Yazar: C8H

  • Kime astım diyelim?

    ASTIM ın kelime karşılığı havayollarının daralması ,nefes darlığıdır. Bizler hastalarımıza astım dediğimizde anne ve babalar kanser demişiz gibi tepki gösterir,korkar eminmisiniz? diye sorar ,kızar ;bazen ikinci bir hekime muhakkak danışır Oysa bronşit dediğimizde tepki O KADAR YUMUŞAKTIR Kİ ; BRONŞİTİN BAŞI MI AĞIR MI? ALLERJİK BRONŞİT Mİ GİBİ SORULAR GELİR VE HASTA BUNUN ZATEN KOLAYCA tedavi olacak bir hastalık olduğunu zannederek ,kaygı duymadan teşhisi kabullenerek verilen tedaviye hemen başlar. Yani aslında her ikiside birbirine yakın mekanizmalarla oluşan astım-bronşitte teşhisin isimlendirilmesi aile açısından önemlidir. Aile bunun geçip geçmeyeceğini kesin tedavinin var olup olmadığını ASTIM deyince sorarken BRONŞİT dendiğinde ayrıntılandırmadan hemen ilaçlara başlar. Evet tabii ki iki teşhis birbirinin aynı değildir.Astım hava yollarının tekrarlayan enflamatuar bir hastalığıdır.

    Ülkemizde çocuklarda görülen en sık kronik hastalıktır ki bu oran %6-8 olarak ifade edilir.Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hırıltı,hışıltı,nefes darlığı,öksürük özellikle gece öksürüğü ve sabaha karşı olan öksürük en önemli belirtilerindendir.Astım oluşturan sebepler allerjik ve non-allerjik allerjik olmayan iki başlıkta incelenir.Astım her yaş grubunda olabilmekle beraber genellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda bronşiolit,bronşit,biraz balgamı var,hışıltılı çocuk gibi isimlendirilmelerle tanı söylenmekte olup bir kısmı tıbbi bir kısmı halk diliyle aslında çocuğunuzun solunum yolları problemli denmeye çalışılmaktadır.Bazen hastalar öyle geçişkendir ki iki teşhis aynı anda kullanılabilmektedir hekimler tarafından.

    Hastalık allerjik ise; ailede astım,allerjik nezle-saman nezlesi,egzema gibi bir hastalığı olan ebeveyn muhakkak sorgulanır. Nasıl ki çocuğumuzun gözleri dayısına benzemişse ev tozu ,polen gibi bronş allerjik duyarlılığıda ona benzeyebilir.Yani allerji genetik geçişli olabilir.Ama diğer taraftan ailede olmasadazaman içinde çocuğumuz duyarlanarak herhangi bir maddeye allerjik tepki geliştirebilir. Bazen 5 yaşında bir hastaya polen allerjisi var dediğimizde bugüne kadar yoktu nasıl olur ? diye sorar. Halbuki daha ileri yaşlardada allerji geliştiği bilinen bir bilimsel gerçekliktir.

    Allerjinin olmadığı astım-bronşit vakalarında özellikle gece beslenen ve bu nedenle reflü hastalığı geliştirdiğimiz çocukları görmekteyiz. Allerjinin olmadığı diğer bir büyük grupta viral üst solunum yolu hastalıklarından dolayı bronş darlığı yaşayan hastalarımızdır. Bu durumda allerji yaratan etmenlerden;kirli havadan koruduğumuz,viral enfeksiyon maruzıyetini azaltıp aşılarla ve bazı ilaçlarla direncini yükselttiğimiz ve gece beslenmesini kesip reflü tedavisi yaptığımız çocukların büyük çoğunluğu bu hastalığa karşı tedavide başarılı olacaktır.

    Ensık rastladığımız allerjenler; ev tozu ve akarları,polenler,tüy döken ev hayvanları , küf mantarlarıdır. Bunlarla mücadelede ev içi nemin%50 civarında tutulması,evde çamaşır kurutulmaması,tüylü yünlü oyuncak,giysi,halı gibi tozu çokca barındıran eşyaların çocuktan uzak tutulması önemlidir.Çocuğun sıkça kullandığı odaların hergün suya çeken veya hepa filtreli elektrik süpürgesi ile temizlenmesini öneriyoruz .

    Evin hiçbir odasında sigara içilmemesi,hatta sigara kullanan ebeveynin çocuğa dokunmadan önce el-ağız temizliği yapıp giysilerini bile değiştirmesi o kokunun öksürüğü tetiklememesi için önemlidir .Astım-bronşit teşhisi hekimin muayenesi ile konulabilir.Film çekilmesi,tahlil yapılması şart değildir.Muayene sırasında çocuğun dinlenen solunum seslerinin o anda normal olmasıda astım-bronşit olmadığı anlamına gelmez.

    Geçmişte öksüren,balgam kusan,hırıltısı olan ve bu belirtileri birkaç kez yaşıyan kişi hekimce takip edilip semptomların olduğu anda muayene edilerek teşhis konulabilir.Ya bronşit astım değilse işte o nedenle ilk görüşmede bazı testler akciğer grafisi gibi,solunum fonksiyon testi gibi yaşı 5 ten büyük ve uyumluysa ve bazı kan tahlilleri yapılabilir.Allerjiden şüphe diliyorsa kan tetkiki ve yaşça uygunsa ve uyumluysa ciltte allerji prick test yapılabilir. Hastaların ilaca verdiği cevapta teşhisi kesinleştiren bir diğer faktördür.

    Tedavide önce belirtiler kontrol altına alınır,sonra ataklar önlenmeye çalışılır,ilaç ihtiyacı en aza indirilir;çocuğun günlük hayatını tüm çocuklar gibi yerine getirebilmesi amaçlanır.Verilen ilaçların nasıl kullanılacağı eğitimini hastaya bizzat doktorun kendisi vermelidir.Hasta düzenli takip edilmeli,yapması ve yapmaması gerekenler detaylı anlatılmalıdır.Astım yineleyen bronşit hastaları her yıl eylül ile aralık ayı sonuna kadar grip aşılarını olmalıdır.

