Yazar: C8H

  • Soğuk algınlığı neden olur? Belirtileri nelerdir?

    Soğuk algınlığının etkeni nedir?

    Halk arasında “soğuk algınlığı” veya “üşütme” şeklinde adlandırılan hastalık, doktorlar tarafından “viral üst solunum yolu enfeksiyonu” olarak bilinir. Hastalığın üşüme veya üşütmekle ilgisi olmayıp, bahar ve kış gibi soğuk mevsimlerde salgınlar yapan virüslerin neden olduğu hastalıklardır. En sık rastlanan etkenleri Rhinovirus (%60), Respiratory syncytial virus, Coronavirus, Influenzae virüsü, Parainfluenzae virüsü ve Adenovirus’tür.

    Gribi SA’dan Ayıran Belirtiler Nelerdir?

    Griple soğuk algınlığı bazen birbirine karıştırılır. Grip influenza adı verilen bir virüse bağlı olarak soğuk mevsimlerde ortaya çıkan bir solunum yolu infeksiyonudur. Burun Akıntısı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, aksırık, kuru öksürük griple soğuık algınlığının ortak belirtileri olabilir. Gribi soğuk algınlığından ayıran belirtiler ise kas ve eklem ağrısı, halsizlik, yüksek ateş ve baş ağrısının olmasıdır. Çocuklarda 2 yaş altında ateş görülebilir.

    Sağlıklı bir çocuk yılda kaç kez soğuk algınlığı geçirebilir?

    Tüm çocuklar soğuk algınlğı geçirir. Bazıları daha az belirti verir. Sağlılı 1-5 yaş arası çocuklar yılda 8’e kadar sayıda soğuk algınığı geçirebilir. Bunların az bir kısmı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre gibi hastalıklarla komplike olabilir. Sık sık komplikasyon olmadığı sürece sık soğuk algınlığı geçiren çocuklarda altta yatan bir bağışıklık sistemi hastalığı aranmasıa gerek yoktur.

    Soğuk algınlığı infeksiyonu nasıl yayılır?

    Soğuk algınlığına neden olan virüsler enfekte kişinen salyasına temas etme sonucu bulaşır. Aksırma ve öksürme ile de salyanın solunum yollarına bulaşması da mümkündür. Hastalığın bulaşmasını önlemede en etkin yöntem el yıkama ve gerekirse maske kullanmadır.

    Soğuk algınlığından korunmada günlük C vitamini alımı etkili midir?

    Bu konuda çok sayıda klinik araştırma yapılmıştır. Toplumda dağlıklı bireylerde yapılan 23 ayrı araştırmanın sonuçları bir arada değerlendirildiğinde, korunma amacıyla günlük alınan 2 gramlık dozlarda bile C vitamininin soğuk algınlığı sıklığını azaltmadığı sonucuna varılmıştır. Bu araştırmaların altısında alt grup analizlerinde sadece şiddetli soğuk veya fiziksel strese maruz kalan askerler, maraton koşucuları ve kayak sporcularında koruyucu dozda günlük olarak alınan C vitamininin soğuk algınlığısıklığını yarı yarıya azalttığı saptanmıştır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde günlük >200 mg C vitamini alımının faydası var mıdır?

    Doktorların çoğu soğuk algınlığı geçiren hastasına C vitamini önermekte veya bu vitamini içeren gıdaları hastalık sırasında bolca tüketmesini önermektedir. Ancak bu konuda yapılan klinik araştırmaların çoğu C vitamininin soğuk algınlığı belirtilerini azaltmada yararını gösterememiştir. Sadece 1974 yılında yapılan bir araştırmada hastalığın ilk gününde alınan tek 8 gramlık dozun hastalık süresini bir miktar kısalttığı gösterilmiştir. C vitamininin asit yapıda olğu ve yüksek niktarlarda alındığında mideye zarar verebileceği unutulmamalıdır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde antihistaminlerin değeri nedir?

    1800 erişkini kapsayan 9 klinik araştırmayı içeren analizlerde birinci kuşak antihistaminik ilaçların burun akıntısı ve aksırık belirtilerini 2. günden sonra azalttığı, ancak bu yararın sınırlı olduğu saptanmıştır. 9000 erişkin ve çocuk hastayı içeren 32 kontrollü araştırmanın bir arada incelenmesi ile elde edilen sonuçlar ise antihistaminik ilaçların tedavide yararını gösterememiştir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde su buharı solumanın faydası var mıdır?

    Bu konuda yeterli araştırma olmadığından buhar solumanın soğuk algınlığındaki etkinliği bilinmemektedir. B ununla birlikte soğuk mevsimlerde ev içinde nem oranının %40’ın altında olmamasına dikkat edilmelidir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde dekonjestanların yararı var mıdır?

    Dekonjestanların burun tıkanıklığını tek doz uygulamadan sonraki 3-10 st azalttığını gösteren kanıtlar vardır, ancak daha uzun sürede yararı ile ilgili yeterli kanıt yoktur. Özellikle astım hastalarında solunum yollarının sistemik dekonjestan ilaçlarla kurutulması zararlı olabilir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde ekinezya’nın değeri nedir?

    Sekiz ayrı klinik araştırmanın sonuçları birlikte değerlendirildiğinde bazı ekinezya preparatlarınınsSoğuk algınlığı belirtileri üzerine sınırlı yararı olduğu görsterilmiş, ancak bu araştırmalarda 200 den fazla farklı preparatın kullanılmış olması, preparatların bitkinin farklı kısımlarından elde edilmesi ve ekstraksiyon yöntemlerinin farklılığı gibi nedenlerle, bitkinin yararı konusunda kesin bir yargıya varmak mümkün olmamaktadır. 2007 yılında ekinezya kullanımının etkinliğini araştıran 14 çalışma birarada değerlendirildiğinde ekinezyanın soğuk algınlığı gelişme olasılığını %58 oranında azalttığı, hastalık süresini ise ortalama 1.4 gün azalttığı gösterilmiştir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde çinko etkili midir?

    Çinkonun soğuk algınlığı tedavisinde etkinliği ile ilgili birçok çalışma yapılmış ve bu çalışmalar iki meta-analizle bir arada incelenmiştir. Bu analizlerden birinde belirti sürelerini 7 günde azalttığı, diğerinde ise hiç bir yararı olmadığı sonucuna varılmıştır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde antibiyotikler kullanılmalı mıdır?

    Gerek klinik çalışmalar gerekse bu açlışmaları bir arada sistematik biçimde bir araya getirerek değerlendiren meta-analizler antibiyotiklerin soğuk algınlığı belirtilerini azaltmadığını, soğuk algınlığı sırasında veya sonrasında gelişen bakteriyel kulak iltighabı, sinüzit veya zatürre gibi kompliasyon olasılığını da azaltmadığını göstermiştir.

    Soğuk algınlığında doktorlar niçin gereksiz antibiyotik tedavisi uygular?

    Doktorların gereksiz antibiyotik reçete etmesinin nedenleri ebevenyin beklentisini tatmin etme, başka hekimin nasıl olsa antibiyotik yazacağı öngörüsü, aşırı tanı, eksik veya yanlış bilgi, ve komplikasyon korkusudur. Anne ve babaların birçoğu gerçekten solunum yolu enfeksiyonu belirtileri olduunda doktorun antibiyotik reçete etmesini beklerler, ancak bu beklentileri daha önceden gittikleri hekimin uygulamasından öğrenilen bir tecrübeye dayanır. Eğer aileye daha çok zaman ayrılıp hastalık ve antibiyotikle ilgili açıklama yapılırsa bu beklentilerinin ortadan kalktığı görülmüştür. Antibiyotik verilmeyen üst solunum yolu viral enfeksiyonlarında sonradan bakteriyel enfeksiyon gelişme ve hastanın geri dönme olasılığının artmadığı gösterilmiştir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları içinde antibiyotik tedavisi gerektiren durumlar nelerdir?

    Halk arasınd “beta mirobu” olarak tannan grup A streptokok bakterisine bağlı boğaz ve bademcik iltihabı, orta kulak iltihabı, sinüzit, epiglottit ve boğmaca antibiyotiklerle tedavi edilmelidir.

  • Gevşeme Teknikleri : Gevşemeye Yönelik Temel Yetenekler

    Gevşeme Teknikleri : Gevşemeye Yönelik Temel Yetenekler

    GEVŞEMEYE YÖNELİK TEMEL YETENEKLER

    Rahat bir konum alarak gevşemeye hazırlanın …üzerinizde rahat giysiler olsun..sizi sıkan bir giysiniz varsa gevşetin..ve yirmi ila otuz dakikalığına rahatsız edilmeyeceğinizden emin olun …unutmayın ki gevşeme yalnız başına gerçekleştirilebilecek bir süreçtir..ve gevşemeyi öğrenmek gevşemenin gerçekleşmesi için uygun şartları hazırlamayı öğrenmektir..aslında nasıl gevşediğinizi tam olarak hiç kimse bilemez…gevşetici düşüncelere daldığınızda bedeniniz de kendini gevşemeye bırakır…aslında nasıl yürüdüğünüzü,nasıl konuştuğunuzu ya da nasıl başınızı kaşıdığınızı da tam olarak bilemeyiz..yalnızca bunları yapmaya karar verirsiniz ve bedeniniz de bunu yerine getirir…aynı şekilde kendinizi serbest bırakma ve gevşeme kararınızı da yerine getirir..gevşemeyi öğrendiğinizde ne kadar hızlı gevşediğinizi ya da yeterince derin gevşeyip gevşemediğinizi lütfen dert etmeyin…gevşeme pratiğiniz süresince değişik zamanlarda değişik oranlarda gevşeyebildiğinizi göreceksiniz…

