Yazar: C8H

  • Kız çocuklarında dış genital organ dudaklarında yapışıklık

    Sıklıkla 3 Ay – 3 Yaş arası kız çocukların dış genital organının küçük dudaklar olarak adlandırılan yapılarının kısmen veya tamamen yapışıklığı Labial Füzyon, Labial Adezyon, labial Sineşi gibi tıbbi terimlerle ifade edilirler. Ailenin bazen de doktorun farketmediği bir durumdur. Yapışma genellikle aşağıdan başlar yukarı doğru gelişir ve doğum sonrası oluşan bir durumdur. Nadiren doğumda görülür. Genelde görülme sıklığı % 3 civarındadır. Yapışıklığın hafif şekli çok önemli değildir. Ama tama yakın bir yapışıklık sorunlar yaratır. Genital bölgenin iç yüzünün tahrişi ( yanlış temizlik uygulamaları, alt değiştirme geciktirmeleri, yetersiz hijyenik şartlar, paraziter hastalıklar, köpük banyoları, deterjanlı su temasları, yoğun sabun, mantar hastalıkları, cinsel istismar gibi nedenlerle…) sonucu tahriş olan yüzeylerin östrojen hormon noksanlığının da etkisiyle biribirine yapışmasıyla gelişir. Yapışma oluştuğunda çocuk önce vajinanın ön yüzüne işer ve sonra idrarı tazyiksiz bir şekilde küçük bir aralıktan dışarı akıtır. İdrar yapma bitse de çocuk kalkınca damlama şeklinde idrar akımı devam eder. Hafif çamaşır ıslatmaları olur. Bazen hiç bir bulgu vermez ama bazen idrar yolu iltihabı, idrar boşaltım zorluğu, genital bölgede kaşıntı, yanma yapabilir. Farkedilmeyen bazı vakalarda yapışıklık organize yapışıklıklara dönüşebilir. Sorun yaratmayan vakaların büyük bir kısmı doğal hijyenik şartların sağlanmasıyla düzelir. Şikayet doğuran, idrar yolu enfeksiyonlarına yol açan vakalar hekim tarafından basit yöntemlerle separe edilir, ayrıştırılır. Vakaların % 95’i için cerrahi bir durumu gerektirmez. Yapışıklıkların tekrarını engellemede nemlendirici, östrojenli, hafif kortizonlu kremlerden faydalanılır. Östrojenli kremleri uzun süreli, sık olarak kullanmamak gerekir.

    Prof.Dr.Hulusi KOÇAK

    Çocuk Nefroloji ve Romatoloji

  • VAJİNİSMUSA SORDUM NEDEN DİYE?

    VAJİNİSMUSA SORDUM NEDEN DİYE?

    ‘Ruhsal bir hayal gücü mevcuttur. Bunun emirlerine vücut her zaman uymak zorundadır. Bu güç hastayı iyileştirebildiği gibi sağlıklı birini de hasta edebilir.’ İbn-i Sina

    Vajinismus, kadınların cinsel ilişkiye girememe durumudur. Kadında cinsel birleşmenin olduğu bölgeye vajen denir. Vajenin etrafındaki kasların istemsiz ve kontrolsüz kasılması, tüm vücutta bir kasılmanın yaşanması; korku, endişe, panik gibi duyguların hissedilmesi ile kadının eşini itmesi ve cinsel birleşmenin yaşanamaması ile sonuçlanan kadının kontrolü dışında, bilinçdışının etkisiyle yaşanan uyum bozukluğuna vajinismus denir.

    Vajinismuslu her kadının vajinismus olma sebebi başka başka olabilir. Küçüklükten beri kız çocuklarına öğretilen bazı bilgiler zamanla bilinçdışında işlenerek Vajinismusun tabularını oluşturur. ‘Cinsellik kötüdür, kızlık zarı değerli ve korunması gereken bir şeydir, cinsellik canyakar, kötü hissettirir.’ Bu bilgilerle yetişen kadınlar zaten canlarının yanacağından emin oldukları için, cinsel birleşmeye izin vermezler.

    Ne yazık ki her yaş grubundan kadının cinsel bilgi eksikliği yaşadığı çok sık rastlanan bir durumdur. Belirsizlik korku yaratır mantığıyla, kadın kendi anatomisiyle ve cinselliğiyle ilgili bilgi sahibi olmadığında korkusu artacaktır. Cinsel birleşme öncesinde vajinal ıslanmanın olması ve klitorisin sertleşmesi sağlanırsa kadının canı yanmaz, birleşme kadına zevk verir. Bu bilgiye sahip olmayan kadın acı bekleyecektir, beklenen her şeyin başa gelmesi muhtemeldir ve kadının canı yanar.

    ‘Cinsellik erkekler içindir, kadının görevidir’ bakış açısı, cinselliği eza olarak görür. Zevk aldığında namussuz bir kadın olacağından, kadın sistemini kapatır ve keyifli hissetmek yerine ya hiç bir şey hissetmez ya da acı hisseder. Çünkü beyne zevk alamazsın komutu çocukluktan beri işlenmiştir.

    Çocuklukta yaşanan travmatik yaşantılar vajinismusa sebep olabilir. Kadının yaşam öyküsünde taciz ya da tecavüz var ise her yeni cinsel deneyim kadını travmaya götürecektir ve kadın hissettiği her duyguyu tekrar tekrar yaşayacaktır. Kadının hayatındaki erkek sevdiği kişi de olsa, kadın için travma tekrarı yaşatan erkektir. Zorlamalar beden-zihin bütünlüğünü bozar ve vajinismusa sebep olur.

    Ailede vajinismusu olan kadınlar varsa, kız çocukları bu hikayelerle büyür. Çocukluk ve ergenlik döneminde abartılı ilk gece hikayeleri , ağrı acı hikayeleri kadının bilinçdışında işlenir ve vajinismus kaçınılmaz olur.

    Erkek egemen bir toplumda kadın sürekli eziliyorsa, kadın kimliği yok sayılıp kadın ikinci sınıf insan muamelesi görüyorsa; kendi ezilmiş kimliğini kadınlığını yok sayar ve kadın gibi annesi gibi olmak istemez. Bilinçdışında oluşan bu düşünce kadının anlayamayacağı şekilde onun vajinismus olmasına sebep olur.

