Yazar: C8H

  • Bayley ııı gelişimsel tarama ölçeği

    Bayley ııı gelişimsel tarama ölçeği

    1-42 ay arası bebek ve küçük çocukların gelişimini takip amacıyla kullanılan bir ölçektir. Bir zeka testi değildir. Zihinsel,alıcı dil, ifade edici dil, ince motor ve kaba motor olarak beş gelişim alanını içermektedir. Sosyal gelişimi takip amaçlı kullanılan sosyal adaptif ölçeği de bulunmaktadır. Ölçeğin her bölümü tek başına kullanılabileceği gibi, bütün olarak değerlendirme yapılıp her bir gelişim alanının karşılaştırılmasına da fırsat vermektedir. Bebeklerin ve küçük çocukların yaşına göre değerlendirilmesi, takibinde, doğru yönlendirilmesinde ve koordineli çalışmada uzmanlara kolaylık sağlamaktadır.

    Bireysel Psikoterapi ve Aile Terapisi

    Gelişimsel geriliği olan ya da risk faktörleri nedeniyle takip edilen bebeklerin ve çocukların ailelerine psikoterapi desteği sağlanmaktadır. Birkaç nedenle psikoterapi desteği alınması gerekmektedir:

    * Aile bir sistemdir ve bu sisteme her bir birey eklendiğinde ailedeki ilişkisellik değişmektedir. iki kişinin ilişkisi üçken (sen,ben ve ilişkimiz), bebek doğunca ilişki sayısı iki katına çıkmaktadır. Bu yeni bir durumdur.

    * Sistemin parçalarından birinde sorun olursa (örneğin yoğun bakım süreci, gelişimsel risk faktörleri, vb..)sistem etkilenmektedir. Sistemde kaygı düzeyi yüksekse bunun düşürülmesi gerekir. Ailenin bireylerine bir bütün olarak ya da tek tek bakılmasında yarar vardır.

    * Yapılan çalışmalar özellikle annelerin depresyon düzeylerinin/puanlarının erkeklere göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu sonuç neden annelerin bireysel olarak psikoterapiye başvurduklarını da açıklamaktadır.

    * Özel gereksinimli bireylerin takipleri uzun dönemli olmalıdır. Genellikle psikolojik problemler es geçilmekte bu da uyum sorunlarına, mutsuzluğa,depresyona yol açmaktadır. Özel gereksinimli bireyler; gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde daha çok psikolojik desteğe ihtiyaç duymaktadır.

    * Uykuda düzensizlik (çok az ya da çok uyuma, dinlenmemiş olarak uyanma), iştah bozulmaları (ani kilo alma, kilo verme), cinsel problemler bedensel uyumun bozulduğunu haber vermektedir. Her birey bu durumların biri ya da bir kaçında problem olduğunda psikoterapi desteği almayı düşünmelidir.

  • PSİKOLOGA NE ZAMAN GİTMELİ?

    PSİKOLOGA NE ZAMAN GİTMELİ?

    PSİKOTERAPİ NEDİR?

    Psikoterapi, terapist ve hasta arasındaki ilişkiyi temel alan bir iyileştirme yöntemidir. Psikoterapi, çeşitli psikolojik rahatsızlıklar ve duygusal zorlukları tedavi etmek için kullanılır. Psikoterapinin amacı rahatsızlık veren belirtileri kontrol etmek veya ortadan kaldırmaktır. Böylelikle hastanın daha işlevsel olması amaçlanır. Bununla birlikte psikoterapi dengeli, sağlıklı hissetmek ve anlamlı bir yaşam sürmek maksadı ile de başvurulan bir yoldur.

    Psikoterapi, günlük yaşam zorlukları, tıbbi hastalık, sevilen bir yakının kaybı, depresyon veya yeme bozuklukları gibi belli psikiyatrik rahatsızlıklar, travma gibi problemlere yardımcı olmaya çalışır. Kişinin genel hayatını eskisi gibi işlevsel olarak sürdürmesine engel olabilecek herhangi bir durum psikoterapiye başvurmak için geçerli bir nedendir. Psikiyatristler ve psikologlar psikoterapi alanında yetkili meslek gruplarıdır.