    Derin ve yavaş birkaç nefes alıp gevşemeye başlayın …ve sadece bedeninizde hissettiğiniz her türlü gerginlik ya da stresin hafiflemeye başladığını imgeleyin…her nefes alışınızda içinizin temiz ve taze havayla ,enerjiyle dolduğunu imgeleyin…nefes verdiğinizde gerginlik ve rahatsızlıklardan kurtulun… bir biçimde nefesinizle birlikte bedeninizi terk ettiğini imgeleyin…zorlamaya ihtiyaç yok…sadece imgeleyin…içinize enerji alın ve gerginliği dışarı verin…güzel…( 3-5 kez bunu yapın..)… şimdi nefesinizin doğal ritmine geri dönmesine izin verin..nefes alıp vermek …şimdi nefesinizin doğal ritmine geri dönmesine izin verin…

    Şimdi tüm zihninizle sol ayağınıza odaklanın …yalnızca orada söz konusu olabilecek gerginliğe odaklanın..ve sol ayağınızı gevşemeye davet edin.. ve o gerginliğin uzaklaşmasına izin verin…sol bacağınızda olabilecek her türlü gerginlikten kurtulun..serbest bırakın ve gevşeyin… sol ayağınızın daha da rahatlamasına izin verin…şimdi sol ayağınızın daha da gevşemesine ve daha da rahatlamasına izin verin…ayağınızın derinlerinde başlayan gerçekten hoş ve sıcak bir gevşeme hissi…

    Ve şimdi sağ ayağınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…ve sağ ayağınızı serbest bırakıp gevşemesini sağlayın…sağ ayağınızın derinlerinde başlayan gevşemenin size hissetirdiklerine odaklanın…her iki ayağınızda …ayaklarınızın daha da rahat bir konuma ulaşmasını ve daha da gevşemesini sağlayın…ayağınızdaki gevşeme derinleştikçe sol baldırınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…sol baldırınızdaki kaslarda olabilecek gerginliklerin hafiflemesine izin verin ve gevşeyin..yalnızca serbest bırakın ve gevşemesine izin verin…sağ uyluğunuzdaki kaslarda olabilecek gerginliklere odaklanın.sağ uyluğundaki kasları serbest bırakıp gevşemesini sağlayın..

    Gevşemeye izin verdiğinizde bedeniniz gevşeyecektir…Kalçalarınızdaki kaslara odaklanın…bedeninizin bu çok önemli bölümündeki gerginliklere odaklanın..bedeninizin oldukça güç fonksiyonları olan bu bölüme.. bedeninizin bu bölgesinde olabilecek gerginliklerin hafiflemesini sağlayın.. ve gevşeyin..belinizde ve karın bölgenizdeki kaslarda olabilecek gerginlik ve streslerin hafiflemesini sağlayın..gevşeyin..bedeninizin bu bölgesinin de daha derin ve daha rahat bir gevşeme hissine katılmasını sağlayın…karın boşluğundaki organlarda olabilecek gerginliğin hafiflemesini sağlayın…ve gevşeyin..göğsünüzdeki kaslarda olabilecek gerginliklerin hafiflemesini sağlayın…ve gevşeyin..bırakın gevşeme her bölgede daha da derinleşsin … omuz kaslarınızı serbest bırakın ve gevşesin..kollarınızın üst bölgeleri…bırakın gevşesin ..rahatlasın…kollarınızdaki ve dirseklerinizdeki gerginlikten kurtulun..bilekleriniz…eleriniz…ellerinizi serbest bırakın..

    Şimdi boyun kaslarınızda olabilecek gerginliklere odaklanın…başınızı bütün gün boyunca dik tutan kaslar..artık onların iyice dinlenmesine izin verin..

    Şimdi alnınızda ve kafa derinizde hissedebileceğiniz gerginlikler hafiflesin ve gevşeyin…yüzünüzdeki kaslara iniyor..yanaklarınıza… çenenize.. çene kaslarınız gevşiyor…yüzünüzde bir hafiflik ve rahatlama hissi..

    Ve bedeninizin daha gevşemiş olduğunu hissediyorsunuz..zihniniz de daha sakin… ve yine …bedeninizin ve zihninizin bu daha derin ve daha rahat konumunu birkaç dakikalığına yaşayın…

  • Astım nedir? Astımın bulguları nelerdir?

    Astım akciğerlere kadar olan hava yollarının bir uyarı ile daralaması sonucu öksürük, nefes darlığı, hışıltı şikayetlerinden en az birinin olmasıdır. Sağlıklı bir kişide bu soluma olayı kolayca gerçekleşir. Astımlı bir kişidebazı dönemlerde soluma zorluğu meydana gelir. Astım atağı sırasında bronşlar ( hava yolları ) daralır ve havanın geçişi zorlaşır. Bu hava yolu daralmasının bazı nedenleri vardır. Bunlar:

    * Bronşları çevreleyen kasların kasılması sonucu hava yollarının daralması
    * Bronşun içini saran zarın şişmesi
    * Hava yollarında mukus ( sümük – balgam ) adı verilen yapışkan bir salgının aşırı salınması ve bu salgının hava yollarınıyer yer tıkaması

    Astım Nöbetinin Belirtileri Nelerdir?

    Bronşlar daraldığı zaman solunum işini yapmak için daha büyük çaba sarf edilir. Akciğerlere giren hava daralan bronşlardan dışarı çıkarken zorlanır. Hasta bunu nefes darlığı veya göğüste sıkıntı şeklinde ifade edebilir. Bu sırada hasta ıslık sesine benzer (vızıltı) bir ses çıkarır. Akciğere girmiş hava daralmış olan bronşlardan dışarı çıkarken, hasta aşırı zorlanırsa, normalde soluma ( nefes alıp verme ) işi için kullanılmayan boyun, göğüs, omuz ve karın kaslarını kullanır ve daha sık solur.

    Astımın Bulguları Nelerdir?

    * Öksürük. Astımın sık bir bulgusudur. Özellikle gece öksürüğü olur. Egzersiz, soğuk hava öksürüğü arttırabilir. Hava yollarındaki mukus birikimi ve bronşları çevreleyen kasların kasılması nedeni ile olur.
    * Vızıltı. Astım nöbetinin sık karşılaşılan bir bulgusudur. Akciğerdeki hava daralmış bronşlardan dışarı çıkarken zorlandığı zaman nefes verirken duyulur. Siz çocuğunuzun sırıtnda dışardan elinizle hissedersiniz.
    * Sık Soluma. Astım nöbeti sırasında daralmış ve içi mukus ile dolmuş bronşlarda soluk alıp verme işi zorlaştığından hasta daha sık nefes alıp verebilir. Bunu saptamak için çocuğunuzun 60 saniye içinde kaç kez nefes alıp verdiğini sayın; bulduğunuz sayıyı normalde iyiyken olan dakikadaki solunum sayısı ile karşılaştırın.
    * Göğüs Duvarı Derisinde Çekilmeler. Daha ağır astım nöbetlerinde görülen bir bulgudur. Göğüs duvarında kaburgalar arasındaki deri ve boynun önündeki deride içe çekilmeler olabilir. Bu bulgu saptandığında hemen hastaneye başvurunuz.

    Astıma neden olan durumlar ( uyaranlar ) nelerdir ?

    Astımın sebebi tam olarak bilinmese de bu hastalıkta hava yollarının bazı uyaranlara aşırı duyarlı olduğu bilinmektedir. Bu uyaranlar hava yollarını uyararak astım atağı oluşumuna neden olurlar. Bu uyaranları şöyle sıralayabiliriz:

    1. Allerjenler ( allerjiye neden olan maddeler )

    Normal kişilere hiçbir zararı olamayan allerjenlere, allerjik astımı olan bir kişi maruz kalınca bir allerjik reaksiyon olur. Bu reaksiyon sırasında tahriş edici bazı kimyasal maddeler yapılır ve hava yollarındaki dokuların içene salınır. Kişi hem allerjik hem de astımlı ise astım atağı geçirir. Bu allerjenlerin bazıları şunlardır:

    Ev tozu, ev tozu akarları ( böcekler )

    Çiçek tozları ( polenler )

    Küf

    Hayvan tüyü

    2. Enfeksiyonlar

    Solunum yolu enfeksiyonları ( grip, nezle ) astımlı kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir. Bu enfeksiyonlar okul ve/veya kreşe giden çocuklarda sıktır.

    3. Hava değişimi

    Mevsim değişimi, hava ısısının değişmesi ( özellikle soğuk hava ) ve nem oranının artması, astımlı bir kişide hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir

    4. Egzersiz

    Astımlı bir kişide egzersiz hava yollarını uyararak astım atağına neden olabilir. Koşma gibi, daha fazla enerji tüketimine neden olan yoğun egzersiz türleri, birkaç dakika içinde bir astım atağına neden olabilir. Ancak bu nedenle astımlı çocuklarda egzersizin engellenmesi söz konusu değildir. Egzersiz öncesi uygun ilaç alımı ile astım atağı önlenebilir. İyi tedavi edilen astımlı bir çocukta egzersiz sonrası belirtiler olmamalıdır. Oluyorsa tedavi planının düzenlenmesi için bu durumu doktorunuza bildiriniz.

    5. Irritanlar ( tahriş ediciler )

    Bazı maddeler duyarlı olan bronşları tahriş edebilir. Bu maddeler şöyle sıralanabilir: Sigara dumanı, hava kirliliği, saç spreyleri, parfümler, temizlik maddeleri ve keskin kokular. Astımlı bir kişinin yaşadığı evin içinde hiç kimsenin sigara içmesine izin verilmemelidir.

    Astımda olabilecek komplikasyonlar nelerdir ?

    * Astım genellikle çocuklarda akciğerlerde kalıcı hasar yapmayan bir hastalıktır. Hastalık çok uzun yıllardan beri var olsa da uygun tedavi ile akciğer fonksiyonları normale yakın olarak korunabilir.
    * Astımda sorun bronşlarda olmasına rağmen bir çok astımlıda üst solunum yolları (burun, boğaz, sinüsler) ve kulaklar ile ilgili problemler eşlik edebilir. Astımlı çocuklarda sıklıkla kronik burun tıkanıklığı olur ve buna bağlı olarak kulak enfeksiyonları ve sinüzit meydana gelir. Buruna yönelik uygun tedavi ile (burun temizliği ve doktorun önerisi ile diğer bazı ilaçlar) bu durumların olması önlenebilir.
    * Astım bazı psikolojik problemlere neden olabilir. Ağır astımı olan çocuklarda okul devamsızlığı, spor etkinliklerine katılamama ve astım atağı sırasında acil olarak hastaneye başvurular bu duruma neden olabilir. Uygun tedavi alan bir çocukta astım kontrol altına alınarak bu problemlerin olması önlenebilir.