    Ne yedirelim ne yedirmeyelim noktasında çok soru gelmekte olup özellikle bıldırcın yumurtasından mucize beklememenizi önereceğim.Yapılan bazı çalışmalarda üzüm çekirdeği tozu ki hazır şurupları ülkemizde mevcut ve zerdeçalın soğuk verilmesinden fayda gören hastalar olduğu belirtilmekle birlikte;aslında öğünlerin düzenli yapılması ve karışık her yiyeceğin tüketimi asıl olandır.Öksürüğün çok olduğu dönemde ada çayı,ıhlamur gibi bitki çayları ve bol su içilmesi balgamı incelterek rahatlama sağlayabilir.Astım ve yineleyen bronşit tedavisi bir ekip işidir.Burada ailenin verilen ilaçları düzenli kullanıp,düzenli hekim takibinde olması,çocuğun kullandığı ilaca ve cihaza uyumu;hekimin doğru teşhis ve ilaç kullandırması ile alınan doğru çevresel önlemler tedavide başarıyı getirir.

  • ÇOCUKLARDA İÇE KAPANIKLIK

    ÇOCUKLARDA İÇE KAPANIKLIK

    Çocuklar özellikle yeni tanıştıkları kişilere karşı mesafeli ve bazen tepkilidirler. Çoğu anne baba için sorun gibi görünen bu durum birçok açıdan normaldir ve çocuklar farklı sosyal ortamlara girdikçe ve zaman içinde aşılabilir.Ancak zaman zaman bu tepki ya da yabancı davranma tutumu daha belirgindir ve çocuğun çevresiyle olan ilişkilerini olumsuz etkiler. Çocuk olaylara birdenbire atılmaz, reaksiyon göstermez; önce etrafını gözler, çevresini tanır, kendisini emniyette hissettikten sonra ortama dahil olur ise bu çocuk sükunet içindedir ve genellikle sosyaldir. Öte yandan aşırı sosyal, atak, girişken olduğu söylenen çocukların bir kısmı reaksiyoner çocuklardır.Kendilerini savunmak zorunda bırakıldıkları için empati duygularından yoksundurlar. Anne-babalar genellikle koşan, iten, gülen, hakkını söke söke almaya çalışan, ağlayan,bağıran böylesi çocukların dışadönük olduklarını zannederler. Halbuki bir çocuğun kişiliği hakkında hareketlilik ya da sessizlik tek başına bir veri değildir hiçbir zaman. Örneğin, 4 yaşında duyarlı bir çocuk, bir misafir gelse, odaya girmeden önce onları seyreder. onlarla hemen irtibata geçmez, daha sonra anne-babasının yanına gelir, kendisini emniyette hissettiğinde de ortama dahil olur. bu, bir duyarlı çocuk davranışıdır. bu çocuğa asosyal denilmez. aksine emniyet içerisinde kendisini adım adım sosyal ortama sokan bir çocuk davranışıdır. bunun yanı sıra eli ağzında, tırnaklarını yer vaziyette, başını omuzlarının arasına saklamış, konuşmaya dahi adım atmayan, kenarda saklanan çocuklar vardır. işte böylesi çocuklar, incinmişlikten, ezilmişlikten kaynaklanan bir içe kapanıklığa sahiptir.

    İÇE KAPANIKLIĞIN SEBEPLERİ

    Annesinden duygusal olarak beslenemeyen çocuk, içe kapanık olur. Annesi devamlı yanında bulunduğu halde annesinden yeteri kadar ilgi ve sevgi alamayan çocuklarda ‘kaygılı bağlanma’ dediğimiz bir davranış bozukluğu ortaya çıkmaktadır. çocuğun yanında her ne kadar anne bulunsa da çocuk annesinden yeteri kadar ‘duygusal beslenme’ gerçekleştiremiyorsa, bu çocuklar içe kapanık, korkak ve çekingen olur, dikkat dağınıklığı yaşar, kimi zaman duygusal yoksunluktan hırçınlık gösterir. mesela bir çocuk, sevgi için annesinin peşinde geziyor olsa ve anne de bir türlü meşguliyetinden kopamıyor olsa; böylesi bir atmosferi yaşayan çocuk yaşama kaygılı başlar ve bu durum kendini yaşamın her anında hissettirir.

    Hırçın bir annenin çocuğu, genellikle içe kapanık olur.Annenin hırçın ve sinirli olması, babanın çocukla yeteri kadar yakınlık kuramaması, saygın bir ilişki içinde olunmaması, ötesinde evdeki baskı ve şiddet ortamı çocuğun sinmesine ve ezilmesine sebep olur. Ezilen bir çocuk da çoğunlukla içe kapanık olur.

    Aile içinde kendisini yeterince ifade edemeyen çocuk, içe kapanık olur.Kendisini olduğu gibi sergileyemeyen, incitileceği, kızılacağı, eleştirileceği, sevgiyi kaybedeceği için veya anlaşılmayacağı için anne-babasıyla ruhsal bir iletişim gerçekleştiremeyen çocuk, içine kapanık olur. Çocukla ne kadar ruhsal iletişim kurulursa, çocuğun sorduğu soruya zamanın cevap verilirse, çocuk konuştuğunda ne kadar can kulağıyla dinlenirse, o çocuk kendini ifade etmekte sıkıntı yaşamaz, endişe etmez. rahat diyalog kuran çocuk, kaygısız olan çocuktur.

    Erken çocukluk döneminde çocuğa ‘Hayır’ denilirse, çocuk kendisini iletişime kapatır.Erken çocukluk döneminde, çocukla kurulan ileşimde hayır kelimesini kullanmak, çocuğu hırslandırır, sinirlendirir. dahası çocuğun agresif bir tutum içine girmesini sağlar. iletişim kapılarının kapanmasına sebep olur. kurulan diyaloglarda konuşma isteği azalır ve içe kapanmaya doğru giden bir süreç izlenir.

    ANNE BABALAR NELER YAPMALI…

    • Çocuğunuza çekingen ya da utangaç olduğunu söyleyerek, etiketlemeyin.
    • Kendisini ifade etmesine izin verin, buna izin verilen çocuk iletişim kurmaya başlayacaktır.
    • Çocuğu yeni ve bilmediği ortama ya da insanlara hazırlayın. Önceden nereye gidileceğini ve orada kimler olacağını açıklayın.
    • Çocuğunuzun çekingen kaldığında ısrar etmeyin, zorlamayın, kızmayın ve çok fazla üstünde durmayın. Temkinli bir yapıda olduğunu kabullenin ve ortama alışması için zaman verin.
    • Ebeveynin çekingen davranışları, çocuğun çekingenliğini arttıracaktır. Sizin yabancıyla rahat iletişime geçmeniz, çocuk için önemli bir model olacaktır.
    • Çocuğunuzu meraklandırarak ve cesaretlendirerek destekleyin. Ona eğlenceli gezilerinizden ve edindiğiniz arkadaşlıklardan bahsedin. Kendisinin nereye gitmek istediğini sorun.
    • Çocuğunuzun güvenli ortamda sürekli yeni deneyimler edinmesini sağlayın. Örneğin eve misafir davet edin ve çocuk misafirden başlayın. Ne kadar yabancı kişiler ve yabancı ortamlarda bulunursa çekingenliği bir o kadar azalacaktır.
    • Çocuğunuzu aşırı korumayın ve gereğinden fazla yardım etmeyin. Küçük korkularla baş etmeyi öğrenmesi için fırsat verin.
    • Çocuğunuzdaki sosyal becerileri fark edin ve takdir ederek onurlandırın, onun güçlü ve başarılı yönlerini dile getirerek pekiştirin.
  • Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir?

