Yazar: C8H

  • Çocuklarda ateş ölçüm metodları nelerdir ve nasıl ölçülmektedir?

    Çocuklarda ateş ölçüm metodları nelerdir ve nasıl ölçülmektedir?

    Bugün kullanımda çok farklı ateş ölçüm cihazları bulunmaktadır. Ateş ölçerler kullanılarak çocukların ateşleri koltuk altından, ağızdan, kulak zarından ve makattan ölçülebilmektedir. En eski ve en çok bilineni civalı cam termometrelerdir. Son yıllarda gündeme gelen civa zehirlenmeleri ile ilgili kaygılar bu tip termometrelerin kullanımının sorgulanmasına neden olmuştur. Bu termometrelerin kırılması ve civanın oda içine yayılımı solunum yolu ile civa alınımına neden olabileceği, seyrek olmakla birlikte ağızdan ölçümlerde termometrenin ağız içerisinde kırılması ve civanın yutulması gibi nedenlerle zehirlenme gelişmesi olasılığı düşünülerek civalı termometrelerin kullanımı sınırlandırılmıştır.

    Son yıllarda özellikle ev kullanımlarında yaygınlaşmış ve ölçüm tamamlandığında sesli uyarı veren, kullanım kolaylıklarına sahip ve kolay okunabilen ekranları ile dijital termometreler ön plandadır. Özellikle koltuk altı ve ağızdan ateş ölçümlerinde kullanılan bu termometrelerde en önemli sorun zamanla ölçüm duyarlılıklarını kaybetmeleridir. Hastane şartlarında veya kreş gibi ortak kullanımın söz konusu olabileceği ortamlarda enfeksiyon bulaş tehlikesi ve ölçüm güvenilirliklerinin tartışmalı olması nedeni ile tercih edilmemektedir.

    Genel olarak uzaktan ölçüm termometresi olarak da bilinen infrared termometreler ile kulaktan ölçüm yapılabilmektedir. Bu yöntemin en önemli avantajı temasa gerek kalmadan, uzaktan sıcaklığın ölçülmesine olanak tanımasıdır. Kullanım kolaylığı, kolay ulaşılabilir olması ve hijyenik oluşu da diğer avantajlarıdır. Kulak zarı, vücudun ana arterlerinden karotid arterin direkt dalından kanlandığı ve beyindeki ısı merkezi ile aynı atardamarın dalını kullandığı için vücut merkez sıcaklığını en iyi yansıtan odaklardan biridir. Bu termometrelerde karşılaşılan en önemli sorun dış kulak yolunda uygun olmayan yerleşime bağlı olarak hatalı ölçümler olabilmektedir. Ayrıca çalışma özellikleri nedeni ile kulak zarını net olarak görecek pozisyondan ölçüm yapmaları gerektiği için yenidoğan döneminde ve ilk bir yaşta ölçüm güvenilirliği düşüktür.

    Vücut sıcaklığının en yüksek ölçüldüğü vücut bölgesi makat’dır. Genel olarak güvenilir bir ölçüm bölgesi olarak kabul edilmesine rağmen, özellikle yenidoğan ve küçük süt çocuklarında makat yırtılması tehlikesi taşımaktadır. Büyük çocuklarda ve yetişkinlerde ise fiziki şartlar ve hastaların psikolojik tutumları nedeni ile de çok tercih edilen bir ölçüm bölgesi değildir.

    Koltukaltından ateş ölçümleri güvenli, kolay ve hastaya çok rahatsızlık vermeden uygulanabilir olması önemli avantajlardır. Özellikle ateşin yükselmeye başlaması ile birlikte küçük uç damarlarda kasılma geliştiği için koltuk altı ateş ölçümlerinde hata oranı artmaktadır.

  • DİKKAT EKSİKLİĞİ

    DİKKAT EKSİKLİĞİ

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) nöropsikiyatrik bir sorundur. DEHB hem çocukları hem de tedavi edilmezse yetişkinleri de etkiler. DEHB başta çocuğun kendisi olmak üzere aileyi ve toplumu ilgilendiren yönleriyle çocukluk çağının en önemli psikiyatrik sorunlarından biridir. DEHB, okul yaşındaki çocukların yaklaşık % 5-8’ini, yetişkinlerin ise yaklaşık %4- 5’ini etkilemektedir. Klinik verilere göre erkeklerde kızlara göre 3- 4 kat daha fazla görülmektedir. Belirtiler sıklıkla 7 yaşından önce başlar ve çocuğun günlük yaşamını etkileyecek boyutlara ulaştığında muhakkak tedavi edilmelidir. Erken teşhis edildiğinde tedaviden elde edilen sonuçların yüz güldürücü olması, DEHB’nin başta sağlık ve eğitim alanında çalışanlar olmak üzere çocuk ile ilgili tüm profesyoneller ve aileler tarafından mutlak bilinmesi gerekir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beynin ön bölümlerinde ve bu bölümle yakından ilişkili beyin yapılarında normallerden daha düşük kanlanma ve şeker kullanımı ve sonuçta da daha düşük aktivite olur. Beynin bu bölümünün kişinin kendini kontrol etmesi, dikkatin yoğunlaştırılması ve sürdürülmesi, isteklerini koşullara göre düzenlemesi ve planlama yapabilmesi gibi önemli görevleri vardır. Ancak bu yapısal ve işlevsel farklılığın neden meydana geldiği tam olarak bilinmemektedir.

