Yazar: C8H

  • Bebeklerde kalp hastalıkları belirtileri nedir?

    Bebeklerde kalp hastalıkları belirtileri nedir?

    Bebeklerde kalp hastalıkları hangi belirtilerle ortaya çıkıyor? Anne babaların özellikle dikkat etmeleri gereken noktalar nelerdir?

    Bebeğinizde morarma, sık nefes alıp verme, solunum zorluğu ve beslenme güçlüğü varsa nedeni morarma ile seyreden doğuştan kalp hastalığı olabilir. Bunlar hayatın ilk günlerinde görülmekte olup acil olarak çocuk kalp hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Bu grup hastalıklarda erken tanı ve erken ameliyat hayat kurtarıcı olmaktadır.

    Bebeğinizde beslenme süresinin ortalama 20 dakikadan daha uzun sürmesi, beslenirken yorulması ve nefes nefese kalması, özellikle saçlı deride olmak üzere aşırı terlemesi ve yeterli kilo alamaması doğuştan kalp hastalığına bağlı kalp yetmezliğini düşündürmelidir. Acil olarak hastalığın tanısı ve kalp yetmezliğinin tedavisinin verilmesi gerekmektedir.

    Özellikle yenidoğan dönemini aşmış bebeğinizde sık nefes alıp verme ile birlikte solunum zorluğu, çok sık akciğer infeksiyonu geçirmesi, aşırı terleme, beslenme güçlüğü ve kilo almada yetersizlik varsa kalp odacıkları arasındaki bölmelerde geniş deliklerin olabileceği düşünülerek tanı konulması amacı ile çocuk kalp hastalıkları uzmanına başvurulması gerekmektedir.

    Küçük çocularda çabuk yorulma, beslenme bozuklukları, huzursuzluk, terleme, solunum bozuklukları ve gece uykudan aniden uyanarak uzun çığlıklar atması; daha büyük çocuklarda eforla yorulma ve efor sonrası ortaya çıkan bayılma atakları, nöbet benzeri belirtiler, halsizlik, başdönmesi, çarpıntı ve göğüs ağrısı kalpte ritm ve ileti bozukluklarının haberci bulguları olabilmektedir.

  • Cinsel Sorunların Çözümü

    Cinsel Sorunların Çözümü

    Geçmişten günümüze insan hayatında önemli bir yere sahip olan, zevk, heyecan ve mutluluk kaynağı cinsellik, beraberinde bir takım uyum sorunlarını da getirir. Bu sorunlara bilimin ışığında profesyonel cinsel terapi yöntemleriyle etkin çözümler sunulmaktadır. Cinsel terapi, çiftlerin duygusal ve davranışsal sorunlarını çözerek, ruhen ve bedenen uyumlu olmalarını, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesini ve korunmasını amaçlar.

    Cinsellik yemek içmek kadar insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Gerek doğuştan gelen dürtüler nedeniyle hormonların etkisi, gerekse insanın neslini devam ettirmesi, üremesi için olmazsa olmaz bir eylem olduğu için çok önemsenmiş ve önemsenmeye de devam edilecektir. Kısacası insanoğlunun vazgeçilmezlerinden biridir. Bunda rağmen ortada bir paradoks vardır. Çok önemsenen ancak çözümü için çokta çaba gösterilmeyen, yanlış yöntemler kullanılan, ya da sorunun bir eksiklik yetersizlik gibi görünüp bastırılması, soruna rağmen sorunsuzmuş gibi davranılması söz konusudur. Yıllarca çiftlerin ilişkiye girememesi (vajinismus, iktidarsızlık), yetersiz ve doyumsuz ilişki yaşama(erken boşalma), cinsel uyum sorunları gibi birçok soruna rağmen bu konuda danışmanlık almak, tedavi görmek yerine bu durumun kabullenilmesi ilişkilerde onarılmaz yaralar açmakta, telafisi zor sonuçlar doğurmakta ve çiftlerin mutsuz bir hayat sürmelerine neden olmaktadır.

    Son yıllarda boşanma oranlarının %20 sinin nedeninin cinsel uyum sorunları olduğu, 40 yaş üzerindeki erkeklerin cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70’e kadar çıktığını tespit edilmiştir. Kadın cinsel fonksiyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü söylenmektedir. Örneğin erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken kadında yüzde 43 oranında olduğu yapılan araştırmalarca saptanmıştır. Yani ortalama her 10 erkek ve kadından 7’si cinsel problemler yaşamaktadır. Tedavi oranına bakıldığında ise çok düşük bir oran gözükmektedir. Çiftler mutsuz ve keyifsiz bir cinsel hayatı adeta çaresizce yaşamaya devam etmektedirler. Sorunlu bir cinsel hayat boşanma, aldatma, evde huzursuzluk, işte verimsizlik, küçük şeyleri büyütme sorun yapma gibi birçok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.