    Astım ya da hava yolu hassasiyeti olan çocuklarda tedavi uluslar arası tedavi rehberlerine göre planlanmaktadır. Bu tedavi rehberlerindeki ilk seçenek ilaçlar direkt hava yollarına verilen ilaçlardır.Bu hastalarda kullanılan iki çeşit ilaç vardır

    Koruyucu/Tedavi edici ilaçlar

    İnhale kortikosteroidler

    Ağızdan alınan diğer ilaçlar (Çiğneme tableti)

    Rahatlatıcı, şikayetleri giderici ilaçlar

    HAFİF ASTIM; Eğer çocuğunuzun çok aralıklı ve hafif şikayetleri var ise Astım atakları hafif ve kısa süreli ise Günlük aktivasyonları normal ise ;SADECE ŞİKAYETİ OLDUĞUNDA RAHATLATICI İLAÇLARI KULLANABİLİR ORTA -AĞIR ŞİDDETTE ASTIM

    Astım semptomları haftada iki kezden daha fazla ise

    Ayda iki geceden daha fazla gece semptomu var ise

    Astım atakları çocuğun aktivitesini engelliyor ise; HERGÜN KORUYUCU İLAÇ KULLANMALIDIR Tedavide eğer püskürtme ilaçlar kullanılıyor ise kesinlikle direkt ağıza sıkılmaz. Çocukların yaş gruplarına göre kullanılan bazı ara cihazlar vardır

  • YAYGIN ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU

    YAYGIN ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU

    ANKSİYETE ( KAYGI) BOZUKLUKLARI

    Anksiyete bozukluğuya dakaygı bozukluğukişinin işlevselliğini olumsuz yönde etkileyen çeşitli korku, kaygı veya anksiyete bozukluklarınaverilen genel kapsamlı bir isimdir. Panik Atak, Agorafobi, Panik Bozukluk, Özgül Fobi, Sosyal Fobi, Obsesif-Kompulsif Bozukluk, Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu olarak adlandırılan rahatsızlıklar Kaygı Bozuklukları başlığı altına girmektedir. Anksiyeteaslında herkesin günlük hayatta zaman zaman hissettiği normal ve yaygın bir duygudur. Anksiyete ancak kişinin günlük hayatındaki işlevselliğini olumsuz yönde etkilemeye başladığı takdirde sorun olarak kabul edilir. Anksiyetenin tanısı için aşağıdaki ölçütler kullanılabilir.

    • Kişinin anksiyeteden dolayı meslekve aile yaşamında güçlüklerle karşılaşması
    • Arkadaş, komşu, tanıdık ve aile üyeleri ile olan ilişkilerde sorunlara yol açması
    • Günün büyük bir bölümünde kişinin aklını meşgul etmesi
    • Kişinin korku ve kaygılarını kontrol altında bulundurmakta güçlük çekmesi
    • Bu durumun en az 6 aydır devam etmekte olması

    YAYGIN ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU

    Yaygın kaygı bozukluğu, neredeyse her şey hakkında aşırı veya gerçekçi olmayan endişelere kapılmak veya kötü bir şeylerin olacağını hissetmekle karakterize edilir. Bu kaygılı hisler en az altı aylık bir süre boyunca, günün büyük bir kısmında meydana gelir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Bunun sebebi olarak kadınların hamile kalmak, doğum yapmak ve çocuk yetiştirmekle ilgili kaygıları ile ilgili olabileceği düşünülmektedir. Yaygın kaygı bozukluğu hem psikolojik hem fiziksel semptomları içerir. Psikolojik semptomların arasında kolay sinirlenebilirlik, konsantre olma zorluğu ve gerçekleşmekte olan olayla orantısız olan kaygıyı kontrol edememe bulunuyor. Sürekli endişelenme yüksek oranda strese yol açar veya sosyal , meslekle ilgili veya diğer alanlarda işlev görmeyi engeller. Fiziksel semptomlar arasında huzursuzluk, kolay yorulma, terleme, yüz kızarması, çarpıntı, uykusuzluk, baş ağrısı, kas gerginliği ve ağrısı bulunmaktadır. Yaygın Anksiyete Bozukluğu DSM-4 tanı kriterleri aşağıdaki gibidir:

    A) En az 6 ay süreyle, hemen her gün, birçok olay ya da etkinlik hakkında (işte ya da okulda başarı gibi) aşırı kaygılanma ve kuruntulara kapılma.

    B) Kişi, kendini kuruntulara kapılmaktan alıkoyamaz,

    C) Kaygı ve kuruntu, aşağıdaki altı semptomdan üçüne (ya da daha fazlasına) eşlik eder (son altı ay boyunca hemen her zaman en azından bazı semptomlar bulunur). Çocuklarda sadece bir maddenin bulunması yeterlidir.

    1) huzursuzluk, aşırı heyecan çekme ya da tasalanma

    2) kolay yorulma

    3) düşüncelerini odaklayamama ya da zihnin durmuş gibi olması

    4) irritabilite

    5) kas gerginliği

    6) uyku bozukluğu (uykuya dalma ya da sürdürmekte güçlük çekme ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku)

    D) Anksiyete ya da kaygı bir panik atak olacağı, genel bir yerde utanç duyulacağı, hastalık bulaşmış olma, evden ya da yakın akrabalarından uzak kalma, kilo alma, birçok fiziksel yakınmaların olması ya da ciddi bir hastalığının olması ile ilgili değildir ve anksiyete ve üzüntü sadece Travma Sonrası Stres Bozukluğu sırasında ortaya çıkmamaktadır.

    E) Kaygı, kuruntu ya da fiziksel yakınmalar klinik açıdan belirgin bir strese ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.

    F) Bu bozukluk bir maddenin ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir ve sadece bir Duygudurum Bozukluğu, Psikotik bir Bozukluk ya da Yaygın bir Gelişimsel Bozukluk sırasında ortaya çıkmamaktadır.

