Yazar: C8H

  • Gelişim geriliği nedir, gelişim geriliği erken tanınabilir mi?

    Nöromotor Gelişim geriliği nedir?

    Standardize edilmiş referans testlere göre ya da hastanın yaşıtlarına göre hastanın ortalamanın altında olmasına denir.

    Yaygın (global) gelişim geriliği nedir?

    Kaba motor, ince motor, dil/konuşma, bilişsel ve sosyal/kişisel gelişim alanlarının 2 veya daha fazlasında belirgin gerilik olmasıdır.

    Gelişim geriliği demek zihinsel gerilik demek midir?

    Hayır zeka geriliği ya da zihinsel gerilik demek değildir. Yaygın gelişim geriliği olan bir hastanın zekası normal olabilir. Örneğin yaygın gelişim geriliği olan kas hastaları ya da serebral palsi hastalarının zekası normal sınırlar içerisinde olabilir.

    Zihinsel gerilik tanısı kaç yaştan itibaren konabilir?

    Zihinsel gerilik tanısı zeka testlerinin güvenilir olarak uygulanabildiği yaşlarda, çoğunlukla beş yaş sonrası konur.

    Gelişim geriliği erken tanınabilir mi?

    Gelişim geriliği iyi bir öykü ve nörolojik muayeneyle saptanabilir. Ayrıca DENVER gelişimsel tarama testi ya da AGTE gibi testlerle de tanınabilir.

    Ne zaman gelişim geriliğinden kuşkulanılmalıdır?

    Çocuğunuzun yaşıtlarından geri olduğunu düşündüğünüz her durumda ayrıntılı değerlendirme gereklidir. Kaba motor gelişim açısından 3 aylıkken başını tutmuyorsa, 6 aylıkken destekli 8 aylıkken desteksiz oturmuyorsa, 15 aylıkken henüz yürümemişse Dil gelişimi açısından 3 aylıkken agulamayorsa, 1 yaşta anne baba demiyorsa, 2 yaşında 2 sözcüklü cümlesi yoksa gelişim geriliği ya da başka bir sorun olabilir.

  • BOŞANMA KARARSIZLIĞI VE MUTLU EVLİLİK İÇİN BİREYLERİN ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLER

    BOŞANMA KARARSIZLIĞI VE MUTLU EVLİLİK İÇİN BİREYLERİN ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLER

    Çok sevdiğiniz,uğruna herşeyi feda ettiğiniz,kimseye olmadığı kadar vefakâr olduğunuz,tahammül ve özveri gösterdiğiniz eşinizle öyle bir noktaya geldiniz ki,artık sizde ne tahammül ne de sabır kaldı.O uğruna herşeyi yaptığınız kişi değil,bir hareketinde sinirlenmeye ve saldırıya geçmeye yer arayan kişi haline gelindi.Kendi kendimize tabii ki bu noktaya gelmedik,sorun kimi zaman bizde,kimi zaman eşte,kimi zaman ise çevrededir.Artık her uyaran bizi etkilemeye açıktır ve bunun sonucunda bizlerde bir kararsızlık durumu ortaya çıkar.”Eşimi seviyorum fakat mutlu değilim,birbirimize zarar veriyoruz,tahammülüm yok,çok tartışıyoruz,çevreye zarar veriyoruz”gibi düşünceler ve bu düşüncelerle yaşadığımız gelgitler ortaya çıkar.Üstünde düşünür ve karar vermeye çalışırız fakat,iş içinde çıkılmaz bir hal alır.Duygularımızı bir kenara bırakıp,kararlar almaya çalışırız,ama bu durum bizi daha da çıkmaza sürükler.Önemli olan duygu ve mantığımızla beraber,belirli kalıplardan çıkıp esnek düşünebilmektir.Boşanma sürecindeki kararsızlığımızda;çok yönlü düşünmek bize herzaman doğru kararlar aldıracaktır.Problemlerimizi,yargılarımızı,önceliklerimizi,değerlerimizi,kendimizle ilgili güçlü ve zayıf noktalarımızı liste haline getirmek ve hangi seçeneklerin bizi tatmin ettiğine yoğunlaşmak,karar vermemiz konusunda doğru aşamalarda ilerlediğimizin göstergeleridir.Bu;kişilerin üstüne düşen yöntemlerdir.Daha sonra tabii ki;girdikleri bu kaotik durumdan kurtulmak adına bir uzmandan yardım alınması gerekir.Uzman;kişiye kararlarını sağlıklı bir şekilde verdirmeye dair,açık ve net olarak sorunları gösterme sürecine girecektir.Avantaj ve dezavantajlarını uzman kişi ile beraber daha sağlıklı bir şekilde göreceklerdir.

    PEKİ BOŞANMA KARARI VERİRKEN ÇİFTLERE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?SAĞLIKLI BOŞANMA KARARI NASIL ALINIR?

    Öfke anında olumsuz düşünceleri dile getirmemek,örneğin sinirle söylenen”boşanmak istiyorum”sözcüğü iki tarafa da zarar verir.Bu süreçte öfke anında alınan ani kararlar dile getirilmemelidir.Evlilikte ilk yıllar adaptasyon sorunları ve buna bağlı yaşanan kavgalar varsa,boşanmaya dair düşünceler bir süre ertelenmelidir.Aldatma ve şiddet yoksa,evliliğinizi en azında 1 yıla tamamlayın,boşanmanın getirdiği problemleri gözden geçirin.Karar verdikten belirli bir süre sonra,eşinizle beraber konu üzerine fikir alışverişi yapın.Boşanma sürecinden önce,hayatınızla ilgili detaylı bir plan yapın.Anlaşarak boşanmaya çalışın,bu size kolaylık sağlayacaktır.Bu aşamada;eşinizin artı ve eksilerini liste halinde yazın.Bu sizin,eşinizle ilgili olumlu ve olumsuz özellikleri gözden geçirmenizde büyük yarar sağlayacaktır.

