Yazar: C8H

  • Çocuklarda periyodik ateş sendromları

    Tanım: Periyodik Ateş Sendromlar (PAS) tekrarlayan ateş ataklarının eşlik ettiği farklı düzeylerde inflamatuvar bulgularla karakterize, klinik olarak tipik bir infeksiyon hastalığının gösterilemediği, akut faz reaktanlarının artışının görüldüğü hastalık grubudur.

    Bir çoğunda neden olarak tonsillit, farenjit, otit, sinüzit, üriner sistem infeksiyonları gibi tekrarlayan infeksiyon hastalıkları bulunabilir. Özellikle okul ve kreş çocuklarında yıl içerisindeki ateşlenme epizotları 10-12’ye kadar çıkabilir.

    Hastalık grubu: Bu grup içerisinde periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenopati sendromu (PFAPA), mevolenat kinaz eksikliği (hiper IgD sendromu), ailevi Akdeniz ateşi (FMF), siklik nötropeni, tümör nekroze edici faktör reseptör defekti ile birlikte olan ateş sendromu, kriyoprinopatiler, ailesel soğuk otoinflamatuvar sendrom, sistemik form juvenil idiyopatik artrit, Crohn hastalığı sıralanabilir. Ancak bunların dışında henüz tanınmamış, farklı klinik tablolarla görülebilen birçok hastalık yer alabilir.

    Klinik bulgular : Hastaların birçoğunda semptomlar 10 yaşına kadar başlar. Çocukların hastalığıdır. Fakat birçoğu çocukluk yaşında başladığı halde uzun yıllar içerisinde kesin tanısı konulamadığı için erişkin yaşta doğru tanı alırlar. Tanısal kli­nik yaklaşımda ateşin düzeyi, süresi, tekrarlama aralıkları, ateşe eşlik edebilen klinik bulgular, aile öyküsü, diğer hastalık durumları araştırıl­malıdır.

    Genetiği : Herediter tekrarlayan ateş sendromlarının genetiği ve ilgili genler:

    Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) Otozomal resessiif kalıtım gösterir, sorumlu gen MEFV genidir.

    Hiper IgD sendromu: Otozomal resessif kalıtım gösterir, sorumlu gen MVK genidir.

    Siklik nötropeni: Otozomal dominant kalıtım gösterir, sorumlu gen ELA dır.

    TRAPS: Otozomal dominant kalıtım gösterir sorumlu gen TNFRSF1A dir.

    Kriyoprinopatiler: Otozomal dominant kalıtım gösterir sorumlu gen CIAS1 dir.

    Grannülomatöz hastalıklar (Blau Sendromu) : Otozomal dominant kalıtım gösterir sorumlu gen NOD2 dir.

    Pyojenik hastalıklar (PAPA sendromu) Otozomal dominant kalıtım gösterir sorumlu gen PSTPIP1dir.

    Laboratuvar incelemesinde; tam kan sayımı, sedimantasyon, CRP, fibrinojen, ferritin, serum Amiloid A, LDH, Ig G, IgA, IgM, IgD, IgE, C3, C4,CH50, ANA, RF istenmelidir.

    Tüm genetik testleri istenmelidir.

    Ayrıcı tanı: Ateşli dönemlerde karın ağrısı, eklem ağrısı, artrit bulgularının, eritemin olması FMF hastalığını; splenomegali IgD yüksekliği, artrit ,eklem sorunları mevolenat kinaz eksikliğini; yüzde ödem, göz kapaklarında şişlik, artrit gibi bulgular TRAPS’ı akla getirmelidir. Eğer PFAPA sendromu düşünülüyorsa tek doz yapılacak prednizolon tedavisine olan ateş yanıtı değerlendirilebilir. Buna yanıt yoksa diğer sendromlar incelenebilir. Siklik nötropenilerde ise ateşli atak dönemlerinde nötropenilerin olması tipiktir.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Hematoloji ve Genetik Uzmanı

  • DEPRESYONLA YAŞAMAK ZORUNDA DEĞİLİZ

    DEPRESYONLA YAŞAMAK ZORUNDA DEĞİLİZ

    Depresyon, isteksizlik, hayattan zevk alamamak, içinden hiçbir şey gelmemek gibi belirtileri olan bir hastalık halidir. Duygu durum bozukluğudur. Beyinin ön alanlarında, alın ve şakak bölgelerinde salgılanan hormonların yeteri kadar salgılanmamasından kaynaklanır.

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur. En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama, uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    Depresyon, kesinlikle “geçici üzüntü” ile aynı şey değildir. Kimi zaman kendimizi dibe vurmuş gibi hissedebiliriz, bu her zaman depresyonda olduğumuz anlamına gelmez. Depresyonda olan kişiler, kendilerini yalnızca hayatın akışına bırakarak iyileşemeyebilirler. ‘Kendi kendine iyileşme’ depresyon geçiren hastaların yarısında mümkündür. Ancak tedavi olunmadığında belirtiler haftalarca, aylarca, hatta yıllarca sürebilir. Oysa uygun tedavi, depresyondaki birçok insana yardımcı olabilir.
    Depresyonda şiddetli üzüntü ya da umutsuzluk hissi vardır ve en az iki hafta sürer. Depresif kişiler ümitsiz olmaya ve kimseden yardım göremeyeceklerine inanmaya eğilimlidirler. Böyle hissettikleri için de kendilerini suçlarlar. Sosyal etkinliklere katılmaktan kaçınır, aile ve arkadaşlarından uzaklaşırlar. Hatta kimi zaman ölümü ya da intiharı düşünebilirler.

    DEPRESYONUN NEDENLERİ NELERDİR?

    Biyolojik nedenler;
    — Bazı hastalıklar: Hipotiroidi/Hipertiroidi, Pankreas kanseri.
    — Mevsimsel özellikler: Kış mevsimlerinde depresyonun artması (Melatonin)
    Psiko-sosyal nedenler;
    — Yaşam olayları
    — Büyük üzüntülere neden olabilecek kayıplar
    — İş yaşamı sorunları
    — Partner, evlilik, Aile sorunları
    — Hamilelik/Doğum /Lohusalık/Menopoz süreci
    — Ağır ve süreğen hastalıklar
    — Taşınma/yeni yaşam koşulları
    — Olumlu yaşam olayları (Terfi, evlilik)

    DEPRESYONUN SONUÇLARI NELERDİR?