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    İnsanlarda kıskançlık duygusu doğuştan var. Ancak özellikle çocuklarda kardeş kıskançlığı duygusu, anne-babanın yanlış davranışlarıyla tetikleniyor. Çocuğun kardeşini kıskanması, tamamen anne-babanın tutumuyla ilgili bir durum. Çocuk eve yeni bir bebek geldiğinde ve tüm aile onunla ilgilendiğinde artık, anne ve babası tarafından sevilmediği endişesine kapılıyor.

    Özellikle bebeğe anne-babanın sürekli ilgisi, eve gelenlerin sürekli hediyeler getirmesi ya da onunla ilgilenilmemesi bir korku, endişe oluşturuyor. Bu düşüncelerle çocukta iç huzur bozuluyor. Çabuk sinirlenen, ağlayan, tepki olarak yemek yemeyen, kurallara uymayan çocuk tüm bu davranışlarla tepkiler veriyor. Hatta daha ileri tablolarda kardeşine zarar verme, öfke nöbetlerine kapılma, içine kapanma, okul başarısında düşme gibi farklı tablolar da ortaya çıkabiliyor.

    Kardeşler arasında çeşitli sebeplerden anlaşmazlıklar çıkabilir. Anne-baba bu tür olaylarda haklı-haksız ayrımı yapma yerine olaya çözüm odaklı yaklaşmalıdır. O senin kardeşin, sen büyüksün gibi cümlelerle taraf tutmadan ve iki tarafı da suçlamadan çözüm sunmalı. Hatta çocukları kendi çözümlerini bulmaları için teşvik etmeliler. Hiç çözüm öneremedikleri durumda anne babalar kendi çözümlerini getirebilirler ancak bu iki tarafı da zor durumda bırakmadan ve kendi otoritelerini sarsmadan olmalıdır. Eğer çocukların tartışmaları şiddet boyutundaysa kesinlikle o anda kavga durdurulmalı ve bunun hiçbir koşulda kabul edilebilir olmadığı mesajı net bir şekilde verilmelidir.

    ANNE BABALARA ÖNERİLER

    -Öncelikle anne babalar rahatlamaya çalışmalı. Çocuklar etraflarındaki yetişkinlerin davranışlarından etkilenirler. Anne babalar büyük çocuğun kardeşine nasıl tepki göstereceği konusunda endişe duyuyorlarsa çocukta gergin olacaktır.

    -Kardeşe yönelik olumsuz duyguları reddedip, önemsememek yerine, onları kabul edip, tanımaya çalışmak gereklidir. Örneğin çocuk “Anne, hep bebekle ilgileniyorsun.” Dediğinde “Hiç de değil, daha biraz önce sana kitap okumadım mı?” demek yerine “Bebeğe bu kadar zaman ayırmam pek hoşuna gitmiyor.” derseniz, onun da “Hayır, hiç hoşuma gitmiyor.” diyerek duygularını ifade etmesine fırsat verebilirsiniz.

    -Kardeşler arasındaki karşılaştırmalardan kaçınmak da önemlidir.

    -Bebek için söylenen “Ne kadar yaramaz, sürekli ağlıyor ve beni yoruyor oysa ben seni daha çok seviyorum” gibi bir cümle çocuk tarafından inandırıcı bulunmaz, tam tersine onu kandırmayı istediğinizi düşünebilir. Bu da çocuğun anne babalara olan güvenini zedeler.

    -Kıskanmasın diye çocuğa aşırı hoşgörü göstermek de durumu kötüleştirir. Örn: Önceden yalnız yatan çocuğun anne babasıyla yatmasına izin verilmemelidir.

    -Bebeğe zarar vermesine izin verilmeyeceği kesin bir dille anlatılmalıdır. Çocuk kardeşinin canını yaktıysa aşırı tepki göstermemek, sinirlenmeden (yoksa sizi sinirlendirmek için bu davranışı tekrarlayabilir) uyarıda bulunmaktır. Çocuk mesajı alsa da almasa da iki kardeşi yalnız bırakmamak doğru olacaktır. (Beş yaşına gelene kadar çocuklar zarar verip vermediklerini kavrayamazlar.) .Aşırı kaygı içeren tavırlarla çocuğu bebekten uzaklaştırmaya çalışmak yanlış olacaktır.

    -Onlara kavgalarla baş etme sorumluluğu vermeli. Oradan ayrılın sizi kullanmasına izin vermeyin. Ancak durumun kötü gittiğini hissettiğiniz durumlarda araya girin. Örn; birbirlerine fiziksel zarar verme gibi. Olayın ne kadar dışında kalırsanız çocuklarda kendi aralarındaki anlaşmazlıkları çözmede o kadar yaratıcı olacaktır.

    -Dikkatinizi hemen, sorun çıkaran çocuğa yönetmek yerine, zarar gören çocukla ilgilenmek, kardeşi “mağdur, ezilen” olarak nitelendirmemek gerekir.

    -Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratmaya çalışılmalıdır.

    ALFRED ADLER’E GÖRE DOĞUM SIRASININ KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    “Beş yaşında bir erkek çocuk, kardeşlerden en büyüğü.”

    “En büyük çocuklarda görmeye alışılan bir durum vardır, acaba tahtımızdan alaşağı edilir miyiz diye içlerinde hep bir korkuyu barındırırlar. Güç ve otorite konusuna olağanüstü derecede akıl erdirir, güç ve otoriteye yaşamda en yüce nesne gözüyle bakar ve bu uğurda savaşıp dururlar. En büyük çocuk kadar yaşam kurallarına bağlı bireylere seyrek rastlayabilirsiniz. İkinci doğmuş çocuk ise kural ve ilkelerin amansız düşmanıdır. Tek yanlı bir otoritenin karşısındadır, herşeyin bir başka türlü olabileceği düşüncesine de yer verir kafasında, kuralların ve doğa yasalarının mucizevi gücüne pek inanmaya yanaşmaz, kural diye birşeyin olmadığını her türlü koşulda göstermeye eğilim duyar. Dolayısıyla, bu çocuk güç ve otorite konusunda oldukça duyarlıdır ve tahtı yeniden ele geçirmeye çalışır.”

    Doğum sırasının kişilik özellikleri ve davranışlar üzerinde kalıcı etkilerinin olabileceği fikri ilk kez Alfred Adler tarafından ortaya atılmıştır. 1930’larda ortaya çıkan bu fikir birçok araştırmaya konu olmuştur. Adler’e göre aile içinde kardeşler ortak birçok şeyi paylaşsa da, doğum sıralarından dolayı her bireyin aile içinde kendilerine yükledikleri anlam farklıdır. Adler aslında daha çok doğum sırasının getirdiklerinden bahseder. Şöyle ki çocukların anne babalarının gözünde nasıl bir yere ve değere sahip olduklarını değerlendirmeleridir (Çakır ve Şen, 2012). Adler’e göre ilk doğanlar anne ve babanın ilgi ve sevgi odağı olabilme şansına sahiptirler. Ebeveynler çocuk sahibi olmanın acemiliğini yaşarken çocuk tek ilgi odağı olmanın keyfini çıkartır ve otoritesini kurar. Fakat aileye ikinci çocuğun gelişi ilk doğan için ciddi bir travmadır. Anne-babasının ilgisinin ve ona ayrılan zamanın ikiye bölünmesi alışmakta güçlük yaşadığı noktalardandır. Kardeşinin dünyaya gelişiyle sorumluluklar almaya başlar. Büyük olmanın bilincine varır. İlk çocuk sosyal açıdan baskın ve daha başarılıdır. Birçok araştırmada da akademik başarının ikinci çocuğa göre ilk çocukta daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmacılar bu başarının sebebini anne babanın tecrübesizliğinden dolayı çocuğun her şeyi kendi başına öğrenmesinden kaynaklandığını düşünmektedir. İki kardeş arasında sıkışan ortanca çocuğun her zaman en şanssız olduğu söylenmektedir. Adler, ortanca çocuğun rekabetçi ve diplomatik olduğunu iddia etmiştir. Ilımlı ve arabulucu olma özelliklerine sahip olmaları dikkat çekmektedir. İlk çocuk ile ikinci çocuğun arasındaki sevgi ve ilgi dengesi çok önem taşımaktadır. Burada anne ve babaya büyük görev düşmektedir. Anne ve babanın sevgi ve ilgiyi orantılı dağıtabilmesi iki kardeş arasındaki kıskançlığın olumsuz etkilerini en aza indirebilmektedir. Ebeveynlerin orantısızlığı ya da oluşturulan normalin üstündeki rekabet ortamları ikinci çocuğun asi olmasında etkin olmaktadır. Aynı zamanda anne ve babanın ilk çocuktan, kardeşinden dolayı yaşının üstünde bir olgunluk ve birden gelen sorumlulukları kusursuz bir şekilde yerine getirmesini beklemesi yanlıştır. Adler, en küçük çocuğun ise bencil ve talepkar olduğunu, çünkü kendisiyle ilgilenilmesine alışık olduğunu iddia etmiştir. Önünde bulunan modellerle rekabet içindedir. Sürekli kendisine örnek gösterilen birilerinin olması son doğanda kendisini başkalarından aşağıda görme davranışını oluşturabilir. İletişim kuracağı ortamın fazla olması sosyal yönünü geliştirmesine katkı sağlar. En küçük çocuk genellikle kendini sosyal yaşantıda aktifliğiyle gösterir. Adler’e göre anne ve babanın çocuklarına farklı tutumu ya da doğum sırasına göre kardeşler arasındaki ilişki çocukların kişilik ve davranış alışkanlığı kazanımında etkin rol oynamaktadır. Bu farklı muamelenin çocukların kişiliklerini etkilemesi mümkündür ama bunun tam olarak nasıl olduğunu belirlemek imkansızdır, çünkü doğum sırasının etkileri cinsiyet, kardeşler arasındaki yaş farkı ve sosyoekonomik durum gibi diğer faktörlerden ayrıştırılamaz (Jarette,2013). Doğum sırasının kişiliği etkilediği fikrinin çok popüler olmasına rağmen oldukça tartışmalı olduğu kanıtlanmıştır, çünkü bunu destekleyen çok az bilimsel kanıt bulunmaktadır. Ancak yakın dönemde yapılan bir araştırma bu konuya biraz güvenilirlik kazandırmaktadır. 2009 tarihli çalışma, daha sonra dünyaya gelmiş olmanın, IQ üzerinde küçük de olsa olumsuz bir etkisi olduğunu göstermektedir.