    Boşanma sonrasında;terkeden taraf,terkedilene oranla durumdan daha az etkileniyor.Durumdan fazla etkilenen taraf;öncelikle inkâr dönemi yaşıyor,belirli bir süre durumu kabullenememe oldukça sık görülen bir süreçtir.Suçluluk duygusu;”onun istediklerini yapsaydım,boşanmazdık”düşüncesi yaşanan diğer bir süreçtir.Daha sonra, karşı tarafa yoğun bir öfke duygusu yaşandıktan belirli bir süre sonra;kişinin öfkesinin geçmesi ve sakinleşmesi.Bu durum kişinin,boşanma sürecini atlattığını gösterir.

    MUTLU EVLİLİK İÇİN ÇİFTLERİN YAPMASI GEREKENLER NELERDİR?

    Çiftlerin herzaman sohbete açık olmaları,birbirleriyle yaptıkları sohbetten keyif almaları oldukça önemlidir.Genelde çok yakın ilişkiler,sorunlara yol açıyor.Kişilerin kendilerine özel zaman ayırmaları,birbirlerine özlem duymalarına,dolayısıyla ilişkinin pekişmesine neden olur.

    İlişkide diğer önemli olan nokta;tartışmayı becerebilmek ve yürütmektir.Tartışmak;sağlıklı bir ilişkinin varolduğunun en güzel kanıtıdır.Krizlere neden olmadan,seviyeli bir şekilde tartışmaya özen göstermelisiniz.Cinsellik ilişkinin sağlıklı yürümesi adına,oldukça önemli bir noktadır.Ayrıca çiftler birbirinin sadece hatalı olan davranışlarını eleştirmeli,kişiye özgü karşı tarafı yaralayacak eleştiriden uzak durmalıdır.Birbirinizi takdir edin,hor görme ve aşağılama davranışlarından olabildiğince uzak durun.Kişilerden birinin gösterdiği çabayı aşağılamayın.Tartıştığınız zamanlarda,kendinizi iletişime kapatmayın,araya duvarlar örmeyin.Bu durum;aranıza mesafenin girmesine yol açar.Mümkünse problemleri zamanında çözün ve olumsuzlukların birikmesine izin vermeyin.Öfke patlamalarına yol açacak davranışlardan uzak durun.Şiddetli tartışmalar her ilişkide olabilir,önemli olan tartışma sonrasında kendinize de,karşı tarafa da belirli süre izin vermeniz,kavgayı tetikleyecek söz ve davranışlardan uzak durmanızdır.

    BOŞANMA SONRASI SÜREÇ

    Gelelim boşanma sonrasındaki o sancılı sürece.Boşanma sonrası,o zahmetli süreçte bize yardımcı olmak adına bir uzmandan destek alınması kesinlikle şart.Ayrıca;kendinizle alakalı boşanma sonrası bocalama yaşamamak adına öncesinden detaylı planlar yapın.Bu aşamada eşinizle beraber, çocukların ne olacağı ile ilgili temeli sağlam planlar belirleyin.Böylece boşanma sonrası yaşanacaklara da,kendinizi hazırlamış olursunuz.İstatistiklere göre 5 yılda 520 bin boşanma gerçekleşiyor ve her sene %1’lik bir artış var.Toplumsal hayatta kadına yer verilmesi,televizyonun bu denli hayatımıza girmesi bosanmalardaki artışa neden olarak gösterilebilir.Bosanmalar en çok Marmara Bölgesi İstanbul’da,daha sonra Ege Bölgesi İzmir’de yaşanıyor.En az bosanmalar ise Güneydoğu Anadolu’da yaşanıyor.Boşanma sonrası,o zahmetli süreçte bize yardımcı olmak adına bir uzmandan destek alınması kesinlikle şart.Son olarak bahsedilen aşamalarda,boşanan bireylere yardımcı olabilecek uzmanlar ve yakın çevredeki kişilerin varlığı unutulmamalı,destek istenmelidir.

  • Çocuklarda baş ağrısı

    Çocukluklarda baş ağrısı olur mu?

    Çocuklarda da baş ağrısı olabilir. En sık neden soğuk algınlığı, sinüzit, farenjit gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarıdır.

    Baş ağrısı tehlikeli midir?

    Baş ağrısının tehlikeli olabildiği durumlar söz konusudur.
    Eğer çocuk 3 yaşın altındaysa, baş ağrısına şiddetli kusma eşlik ediyorsa, ağrının şiddeti giderek artıyorsa ya da hayatındaki en şiddetli baş ağrısı olduğunu söylüyorsa, eşlik eden başka bir bulgu varsa (görme kaybı, gözlerde kayma, ateş, havale, felç gibi) en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

    Çocuklarda migrene bağlı baş ağrısı olur mu?

    Çocukluk çağında da migrene bağlı baş ağrıları olabilir. Migren ağrıları tekrarlayıcı ağrılardır. Çocuklarda tek taraflı olabileceği gibi çoğunlukla her iki yanda ya da alında olur. Atak sırasında bulantı kusma eşlik edebilir. Sese ve ışığa duyarlılık gelişir.

    Baş dönmesi ile baş ağrısı ilişkili midir?

    Çocuklarda bazen baş ağrısı yerine baş dönmesi görülebilir. Baş dönmesi çocuklarda migren eş değeri durumlardan birisidir.

    Migrenin tedavisi var mıdır?

    Migren tedavisi iki türlüdür. Birincisi atak tedavisidir; ağrıyı geçirmek üzere yapılır. Çok sık ağrı kesici kullanmak önerilmez. İkincisi de koruyucu tedavidir. Ağrılar çok sıksa, hastanın yaşam kalitesini etkiliyorsa koruyucu tedaviler önerilir. Hangi tedavinin uygun olduğunu doktorunuza danışınız.