    Ülkemizde DEHB ile ilgili doğru bilgi sahibi olanlar azınlıktadır. “Hareketli çocuk zeki çocuktur ”, “Enerjisi fazla geliyor, bırakın koşsun”, “Büyüyünce düzelir ” şeklindeki yanlış inanışlar da sorunun tanınmasını ve bir uzmana danışılmasını geciktirmektedir. DEHB olan çocukların % 50-70’inde ergenlik dönemlerinde de bu bozukluğun belirtileri devam eder, bu çocukların % 30-40’lık bölümü ise erişkinlikte de DEHB belirtilerini taşır.

    Bu çocukların akademik performansları zamanla düşer ve okul devamsızlığı, sınıf tekrarı, disiplin cezaları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Yine bu çocukların, ileri ki yıllarda yasalarla ilgili daha sık sorun yaşadıkları ve daha fazla trafik kazasına yol açtıkları tespit edilmiştir.

    Özetle DEHB basit, gelip geçici bir yaramazlık veya dikkat dağınıklığı olarak değerlendirilmemelidir. Aile öncelikle, çocuğunda dikkat eksikliği bozukluğu probleminin varlığını kabul etmeli ve çocuğun davranışlarını yönlendirirken bu durumu mutlaka göz önünde bulundurmalıdır. Dikkat sorunu çocuğun yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiliyor ve/veya akademik başarısını düşürüyor ise mutlaka yardım alınmalıdır. DEHB çocuğun suçu değildir, çocuğun elinde olmadan gelişen bir klinik tablodur. Bu durumda çocuğun tedavi edilmemesi aslında çocuğa yapılan bir haksızlıktır. Hak etmediği bir muamele ile karşılaşan çocukta, uzun vade de özgüven sorunu olması kaçınılmazdır.

    DEHB’nin öne çıkan özellikleri, dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketliliktir. Dikkat eksikliği çocuğun dikkat süresinin yaşına göre kısa olması ve özellikle okuma, yazma ve matematik gibi akademik alanlarda dikkatinin kolay ve çabuk dağılması anlamına gelir. Okulun başlamasıyla birlikte öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev yapmayı sevmez, anne, baba ya da öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Çeşitli bahanelerle (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Ders çalışırken sürekli yanlarında birini isterler. Üzerlerine aldıkları bir işi bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden başka işe geçerler. Dikkatsizliğe genellikle eşlik eden özellikler, çabuk dağılma, organize olamama, nesneleri takip edememe, basit hatalar yapma ve görevleri bitirememedir.

    Hiperaktivite kısaca, kıpırtılı olma, oturamama ya da oturmayı becerememe olarak tanımlanabilir. Hiperaktivite okul öncesi dönem (3-6 yaş arası) çocuklarında daha belirgin ve fark edilen bir belirtidir. Bu çocuklar oturmayı sevmezler, ev içinde koşuşturur, dur ve yapma sözünden anlamazlar. Oturmaları gereken durumlarda ise elleri ayakları kıpır kıpırdır. Zıplamayı, yükseklere tırmanmayı ve atlamayı çok severler. Ders çalışırken hatta TV seyrederken dahi şekilden şekile girerler. Çok konuşur, iki kişi konuşurken sık sık lafa girerler. Masanın başında oturamaz, dolayısıyla derslerini masada çalışmayı sevmezler.

    DEHB’nun tedavisinde sık olarak kullanılan yöntemler ilaç tedavisi, bireysel eğitim, anne-baba eğitimi,bireysel davranışçı tedavilerdir. Bu tedavi yöntemlerinden hangilerinin kullanılacağının kararı kişinin bireysel özellikleri dikkate alınarak belirlenir. Bugüne kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar, ilaç tedavisinin en etkin tedavi biçimi olduğunu göstermektedir. İlaç tedavisine, diğer tedavi biçimlerinden uygun olanlarının eklenmesiyle daha iyi sonuçlar alınmaktadır.

  • Ateş vücutta nasıl oluşmaktadır?

    Ateş vücutta nasıl oluşmaktadır?

    Ateş vücutta üç değişik mekanizma ile oluşmaktadır. Bu değişik mekanizmalarla oluşan ateşe, ateş düşürücü ilaçların cevabı da farklı olmaktadır.

    Birinci grupta enfeksiyonlar, kanserler ve bağ dokusu hastalıkları bulunmaktadır. Bu grupta beyindeki hipotalamus bölgesindeki ateş ile ilgili merkezde ısı yükselmesi olmaktadır. Bu tip ateşlerde ateş düşürücü ilaçlarla ve çevre ısısının düzeltilmesi ile ateş düşürülebilmektedir.