    Oysa birlikteliği heyecanlı ve dinamik tutmak, zevkli ve eğlenceli hale getirmek, hayatı doyasıya yaşamak herkesin hakkı. Nasıl ki fizyolojik bir rahatsızlıkta hiç tereddüt edilmeden doktora gidiliyorsa yaşanan cinsel uyum sorunlarında da vakit kaybetmeden cinsel terapiste başvurulmalıdır. Kısa sürede kesin sonuçlar alınan cinsel terapiler evlilik hayatını doyasıya yaşanası bir hale getirebilmektedir. Kültürümüzde utanılan, konuşmaktan kaygı duyulan cinsel hayat, önemsiz gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa çift terapilerinde insanlar duygularını, düşüncelerini ifade ettiklerinde hiçte öyle olmadığını anlamaktayız.

    Cinsel sorunu olan birçok kişinin mail ve mesaj yoluyla yardım istediklerini görüyoruz. Örneğin: “Sizce cinsel birleşme yaşamak şart mı? Sık sık sevişmek zararlı mı? Eşimin cinsel gücünü azaltmak için ne yapabilirim? Evliliğimiz zarar görmesin diye kendimi zorlamalı mıyım? Sertleşme problemleri yaşıyorum, bu sorundan nasıl kurtulabilirim? 3 yıllık evliyiz ve hâlâ cinsel birleşme yaşamadık ne yapmalıyız? İlişki ona iğrenç bir olay gibi geliyor. Eşim yıllarca beni suçladı. Cinsel ilişki sırasında korku ve sıkıntılarım oluyor. Çocuk sahibi olmak istiyorum. Eşimle bugüne kadar cinsel ilişkiye girmeyi başaramadık. Mastürbasyon erken boşalmaya yol açabilirmiş? İlişkiye girer girmez hemen boşalıyorum, kendimi tutamıyorum. Bende erken boşalma oluyor ilerde çocuk sahibi olamaya engel mi? İlk başlarda eşime karşı olan cinsel ilgim zamanla azalmaya başladı. Eşimi seviyorum ama o artık onun beni sevmediğini düşünüyorum, Korkudan hiç bir şey yapamıyorum.” gibi…

    Başlıca Cinsel Sorunlar:

    Vajinismus, Erken Boşalma, Cinsel İsteksizlik, (Cinsel Soğukluk – Frigidity) Cinsel İlişkiden Tiksinme, Kadınlarda Cinsel Uyarılma Bozukluğu, Erkeklerde Cinsel Doyumsuzluk (Satiriasis), Kadınlarda Cinsel Doyumsuzluk (Nemfomani), Cinsel İlişki Bağımlılığı, İlişki Sonrası Sıkıntısı, İktidarsızlık, Cinsel Ağrı Bozukluğu (Ağrılı Cinsel Birleşme – Disparoni), Erkekte Orgazm Bozukluğu,Kadında Orgazm Bozukluğu.

    Cinsel terapi süreci nasıl işler?

    Çiftlerin ikisinin birlikte katılmasını önemsediğimiz cinsel terapinin ilk seanslarında değerlendirme görüşmeleri yapılır; cinsel sorunların nedenleri, ne zamandır varolduğu, çiftin yaşamını nasıl etkilediği, nasıl ortaya çıktığı gibi bir çok soruya cevap aranır. Cinsel sorunların birçok nedeni olabilir: çocuklukta yapılan gizli ve ayıp mastürbasyon, bilinç dışı dürtü çatışmalar, yanlış bilgiler, çarpıtmalar, kaygılar, travmalar, utanma çekinmeler, beden algısıyla ilgili yetersizlik duyguları, olumsuz algılar, depresyon v.b. gibi.

    Terapinin ikinci aşamasında; ilişkideki çatışmalar çözümlenir ve yeniden yapılandırılır. Eşlerin cinselliğe bakış açıları değerlendirilerek yanlış düşünce ve davranış örüngüleri düzeltilir. Cinselliğin bir görev yada zorunluluk olmadığı, istekli bir şekilde yapılan, evliliğin ve hayatın gerekliliği olduğu farkındalığı kazandırılır. Evliliği heyecanlı ve canlı kılan, çiftlerin birlikte yapmaları gerekli olan; iletişim kurma, dokunma, sarılma, birlikte aynı anda yatağa girme, sadakat gibi konular işlenir. Çiftlerin adeta yeniden flört yaşamaya başlaması sağlanmaya çalışılır.

    Üçüncü aşamada; cinsel eğitim verilerek, çiftlerin cinsellikle, cinsel organlarla ve cinsel hurafelerle ilgili doğru ve gerekli bilgi edinmeleri sağlanır. Cinsel mitler ele alınarak doğrular netleştirilir. Cinsel sorunun sadece birinden kaynaklı olmadığı çiftlerin her ikisinin de sorunu olduğu, birlikte çözmeleri gerçeği vurgulanır. Çiftlerin birbirlerini suçlamamaları, destek olmalarının önemi üzerinde durulur. Cinsellikle ilgili bilinen tüm yanlış inançlar ele alınarak, suçluluk ve günahkarlık duygularıyla baş edilebilmesi için her iki tarafında cinsel gereksinimlerinin normal olduğu, doğal gereksinim olduğu ve uyumun öğrenilebileceği işlenir. Ayrıca kolaylıkla yapılabilen bir takım ev ödevleri verilir. İlişkide karşılıklı yapılan davranışların üzerinde durularak cinselliğin yetişkin yetişkine kaliteli ve zevkli bir eylem olduğu vurgulanır.