  • Astım nedir? Astımdan nasıl kurtuluruz?

    Astım Nasıl Tedavi Edilir?

    Uygun bir tedavi ile astımın bulguları kontrol altına alınabilir. Ancak en etkili tedavi bile astımı tamamen ortadan kaldıramaz. Bunun nedeni hastalığa sebep olan temel bozukluğun tam olarak bulunamamış olmasıdır. Gerekli çevre önlemleri ve ilaç tedavisi ile hastalık kontrol altına alınabilir. Doktorun önerileri, çabaları ve tedavisi hastanın ailesi ve kendisi uyum gösteremezse tek başına yarar sağlamaz. Astım tedavisinin başarılı olması için en önemli nokta doktor ve hasta ailesi arasındaki uyumdur. Tedavi iki bölümden oluşur:

    A) Çevre Düzenlemesi:

    Hastalığın alevlenmesine sebep olan çevresel faktörler varsa, doktorunuz bazı çevresel değişiklikler yapmanızı önerecektir. Bunlar:

    a. Allerjenlerden kaçınma

    Ev tozu akarı

    -Ev tozu akarı gözle görülmez fakat her evde bulunur.
    -Örümcek ve kenelerle akraba olan akarlar insanı ısırmaz ve hastalık bulaştırmazlar.
    -Akarların allerji oluşturan kısımları artıklarıdır. Bu artıklar ağırlıkları nedeniyle pek havada kalmazlar. Ancak ev temizliği yaparken havalanırlar, burundan içeriye girerek allerjiye sebep olurlar.
    -Evde en sık bulundukları yerler yatak, yastık, halı, kanepeler, yatak örtüleri, doldurulmuş oyuncakların içidir.
    -Akarlar insan derisinin döküntüleri ile beslenirler. Bu yüzden yaşamaları için en ideal yer yataklardır.

    Hayvan ( kedi, kuş, köpek ) tüyü ve atıkları

    Allerjenler sadece evde beslenen hayvanlar üzerinde değil, kuştüyü yastıklarda ve hayvan derisinden yapılmış diğer eşyalarda da bulunur.

    Küf mantarı ( rutubet )

    Ev düzenlemesi

    Yatak odasında:

    -Yatak ve yastığı hava geçirmeyen bir materyal ile kaplayın ( Amerikan bezi, sentetik kumaş gibi ).
    -Mümkünse şilteyi yaylı yatak ile değiştirin.
    -Yünlü ve tüylü battaniye kullanmayın.
    -Kuş tüyü yastığı sentetik ( elyaf ) yastıkla değiştirin.
    -Tüm yatak kılıfı, yastık kılıfı, battaniyeleri haftada bir, en az 60 derece suyla yıkayın.
    -Mümkünse halıları kaldırın ve yerleri temiz tutun. Eğer halıyı kaldıramıyorsanız, doktorunuzun tavsiye edeceği maddeler ile temizleyin.
    -Temizlik yapılırken, çocuğunuzu evden uzaklaştırın yada maske takın.
    -Odada toz tutacak fazla eşyayı ( kitap, tüylü doldurulmuş oyuncaklar gibi ) ya odadan çıkarın yada dolaba koyup, kapısını kapalı tutun.
    -Mümkünse klima ( hava serinletici ) kullanın.
    -Evde hayvan beslemeyin; besliyorsanız yatak odasına kesinlikle sokmayın.
    -Evde bir nem ölçer bulundurarak, nem oranını %25 ile %50 arasında tutunuz.
    -İçi doldurulmuş koltuk yerine tahta veya plastik eşya tercih ediniz.
    -Perdelerinizi sentetik materyalden seçin, kadife olmasın.

    Mutfak, banyo ve küflü yerlerde:

    -Sık sık havalandırın ve deterjanla temizleyiniz.
    -Nemli yerlerde halı bulundurmayınız.
    -Lavabo altlarını ve tuvaletin arka kısımlarını temiz ve kuru tutunuz.
    -Hamam böceklerini ve fareleri mutlaka yok ediniz.

    Evin diğer kısımlarında:

    -Mümkünse halıları kaldırınız.
    -Çocuğunuzun sofa, koltuk üzerinde uyumasına izin vermeyiniz.
    -Toz alırken ıslak bez kullanarak tozun havalanmasını engelleyiniz.
    -Evdeki çiçeklerin üzerinde küf olmasın, kontrol ediniz.
    -Mümkünse hava tahliye kısmında ev tozlarını tutarak havaya karışmasını önleyen HEPA filtresi olan elektrik süpürgelerinden birini tercih ediniz.

    b. İrritanlardan Kaçınma:

    · Bu grupta en zarar veren etken sigaradır. Astımlı bir kişinin yaşadığı evde ( evin tüm odaları dahil ) sigara içilmesine kesinlikle izin verilmemelidir.
    · Odun ve kömür sobaları tahriş edici tanecikler ve kokular saldıklarından mümkünse ısınmak için başka bir yola başvurulmalıdır.
    · Saç spreyleri, parfümler, temizlik maddeleri, sinek ilacı ve hava kirliliği de tahriş edicidir. Hasta bunlardan etkileniyorsa, mümkünse temas önlenmelidir.

    c. Emosyonlar ( psikolojik stres ):

    Astımlı çocuğun onu destekleyen sıcak ve samimi bir ev ortamına ihtiyacı vardır. Evde yaşayan kişilerin bu kronik hastalığın tedavisine ve kontrol altına alınmasına yaklaşımları iyi yönde olursa, tedavinin başarısı artar.

    B) İlaç Tedavisi:

    I-Rahatlatıcılar:

    a) Kısa etkili rahatlatıcılar ( Ventolin, Bricanyl ):
    – Bu ilaçlar hava yollarının çeperini saran ve nöbet sırasında kasılan kasları gevşeterek hava yollarını genişletirler.
    – Ağız içine püskürtülen formları ( inhaler ) 15 dakika içinde etki etmeye başlar, 4 saat sonra bu etki kaybolur. Bu nedenle nöbet sırasında ilk kullanılacak ilaç grubudur. Gerekirse doz 1-2 defa daha 20-30 dakika arayla tekrarlanabilir.
    – Egzersiz yapmadan 15 dakika önce kullanılırsa , egzersiz sırasında gelişebilecek rahatsızlığı engeller.
    -Aşırı dozda kullanılırsa kalp hızını arttırır ( fazla kahve içmiş gibi ). Ellerde titreme olabilir. Çocukta artan yaramazlık izlenebilir.

    b) Uzun etkili rahatlatıcılar ( Serevent, Foradil, Volmax )
    – Oral ( ağız yolu ) veya inhaler ( püskürtme ) formları vardır.
    – Oral yolla kullanılanlar astım atağı sırasında doktorunuzun önerisi ile 3-7 gün süre ile verilir.
    – Inhaler yolla kullanılanlar normal dönemde hasta atakta değilken, gün içinde veya gecelerii uykudan uyandıran nefes darlığı, vızıltı veya öksürük olduğu durumlarda sabah 1 akşam1 kez şeklinde kullanılır.
    – Doktorunuzun önerisi dışında kullanılmaz.

    c) Oral( ağız yolu ile ) steroidler ( Prednol, Deltacortril )
    – Hava yollarındaki şişme ve ödemi azaltır.
    – Yapışkan balgamın ( mukus ) oluşumunu engeller
    – Hava yollarının uyaranlara karşı olan duyarlılığını azaltır.
    – Hava yollarının Ventolin, Bricanyl gibi rahatlatıcılara olan yanıtını arttırır.
    – Olabilecek yan etkiler kullanıldığı süre ve dozla ilgilidir.
    – Doktor tavsiyesi dışında kullanılamaz ve doktorunuzun önerdiği süre ve dozda kullanılmalıdır.
    – Astım atağı sırasında püskürtme veya hava yolu ile kullanılan ilaçların yetersiz kaldığı durumlarda doktor tarafından önerilir.
    – Genellikle 3-7 gün süre ile verilir.

    II- Önleyiciler:

    a) İntal:
    – Koruyucu bir ilaçtır. Gelecek olan nöbeti önler. Artık fazla kullanılmamaktadır.
    – Hiç bir yan etkisi yoktur.
    – Ancak bu ilaç sıkışıklığı olan cocuğa hiç bir yarar sağlamaz.
    – Başlangıçta günde 4 kere sonra 3 kere kullanılabilir.

    b) İnhaler yolla kullanılan steroidli ilaçlar: ( Pulmicort, Flixotide gibi )
    – Hava yollarındaki şişme ve ödemi azaltır, yapışkan balgamın oluşumunu engeller.
    – Hava yollarının uyaranlara karşı duyarlığının azaltır.
    – Gelecek olan nöbeti önler.
    – Spreyler şeklinde verilen şekli vücut dolaşımına geçmediği için doktorunuzun tavsiye ettiği dozda yan etki göstermez.
    – Ağızda kötü bir tad bırakabilir. Nadiren ağızda pamukcuk oluşumuna yol açabilir. Bunu engellemek için su ile gargara yapmak yeterlidir. Ayrıca nebulizer ile kullanırken göze kaçmamasına dikkat edilmelidir.
    – Astım tedavisinin en etkili ilacıdır.

    c) Montelukast inhibitörleri (Singulair, Once air, Airfix, Notta vs.)