    İkinci tip ateş tiroid bezinin aşırı çalıştığı ve çevre ısısının aşırı arttığı durumlar ile aspirin gibi bazı ilaçların yüksek dozlarda alındığı salisilat zehirlenmelerinde oluşmaktadır. Bu grupta ısı kaybından fazla ısı oluşması söz konusu olup ateş düşürücü ilaçlar ateşi düşürememektedirler. Üçüncü grupta sıcak çarpması, bazı deri hastalıkları ve zehirlenmeler sonucu ateş oluşmaktadır. Bunlarda ısı kaybında sorun vardır ve ateş düşürücüler yine etkisiz olmaktadır.

  • SOSYAL MEDYA KALABALIK İÇİNDE YALNIZLAŞTIRIYOR

    SOSYAL MEDYA KALABALIK İÇİNDE YALNIZLAŞTIRIYOR

    Sosyal medyanın insan hayatına etkilerini değerlendiren Ceren Yağcıköseoğlu, “paradoks” olarak nitelediği sosyal medyanın ilk bakışta sürekli haberleşme sağlıyormuş gibi göründüğünü, ancak düşünülenin aksine bireyleri asosyalleştirdiğini söyledi. Sosyal medya kullanımındaki artışla birlikte iletişim kurmakta zorlanan bir topluma dönüştüğümüzü söyleyen Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, “Sosyal medya insanları kalabalıklar içerisinde yalnızlaştırıyor” dedi.

    Niçin Kullanılıyor?

    Sosyal medya, yaygınlaşan internet ile birlikte hayatımızın bir parçası haline geldiğini belirten Ceren Yağcıköseoğlu, “Önceleri interneti, film izlemek, müzik dinlemek, haberleri takip etmek ve bilgi araştırması yapmak için kullanırken şimdilerde ise daha çok facebook, instagram ve twitter’da neler olmuş onları takip etmek için kullanır hale geldiğimiz bir gerçek” diyerek sosyal medyanın insanlar üzerindeki etkisine dikkat çekti.

    Dikkat çeken istatistikler

    Son yıllarda sosyal medya kullanımına yönelik istatistiklere işaret eden Yağcıköseoğlu, şu bilgileri paylaştı: “Türkiye’de en çok kullanılan sosyal medya platformlarına baktığımızda ilk sırada %32 ile Facebook’un yer aldığını görüyoruz. Facebook’u %24 ile WhatsApp, %20 ile Facebook Messenger , %17 ile Twitter, %16 ile Instagram takip etmektedir. Her bir dakikada 694.980 durum güncellemesi oluyor ve 532.080 twitt atılıyor, her beş dakikasının birini online olmaya ayıranların oranı ise %40 ve her gün 250 milyon fotoğraf ekleniyor ve %35’i kişinin kendisine ait fotoğraflar.”

    Sergilenen öte kimlik

    Sosyal medyanın yaygınlaşmasını sağlayan etkenlere değinen Yağcıköseoğlu, şöyle konuştu: “Sosyal medya platformlarından herhangi birine üye olmak bile paylaşım yapma isteğini arttırıyor. Tabi ki kullanım amacı, aslında kişilik yapınızın bir parçasını sergilerken bir de kişinin hiç olmayan yönlerini görmesini, sergileme isteğini arttırıyor. Kimileri sosyalleşmeyi, sosyal medyayı kullanarak sağlamaya çalışıyor, kendi hayatlarınıza dair istediklerinizi rahatlıkla paylaşabiliyorsunuz ve takip ettiğiniz kişilerin hayatlarını izleyip, bilgiler edinebiliyorsunuz. Yüz yüzeyken ifade edemediklerinizi, bu yolla çok rahat ifade edebiliyorsunuz, bu şekilde gerçekten öte bir kimlik sergiliyorsunuz aslında”

    Davranış kalıpları

    Sosyal medyayı cazip kılan sebeplere değinen Yağcıköseoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Arkadaş ziyaretleri, yüz yüze sohbetlerde de sosyal medya konuşulur oldu, oradan kimin ne kadar sosyal medyaya zaman ayırdığını ve kimleri takip ettiğini hatta hangi ayrıntılara dikkat ettiğini gözlemleyebiliyorsunuz. Duygusal ilişkilerin başlangıç, süreç ve bitişinde de önemli rol oynuyor. İlişkiyle ilgili önemli gelişmeler, nişan-düğün davetleri, tüm dilekler için kullanılırken. Eş-sevgili-flört’ün neler paylaştığı, neleri beğendiğinden tutun tüm hareketlerinden anlam çıkarmaya çalışıp, ilişkileri sosyal medya üzerinden yaşamak da son zamanlarda şahit olduğumuz davranış kalıpları arasında.”

    Hikayeler gerçeğe mi dönüşüyor?