    — Kişilerarası ilişkilerde bozulma/ Aile parçalanmaları
    — Verimlilik azalması ve kariyer kaybı
    — Okul performans kaybı
    — Dikkat/Konsantrasyon bozulmasına bağlı kazalar/iş kazaları
    — Alkol ve uyuşturucu tüketiminin artması
    — Depresyon sonucu kalp-damar sistemini ilgilendiren veya benzeri bedensel (psikosomatik) rahatsızlıklar
    — İntihar

    TEDAVİ

    Psikoterapi ; Beyindeki işleyiş bozukluğunun terapi ile düzenlenmesi amaçlanır. Depresyonun bağlamının kişiye özel araştırılması, tedavi tekniklerinin belirlenmesi ve terapist danışan işbirliği esasına dayanır. Psikoterapi sistemin işleyişine reset atmak ve yeni işlevsellik kazandırma sürecinin tamamıdır. Duygu-düşünce ve davranış üçlüsünün bağlamda değerlendirilmesi, klit noktaların belirlenmesi ve depresyona sebep olan etkenlerin bireyin farkındalığı ile bilinç düzeyine çıkarılma sürecidir.

    Anne- baba ile kurulan ilişkiye kadar uzanan bir sürecin yeniden yapılanması önemlidir. Ailede depresif özellikli bireyler varsa davranışların öğrenilmesi söz konusudur, yeni davranışlar kazandırmak tedavi sürecinin parçasıdır.

  • Sağlıklı çocuk ve çevre

    Anneler ve Babalar, Her geçen gün dünyamız ve çevremiz hızlı bir şekilde kirlenmeye devam etmektedir. Bu kirlenmeden en çok etkilenen ise çocuklarımızdır. Çocuklar daha doğmadan önce çevre kirliliğinin etkileri ile karşılaşmaktadır. (*)

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerde her yıl beş yaşından küçük on dört milyon çocuk sağlıksız içme suyu, yetersiz hijyen koşulları, çevre kirliliği, yaygın hastalıklar ve beslenme yetersizliği nedeni ile kaybedilmektedir. Bunun üç milyonu çevre ile ilgili hastalıklardan kaynaklanmakta, iki milyonu akut solunum yolu hastalıklarından kaynaklaklanmakta solunum hastalıklarının yüzde altmışı ise nedeni de çevre koşullarından bağlıdır. Her yıl iki milyon çocuk ishalden kaybedilmektedir, ishallerin yüzde sekseni yetersiz su ve alt yapı eksikliğidir.

    Çevre ile ilgili hastalıkların görülme sıklığında artış olduğu yayınlanmaktadır. Hava kirliliğinin, gürültünün, kimyasalların ve elektromanyetik alanların, allerji, astım, solunum yolu hastalıkları, gelişimsel hastalıklar ve kanserlerle ilişikili olduğu bilinmektedir.

    Son yüz yılda yeni teknolojilerin artması ile binlerce kimyasalların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Endüstrileşmiş ülkelerde seksen beş bin civarında kimyasal madde üretilmekte, bunların yirmi sekiz bini kitlesel olarak yani beş yüz tonun üzerinde üretilmektedir. Bunların yarısı temel toksikolojik testlerden geçirilmekte ve yüzde onu ise gelişmekte olan canlılar üzerine etkileri araştırılmaktadır. Geri kalanın ne olduğu, ne yapacağı bilinmemektedir.

    Ortaya çıkan kimyasal kirlilik hastalık modellerini değiştirmiştir. Erken doğum, anne karnında gelişme geriliği, allerjik hastalıklar, astım, kanser hastalıkları, doğumsal anomaliler, otizm, şişmanlık, işitme sorunları, dikkat eksikliği ve öğrenme bozuklukları artmıştır.

    Çoçuklar niçin çevreden daha fazla etkilenmektedir.

    Çocuklarda hücreler hızlı çoğalır ve organlarda hızlı gelişir. Ağırlıkların göre daha fazla hava solur, daha çok besin ve su tüketirler. Merkezi sinir sistemleri, bağışıklık, sindirim ve üreme sistemleri yetişkinlere göre çevreye karşı daha duyarlıdır.

    Yaşamın ilk yılını yerde geçiren bebekler, emekleme döneminde yerdeki hertürlü görünmeyen kimyasal ve tozlara maruz kalmaktadır.

    Bebeklik döneminde çocuklar zamanlarınının büyük kısmını kapalı ortamda geçirirler. Kapalı ortamda kullanılan kimyasallar, aşınan maddeler, ev içine yayılan duman ve gazlar dan fazla etkilenirler.

    Okul öncesi dönemde toprakla daha sık temas etmeleri ve özellikle ilk birkaç yılda ellerini sık sık ağızlarına götürmeleri nedeni ile sağlıksız koşullarla sık karşılaşmaktadır. Oyun alanlarında çok fazla sayıda çevresel kirletici ile karşılaşmaktadır.

    Okul döneminde okul çevresi çok önemlidir. Okul binasının yapısı, yapıda kullanılan malzemeler, sınıfların havalandırılması, okul çevresi temizliği, okul tuvaletlerinin durumu ve okul yemekhanelerinin durumu çocukları etkileyen önemli faktörlerdir.

    Çocuklarımızı çevre kirliliğinden korumak için neler yapmalıyız.

    Genel çevre kirlenmesi yönünden idare ve yerel yönetimlerin temiz su kaynakları sağlaması, çöplerin toplatılması, atıkların arıtılması, yerleşim yerlerinden yüksek gerilim hatlarının geçirilmemesi konusunda görevlerini yapmalıdır.

    Evde; kullanılan mobilya, halı ve diğer malzemelerin kimyasal yönden zararlı olmamasına dikkat edilmelidir. Ev ortamında sigara içilmemelidir. Isıtma ve havalandırmada kullanılan malzemelere özen gösterilmelidir. Elektromanyetik dalga yayan televizyon, bilgisayar ve cep telefonlarından mümkün olduğu kadar uzak tutulmalıdır. Çocuk beslenmesinde hazır gıdalardan kaçınılmalıdır.