    Kız çocuklarının anneleriyle yaşadığı, çocukluğunun ilk yıllarında başlayan, ergenlik dönemiyle devam eden çatışmalı ilişki, kadının cinselliği nasıl algılayacağını belirler. Anne kız çocuğunu yok sayıyorsa, kız çocuk da annesine karşı öfke besler ve annesini kabullenemez. Annesini kabullenemeyen ergen kız zamanla cinsel kimliğini de kabullenemez olur. Kadın artık annesine karşı hissettiği öfkeyi ve kızgınlığı cinsel kimliğine karşı hissetmeye başlar. Cinsel ilişki yaşadığında kadın olacaktır ve bunu istemez çünkü öfke hisseder. Cinsel birleşmeye, dokunulmaya karşı tümden tepki geliştirir ve vajinismus oluşur.

    Babanın anneyi aile içinde sürekli küçük düşürmesi, değer vermemesi ve kıymetsiz davranması sonucunda kız çocuğu babasının karşısında kendini değerli hissetmek için kadın kimliğini yok sayar ve kadın gibi hissetmek istemez. Babası annesini sevmiyordur çünkü o kadındır, babası onu sevsin diye kadınsı durumları zihninde durdurur. Çocukluk ve ergenlik döneminde bir çok sorun yaşanır ancak bunun cinsellikteki görüntüsü kadının kadınlığını reddedişiyle sonuçlanır. Kadın eşinin karşısında değerli olmak için kadın olmamalıdır tabusuyla vajinismus yaşar.

    Cinsellik kadın ve erkek içindir. Çiftlerin karşılıklı zevk aldığı, mutlu olduğu bir cinsel yaşam en sağlıklı olanıdır. Bizim kültürümüzde dolaşan mitler kadın ve erkeği cinsellikten uzaklaştırır, korku oluşturur ve eziyet haline dönüştürür. Bütün bunları aşıp mutlu ve sağlıklı cinsellikler yaşamanız dileğiyle…

  • Bebek gelişiminde duyarlı dönemler

    Çocuk beynini erişkin beyninin küçük hali olarak değil, birtakım yapısal ve işlevsel değişikliklerin sürekli yaşandığı dinamik bir ortam olarak düşünmek gerekir. Çocuğun gelişim evresinde kazandığı her yeni beceri şu etmenlerin birlikte çalışması ile olur: Beynin yapısal gelişimi, sağlıklı beyin bir yapısı, çevresel destek (uyaranlar ve deneyim). Bu etmenler arasında çocuğun anne ve babasından edindiği genler onun yeteneklerini ve gelişimsel olasılıklarını belirler. Sonuç sadece ne genetik yapıya ne de sadece çevresel uyaranlara bağlıdır. Sonucu ortaya çıkaran genler ve çevresel destek arasında yaşam boyunca devam eden etkileşimdir.

    Beyin gelişimi hayat boyu devam eden bir süreçtir. Beynimiz ağırlığının %98’ine 6 yaşta ulaşır. İç ve dış kabuk (beyaz ve gri cevher) oluşunun tamamlanması, arasında bağlantıların oluşması en fazla ilk 1 yaşta olur ve yaklaşık 18-20 yaşta tamamlanır. Sinaptik bağlantı dediğimiz beyin hücrelerinin arasındaki bağlantıların oluşumu yine ilk 1 yaşta en hızlıdır. Beyin hücreleri arasındaki bu bağlantılar 40’lı yaşlara kadar bir taraftan devam ederken bir taraftan budanma dediğimiz olay ile azalır. Beyindeki kimyasal maddelerin (nörotransmitter) salınımı hayat boyu sürer. Ayna nöron olarak adlandırılan kısaca empati ve taklit yeteneğinden sorumlu olduğu düşünülen yapıların oluşumu da hayat boyu sürer.

    Çocuk doğduğunda beyin; temeli atılmış, kaba inşaatı ve odaları bitmiş bir ev gibidir. Odalar arasında bağlantıların kurulması, evin içinin döşenmesi ve güzelleşmesi ise aslında hayat boyu devam eder. Çocuklar doğdukları andan itibaren kendi bireysel ihtiyaçları ve tercihlerine uygun gelişir. Beynimiz bazı yönlerden özel bir eğitime ihtiyaç duymaz. Örneğin; bebek doğar doğmaz emebilir, daha küçük bebekken bile karnı acıkınca ağlar. Çocuğunuzun beyni sağlıklı ise ihtiyaç duyduğu şeyleri dünyadan nasıl alacağını doğal olarak bilir. Aynı zamanda beyin, gelişimi süresince her kişinin çevresel özelliklerine göre şekillenir. Bu nedenle insanlar çok değişken koşullarda yaşayabilir. Bu gelişim beynin arka kısımlarından ön kısımlarına doğru olur. Kısacası doğduğumuzda beynimizin yaşamımızı devam ettirecek fonksiyonları ilk önce gelişir. Yaşamamızı daha güzelleştirecek olan kısımlar- olaylar karşısında çözüm bulabilme, mantıklı düşünebilme, ahlaklı davranma, matematiksel beceriler gibi -ise daha sonra gelişir. Bu kısımların gelişiminde uyaranların etkisi büyüktür. Yine beş duyumuz gelişiminde uyaranların etkisi çok büyüktür.

    Beyin gelişim süresince ilk bir yıl çok önemlidir. Bu yıllarda belirli davranış ve duyuların olgunlaşması için o gelişim dönemine uygun doğru çevresel desteğin (deneyimin) yaşanması gereklidir. İşte bu kaçırılmaması gereken bu dönemlere “duyarlı dönemler” denilir.