    -Bronşların açık kalmasını sağlar. .
    – En sık yan etkileriştah artışı ve uyku bozukluğudur, ancak nadirdir.
    – Uzun süreli (6 aya kadar) kullanımı güvenlidir. Gerekirse 2 yıla kadar kullanılabilir.
    – Gece kullanımı uygundur.
    – Toz formları tercihen besinlere (püre, yoğurt, meyve suyu) katılarak verilmelidir.

    3. İmmünoterapi ( aşı tedavisi )

    Böcek zehiri allerjileri ve allerjik rinit ( saman nezlesi ) gibi allerjik hastalıkların uzun süreli tedavisinde başarı ile kullanılmakta olan bu yöntemin, allerjik astım tedavisinde etkinliği halen araştırılmaktadır. Dikkatle seçilmiş vakalarda uzun vadede yarar görüldüğünü destekleyen çalışmalar mevcuttur. Bu tedaviden yarar görme olasılığı yüksek olan seçilmiş astım vakalarında sublingual ( dil altı ) aşı tedavisi uygulanmaktadır. Tedavi en az 3 yıl sürmekte ve hastalar kendileri uygulamaktadırlar.

    Nasıl kullanılır?

    Küçük Çocuklar İçin :

    NEBULİZATÖR

    · İnhaler ilaçların küçük çocuklarda adaptörlerle (aerochamber veya nebuhaler) verilmesi, verilen ilacın etkisini artırır.
    · Çocuğunuzun ilacı daha kolay almasını sağlar.
    · Daha çok ilacın hava yollarına ulaşmasını sağlar.
    · İlacın kötü tadından oluşacak rahatsızlığı azaltır.
    · Kullanımını kolaydır.

    Adaptörlerin Kullanımı:

    ABLESPACER ( aerochamber, maskeli fanus ):
    · 4 yaşından kadar olan çocuklarda kullanılır.
    · İnhaleri ( ilacı ) salladıktan sonra aerochamber’in maske kısmını çocuğun burun ve ağzını kapatacak şekilde yüzüne yerleştirin.
    · İlacı 1 kez sıkın
    · Maske yüzündeyken çocuğun 5-10 kez nefes alıp verdiğini sayın
    · İki dakika bekledikten sonra ilacı bir kez daha sıkın ve yine çocuğun 5-10 kez nefes alıp verdiğini sayın. Böylece iki puf yapmış olacaksınız.
    Nebuhaler ( maskesiz fanus ) :
    · 4-6 yaş arası çocuklarda kullanılır.
    · İnhaleri salladıktan sonra cam fanusun ucuna yerleştirin.
    · Ağız kısmını dudaklarınızla iyice sarın.
    · İlacı 1 kez sıkın ( 1 Puf ).
    · Derin nefes alıp tutun, 5-7 saniye sonra bırakın ( Bu işlemi 4-5 kere yapın ).
    · İki dakika bekledikten sonra ilacı bir kez daha sıkın ve nefes alıp verme işlemini tekrarlayın. Böylece ikinci pufu yapmış olacaksınız.

    Turbuhaler Kullanımı:
    · 6 yaşından büyük çocuklarda kullanılır.
    · Koruyucu kapağı çıkarınız.
    · Turbuhaleri dik olarak tutunuz. Alttaki doz bileziğini sonuna kadar çevirdikten sonra “klik” sesi duyulana kadar tekrar geriye çeviriniz.
    · Nefesinizi dışarıya veriniz, ağız parçasını dişlerinizin arasına yerleştiriniz ve dudaklarınızı kapatınız.
    · Derin ve güçlü bir nefes alınız.
    · Turbuhaleri ağzınızdan çıkarınız ve ağzınızı 10 saniye kadar kapalı tuttuktan sonra nefesinizi veriniz.
    · İkinci bir doz alacaksa kurma işlemini tekrar yaptıktan sonra aynı işlemleri tekrar edin.
    · Koruyucu kapağı yerine takınız.

    Astım Nöbeti Önceden Anlaşılır mı?

    Astım nöbetinin ilk işaretlerini tanıyabilir ve hemen tedaviye başlarsanız, nöbetin gelişini engelleyebilir veya kısa sürede düzelmesini sağlayabilirsiniz.

    Bu işaretlerden bazıları :
    – Öksürük, özellikle gece öksürüğü
    – Burunda su gibi akıntı
    – Gözlerin altında siyah halkalarda belirginleşme
    – Uykuda huzursuzluk
    – Soluk görünme
    – Nezle, grip gibi üst solunum yolu hastalıkları
    – PFM değerlerinde düşme

    Nöbet gelince Ne Yapmalıyım?

    – Nefes alıp verirken ıslık sesi duyulur
    – Göğüs duvarında ( özellikle kaburgalarda, boyunda ) içeri çökmeler oluşur
    – Nefes verme süresi uzar
    – Nefes alma sıklaşır
    – Öksürük veya nefes alırken ıslık sesi duyulması,
    – Gece uyandıran öksürük,
    – Çocuğun bilinen erken nobet işaretlerinin varlığı ( göz altında siyah halkalar, nefes darlığı, sık soluma gibi ),
    Bu gibi belirtiler olduğunda;

    1- Ventolin inhalerin 2 puf veya Bricanyl turbuhalerin 1 kez şeklinde uygulanması gerekir. Etkisi 15 dakika sonra başlayacaktır. Eğer düzelme sağlanmazsa ilacı tekrarlayın.
    2- Bir günde 6 kereden fazla kullanmak veya 4 saatten önce tekrarlamak gerekirse mutlaka hastaneye başvurunuz.

    Hastaneye giderken :

    -Protokol numarasının yazılı olduğu hastane kartınızı .
    -Çocuğunuzun kullandığı ilaçları ( varsa Ventolin nebul’ü )
    -Doktorunuzun verdiği takip formunuzu yanınıza alın.
    -Çocuğunuz yolda sıkışırsa, Ventolin ya da Bricanyl’i mutlaka kullanınız.
    -Sakin olun, unutmayın telaşınız çocuğunuza yarar sağlamayacaktır.

  • Anoreksiya,Yeme Bozukluğu,Aşırı Kilo Kaybı

    Anoreksiya,Yeme Bozukluğu,Aşırı Kilo Kaybı

    Anoreksiya aşırı diyet yapma sonucu oluşan önemli derecede kilo kaybıdır.

    Anoreksikler kiloları ne olursa olsun kendilerini şişman hissederler. Çoğu kez anoreksikler normalden daha zayıf olduklarını farketmezler ve 45 kg olsalar bile kendilerini şişman kabul ederler. Dahada zayıf olma çabaları içinde anoreksikler, her koşulda yemek yemekten ve kalori almaktan kaçınırlar. Bu hastalığın %10-20 oranı, oluşan çeşitli komplikasyonlar nedeniyle ölümle sonuçlanır.

    Anoreksikler genelde mükemmeliğe ulaşmaya çalışırlar. Oldukça yüksek hedefler belirlerler ve kendilerini sürekli olarak ıspatlamak zorunda hissederler. Genelde başkalarının ihtiyaçlarını hep kendi ihtiyaçlarının önünde tutarlar. Anoreksik bir hasta yaşamda kontrol edebildikleri tek olayın yemek ve kiloları olduğunu düşünürler. Her sabah tartı üzerindeki sayı, zayıf olma hedeflerinde başarılı olup olmadıklarını belirler. Kilo kaybetmeyi başardıklarında kendilerini güçlü ve kontrolde hissederler. Genelde kalorilerine ve kilolarına yoğunlaşmaları istemedikleri duyguları bloke etmenin bir yoludur. Anoreksikler için, problemlerle direk olarak baş etmektense kilo vermek daha kolaydır. Genelde bu kişilerin kendilerine güveni çok azdır ve bazen yemek yemeyi haketmediklerini düşünürler. Çoğunlukla bir sorun olduğunu inkar ederler. Açlık duygusunu sürekli olarak inkar ederler. Kendilerine yardım edilmeye çalışıldığında şiddetle direnirler çünkü terapi onlar için sadece yemek yemeye zorlanmak demektir. Problemleri olduğunu bir kere kabul ettikten sonra ve yardım almayı kabul ettikten sonra tedavi edilebilirler. Bunun için hem psikolojik, hem tıbbi hemde beslenme açısından yaklaşılan kombine bir tedavi yöntemi uygulanır.

    Belirtiler

    1. Gözle görülür kilo kaybı

    2. Gittikçe içe kapanma

    3. Aşırı derecede egzersiz yapma

    4. Kilo almaktan şiddetle korkmak

    5. Yorgunluk

    6. Sürekli üşümek

    7. Kaslarda güçsüzlük

    8. Yemeklere, kaloriye ve yemek tariflerine obses olmak

    9. Yemek yememek için sürekli bahane bulmak (ör: daha önce yedim, kendimi iyi hissetmiyorum gibi)

    10. Alışılmadık yemek yeme alışkanlıkları (ör: Yemekleri minik parçalara bölmek)

    11. Yiyecek yanında farkedilebilen bir rahatsızlık

    12. Çok ince olmasına rağmen aşırı şişman olduğundan yakınmak

    13. Başkaları için yemek pişirme ama kendisinin yememesi

    14. Sadece diyet yiyecekleri ile yemekleri sınırlamak

    15. Yemek yediği için utanç yada suç hissetmek

    16. Depresyon, Depression, sinirlilik, ani duygu değişimleri

    17. Kusarak, müshil ilacı yada diet hapı kullanarak kilo kontrolü sağlama

    18. Düzensiz adet görmek

    19. Adetin durması

    20. Kilo kaybını saklamak için bol kıyafetler giymek

    21. Sürekli tartı üzerinde kilo kontrolü yapmak

    22. Baş dönmesi ve bayılma

    23. Topluluk arasında yemek yemekte zorlanma

    24. Yemek yeme düzeni konusunda oldukça ketum

    25. Neredeyse beyaza kaçan solgun bir yüz

    26. Başağrıları

    27. Mükemmelliyetçi yaklaşım

    28. Kişisel değerini ne yiyip yemediği ile belirlemek

    29. Kilo kaybını açıklayabilecek hiç bir fiziksel sorunun olmaması

    Bedensel/Tıbbi Komplikasyonlar

    1. Yorgunluk ve enerji eksikliği

    2. Adetin durması

    3. Cilt problemleri

    4. Saçların ve tırnakların zayıf olması ve kolay kırılması

    5. Baş dönmesi ve baş ağrısı

    6. Aşırı su kaybı

    7. Nefes darlığı

    8. Kalp atışında düzensizlik

    9. Ellerin ve ayakların soğuk olması

    10. Şişkinlik

    11. Kabızlık

    12. Saç kaybı

    13. Mide krampları

    14. Metabolizmanın yavaşlaması

    15. Vücudun su toplaması (Ödem)

    16. Karaciğer ve böbrek yetmezliği

    17. Kemik kaybı (Osteoporoz)

    18. Uykusuzluk (İnsomniya)

    19. Kansızlık (Anemi)

    20. Kısırlık

    21. Depresyon

    22. Potasyum eksikliği

    23. Infertility

    24. Depression

    25. Kalp krizi ve ölüm

    Nedenleri

    Doktorlar tam olarak bu hastalığın neden oluştuğunu bilmemektedir. Araştırmalar aile yaklaşımı, kültürel etkenler ve genler gibi pek çok etkinin hastalığın oluşmasına yol açtığını göstermektedir.