    2013 yılında beyazperdeye yansıyan ve yapay zeka programındaki bir kadın sesine karşı duyduğu aşkı konu alan bir erkeğin hikayesinin anlatıldığı, senarist ve yönetmen Spike Jonze’un HER(AŞK) filmine atıfla, filmlere konu olan fantastik öykülerin günümüze çok da yabancı olmadığını sözlerine ekleyen Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, “Sosyal medya kullanımı bu denli artmış, hayatımızın her alanına girmiş ve ona bağımlılığımız her geçen gün artarken, rahat rahat sosyal medyadan sosyalleşmek varken, topluluğa girmek, toplulukta sıkışmış kalmış hissetmekten kaçar olduk ve zamanla daha yalnız ve iletişim kurmakta zorlanan bireyler haline doğru dönüşmeye devam ediyoruz” diye konuştu.

  • Ateşin tanımı nedir?

    Ateşin tanımı nedir?

    Ateş vücut ısısında yükselme olarak tanımlanmaktadır. Normal vücüt ısısı ölçümün yapıldığı zamana ve ısının alındığı vücut bölgesine göre değişmektedir. Normal vücut ısısı koltukaltından 36,5-37 derece , ağızdan 37,5 derece, kulak zarından 37,5 derece ve makattan 38 derecedir. Bu derecelerin üstü ateş olarak tanımlanır.

    Ateş, beyinde hipotalamus olarak bilinen bir bölge tarafından kontrol edilmektedir. Vücut ısısı sabah saatlerinde en düşük, öğle ve özellikle akşam saatlerinde en yüksek olmaktadır. Vücut ısısı gün içerisinde böyle bir değişim gösterirse de, hipotalamus vücut ısısını oldukça dar bir aralıkta tutmaya çalışmaktadır. Karaciğer ve kaslarda oluşan ısının düzenlenmesi ve deri ve akciğerler yolu ile ısı kaybının sağlanması da yine aynı merkezin kontrolu altında oluşmaktadır.

  • ÇOCUKLARININ HAYATLARINI YUTAN EBEVEYNLER

    ÇOCUKLARININ HAYATLARINI YUTAN EBEVEYNLER

    Son zamanlarda gerginim ve mutsuzum. Geceleri uyumakta zorluk çekiyorum, birkaç kadeh bir şeyler içersem biraz gevşiyorum, sonra bir koltukta uyuya kalıyorum. İki kızım da akşamları onlarla ilgilenmediğimi söylüyor. Son zamanlarda annemler yüzünden eşimle çok sık tartışıyoruz. Sanırım artık kendime zarar veriyorum.

    Eskişehir’de İşletme Fakültesi bitirmiş olan , 38 yaşındaki bu danışanımın aile öyküsünü almaya başladığımda; maalesef ki , anne ve babası tarafından yutulduğu ve bireyselleşmesine hiç izin verilmediği gerçeği ile yüzleşmesi gerekecekti:

    Üniversiteyi kazandığımda annem benimle birlikte Eskişehir’e geldi, ev tuttuk ve dört yıl birlikte okuduk. Başlangıçta bu durum hoşuma gitmişti ancak her şeyime müdahale ediyordu.

    Kız arkadaşlarıma hep bir kulp buluyor, beğenmiyordu. Bir gün evlenmek istediğimi söyledim. Anında babam kız arkadaşımın memleketi olan Rize’ ye gitti ve bütün ailesini araştırdı. Maddi durumları pek iyi değildi, annem “ ele güne rezil oluruz, gelinin kimlerden ? ” diye sorarlarsa ne diyeceğim diyerek bütün evlilik sürecimi burnumdan getirdi.

    Sonunda baktılar ki kararlıyım, onlarla birlikte yaşamam şartı ile kabul ettiler. Oturdukları siteden bir ev ve araba aldılar. Babamın iş yerinde çalışmaya başladım. Ancak ne yaparsam yapayım babam bir türlü beğenmiyordu. Tam on sene gecemi gündüzüme kattım, sırf onu mutlu etmek, takdirini kazanmak için çalıştım. Son beş yıldır şirketin karı üçe katlandı, ama babamın gözünde hep başarısız bir çocuk olarak kaldım.

    Çocuklarımız doğdu, bu sefer de anne- babalığımızı beğenmediler. Çocuklarımızın bütün eğitimini üstlendiler. Ne zaman itiraz edecek olsam babamın büyüklüğü karşısında eziliyor, kekeliyor, neredeyse 3 yaşında çocuk gibi korkuyorum. Hep laflarım ağzımda kalıyor.

    Bir keresinde anneme bahsedecek oldum, babama söylemiş, çok aşağılayıcı bir ses tonuyla “ Benim evimde, benim paramla yaşıyorsun, madem beğenmiyorsun her şeyin anahtarını bırak ve git, bir daha da bana baba deme “ diyerek bağırdı.

    Ne zaman benim de büyüdüğümü, bir yetişkin olduğumu kabul edecekler? Beni bir kukla gibi oynatmaktan ne zaman vazgeçecekler?