    Duyarlı dönemler bazı duyular açısından anne karnında iken başlar. Tat duyusu bunlardan birisidir. Annenin aldığı gıdalar çocuğun içinde bulunduğu sıvı ile çocuğa ulaşır. Doğum sonu erken dönemde anne sütü ile daha sonra ek gıdaya geçiş ile olgunlaşmaya başlar. Yaklaşık 3 yaşında tat tercihlerinin çoğu oluşmuştur. Çocuğa bu dönemler kaçırılmadan farklı tatlar defalarca sunulmalıdır. İşitme duyusu da anne karnında gelişmeye başlar. Annenin hamileyken dinlediği müzikler doğum sonu dönemde çocuğu sakinleştirmek için kullanılabilir. Doğumdan sonra işitme testi yapılarak kayıp varsa erken teşhis ve tedavisi sağlanmalıdır. Konuşma bebeğin yaşamının ilk yıllarında en çok duyduğu (ana dilindeki) sesleri anlama ve çıkarma ile başlayarak gelişir. İleri yaşlarda yeni bir dil öğrenmek mümkün olsa da daha fazla uğraşı gerektirir. Yabancı dil eğitimine ne kadar erken yaşta başlanırsa çocuk o kadar kolay öğrenir. Dokunma duyusu deneyim ile kazanılır. Yetiştirme yurtlarında büyüyen çocuklara bu açıdan dikkat edilmelidir. Görme duyusu en erken kazanılan ve deneyimle artan duyulardandır. Göz tembelliği erken fark edilmez ise ileri yaşlarda geri dönüşü çok güçtür.

    Anne karnından başlayan ve ilk bir yılda çok önemli olan bu duyarlı dönemleri kaçırmayalım. Beyin gelişiminin bazı yönlerden hayat boyu devam ettiğini unutmayalım.

    Prof. Dr. Nesrin Şenbil

    Çocuk Sağlığı-Hastalıkları ve Çocuk Nöroloji Uzmanı

  • SINAV KAYGISI

    SINAV KAYGISI

    Kaygı, bireyin dış ortama uyum çabasında yaşadığı korku, gerilim, sıkıntı gibi koruyucu tepkidir. Kişinin kontrolü dışına çıktığında problem oluşturur ve yaşamın işlevselliğini aksatır.

    Sınav kaygısı ise, sınava hazırlanan kişilerin yaşadığı, ders çalışmayı planlayamama, ders çalışamama, öğrendiklerini sınavda kullanamama,dikkatlerin dağılması, bilinen konuların hatırlanmaması, mide bulantısı,terleme, baş ağrısı, uyku bozukluğu,, gerginlik, sinirlilik, yapamayacağım düşünceleri gibi bir çok fizyolojik, davranışsal,duygusal ve zihinsel belirtileri olan kaygı durumudur.

    Kaygı ve korku kavramları farklıdırlar. Korku, kaygının daha yerleşik bir biçimidir. Korku yaşanan ortamda, gerçekçi bir fiziksel tehdit söz konusudur. Örneğin; yılandan kaygılanmayız, korkarız. Bunun aksine, kaygı yaşanan durumlarda yorumlara dayalı, benliğe yönelik sanal bir tehdit vardır. Bilgimizin sınandığı sınavlardan ya da yeni bir iş başvurusunun ardından insan kaynakları uzmanı ile yaptığımız görüşmeden korkmayız, kaygılanırız. Tüm bunlara ek olarak, korkunun kaynağını biliriz, ancak kaygının kaynağı belirsizdir, biz sadece bildiğimizi zannederiz. Korku, kaygıdan daha kısa sürelidir. Yani, korku duygusuna vesile olan durum ya da obje ortadan kalktığında kişi rahatlar. Fakat, kaygı daha genel bir durumdur, uzun süre devam eder.

    Bir öğrencinin eğitim-öğretim hayatı boyunca biriktirdiği bilgiyi, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarısının düşmesine yol açan yoğun kaygıdır. Buradaki önemli nokta, kaygının performans üzerinde olumsuz bir etki yaratmasıdır. Yoksa, sınava girecek bütün herkes kaygı yaşar ki belli bir seviyeye kadar olan kaygı yararlıdır, uyanıklık sağlar, koruyucudur, dikkati toplamaya yardımcı olur ve öğrencinin motivasyonunu arttırır. Kaygının hiçbir zaman “0” düzeyine inmesi faydalı değildir, çünkü uyanıklığı ve motivasyonu yok eder.

    Sınav Kaygısının Başlıca Nedenleri;

    Sınav kaygısının en çok karşılaşılan sebebi sınava yeteri kadar hazırlanmamış olmak; zamanı etkin kullanamamak, konuların yetişmemesidir.

    Anne baba tutumları; sınava farklı anlamlar yüklenmesi, tutarsız ve yüksek beklenti, reddedici ve küçümseyici tutumlar, kaygılı anne ve babanın fark etmeden bu özellikleri çocuğa aktarması.

    Kişinin duyguları, deneyimleri ve inançları ile ilişkili olan başarısızlık korkusu, çaresizlik hissi ve sınavı kendilik değerine karşı bir tehdit olarak görme sınav kaygısına sebep olur.

    Eğer birey başarısızlıkların abartıldığı, başarıların küçümsendiği, sürekli başka yaşıtları ile karşılaştırıldığı, belirli bir düzeyin altındaki başarısının başarısızlık olarak görüldüğü bir ortamda yaşıyor ise sınav kaygısı geliştirme riski oldukça fazladır.

    Fizyolojik ihtiyaçların karşılanmaması; düzenli beslenmeme, düzenli uykunun olmaması

    Sınav Kaygısıyla Baş Etmek İçin;

    Sınav kaygısını en az düzeye çekmek ve aşırı kaygıdan kurtulmak için öncelikle bireye özgü olan kaygının nedenlerini iyi saptamak gerekir.

    Yüksek gerilim ve stres düzeyinin azaltılması, olumsuz felaket düşüncelerinin değiştirilmesi, zamanın iyi planlanması, uygun olmayan çevre koşullarının iyileştirilmesi, daha önceki olumsuz sınav deneyiminin olumsuz etkisinin azaltılması, çalışma ve etkin öğrenme tekniklerinin kullanılması, dikkat eksikliklerinin giderilmesi, sınav sonucunun gerçek analizinin yapılması gerekir.

    Sınav kaygısıyla baş etmede, kaygıyı bastırmak yerine onu kabul etmek, tanımak ve kontrol altına almak daha iyi bir yöntemdir.

    Uyku ve yemek düzenine dikkat edilmelidir, fizyolojik ihtiyaçlar dengeli bir biçimde karşılanmalıdır.