  • DUYGUSAL İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK

    DUYGUSAL İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK

    Her insanın hayattaki en büyük amacı,gerçek sevgiyi bulmaktır.Kişiler kendini gerçekleştirebilmek adına ilişkilerde birbirlerine bağlı olmayı tercih ederler.Ancak,birbirimize bağlı olalım derken zamanla bağımlı bireyler oluyoruz.İlişkide en çok dikkat edilmesi gereken nokta bağlı değil,bağımlı olmaktır.İlişkiye paylaşım süreci olarak değil de,ihtiyaç amaçlı başlarsak o ihtiyaç belirli bir süre sonra “bağımlılığa”dönüşür.Bağımlılık sürecine girildiğinde ise;özellikle bağımlı olan kişi neredeyse kendi yaşantısını,değerlerini yok sayarak tamamen karşısındaki kişi ile yaşadığı ilişkiye odaklanabiliyor.Bağımlı olan kişi;karşıdaki kişiden ayrılamaz.Ayrılmamak içinse sürekli bahaneler bulur ve bağımlı olduğu insanla arasına sınır koyamaz.Kaybetme korkusu yaşar ve bu durum onun tüm yaşantısını etkiler.Enerjisinin büyük bir bölümünü bu düşüncelerle harcar ve verimini kaybeder.

    İLİŞKİDE BAĞIMLI OLAN BİREYİN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    BAĞIMLI KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    Kendi başlarına karar veremezler ve ilişkide bağımlı olunan kişi olmadan,kendilerini güçsüz ve çaresiz hissederler.

    Yalnız kalmaktan korkarlar ve bağlı oldukları kişiyle ayrılık düşüncesi halinde bile yoğun bir kaygı yaşarlar.

    Bağlı oldukları kişi için kendi ihtiyaçlarını birtarafa bırakıp,kendilerine yönelik kötü davranışlara katlanırlar(şiddet,sözlü saldırı,aşagılanma..)

    Bağımlı olan kişiler için mutluluk,ilişkinin iyi gitmesine bağlıdır.

    Tek başlarına karar vermekte zorlanırlar ve karşıdakinin onayına ihtiyaç duyarlar.

    Herşeyin yolunda gitmesini isterler ve genellikle bu yönde hayal kurdukları için sık sık hayal kırıklığına uğrarlar.

    Sürekli ilgi beklerler ve ilgisizlik bağımlı kişiyi depresyona sokar.

    Pasiftirler.

    Pesimist kişilik özelliklerine sahiptirler.

    Bu tarz ilişkilerde en sık yaşanan durumlar;kıskançlık,öfke patlamaları ve bu durumlara bağlı tartışmalardır.

    DUYGUSAL İLİŞKİLERDE BAĞIMLILIK NEDEN OLUR?

    Küçükken ihtiyaçların doğru şekilde karşılanamaması bağımlılığa neden olur.Bağımlı kişilerin ebeveynleri de,bağımlı kişilik özelliklerine sahip oldukları için çocuklarına gereken ilgi ve koşulsuz sevgiyi tam olarak gösteremezler.Çünkü onların da kendi içinde yeterince çeliştikleri durumlar vardır.Dolayısıyla enerjileri sürekli düşüktür ve karşılarında ilgilerini herzaman çekmeye çalışan çocukları vardır.Böylece çocukları kendi ihtiyaçlarını karşılayamazlar ve kendi ihtiyaçları yerine sürekli başkalarının ihtiyaçlarını görürler.Bunu yaparken de,bakım veren kişinin ilgisini ve sevgisini beklerler ayrıca kaybetme korkusu yaşarlar.Çocukken göremedikleri ilgiyi ve takdiri ileriki yaşlarda,başkalarında görmek isterler.

    NE YAPILMALIDIR?

    Tüm bunlar kişinin hayat kalitesini düşürür ve hayatını oldukça zorlaştırır.Kişinin korku,mutsuzluk ve kaygı hissetmesine neden olur.Bu durumda bağımlı kişinin öncelikle bağımlı olduğunu kabul etmesi gerekir.Bu süreçte kendisini tanıması önemli bir noktadır.Daha sonra kişinin özgüvenini geliştirmek adına çalışmalar yapması gerekmektedir.Kişi birey olduğunun farkında olmalı,kimliğini korumalıdır.Ve ne olursa olsun,hiç bitmeyecekmiş gibi ilişki yaşayıp,birgün bitebileceği ihtimalini de unutmamalıdır.Kişi tüm bunları bir uzmandan yardım alarak psikoterapi de daha aktif bir tutum kullanarak zamanla kendisindeki değişimi görecektir.Psikoterapi bu kişilik özelliklerindekiler için tercih edilen bir teavi yöntemidir.

  • Elektroensefalografi (eeg) nedir? Merak edilenler

    Elektroensefalografi (EEG), beynin normal ya da anormal elektriksel aktivitesinin kafa derisi üzerinden kaydedilmesini sağlayan bir tanı yöntemidir. EEG kaydı kafa derisi üzerine pasta denilen özel iletken maddeler aracılığıyla yapıştırılan elektrodlar aracılığıyla olur. Çoğunlukla hastalar uyanıkken gözler kapalı dinlenir halde, sakin ve sessiz bir ortamda çekim yapılır. Elektrodlar beyinden gelen elektriksel aktiviteyi saçlı deri üzerinden dijital olarak bilgisayarlara aktararak dalgalar halinde görülmesini sağlarlar. Saçlı derinin temiz olması için kayıt öncesi hastaların saçlarını yıkayarak gelmeleri istenir.

    Uyku EEGsi nedir?

    Çocukların EEG kaydı sırasında uyutulmaları gerekebilir. Bu hem beyinde var olan anormalliğin daha iyi görüntülenebilmesi hem de küçük çocuklarda sorunsuz kayıt elde edilmesi için gerekebilir. Uykuda EEG kaydı için bir önceki akşam çocuğun uykusuz bırakılması istenebilir. Bu süre büyük çocuklarda daha fazla olabilmekle birlikte genellikle normal günlük uykunun yarısı kadar bir süre çocuklar için yeterlidir. Çekim öncesi uykuya dalmakta sorun olabilir bu nedenle uykuyu kolaylaştırıcı bazı ilaçlar doktorunuz tarafından size önerilebilinir.

    Kayıt ne kadar sürer?