    “Her şey senin iyiliğin için..” yalanını söyleyen ebeveynler; ;

    • Kendi tatminsizlikleri ve terk edilme korkuları yüzünden , çocuklarının kontrol iplerini hep ellerinde tutmak isterler.
    • Kontrolü elinde tutmak için de “her şey senin iyiliğin için…”yalanını söylerler.
    • Bir yandan mali desteklerini zalim ve yıkıcı bir şekilde kullanırken , bir yandan da kendilerini cömert ve yüce göstermeye çalışırlar.
    • Çocuklarına vazgeçemeyecekleri imkanlar sunarak kendilerine bağımlı hale getirirler.
    • Çocuklarının büyüdüklerini kabul etmez, onlar anne baba olsalar bile yetersizliklerini yüzlerine vururlar
    • Duygusal davranarak, çocuklarında suçluluk duygusu yaratırlar.
    • Genellikle kardeşlerden birisini kurban seçerler ve kardeşleri birbirleri ile kıyaslarlar.
    • Bu durum, sürekli eleştiriye maruz kalan kardeşin, diğer kardeşi kıskanmasına ve ilerde aralarındaki kardeşlik bağlarının zayıflamasına sebep olur
    • Sağlıklı aile yapısında ergenlik döneminin sonunda gerçekleşmesi gereken bu bireyselleşip yetişkin olma süreci, kontrolcü anne babaların çocuklarında bir türlü gerçekleşemez
    • Sonunda ; mutsuz, çaresiz, içe kapanık ve suçlayıcıçocuk yetişkinlerolarak kalırlar.
  • Çocuklarda ateş ne kadar sıklıkta görülmektedir?

    Çocuklarda ateş ne kadar sıklıkta görülmektedir?

    Bugün için çocuk acillere ve polikliniklere en sık başvuru nedenini ateş oluşturmaktadır. Acil servis doktorlarının en sık karşılaştıkları tablo ateş yakınması ile başvuran çocuklar olmaktadır. Tüm çocukluk çağı acil başvurularının %30’undan fazlası ateş yakınması ile olurken çocuk poliklinikleri başvurularının %10 ile %20’sinde esas yakınma ateş olmaktadır.

    Ateş, hastalıklarda organizmanın bağışıklık yanıtı, savunma düzeneğinin bir parçası olmasına karşın ailelerde ciddi korku ve kaygıya neden olmakta, ateş süresi uzadıkça korku bazen paniğe dönüşebilmektedir. Bu durum, ailenin yanısıra doktorları da etkilemekte, kaygı ve panik hali ateşi düşürmek için kimi zaman gereksiz, kimi zaman da hastaya zararlı olabilecek uygulamaların yapılmasına neden olmaktadır. Bu yanlış tutum ve uygulamaların en başında da antibiyotiklerin ateş düşürücü olarak kullanılması gelmektedir. Ateş bir hastalık olmayıp bir bulgudur. Ateşli bir çocukta bu bulgunun ortadan kaldırılması için, ateşe neden olan esas hastalığın ortaya çıkarılması gerekmektedir.

  • SOSYAL MEDYA ÇILGINLIĞI

    SOSYAL MEDYA ÇILGINLIĞI

    Sosyal medya yaşantımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Son 2 yıldır çiftlerin birbirlerinden en çok şikayet ettikleri konuların başında geliyor “ eve gelir gelmez elinde telefonu, saatlerce facebookta, instagramda sörf yapıyor” diyerek söylenen çiftlerin sayısı giderek artıyor.

    Bir erkek danışanım 12 yıllık eşini artık tanıyamadığını akıllı telefon aldı alalı evde yemek bile yapmak istemediğini, sürekli mesajlaştığını ve başkalarının hayatlarını merak ederek, sürekli takip ettiğinden şikayetçiydi.

    Tabi evde anne babalar böyle oldukça çocukları da aynı derecede hatta daha fazla sosyal medya ile vakit geçirmeye başlıyor. Hiç tanımadığı kişilerle tanışma tehlikesi olduğu gibi, sırf arkadaşı diye çok fazla güven duyarak pek çok iletişim kazası yaşanabiliyor.

    Örneğin; 15 yaşındaki bir gencin sosyal medya hesabı çalınmış ve onun adına başkalarının olduğu cinsel içerikli videolar paylaşılıp açık adresi ve telefonu paylaşılmıştı. Genç kız bu yaşanılanlardan depresyona girmiş, aile ilişkileri bozulmuş, hatta intihar etmek istemiş ve bir süre çocuk ve ergen psikiyatri servisinde gözetim altına alınmıştı.