    Anne babaların sınavların kişiliği değerlendirmediğini, kazanmanın ve kaybetmenin hayatın bir parçası olduğunu kabul etmeleri ve çocuklarına bu bilinci vermeleri gerekir.

    Ana babalar çocukları başkasıyla kıyaslamamalı, olumsuz yönlerden çok olumlu yönlere vurgu yapılmalıdır. Olumsuz algı kaygıyı arttıracağından, güven verici ortam oluşturulmalıdır.

    Gerçekçi hedefler konulmalı, uygulanabilir çalışma programı yapılmalıdır.

    Sınav kaygısının bazı durumlarda otoriteyle çatışma gibi ciddi dinamik nedenleri olabilmektedir.  Bireyin güven duygusunun arttırılması, kendinin önemli, başarılı ve değerli görmesi, rahatlıkla başarabileceğini düşünmesi gerekir. Bunu aile ve sosyal çevre desteği ile sağlayamıyorsa uzman desteği alınmalıdır. Biliçdışına ulaşılan hipnoz tekniği ile sınav kaygısı azaltılmakta ve rahatlatıcı, olumlu telkinler verilmektedir. Özgüven desteği sağlanan kişi kendine güvenmekte, sınava karşı kaygı dolu bakış açısı değişmektedir.

  • Mental retardasyon (zeka geriliği)

    Mental retardasyon (zeka geriliği)

    Kişisel sosyal, ince motor,dil ve kaba motor alanlardan en az ikisinde belirgin gelişme geriliği durumu ‘psikomotor gerilik’ olarak tanımlanır.

    Sıklığı %5-10’dur. İlk beş yaşta bu terminoloji kullanılırken beş yaş sonrası dönemde ‘mental motor gerilik’ olarak adlandırılmaktadır. Altta yatan birçok neden olabilir. Kromozom anomalileri (down sendromu, frajil X),doğumsal metabolik hastalıklar, beyin gelişim bozuklukları, annenin kronik hastalığı ve gebelikte maruz kaldığı riskler, prematürelik, zor doğum ve doğumda oksijensiz kalma, santral sinir sistemi enfeksiyonları, malnütrisyon, geçirilmiş kafa travması bu duruma yol açabilir.

    Zeka geriliğinin toplumdaki sıklığı %2-3’dür. Sınır, hafif, orta, ağır ve çok ağır zeka geriliği olarak sınıflanır. Hastaların %80’i hafif zeka geriliği, %10’u orta zeka geriliği, %1-2’si ağır zeka geriliği grubundadır.Bazı hastalarda tüm basamaklarda gerilik olarak değil izole dil geriliği veya izole motor gerilik görülebilir. Diğer gelişim alanları normal olup motor gecikme (baş kontrolü, desteksiz oturma ve yürümede gecikme) gösteren süt çocuklarında sıklıkla hipotonisite (gevşeklik) mevcuttur. Bir kısmında ise kas hastalığı kendisini motor gelişim geriliği (özellikle yürümede gecikme) olarak gösterir.

    Altı ay ile 6 yaş arası çocuklarda Türk çocuklarına göre standardize edilmiş Denver II gelişim tarama testi kullanılarak kişisel sosyal, dil, ince ve kaba motor alanlarda yaşıtlarına göre durumu test edilmekte, ayrıca ilk 3 yaşta Bayley III testi ile de ayrıntılı inceleme yapılabilmektedir. Altı yaştan sonrası çocuklarda WISC-R testi ile IQ değerlendirmesi yapılmaktadır.

  • İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    Günümüzde teknolojinin yaygınlaşması ile yeni bağımlılıklar görülmektedir. İnternet bağımlılığı da bunlardan biridir. Her yaşta ve cinsiyette görünen bir rahatsızlık olmasına rağmen diğer bağımlılıklara göre daha erken yaşlarda başlamaktadır.

    Kişinin okul, iş ya da aile yaşamını bozacak kadar uzun süre internet başında zaman geçirmesi ve zarar gördüğünün farkında olmasına karşın bu davranıştan vazgeçememesi internet bağımlılığı olarak adlandırılır.

    Teknolojik gelişmeler hayatı kolaylaştırdığı kadar beklenmedik güçlükleri de beraberinde getirmektedir. İnternet bağımlılığı için sohbet etmek, oyun oynamak, alış veriş yapmak, dizi film izlemek en faydalanılan tarafları ayrıca en çok bağımlılık yapan taraflarıdır.

    Bağımlılığın her birey için bir anlamı vardır. İnternet bağımlılığı çocuğun ya da ergenin hayatında neyin boşluğunu dolduruyor? Hayatındaki anlamı ne? Onu hangi tehlikeden koruyor? İnternet bağımlılığı bu bağlamda değerlendirilmelidir. Örneğin anne ve babası çalışan bir çocuk eve geldiğinde yalnız kalıyorsa ve bu yalnızlık onun için katlanılması zor bir durum ise çocuk kendini mutsuz hisseder. İlk başta keyif veren internet zamanla zamanla bağımlılık haline dönüşebilir. Ya da ders konusunda kendine güvenmeyen çocuk ders çalışmamak için internet kullanmaya başlar, ders çalışmamak için etkili bir bağımlılık geliştirmiş olur, interneti kullanmadığında ise öfke çıkar.

    Ergenlik döneminde durum şöyle gözlenebilir, ailesinin kendisini anlamadığını düşünen ergen sohbet programlarında kendini değerli hissedebilir, yaşadığı başarısızlık duygularını ve çatışmalarını oynadığı oyunlardan telafi edebilir, sanal ortamlarda kendini daha kolay ifade edebilir.

    İnternet bağımlılığında eşlik eden başka psikiyatrik bozukluklar olabilir. Sosyal fobi ya da depresyon internet bağımlılığı olan kişilerde görülen bozukluklar arasındadır. Bu durumlarda eşlik eden rahatsızlıklar internet bağımlılığının sebebi ya da sonucu da olabilmektedir. Kişinin erken yaşlarda internet başında uzun süre zaman geçirmesinin dikkat eksikliği gelişmesinde etken olduğu görülmektedir.