    Rutin uyanıklık ya da uyku EEGsi için ortalama 20 dakikadan az olmayacak şekilde gerekirse daha uzun süreli kayıt elde edilir.

    EEG – Video monitorizasyon nedir?

    EEG kaydının video eşliğinde elde edildiği, hastaların nöbet ya da başka aktivitelerinin kaydedildiği tetkik yöntemidir.

    EEG kaydı sırasında elektrik ya da radyasyon verilir mi?

    Hayır EEG kaydı sırasında hasta elektrik ya da radyasyon almaz, acı duymaz, canı yanmaz.

    EEG kaydı öncesinde aç kalmak gerekir mi?

    EEG çekimine gelmeden önce hastaların aç ya da susuz kalmasına gerek yoktur. Tam tersine karnın tok olması tercih edilir.

    EEG çekim günü hastaların kullandıkları epilepsi ilaçlarını atlamaları gerekir mi?

    Sürekli kullanılan antiepileptik ilaçlar doktor tarafından aksi belirtilmediği sürece saatinde alınmalı, EEG çekimi için aksatılmamalıdır.

  • Çocuklarda Öfke Kontrolü Problemi

    Çocuklarda Öfke Kontrolü Problemi

    Hırçın ve öfke kontrol problemi olan çocuklar için ebeveynler neler yapabilir?Hırçın ve öfkelerini kontrol edemeyen çocuklarımız,bu davranışı rol model aldıkları ebeveynlerinden öğrendikleri için,ebeveynler olarak onlara bu anlamda olumlu model olmamız gerekiyor.Evde izlediğiniz şiddet içerikli tv programlarına dikkat etmeli,çocuk sinirlenip saldırganlık eylemine geçtiğinde mahruk bırakma yöntemiyle ketlenmeli,keyif aldığı aktivitelerden mahrum bırakılarak onunla bu durumu konuşup hatasını anlamasını sağlamalısınız.Bu yöntem mola yöntemine oldukça benzer bir yöntemdir.Yöntemi uygularken çocuk vurma,ısırma,tükürme,kırma gibi davranışlar sergileyecektir bu esnada dayak ve inatlaşma yoluna gidilmemeli,mümkün olduğunca sabırlı ve çelişkili tavırlar sergilemeden istikrarlı davranışlar göstermelisiniz.

    Çocuklarda özgüven duygusu nasıl gelişir?Çocuğun özgüveninin gelişmesinde anne babanın rolü oldukça büyüktür.Öncelikle;çocuğunuzu bir başka çocukla asla kıyaslamayın.Bu,kendisini değersiz hissetmesine neden olacaktır.Bunun yerine çocuğun önceden yapmış olduğu başarılı işler;onu teşvik etmede büyük önem taşır.Çocuğunuzun ilgi duyduğu alanlarda onu cesaretlendirin ki kendini böylece başarılı hissetsin.Mutlaka yaşına uygun,yapabileceği sorumluluklar verin.Sorumlulukları yerine getirirken onu destekleyin,sürekli takdir edin kendisini yeterli hissetsin.Sosyal aktiviteler,gruplar gibi değişik ortamlarda daha aktif olmasını sağlayın.Böylece uyum sağlama becerisinin olduğunun farkına varmış olacak ve kendisini önemli hissedecektir.Çocuğunuza suçlayıcı ve eleştirel yaklaşmayın,duygularınızı net bir şekilde ifade edin.Onu koşulsuz şartsız ne olursa olsun sevdiğinizi ve seveceğinizi hissettirin.

    Eleştirilen ve ihmal edilen çocuklarda ne gibi problemler ortaya çıkar?İhmal;yetersiz ilgi,iletişim azlığı,yetersiz bakım olarak tanımlanır.İhmal edilen cocuklarda ileriki yaşlarda düşük benlik saygısı gelişebilir.Şiddete eğilim,aşağılanma ve etrafındakileri aşağılama,aileye ve çevresindekilere olan güvenini kaybetme,kolaylıkla yalan söyleme,duygusunu belli edememe,aşırı saldırganlık veya aşırı içe dönüklük görülür.Sürekli olarak eleştirilen çocuklarda ise;kendine güven duygusu zamanla azalır,akabinde kendini yetersiz ve değersiz hissetme,içe kapanık,mutsuz,saldırganlık davranışlarıda eşlik eder.Çocuk,zamanla çevresindekilerle olumlu ilişkiler kuramaz.

    Mutlu bireyler yetiştirmek için ebeveynlere düşen görevler nelerdir?Mutlu bireyler yetiştirmek için,çocuğunuza koşulsuz şartsız inanın ve güvenin.Mükemmeliyetçilikten vazgeçin.Çocuk bu,tabii ki gözle görülür hatalar yapacak,bazı konularda eksik kalacak,başarısız olacak.Herşey tam,eksiksiz ve mükemmel olmak zorunda değil.Çocuğunuza gün içinde sıkça gülümseyin,sarılın onu her durumda koşulsuz sevdiğinizi ona belli edin.Yapıcı eleştirilerde bulunmaya özen gösterin.Olumsuz eleştiri yapacak olsanız bile,sevgi sözcükleriyle olumlu mesajlar verip eleştirinizi destekleyin.Çocuğunuzun duygusal güven ihtiyacını karşılayın,ona saygı gösterin.Her durumda size güvenebileceğini ona belli edin.En önemlisi çocuğunuza günde en az yarım saat ayırıp,bu süreyi kaliteli geçirmeye özen gösterin.Gün içinde ne yaptığıyla ilgili konuşarak,sevdiği bir etkinliği beraber yaparak zamanınızı bu yönde etkin kullanabilirsiniz.

    Çocuklara doğru sınır ve kural koyabilmenin önemi nedir,nasıl sınır ve kurallar koyulabilir?