    Dördüncü aşamada; derinlerde hissedilen duygulara odaklanılır. Çiftlerin fantezileri, zevk algıları, kendilerini keşfetmeleri, çocukluk döneminin yansımaları ele alınır. Sosyo-kültürel baskıların oluşturduğu gerilimler giderilir. Toplumsal olarak kadına ve erkeğe yüklenen anlamsız sorumluluklar ve rollerin cinsel hayata olumsuz etkilerinden kurtulmaları sağlanır.

    Son aşamada ise çiftin baş başa birlikte yapacakları çeşitli aşk oyunları önerilir. Bu oyunlarla kendi bedenlerini ve partnerlerinin bedenlerinin keşfedilmesi, nelerden haz duydukları, nelerden hoşlandıklarını, sevişme sanatının inceliklerini hiçbir kaygı hissetmeden öğrenirler. Yeni ve ilgi çekici duygusal, cinsel teknikler öğrenirler. En önemlisi çiftler bütün bunları büyük bir keyif duygusuyla kendilerini ve partnerlerini en özel şekilde keşfetmek için yaptıklarından zevk ve mutluluk duyarlar. Sonuçta hayatlarını anlamlı kılan cinselliği; problemsiz, kaygısız doya doya yaşamayı ve mutlu olmayı öğrenirler.

    Cinsel sorunlara karşı duyarsız kalmak, sorunların giderilmesi için çözüm arayışından kaçınmak, evlilik hayatında farklı problemleri de beraberinde getirmektedir. Örneğin eşlerden diğeri sevilmediğini, önemsenmediği, değer görmediğini, düşünmektedir. Hatta aldatıldığı veya eşinin eşcinsel olduğu şeklinde şüpheler de oluşabilmektedir. Her türlü kültürel, eğitim düzeylerinde ve sosyal çevrelerde görülen cinsel sorunların çözümü çok kolaydır. Çok kısa olan hayatta mutlu olmak ve yaşamın coşkusunu hissetmek için cinsel sorunu olanların biran önce çözüm yolunda adım atması gerekir.

  • Çocuklarda görülen kalp hastalıkları!

    Çocuklarda görülen kalp hastalıkları!

    Çocuklarda en çok hangi kalp hastalıkları görülmektedir? Bu hastalıklar hangi dönemlerde ortaya çıkmaktadır? Bu hastalıkların belirli oluşum nedenleri varmıdır?

    Çocuklarda görülen kalp hastalıklarını üç ana başlık altında inceleyebiliriz. Bunlar; doğuştan kalp hastalıkları, sonradan oluşan (edinsel) kalp hastalıkları ve ritm ve ileti bozukluklarıdır.

    Doğuştan kalp hastalıkları, en sık rastlanılan doğuştan anomaliler olup doğan her 1000 çocuktan 8’inde kalp hastalığı görülmektedir. Bu da canlı doğumların ortalama %1’i olmaktadır. Ülkemizde her yıl ortalama 12000-13000 bebek kalp hastası olarak doğmaktadır.

    Doğuştan kalp hastalıkları doğum öncesi anne karnındaki bebeğin organlarının gelişimi sırasında ortaya çıkan hastalıklardır. Bu hastalıklar, kalbin kulakçık veya karıncıkları arasında bulunan bölmelerdeki delikler, kalbe gelen ve kalpten çıkan damarların anormal pozisyonları, ana damarların kapakçıklarındaki ve kulakçık ile karıncıkları birbirlerine bağlayan kapaklardaki darlık ve yetmezlikler, kalp kasını besleyen koroner damarlardaki anomaliler veya yukarıda sayılan anomalilerin birlikte bulunduğu daha ciddi ve kompleks hastalıklardır. Çocuklarda en çok görülen kalp hastalıkları doğuştan kalp hastalıklarıdır.

    Sonradan oluşan (edinsel) kalp hastalıkları arasında en sık görüleni romatizmal kalp hastalıklarıdır. Sıklıkla 5-15 yaş grubu çocuklarda üst solunum yolundan giren A grubu beta hemolitik streptokokların romatizma yapıcı türünü alan çocuklarda eklem bulgularının yanısıra %50 olguda boğaz infeksiyonundan 2-4 hafta sonra kalp kapakları, kalp kası ve bazen de ek olarak kalbin dış zarı etkilenerek kalıcı kalp hastalığı oluşmaktadır.

    Edinsel kalp hastalıklarının oluşmasında özellikle süt çocukluğu döneminde görülen viral üst solunum yolu infeksiyonlarında, kabakulak, kızamıkçık ve suçiçeği gibi hastalıklarda da kalp kası ve kalp zarı etkilenebilmektedir. Edinsel kalp hastalıklarından daha seyrek olarak görülen Kawasaki hastalığı 5 yaş altı çocuklarda koroner damarları tutan bir hastalık olup 5 günden fazla süren ateş ve döküntü olduğunda bu hastalık düşünülmelidir.