    PSİKOTERAPİYE NE ZAMAN GİDİLMELİDİR?

    Stres ve problemler herkesin hayatında etkilidir. Ayırıcı kriter, kişinin stresin üstesinden gelip gelemediğidir. Halledemediğini bildiği halde, ‘kendim hallederim / kendim halletmeliyim’ düşüncesi genellikle kişiyi psikoterapiye başvurmaktan alıkoyar. Problem devam ettiğinde, ciddiyetini, etki alanlarını koruduğunda ve kişi sorunların üstesinden gelemediğinde beklenen sonuçlar ortaya çıkar: Hayat kalitesinde bozulmalar, aile ve sosyal ilişkilerde zedelenmeler, iş performansında kötü yönde etkilenmeler başlayabilir. Kişi yaşadığı sorunla başa çıkabilmek için madde ve / veya alkol kullanımına yönelebilir.

    Hastalığı olan ya da duygusal bazı zorluklar yaşayan kişiler etiketlenme korkusuyla da çoğu zaman profesyonel yardıma başvurmazlar. Hastalığı nedeniyle toplum tarafından küçümseneceğini, dışlanacağını düşünürler. Psikoterapi veya ilaç tedavisine başlasalar bile önerilen tedaviyi uygulamazlar. Bu da sorunların zamanla kronikleşip daha da ağır hale gelmesine sebep olur.

    Genellikle kronik problemler duygusal rahatsızlıklara yol açmaktadır. Böyle durumlarda kişi hem devam eden problemlerde hem de rahatsızlığın getirdiği sıkıntılarla ve yol açtığı kısıtlılıklarla uğraşmak zorunda kalır. Hiçbir çıkış yolu olmadığının düşünüldüğü ve psikiyatrik rahatsızlıkların eşlik ettiği durumlarda ise ciddi kayıplar yaşanabilmektedir. Dolayısıyla kişinin kendinin tanıması ve ne zaman kendini aşan bir problemle karşılaştığını ve yardım alması gerektiğini bilmesi gerekir.

  • Erken müdahalede fizyoterapi uygulamaları

    Erken müdahalede fizyoterapi uygulamaları

    Erken müdahele sürecinde riskli olarak tanımlanan bebeklerin, kaba ve ince motor hareketleri, psikososyal gelişimleri değerlendirilir. Bu değerlendirmeler; gelişimdeki gerilikleri tanımlamak, çocuğa özgü terapi uygulamalarını belirlemek ve ilerlemelerini gözlemlemek için önemlidir. Erken müdahale programına karar verirken klinik tecrübelerden faydalanılır. Erken müdahale kapsamında, Bobath Nörogelişimsel Tedavi(NGT/Bobath) yöntemi geniş yer tutmaktadır.

    NGT/Bobath; kişisel olarak çocuğun ihtiyaçlarına göre belirlenen her bebeğin özel problemlerine yönelik bir yaklaşımdır. Değerlendirmede gözlem ve anamnez bilgileri önem taşımaktadır.

    Gözlem; bebeğin ilk geldiği anda,ebeveynin kucağında başlar.

    -Anne ile bebeğin ilişkisi -Bebeğin taşınma ve tutuluş şekilleri

    -Aile günlük yaşam aktivitelerini nasıl gerçekleştiriyor (giyinip soyunma,beslenme gibi) -Bebeğin spontan hareketleri kronolojik ayı ile uyumlu mu?

    -Postürü nasıl? Asimetri var mı?

    -Kas tonusu nasıl? Gevşek mi kasılı mı?

    -Görsel ve işitsel problemleri var mı?

    -Destek noktalarını kullanıyor mu?

    -Kollar ve bacaklar arasında fark var mı? Gibi birçok alanlara bakılır.

    Bu değerlendirmenin sonucunda bebeğe uygun tedavi programı belirlenir ve aileye kullanması gereken terapi yaklaşımı ve destekleyici aparatlar önerilir.