    Öncelikle sınırlar çocuklara korundukları ve güven verildikleri duygusunu kazandırırlar.Aile içi kurallara saygıyı ve sorumluluk duygusunu öğretirler.Bu süreçte ebeveynin söyledikleri ile yaptıkları arasında çelişki ve tutarsızlık olmaması gerekiyor.Örneğin;çocuk bir görevi yerine getirmek istemiyor ve o an onu anne yapıyorsa çocuk o mesajı artık hep o şekilde algılayacaktır.”Tutar ve denge”bu hususta oldukça önemlidir.Yönergeler açık,net ve olumlu bir dille anlatılmalıdır.Çocuğun kendisini bir birey olarak ve herşeyden önemlisi değerli olarak görmesi sağlanmalıdır.Kuralları anlaşılır ve somut örneklerden yola çıkarak anlatmalısınız.Ve hiç unutulmaması gereken bir nokta var ki oda sözel övgülerdir.Kuralların gelişmesi adına sözel övgülerden yararlanmanız oldukça yararlı olacaktır.Çocuklara sınır ve kural koymak,çocuğun fiziksel,duygusal ve bilişsel olarak neler yapacağına dair bilgi sahibi olmalarıdır.Sınır ve kurallar kişilerarası problemlerin yaşanmamasında oldukça önemlidir.Çocuklara neyi yapıp,yapmayacakları konusunda farkındalık kazandırır.

    Sorumluluk eğitimi nasıl verilir?

    Sorumluluk eğitimi;uzun ve sabır isteyen bir süreçtir.Bu sürecin nitelikli geçmesi çok önemlidir.Bu süreçte yetişkinler tam olarak çocuktan ne istediğini açık bir dille anlatmalı,çocukta iç disiplini geliştirmeyi amaç edinmeli,aşırı baskı ve otoriteden,tehdit ve cezadan kaçınmalılardır.Bu çocuğun,birdaha sorumluluk almaya yönelik cesaretinin kırılmasına neden olur.Her sorumluluk davranışından sonra;teşvik ve ödül davranışını kullanmalılardır.Çocuğa bu hususta düşüncelerini ifade ederken içten olmalı,duygularını saklamamalılardır.Sorumluluk çocuğa hazır olduğu bir dönemde verilmeli ki çocuk başarısızlığında kendisini kötü hissetmesin.Çocuğa ev içinde küçük görevler verin ve olumlu sözcüklerle onu yüreklendirin.Çocuğunuz,verilen görevi yavaş yerine getirdiğinde ya da yapamadığında kendiniz görevi yerine getirmeyiniz.Aldığı sorumlulukları yerine getirmesi konusunda sabır göstermesi gerektiğini anlatan anılarınızı da onunla paylaşabilirsiniz.

    Çocuklarda mola yöntemi nasıl uygulanır?

    Çocuklarda mola yöntemi;çocuklara doğru mesajlar verir.Yanlış davranışı durdurur.Ancak mola yöntemini ceza olarak algılayıp uygulamak ne yazık ki oldukça kötü sonuçlar doğurmuştur.Öncelikle çocuğa bu yöntemin ne olduğu,neden ve hangi durumlarda uygulandığı uygun bir dille anlatılmalıdır.Çocuğa mola esnasında tavır yapmamak,kızgın bir yüz ifadesinin olmaması oldukça önemli bir noktadır.Çocuk molayı ceza olarak algılamamalıdır.Çocuğun olumsuz davranışının hemen sonrasında mola verilmeli ve sadece olumsuz davranışa odaklanılmalı.Moladan sonra çocuğunuza sevgi ile yaklaşın,iletişime açık olun ve onunla bu konuda konuşun.Bu sayede davranışlarını kontrol etmeyi,olaylar üzerine doğru düşünebilmeyi,neden-sonuç ilişkisi kurabilmeyi anlayacaktır.Mola yeri kapalı bir oda olmamalı,tv ve oyuncaklardan uzak sessiz bir köşe tercih edilmelidir.Amaç;çocuğun olumsuz davranışını anlamasıdır.

    2yaş sendromu nedir, neler yapılabilir?

    18 ve 42.ayda göstereceği gelişim,kazanacağı motor beceriler ve konuşmasının gelişmesiyle birlikte bebeğin çevresine bu dönemde bağımlılığı azalır.Bu dönemde;bebeğin yavaş yavaş ayrı bir birey olmaya ardından sosyalleşmeye başladığı anne babasının komutlarına karşı inatlaşıp,kendi istediklerini yapmak,bir yandan da ailenin bir parçası olduğu duygularını tattığı bir dönemdir.Önemli bir geçiş evresinde olan çocuk, özerklik ile kuşku ve utanç duyguları arasında çatışma yaşar,bağımsız olarak davranmak ister.Bu dönemde;çocuğun sağlıklı gelişimi için keşfetme çabası desteklenmelidir.”Hayır “kelimesini kullanmayın ve davranışlarını engellemeyin.Çocuğa karşı daha anlayışlı ve sabırlı davranın.Çocuğa gün içersinde enerjisini boşaltabileceği geniş oyun alanları,parklar,yürüyüşler düzenleyin.Yapılmasını istemediğiniz bir davranış sergilediğinde dikkatini başka yöne çekin.

    Çocukların paylaşmayı ögrenmeleri için hangi yöntemler izlenmelidir?

    Çocuk paylaşmayı deneyimleyerek ve yaşayarak öğrenir.Paylaşmayı sağlamak adına zorla tehditkâr tutumlar sergilemek baştan o davranışın olmaması demektir.Çocukla paylaşmaya yönelik 2 kişilik oyunlar oynayın.Oyun içi paylaşım kuralları geliştirin.Paylaşım konusunda çocuklara rol model olun,çocukların yaşıtlarıyla birarada bulunabileceği ortamlar sağlayın.Uygun yaşta yuva veya oyun grubu deneyimlerinin başlaması çocuğun paylaşmaya dair adımlar attığının en büyük kanıtıdır.