    Ritm ve ileti bozuklukları, kalbin elektriksel sisteminde anormal yavaşlama, duraklama veya hızlanmalarla belirlenen kalp atım bozukluklarıdır. Bu gibi ritm bozuklukları çocuklarda, erişkinlerde olduğu kadar sık değildir. İyi huylu ritm bozuklukları olabildiği gibi; kalp yetmezliğine, bayılma ve hatta ani ölüme yol açabilecek ritm bozuklukları çocukluk çağında görülebilmektedir. Bunlar sıklıkla doğuştan kalp hastalıklarına veya bu hastalıklar nedeni ile geçirilmiş kalp ameliyatlarına bağlı olabilmektedir. Ritm bozuklukları bazen de bilinen herhangi bir nedene bağlı olmadan da ortaya çıkabilmektedir. Çabuk yorulma, halsizlik, huzursuzluk, aşırı terleme, bebeklerde iyi beslenememe ve özellikle gece uyku bozuklukları mevcut bir ritm ve ileti bozukluğunun belirtileri olabilmektedir.

    Doğuştan kalp hastalıklarının çoğunda hastalığın nedeni bilinmemektedir. Hamilelik döneminde kullanılan bazı ilaçlar, alkol ve uyuşturucu, röntgen ışınlarına maruz kalma bebekte risk faktörü olabilmektedir. Annenin insülin bağımlı diyabetik olması kalp hastalığı görülme sıklığını ortalama 5 kat daha arttırırken, bazı bağ dokusu hastalıkları da kalpte ileti bozukluklarına neden olabilmektedir. Gebeliğin ilk üç ayında, özellikle kızamıkçık gibi bazı viral infeksiyonların geçirilmesi kalpte yapısal bozukluklara neden olurken, bu gibi virüslerin son üç ayda alınması kalp kasında bozukluklara yol açabilmektedir. Bazı kalp hastalıklarının oluşmasında kalıtım sorumlu tutulurken, bazı kromozom bozukluklarında (Down sendromu, Trizomi 13 ve Trizomi 18 gibi) doğuştan kalp hastalıkları çok daha sık görülmektedir. Ailede bir bebekte doğuştan kalp hastalığı varsa doğacak diğer kardeşlerinde de kalp hastalığı oluşma riski ortalama %2 olarak bilinmektedir. Annenin doğuştan kalp hastalığı olmasında da doğacak bebeğinde kalp hastalığı oluşması yine aynı oranda risk faktörü olabilmektedir.

  • Evlilik Korkusu ve Kurtulmanın Yolları

    Evlilik Korkusu ve Kurtulmanın Yolları

    Evlilik birçok insanın hayat planları içerisinde yer almaktadır. Bir açıdan bakıldığında heyecan verici olduğu düşünülürken diğer açıdan bakıldığında ise evliliğin stres ve kaygı yaratan bir durum olduğunu düşünebiliriz. Uzun yıllar birlikte olan çiftlerin bile ilişkilerini artık resmiyete dökmek istediklerinde ciddi bir endişe durumuyla karşı karşıya geldikleri bilinmektedir. İlişkilerde her ne kadar aşk, sevgi, aidiyet gibi duygusal birliktelik olsa da evlilik bireyler üzerinde stres yaratan bir faktör olabilmektedir.

    Hem kadının hem erkeğin hayalleri arasında yer alan evlilikte genel olarak erkeklerin aşırı kaygı yaşadığı düşünülse de kadınlar da ciddi manada stres yaşamaktadırlar. Erkekler sosyal olarak daha serbest bir yaşam tarzına sahip oldukları için evlilikle birlikte bu serbestliğin ortadan kalkacağını ya da yeni sorumluluklar almanın verdiği stresi kaldıramayacaklarını düşündüklerinden evlilikten korkmakta ve hatta kaçmaktadırlar. Kadınlar ise gittikçe gelişen sosyal ve mesleki yaşamın içinde artık rahatlıkla rol alabilmektedirler. Bununla birlikte ekonomik ve sosyal özgürlüğünü kazanmış olan kadınlar kariyer planlamaları yapmaktadırlar. “Evlendiğim takdirde kariyerim ne olacak?”, “Eşim hemen çocuk ister mi? Anneliğe hazır mıyım?”, “Sosyal yaşamda beni kısıtlar mı?” gibi düşünceler de kadınların evliliğe karşı korku oluşturmasına neden olmaktadır. Ayrıca hem kadınların hem erkeklerin etraflarında görmüş oldukları olumsuz aile ve çift örnekleri de yine bu korkunun yaşanması için bir sebep olabilmektedir.

    Hem çiftler evlilik planı yaparken hem de partneri olmayan bireyler evlilikle ilgili düşüncelerinde korku yaşayabilirler. Bu korkuyu aşmak için yapılması gerekenleri 7 maddede sıralayabiliriz.

    Evlilik Korkusundan Kurtulmak İçin Neler Yapılmalı

    • Ön yargılarınızdan kurtulun. Etrafta gördüğünüz olumsuz aile ve çift örneklerini dikkate almayın.

    • Kendinizi ve partnerinizi çok iyi tanıyın. Birbirinizi tanımak için zaman tanıyın.