    Okulda; okulun çevresi, sınıfların havalandırılması, ısıtılması, soğutulması, temizlikte kullanılan kimyasalların durumu, okulun su kaynağı, besinsel kaynaklar, hazır gıdaların durumu, okulda çoçukların kullandığı el işi ve resimlerde kullandığı malzemelerin içeriği çok önemlidir.

    Okul dışında; çocukların oyun alanlarına dikkat edilmeli, oyun alanlarında kullanılan haşere temizleyiciler, oyun elemanlarının kullanıldığı malzemeler, kullanılan boyalar, başı boş hayvanların oyun alanlarını kirletmesi, oyun alanlarında çöp atıklarına dikkat edilmelidir.

    Çocuklarımızı her türlü çevre kirliliğinden koruyalım. Çocuklarımıza çevreye saygı, insana saygıdır ilkesini öğretelim.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARINIZI ÇÖZMEK İSTER MİSİNİZ?

    ÇİFT SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ

    Evlilik iki kişinin hayatını birleştirmesi, ‘ben’ olan yaşantının ‘biz’e dönüşmesidir. Kolay bir süreç değildir elbette. İki ayrı hayatın ortak bir mekanda birleşmesi, değişen alışkanlıklar, özgürlükler, paylaşımlar ve nitelikleri, yeni akraba ilişkileri, sorumluluklar,ekonomik değişimler çifti bu süreçte zorlayabilecek koşullardandır.
    Çiftler evlilik kararı aldıklarında bir ömür beraber yaşamayı ve mutlu olmayı hayal ederler. En özellerini, en kıymet verdiklerini eşleriyle paylaşmayı, onunla yaşlanmayı, onunla gülmeyi, onunla ağlamayı ve onunla ölmeyi isterler. Evlenirler, kavuşurlar ve mutlu olurlar. Zaman geçer, bir şeyler değişmeye başlar. Bazı çiftler sorunlarla baş eder, çözüm yolları bulurlar ama bazıları tükenir. Bir dönem mutlulukla birleştirdikleri hayatlarını, ayırmak isterler. Kimse mutluluğunu bitirmek istemez, eğer bir çift boşanmak gibi zor bir karar alıyorsa gerçekten mutsuzdur demektir. Çözüm ise boşanmak dışında bir şeyler de olabilir.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yürüttüğü “Türkiye’de Aile Yapısı Araştırması”nda Türkiye genelinde toplam 12 bin 56 hane ile anket çalışması yapılmıştır. Araştırmada bireylerin televizyon izleme alışkanlıklarından kültürel aktivitelere katılımına, alkol kullanımından evlilik kararına kadar birçok durum incelenmiştir. En dikkat çeken sonuçlardan biri boşanma nedenlerinin sıralaması olmuştur. Genel kanının aksine boşanmada ilk sıralarda, dayak, aldatma, ekonomik yokluk yer almamaktadır. Yüzde 27,3′lük oranla “eşlerin birbirine ilgisizlik ve sorumsuzluğu” boşanma nedenlerinde açık ara birinci çıkmıştır. Bu nedeni sırasıyla, evin ekonomik geçimini sağlayamama, aldatma, dayak/kötü muamele, içki ve kumar, eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması, terk etme/edilme, eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması, çocuk olmaması, ailedeki çocuklara karşı kötü muamele, eşin tedavisi güç bir hastalığa yakalanması, hırsızlık, dolandırıcılık, gasp taciz gibi suçlar, aile içi cinsel taciz ve diğer nedenler izlemiştir.

    Eşlerin birbirleriyle yeterince ilgilenmemesi; evlilik öncesi çiftler birbirlerine fazlasıyla ilgi gösterirler, sevdiklerini özlediklerini sıkça ifade ederler. Evlendikten sonra zaten aynı yerde yaşadıkları için, birbirleriyle görüşmeleri zor olmadığı için ve birbirlerine alıştıkları için zamanla eskisi gibi ilgi göstermemeye başlarlar. Sevgi, mutluluk, kızgınlık, öfke vb duyguların ifade edilmemesi yakınlığın bozulmasına ve eşlerin birbirlerinden uzaklaşmasına sebep olur. Uzaklaşan insanlar problemle baş etmekte zorlanır, uyumsuz davranır ve sık sık kavga ederler.

    Sorumlulukların paylaşılmaması; değişen yaşam şartları ile birlikte evdeki ve dışardaki işlerin paylaşımı eşlerin zorlandıkları sorunlardır. Kadın ve erkeğin tüm gün çalışması, kadın çalışmadığı durumlarda iş yükünün fazla olması ve kadının zorlanması, erkeğin tüm gün stresli ve yorucu bir işte çalışması eve geldiğinde sadece dinlenmek isteyişi probleme dönüşebilecek durumlardır. Buradaki temel problem fiziksel yorgunluktan çok, eşinin kendini anlamadığını, önemsemediğini, onun için bir şey yapmak istemediğini düşünmesi ve bunların eşler arasında konuşulmamasıdır. Zevkle yapılabilecek işler zamanla eziyete dönüşür ve eşler tükenir.

    Niteliksiz iletişim; her şeyi düzeltecek olan ya da kötüye götürecek olan da iletişimdir. İletişimin bozulması, paylaşımın bozulmasına sonrasında nitelikli vakit geçirmeyi engellemeye, yan yana gelmekten hoşlanmamaya ve tahammülsüzlüğe sebep olur.
    Ekonomik sebepler; hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde birlikte olmaya söz veren çiftler zamanla kötü günde tahammül edecek gücü bulamazlar kendilerinde.
    Fiziksel ve duygusal şiddet; şiddet sadece dayak değildir. Aşırı kıskançlık, kısıtlamalar, anlaşılmamak, sürekli eleştiri, duygusal açlık yaşatmak, sürekli dır dır yapmak, fiziksel zor kullanmak, duygusal zor kullanmak eşleri birbirlerinden uzaklaştıracak sebeplerdendir.

    SORUNLAR ÇÖZÜLSÜN, İSTER MİSİNİZ?