    Arkadaşlık kuramayan ve uyum problemi yaşayan çocuklara nasıl yaklaşılmalıdır?Arkadaşlık kuramayan ve uyum problemi yaşayan çocuklar, kendilerini sosyal ortamda gergin ve rahatsız hissederler.İletişim kurmak isterler ancak temkinli yaklaşırlar ve cesaret edemezler.Bu durumda çocuğa uyum problemi yaşadığı için çekingen ve utangaç olarak etiketlememeliyiz.Çocuğu bilmediği ortamlara,arkadaşlara karşı önceden hazırlayın.Kimlerle karşılaşacağını önceden bilsin,bu ona güven verecektir.Çocugunuz arkadaşlık kuramadığında ona zaman verin,zorlamayın ve ona kızmayın.Maruz bırakın,eve misafir davet edin.Bu hem güvenli bir ortamda yabancılık çekmemesine,hem de kişilerle iletişim kurarak uyum sorununu aşmasını sağlayacaktır.

    Çocuklarda dikkat eksikliği nasıl anlaşılır ve neler yapılması gerekir?

    Çocuklarda dikkat eksikliği;başladığı işi tamamlamada güçlük,eşyalarını unutma,anlatılanlara özen göstermeme,konsantre olamama,kolay hatalar yapma,önemli detaylara dikkat etmeme,bir işle uğraşırken diğer insanların ilgisini çekmeyen bir ses veya olay nedeniyle yapılan işin bırakılması,sık sık bir oyundan veya işten diğerine geçme olarak tanımlanır.Ebeveyn olarak ev içinde plan program belirleyin ve buna göre bir düzen oluşturun.İsteklerinizi açıkça göz kontağı kurarak,vurgulayarak, onun anlayıp anlamadığına emin olarak dile getirin.Talimatların anlaşıldığına emin olun.Çocuğunuza gün içinde belirli zaman dilimi ayırın ve bu zamanda birlikte kısa süreli puzzle yapın,hikayeler okuyun ve hikayeler üzerine konuşun.Tv ve bilgisayar süresini olabildiğince azaltın.Odaklanmayı öğretin.Sevdiği bir resme odaklanıp incelemesini isteyin daha sonra resim üzerine konuşun.Ve bu süreleri kısa tutmayı unutmayın.Çocuk huysuzlanıp yapmak istemezse oyun haline getirerek devam ettirmeye çalışın.

    Aşırı hoşgörülü tutumla yetiştirilen çocukların duygusal gelişimleri nasıl olur?

    Yetersiz sosyal gelişim sonucu;arkadaşları arasında kabul görmeyen,dışlanan bireyler olurlar.Nadiren başkalarına saygı duymayı öğrenir ve kendi davranışlarını kontrolde zorlanırlar.Okula uyum sağlayamayan,evde anne babasını yönetmeye çalışan doyumsuz,bencil,kendine güveni olmayan diğer kişilere aşırı bağımlı bireyler haline gelebilirler.

    Koruyucu tutumla yetiştirilen çocukların duygusal gelişimleri nasıl olur?

    Her sorun anne baba tarafından çözülmüş,çocuk bunları yaşama ve öğrenme fırsatı bulamamıştır.Toplumsal gelişimi engellenmiştir ve bu da çocuğun arkadaşlık ilişkilerini olumsuz etkilemiş dışlanmasına neden olmuştur.Aşırı bağımlı,pasif,beceriksiz ve özgüvensizdirler.Kendilerini ve hayatı tanıyamazlar.

    Otoriter tutumla yetiştirilen çocukların duygusal gelişimleri nasıl olur?

    Akranlarına kıyasla sosyal ve iletişim becerileri zayıf olduğu görülür.Özgüvenleri hemen hemen yok gibidir.Sürekli eleştirildiği için aşağılık duyguları geliştirebilirler.Çekingen,herşeyden kolay etkilenen,huysuz ve aşırı hassas yapıları vardır.Boyun eğici ya da tam tersi isyankarda olabilirler.

    Çocuklarımıza empati ve merhamet duygularını nasıl aşılayabiliriz?

    Empati toplum olarak en çok geliştirmemiz gereken,en ihtiyaç duyduğumuz yeteneklerimizdendir.Ayrıca çocuklarımızın hayat başarısını da empati yeteneği belirler.Empatik düşünen cocuklar,çevrelerinde olanları farkedip daha iyi yorumlayabilirler.Çocuklarınızı kendi hisleri ve sizin hisleriniz hakkında konuşması için cesaretlendirin ve onun hislerinin,ne düşündüğünün önemini ona anlatın.Diğer insanlara karşı nazik olmasını ve saygı göstermesi gerektiğini ona sürekli anlatın.Başkalarının ne hissedebileceği,duygularının önemini ona sık sık vurgulayın.Başkalarına,zor durumda kalanlara çocuğunuzla birlikte yardım edin.En önemlisi çocuğa tüm duyguları yaşaması için fırsat verin, onlarla da baş etmeyi ögrenebilsin.

    Okula uyum sürecinde çocuklara yaklaşımımız nasıl olmalıdır?

    1.dönem hırçınlık dönemi;1-2 hafta kadar sürer.çocuk olumsuz ve huysuz davranır,ağlar.Bu dönemde çocukla tartışmayın,fazlasıyla onunla ilgilenin, dinleyin ve endişelerini anlayın.Kesinlikle okula devamsızlığa izin vermeyin. 2.dönem;durgunluk dönemi,1 hafta sürer.çocuğunuz bu dönemde size karşı umursamaz olur,kısa ve kaçamak cevaplar verir.Üstüne gitmeyin sorunuza cevap alamazsanız üzülmeyin,bilin ki buda geçici bir süreçtir.3.dönem;uyum dönemi.Artık çoğunlukla herşey yolundadır.Bu dönemde,okul hakkında yanlış ve abartılı bilgiler verilmemelidir.okula gidiş tüm aile bireyleri tarafından desteklenmelidir, tutarlı olunmalıdır.Devamsızlık yapılmaması karşılığında ona küçük ödüller sunulabilir.Şunu unutmayın okula alışmayan çocuk yoktur, okula alışmayan anne baba vardır.Kararlı olursanız cocuğunuzun okula alışma süresi çok daha kısa olur.

    Çocuk eğitimindeki en büyük 8 hata nedir?