    • Evlenmek hayatı paylaşmak demektir. Ortak paylaşımlarınız olsun. Paylaşmayı mutlaka öğrenin.

    • Birbirinizin yaşam alanlarını ihlal etmemeye özen gösterin. Partnerinizin bir birey olduğunu ve kendi yaşam alanı olduğunu unutmayın.

    • Hem kendi yaşam alanınızda partnerinizi hem de partnerinizin yaşam alanında kendinizi konumlandırdığınızda neler hissettiğinizi belirleyin.

    • Evliliğin anlamı üzerine düşünün. Evlilikten neler beklediğinizi iyi belirleyin ve partnerinizle bu düşüncelerinizi paylaşın.

    • Evlilik öncesinde çiftler bu evlilik korkusuyla yalnız başlarına mücadele etmekte güçlük çekebilirler. Kendi öz kaynaklarınızla başa çıkamadığınız zamanlarda mutlaka bir uzmandan destek alın

  • Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir? Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir? Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir?

    Bunlar, ateşe bağlı havale nöbeti ve sıcak çarpmasıdır.

    Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşli havale:

    Ateşin oluşturduğu en önemli yan etki “febril konvülziyon” diya isimlendirdiğimiz ateşli havalenin oluşumudur ve bu durum acil tedavi gerektirmektedir. Ailelerde ateşe bağlı korku ve panik gelişimine yol açan nedenlerin başında gelmektedir. Ateşe bağlı havale geçirmekte olan çocuğun ilk destek tedavisini yapmak zorunda kalacak ailelerin, bu konuda panik yapmamaları ve soğukkanlı olarak yapılması gerekenleri uygulamaları gerekmektedir.

    Çocuklarda ateşe bağlı havale geçirmenin görülme sıklığı %2 ile %5 arasında değişmektedir. En sık olarak 6 ay-5 yaş arası görülür ve 18. ayda görülme sıklığı artar. Ateşe hassas çocuklarda ateşin aniden yükselmesi ile ortaya çıkar ve ailevi yatkınlık gösterir. Böyle çocukların anne, baba veya çok yakınlarında çocuklukta havale öyküleri bulunmaktadır. Havale genellikle 1-3 dakika kadar sürer ve kendiliğinden geçer. Bilinç kaybı, el, kol ve bacaklarda kasılma olur. Nöbet geçtiğinde çocuk uykuya dalar. Bu cins havaleler zaralı ve tehlikeli değildir ve sıklıkla sekel bırakmaz.

    Havale sırasında anne ve babaların çocuğu bir tarafına dönük olarak yatırmaları, mümkün olduğunca hareket ettirmemeleri, üzerindeki fazla giysileri telaşlanmadan çıkarmalı, çocuğun ağzına mümkün olduğunca ellerini sokmamaları, ılık su pansumanları ile ateşin düşmesine yardımcı olmaları ve havale geçirirken ılık su dolu küvete sokmamaları gerekir.

    Daha sonraki ateşli havalelerinde doktorunuzun verdiği ve belirtilen dozda rektal uygulanabilecek diazem fitili, havaleyi daha çabuk sonlandırmaları için uygulamalıdırlar.

    Ateşli havale geçiren çocuklarda ateş nedenini saptamak ve tedaviyi planlamak esastır.

    Sıcak çarpmaları:

    Ateşli çocuklarda acil tedavi gerektiren diğer bir durum da sıcak çarpmasıdır. Sıcak havada araba içinde veya diğer kapalı ortamlarda kapalı kalmak gibi çevre ısısının çok yükselmesine bağlı olarak görülmektedir. Bunun yanısıra özellikleateşli yenidoğan ve küçük bebeklerin oda ısısı yüksek olan yerde, bir ısıtıcı yanında aşırı giydirilmesi gibi ısı kaybını azaltan durumlarda ortaya çıkar. Bu durumlarda halsizlik, aşırı huzursuzluk veya uyuklama, bulantı ve kusma, çok sıcak bir deri ile karakterize olan sıcak çarpması, havale geçirme ve bilinç kaybı ile sonuçlanır.

    Bu durumda bebeğin giysilerini çıkarıp, çok soğuk bir su ile ıslanmış havlu ile sarılmalıdır. Ateş düşürücü ilaçlar etkisizdir. Acil olarak damar yolu açılıp sıvı tedavisine başlanması gerekmektedir.

  • 7 Maddede Aile İçi İletişim

    7 Maddede Aile İçi İletişim

    İletişimduygu ve düşüncelerin yazılı, sözlü ya da görsel olarak insanların birbirlerine aktarımda bulunmasıdır. Toplumun en küçük birimi olan ailede ise bu durum daha çok sözlü ve görsel ögelerin kullanılmasıyla ön plana çıkmaktadır.Sağlıklı bir aileyaşantısının temelini iletişimin kalitesi belirler. İletişim aile içerisinde ne kadar kaliteli olursa aile ilişkisi de o kadar sağlam, tutarlı ve sağlıklı olur.

    7 Maddede Aile İçi İletişim

    1 –Aileüyeleri birbirleriyle konuşurken net ve anlaşılır ifadeler kullanmalıdır. Birbirlerinden olan taleplerini ya da beklentilerini ima yoluyla veya iğneleyici sözlerle dile getirmemelidir.