    Belirtileri;

    • İnternet ile ilgili yoğun zihinsel meşguliyet,

    • Doyum sağlamak için internet başında geçirilen sürenin giderek artması,

    • İnternet kullanımını kontrol altına almak için başarısız çabalar,

    • İnternete ulaşamadığında yorgun, depresif veya yetersiz hissetmek,

    • İnternet başında planladığından çok fazla zaman geçirmek,

    • Önemli bir ilişkiyi, mesleki, eğitimsel veya kariyeri ilgilendiren durumu riske atacak derecede internete zaman ayırmak,

    • İnternet kullanımı hakkında çevresine veya terapistine yalan söylemek,

    • Gündelik sorunlardan veya istenmeyen duygu durumdan kaçmak için internette zaman geçirmek.

    Çözüm için neler yapılabilir;

    Tedavide esas amaç bir yandan kişinin internet kullanım sebeplerini ortaya çıkararak bu sebepler üzerinde çalışmak, bir yandan da kişinin hayatını programlamak ve internet başında geçireceği zamanı azaltmak için dışsal kontroller geliştirmektir.

    • Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi internet bağımlılığında da ailenin ve kişinin bilgilendirilmesi ve uyarılması bağımlılığın önlenmesinde önemlidir. Bu sebeple tüm ailenin tedaviye katılımı gerekmektedir. Anne ve babanın ortak hareket etmesi ve kararlı olması çok önemlidir.

    • Aile bilgisayarı ortak kullanılan bir odada bulundurabilir. Bu sayede aile çocuğun internet kullanım süresini, kullanım şeklini daha kolay denetleyebilir. Bir yandan ailesinin yaptıkları dikkatini çekerken, kendini denetleyebilmesi için bir fırsat olabilir

    • Anne baba internet kullanımının verdiği zararı gerekçe göstererek, evde bulunan bilgisayarı bir süreliğine kaldırabilir. Bu süre sonra çocuğa koşullu olarak yeniden internet kullanma şansı verilebilir.

    • Aşırı internet kullanımı hangi çocuğun ya da ergenin hayatında hangi boşluğu dolduruyor tespit edilmeli ve bu konuda ihtiyaç duyulan destek sağlanmalıdır. Çocuk ya da ergen duygularını ifade edemiyorsa, kendini ifade edebileceği ortamlar oluşturulmalı, eleştirilmeden dinlenmelidir.

    • Arkadaşı olmadığından ya da sosyal aktivite şansı olmadığından internet kullanımı ortaya çıkmış ise şartlar değiştirilmelidir. Kendi istediği bir aktiviteye kaydı yapılmalı ve desteklenmelidir. (spor, satranç ,resim,dans vb.)

    • Anne ve babaya tepki olarak geliştirilen bir bağımlılık ise aile ilişkileri aile toplantılarında konuşulmalı, olumsuz yaşantıların konuşulmasına fırsat verilmelidir.

    • Sert ve katı kurallar ile yaklaşılmamalı, inat meselesine dönüştürülmemelidir.

    • Aile içinde huzur sağlanmalı, bağımlılığa itici bir sebep ortadan kalkmalıdır.

    • İnternet kullanım süresi sınırlamaları yapılırken çocuk ya da ergen de söz sahibi olmalı, çünkü kendi verdikleri kararların sorumlulukları onlara ait olacaktır.

  • Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (gkb) nedir?

    Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (gkb) nedir?

    Herhangi tıbbi bir hastalığa bağlı olmaksızın görülen motor koordinasyon bozukluğu problemidir. Motor koordinasyon problemi okul başarısına veya günlük yaşam aktivitelerine olumsuz etki eder. Bu problemin nedeni henüz tam anlaşılamamıştır. Toplumda görülme sıklığı %6-10 arasındadır. Erkek çocuklarda kız çocuklarına göre 2-3 kat daha fazla görülür. Erken doğanlarda görülme sıklığı çok daha fazladır. Doğum haftası ve doğum kilosu azaldıkça görülme sıklığı daha da artmaktadır. 32 haftadan erken doğanlarda %50 oranında görülmektedir

    Erken tanı ve erken müdahale sayesinde problemin etkisi azaltılabilmektedir. Bu problemi uzmanlar ancak gelişim takibiyle erken dönemde fark edebilirler. 0- 3 yaş aralığında hamilelik ve doğum sonrası risk faktörleri ile motor gelişim basamakları, 3-5 yaş aralığında motor koordinasyon testleri problemi tanımlamada yol gösterici olmaktadır.

    Anne, Baba Çocuğunda GKB’ yi Nasıl Fark Edebilir?

    Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğunun belirtileri çok tipiktir ve kolayca fark edilir. Genel olarak 3-5 yaş aralığında;

    Sık düşme, hızlı koşamama, zıplayamama, el becerilerinde zayıflık, kötü el yazısı, ayakkabı bağcığını bağlayamama, atılan topu yakalayamama, belirli bir hedefe topu atmakta zorlanma, tek ayak üstünde duramama şeklinde belirtiler verir. Bu belirtilerin hepsi ya da bir kısmı görülebilir.

    GKB Çocukların ve Yetişkinlerin Hayatını Nasıl Etkiler?

    Gelişimsel koordinasyon problemi bulunan çocuklar spor aktivitelerinde başarısızdırlar. El becerilerinde ki zayıflığa bağlı kötü el yazısı ve günlük işlerde(ayakkabı bağcığı bağlama, elbise giyip-çıkarma, düğme ilikleme) ebeveyne daha fazla bağlılık görülmektedir. Özellikle spor aktivitelerinde başarısızlık öz güven problemlerine neden olmaktadır. Bu durum dolaylı olarak bütün gelişim alanlarını olumsuz etkilemektedir. Yeteneklerini yeni keşfetmekte olan çocukların motor hareketlerde arkadaşları kadar başarılı olamaması çocuklar ciddi bir hayal kırıklığı oluşturmaktadır.

    Eğitim hayatında özellikle matematik ve geometri derslerinde başarı kaybına neden olmaktadır. Gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan çocuklar ileride gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan yetişkinler olacaklardır. Bu sebeple çocukların erken dönemde yetenekleri hakkında farkındalıklarını arttırıp yönlendirmek gerekmektedir.

    GKB Tanısı Nasıl Koyulur?