    Çocuğu başka çocuklarla kıyaslama yapmak,bir dediğini iki etmemek,başkalarının yanında çocuğu eleştirmek,söylediklerini kendisi yapmak,söz verip sözünü tutmamak,sorularına cevap vermemek,eğitimini başkalarına havale etmek,ona özel zaman ayırmamak çocuk eğitiminde yapılan en önemli hatalardandır.

    Kardeş kıskançlığının nedenleri nedir ve nasıl başedilir?Dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

    Kıskançlığın temelinde o ana kadar çocuğa gösterilen ilginin ,yeni doğacak kardeşe yöneltilmesinden meydana gelen rahatsızlık yatar.Ona ayrılan zamanın azalması,paylaşım duyguları (anne baba) ebeveynlere kızgınlık duygularının ortaya çıkmasına neden olabilir.Çocukta kâbus görme,altını ıslatma,parmak emme,coğu zaman öfkeli,huzursuz bir görünüm,mide bulantısı,baş ağrısı,okula gitmek istememe gibi davanışlar görülebilir.Kardeş gelmeden önce çocuğa anlayacağı bir dille ailenin yeni üyesinden söz edebilirsiniz.Bebeklerle ilgili işlerde coğunlukla büyük kardeşten yardım isteyebilirsiniz.Her fırsatta büyük çocuğunuzla birebir iletişime geçmeye çalışın.Kardeşler arasında hiçbir zaman kıyaslama yapmayın çünkü rekabet ve hırs,kıskançlığıda beraberinde getirir.

    Çocuklar niçin yalan söyler?Ne yapılması gerekir?

    Yetişkinleri taklit,çocuğu yalana iten en büyük etkendir.Yetişkinler bazen kendi aralarında yalan söylerler, bazen de çocuklardan bir başkasına yalan söylemelerini isterler.”Bunu yaptığını babana söylemeyeceksin”gibi tembihlerle cocukları yalana iterler .Çocuklar anne babanın olumsuz davranışından ötürü verecekleri cezadan korktukları ve utandıkları,anne babalarını düş kırıklığına uğratmak istemedikleri için yalana başvururlar.Çocuklarınızın duygularını ifade etmelerine izin verin.Üzülüyor ve ağlıyorsa bırakın hissettiği kadar duygusunu yaşasın. Tavla, kâğıt gibi aldatma davranışlarını arttıran oyunlardan uzak durun,çocuğa oynatmayın.Çocuğun ağlamasını engellemek ya da tutturmalarından kurtulmak için ona rüşvet vermek gibi davranışlardan kaçının ve verdiğiniz sözleri mutlaka yerine getirin.

    Çocuklarda parmak emme davranışı neden görülür?Ne yapılması gerekir?

    Doğumdan sonra ilk 1 yıl parmak emme davranışı normal olarak kabul edilir.Emme haz yaratan ve rahatlamayı sağlayan bir davranıştır.Psikolojik sorun yaratan,gerginlik yaratan davranışlar sonucu gelişebilir.Ev ortamında yaşanan gerginlikler,yeni bir kardeşin doğumu, emme ihtiyacının yeterince doyurulmamış olması gibi durumlar emme davranışının daha sık görülmesine neden olan durumlardır.Devamlı parmak emmeyi bırakmasının hatırlatılması hatta cocuğun parmağının ağzından zorla çekilmesi gibi yaklaşımlar sakıncalıdır.Çocuk aşamalı olarak parmak emme davranışından uzaklaştırılmalıdır.Çocuğa her parmak emmeme davranışından sonra ufak birtakım ödüller sunulabilir.Stres verici durumlardan çocuğu uzak tutun spor ve aktivitelere yönlendirin.

    Çocuklar niçin tırnak yer?Ne yapılabilir?

    Ailede aşırı baskıcı ve otoriter bir eğitimin uygulanması,çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi,ilgi ve sevgi yetersizliği,kıskançlık,sıkıntı,gerginlik, anne baba geçimsizlikleri,anne babanın aşırı kaygılı olması,çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması tırnak yemeye sebep olan başlıca etkenlerdendir.Çocuğun tırnağına acı biber,oje,uhu sürmek onun bu davranışını cezalandırmak için çare değil,aksine davranışının pekişmesine neden olacak hareketlerdir.Çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini açıkca ifade etmesine fırsat tanımak davranışı azaltabilir.Çocuğu korku ve kaygı yaratan durumlardan,aile içi huzursuzluktan uzak tutmak gerekir.Tırnak yediği zaman ilgi başka yöne çevrilmelidir.Çocuğun zevk aldığı aktiviteler dikkat dağılımı konusunda işe yarayacaktır.

    Çocukların tuvalet eğitimine hazır olduğunu nasıl anlarız?Bu konuda neler yapmalıyız?

    Çocuğun boşaltım organları 18.ay dolaylarında gelişimini tamamlar ve böylece tuvalet ihtiyacı olduğunda fark edebilme,altını ıslatmadan lâzımlık ya da tuvalete yapabilme geçişine sahip olur.Bunun yanında bedensel ve zihinsel olarak da olgunlaşmaya başlayan çocuk için artık tuvalet eğitimine geçme zamanı gelmiştir.Bu eğitim ne çok katı ne de çok gevşek olmalıdır.Sadece ihtiyaç hissettiğinde tuvalete gitmeleri öğretilmelidir.Katı yaklaşım çocuğun ileriki yaşantısında aşırı titiz olmasına, gevşek yaklaşım da aşırı dağınık, umursamaz olmasına yol açabilir.Tuvalet eğitimine nekadar geç başlanırsa sonuç almak okadar zor olur.Alışkanlığın doğru zamanda doğru şekilde kazanılmasının ilerki yaşlar için önemi büyüktür.

    Çizgi filmin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir?