    Erken Müdahale Kapsamında Neler Yapılır: -Pozisyonlamalar -Özel tutuş şekilleri -Duyusal girdiği artırmaya yönelik dokunmalar -Myofasiyal gevşetmeler -Günlük yaşam adaptasyonları -Fonksiyonal aktiviteler -Fasilitasyonlar -Stimülasyon -İletişim – Aile eğitimi

    POZİSYONLAMA -Sırt üstü,yüz üstü ve yan yatışta yapılır. -Kas tonusunu düzenleyerek stabilizazyonu artırır. -Orta hat oryantasyonunu sağlar. -Postür organizasyonunu geliştirir. -Duyu girdisini artırır. -Solunum ve beslenme problemlerini en aza indirger.

    ÖZEL TUTUŞ ŞEKİLLERİ : Bebeğin vücudunun yerçekimine göre adaptasyonunu sağlayarak hareketi kolaylaştırıcı, açığa çıkarıcı tutuş şekilleridir.Bir hareketten diğerine geçerken hareketin akıclığını sağlamaktadır.

    DOKUNMA : Duyu girdisini artırmak için derin dokunmalar masaj ve sıvazlamalar önemlidir. Bebekler dokunmaya karşı aşırı hassas olabilirler.Özellikle ağız bölgesi,avuç içi ve ayak tabanında hassaslık görülebilir.Çabuk irite olan bebeklerde hafif ritmik sallama,yüz ve vücuda dokunma önerilebilinir.

    GÜNLÜK YAŞAM ADAPTASYONU : Terapi esnasında verilen hareketler çocuğun günlük yaşamında kullandıklarını desteklemelidir. Giyinip soyunması altının değiştirilmesi,beslenmesi,uyuması gibi aktiviteleri içermektedir.

    FONKSİYONEL AKTİVİTELER: Çocuk=Oyun demektir. Bebekler doğdukları andan itibaren görerek, duyarak dokunarak öğrenirler. Bebekle her oyun oynandığında beyindeki hücreler arasında bağlantılar oluşur, güçlenir ve bebeğin gelişimine büyük katkı sağlar. Bu bağlantıların ileriki yaşlarda oluşması daha zordur. Ayına uygun oyun ve oyuncaklar aileye önerilir.

    FASİLİTASYON : Hareketin kolaylaştırılmasıdır. Kas ve eklemlerin fonksiyonel hareket içerisinde hareketi kolaylaştırmak hedeflenir.Çocuğun vücudunu algılaması sağlanır.

    STİMÜLASYON : Taktil,vestibüler,vibrasyon,proproseptif uyarı,ses aracılığı ile bebeğin ihtiyacına göre uyarıların verilmesi sağlanır.

    İLETİŞİM : Çocuk ve aile ile olan tüm iletişim yollarını kapsar. Terapi esnasında aileye model olunduğu unutulmamalıdır.Bebekle dialoğa geçerken ses ve mimikleri gerektiği kadar kullanmak gerekir.

    AİLE EĞİTİMİ : Erken müdahele sürecinde ailenin katılımı ve işbirliği çok önemlidir. Erken müdahele sürecindeki tüm bebekler için ideal olarak bebeğin bakımını yürüten herkesin programa katılması istenir. İsteyen aileler seans sırasında evde uygulaması gerekenleri video kaydına alabilirler. Sürecin etkin şekilde faydalı olabilmesi için uygulamaların günlük yaşama doğru bir şekilde adapte edilmesi gerekir.Terapilerimiz aile ve çocuk merkezlidir. Terapi sırasında verilen hareketler günlük yaşamda kullanılmalıdır.Hareketler yumuşak ve yavaş yapılmalıdır.Hareketlerin ne amaçla yapıldığını açıklamak ailenin tedavi programına daha bilinçli katılmasını sağlamaktadır. Süreç içinde ailenin tüm sorularına cevap verilir. Düşünülen olası problemler var ise aile bilgilendirilir ve izlemeleri gereken yol anlatılır. Sorunlarla ya da kaygıları ile başa çıkabilmeleri için isteyen aileler en baştan itibaren aile terapistinden destek alabilir. Uygulanan terapi sıklığı, bebeğin gelişimine göre değişiklik göstermektedir. Problemin şiddetine göre aile bilgilendirilir,günlük yaşamda dikkat edilmesi ve evde yapılması gereken hususlar konusunda aile eğitimi verilerek riskli bebek takip programına alınır.