    Çocukta bahsedilen bulgular mevcut ise çocuk nörolojisi muayenesi yapılmalıdır. Bu problemlere neden olabilecek tıbbi bir durumun varlığı araştırılmalıdır. Eğer koordinasyon bozukluğuna neden olabilecek bir hastalık yok ise akla gelişimsel koordinasyon bozukluğu gelmelidir. Bu problemin tanısı motor koordinasyon testleri ile koyulur. En sık kullanılan test “Movement Assesment Batery”’ dir. Çocuğun gelişim basamakları dikkatle incelenmeli, hamilelik dönemi risk faktörleri araştırılmalı ve uygulanan testlerin sonucu bu verilerle beraber incelenmelidir. Bazı durumlarda motor koordinasyon testinin yanında görsel algı testleri, duyusal bütünleme testleri de uygulamak gerekir. Ancak bu sayede koordinasyon bozukluğuna neden olan problem ortaya konabilir.

    GKB Erken Dönem Bulguları Nelerdir?

    Oturma, emekleme, yürüme gibi kaba motor gelişim basamaklarının geriden gelmesi. Gevşek bebek olmak yani kas dokusu sertliğinin olması gerekenden az olması. Kısa emekleme süresi. Tüylü kumaşlara, meyvelere dokunamama gibi duysal hassasiyetlerin bulunması gelişimsel koordinasyon bozukluğunun bebeklik çağındaki alarm işaretleridir.

    Bu bulgular özellikle erken doğanda veya erkek çocuğunda mevcut ise risk faktörü daha da yükselmektedir.

    GKB’ ye Eşlik Eden Problemler Nelerdir?

    Bu gruptaki çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite, duysal hassasiyet problemleri, problem çözme yeteneğinde azalma, öz güven eksikliği , genel ruh hali düşüklüğü (oyunlardan zevk alamama). Yön duygusu, beden algısı problemleri daha sık görülmektedir. Yine bu problemlerle bağlantılı olarak sayısal alanda başarı kaybı görülmektedir.

    GKB Nasıl Tedavi Edilir?

    Gelişimsel koordinasyon bozukluğunu bir hastalık olarak ele almamak gerekir. Çünkü genelde altta yatan tıbbi bir problem yoktur. Koordinasyon problemi o bireyin yaşantısında sürekli var olacaktır. Çocuğun başarılı olduğu ve yapmaktan hoşlandığı aktiviteleri belirleyerek genel koordinasyonu arttırmaya yönelik çalışmalar yapmak gerekir. Bu aktiviteler alanında uzman bir fizyoterapist tarafından belirlenmelidir. Çünkü aktivite çocuğun yeteneklerini geliştirecek kadar zor ancak, öz güveni düşürmeyecek kadar kolay olmalıdır. GKB’ ye eşlik eden diğer problemler de saptanmalı ve planlanan oyun aktivitelerinin içinde bu problemler de desteklenmelidir.

    Spor aktiviteleri çok faydalı olmaktadır. Spor aktiviteleri içinde özellikle yüzme ön plana çıkmaktadır. Diğer spor alanlarını ve başlama zamanını belirlemede; çocuğun ilgi alanı ve mevcut yeteneği göz ününe alınarak çocuk, anne-baba ve fizyoterapist ortak karar vermelidir.

    Bu çocuklarda yön duygusu gelişimi geciktiği için trafik eğitimi ve muhtemel kazalar üzerine özellikle yoğunlaşılmalıdır.

    Tedavi bir takım işidir. Takibi sağlayan fizyoterapist, çekirdek aile, büyük aile, okul çevresi iş birliği içinde olmalıdır.

  • PANİK ATAK

    PANİK ATAK

    PANİK ATAKTAN KURTULABİLİRSİNİZ

    Panik atak, beklenmedik bir anda ortaya çıkan bunaltı, yoğun kaygı, endişe ve korku nöbetidir. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır. Yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü bir şey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini, delireceğini, bayılacağını, kontrolünü kaybedeceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünür. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek ister.

    Nedenselliği;

    Panik bozukluğu olan hastaların birinci derecede yakınlarında panik bozukluğu ve panik atak görülme oranı %15-30 arası bulunmuştur.

    Kişinin bilinçdışında yoğun duygular varsa ve bu duygular yaşanamıyorsa, ifade edilemiyorsa zamanla birikir ve patlayacak hale gelir. Diğer yandan bu duyguları yatıştıracak sistem iyi çalışmıyorsa, savunma becerileri gelişmemiş ise bastırılmış duygular patlar ve panik atak olarak ifade edilir. Bastırılan cinsellik dürtüleri, saldırganlık dürtüleri, öfke duygusu paniğe neden olabilir.

    Bazı kuramcılara göre anne ile kurulan ilişki güvenli bir bağlanma şeklinde olmamışsa, çocuk korku ve kaygı duygularını çok yoğun yaşar. Panik atak için zemin hazırlanır.

    Aile üyelerinin birinde varsa bu davranış kalıbı modellenir ve öğrenilir.

    Bedende herhangi bir sebeple ortaya çıkan belirtileri (örneğin, çarpıntı, uyuşma.) kişinin gereksiz ve tehlikeli olarak algılaması ve “çarpıtıp” ciddi rahatsızlıklar olarak değerlendirmesi paniğe yol açmaktadır. Herhangi bir anksiyete durumuna eşlik edebilecek önemsiz kalp atışı, baş dönmesi, ağız kuruluğu; kişi tarafından bayılacağı, öleceği, kalbinin duracağı şeklinde yorumlanır. Zararlı, tehlikeli yorumlanan uyaranlardan sonra ortaya çıkan bedensel kıpırtılar, duyumlar da yanlış yorumlanır ve “kısır döngüye” girilmiş olunur. Kişi artık dikkatini sürekli bedensel duyumlarına verir ve tetikte bekler ve olumsuz düşünceleri pekişir.

    Panik atak geçtikten sonra; kişi üzerinden kamyon geçmiş gibi hisseder. Müthiş bir yorgunluk, isteksizlik, sese, gürültüye, kalabalığa, ışığa karşı tahammülsüzlük ortaya çıkar. Yatmak, dinlenmek en iyi bir seçim olur. Yanında güvendiği birisi olsun ama soru sormasın, fazla konuşmasın istenir. Bunlar zaten “harpten çıkmış” insanı daha da yorar.