    Evlendikten sonra önce iki kişilik bir aile olun, sonra ailenize yeni bir birey ekleyin, en az iki yıl birbirinizi tanımak ve uyum sağlamak için yeterli bir süre olabilir.
    Eşinizi tanıyın; ne onu çok incitir? Ne onu çok mutlu eder? Ne onu deliye döndürür? Neye dayanamaz hemen barışır? Ne onun suratını astırır ve nasıl düzelir? Bunları bilin ve bu bilgileri iyi olmak için kullanın,
    Birbirinizin zaaflarını ve acılarını kaşımayın aksine acılarınıza merhem olmak için birliktesiniz,
    Birbirinizi eleştirmeyin, eksikliklerinizi sevgiyle ifade edin, birbirinizi tamamlayın çünkü o yüzden evlisiniz bunu hep hatırlayın,
    En çok ilgi beklediğiniz insan eşinizdir değil mi? Aynı şekilde o da sizden ilgi ve sevgi bekler. Bu her şeyden önemlidir. Unutmayın eşinizle huzuru ve mutluluğu sağlamazsanız, kendinizi iyi hissedemezsiniz. Birbirinizden beklentilerinizi konuşun ve isteklerinizi uygulamaya geçirin, hem de hemen,
    Evdeki ve dışarıdaki sorumluluklarla ilgili sorunlar yaşıyorsanız ve bunu bir türlü çözemediğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur, yeter ki çözmek isteyin ve çözüm odaklı olun ikiniz de. Unutmayın çözümsüz düşündüğünüz konularda tepki gösteriyor olabilirsiniz, konu üzerinde konuşmaya başladıkça aslında sorunun başka yerlere kaymaya başladığını siz de göreceksiniz,
    Duyguları paylaşmak şifa verir. Hissettiğiniz her şeyi eşinizle konuşun, biriktirmeyin. Bu şekilde duygusal patlamalar yaşamamış, sorunları büyütmemiş olursunuz,
    Nitelikli iletişim kurmak önemlidir. Eşinizi fark edin, değer verin, dinleyin, anlamaya çalışın ve anladıklarınızı ifade edin,
    İstediğiz olsun diye ya da başka sebeplerle duygusal ya da fiziksel şiddet kullanmayın. Bu aciz bir yöntemdir, daha olgun olan öfkenizi ve kızgınlığınızı ifade edebilme becerisini kazanmaktır,
    Ailelerle ilgili yaşadığınız sorunlarda, eşinizin yanında olun, birbirinizi anlamaya çalışın. Unutmayın sizin aileniz ne kadar kıymetliyse eşinizin ailesi de o kadar kıymetlidir. Her biriniz kendi ailesiyle eşi arasında süzgeçli bir form oluşturun, her yaşanan olayı ya da her duyduğunuzu eşinize söylemeyin, yerinde ve yeterince aktarın,
    Eşinizin her türlü ihtiyacını önemseyin, birbirinizin önemsediği şeylere, hobilerine, hedeflerine ve işine saygı duyun,
    Çocuklarınızın fiziksel, sosyal, psikolojik ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayın. Çocuklarınızla nitelikli vakit geçirin, ve onları koşulsuz sevin,
    Her çift sorun yaşar, her çift krizlerle savaşmak zorundadır. Önemli olan krizleri avantaja dönüştürebilme becerisi kazanmaktır. Sorunlarınızı çözemiyorsanız, eşinizle uyum sorunlarınız her geçen gün artıyorsa destek alın. Çünkü çift olarak kendinize bakamayabilirsiniz, dışarıdan bir profesyonelin size söyleyeceği bir iki cümle evliliğinizi kurtarabilir, sizin mutlu olmanızı sağlayabilir.

  • Sağlıklı çocuğun ileri ayları ve yaşları

    Çocuğun yeni doğan döneminden on sekiz yaşını bitirene kadar sağlık eğitimi konusunda anneler ve babalar sorumludur. Bu nedenle o yaşlara kadar hangi konularda dikkat edilmelidir.

    İkinci ve dördüncü aylarda;

    Bebek, anne-baba ve kardeşlerin ilişkisi

    Bebekle oynamanın ve konuşmanın önemi

    Büyüme-gelişme, emzirme ve sorunları

    Aşılar, önemi, aşı reaksiyonları

    Uyku (günde en az 16 sa., gündüz 2-3 kez)

    Bebek bakımı ve ağlama nedenleri

    Dışkılama

    Aspirasyon tehlikesi

    Aile planlaması

    Altıncı ve dokuzuncu aylarda;

    Aile içi uyum

    Büyüme gelişmenin değerlendirilmesi

    Aşılar, önemi, aşı reaksiyonları

    Bakım hijyen

    Uyku (12-14 saat., en az 2 kez gündüz uykusu)

    Bebekle oyun oynamanın önemi

    Ek besinler, kaşıkla bardakla beslenme

    Ev kazaları

    Süt dişlerinin bakımı

    Bir yaşında;

    Aile sofrasına oturma (3 ana, 2 ara)

    Kendi kendisine beslenmesinin teşviki,

    Uyku

    Diş bakımı (macunsuz)

    Ev kazaları

    Bağımsız olma isteğinin baskılanmaması

    İştahsızlık

    İki ve Üç yaşlarında;

    Aile sofrasının önemi

    Dengeli beslenme

    İştahsızlık sorunu

    Yeterli süt tüketimi

    Kazalar

    Disiplin

    Uyku zamanı

    Diş bakımı

    Tuvalet eğitimi

    Dört ve beş yaşlarında;

    Dengeli beslenme , sofra sohbetleri

    Arkadaş grubu , oyun oynama

    Cinsellikle ilgili soruların yanıtlanması

    Diş bakımı

    Uyku düzeni

    Okul öncesi eğitime destek

    Ad-soyad, adres ve telefon öğretilmesi

    Yabancılar konusunda uyarılmalı

    Ev işlerinde sorumluluk

    Trafik kuralları

    Altı ve Onbir yaşlarında;

    Uyku (20:00-21:00’da yatış, toplam 9-10 sa.)