  • ETKİLİ İLETİŞİMDE SANDVİÇ TEKNİĞİ

    ETKİLİ İLETİŞİMDE SANDVİÇ TEKNİĞİ

    Hayatımızın çoğu iletişim kurmakla geçiyor. Tanıdığımız veya tanımadığımız birçok kişiyle günlük hayatımızda iletişim kurmamız gerekiyor.

    İlişkilerimiz de bir sorun yaşadığımızda sürekli karşı tarafa yönelik suçlama eğiliminde bulunuruz. ‘Beni anlamıyor’ diye ifade ederiz. Aslında sorunumuzu aşmak için ilk adımımız kendi iletişimimizin sorumluluğunu üstlenmektir. ‘Beni anlamıyor’ yerine ‘Anlatamadım ‘ düşüncesine girersek sorunu farklı bir şekilde nasıl anlatabileceğimizi değerlendirmiş oluruz. Karşımızdakini suçlamaya yönelik konuştuğumuz sürece herhangi bir değişim yaşamıyoruz. Oysa sorundan kurtulmanın yolu, karşımızda ki kişinin algısında değişim olmasıyla başlar.

    Karşımızda ki kişinin davranışına karşı tutumumuzu anlatırken tek yapmamız gereken bir sandviç’in içerisinde sunmaktır.

    Etkili iletişim tekniği olan sandviç metodu;

    Karşımızda ki kişiye söylemek istediğimiz olumsuz bir mesajı, iki olumlu mesaj arasına alarak kişiyi rahatsız etmeden mesajı almasını sağlamaktadır. Rahatsız olduğumuz cümleyi söylemeden önce karşımızda ki kişinin olumlu bir yanını söylemeliyiz ki kişi savunmaya geçmesin. Daha sonra asıl vermek istediğimiz mesaja yani sandviçin malzeme kısmına geçmiş oluruz. Malzeme kısmında rahatsız olduğumuz konuyu söyleyip tekrar olumlu bir cümleyle eleştirimizi bitirmemiz gerekir. Özetle, iki olumlu sandviç ekmeği arasında, istediğimiz eleştiriyi barındıran sandviç malzemesi olur. Isırdığımız da tüm tatlar birbirine karışacağı için ortaya lezzetli bir tat çıkar.

    Kısaca bu yöntem, her türlü insan iletişiminde kullanıldığında harika sonuçlar veren ve ilişkilerin sağlam temeller üzerinde olmasını sağlayan bir yöntemdir.

  • Oyun terapisi (çocuk merkezli bilişsel  oyun terapisi)

    Oyun terapisi (çocuk merkezli bilişsel oyun terapisi)

    Oyun Terapisi Ne demektir? Terapide Amaç Nedir?

    Oyun, her çocuk için vazgeçilmezdir. Her çocuğa oyun yoluyla kendini ifade etme şansı verildiğinde, sınırlarını en çok zorladıkları tek alandır. Oyun Terapisi, 3-13 yaş aralığındaki çocukların belli problemler yaşadıkları noktada, kendilerini duygusal olarak açmalarını, ifade etmelerini sağlayan, bunun sonucunda problemin çıkış noktasını bulmaya dayanan bir terapi tekniğidir. Amaç, çocuğun kendini ifade etmesi ve duygusal doyuma ulaşmasıdır Terapide çocuk, kullanılan oyuncaklar ve materyaller ile kendi dünyasını terapiste açar. Bunun sonucunda da uzman, aile ile çocuk arasında bir nevi köprü olur. Yıkılan veya bozulan dengeleri tekrar sağlamaya çalışır. Bu yolla aileler de çocuklarının ne hissettiğini, farklı bakış açıları olabildiğini ve onlar da bazen farkedemedikleri şeyleri beklediklerini görürler.

    Kimlere Uygulanır?

    Duygusal problemler yaşayan

    Ağır kayıplar, travmalar yaşayan

    Davranış problemleri

    Uyum bozuklukları

    Ebeveyne bağımlılık

    Sosyal ilişkilerde yetersizlik gibi problemlerle başetmeye çalışan çocuklara uygulanmaktadır.