    BENLİK ALGISI DÜŞÜK OLANLAR SOSYAL MEDYADA DAHA ÇOK ZAMAN GEÇİRİYOR

    • Benlik algısı daha düşük olan insanlar sosyal medyada kendisini daha güçlü hissediyor , gerçek yaşam yerine sanal ortamı tercih ediyor,
    • Ne yazık ki, sosyal medyada paylaşılanların çoğunun gerçek yaşantılarını yansıttığına inanıp, diğer insanların kendisinden daha iyi bir hayatı olduğuna inanıyor.
    • Başka insanların hayatını takip etme ve başkaları hakkında dedikodu yapma isteğini arttırıyor
    • Gerçek hayatta söylemeye çekindiği fikirlerini sanal ortamda kolaylıkla paylaşabildiği için çoğu zaman saldırganlık duygusunu arttırıyor( bu durum KLAVYE KAHRAMANLIĞI terimini doğuruyor)
    • Özgüveni düşük kişiler veya ailelerinde yeterince ilgi görmeyen ve sevilmediğini hisseden gençler kendilerini olmak istedikleri kimlikte tanıtıyor ve takipçi sayısını arttırmak için yalancı kahramanlar yaratıyor
    • Özellikle toplumsal olaylarda yalan yanlış bilgiler yayarak toplumsal tepki oluşturmayı amaçlayan kişilerin sayısı giderek artıyor
    • Hangi bilgi doğru hangisi yanlış ayırt etmek zorlaşıyor
    • En önemlisi de gerçek yaşamdaki “ANI” kaçırarak , paylaşım yapacağım diyerek sürekli fotoğraf karelerinde sıkışılıp kalınıyor, selfie bağımlıları giderek artıyor
    • Sonuçta uyku bozuklukları, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozuklukları , içe kapanma ve agarofobi ( açık alan korkusu ) gibi psikolojik hastalıkların gelişme riski artıyor

    ANNE BABALAR NELERE DİKKAT ETMELİ?

    • Ailece bir arada olduğunuzda siz başta olmak üzere evde ortak paylaşım saatleri yaratın ve telefonlarınızı kapatın
    • Gerçek arkadaşlarınızla gerçek ortamlarda ilişkilerinizi ihmal etmeyin, çocuklarınıza örnek olun
    • Çocuklarınızla kaliteli zaman geçirin, çocuğunuza sürekli internette vakit geçirmeyi bırakmasını söylemek yerine onun sahip olduğu farklı ilgi alanlarını ve hobilerini keşfetmesine yardımcı olun.
    • 12-13 yaşına kadar çocuklarınıza cep telefonu almayın, telefon alacaksanız bile interneti açık olan akıllı telefonları kullandırmayın
    • Çocuğunuzun internette takip ettiği , üyesi olduğu siteleri kontrol edin
    • Çocuklarınıza yararlı sitelerle yararsız olanları ayırt etmesini öğretin, internette araştırma yapmayı , bilgi edinmek için güvenli siteleri nasıl seçeceğini öğretin
    • Çocuklarınızı siber zorbalık, başkalarının hesaplarını takip etme ve uygunsuz şeyler paylaşma gibi internetin kötü tarafları hakkında da mutlaka uyarın
    • Çocuğunuzun sanal suçlar hakkında bilgilendirin .
  • Sık ateşlenen çocuk

    SIK ATEŞLENEN ÇOCUKLARDA (PFAPA) DÜŞÜNÜLMELİDİR

    Periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal adenit Semptomları ile tanınan bu antiteye dikkat çekmek isterim.

    PFAPA sendromu, çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülmektedir. Sendrom erkeklerde genellikle kızlardan daha sık görülmektedir. PFAPA sendromunun en önemli bulgusu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0-40.6ºC’ye yükselen ateştir.Ateş ortalama 4 gün sürmekte ve spontan olarak gerilemektedir.

    Hastaların ateşinin antibiyotik ve non-steroid antiinflamatuvar ilaçlara yanıt vermemesi dikkat çekicidir. Ateşle beraber aftöz stomatit %70, farenjit %72 ve servikal adenit %88 oranında eşlik etmektedir (5). Aftöz stomatit genellikle grup yapmayan 5 mm’den küçük, yüzeyel ülserler şeklindedir. Bunlar skar bırakmadan 5-10 gün içinde iyileşirler.

    Tonsillerde genellikle non-eksudatif eritem görülebildiği gibi kript ve membranlar da görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü normal boğaz florası olarak saptanır. Servikal lenfadenit genellikle bilateral, çapları 5 cm’yi geçmeyen, ağrısız, hareketli lenfadenopatilerdir. Servikal bölge dışındaki lenf bezlerinde büyüme görülmez. PFAPAsendromuna özgü bir laboratuvar bulgusu bulunmamaktadır. Ataklar sırasında lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızında artış görülmektedir. Atak aralarında ise klinik ve laboratuvar bulguları tamamen normale dönmektedir.

    PFAPA sendromunun nedeni bilinmemekle birlikte viral ve otoimmün mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.Yineleyen ateş atakları olan bir çocukla karşılaşan hekimlerin bu hastalıklara özgü bazı ipuçlarından yararlanarak tanı koymaları mümkündür.(PFAPA) sendromu ender hastalıklardan biridir .. Bu sendromun hastalığa özgü laboratuvar bulgusunun olmayışı hastalığın tanısını güçleştirmektedir.

    PFAPA sendromu ender görülse de, sendromu oluşturan ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenit gibi bulguların çocuklarda sık rastlanan muayene bulguları olması nedeniyle atlanabilir. Hekim bademcikler iltihaplı diyebilir çünkü farenjit mevcuttur hakikaten ama ateşin tekrar edişi gözden kaçırılmamalıdır.Antibiyotik ve ateş düşürücü kullanılmasına karşın ateşin 5-6 gün sürdükten sonra normale döndüğü vakalarda, yineleyen ateş nedeniyle ayrıntılı biçimde incelenen hastada ailevi Akdeniz ateşi (FMF) açısından DNA analizinde mutasyon saptanmaması önemlidir.