    YAYGIN KAYGI BOZUKLUĞUNDA TEDAVİ

    Yaygın kaygı bozukluğu çoğunlukla psikoterapi ile ilaçlı veya ilaçsız olarak tedavi edilmektedir. En sık yazılan ilaçlar, benzodiazepin olarak bilinen gruba dahil olan alprazolam ve diazepam gibi ilaçlardır. Makul dozlarda alınan benzodiazepin genellikle alışkanlık yaratmaz.Ancak yüksek dozda alınması durumundabu ilaçlar alışkanlık yapar ve yeni öğrenilmiş bilgilerin hatırlanmasını engeller.

  • Hangi çocuklar astım gelişimi açısında risklidir?

    Okul öncesi dönemde çocuklar yılda 5-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Bazı çocuklarda hava yolları daha hassastır ve genellikle ÜSYE’yi takiben hırıltı nefes darlığı , uzamış öksürük gibi şikayetler ile doktora başvururlar.
    Okul öncesi dönemde çocukların nerede ise % 50’sinde buna benzer şikayetler görülebilir. Bu çocukların önemli bir kısmı büyüdükçe bu şikayetler azalır ve ortadan kaybolur ama bir kısmında şikayetler daha ileriki yıllara kadar devam eder ve astım tanısı alırlar.

    Hangi çocukların iyileşeceğini ya da hangi çocukların hayatlarının ileriki yıllarına kadar şikayetlerin devam edeceği ya da astım tanısı alacağını önceden kesin olarak mümkün değildir.

    BUNUNLA BİRLİKTE,

    Şiddetli hırıltı/bronşiolit nedeni ile sık hastane yatışları

    Son 6 ay boyunca en az 3 hırıltı atağı

    Ailesel astım hikayesi

    Atopik dermatit

    Rinit varlığı (USYE yokluğunda)

    Hırıltı (Solunum yolu enfeksiyonu yokluğunda)

    Yapılan testlerde allerjinin saptanması

    Astım gelişimi açısından risk faktörleridir.

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık yaklaşık 1,5 yaşlarında tanınmaya başlanan, sevilen, arzulanan bir kişinin, sevginin ya da ilginin yitirileceği kaygısıdır. Çocuk için zor olan yaşam olaylarından biri olan kardeş kıskançlığı, anne sevgisini de yitirme korkusunu içermekte, onun için ebeveynini paylaşmak anlamına gelmektedir. “Annem-babam beni eskisi kadar sevecek mi?”, “Ya kardeşimi benden daha çok severlerse!”, “Benden daha çok onunla ilgilenirlerse!”, “Ben yine annem ve babamla yalnız olmak istiyorum” gibi düşünceler kardeş kıskaçlığının temelini oluşturmaktadır. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta kardeşe karşı gibi görünen ama aslında anne-babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Çocuk kardeşi gelene kadar ailenin odağındayken, rakibi olarak gördüğü kardeşinin eve gelmesiyle beraber yeni bir duygusal sürece girer; böyle bir durumda çocuktan mutlu olmasını ya da kardeşine sevgi gösterisinde bulunmasını beklememek gerekir.  Duygularını ifade etmesine izin verilmeyen, kendisini sözel olarak ifade edemeyen çocuk, yaramazlık ya da davranış sorunlarıyla kendini göstermeye çalışabilir ve kıskançlık duygularını her çocuk farklı biçimde gösterebilir. Regresif savunma mekanizmalarıyla kardeşi doğduktan sonra, çocuk tuvalet eğitimini tamamlamış olmasına rağmen yeniden alt ıslatma, parmak emme, bebeksi konuşma gibi, bazıları da yaşından daha çocuksu davranışlar gösterebilir; okula giden çocukta okula gitmeme davranışı görülebilir. Kıskançlık doğal bir duygudur ve ancak ifade edilmesine izin verildiğinde, çocuğun duygularını anlatmasına izin verildiğinde üstü kapanmadan ve sorun haline gelmeden çözülebilir.

    KARDEŞ KISKANÇLIĞINA ÖNERİLER…

    Aileye yeni bir bebek gelmeden önce çocuğa kardeşinin olacağı anlatılmalı, çocuk bu duruma önceden hazırlanmalıdır.

    Çocuğa gösterilen ilgi ve sevgi kardeş doğduktan sonra da gösterilmeye devam edilmelidir.

    Çocuğa kıskançlık duygusundan dolayı suçlama, cezalandırma ya da yargılama yapılmamalıdır.

    Çocuğa kardeşini sevmek zorunda olduğu söylenmemeli; “artık sen ablasın, abisin” diyerek yaşının üzerinde olgunluk bekleyip, onun hala çocuk olduğu unutulmamalıdır.

    “O senin kardeşin, onu sevmelisin”, “Kardeş hiç kıskanılır mı?”, “O daha küçük o yüzden onunla daha çok ilgileniyoruz” gibi cümleler çocuğun iç dünyasının hiçe sayıldığı sanal bir ortam oluşturmaktadır ve olumlu etkisi olmadığı gibi tersine kıskançlığı daha da körükleyebilir.

    Çocuğun kardeşine karşı duygularını açıkça ifade etmesine izin verilmelidir. Böylece çocuk hem içindeki kıskançlık duygularını bastırmamış hem de duygularını ifade etme olanağı bulmuş olacaktır.

    Çocuk kardeşe zarar verme davranışlarında bulunuyorsa, aşırı tepki göstermeden, yaptığı yanlış anlatılmalıdır. Çocuğun kardeşi hakkında olumsuz duygularının reddedilmesi yerine yıkıcı olmayan biçimde ortaya çıkması sağlanmalıdır.

    Kardeşler arası kıyaslama yapılmamalıdır.

    Çocuklar arasında taraf tutulmalıdır.

    Kardeşlerin birbirleri ile olan ilişkilerini güçlendirmek adına etkinlikler düzenleyebilirsiniz.

    Sorunlar aşılamadığında, kaygı veya depresyon gibi başka ruhsal bozuklukların ortaya çıktığı durumlarda çocuğun veya ailenin psikolojik destek alması ebeveyn, kardeş ve çocuk ilişkisinin yeniden tanımlanması ve yapılandırılması yönünden yararlı olabilmektedir.

  • Dünya astım günü’nde “astım” hastaları dikkat!

    Türk Toraks Derneği ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından kurulan GARD (Global Alliance Against Respiratory Diseases ), Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle, her yıl Mayıs ayının ilk Salı günü, ülkemizde ve dünyada “Dünya Astım Günü” olarak kutlanıyor.