    Panik nöbeti sırasında aşağıdaki belirtiler görülebilir. Bu belirtilerden dört tanesinin görülmesi çoğu zaman yeterli olur. Genel olarak kişiler nöbetler sırasında bu belirtilerde 7-10 arası belirti yaşamaktadırlar.

    1 – Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama,
    2 – Terleme,
    3 – Titreme ya da sarsılma,
    4 – Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma,
    5 – Soluğun kesilmesi,
    6 – Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı duyma,
    7 – Bulantı ya da karın ağrısı,
    8 – Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma,
    9 – Derealizasyon ya da Depersonalizasyon (Dış dünya yada kendisi gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme),
    10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu,
    11- Ölüm korkusu,
    12- Uyuşma ve karıncalanma duygusu,
    13- Üşüme ürperme ve ateş basması.

    Görülme sıklığı;

    Panik bozukluğu-kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık görülür.
    Panik bozukluk tanılı hastaların%75-80’i kadındır. Aile çalışmalarında; eğitim, sosyal durumla bağlantı bulunmamıştır. Yaşam boyu yaygınlığı değişik çalışmalarda %1,5-3,5 arasında saptanmıştır. Bu oran gittikçe artmaktadır.

    Değişik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan panik ataklar ve “sınırlı belirtili atakların” ise %15-20 arasında olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla gerek panik bozukluğuna bağlı gerekse diğer pisikolojik,biyolojik nedenlere bağlı panik atakların her yüz kişiden 20-25 inde görüldüğü anlaşılmaktadır.Bu oran her 4 kişiden 1’inin panik ataklı olduğu anlamına gelmektedir.

    Panik hastalarının çoğunluğu psikiyatri dışı hekimlere başvurmaktadır. Görülen belirtiler otonomik ve fiziksel belirtiler olduğundan kalp hastalığı görünümü verebilmektedir. İlk başvurular bu yüzden dahili branşlar olmaktadır.

    Panik Atak her yaşta başlayabilir;
    * En sık 20-30 yaş arasında başlar,yaş ilerledikçe başlama oranı düşer
    * Etnik, kültürel farklılıklar çok önemli bulunmamıştır.
    * Şehir yaşamında, kırsal bölgelere göre daha sık görülmektedir.
    * Ekonomik durumla bağlantısı bulunamamıştır.
    * Eğitim düzeyiyle panik bozukluğu arasında direkt bir ilişki saptanmamıştır
    * Evli insanlarda, boşanmış insanlara göre daha az görülmektedir, (Bir çalışmada boşanmış insanlarda 5 kat daha fazladır )

    Tedavi;

    Panik atağı olan kişinin nefesini kontrol altına almasını sağlamak, böylece panik atağını kontrol altına alabileceğini göstermek,

    Panik atağı kendisinin oluşturup kendisinin kontrol altına almasını sağlamak, böylece kontrol duygusunu kişiye hissettirmek,

    Sebep olan duyguların ve davranışların üzerinde çalışmak, nedenselliğin çözülmesi ile tekrar etmesini engellemek.

    Panik Atak tedavi edilebilir bir hastalıktır.

  • Spontan hareket analizi prechtl analizi nedir ?

    Spontan hareket analizi prechtl analizi nedir ?

    İlk 5 aydaki bebeklerde uyanık sakin durumda iken yapılan en az 20-30 dakika sure ile video kamera ile genel hareketlerinin kaydedilmesi ve bu konuda egitim almıs sertifika sahibi uzmanlarca degerlendirilmesi yapılan görsel algıya dayalı bir yontemdir.

    Genç insan beyni tarafından herhangi bir duysal uyaran olmadan iç kaynaklı olarak motor hareket paternleri şeklinde otomatik oluşur. Sağlıklı insan beyninin erken dönemdeki en güçlü nörolojik bulgusu spontan hareket yeteneğidir. Hareket paternleri farklı yaş aralıklarında farklı isimler ile adlandırılır.

    Writhing Movements

    Term yaştan 2 aylık döneme kadar normal hareket paternine writhing movements denir. Hareketler orta hızda ve amplitüdde elips şeklinde oluşur.

    Poor Repertuar

    Doğum sonrası 2. aya kadar hareket yeteneğinin ve çeşitliliğinin azaldığını tanımlayan hareket paternidir. Bu paternde hareketler birbirini tekrar eder şekilde oluşur.

    Cramp Sycronised

    Doğum sonrası 2. aya kadar spontan hareket yeteneğinin patolojik oluştuğunu ifade eder. Buu paternde ekstremite ve gövde hareketleri aynı anda başlayıp aynı anda biter. Farklı zamanlarda değerlendirmelerde cramp sycronise hareketleri gözlenmesi serebral palsi için yüksek tahmin değeri taşır.

    Fidgety Movements

    Doğum sonrası 3-5 aylık dönemdeki normal hareket paternine fidgety hareketler denir. Hareketler boyun, omuz, kalça ve ekstremitelerde kıpır kıpır oluşur. Hareketler çeşitlili ve akıcıdır. Bu hareket paterninin gözlenmesi %92 oranında normal gelişimi işaret eder

    Absent Fidgety

    Doğum sonrası 3-5 aylık dönemde fidgety hareketlerin oluşmamasına absent fidgety denir. Hareketlerin çeşitliliği ve akıcığı azalmıştır. Kıpır kıpr hareketlerin yerini izole eklem hareketlerini andıran hareketler almıştır. Bu hareket paterninin farklı değerlendirmelerde gözlenmesi serebral palsi ve mental retardasyon için yüksek anlam değeri taşır.