    2 –Etkin Dinleme; Karşılıklı yapılan görüşmelerde dinlemiş olmak için dinlemek yerine diğer kişiyi gerçekten anlamak için dinlemek ve bu durumu diğer aile üyelerine hissettirmek gerekir.

    3 –“Ben” Dili;İletişimde “sen” dili karşı tarafı yargılayıcı ve suçlayıcı anlam taşıyabilir bu yüzden bireylerin talep ya da beklentilerini “ben” dili ile ifade etmesi gerekir. Örneğin; “Sen böyle davrandığın için mutsuz oluyoruz.” İfadesi yerine daha yapıcı olan “Aramızdaki bu problem beni çok mutsuz ediyor.” Denildiğinde karşı taraftaki kişi kendisini yargılanmış ya da suçlanmış hissetmez ve iletişime daha açık hale gelir.

    4 – Bireyler birbirlerini sahiplenmek yerine her üyenin ayrı ayrı bir birey olduğunu kabul etmeli ve bireysel yaşam alanlarına fazla müdahale etmemeli. Örneğin: “O arkadaşından hoşlanmadım, onunla görüşme”, “Şu kıyafeti giyinme” vs. gibi emredici cümlelerle bireysel yaşam alanlarına müdahale edilmemelidir.

    5-Aile üyeleribirbirlerine mutlaka zaman ayırmalıdır. Birlikte geçirilen bu zamanın kaliteli bir şekilde kullanılmasına dikkat edilmelidir.

    6 – Eleştirilere açık olmakla birlikte eleştiriyi yapan aile üyesi incitici ifadeler kullanmaktan kaçınmalıdır.

    7 – Aşırı davranışlardan kaçının. Olası tartışmalarda yüksek sesle konuşmamaya dikkat edin.

  • Çocuklarda ateşle mücadele nasıl olmalıdır?

    Çocuklarda ateşle mücadele nasıl olmalıdır?

    Ateş, enfeksiyonlara karşı organizmanın oluşturduğu bir tür bağışıklık yanıtı, enefeksiyon etkenleri ile savaşın işaretidir. 38-39 derece arasındaki ateşlerde hastalık yapıcı mikroorganizmalar rahat çoğalamaz ve hayatiyetlerini kaybederler. Özellikle ateş yükselmeye başladığında bu yanıt daha belirgindir.

    Aslında ateş bir hastalık olmayıp sadece bir bulgudur. Ateşi tedavi edemeyiz. Önemli olan ateşe neden olan etkeni veya hastalığı bulmak ve ona özgül tedaviyi vermemiz gerekmektedir. Tabiiki çok yüksek ateşlerde doktora ulaşıncaya dek uygun birtakım girişimlerle ve/veya ateş düşürücü ilaçlarla, yüksek olan ateşi daha uygun düzeylere indirmemiz gerekebilir.

    Evde uygulanabilecek bu girişimler ile belki de hiç ilaç kullanmadan ateşi daha uygun düzeylere indirmek gerçekleşebilecektir. Oda ısısını 22-24 derece arasında tutmak, ateşli çocuğun üzerindeki giysileri çıkarmak ve üzerini örtmemek gerekir. Ateş, solunum sayısını arttırarak sıvı kaybı oluşturur. Bu nedenle ateşli çocuklara bol miktarda sıvı (su, meyve suyu, ayran, çorba gibi)verilmelidir. Fizik aktivite ile karaciğer ve kaslarda ısı yapımı olacağından aşırı fizik aktiviteden kaçınılmalıdır. Gerekirde ısısı 29-31 derece olan su ile banyo yaptırılmalı veya belirtilen ısıda su ile doldurulmuş küvetler içerisinde ortalama 15-20 dakika kadar bekletilmelidir. Soğuk su ile banyo yaptırıldığında etraf damarlarda kasılma meydana geleceğinden ateşin düşmesi mümkün olmayacak hatta daha da artacaktır.

  • TERAPİ NEDİR ?

    TERAPİ NEDİR ?

    Bugün terapi nedir sözcüğünü teknik dilden ,kuramlardan uzak bir şekilde açmak için yazmaya başladım.

    Her dilde bir terapi alsan sözcüğünün dolaştığı bu dönemlerde evvelden terapiye gidenler saklama gereği duyardılar .bunlar döneme ait algılarla ilgili.Çünki kısa süre önce terapiye gitmelisin dendiğinde karşılaşılan sözcük ben delimiyim olurdu.Oysaki deli ne akıllı ne oda çok içi doğru doldurulan şeyler değil bence.

    Genellikle terapiye gelen danışanlarıma sorduğumda terapi hakkında pek bilgi sahibi olmadan sadece çözüm aramak için geldiklerini anlatıyorlar.haklılar keşke bizler sosyal sorumluluk projeleri kapsamında daha fazla toplumu neyin ne olduğu hakkında bilgilenendirebilsekte her ihtiyacı ola faydalanabilse.