  • VAJİNİSMUS NEDİR ? NEDENLERİ NELERDİR?

    VAJİNİSMUS NEDİR ? NEDENLERİ NELERDİR?

    Vajinismus cinsel birleşme denendiğinde, vajinanın dış üçte birini çevreyen kaslarda yineliyici ya da sürekli bir biçimde oluşan kasılmalar ve sürekli acı nedeni ile cinsel birleşmenin gerçekleşememesi ya da ağrılı/sıkıntılı olarak gerçekleşmesidir. Bu kasılma istemsiz, yani kadının bilinçli kontrolü dışında gerçekleşen bir kasılmadır. Bu kasılmaya tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, adeta bir kilitlenme, korku, cinsel birleşmeden kaçınma, girişin olmayacağı inancı eşlik eder. Daha az görülen ya da kısmen düzelmiş olarak seyreden formunda ise cinsel birleşme olmaktadır ancak kasılma sürdüğünden, cinsel birleşme ağrılı ya da sıkıntılıdır.

    Vajinismus, genellikle cinsel yaşamın, daha doğrusu cinsel denemelerinin başlaması ile birlikte, çok daha seyrek olarak ise jinekolojik muayene, zorlu geçen doğumlardan ya da benzeri deneyimlerden sonra gelişir. Vajinismus, ülkemizde cinsel tedavi merkezlerine başvuran kadınlarda en sık rastlanan sorundur. Ülkemizde batı ülkelerinde bildirilen oranlardan daha fazla görülmektedir. Cinsel eğitimsizliğin cinsellikle ilişkili tutucu değer yargılarının, cinsel mitlerin sıklığının, kadınların kendi cinsel organlarını tanımamalarının, bekaret kavramına verilen önemin, toplumumuzdaki kadınlarda cinsel deneyimin aşamalı gelişmeyip doğrudan cinsel birleşme ile başlamasının, genel cinsellik anlayışımızdaki tabuların bunda rolü olduğu söylenebilir. Toplumda yapılan çalışmalarda % 6 olduğu bildirilmiştir.

    VAJİNİSMUSUN NEDENLERİ

    Vajinismusun nedenleri % 90 olasılıkla psikolojik kaygılara bağlıdır. % 10 ise organik (yani yapısal) nedenler rol oynamaktadır. Bu yüzden doğru tedaviye başlamadan önce yapılan bir jinekolojik muayenenin önemi büyüktür.

    Vajinismusun psikolojik nedenleri:

    – Kızlık zarının korunması ile ilgili çocukluktan kalma mesajlar ve korkular,

    -İç disiplinin fazlaca gelişmesi, korumacı aile düzeni,

    -Cinsel travmalar (taciz, tecavüz, ensest, fiziksel şiddet, cinsel istismar, pornografik film izleyip tiksinme, anne babanın cinsel ilişkisine şahit olma gibi),

    -Hamile kalma korkusu yaşayanlar (Kürtaj veya doğum onlar için adeta bir kabustur),

    -Aşırı katı bir toplum düzeni içinde yaşama, katı ahlak kurallar ve tabular,

    -Cinselliğin suçluluk, ayıp, günah gibi kavramlarla eşleştirilmesi,

    -Ebeveynlerden birisinin baskıcı (otoriter) yaklaşımı,

    -İlk gece ile ilgili yanlış, abartılı ve eksik bilgiler ve ön yargılar (ilk gecede ağrı, acı veya kanamanın çok olacağı yönündeki düşünceler),

    -Cinsel ilişki sırasında kilitlenme ve rezil olma korkusu,

    -Vajinanın normalden dar ve küçük, penisin ise normalden kalın ve büyük olduğu, penisin girmesinin imkansız olduğu düşüncesi bulunmaktadır.

    -Daha önce hiç vajinismus problemi olmayanlarda yaşanmış kötü tecrübeler (doğum, düşük, kürtaj, hoyratça yapılan bir jinekolojik muayene gibi durumlar) sonucunda da vajinismus gelişebilir.

    Bazen de çiftlerin cinsellikle ilgili bilgi eksiklikleri, ilk ilişki ile ilgili yanlış inanış ve önyargılar da beraberinde korku ve paniği getirerek vajinismusa yol açabilir.