    Nedenlerden bir tanesi, modern ve ekonomik olarak gelişmiş toplumlarda medyanın genç insanlara özellikle kadınlara gönderdiği mesajlardır. Bu mesajlarda ana tema aşırı inceliğin çekici olduğudur. Modeller ve bazı ünlü kişiler gibi ince olabilmek bazı insanların sağlıklı olmayan bir kiloya inmelerini gerektirir. Bazı kişiler hem sağlıklı hemde ince olabilir fakat sorun pek çok gencin sağlıklarını yitirmeden o inceliğe ulaşmalarının mümkün olmamasıdır.

    Bazı genç insanlar medyanın incelik ile ilgili mesajlarına bakarak yanlış fikirler geliştirebilirler. Örneğin, 14 yaşındaki bir genç kız, 1.60m boya sahip birinin ideal kilosunun 40 kg. olması gerektiğine inanabilir, oysa sağlıklı kilo 50kg. olmalıdır. Sonuç olarak yavaş yavaş öğünleri atlamaya başlar ve sağlıklı olmak için ihtiyacı olan besini almayı reddeder. Gittikçe zayıflar fakat kendini genede şişman hisseder. Sonunda öyle bir hale gelir ki gıdasızlıktan dolayı hastaneye kaldırılması gerekli olur.

    Fakat yeme bozuklukları basitçe yemek ve incelme ile açıklanamaz, sorun bundan çok daha karmaşıktır. Yeme Bozukluğu olan kişiler ümitsizce başkaları tarafından onaylanmayı ve kabullenilmeyi arzu ederler ve bazen bu duyguları kısa vadede ince olmakta bulabilirler yada yemek yiyerek kendilerini rahatlatabilirler. Yeme bozukluğu aslında temelde vücudun açıklanmayan duygularını, kendisini ve karşılanmayan ihtiyaçlarını ifade etme şeklidir.

    Anoreksiyada Tıbbi Yardım Ne zaman alınmalı?

    Aşırı derecede kilo kaybı varsa yada aşırı yemek yemek ve aşırı diyet yapmak arasında gidip geliniyorsa bir doktor ile konuşmak önemli olabilir. İnkar etmek yeme bozukluklarının bir belirtisidir, dolayısıyla kişi çoğunlukla bir aile bireyinin yada arkadaşının ısrarı sonucu doktora gitmeyi kabul eder. Eğer aile bireylerinden birinde yada bir arkadaşınızda yeme bozukluğundan kuşkulanıyorsanız, bir doktora görünmesi konusunda ısrar etmelisiniz, beklemekle zaman kaybetmeyin ve sorunun kendi kendine çözümlenmesini beklemeyin.

    Anoreksiyada Tedavi

    Genel olarak kabul edilen bir gerçek yeme bozukluklarının tedavisinde, psikoterapist, doktor, yeme uzmanı ve hemşire gibi farklı alandan çeşitli klinisyenlerin tedaviye katılmasıdır

    Çoğu hastada yeme bozukluğunun yanısıra aynı zamanda tedavi edilmesi gereken depresyon, kaygı bozukluğu ve diğer psikiyatrik sorunlarda mevcuttur.

    Yeme bozukluğu, hem fiziksel hemde ruhsal olarak insanı tahrip eder, dolayısıyla bu tür rahatsızlığı olan insanların hemen doktora başvurması gerekir. Erken teşhis ve önlem almak kişinin daha çabuk iyileşmesini önemli ölçüde etkiler. Erken zamanlarda teşhis edilmeyen ve geç kalınan durumlarda yeme bozukluğu kronik bir hale gelebilir ve hastanın yaşamını tehdit edebilir.

    En etkili tedavi yöntemi bir doktor ve yeme uzmanı ile birlikte psikoterapi yada psikolojik danışmanlık almaktır. Tedavi kişiye özel olarak belirlenmelidir, çünkü tedavi hastalığın şiddetine ve hastanın özel sorunlarına, ihtiyaçlarına hitap etmelidir.

    Psikolojik terapi hastanın hem yeme bozukluğuna hemde hastalığın altında yatan kişisel ve kültürel psikolojik etkenlere eğilmelidir. Hastanın hem kendisiyle hemde yiyeceklerle barış içinde ve sağlıklı bir şekilde nasıl yaşayacağını öğrenmesi gerekir.

  • Konjenital sitomegalovirüs (cmv) enfeksiyonu

    En sık görülen konjenital (doğumsal) enfeksiyon olup A.B.D verilerine göre yılda 20.000 – 30.000 bebek konjenital CMV enfeksiyonu ile doğmaktadır. Bu enfeksiyonun yaygınlığı toplumdan topluma değişmektedir. Türkiye de ise konjenital CMV enfeksiyonlu bebeklerle ilgili yayınları çokluğuna karşın hastalığın sıklığı hakkındaki bilgilerimiz yetersizdir.

    Sitomegalovirüs enfeksiyonun her yaş grubunda görülmektedir. Enfekte gebelerin bu enfeksiyonu bebeklerine bulaştırmaları sonucu konjenital CMV enfeksiyonlu bebekler doğmaktadır. Gebe kadının CMV ile enfekte olma zamanı enfeksiyonun ortaya çıkışını etkilemektedir. Enfeksiyon doğuma yakın zamanda geçirilmiş ise bebeğin CMV ile enfekte olma şansı o ölçüde artış göstermektedir.

    Sitomegalovirüs enfeksiyonu yenidoğan dönemin en önemli enfeksiyonudur. Enfeksiyonlu doğan bebeklerin %10 unda etken CMV ‘dir. Enfekte bebeklerin %85-90 ise doğumda gayet sağlıklı görülmektedir. Bu bebeklere asemptomatik (belirtisi olmayan) bebekler olarak tanımlamaktayız. Yeni doğan bebeklerin %10-15 inde ise birçok organ tutulumuna ait belirtiler mevcuttur. Bu bebekler konjenital CMV ‘li hastalar olarak tanımlanmaktadır.

    Bu bebeklerde ;

    Sarlık

    Karaciğer, dalakta büyüme

    Başın ufak oluşu (mikrosefali)

    Epileptik nöbetlerin yanısıra

    Düşük doğum ağırlıklı bebek

    Prematüre doğum görülebilir.

    Enfekte bebeklerin büyük bir kısmında ise başlangıçta hiçbir belirti yoktur. Sağlıklı bebek olarak değerlendirilir. Maalesef ilerleyen aylarda ciddi belirtiler ortaya çıkabilir.

    Bu belirtiler;

    İşitme kaybı

    Görme kaybı

    Başın ufak oluşu

    Gelişme geriliği

    Epileptik nöbetler

    Zeka geriliği

    Kas zayıflığı

    Koordinasyon bozukluğu olarak özetlenebilir.

    Her yaşta görülen bu hastalığın bulaşımı bir çok yolla olmaktadır.CMV enfeksiyonu olan şahıs virüsü vücut sıvıları ile bulaştırır.

    İdrar

    Tükrük

    Kan

    Gözyaşı

    Semen

    Anne sütünde virüs bulunmaktadır.

    Hastalık gebelikte anneden bebeğe geçebilir. Bu bebekler konjenital CMV’li bebekler olarak tanımlanmaktadır.

    Bebek enfeksiyonu anne karnında almamış olabilir.Bu durumda enfekte annenin vücut sıvıları veya bebeğin bakımıyla ilgilenen şahısların vücut sıvıları ile bebeğe bulaşma olabilir.Diğer bir bulaş yolu enfekte annenin sütü ile enfeksiyonun bebeğe geçişidir.

    Enfeksiyonun laboratuvar tanısı;

    İdrar

    Kan

    Tükürükten alınan numuneler değerlendirilmektedir. Genellikle 2-3 haftada laboratuvar sonuçları alınabilir.

    Tanı konulan vakalarda süratle tedaviye başlanmalıdır. Konjenital CMV ‘li bebeklerde erken tanı ve tedavi son derecede olabilir. Tanı konulan vakalarda süratle antiviral tedavi uygulanır. Bugün en yaygın olarak kullanılan 2 antiviral ajan mevcuttur.

    Ganciclovir

    Valganciclovir

    Gancilovir 6 mg/kg/ gün , damar yoluyla günde 2 kez 6 hafta süre ile uygulanır.

    Valganciclovir 16 mg/kg/gün olacak şekilde ağızdan uygulanır.Kullanım süresi 6 hafta 6 ay olarak planlanır.

    Antiviral tedavi ile birlikte bebeklerin;

    Nörolojik gelişmesi

    İşitme testleri

    Göz takipleri ve gelişimleri yakından takip edilmelidir.

    CMV enfeksiyonunda esas sorunun enfekte annelerin izlemlerinin gerektiği şekilde yapılmamasıdır.