    Dengeli beslenme

    Diş fırçalama (2 kez), diş kontrolleri

    Cinsellikle ilgili sorulara yanıt

    Okula uyum, öğrenme sorunları

    Tv, bilgisayar oyunları

    İstismar konusunda eğitim

    Kazaları önleme

    Kitap okuma alışkanlığı

    On iki ve On sekiz yaşlarında;

    Sağlıklı iletişim

    Özel yaşama saygı

    Tv, bilgisayar oyunları, internet kullanımı denetlenmeli

    Sigara, madde kullanımı denetlenmesi

    Dengeli beslenme

    Diş bakımı

    Kazaların önlenmesi

    Cinsellikle ilgili soru ve sorunların yanıtlanması

    Eğitim, yeni beceriler geliştirmeye teşvik

    İçimizdeki çocuğun sesine kulak verelim, yaşadığımız olumlu ve olumsuz deneylerden ışık alalım, ancak içimizdeki çocuğu tatmin etmek için elimizi tutan dışımızdaki çocuğu ihmal etmeyelim.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • CİNSEL EFSANELER

    CİNSEL EFSANELER

    Cinsellikle ilgili yanlış olan, gerçeği yansıtmayan, doğruluğu bilimsel olarak desteklenmeyen, yıllarca kulaktan kulağa dolaşarak yayılmış, herkes tarafından kabul edilen, doğru sandığımız ve hayatımızı etkilemesine izin verdiğimiz bilgilere ‘Cinsel Mit’ denir. Bu mitler zamanla efsanelere dönüşür, sorgusuz kabul edilir hale gelir.

    Erkekler cinselliğin bütün püf noktalarını bilirler?

    Cinsellik kadın ve erkeğin birlikte yaşadığı, karşılıklı zevk aldığı bir süreçtir. Yaşadığımız kültür erkeğe cinsellikle ilgili sorumluluklar yüklerken erkeğin performans anksiyetesi yaşamasına sebep olur. Kadına ise görev sorumluluğu yüklerken kadının cinsel haklarını elinden alır. Erkek cinsel ilişki sırasında sürekli sert kalması gerektiğini ve başarılı olması gerektiğini düşünür ve performans sorunları yaşamaya başlar. Kadın ise cinsellikten haz almaz, sadece görevini yerine getirir. Haz almayan, haz vermeyen, görev sorumluluğuyla sonuca odaklanan çiftler sağlıksız, mutsuz ve doyumsuz cinsel hayatlara sahip olurlar.

    Kadınların cinsel isteği azdır.

    Kadın cinsellikle ilgili olumsuz bilgilerle yetiştirilir; ‘Cinsellik hakkın değildir’ ’Cinsellik bir görevdir’ ‘Cinsel birleşme acı verir, ağrı olur, canın yanar’. Bu şekilde yetiştirilen kız çocuğu zamanla cinsellikten uzaklaşır. Ergenliğe geldiğinde cinselliğini bastırır, yanlış bilgilerini destekleyen hikayeler dinlemeye devam eder. Kadın, yetişkin cinsel hayatında ise kendi cinselliğine dair fikir sahibi bile değildir çünkü böyle bir hakkı olduğundan habersizdir. Bildiği şey ise cinselliğin acı verdiğidir. Baskıladığı cinsel isteği acı çekeceği korkusuyla baskı altında kalmaya devam eder. Oysaki kadının da erkeğin de cinsel isteği vardır, sağlıklı bir şekilde yetiştirildiğinde kadın da cinsel isteğini arzusunu ifade edebilir.

    Mastürbasyon kirli ve zararlıdır.

    Mastürbasyon yapmak kişinin suçluluk hissetmesine sebep olur. Yasak ve günah olarak bilinen mastürbasyon alelacele yakalanma korkusuyla yapılır. Suçluluk duygusuna kirlilik hissi de eklenir. Pek çok insan mastürbasyonun zararlı olduğuna, bazı organlara zarar verdiğine körlük, cinsel isteksizlik gibi sorunlara sebep oluğuna inanır. Aksine mastürbasyon yakalanma korkusu ile yapılmadığında herhangi bir cinsel işlev sorununa sebep olmaz. Organlara zarar vermez, ayıp günah değildir, alışkanlık yapmaz, duygusal ya da fiziksel sorunlara sebep olmaz aksine cinsel terapilerde teknik olarak kullanılır. Mastürbasyon bir tercih meselesidir her yaşta yapılabilir. Utanç, suçluluk ve günahkarlık duyguları yersizdir.

    Mastürbasyon ile kızlık zarı bozulabilir.

    Mastürbasyon aşırıya kaçılmadığı ve cinsel ilişkiye tercih edilmediği sürece zararlı bir şey değildir. Vajinaya bir şey sokmadan dış cinsel organları ve klitorisi uyararak yapılan mastürbasyon kızlık zarına zarar vermez.

    Mastürbasyon cinsel isteği azaltır, hastalık yapar.

    Mastürbasyonun cinsel gücü ve isteği azalttığına dair bilgiler yanlıştır. Zararlı olan mastürbasyon değildir ona eşlik eden suçlululuk, günahkarlık, ayıp gibi olumsuz inançlardır. Mastürbasyon kişinin kendi cinselliği ile barışık olduğunun göstergesidir. Mastürbasyon doğru yapıldığı takdirde kişinin cinselliğine olumlu katkı sağlar. Ancak yakalanma korkusuyla yapıldığında peşine gelen suçluluk duyguları ile birlikte erkekte erken boşalma ve cinsel isteksizlik sorunlarına sebep olabilir. Kadın ise mastürbasyon ile cinselliğini tanır, evlilik hayatındaki cinselliğine katkı sağlar. Mastürbasyon sivilce yapmaz, kör yapmaz, kısırlık yapmaz, adet düzenini bozmaz, erken boşalma ve sertleşme sorunu yapmaz, peniste eğrilik yapmaz, günahkar yapmaz.

  • Sağlıklı çocuk izlemi

    Çocuklarda büyümenin izlenmesi; sağlıklılığı izlemek, sağlık sorununu erken dönemde saptamak, malnutrisyonu önlemek yani kötü beslenmeyi önlemek amacı ile yapılır.

    Çocuğun her gelişinde; vücut ağırlığı , boy, baş çevresi doğru olarak ölçülür, standart büyüme eğrilerinde değerlendirilir ve doğru şekilde yorumlanır, mutlaka anne babanın aktif katılımı sağlanmalıdır.

    Gelişmenin izlenmesi: Biyolojik işlevlerin kazanılması, olgunlaşmayı ifade eder. Bu açıdan anne ve babaların çocuğu gözlem esnasında şunlara dikkat etmelidir.

    Çocuğunuzun gelişimi, işitmesi, konuşması, anlaması, ellerini kullanması ve vücut hareketleri konusunda kaygı uyandıran bir durum var mı ?

    Çocuğunuz isteklerini anlatabiliyor mu?

    Çocuğunuz neleri anlıyor?