    Bazı kadınlarda bu yukarıda sayılan nedenlerin hiç birisi de olmayabilir. (“Nedeni bilinmeyen veya belirlenemeyen vajinusmus”)

    Bilinç altındaki doğru olmayan bu korkuları yenmek için kadının ve erkeğin bilgilendirilmesi, gevşemesi, heyecan ve korkuları yatıştıracak ruhsal bir ortam oluşturulması için uygun psikolojik destek sağlanmalıdır.

  • Portage (0-6 yaş gelişim envanteri ölçeği)

    Portage (0-6 yaş gelişim envanteri ölçeği)

    Portage Nedir?

    Portage Erken Eğitim envanteri 0-6 yaş arasındaki çocukların gelişimsel olarak yaşına uygun becerilere sahip olup olmadığını tespit etmek için kullanılmaktadır. Çocuğun sosyal, dil, özbakım, bilişsel ve fiziksel gelişim açısından hangi aşamada olduğu tespit edilir ve çocuğun olduğu aşamadan itibaren, her bir beceriyle ilgili geliştirmeye yardımcı egzersizler, oyunlar anne-babaya öğretilerek çocuğun sağlıklı büyümesini sağlamak hedeflenir. Portage erken eğitim programı normal gelişim gösteren çocuklara uygulanabildiği gibi gelişiminin herhangi bir basamağında gecikme göstermiş veya gelişimsel geriliği olan çocuklar için de uygulanabilir.Portage envanteri 1969 yılında Amerika Birleşik Devleti’nde geliştirilmeye başlanmıştır ve uygulamalar sonucu gelen bilgilerle güncellenerek bugünkü halini almıştır. Anne ve babalar çocuğun eğitimcisi rolünü üstlenerek hem çocuklarını yakından takip edebilir, hem de eğitim sürecine tanıklık etmiş olurlar.

    Bu Envanterin Kapsadığı Alanlar:

    Bebek Gelişim Basamakları

    Dil gelişimi

    Özbakım gelişimi

    Bilişsel gelişim

    Fiziksel gelişimdir.

    600’e yakın beceri ve 3000’e yakın etkinlik örneği içerir. Uzman kişi tarafından belli sıklıklarla kontrol edilmesi ve hedeflerin her seferinde artarak ilerlemesinin hedeflendiği bir çalışma şeklidir.

  • MUTLU EVLİLİKTE Kİ ALTIN KURALLAR

    MUTLU EVLİLİKTE Kİ ALTIN KURALLAR

    Mutsuz evliliklere sıkça rastlasak da mutlu evliliklerle ilgili çok fazla konuşmayız. Mutsuz çiftlerin mutsuzluklarının nedenleri üzerine oldukça konuşur ve düşünürüz; ancak mutlu çiftlerin mutluluklarını nasıl sürdürdükleri, mutlu olmayı ve mutlu etmeyi nasıl başardıkları konusuna daha az odaklanırız.

    Gottman, evli çiftler üzerinde yaptığı detaylı araştırmalar sonucunda mutlu evliliklerin 9 ortak özelliğini ortaya çıkarmıştır:

    1-Mutlu çiftlerde eşler geldikleri aileden sağlıklı bir uzaklaşma gerçekleştirirler. Yani, kendi anne, babaları ve kardeşleriyle bağlarını koparmadan onlardan ayrılmayı başarırlar. Bu şekilde, eşleriyle birlikte yeni bir birim oluştururlar ve artık anne babalarının dışında yeni bir çekirdek ailenin üyesi olduklarını kabul ederler.

    2-Mutlu çiftler ‘biz’ olmayı öğrendikleri gibi, ‘ben’ i de korumayı becerirler. Eşleriyle birçok konuda birlikte davranmak, birlikte karar vermek ve birlikte düşünmek durumunda kalsalar da, gerektiğinde eşlerinden farklı düşünüp farklı davranabilirler. Eşler bazen zevk aldıkları bir faaliyet nedeniyle birbirlerinden ayrı zaman geçirmeyi başarabilirler.