    Dünyada 300 Milyon Astımlı Hasta Var!

    Dünyada yaklaşık 300 milyon kadar astım hastası bulunuyor, ülkemizde ise yaklaşık her 12-13 yetişkinden biri, çocuklarda ise her 7-8 çocuktan biri astım hastasıdır. Hastalığın, yıllar içinde artış gösterildiği görülüyor. Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan ve alevlenmeler ile seyreden kronik bir akciğer hastalığıdır. Hava yollarındaki bu daralmanın nedeni mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu düz kaslarının kasılması ve yine aynı zamanda hava yolu duvarının şişmesidir. Hastalık tekrarlayan nefes darlığı, nefes alıp verirken ortaya çıkan hırıltı/hışıltı/ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir. Belirtilerden bazen hepsi bazen sadece bir tanesi görülebilir. Genellikle çocuklarda tekrar eden öksürük, hırıltı nefes darlığı, geceleri ve sabah kalktığında öksürme, koşma ve ağlama sonrası öksürük, nezle ve gribin uzun sürmesi, göğüse inmesi, burun akıntısı, burun tıkanıklığı gibi sorunlar, çok sık hastalanma ve çok sık antibiyotik kullanımı gibi belirtiler astımı düşündürür. Genellikle çocuklarda besin alerjilerini astım takip eder. Dolayısıyla besin alerjili çocukların yakın takibi önemlidir.

    Astım Nöbetlerini Tetikleyen Faktörler

    En sık görülen kronik hastalıkların başında “Astım” gelirken, bahar alerjileri ve mevsim değişikliklerinden kaynaklanan hastalıklar, astımı etkilemektedir. Astım için en önemli iki risk faktöründen biri genetik yatkınlık, bir diğeri ise çevresel etkilerdir. Anne, baba ya da yakınlarının alerjik hastalıklara ya da astım hastalığına sahip olması çocuklarda en önemli risk faktörüyken, alerjenler, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, sigara dumanı, iç ve dış ortam hava kirliliği, beslenme tarzı ise çevresel risk faktörlerini oluşturmaktadır. Virüs enfeksiyonları(soğuk algınlığı, grip), üst solunum yolu hastalıkları (anjin, bademcik, kafa sinüslerinde, burun ve burun arkası iltihapları), alerjenler (ev tozları, küfler, evcil hayvanlar, hamam böcekleri ve çiçek tozları), mevsim değişikleri, ağlamak ve stres, astım nöbetlerini tetiklemektedir.

    Astım Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır!

    En iyi tedavi, astım yapan faktörlerin iyi belirlenmesi ve bunlardan korunma yollarının iyi bilinmesidir. Korunma yapılmasına rağmen şikâyetler oluyorsa bazı ilaç tedavilerine ihtiyaç vardır. Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de bu hastalığın tedavisi ile ilgili gerekli her türlü̈ ilaç ve malzeme bulunmaktadır. Uygun ilaç̧ tedavisi ile astımlılar iş ve okul dâhil günlük yaşamlarına, hastalık nedeni ile herhangi bir kısıtlanma olmadan devam edebilirler. Alerjik astımda en kalıcı tedavilerden biride alerjik olunan maddeye karsı yapılan aşı tedavileridir. Alerjik astımın tedavisindeki en etkili yol aşılama yöntemidir ve bu yöntemle hastalıktan kurtulmak mümkündür. Alerji aşıları, astımın gidişatını değiştirebilme potansiyeline sahip tek tedavidir. Mümkün olduğunca erken başlanmalıdır. Çünkü alerji aşıları dışındaki tedavilerin hiçbiri hastalığın vücuttan atılmasını sağlamaz, sadece mevcut yangının seviyesini azaltır.

    Tüm çocuklarımıza ve sizlere sağlıklı günler dilerim…

  • ÇOCUKLARDA KORKU VE ANKSİYETE

    ÇOCUKLARDA KORKU VE ANKSİYETE

    Korku ve Anksiyete Kavramı

    Korku, bir tehdite karşı organizmanın cevabıdır. Bu tehdit, bilinen, dışarıdan gelen, belirli ve kaynağında çatşma olmayan bir tehdittir. Anksiyete de bir tehdite cevap niteliğindedir ancak bu tehdit bilinmeyen, içten gelen, belirsiz ve kaynağı çatışmalı olandır.

    Korku ile anksiyetenin birbirinden ayırt edilebilmesi psikolojik analizle mümkündür. İkisi arasındaki temel farklardan bir diğeri de, anksiyetenin kronik bir olay, korkunun ise akut bir olay olmasıdır.

    Korku Kavramı

    Birçok çocuk, küçük yaştan başlayarak, çeşitli korkuların esiri olmaktadır. Korku, hem kaçınılmaz, hem de temel bir duygudur. Hayvanları canlı tutan, korkuyla karışık uyanıklıktır. İlkel insanı düşünürsek, korkuları sayesinde hayatta kaldığını söyleyebiliriz. Modern hayatta da, tehlike karşısında kişiyi uyanık tuttuğu için korku şarttır. Ancak zaman zaman, korku işlevsellik sınırını aşmaktadır. Çocuk için, çocuğu sınırlayan bir etmen olabilmektedir. Çocuğu hareketsizleştirebilmektedir. Eğer çocuk, yalnızca dış tehlikeleri algılamak yerine, bu korkuları kendi içinde büyütebiliyorsa, korkunun üstüne endişe eklenir.

    Watson’ın (1924)kuramına göre, insan iki tip korkuyla doğar, bunlar düşme (desteğini yitirme) ve yüksek ses (gürültü) korkusudur. Bu korkular öğrenilmemiş ve doğuştan gelen korkulardır. Bu korkular, yalnızca desteğini yitirmek ya da gürültü olarak değil, aslında ani, beklenmedik bir uyaran karşısında çocuğun yaşadığı korku olarak ele alınabilir. Bir başka nokta ise, çocuk bu uyarana maruz kaldığında, çocuğun içinde bulunduğu durum olabilir. Çocuğun tanıdığı biri ile mi olduğu önemli olabilir. Tanıdığının yanındaysa bu korku ortaya çıkmayabilir.

    Freedman (1966)kuramında, özdeş ikizlerin, diğer ikizlere göre korkularının biçimi ve zamanı konusunda birbirlerine daha çok benzemesinden hareket ederek, korku tepkisinin, yalnız toplumsal çevre değil kalıtımla da şekillendiğini söylemiştir.