    PFAPA sendromu düşünülen hastaya atak başlangıcında 1mg/kg tek doz prednizon tedavisi verilip bu tedaviyle hastanın klinik bulguları bir gün içinde hızla düzeliyor mu test edilerek tanıya gidilebilir. Hastanın prednizolon aldıktan sonra saatler içinde semptomlarında iyileşme olduğu gözlenmesi tanıda kıymetlidir.PFAPA sendromunda ataklar yıllar boyu sürebilmektedir,ailelere çocukta sekel kalmayacağı, gelişiminin etkilenmeyeceği ve hastalığın kendiliğinden iyileşeceği anlatılmalıdır.

  • Çocuklarınıza  Cinsel  Eğitimi Doğru zamanda doğru bilgilerle vermelisiniz

    Çocuklarınıza Cinsel Eğitimi Doğru zamanda doğru bilgilerle vermelisiniz

    Cinsellik biyolojik ve sosyal olarak inşa edilen, kültürel ve dini inançları yansıtan bir olgudur.

    Anne babalar çocuklarıyla konuşmaktan utandıkdıkları için bu konuda konuşmayı sürekli ertelerler.

    Çocuklar ise tüm masumiyet ve saflıkları ile öğrenmeye ve meraklarını gidermeye yönelik sorular sorarlar. Çoğu anne baba bu sorulara hazırlıksız yakalanırlar ve beklenmedik anda gelen bu sorular kaygı yaratır. Kaygı da hata yapma olasılıklarını arttırır.

    Ebeveynler çocuklara duyusal uyaranları nasıl yorumlayacaklarını ve deneyimlerini tanımlarken hangi kelimeleri kullanacaklarını öğretirler. Ayak parmağı ya da göbeği gıdıklandığında agulayıp kahkaha atan bebek, cinsel organına dokunulduğunda aynı tepkiyi verir. Bebek, vücudunun bu kısmının cinsel bir bölge olduğunu henüz öğrenmemiştir. Çünkü yetişkinlerin zihinlerindeki cinsel kavram ve düşüncelere sahip değildir. Çocuk için burası zevkli tepkiler veren vücudun her hangi bir bölümüdür. Anne babaların bu bölgeler hakkında nasıl tepkiler verdiği ve onu nasıl tanımladığı önemlidir. Demek ki çocuklar için cinsellik yetişkinlerde olduğundan farklıdır.

    Genel anlamda cinsel eğitim; çocukların ve ergenin bedensel, duygusal, sosyal, zihinsel ve cinsel gelişimlerini takip etmek, kız ve erkek rollerini kabul etmesine, kendi cinsinin özellikleri ve karşı cinsin özellikleri ile bir bütün içinde yaşamasına yardımcı olmak amacıyla verilen  bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarıdır.

    Cinsel eğitim doğumdan başlayan ergenlik dönemini de içine alan uzunca bir süreçtir. Gerek anne, gerek baba tarafından verilecek cinsel eğitim, çocukların ve ergenin başka kaynaklara yönelmesini engelleyecektir.

    Cinsel eğitime başlamak için belli bir yaş bulunmamasına rağmen, anne babalar, çocukları okul öncesi dönemdeyken (3-4 yaş dolaylarında) ilk sorularla karşılaşırlar.

    Açıklamalar sade bir dille, rahat, utanmadan  ve bilimsel kaynaklardan yararlanarak yapıldığı takdirde gelecekte karşılaşılabilecek olası zorluklar yaşanmayacaktır.

    Anne babalar çocuğa iyi ve kötü dokunuşu ayırt etmeyi öğretmeli, uygun cinsel davranışın sınırlarını belirlemeli, çocuğu doğru cinsel bilgiyle donatmalılar.

    Demokratik aile ortamında yetişen çocukların, cinsel gelişim sürecinde sorun yaşama olasılıkları azdır. Merak ettiklerini rahatlıkla sorabilir ve uygun yanıtlar alabilirler. Kendilerine olan güvenleri nedeniyle  ve ne isteyip ne istemediklerini rahatlıkla ifade edebildikleri için cinsel tacize uğrama olasılıkları çok azdır. Çünkü bunu önleyebilirler. Herhangi bir duygusal açlık yaşamadıkları için, bu anlamda kendilerini kullandırmaları söz konusu değildir. Sağlıklı kız/erkek arkadaş iletişimini rahatlıkla kurabilirler.

    Ergenlik döneminde babası ile konuşabilen onun tarafından kabul gören ve aşağılanmayan , çocukluğundan itibaren baba oğul kaliteli zaman geçiren bir erkek ergenin cinsel kimlik bulma süreci sağlıklı geçecektir.