    3-Cinsellik konusunda nicelik ve nitelik bakımından uyum sağlamayı becerirler. Eşler birbirlerine beklentilerini açıkça ifade ederler. Bu beklentileri karşılamaya da isteklidirler.

    4-Ebeveynlik konusunda eşler arasında uzlaşma sağlanmıştır. Çocuklarına nasıl davranacakları, hangi konularda nasıl tavır takınmaları gerektiği konusunda fikir birliğine varmışlardır.

    5-Mutlu çiftler hayatın zorluklarına birlikte göğüs gererler. Zor günlerde birbirlerine destek olmayı başarırlar.

    6-Mutlu evliliklerde de tartışmalar olur. Ancak bu çiftlerde eşler bireysel farklılıklarını kabul ederler. Tartışma sırasında öfkelerini kontrol etmeyi becerirler. Tartışma yıkıcı değil, tam tersine yapıcı olur. Bundan sonra tartışılan konuyla ilgili ne yapılacağıyla veya yapılamayacağıyla ilgili bir sonuca varılır. Böylelikle, her tartışmadan sonra eşler birbirlerini daha iyi tanıdıklarını ve ilişkilerini daha iyiye götürdüklerini hissederler.

    7-Gülmenin ilişkide önemli bir unsur olduğu düşünülmektedir. Birlikte gülen çiftlerin daha mutlu oldukları görülmüştür.

    8-Eşlerden birinin bir sıkıntısı veya sorunu olduğunda, diğeri ona destek olur. Eşler birbirini nasıl rahatlatacağını bilir ve bunu başarır.

    9-Mutlu çiftler ilişkilerinin başında birbirleriyle ilgili yarattıkları romantik hayalleri hayatta tutmayı becerirler. Eşlerinin nasıl biri olduğuna dair idealize ettikleri imaj hala, aşağı yukarı, aynıdır. İlk günlerde eşleriyle ilgili düşündüklerini bir yerlerde hala yaşatırlar.

    Gottman’ın araştırmasını çift terapistlerinin klinik deneyimleri de desteklemektedir. Bu 9 maddenin yanında her çift için farklı olan öncelikler ve mutluluk kaynakları da vardır. Ama her şeyden önce, çiftlerin ilişkileri için göstermek istedikleri çaba ilişkiyi belirleyici faktör olmaktadır.

  • Özel eğitim

    Özel eğitim

    Özel Eğitim Nedir?

    Farklı gelişen bireylerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için bu alanda gerekli tecrübeye ve donanıma sahip uzman kişi tarafından geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleri ile onların engel durumuna ve özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitimdir.

    Amaç Nedir?

    Asıl amaç verilen tüm eğtimlerin neticesinde bu bireylerin toplumca kendilerinden beklenen rol ve sorumluluklar ile gelişimsel görevlerini yerine getirebilmeleridir. Bu doğrultuda özel gereksinimli bireye, yaşına ve durumuna bağlı olarak bir değerlendirme yapılır ve gelişimsel değerlendirme sonucunda bireyin bilişsel, sosyal, ince-motor, kaba-motor, fiziksel, özbakım ve duygusal gelişiminde yaşından geride olduğu noktalarda birey desteklenir.

    Özel Eğitime Kaç Yaşında Başlamak Gerekir?

    Özel eğitimin yaşı yoktur. Mümkün olan en erken dönemde başlamak bireyin her yönden ilerleme hızını olumlu yönde etkileyecek bir etkendir. İstikrarlı olmak çok önemlidir. Bazı durumlarda kişinin doğumundan, yetişkinlik dönemine kadar devam etmesi gereken bir süreçtir.

    Ne Kadar Sürer?

    Çalışılması gereken yoğunluk ve süreye uzman kişi gelen çocuğun’ un durum ve seviyesine göre karar vermelidir.

    Kimlere Uygulanır?