    Korku Tepkisinde Olgunlaşmanın Rolü

    Gesell, çeşitli yaşlardaki çocukların, kapalı bir yere konulmaktan dolayı yaşadığı korkuyu incelemiştir. Burada 10 haftalık çocuk bu olaya büyük bir gönül rahatlığı ile katlanırken, 20 haftalık çocuk çok hafif bir tepki gösterir, 30 haftalık çocuk ise çok şiddetli bir ağlama tepkisi gösterir. Çocuk olgunlaşıp, algı gücü arttıkça bu konudaki hassasiyeti artmaktadır.

    YineHelmes’in1935 çalışmasında da, üstün yetenekli ve erken gelişmiş çocukların korku tepkilerini daha erken gösterdiği bulunmuştur. Çocuk, algıları arttıkça, hayal gücünün gelişmesine paralel olarak, tehlikelerden daha fazla korkmaya başlar.

    Korkuda Öğrenmenin Rolü

    Öğrenme de korkuyu etkilemektedir. Çocuk, yaşadığı olumsuz bir tecrübe sonrası, önceleri kendisini rahatsız etmemiş bir uyarandan korkmaya başlayabilir.

    Watson ve Raynor deneyinde, Albert adlı çocuğa, şartlanma yolu ile korku aşılanmıştır. Daha önceleri çocuk beyaz bir fareden korkmuyorken, fare eşliğinde yüksek bir ses verildiğinde, çocuğun fareden korkmaya başladığı görülmüştür. Hatta çocuk, bu korkuyu genelleyerek, beyaz ve kürklü olan her şeyden, pamuktan bile korkmaya başlamıştır.

    Korkular genellenebilir. Yalnızca bir köpek tarafından ısırılan bir çocuk, bu korkusunu diğer köpeklere ya da bütün 4 ayaklı hayvanlara genelleyebilir.

    Çocuklar büyüdükçe, korkunun açık belirtileri olan ağlama, titreme ya da büyüklere sarılma gibi tepkiler günden güne azalır. Ancak bu durum korkunun tamamen yok olduğu anlamına gelmez.

    Korkuya verilen tepkilerde çocuklar arasında farklılıklar olabilir. Ayrıca, korkuya verilen ilk tepki, korkunun şiddetini ve sürekliliğini açıklamıyor olabilir. Okula yeni başlayan çocukları düşünelim. İlk gün çok yüksek sesle ağlayan çocular, sonra sınıftaki en mutlu çocuklar olabilir ya da ilk gün tepki vermemiş bir çocuk, günlerce üstündeki donukluğu atamayabilir.

    BAZI ÖZEL KORKULAR

    1. Gürültü korkusu

    Ses anlama yeteneğine sahip olan canlılar için ani bir ses, tehlike belirtisidir. Genellikle, korkuyu yaratan, gürültünün yoğunluğu değildir. Gürültünün şiddetinden çok, ani ve beklenmedik olması ve bilinmez bir yerden gelmesidir. Bu durum şiddetli bir gürültüden daha fazla korku yaratabilir. Gürültü, çocuklar için en önemli korkulardan biridir. Zamanla çocuk, hangi gürültünün daha tehlikeli olduğunu öğrenebilir. Bazı sesler onda eskisinden daha az korku yaratabilir.

    1. Karanlık korkusu

    Karanlıkta genel olarak, aydınlıkta olduğundan daha az güçlüyüzdür. Hem de gördüğümüz şeyleri iyi seçemeyiz ve bu da bizi tehdite açık bir hale getirir. Bu da korkmamıza sebep olur.

    1. Alışılmadık şeylerden korkma

    Çocuki gelişim sürecine bağlı olarak, alışkın olmadığı şeyden korkar. Yeni bir keşif çocuk için kimi zaman neşe verici olsa da, bazen korkutucu olabilir.

    1. Yalnızlık, bırakılmışlık ve ölüm korkusu

    Çocuk, özellikle erken yaşlarda anneye çok bağımlı olduğu için, anneden ayrılması, onun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayamaması anlamına gelir. Buna bağlı olarak, eğer ebeveyni tarafından kendisine sürekli olarak büyüklerine güvenmemesi, bir gün bırakıp gidebilecekleri söylenir ya da koşullu olarak sevildiği hissettirilirse, çocuk terk edilme korkusunu ileri yaşlarda da hissedebilir. Bu korku, daha ileri yaşlarda ortaya çıkacak olan ölüm korkusunun psikolojik öncüsüdür.

    1. Hayvanlardan korkma

    Kırsal ve kentsel bölgelerde yapılan araştırmalara göre, 3-8 yaş arasındaki çocukların en çok sözünün ettiği korkulardan biri, hayvan korkusudur.

    ÇOCUKLARDA KORKUYA DUYARLILIĞI ARTIRAN ETMENLER

    Zayıflık ve Sakatlık

    Hastalanan, kazaya uğrayan çocuklarda, normal çocuklara göre daha fazla korku ve suçluluk duygusuna rastlanmıştır. Çocuk, sakatlık ve hastalık durumunu kendisine verilmiş bir ceza olarak algılayıp daha çok korkabilir. Kendini güvende hissetmeyebilir.

    Küçümsenme ve Değersizlik Hissi

    Ailesi tarafından hor görülmüş çocuklarda daha fazla korku görülebilir. Hataları çok sık yüzüne vurulan, ona hiçbir zaman ulaşamayacağı standartlar konulan çocuklar daha fazla korku hissederler. Bunlar, çocuğun güven duygusunu zayıflatır.

    Örneğin Etkisi

    Büyükler, kendi korkuları ile çocuklara örnek olabilir. Ebeveynin kendi korkularını açık ya da gizli bir şekilde dışa vurması, çocuğun güvende olması duygusunu zayıflatır. Hogman’ın 1932 çalışmasında, annelerin dile getirdikleri korkular ile çocukların dile getirdiği korkular arasında yüksek korelasyon bulunmuştur.

    ÇOCUKLARA KORKU İLE SAVAŞMALARINDA YARDIMCI OLMAK

    Korkuyla savaşmada birinci ilke, korkunun altında yatan etmenleri anlamaya çalışmaktır. Gözle görünür belirtiler ortadan kaldırılsa bile, bu korku daha sonra kendini başka şekillerde gösterebilir.

    Çocuğun korkusunu ifade edebileceği güvenilir ve kabullenici ortamı yaratmak önemlidir. Çoğulukla aileler ‘’Korkulacak bir şey yok.’’ gibi geçiştirmeler ya da korktuğu için alay etme şeklinde yaklaştığı için çocuk korkuyu ifade edecek ortam bulamamaktadır.