    Ben terapi nedir  dendiğinde en basit haliyle şöyle diyorum.Hepimiz farklı farklı ailelerde doğuyoruz ve doğduğumuz andan itibaren çevrede olan biten herşeyi kaydetmeye başlıyoruz.İşte bir çocuk ebevenlerinden ve yaşı ilerledikçe çevresinden aldığı işitsel görsel ve duygusal etkilenimleri kaydediyor.sanki bir CD gibi düşünüyorum.Bütün hayatınıda bu kayıttaki duygu ,bilgi ve iletişim doğrultusunda uygulamaya çalışıyor.hepsi bu aslında ve biz farkında değiliz.

    Ortaya ebevenler ne yaptılarsa yollarına bu kayıtlara uyarak yaşayan bir evlat çıkıyor.sonrada kendileri zaman içinde gelişip değiştikleri için yazdıkları o CD yle yaşayan evladı beğenmiyorlar gibi bir durum bence.tabiiki bu anlatım tamamen teknikten uzak pratik bir anlatım.

    Ebevenlere sizin kayıtlarla işliyor program deseniz hiçbiri kabul etmez ayrıca biz yanlışsak o doğrusunu yapsın sözleriye karşılaşırız ama o değişiklikler kolay olmuyor burada teknik bir çalışmaya ihtiyaç duyuluyor işte terapötik çalışmalar burada devreye giriyor ve o CD nin içinde olanları ,danışanların istedikleriyle değiştirmesine ait yapılan çalışmalara terapi diyoruz. gerçek bu .

    Bu yazılan programda çocuğun hayatını etkileyen en önemli noktalardan bazılarına değinmek istiyorum.Ör:çocuğa ne kadar sevildiğini,yada kendisiyle her ihtiyacı olduğunda ilgilenildiğini hissettirdinizmi acaba?

    Bu soruya eminim ebevenylerden gelecek cevap genelde biz çocuğumuzu çok sevdik çok ilgilendik en iyi okullarda okuttuk bir dediğini iki etmedik…….uzar gider.ben sorumda siz sevdinizmi demedimki çocuğa bunu ne kadar hissettirdiniz dedim.Şundan eminiz her anne baba evladını sever ama ona ne kadar hissettirdiği önemli.istediğiniz zamanmı ,yoksaonun ihtiyacı olduğundamı sevgi gösterdiniz?ayrıca onun ihtiyacı olduğundamı ilgilendiniz yoksa siz uygun olduğunuzda ve kendi isteklerinize göremi ilgilendiniz ?bu sevgi iletişiminde ne kadar tutarlısınız?bir an sevgi verirken benzeri bir anda bu davranış öfkeyemi dönüşüyor gibi.Genelde kültürel kodlar nedeniyle çok sevdiğimizi farkederse şımarır ,babası akşamları yatarken öper sever,aman insan çocuklarıyla öylede yüzgöz olmamalı vs vs sözler çıkıyor karşımıza.gerçek bumu? bizce değil bu sadece kültürel yaklaşımlar ama bunların doğru yada yanlış olup olmadığı yada bize uyup uymadığı sorgulanmadığı için  olduğu gibi kabul etmekteyiz tıpkı genelde olanları sorgulamadığımız gibi.

    Sevgiyi gerektiği gibi sunmak çocuğu ne terbiyesiz nede şımarık yapar arkadaşlar.sadece ileride sevgi açlığı çekmeyen çocuklarımız olmasına yarar.İlgi göstermede aynı,gereken her zaman diliminde ebevenler ilgisini göstermekle yükümlüdürler. Bunun kazanımı hayatta ne olursa olsun çocuklarının yanında olacaklarını ,onları seveceklerini,her şartta onların yanında ve güvende oldukları duygusunu  hisssettirecektir.

    Çocuklarını, sadece kendi istedikleri gibi davrandığında sevmek ve ilgilenmek o çocukları hayat boyu sevgi ve ilgi almak uğruna her şeye boyun eğen,uyumlanan ,hayır diyemeyen insanlara dönüştüreceğini bilmek gerekir.Ebevenylerinin gözünde sevgi ve ilgiyi görebilmek için nasıl her denileni yapmaya çalışıyorlarsa başkalarının gözüne girmek içinde aynını yapacaklardır.

    Bizim kız yada oğlan yahu kimseye hayır diyemiyor kendisini ezdiriyor vs denirya onlara sormalı sana hayır  diyebildimi?demeye çalıştığında neler oldu yada olacağını biliyordu çocukken?

    Terapide nelerle ilgili çalıştıklarımıza ilerleyen günlerde de devam edeceğim.Bu işin ABC si.sizlere  kendimizi farketmemize yarayacak en pratik başlangıç sözlerimi vermek istiyorum.Her sabah yüzünüzü yıkayıp,dişlerinizi fırçaladıktan sonra lütfen kendinize sorun ben bu gün ne yapmak istiyorum?bu bir başlangıç.sevgi ve huzurlu bir hayat yaşamanız dileğiyle…..

  • Ateşli çocuğu hangi durumlarda doktora götürmek gerekir?

    Ateşli çocuğu hangi durumlarda doktora götürmek gerekir?

    1-30 gün arası bebeklerde (yenidoğan dönemi) ateşin yüksekliği kadar düşük vücut ısısı da önemlidir. Bu nedenle bu dönemdeki her bebek doktor tarafından görülmelidir.