    Aynı şekilde annesi ile h,iç korkmadan, yalan söyleme ihtiyacı duymadan konuşabilen kız çocuğu da merak ettiği tüm bilgiyi annesinden alabildiğinde yanlış bilgilerle donanmayacak , sınırlarını bilecek ve ileride kendi cinsel kimliği ile barışık, sağlıklı bir cinsellik yaşayabilecektir.

    Gençlere verilecek cinsel eğitimde en önemli mesaj  , cinselliğin sadece kadın erkek arasındaki fiziksel bir ilişki olmadığı , aynı zamanda duygusal , sevgiye ve saygıya dayalı bir ilişki olduğudur.

    Cinsel İstismar nedir? Nasıl çocuğumu korumalıyım?

    Cinsel istismar, bir çocuk ya da yetişkinin başka çocuk/çocukların veya başka yetişkin/yetişkinlerin, istemediği cinsel davranışlarına maruz kalmasıdır. Cinsel istismar, genelde çocuğa yakın olan kişiler tarafından  gerçekleştirilmektedir. Bu tür eylemler yinelenen tarzda olduğunda çocuk için daha ağır sonuçlar doğurabilir.

    Çimdikleme, okşama, sıkıştırma, öpme, el ile sarkıntılık etme, laf atma, uygunsuz sözcüklerle rahatsız etme, cinsel ilişkiye teşebbüs, tecavüz cinsel istismar kapsamına girer. İstismarın verdiği hasar; sürekliliğine, çocuğun yaşına, istismar edenin çocuğa olan yakınlığına, bağlılık derecesine ve aradaki yaş farkına, fiziksel zorlama ve şiddet içermesine, istismar davranışının derecesine bağlı olarak değişir.

    Cinsel istismarın derecesi ne olursa olsun unutulmamalıdır ki kimse cinsel istismara maruz kalmak istemez; kimse cinsel istismarı hak etmez; hiçbir davranış cinsel istismarı, taciz ve tecavüzü haklı gösteremez ve her türlü cinsel istismar kanunlar ve toplum önünde suçtur.

    Çocuğumu cinsel istismardan korumak için ne yapmalıyım?

    • Anne baba olarak, cinsel istismar konusunda bilgili ve bilinçli olmalısınız
    • Çocuğunuza yeterince ilgi ve şefkat göstermeli,  güven ve sevginizi hissettirmelisiniz.
    • Çocukla açık iletişim kurmalı, sizden korkmamasını sağlamalısınız ki size olası yaklaşımları rahatlıkla anlatabilsin
    • Çocuğu severken sevgi göstermenin yolu ellemek, sağını solunu çimdiklemek, ısırmak değildir. Böyle sevilen çocuklar sevgiyi göstermenin yolunun “dokunmak” olduğu yargısına sahip olurlar. Bu da istismar ile sevgi göstermeyi ayırt edememelerine neden olur.
    • Yabancı insanlarla öpüşmemesi, yanına fazla yaklaşmalarına izin vermemesi ve kuşkulu davranışların neler olduğunu öğretilmelidir.
    • Hayır deme becerisi öğretilmelidir. Günlük yaşamda hayır diyemeyen çocuk böyle bir durumda da “HAYIR” deme becerisini gösteremeyebilir.
    • “ Hiç kimsenin senin, özel yerlerine dokunmaya hakkı yoktur. Hiç kimsenin seni, kendi özel yerlerine dokundurtmaya  da hakkı yoktur. Birisinin senden özel yerlerine dokunmanı istemesi ya da seninkilere dokunması saklayacağın bir sır değildir. Anlatmama sözü vermiş olsan bile, anlatırsan başına çok kötü şeyler geleceği söylenmiş olsa bile, böyle bir şey olursa anlatmalısın. Mutlaka söylemelisin. Sır saklaman gerektiği doğrudur. Ama bu saklanmaması gereken kötü bir sırdır.”

    Çocuğum ergenlik yaşında; onun cinsel istismara uğramaması için ne yapmalıyım?

    Çocuğunuzla bir arkadaş gibi konuşmalısınız, şu konularda onunla açık ve net konuşmalısınız…

    • Genç kendi cinsel arzularını ve sorunlarını bilmelidir.
    • Hoşlanmadığı bir durumla karşılaştığında net olarak hayır diyebilmelidir.
    • Yanlış anlaşılmamak için duyguları, davranışları ve sözlerinin uyum içinde olması gerektiğini bilmelidir.
    • Kendi başına gidip dönemeyeceği yere iyi tanımadığı birinin eşliğinde gitmemelidir.
    • Yaşı tutmuyorsa disko, bar, vb. yerlere gitmemeli, başkalarından içecek ve yiyecek almamalıdır.
    • Alkol ve uyuşturucular sağlıklı düşünmeyi ve kendini ifade etmeyi engelleyebileceği için bunlardan uzak durmalıdır.
    • Arkadaşının yönlendirici olmasına izin vermemelidir.
    • Süreklilik arz eden istismar davranışlarını mutlaka yakınlarına bildirmelidir.
    • Cinsel istismara (saldırı, tecavüz, vb.) uğradığında hemen kendisini anlayabilecek, destek  ve yardımcı olabilecek bir yakını ile bu durumu paylaşmalıdır.