    Acele çözüm bulmaya çalışmamak gerekir. Korkuların kökenleri daha derinde yattığından daha derinlemesine bir yaklaşımla ele almak gerekir.

    Aileyi bilgilendirmekönemlidir. Ailenin ihmalkar ya da küçümseyici olması, korktuğu için çocuğu cezalandırması ya da durumun üstüne gitmeye zorlaması çocuğa zarar vermektedir.

    Aşamalı yaklaşım tekniğinden yararlanılabilir. Holmes’un 1936 deneyinde, karanlıktan korkan 14 çocuğun 13’ü, bu yöntemle karanlık korkusunu yenmiştir. Önce karanlık odanın kapısında durmak, sonra elektrik düğmesine uzanmak, ona dokunmak gibi aşamalı bir yaklaşımla korku azaltılabilir.

  • Pandas / çocuklarda streptokokların neden olduğu nöropsikiyatrik hastalıklar

    Enfeksiyon hastalıkları ve nörolojik bozukluklar arasındaki ilişki uzun yıllardan beri bilinmektedir. Virüsler, bakteriler ve diğer etmenler ciddi nörolojik bozukluklara yol açmaktadır. Çoğu zaman hastalık tablosunun tanımlanmaması veya gerekli tedavinin zamanında uygulanmaması sonucu yaşam boyu etkilenebilecek tablolar ortaya çıkmaktadır.

    Bu yazımızda Grup A Beta hemolitik streptokokların (halk diliyle beta mikrobu) neden olduğu nöropsikiyatrik bozukluk olan PANDAS klinik tablosuna ait bilgiler özetlenecektir.

    PANDAS ; Grup A hemolitik streptokok (GABS) enfeksiyonundan sonra gelişen obsessif kompülsif bozukluk (OKB) ve/ veya tik gelişen çocukları tanımlamak için kullanılmıştır.

    Obsessif kompulsif bozukluk (OKB) Mantıksız düşünce ve takıntıların insanı sürekli tekrar eden davranışlar sergilemesine zorlayan psikolojik bir hastalıktır. Takıntı hastalığı olarak tanımlanmaktır.

    Tik istem dışı gerçekleşen kas kasılmalarının tümüdür.

    PANDAS İngilizcede çocuklarda streptokok enfeksiyonu ile birlikte gelişen otoimmun nöropsikiyatrik hastalık kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuştur.

    Özetle söylenecek olursa çocuk boğaz enfeksiyonu geçiriyor (GABS) ve bu enfeksiyonla ilintili olarak nöropsikiyatrik bulgular ortaya çıkıyor. Ortaya çıkan bu tablo PANDAS olarak yorumlanmaktadır.

    PANDAS ‘ın klinik bulguları nelerdir?

    Belirtilerin 3 yaş ile ergenlik dönemi arasında ortaya çıkması

    Ani başlangıç göstermesi ve bulguların zaman zaman alevlenme göstererek oluşması

    Takıntı (OKB) veya tiklerin bulunuşu

    GABS enfeksiyonu ile ilişkinin saptanması

    Alevlenmeler sırasında nörolojik bulguların görülmesi.

    Hastalığın ani başlaması ve alevlenmeler göstermesi özellik taşımaktadır.

    PANDAS ‘ın yaygın bir hastalık olup olamadığı bilinmemektedir. Tanımı 20 yıl önce yapılmış olup bu konudaki bilgi yetersizliği tanının gözden kaçmasına neden olmaktadır.Erkeklerde kızlara oranla daha sık görülmekte ve ailesinde akut eklem romatizma bulunan çocuklarda hastalık daha fazla tanımlanmaktadır.Bazı vakalarda ise streptokok enfeksiyonu takip eden 4 ile 6 haftada belirtiler ortaya çıkar. Bu hastalarda antibiotik tedavinin yetersiz olduğu veya uygulanmadığı düşünülmektedir. Son verilere göre 200 çocuktan bir tanesi PANDAS tablosunu göstermektedir. Diğer bir deyişle OKB ve tikli çocukların %25 de PANDAS tanımlanmaktadır.

    Grup A streptokok enfeksiyonu geçiren her çocuk PANDAS tablosu gösterebilir mi sorusunun yanıtı net olarak hayırdır.Ancak GABS enfeksiyonunu sık geçiren çocuklarda bu tablo oluşmaktadır. PANDAS ‘ın otoimmun bir mekanizma sonucunda oluştuğu ve beyinde bazal ganglionları tuttuğu ve fonksiyonlarda bozukluk olduğu düşülmektedir.

    PANDAS ‘lı hastalarda

    Boğaz kültürü

    ASO ve Anti-DNase B titrasyonu periodik olarak incelenmelidir.

    Bu hastalarda boğaz enfeksiyonu öyküsü dikkatle izlenmelidir.

    Radyolojik olarak gereken vakalarda Kraniyel Manyetik Rezonans incelenmesi yapılabilir.

    Hastalığın tanısı klinik olarak konulmaktadır. Ancak bazı laboratuvar incelemelerinin de önemi vardır.

    Bugün PANDAS’lı çocukların tanısı kadar tedavisinde sorun teşkil etmektedir.

    Hasta çocuk psikiyatrisi ve çocuk enfeksiyon uzmanı birlikte takip ederek tedavi planlanmalıdır.

    Tedavi ;

    – Antibiotik tedavisi

    – İmmunolojik tedavi

    – Nöropsikiyatrik tedavi başlıkları altında planlanır.

    – Antibiotik tedavisinde 2-4 hafta süre ile uygun antibiotik başlanır, hastanın kliniği izlenir. Klinik bulgular da değişiklik olmazsa antibiotik tedavisi değiştirilir.2.’inci bir antibiotik 10-14 gün süre ile verilir. Bu hastalara uzun süreli koruyucu antibiotik tedavisi önerilmektedir.

    İmmunolojik tedavi

    Plazmaferez

    IVIG

    Steroid
    tedavisi yapılabilir.

    Hastalarda aynı zamanda çocuk psikiyatri tarafından gereken nöropsikiyatrik tedavi uygulanır. PANDAS tanısı olan çocuklarda obsessif kompülsif bozuk ve /veya tiklerin yanı sıra

    Anksiyete

    Kişilik değişiklikleri

    Dikkat eksikliği

    Uyku bozuklukları

    Gece işemeleri

    Matematik ve yazma becerisinde azalma görüldüğü vurgulanmaktadır.