    Ateşin 38 derece ve üstü olduğu 3 aylıktan küçük bebekler yine doktor tarafından görülmelidir.

    3-36 aylık bebeklerde 38,5-39 derece gibi yüksek ateşe ek olarak dalgınlık, huzursuzluk, ağlama, beslenememe, nabız ve solunum sayısının artması ile birlikte solunum güçlüğü belirtileri, uykuya meyil olduğu durumlarda doktorunuzun aranması veya çocuk acil servislerine başvurunuz gerekmektedir.

    Herhangi bir yaştaki çocukta ateş 40 derece ve üzerinde ise, çocuğun öyküsünde daha önceden geçirilmiş ateşli havale mevcutsa, ateşle birlikte döküntüler varsa ve çocukta kalp hastalığı, kanser ve orak hücreli kansızlık gibi kronik hastalıklar var ve bu nedenle izleniyorsa mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

  • RUH BEDEN

    RUH BEDEN

    İnsanın en hüçük modeli bebek doğduğunda hayata dair hiç bir bilgilenimi,hiçbir değerlendirme yapma becerisi,mukayese yetisi,tecrübesi olmadığını hepimiz biliriz.Onun için ebeveynler annenin en iyi hamilelik süreci geçirmesi için en iyi doktorları seçip ,onların desteğiyle en iyi beslenme ve bakım sürecinden geçmesini sağlar ve doğumda annenin şartlara göre en iyi hastanede bebeği dünyaya getirmesine,sonrası bakımın çok iyi olmasına gereken önemi verirler.Sonrasında şartları iyi olanlar en iyi çocuk doktorlarına bebeğin aylık kontrollerini yaptırma telaşına düşer şartları sınırlı olan ebeveynlerse sosyal sağlık alanlarında bu sürece gereken dikkati gösterirler.aşıları günü gününe yapılır herşey olabilecek seviyede en iyisidir.Burası harika.

    Şimdi soruyorum acaba aramızda kaç kişi bu bebeğin fiziki bedenine gösterdiği bu önemi bu bebeğin birde ruhsal bedeni var orası ile ilgili neler yapmalıyız dedi acaba?Bu  bebek doğduğu andan itibaren sağlıklı ruh gelişimi nasıl olacak sorusunu soranlar sanırım kendi farkındalıklarınıda yaşayabilen şanslı azınlıklar.Ülkemizin genelinde yaşanan ailevi,sosyal,ekonomik problemler bunu kendimiz için düşünmezken nasıl  çocuğu için düşünebilirki.Şunu diyebilirsiniz öğrettilerde bizmi bilemedik.Son derece haklısınız.Öğretmediler çünki onlarda bilmiyorlardı.Şunu duymayan varmı” biz anne ve babamızdan böyle gördük”dillere pelesenk olmuş bir söz.Eminim genç kuşağın bir kısmının dışında bu ülke evlatları olarak genelimiz duymuşuzdur.Bu sloganlarla büyümek geçmişte yaşanan hataların süregeleceğini zaten bize göstermektedir.kuşaklar öncesi ya benim büyüklerim hata yapmışsa denmedikten sonra yaşanan hatalar zincirleme devam edecektir.

    Sevgili okurlar,herkes öncelikle bir bebeğin sadece fiziksel bir bedenle değil ona eşlik eden birde ruhsal bedenle doğduğunu unutmayalım.Hayat ilerledikçe ,çözemediğimiz problemler ,sıkıntılar arttıkça farkettiğimiz ruhsal yapımız, doğduğumuz andan itibaren yaşamımıza eşlik etmektedir.Ona fiziki bedenimiz kadar sağlıklı bakılması gerekir.işte bebeklik ve çocukluk dönemlerimizde bu sağlıklı ruh yapısının oluşmasıda ebeveynlarimize düşen en önemli görevdir.Çünki orada oluşturulacak yapıya yanlış konacak bir yapı taşı bugün karşımıza ciddi kişilik problemleri olarak çıkacaktır.

    Bu alanda sorun yaşamamak için her ebeveyn anne baba olmadan tıpki aldıkları tıbbi yardım gibi psikolojik bilgilenme desteğide almak zorundadır.Bu zorunluluk hem kendi hemde çocuğunun  geleceğini en iyi hale getirebilmesi ve çocuğunu büyütürken bu bilgilerden mahrum ebeveynlerin yaşadığı önemli sorunlarla karşılaşmamak için ,ayrıca gelecekte hayatlarını güven duygusu,ve gereken güçle yüklenen evlatları olması için son derece gereklidir.Herşey bir doğumla başlar ama bilgimiz dahilinde devam eder hayatın her alanında olduğu gibi.Nelere dikkat edilmesini farkeden ebeveynler aslında bu bilgilenimlerle kendi hayatlarıylada yüzleşerek bir miktarda olsa kendi aile yapılarından ne yüklendiklerinide farkedeceklerdir.Farkettiğimiz herşey, değişip dönüşmeye mahkumdur bunu unutmayalım.Sağlıklı yarınlar dileğiyle…