olmalıyım”, “Hazırlanacak zamanım yok”, “Sınavahazır değilim”, “Çok fazla konu var yetişmeyecek”, “Bu bilgiler çok gereksiz ve saçma. Nerede ve ne zaman kullanacağım ki?” sıklıkla gözlenen olumsuz otomatik düşüncelerdir. Gerçekçi olmayan düşünce biçimlerine sahip olmak kaygı oluşmasında en önemli süreçlerdir. Mükemmeliyetçi ve rekabetçi kişilik yapısı olan kişilerde daha sık görülür. Sosyal çevrenin beklentileri ve baskısı da önemli bir etkendir. Yanlış ders çalışma alışkanlıkları ve zamanı etkin kullanamama da sınav kaygısı oluşumunda öneme sahiptir.

    Sınav Kaygısının belirtileri nelerdir?

    Zihinsel,dugusal ve davranışsal belirtiler olarak üçe ayrılır.

    • Unutkanlık, olumsuz yorum içerikli düşünceler, dikkat toplamada güçlük gibi belirtiler zihinsel belirtileri oluşturur.

    • Heyecan, sinirlilik, korku hali, panik ve karamsarlık gibi durumlar ise duygusal belirtileri oluşturur.

    • Sınavı tamamlamama, ders başından kalkma, kaçma, ders çalışmayı erteleme, sınava girmeme gibi durumlar ise davranışsal belirtileri oluşturur.

    Olumlu yanı nedir?

    Sınav kaygısı aşırı ve yüksek düzeyde değil ise faydalıdır. Öğrenmeye ve hedef belirlemeye motive eder. Yüksek kaygının başarısızlığa sebep olduğu gibi çok düşük olanı da istenilen kaygı düzeyi değildir. Faydası olacak olan kaygı orta düzey kaygıdır.

    Olumsuz yanı nedir?

    Öğrenilmiş olan bilginin yararlı kullanılmasını engeller, karar verme süresini dengesizleştirir, bilgiye olan güveni düşürür, söz konusu olan sınava hazırlanmayı engeller ve rahatsız hissettirir.

    Sınav kaygısı ile başetme yolları nelerdir?

    • Söz konusu sınava planlı ve programlı çalışmak zamanı verimli kullanma açısından ve konuların sıkıştırılmaması açısından öneme sahiptir.

    • Sınavdan bir gün önce çalışmayı bırakmak daha verimli olacaktır. Son gün ders çalışıldığı zaman öğrenilenler karışabilir.

    • Olumsuz düşünceler (ya başarısız olursam? Ailem beni sevmez, dünyanın sonu olur, başarısız olma şansım yok vb.) yerine olumlu düşünceler (ailemin sevgisi ile sonucun bir bağlantısı yok, sınav için kendimi yeterli ve hazır hissediyorum, başarılı olacağım vb.) oluşturmaya çalışmanın faydası olacaktır.

    • Sınav gecesi yeterince uyumak ve dinlenmek sınavına olumlu yansıyacaktır. Rahatsız edecek yiyeceklerden de uzak durmak önemlidir.

    • Sınav öncesinde gergin hissedildiğinde arkaya yaslanılarak derin nefes alınmalıdır.Alınan nefes 3-5 saniye içerde tutulmalı ve sonrasında tümünün dışarıya verilmelidir. Derin nefes alış-verişinin 3-4 kez tekrarlanması gerginliğin azalmasına katkı sağlayacaktır.

    • Söz konusu sınavda yapılamayan soruda çok zaman harcanmaması ve sona bırakılması sınav içinde kaygı seviyesinin artmamasına ve zamanı iyi kullanmaya yarayacaktır.

    Sınav sonrası için;

    Keyif veren aktivitelerde bulunmak, kendini ödüllendirmek ve eksikler üzerine düşülerek geleceğe yönelik yeni planların yapılmasının faydalı olabileceği düşünülmektedir.

    Ailelere öneriler;

    Aileler sınırlarını bilmelidirler. Çocuklarına güvenle beraber sorumluluk vermeli, önemsediklerini hissettirmeli ve olumlu geri bildirimde bulunmalıdır. Sınavla ilgili konuşmalarda gerçekçi olunmalı, özen gösterilmeli ve en önemlisi akranlarıyla karşılaştırmaktan uzak durulmalıdır. Duyguların ve düşüncelerin paylaşımı önemlidir. Sınavı ölüm kalım meselesi yapmama ve cesaretlendirici davranma önerilmektedir. Aile bireyleri uygun rol modeli olmalıdır. Uygun aile ortamının sağlaması çocukların başarısına katkı sağlayacaktır. Son olarak ise çocukların koşulsuz sevilmesi gerektiği bilinmelidir.