    Diğer bir sorun konjenital CMV enfeksiyonu ile doğan bebeğin tanısındaki gecikme ve bunun sonucunda tedavide yaşanan sıkıntılar.Çalışmalar göstermiştir ki erken tanı konan ve tedaviye başlanan vakalarda işitme hasarı önlenebilmektedir.

    Ülkemizde yenidoğan döneminde işitme testlerinin rutin olarak uygulanması sevindiricidir.Bebeklerin işitsel gelişimi takipleri bu testlerin yardımı ile yapılacaktır. Konjenital CMV enfeksiyonu tanısı konan bebeklerde antiviral tedavisinin erken başlanması ile birlikte işitme kaybı

    önlenebilmekte ise de asemptomik bebeklerde tanı ve tedavideki gecikmeler işitme kaybını önleyememektedir.

    Sonuç olarak konjenital CMV enfeksiyonu ülkemizde de ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir.Erken tanı ve etkili antiviral tedavinin başarılı olacağı şüphesizdir.

    Anahtar kelimeler;

    Konjenital CMV enfeksiyonu

    Doğumsal CMV enfeksiyonu

    İşitme kaybı

    Görme kaybı

    Mikrosefali

    Epileptik nöbetler

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Bir İlişkiyi Kurtarmak

    Bir İlişkiyi Kurtarmak

    Değerli kuyucular,

    Dünya üzerinde milyarlarca aday arasından belli bir kişiyi eş/sevgili olarak seçtiğimizde, bu kişi tam olarak bilemeyeceğimiz pek çok açıdan bize uygun bir partnerdir. Bilinçdışımız bilgedir; bizim hiç farkında olmadığımız pek çok kriteri ile adayları değerlendirir ve bize o kişinin uygun bir aday olup olmadığı konusunda güvenebileceğimiz duygusal mesajlar verir. Sonuçta kararımızı gerçekte bu mesajların etkisi ile veririz. Dolayısı ile çok sorulan o sorunun yanıtını verelim: eşiniz/sevgiliniz çok büyük olasılıkla sizin için doğru kişi.

    Fakat hiçbir ilişkide işlerin yolunda gitmesini tek başına partnerin doğru kişi olması garanti altına almaz. Her ilişkide karşınızda gerçek ve sizden bütünüyle ayrı bir “öteki” vardır ve ötekilerle ilişki güçlüklerle doludur. Duygularınızı, isteklerinizi, düşüncelerinizi açmak ve karşıdakininkileri de sormak durumundasınızdır. Gereksinimlerinizin her zaman ve tam olarak karşılanmaması durumuna tahammül edebilmek durumundasınızdır. Bir ilişkinin koşulsuzca kesinlikle sonuna kadar süreceği inancına veda etmek durumundasınızdır. İlişkide karşılıklılık olması gerektiğini anlayıp kabul etmek ve alıcı olmak kadar verici de olmanız gerektiğini öğrenmek durumundasınızdır. Bir ilişkde hep doyum ve mutluluk olamayacağını, kimi zaman da çatışma, huzursuzluk, acı ve mutsuzluk olabileceğini bilmek durumundasınızdır.

    Peki işler yolunda gitmediğinde bu, o kişinin sizin için doğru kişi olmadığını mı düşündürür? Elbette hayır. İşler yolunda gitmiyorsa bu sadece işlerin yolunda gitmediğini ama o kişinin hala sizin için doğru kişi olabileceğini düşündürür. Kişinin doğru kişi olmadığı inancı gerçekte bir savunmadır. İlişkide başarısız olduğunu kabul etmek pek çok kişi için güçtür ve kişi kendi başarısızlığı ile yüzleşmemek için partnerinin yanlış bir seçim olduğunu düşünmeye eğilimlidir.

    Fakat elbette partnerin yeterince tanınmadan ilişkiye dahil edildiği durumları tüm bunların dışında tutuyorum.

    Bir ilişki artık ilk zamanlardaki doyumu ve mutluluğu vermiyorsa eşlerin genelde benimsediği elverişsiz birkaç tutum olabilmektedir. Eşler ilk olarak partneri suçlayıcı ve talepkar bir tutum benimserler. Fakat partnerin “suçluluğu”, “eksikliği”, “başarısızlığı”, “hatası” söylemi üzerinden hiçbir sorun çözümlenemez. Tersine güçlüklerin artttığı görülür. Bir başka eğilim kaybedilen şeyin ilişkinin dışında bir başkası ile aranmasıdır. Aldatma ile sonuçlanan bu eğilim de bir ilişki için yıkım getirir. Pek ender olmayan bir başka eğilim de ilişkilerin kaderinin böyle olduğunu düşünüp yaşadığı yoksunluğu ve duygusal kayıpları kabullenmeye çabalamaktır. Bu da kişileri hayatı boyunca duygusal bir yoksunluğa ve geçmek bilmeyen bir mutsuzluğa mahkum eder.

    Gerçekte aşkın illa da külleneceği, sonrasında ilişkilerde kuru bir gerçekliğin hakim olacağı yönündeki inanç tümüyle yanlıştır. Bu düşünce de sevgi ilişkilerindeki başarısızlığa karşı geliştirilmiş savunmacı düşüncelerden biridir.

    Eşler şayet yaşanan güçlüklerin ortaya çıkmasında kişisel sorumluluk üstlenmeyi, sorunlardan yalnızca öteki eşin sorumlu olduğu iddiasınından vazgeçmeyi ve sorunların birlikte yaratıldığı gerçeğini kabul etmeyi başarırsa bir çift terapisinin önü açılacaktır. Bu koşullarda icra edilecek bir ilişki terapisinin sonuç vermesinin önünde bilinen hiçbir dış engel yoktur.

  • Çocuklarda pfapa sendromu

    Sadece çocuklarda değil erişkin yaş grubunda da görülen PFAPA sendromunun önemi her geçen gün artmaktadır.

    PFAPA sendromu tekrarlayan ateş tablosu, ağızda aft, farenjit ve boynundaki lenf bezlerinin büyümesi ile karekterize bir klinik tablodur.1987 yılında Marshall ve arkadaşları tarafından yukardaki belirtilerin İngilizce baş harflerini alarak bu tabloyu PFAPA sendromu olarak tanımlamışlardır.

    Tekrarlayan ateş atakları, boğaz ağrısı, ağzında aft ve boyun bölgesindeki lenf bezlerinde büyüme olan bir çocukta şüphesiz ilk akla gelecek tanı enfeksiyon hastalığıdır. PFAPA sendromunda ateşin ve klinik bulguların tekrarlanması önemlidir. Çoğu zaman bu tablo ailenin ve hekimin gözünden kaçabilmekte ve hasta boğaz enfeksiyonu olarak tanı almaktadır.

    PFAPA tanı kriterler

    Düzenli tekrarlayan ateşlerin 5 yaşından önce başlaması

    Hastalarda üst solunum yolu bulgularının olamaması

    Ağızda aftların bulunuşu

    Boyun lenf bezlerinde büyüme

    Farenjit

    Belirtiler aralığında hastanın şikayetinin olmaması

    Çocuğun normal büyüme ve gelişme göstermesi

    Hastalığın başlangıcında halsizlik, baş ağrısı ve iştahsızlık vardır.

    PFAPA sendromuna yol açan neden veya nedenler bilinmemektedir. Enfeksiyöz bir nedenin ve özellikle viral enfeksiyonların immünolojik sistemi bozduğu ve ortaya çıkan sitokin ismi verilen maddelerin (IL-1) tabloyu oluşturduğu düşünülmektedir.

    PFAPA sporadik bir hastalık değildir. Her geçen her gün önemi anlaşılmaktadır. Birçok hasta da on yaşından sonra düzelme görülürse de, bu yaş sonrasında şikayetleri devam eden hastalarda vardır. Artık PFAPA ‘nın bir çocukluk dönemi hastalığı olmadığı erişkinlerde görüldüğü bilinmektedir. Sıklığı bilinmemektedir.Genetik bir defekt saptanmamıştır.

    PFAPA sendromunda tanıda yardımcı olacak, hastaya özgü bir laboratuar bulgusu yoktur. Atak sırasında lökosit sayısı ve sedimentasyonda yükselme saptanırsa da atak sonrası bu değerler normal düzeylere inmektedir. Ateşli dönemlerde CRP düzeyinde yükselmeler görülmektedir. Bu dönemde alınan boğaz kültürü sonuçları normaldir.

    Bu hastalık ataklar halinde seyretmekte ve ataklar spontan olarak iyileşmektedir. Ataklar yaş ilerledikçe azalmaktadır.PFAPA sendromlu çocukların büyümeleri ve gelişmeleri normaldir.Bu çocuklarda sekelsiz düzelme görülmektedir.

    Tedavide tek doz oral prednizon (0,5-2mg/kg) verilmesi önerilmektedir.Prednizon tedavisinden sonra septomlarda belirgin düzelme olduğu ve atak sayısının azaldığına dikkat çekilmektedir.Bununla birlikte Prednizon tedavisinden sonra atak sayısının arttığını bildiren sınırlı çalışmalar da vardır.Diğer taraftan Prednizon ‘a cevap vermeyen vakalarda adenoidektomi ve tonsillektominin uygulanmasının faydalı olduğu vurgulanmışsa da, bu müdahalelerin hastanın kliniğine etkili olmadığını gösteren çalışmalar mevcuttur. Ayrıca Simetidine tedavisinin etkili olduğu bildirilmektedir. Antibiotiklerin tedavide yeri yoktur.

    Diğer kullanılan ilaçlar

    Kolşisin

    Montelukast sodium

    Anakirnadir

    İlaçların kullanımı hakkında fikir birliği yoktur, tedavi sonuçları tartışmalıdır.

    Tonsillektomi yapılan PFAPA hastalardaki yanıt %67 iken, ilaç tedavisine yanıt %95 dir.

    PFAPA çok bilinmeyenli bir denklemdir. Gerek romatoloğ ve gerekse çocuk enfeksiyon uzmanlarının tartıştığı bu konu ilerleyen yıllarda şekillenecektir.