    Zeka geriliği olan çocuklar

    Yaygın gelişimsel bozukluklar- Otizm

    Ortopedik ve hareket bozukluğu olanlar

    Konuşma bozukluğu olanlar

    Üstün zekalı / Yeteneği olan çocuklar

    Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar

    Duygusal ve davranış bozukluğu olan çocuklar

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar

  • DEPRESYON NEDİR?ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    DEPRESYON NEDİR?ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    Depresyon sözcüğü sıklıkla, gündelik yaşamda çeşitli nedenlerle ve duruma bağlı olarak ortaya çıkan geçici üzüntü, keder, karamsarlık ve isteksizlik gibi olumsuz ruh hallerini ifade etmek için kullanılabiliyor. Ancak depresyon teknik bir kavram olarak, belirli bir süreklilik içinde bedensel, zihinsel, duygusal ve davranışsal boyutlarda deneyimlenen klinik bir tabloyu ifade eder. Üzüntü, keder, karamsarlık, isteksizlik, mutsuzluk gibi bazı depresyon belirtileri, çoğu kez, yaşamdaki kayıplar nedeniyle yaşanabilen geçici, olağan duygulardır. Dünya genelinde 350 milyon, Türkiye’de de yaklaşık 2,5 milyon insanın depresyonla mücadele ettiği ve toplumdaki bireylerin %10-20’sinin, hayatlarının belirli bir döneminde klinik depresyonla karşılaştıkları ve kadınların depresyon yaşama riskinin erkeklere göre iki kat daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü, depresyonun, 2030’larda insan sağlığını etkileyen en önemli hastalık olacağını öngörüyor.
    Depresyon, özellikleri itibariyle kişiden kişiye farklılıklar gösterir. En önemli farklılıklar ise belirti sürecinde gerçekleşmektedir. Depresyon durumu, kişide birçok olumsuz duyguları beraberinde getirir. Bu rahatsızlık, uzun süren, çökkün, sıkıntılı ve de stresli geçen ruh halini beraberinde geldiği kişiye empoze etmektedir. Kişinin, depresyon sırasında hayata bakış açısı değişmektedir. Depresyon süreci, kişinin gelecekten bir beklentisinin olmadığı, hiçbir durum veya şeyden mutluluk duymadığı ya da yaşamdan ümidi kestiği bir süreçtir. Kişi, kendini çok kötü bir hastalığa yakalanmış olarak hisseder ve bu hastalığın asla düzelmeyeceğini düşünür. Ve bunun yanı sıra kişi artık hayatının eskisi gibi olamayacağını da düşünmektedir. Bu tür düşünme şekilleri, daha çok ağır seyreden depresyon türlerinde görülmektedir.

    Depresyon, hiç bir şey olmadan kendi kendine ortaya çıkabilir ya da bir sorun depresyonun meydana gelmesine direkt olarak etki yapıyor olabilir. Yani depresyonun ortaya çıkması için herhangi bir sorun olmasına gerek olamayabilir.

    Depresyona uğramış kişide, belli başlı bazı durumlar gözlenir. Bu durumlar, kendini sorgulama, yaptığı şeylerden pişmanlık duyma, keşkeleri ortaya çıkarma, olumsuz yönde seyreden şeylerden kendini suçlama gibi durumlardır. Aynı zamanda bunların dışında depresyona yakalanmış kişi, sürekli olmak uyumak isteyebilir. Hiç bir şey yapmak istemez. Yemek yeme alışkanlığı da bu rahatsızlıkta değişim gösterebilir. Kişi, ya çok fazla ya da çok az yemek yer.

    Depresyon Çeşitleri

    Depresyonun kendi içerisine birçok çeşidi bulunmaktadır.

    *Majör Depresyon: Bu tür depresyonlar ağır depresyonları ifade eder.

    *Minor Depresyon: Hafif geçen depresyonları ifade eder.

    *Kronik Depresyon: Bu tür durumlarda depresyon hafif fakat uzun sürelidir.

    *Klinik Depresyon: Hastanede yatılı olarak tedavi edilen ağır depresyonlardır.

    *Manik Depresyon: İki uçlu depresyonlardır.

    *Mevsimsel Depresyon: Mevsimlere göre meydana gelen ve mevsim değişince kendiliğinden sona eren depresyonlardır.

    *Psikotik Depresyon: Bu tür rahatsızlıklar, daha çok şizofreni ile karıştırılır. Antipsikotiklerle tedavi süreci gerçekleşir.