    Elleri, parmakları ile neler yapıyor, bedenini nasıl hareket ettiriyor?

    Aile bireyleri ve yabancılarla nasıl ilişki kuruyor?

    Oyunları hakkında bilgi verir misiniz?

    Gelişimi desteklemek için evde neler yapıyorsunuz?

    Aşılar: Sağlık Bakanlığının uyguladığı aşı programına uyulmalı, gününde aşılar yapılmalıdır. Bu takvime göre hepatit B aşısı; doğumda ve birinci ve altıncı ayda Hepatit B aşısı, verem aşısı ikinci ayda, Difteri tetanoz ve Boğmaca aşısı ikinci, dördüncü ve altıncı aylarda , onsekiz- yirmi dört ay arasında rapel dozu, oral polio aşısı altıncı ayda, on sekiz-yirmi dört ay arasında ve ilkokul birinci sınıfta, Kızamık, Kabakulak ve Kızamıkçık aşısı on ikinci ayda ve ilkokul birinci sınıfta rapel dozu, Konjuege Pnömokok aşısı ise ikinci, dördüncü ve altıncı aylarda , onsekiz- yirmi dört ay arasında rapel dozu, difteri tetanoz aşısı ise ilkokıl birinci sınıf ve sekizinci sınıfta rapel dozu yapılır.

    Sağlık eğitimi için; iyi bir iletişim, ilgiyi odaklama, empati gösterme, otoriter tavırdan kaçınma, kesin ve açık dille konuşma, önce doğruları övme sonra yanlışları düzeltme, öneriler ailelerin düzeyine uygun anlatma, söylenenlerin anlaşılıp anlaşılmadığının kontrol etme, pratik uygulama ve yazılı materyal sunumu çok önemlidir.

    Sağlık eğitiminde üzerinde durulması gerekli konular; Bebek Bakımı, Sigara İçilmemesi Aile Planlaması, Hastalık Bulguları, Beslenme, Vitamin İlavesi, Diş Sağlığı ve Kazalardır.

    Anneler için önemli olanlar: ilk aylarda;

    Anne sütünün yararlılığı

    Emzirme danışmanlığı

    Göbek bakımı, banyosu, giysileri

    Cilt temizliği, pişiklerin önlenmesi

    Ağlama nedenleri, idrar ve dışkı sıklığı

    El yıkamanın önemi, sigaranın zararları

    Bebeğin yatağı, yatış pozisyonu, uyku düzeni

    Kundak ve emziğin zararları

    D vitamini (15 gün- 1 yıl 400İÜ/G)

    Bebeğin 10 yaşından küçük çocuklarla yalnız bırakılmaması önerilmelidir.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • 10 ADIMDA VAJİNİSMUS TEDAVİSİ

    10 ADIMDA VAJİNİSMUS TEDAVİSİ

    İlk görüşme ( 1 seans) : Terapist çifti ayrı ayrı 15’er dakika dinler. Neler yaşadıklarını, bugüne kadarki tedavi girişimlerini öğrenir. Sonrasında çifti birlikte seansa alır, problemi tanımlar, vajinismusun çiftin problemi olduğunu çifte söyler. Tedavinin sorumluluğunun çifte ait olduğunu vurgular. Empati ile, kadının bunu isteyerek yapmadığını eşinin de iyi bir adam olduğunu söyler ve erkeği över. Evli olan her on kadından birinde vajinismus problemi olduğunu söyleyerek durumu normalleştirir.Bu problemin %100 çözümü olduğunu söyleyerek çifte umut verir. Çifte doğru yerde olduklarını, onlara özel bir tedavi programı hazırlayacaklarını ifade eder. Tedaviye karar vermeleri için 24 saat süre ile eğitim CD’leri ve kitapları verir.

    Değerlendirme Görüşmeleri ( 3 seans): Çifte özel bir tedavi programı için çiftten ihtiyaç duyulan tüm bilgiler alınır. Çocukluk hikayeleri alınır, cinsel öykü formu doldurulur; Erkek vajinismus problemine nasıl uyum sağlıyor ? Kadın kendini neye karşı koruyor ? Kadın kendini tanıyor mu ? sorularına cevap alınır. Kadın danışanın problemi çözmede kendine güvenmesi ve cinselliğin onun da hakkı olduğu hissi kazanması sağlanır. Erkek danışana problemin çözümündeki kritik rolü kavratılır. Terapi kontratı yapılır.

    1. Adım Gevşeme: Nefesini kontrol eden nefsini kontrol eder, nefsini kontrol eden tüm kaslarını kontrol eder. Çifte gevşeme ve doğru nefes alma teknikleri öğretilir. Eşler arasındaki ilişkiyi yeniden canlandırmak ve flört havası oluşturmak için bazı teknikler uygulanır.

    2. Adım Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Bu adımda geçmişten bugüne cinsellikle ilgili bilinen tüm bilgiler sıfırlanır ve yeniden yapılandırılır.

    3. Adım Bedeni Keşfetme ve Masturbasyon: Kadın vajinasını ve tüm bedenini inceler,kendine vakit ayırır ve mastürbasyon yapmayı keşfeder.

    4. Adım Aşk Kasları: Aşk kaslarını kontrol altına almak ve onları yeniden eğitmek “Kegel Egzersizleri” ile kısa sürede mümkündür.

    5. Adım İdeal Ortamın Oluşturulması: Çifte uygun ideal ortam belirlenir, hazırlıklar yapılandırılır.

    6. Adım Duyusal Odaklanma: “Duyusal Okşama” egzersizleri yapılır, dokunmanın hazzına odaklanmak “An”da kalmak sağlanır.

    7. Adım Zihinde Canlandırma: Zihinde başarmak gerçekte başarmak kadar kıymetlidir, önce zihindeki engeller kaldırılır.

    8. Adım Vajinal Girişe hazırlık: Bireysel Parmak Oyunları ( Tek parmak- Çift parmak). Eşli Parmak Oyunları ( Tek parmak- Çift parmak) Penis- Vajina Birlikteliği Oyunları

    9. Adım Cinsel Birleşme

    10. Adım Hazza Odaklanma

    10 adım ortalama 9 seans sürmektedir. Bu program çifte göre hazırlanmış bir programdır. Her bir adımın ortalama seansı sayısı bellidir ancak çifte göre şekillenen adımlar vardır. Yani hazırladığımız her program size özel olarak yeniden yapılandırılır.