    Tanı alamayan veya tedavi edilmemiş vakalarda ise nöropsikiyatrik bulgular bir ömür boyu devam edebilmektedir.

    Sonuç olarak nöropsikiyatrik bulguları olan çocukların mutlaka enfeksiyon açısından değerlendirilmesi önemli olduğu unutulmamalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    – Pandas

    -Grup A beta hemolitik streptok

    -Beta mikrobu(GABS)

    -Obsessif kompulsif bozukluk

    -Çocuklarda tik

    -Antibiotik tedavisi

    -İmmünolojik tedavisi

    -Nöropsikiyatrik tedavi

    Prof. Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • BİLGİSAYAR VE TV BAĞIMLILIĞI

    BİLGİSAYAR VE TV BAĞIMLILIĞI

    Günümüzde en sık karşılaşılan problemlerden biri; çocuklarda, gençlerde ve hatta yetişkinlerde görülen ve “davranışsal bağımlılık” olarak değerlendirilen bilgisayar, tablet, telefon, televizyon bağımlılığıdır. Özellikle çocuklar, televizyonun, bilgisayarın tablet ve telefonunun karşısında adeta hipnotize ediliyor.Bu sebeplerden dolayı yaşanan sorunlar çocuğun çevre ile ilişkisini bozmakta, çocuğa sosyal, bilişsel ve psikomotor alanda çok büyük kayıplar yaşatmaktadır. Elbette bu tür teknolojik aletlerin birçok faydası vardır ancak, yararlı olarak kullanılıp zararlarından kaçınabilmek konusunda dengenin hem çocuk hem de aile tarafından kurulması; kontrollü ve bilinçli olarak kullanılmasına bağlıdır.

    BİLGİSAYAR, TABLET, TELEVİZYON BAĞIMLILIĞININ ZARARLARI

    Çocuğun arkadaş edinme becerisi gelişmez,

    Sosyal ortamlarda ilişki kurmada zorlanan çocuklar meydana gelir,

    Kendini ifade etme, öz bakım becerileri gelişmez; devamlı olarak anne ayakkabımı bağla, üzerimi giydir… diyen çocuklar ortaya çıkar,

    Oyun oynadığı, eğlendiği, vakit geçirdiği bu sanal dünya o kadar renkli, hareketli, sesli ve değişkendir ki, çocuk gerçek dünyaya döndüğünde her şey ona çok durağan, sıkıcı ve basit gelir. Dolayısıyla “hiperaktivite” baş gösterir,

    Çocuk, üzerinde kontrol kurduğu ve kendi yarattığı bu dünyaya sarılır, kendini yaşamdan soyutlar ve izole olur.

    Ev içinde anne-baba-çocuk ilişkisi bozulur,

    Ebeveynler çocuğunu tanıyamaz, fikirlerini öğrenemez,

    Saatlerce bilgisayar, televizyon ve tablet başında olan çocukların dil gelişimi ve sosyal gelişimi yavaş olur,

    Çocuk sürekli ekran karşısında oturduğu için, fiziksel gelişimi de çok sağlıklı olmaz, kas gelişimi yavaş olur,

    Çocuk bir şeyleri fizikken, ortamda yaşayarak yani yaparak öğrenmediği için, dünyaya karşı daha korkak ve çekingen olur,

    Çocuklar bu şekilde, normal gelişimsel dönemlerine göre daha fazla uyarıcı alıyor ve dikkatleri çok daha kolay dağılabiliyor. O yüzden uzun vadede dikkat dağınıklığı ve odaklanamama gibi ciddi sorunlar yaşanabilir.

    Çocuklar bilgisayar ve televizyonda izledikleri karakterlerle özdeşim kurup gerçek hayatta onlar gibi davranışlar sergileyip , onlar gibi görünmek isteyebiliyorlar; özellikle kız çocuklarının bilinçaltına beden algısı sokulabiliyor.

    Ekranda şiddet içerikli programlar, oyunlar ise erkek çocukları daha çok etkisi altına alıyor. Çocuğa “Sen güçlü olmak zorundasın” gibi mesajlar veriliyor. Ekrandan çok rahat psikolojik şiddet aşılanabiliyor. Bu nedenle çocukların izlediği, oynadığı programların içeriklerine mutlaka bakılması gerekiyor.

    ANNE BABAYA DÜŞEN GÖREVLER …

    Çocuğunuz telefonla veya bilgisayarda bir uygulama açtığı zaman, müthiş bir iş becermiş tepkisi vermeyin.

    Çocuğunuzu üç yaşına kadar ekrandan uzak tutun.

    Çocuğunuza bu konuda örnek teşkil edin, ekran karşısında geçirdiğiniz zamana dikkat edin, elinizden sürekli telefonu düşürmezken çocuktan aksi yönde bir davranış sergilemesini beklemeyin.

    Yemek saatlerinde çocukların televizyon karşında yemek yemelerine izin vermeyin, bu durum hem yemek alışkanlığını olumsuz etkiliyor, hem de çocuklar uzun süre uyarıcılara maruz kalmış oluyor.

    Çocuğunuzla nitelikli zaman geçirin, onunla oyunlar oynayın, etkinlikler düzenleyin, çocuğun çeşitli faaliyetlere (resim, dans, müzik, spor vb.) yönlendirin. Sosyal hayatta mutlu ve tatmin olan çocuk, sanal ortamdan uzak duracaktır.

    Evinizde ortak kararlar alıp kurallar belirleyin ve bu kurallara uyuması için çaba gösterin,

    3-6 yaş arasındaki çocukların günde 1 saatten fazla televizyon, tablet, bilgisayar karşısında zaman geçirmesine izin vermeyin, 6 yaşından sonra sabah 1, akşam 1 saatten fazla zaman harcamasına izin vermeyin.

    Çocuğunuza verdiğiniz sözleri tutun, kuralları uygulamakta tutarlı olun.

    Yeter ki ağlamasın, yeter ki sussun diye düşünmekten vazgeçin, bu şekilde yaklaşarak çocuğunuza ağladığı ya da tutturduğu zaman isteklerinin gerçekleşebileceğini öğretmiş olursunuz.

    Çocukları televizyondan, tabletten ayırdıktan veya oynama ve izleme saatini azalttıktan sonra o boşluğu çocuğunuzla beraber kaliteli zaman geçirerek doldurun.

    Çocuğunuzu bilgisayarı açmamakla, elinden tableti almakla telefonu vermemekle, televizyonu yasaklamakla tehdit etmeyin. kontrollü ve bilinçli olmayı öğretin.