    Sonuç olarak, tekrarlayan ateş atakları olan 5 yaşından küçük ve özellikle erkek çocuklarda PFAPA sendromunun ayırıcı tanıda düşünülmesi önemlidir.Aftöz stomatit, farenjit ve boyun lenf bezlerinde büyümenin olduğu periyodik ateş olgularında boğaz kültüründe üreme saptanmaz,sedimentasyon ve CRP yüksek düzeyi bulunursa ve bu tablo kendiliğinden düzelme gösterir,antibiyotiklere yanıt vermezse ,PFAPA sendromunun düşünülmesinin akılcı yaklaşım olacağı aşikardır

    Ayırıcı tanıda periodik ateş nedenleri:

    Ailevi Akdeniz ateşi (FMF),

    Siklik nötropeni,

    Juvenil romotoid artrit,

    Hiper Ig D sendromu (HIDS),

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonları düşünülmelidir.

    PFAPA’lı hastalara yaklaşım

    PFAPA 1-2 doz prednisone Ateş devam ederse Diğer tanıları değerlendir.

    Ateş atakları düzelirse PFAPA tanısını destekler.

    H2 bloke ediciler 6-12 ay önerilir. Tablo düzeliyorsa hasta takip edilir.

    3 veya 4 ateşlenme atağı olursa; Cerrahi müdahale Tonsillektomi?

  • ALDATILMAK BİN ÇİZİK GİBİ

    ALDATILMAK BİN ÇİZİK GİBİ

    Pek çok çift, ilişki terapisi almak amacıyla ruh sağlığı uzmanlarına başvurduğunda, iyileştirmek için getirdikleri şeyin kendi ruhlarındaki patolojik yönler ve kusurlar değil; ilişkinin kendisi olduğunun farkında olmuyor. Onlara anlattığım ilk şey terapide kusurlu, hatalı, günah keçisi olacak birini aramadığımız; felsefi ve ahlaki konuların psikoterapi sürecinin dışında kaldığı oluyor. Sonra devam ediyorum: “Her ilişki yaşayan canlı bir organizma ve siz ilişkiye başladığınız an doğurduğunuz bu canlı organizmayı terapiye getiriyorsunuz.” Hasta olan; kişiler değil, ilişki. Bu ilişki bir darbe almış ve belki bu ilişki grip, belki kanser, belki doğuştan sakat, belki bitkisel hayatta…”

    Ve belki de bin çiziği var…

    Çünkü aldatılmak bin çizik gibi…

    Terapide bin kesiği kapatmak ve ilişkiyi yeniden yapılandırmak üzere yola çıkıyoruz. Biliyoruz ki bu yolculukta çiftler ilişkilerine durakladıkları, kaldıkları yerden başlayamayacaklar. Bu yaşantı sonrası bambaşka kişiler olup bambaşka, yeni, belki daha doyurucu, belki daha canlı ama mazisinde can yakıcı bir sadakatsizlik öyküsü olan yeni bir ilişkiye başlayacaklar.

    Aldatma Nedir?

    Aldatma; mevcut eşin bilgisi, izni veya rızası olmadan üçüncü bir kişiyle bir ya da birden fazla yaşanan duygusal veya cinsel eylemler ve söylemlerdir. Aldatma için somut göstergeler gereklidir: yazışma, eylem, ifade, söylem, davranış vb. Bir insanı öldürmeyi düşününce mi hapse giriyor kişi, öldürünce mi? Birşeyin ceza alabilmesi, suç olabilmesi ancak eyleme döküldüğünde mümkün oluyor. Bu aldatma için de geçerli. Pek çok danışanım aldatmayı tanımlamakta kafa karışıklığı yaşıyor. Bir başka kişinin içinde yer aldığı fanteziler üretmeyi, bir başka kişiden etkilenmeyi; eyleme döktüğü hiçbir davranış olmamasına rağmen aldatmayla karıştırıyor. Eğer elde somut bir veri yoksa, sadece düşünce ve hissediş varsa burada kesinlikle aldatmadan söz edemeyiz.

    Aldatma söz konusu olduğunda kişilerin yaşadıkları durumu nasıl algıladıkları da çok önemlidir. Aldatma suçluluk duygusunun varlığında vardır. Aldatan ne kadar yoğun suçluluk hissediyorsa, aldatılanın da yaşanan olaydan hissettiği rahatsızlık ne kadar fazlaysa o olay o kadar çok aldatmadır.

    Aldatmanın altta yatan nedenleri nelerdir?

    Psikososyal Nedenler

    Zamanında ulaşmanın çeşitli sebeplerle çok zor olduğu karşı cinsin kafada aşırı yüceltilmesi ve zamanında karşı cinse ulaşamamanın verdiği acizlik duygusu, aldatmanın psikososyal sebepleri arasında.

    Özelikle çift terapisine gelen danışanlarımın ortaokul ve lise yıllarında ergenliğe geç girenleri, sosyoekonomik zorluklar yüzünden erken yaşlarda hem çalışıp hem okuyarak karşı cinsle o yaş döneminde yaşamaları gereken duygusal ve cinsel ilişkiden yoksun kalanları, ya da herhangi bir sebeple ergenlik döneminde karşı cins tarafından yeterince fark edilmeyenlerin evlendikten sonra tercih edildiğinde bilinçaltındaki duygular depreşiyor ve elde etme düşüncesi onları aldatma yönünde harekete geçiriyor.

    Bilinçaltında yetersizlik hissi olan bu kişiler bir de erken evlenmişlerse erkeklikleri ve kadınlıklarını birlikte büyüdükleri ve agape/dostluğun baskın olduğu eşlerinden başka kişilerin üzerinde de denemek ve keşfetmek istiyorlar.

    İlişkisel Sebepler

    Çiftlerden herhangi biri kendisini ilişkide çözümünde çaresiz hissettiği bir problemin içinde bulduğunda ilişkide var olabilmek için, yani evliliğinin bitmemesi için bilinçsizce kendine evliliğinde çözülemeyen problemlerin stresinden kaçabileceği bir çıkış noktası inşa ediyor ve ilişkisinde kaybettiği enerjiyi bu yolla geri kazanıyor.

    İlişkiden iki çeşit çıkış noktası var: patolojik/ hastalıklı çıkış noktaları ve sağlıklı çıkış noktaları. Sağlıklı çıkış noktalarında işkoliklik, kutsal anne rolü, dernek işleri gibi çeşitli adanmışlıklar ve sosyalleşmekten söz edebiliriz. Yani kişinin mevcut partneri dışında meşk edercesine ilişkinin zamanından çaldığı ve enerjisini yatırdığı diğer alanlar….

    Patolojik çıkış noktalarında bağımlılıklar var; alkol, sigara, kumar bağımlısı olup kişi bağımlılıklarıyla sevişebilir ya da bir kadınla, adamla. Aldatarak evliliğinin stresine karşı koyan ve evliliğini sürdüren kişinin yarattığı bu hastalıklı çıkış noktasını çift terapilerinde kapatıyor ve ilişkinin aldatmaya sebep olan derin sorununa ulaşıp ilişkiyi tedavi ediyoruz. Tabii her aldatma yüzde yüz evlilik sorunu göstergesi değildir. Gelin bir de bireysel sebeplere bakalım.

    Bireysel Nedenler

    Terapilerde en sık rastladığım aldatma sebebi eşe yönelik dile getirilmeyen öfkeyi aldatmayla eyleme vurmak. Kişi bu yolla eşini cezalandırmış oluyor. Aldatan kişi terapiye geldiğinde kendisi de genellikle eşine hissettiği öfkeyi bastırdığının ve eşine ceza vermenin hazzıyla ikinci ilişkiyi suçluluk duymadan yaşadığının farkında olmuyor. Terapide bu kişilere bilinçdışında tuttukları öfkeyle ilgili farkındalık kazandırıyoruz.

    Bir diğer bireysel aldatma sebebini iç içeliğin aşırı olduğu ilişkilerde görüyoruz. Çiftlerden birinin aşırı kontrolcü ve diğerinin de aşırı uyumlu olduğu ilişkilerde benlik sınırlarının ortadan kalktığını ve kontrolü her konuda eşine bırakan kişinin kendini ayrı bir birey olarak görebilme adına aldatarak hayatında kendine ait, eşini dışarıda bıraktığı bir alan açtığını görüyoruz.

    Bağlanma problemleri olan kişiler aldatmaya daha eğilimli oluyor. Özellikle narsisistik özellikleri baskın olduğu için eşinden üstün olduğunu düşünen kişiler aldatmayı hak olarak görüyorlar. Bağımlı kişilikler de bir yandan değersizlik duygularıyla kendilerini yeterli hissedecekleri bir diğer ilişkiyi hayatlarına entegre ederken, özgüven problemleri ve yalnızlık kaygılarından dolayı değersiz hissettikleri evliliklerini de bitiremiyor.

    Kadınlar ve erkeklerde menopoz-andropoz dönemine yakın yaşlarda varoluşsal ölüm korkularına meydan okumak ve hala beğeniliyor olduklarını göstermek için eşlerinden daha genç partnerler ile onları aldatırlar. 30 yaş ve 40 yaş sendromları ile annelik babalık rollerinin kazanıldığı geçiş evresi niteliği taşıyan dönemlerde de aldatma eğilimi artıyor. Kişiler bu süreçte varlığını. duygularını ve bedenini gözden geçirmenin yoğun olduğu bir sürece geliyor. Özellikle de çocuğun doğumu ile ilginin çocuğa yöneldiği durumlarda değersizlik hisseden eş, daha özel hissedebilmek için bir başka ilişkiye yönlenebiliyor.

    Aldatıldığında kendini değersiz, pişman, suçlu, umutsuz, öfkeli, güçsüz hisseden kişi; bu durumun adını koymak, nedenlerini bilmek, sorunu çözmek ve en çokta içten içe affetmek ister. Affedeceği şey sadakatsizliğin aldatmanın kendisi değil, eşidir. İlişkinizde böyle bir deprem olduğunda yapacağınız ilk şey zaman kaybetmeden, hasta olan ilişkinizi psikoterapiye getirmek ve alanında uzman bir çift terapistine başvurmaktır.