    ÜÇ GÜNLÜK YOĞUNLAŞTIRILMIŞ SEMPTOM ODAKLI TEDAVİ; Vajinismus Evre 1 ya da Evre 2 için geliştirilmiş bir tedavi seçeneğidir. Yani dış genital organlarına, vajinalarına ve vajina içine dokunabilen, ağır kasılmaları olmayan danışanlar için uygundur. Toplam 12 seanstan oluşur. Seanslar sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kez yapılır. Hedef penis vajen birlikteliğinin sağlanmasıdır.

    NORMAL TEMPOLU SEMPTOM ODAKLI CİNSEL TERAPİ; Vajinismus Evre 3 ve Evre 4 için uygundur. Ortalama 12 seans sürer. Seans aralıkları danışanın durumuna göre ayarlanır. En çok kullanılan tedavi seçeneğidir. Tedaviden kasıt penis vajen birlikteliğinin, haz alan ve haz veren cinselliğin yaşanmasıdır.

    HOLİSTİK CİNSEL TERAPİ; Klasik tedavi yöntemlerine cevap vermeyen ağır vajinismus vakaları içindir. Arka plandaki bataklığın kurutulması hedeftir. Terapiye 12 seanslık yoğunlaştırılmış farkındalık tedavisi ile başlanır. En az 6 ay sürer.

  • Sağlıklı beslenme kuralları

    Alınan ve harcanan enerjinin iyi dengelenmesi temel kuraldır. Sağlıklı beslenme için protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, sıvı, mineral ve eser elementlerinin yeterli ve dengeli miktarda alınması gereklidir.

    Enerji veya kcal tanımlaması şöyledir. Enerji: (kcal); 1 kg suyun 15C den 16Cye çıkarmak için gereken enerji:1 kcal dir. 1 gram yağ 9 kcal, 1gr karbonhidrat 4 kcal, 1 gr protein 4 kcal verir. Dengeli bir diyette günlük enerjinin %50 si karbonhidrat, %35 i yağ ve %15 i proteinden oluşmalıdır.

    Kişilerin yaşlarına göre günlük enerji gereksinimleri değişmektedir.

    Buna göre 3000 kcal günlük enerji alması gereken bir kişinin 1500 kcal karbonhidratlardan, 1050 kcal yağlardan ve 450 kcal proteinlerden olmalıdır. Buna göre kişi günlük olarak 375 gr karbonhidrat, 116 gr yağ ve 112 gr protein tüketmelidir.

    YAŞ

    kcal/gün

    < 3 ay

    95-145 kcal/kg

    6-8 ay

    80-135 kcal/kg

    1-3 yaş

    900-1800

    4-6 yaş

    1300-2300

    7-10 yaş

    1650-3300

    11-14 yaş Erkek

    2000-3700

    11-14 yaş Kız

    1500-3000

    15 yaş üstü Erkekler

    2100-3900

    15 yaş üstü Kadınlar

    1200-3000

    PROTEİN: Vücudun yapı taşlarıdır. Kemikler, kaslar, deri, sinirler, kısacası vücudun büyük bölümü proteinlerden oluşur. Yiyeceklerle alınan proteinler sindirim sırasında parçalanarak aminoasitlerine ayrışır ve vücut, bu aminoasit deposundan seçtiği uygun yapıtaşlarını yeniden bir araya getirerek kendi dokularını oluşturan proteinleri yapabilir.. Proteinin yapısını oluşturan esansiyel aminoasitlerin bir kısmı vücutta sentez edilir iken bir kısmı dışarıdan alınmalıdır.

    Optimal amino asit dağılımına sahip protein süt ve yumurtada bulunur ve “referans protein” olarak kabul edilir. Bir yumurtada yaklaşık 6 gr protein bulunur.

    Protein açısından zengin olan başlıca hayvansal yiyecekler yunurta, et, balık, peynir ve süt, bitkisel yiyecekler ise ekmek, patates, fındık ve ceviz gibi kabuklu yemişler, bezelye, fasulye ve mercimektir.

    YAGLAR: Diyetteki yağın %98 i trigliserit, %2si serbest yağ asitleri, monogliserit, digliserit, kolesterol ve fosfolipidden oluşur. Yağ asitleri doymuş ve doymamış olarak ikiye ayrılır. Hayvansal besinlerde daha çok doymuş yağ asitleri, bitkisel besinlerde doymamış yağ asitleri bulunur.

    Gereğinden fazla alınan yağlar depolanmaya başlar. Daha sonra kullanılmak üzere biriktirilen bu yağ depoları, gereksinimden fazla besin almaya devam ettiğimiz sürece tehlikeli seviyelere ulaşabilir. Daha çok hayvansal besinlerde bulunan doymuş yağlar, insan sağlığı için zararlı yağlardır. Daha çok bitkisel besinlerde ve balıklarda bulunan doymamış yağlar ise insan sağlığı için yararlıdırlar .

    KARBONHİDRATLAR: Ekmek, makarna, pirinç, meyve, sebze, şeker vb. besinler en iyi karbonhidrat kaynağıdır. Karbonhidratla, enerji kaynağı olarak bedenin kullanabileceği en iyi yakıttır. Karbonhidratlar kendi aralarında basit karbonhidratlar (basit şekerler= monosakkaritler: meyve şekeri vb), birleşik karbonhidratlar (Birleşik şekerler= disakkaritler çay şekeri ,süt şekeri vb.) ve kompleks karbonhidratlar( nişast,vb) olarak gruplandırılırlar.

    Özellikle kompleks karbonhidratların ve kaynaklarının , daha saglıklı besinler olduğu bilinmektedir. Bu nedenle mümkün olduğunca kompleks karbonhidratlar ( kepekli doğal taş değirmen unu, kepekli esmer pirinç, işlenmemiş pancar şekeri, meyveler, sebzeler ) kullanılmalı, daha az sağlıklı olan işlenmiş karbonidratlardan (beyaz şeker, beyaz un, reçel, patates püresi ve cipsi) kaçınılmalıdır.

    Karbonhidratlarda bulunan lifler, karbonhidratların en sağlıklı parçalarıdır, vitamin, mineral ve birçok doğal antioksidanın taşıyıcısı olduğundan rafine edilmemiş kompleks karbonhidratların besin değeri yüksektir.