  • KADINLARDA ORGAZM BOZUKLUĞU

    KADINLARDA ORGAZM BOZUKLUĞU

    KADINLARDA ORGAZM BOZUKLUKLARI
    Kadınlarda orgazm bozukluğu, hiç orgazm olamama, zaman zaman orgazm olamama ya da cinsel birleşmeyle orgazm olamama ancak mastürbasyon ile orgazm olma şeklinde görülen durumdur. Olağan bir cinsel uyarılma evresinden sonra orgazmın sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde gecikmesi ya da hiç olmamasıdır. Bu bozukluk belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.
    Sağlıklı bir kadın bir ilişki sırasında birden çok kez boşalma yaşayabilme yeteneğine sahiptir. Ne yazık kibir çok kadın hayatı boyunca hiçbir zaman tamamıyla boşalamamıştır. Kadınların% 29’u hiçbir zaman , % 70’ i cinsel birleşme sırasında hiçbir Zaman boşalamamış olduğunu belirtmiştir.
    Orgazm Sorunlarının Nedenleri;
    · Cinsel mitler ve doğru olmayan önyargılar;Kadının bedeniyle ve cinsel süreçle ilgili bilgisinin olmaması buna sebep olur.Vajinasını ve klitorisini tanımayan kadın, cinsel birleşmenin ve klitoral uyarılmanın zevk vereceğini bilemez hatta canının acıyacağını düşünür. Boşalma,kadının bedeni ve kaslarını kontrol edebilmesiyle öğrenilecek bir süreçtir.Boşalmak için kadının çaba harcaması gerekir. Vücudunu kasmadan öylece bekleyen kadın boşalamaz sadece boşalmayı bekler ve sonuç olumsuz olur. Bu sebeple cinsel eğitim yoksa ya da eksikse orgazm sorunu ile karşılaşılabilir.
    · Eş reddi; kadının kendi isteği dışında, gönlü başkasındayken bir başkasıyla evlendirilmesi cinsellik sırasında eşini istememesine sebep olabilir.
    · Yetersiz uyarı; cinsel uyarının yeterli olması fiziksel temas, hayal gücü ve duygulanımın tam olması halinde gerçekleşir.Bunlardan birindeki eksiklik yetersiz uyarıya sebep olur. Uygun zamanda,mekanda, uygun partner ile uygun süre ve yoğunlukta uyarılmalar ‘yeterli uyarı’ için belirleyicidir. Bazen yanlış bir insan tarafından yapılan kusursuz uyarılar ağrılı, acılı, rahatsız edici olabilir.
    · İlişkisel çatışmalar ve sorunlar; seks insanların vücutlarını paylaşmalarının, duygularını boşaltmalarının, hayata karşı keyifli bir başetme yöntemi belirlemelerinin şekli olarak kabul edilebilir. İyi bir seks olmadığında çift arasında iletişim sorunu başlayabileceği gibi, çiftler arasında zaten var olan bir çatışma ve iletişim sorunu varsa kötü bir seks hayatı yaşamaları kaçınılmazdır. Kötü seks hayatı hayal kırıklığına, partnerlerin birbirlerini suçlamasına ve cinsel yetersizlikten doğan özgüven kaybına sebep olur. Zamanla bu çift cinsellikle ilgili konuşamaz olur, arzuları ve hoşlandıkları şeylerle ilgili hiçbir şey paylaşamaz hale gelir.
    · Endişe, korku ve kaygı; bu duygular cinsel uyarılmayı engeller, bedeni savunmaya ve kendini korumaya almasını sağlar. Cinsel birleşmenin can acıtacağına olan inanç korku oluşturur. Mali kaygılar, taşınma,yeni bir ev alma, çocuk sahibi olma, aile büyüklerinin aynı evde yaşamaya başlaması, iş kaybı bu duygulara sebep olur.
    · Utanma suçluluk ve günahkarlık duyguları; cinselliği günah olarak düşünen kadın, böyle bir deneyimden sonra suçluluk hissedecektir, cezalandırılması gerektiğini düşünecektir ve utanma duygusu yaşayacaktır. Suçlunun cezalandırılması gerekir ve kadın bir yolunu bulur,kendini cezalandırır.
    · Erken yaşta anne olmak; kadın kendi bedenini tanımadan, kadınlığını öğrenemeden anne olur, boşalmayı öğrenemez.
    · Seyirci rolüne girmek; hazza odaklanmak yerine olması gerekenlere yönelmek; ilişkinin sürecine odaklanmak, doğal davranmak yerine istemli hareketlerde bulunmak uyarılma sürecine zarar verir.
    · Cinsel özgüvenin düşük olması; kendini aşırı eleştiren, mükemmel olması gerektiğini düşünen kadınlar genellikle vücudunu beğenmeme eğilimindedirler. Beden algısının zayıf olması, kadının cinsel isteklerini ifade edememesiyle ve seks sırasında kendini iyi hissetmemesiyle doğru orantılıdır.
    · Performans anksiyetesi; başaramama korkusu kadını ketler.
    · Cinsel travmalar ; erken çocukluk, çocukluk ve ergenlik döneminde cinsel kötü davranım, taciz, saldırı, ensest cinsel yaşantıyı olumsuz etkiler.
    · Gebe kalma korkusu,
    · Evlilikle ilgili çatışmaların çözüme kavuşmaması ve bunun cinsel birlikteliğe zarar vermesi,
    · Anne-baba-kız çocuk ilişkisi; Annesine öfke duyan, ona karşı kızgınlıkları olan ama sözde itaatkar olan kız temelde terkedilme, sevilmeme, yalnız kalma duyguları yaşar. Annesini ve babasını kaybetmek istemez diğer yandan da hissettiği olumsuz duyguları ifade edecek gücü yoktur. Bu duygulanımlar eşine yansır, ona karşı da olumsuz duygularını sözel olarak ifade edemez ve seks sırasında bedeniyle ifade eder.
    • Partnerin erken boşalma sorununun olması,
    • Partnere karşı ilgi kaybı,
    • Alkolizm,depresyon ve üzüntü,
    • Vajinanın geniş olması, vajinal akıntılar,
    • Şeker hastalığı, nörolojik bozukluklar ve ilaç alımı,
    • Düzenli ve sağlıklı bir aile yaşantısının olmaması,
    • Cinsel kimlik çatışmaları,
    • Aldatılmak,
    Tedavide amaç orgazmı cinselliğin en önemli amacı olarak görmekten vazgeçip, ön sevişme, uyarılma, cinsel tecrübe, zevk ve çiftlerin birbirlerinin bedenlerini daha yakından tanımalarını sağlamaktır. Cinselliğin bir görev olmadığını; günah, yasak, ayıp olmadığını çiftlere hissettirmek, karşılıklı mutluluğa dayanan deneyimler yaşamalarını sağlamaktır.