    VİTAMİNLER: Suda eriyenler; B1, B2, Niasin, Folik Asit, B6, B12, Biotin, C,

    Yağda eriyenler; A, D, E, K dir. Başlıca vitaminlerin günlük gereksinimleri ve temel kaynakları aşağıda listelenmiştir.

    VİTAMİN

    GÜNLÜK ALIM

    Vitaminden zengin gıdalar

    A

    Çocuklar:500 mgr

    Büyükler: 600-1500mgr

    1 IU: 0.3mgr

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta

    Yeşil ve Sarı renkli Sebze ve Meyvalar

    B1

    Çocuklar: 0.5 gr

    Büyükler: 0.7-1.5 gr

    Et Karaciğer, Süt,

    Tahıl ve Baklagiller

    B2

    Çocuklar: 0.6 mg

    Büyükler: 1-2 mg

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    B6

    Çocuklar: 0.3-0.5 mg

    Büyükler: 0.5-1.5 mg

    Balık, Karaciğer, Böbrek, Et,

    B12

    Çocuklar: 1-5mgr

    Büyükler: 1-5mgr

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta,

    C

    Çocuklar: 30 mgr

    Büyükler: 30 mgr

    Turunçgiller, domates, lahana, kabak

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    Niasin

    Çocuklar: 60 mgr

    Büyükler: 60 mgr

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    Folat

    Çocuklar: 20-50 mgr Büyükler: 20-50 mgr

    Karaciğer, Peynir, tahıllar

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    D

    Çocuklar: 400 IU Büyükler: 400-800 IU

    Süt ve mamülleri, yumurta

    E

    Çocuklar: 4 IU Büyükler: 15 IU

    Balık, Karaciğer, Süt, Tereyağı, Yumurta,tahıllar

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    K

    Çocuklar: 50-100 mgr Büyükler: 50-100 mgr

    Balık, Baklagiller,Tahıllar

    Yeşil yapraklı Sebze ve Meyvalar

    Dengeli ve sağlıklı beslenmenin temel yolu ekonomik duruma ve bilinçli tüketime bağlıdır. Ekonomik verilere göre ülkede 11 milyon kişi açlık sınırı altında yaşıyor ve 53 milyon kişinin de yoksulluk sınırında olduğu bilinmektedir. Bu şartlarda insanımız ne kadar sağlıklı beslenebiliyor. Ekonomik durumu iyi olan eğitimli ailelerde dahi bilinçli tüketim tam değildir.

    1980 li yıllara kadar, ürettiği ile kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biri olan ülkemiz, yanlış tarım politikaları ile üretimin azaldığı, her türlü ürünün ithal edildiği bir ülke haline geldi.

    Sağlıklı beslenmemiz için besinlerin ülke genelinde üretilmesi ve bilinçli tüketilmesini desteklemeliyiz. Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı sloganını yeniden hayata geçirmeliyiz.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • CİNSEL İSTEKSİZLİK

    CİNSEL İSTEKSİZLİK

    CİNSEL İSTEKSİZLİK NEDİR?

    Cinsel isteksizlik hastalık değildir. Doğru tekniklerle üstesinden gelinebilecek bir sorundur. Doğru davranışlar doğru sonuçları doğurur, yanlış davranışlar ise yanlış sonuçları doğurur. Cinsel isteksizlik bir sonuçtur, yolunda gitmeyen yanlış davranışların yanlış bir sonucudur. Cinsel isteksizlik evlilik ilişkisinin %95’ini olumsuz etkileme gücüne sahiptir. Başlangıçta sadece basit bir isteksizlik sorunu gibi görünse de evlilik ilişkisinin içine ve sızar zamanla büyük bir soruna dönüşür.

    Cinsel isteksizlik iletişim problemlerinin bir ifade ediliş biçimidir. Ne yazık ki ifade edilmeyen duygu ve düşünceler insanı hasta eder. Kadın eşiyle olan problemlerini eşine ifade edemedikçe; kendini değersiz, önemsiz, sevilmeyen hissetmeye başlar. Buna bağlı olarak kadın eşine karşı öfke hisseder ve öfkesini de paylaşamaz ise sözel olarak ifade edilemeyen duyguların bir ifadesi olarak beden devreye girer. Kadın cinsellikten kaçınmaya başlar. Zamanla erkek bu kaçınmadan olumsuz etkilenir, istenmediğini hisseden erkek de kendini değersiz hisseder ve eşine karşı öfkeli davranışlar sergiler. Kolayca halledilebilir olan sorun artık çığ gibi büyüyen bir sorun haline dönüşmüştür.

    Kadın cinselliğin hakkı olduğuna inanmaz aksine bunun bir görev olduğuna, eşi ne zaman isterse görevini yerine getirmesi gerektiğine inanır. Eşiyle problem yaşadığında ya da kendisiyle ilgili bir problemle karşılaştığında vazgeçtiği ilk sorumluluk cinsellik olacaktır zaten kendisi cinsellikten hiç keyif almamıştır ki, onun için sadece kocaman bir yük olmuştur. Olsa da bitse dediği bir yük…

    Kadın cinsellikle ilgili bilgi sahibi değildir. Vajina nedir, klitoris nedir, nasıl işler bu sistem, kadın orgazm olur mu, ıslanmak nedir, kuruluk nedir, ön sevişme nedir? Bedeninin neyden hoşlandığını bilmez. Bilmediğiniz bir aleti çalıştıramazsınız, deneme yanılma yaparken birkaç hatalı sonuç sizi bu işten soğutabilir ve kendinizi cinsellikten soğumuş bulursunuz.

    Erkek performans kaygısı yaşar ve isteksizlik ile bunun üstünü kapatır, böylece korktuğu şeyle zaten yüzleşmeyecektir. Ya da eşine karşı hissettiği suçluluk duygusu ve geçmişten gelen travmatik deneyimler isteksizliğe sebep olabilir.

    Cinsel taciz ve travmalar cinselliğin kişiye zevk vermesine engel olur, zevk vermeyen bir cinsellik ise angaryadır.

    Bunlar gibi birçok sebep cinsel isteksizliğe neden olabilir.  Tedavi aşamasında isteksizliğin sebebi tespit edilir ve çifte özel bir program hazırlanır.