    Çizgi filmlerin kontrolsüz ve uzun süre seyredilmesi halinde görülebilecek olumsuz etkilerden bazıları şiddete yönelme halidir.Şiddet içerikli çizgi film izleyen çocukların diğer yaşıtlarına göre daha fazla kavga ettikleri,daha gergin ve agresif oldukları gözlenmiştir.Hızlı, hareketli çizgi filmler dikkat ve problem çözme becerisini doğrudan etkiler.Çocukta odaklanma sorunu ve dikkat dağınıklığı görülür.Bilinçaltı telkin mesajlarına maruz kalırlar.Örneğin;

    Alaaddin’in sihirli lambası ;”evet gençler soyunun sesi hipnotik bir tonda gizli olarak tekrarlanmaktadır.

    Red Kid;sigara kullanımı,kimseye minnet duymama,bağımsız yaşama, hesap vermeme mesajlarını verir.

    Benten;bencil davranma

    Keloğlan büyü yapılması normalmiş gibi bir mesaj verir.

  • Havale (ateşli nöbet) nedir? Ateşli nöbetler sırasında ne yapılmalıdır?

    Ateşli nöbet nedir?

    Altı ay ve beş yaş arasında, geçirilmekte olan üst solunum yolları enfeksiyonu ya da ishal gibi bir enfeksiyonun neden olduğu ateş sırasında görülen nöbetlerdir. Havale olarak da söylenmektedir. Ateşe neden olan enfeksiyonun menenjit ya da ensefalit gibi beyin iltihabı olmaması gerekir.

    Ateşli nöbetler ne kadar sürer?

    Çoğunlukla beş dakikadan daha kısa sürerler.

    Ateşli nöbetler sırasında ne yapılmalıdır?

    Diğer nöbetlerde olduğu gibi öncelikle sakin kalınmalıdır. Sakin ve soğukkanlı olunmazsa çocuğa yardım etmekte zorlanırız. Hasta yan yatırılmalıdır. Nöbetler sırasında dişler kilitlenir; bunu önlemek amaçlı ağza kaşık, tahta çubuk, parmak sokulup dişler açılmaya çalışılmamalıdır. Bu çabalar hem çocuğa hem de hasta yakınına zarar verebilir. Hastanın üzerine soğuk su dökülmemelidir. Gözlük kravat varsa çıkarılmalıdır. Kasılmalar şiddetliyse başını çarpmasını önlemek amacıyla başı tutulabilir ya da başının altına bir şey konabilir. Nöbet anında hastaya ağızdan ilaç verilmeye çalışılmamalıdır. Doktorunuz tarafından önerildiyse popodan ilaç kullanabilirsiniz.

    Ne zaman hastaneye başvurulmalıdır?

    Eğer hastanın nöbeti ilk nöbetse, beş dakikadan uzun sürmüşse, arka arkaya tekrar eden nöbetler varsa, uzun süredir bilinci açılmamışsa, nöbetler fokal yani tek taraflı ise hastaneye mutlaka başvurulmalıdır.

    Ateşli nöbetlerin ilaçla tedavisi gerekli midir?

    Her zaman gerekli değildir. Ancak bazı durumlarda ilaç tedavisi önerilir. İki türlü ilaç tedavisi vardır.

    1. Nöbet anında rektal yoldan (popodan) kullanılan nöbet durdurucu ilaçlar
    2. Koruyucu amaçlı uzun süreli kullanmak üzere ağızdan alınan antiepileptik ilaçlar İlaçla tedaviye gerek olup olmadığına ya da tedavinin türüne doktorunuz karar verecektir.

  • Uyum Süreci

    Uyum Süreci

    Okul öncesi dönemde çocuğunuzu bir eğitim kurumuna göndermek onun geleceğine ve kendisine yaptığınız en önemli yatırımdır. Özellikle 3-6 yaş aralığı ALTIN DÖNEM olarak adlandırılır. Çocuğun kimliğinin, kişiliğinin şekillendiği, beceri ve yeteneklerinin farkına varılıp geliştirildiği bu dönemdeki değişimler 8-11 yaş aralığındaki değişimlerden çok daha hızlı , büyük ve değerlidir.

    Okul öncesi eğitimin kazandırdığı becerileri şöyle özetleyebiliriz:

    Sosyal olarak, çocuklar oyuncakları paylaşmanın yanında yetişkinin ilgisini, yiyecekleri paylaşmayı ve karşılıklı konuşmayı öğrenirler. Ayrıca yaşıtlarıyla çatışmaları ve ilişkilerde ortaya çıkan sorunları çözümlemeyi ve kendini nasıl ve ne zaman koruyacağını ve diğer çocukların hakkına saygı göstermeyi de öğrenirler. Bütün bunlar çocuğun ileriki yaşamında ortaya çıkan tüm sorunları çözmesine yardımcı olacak problem çözme becerilerinin artmasını sağlar.

    Duygusal olarak, kendi işlerini kendisi yapması, sorunları kendisinin halletmesi ve bazı kararları kendisinin vermesi sayesinde özgüvenleri artar. Anne-babadan ayrı kalabileceğini ve onların bulunmadığı zamanlarda da birşeyler yapabildiğini görmek çocuğun öz güven ve bağımsızlık duygularını artırır.Ayrıca toplu yaşamanın gerektirdiği sınırlara ve kurallara uymayı da anaokulunda öğrenirler.

    Kas gelişimi olarak kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması sonucu ince motor becerileri gelişir.Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi kaba motor fonksiyonlarını da kullanır ve geliştirir.

    Bilişsel yönden, nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi matematik ve bilim becerilerini kazanır.Dramalar sayesinde hayal gücü gelişir. Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir. Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, gibi faaliyetler de erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.

    UYUM SÜRECİ

    -Uyum,bireyin kişilik özellikleri doğrultusunda yeni bir duruma adapte olabilme gücüdür.

    – Çocukluğun bu çok özel ve güzel dönemi okula başlangıçta bazı zorlukları da beraberinde getirir. Çocuklar evlerinin en güvenli ortamından ,anne- babanın sıcak kollarından ve alışkanlığa dönüşmüş rutinlerinden ayrılırlar. İlk kez ‘kendi kanatlarıyla uçmayı’ dener ve ilk kez tek başına ‘kendi ayakları ’ üzerinde dururlar.

    Çocuk, anaokuluna başlayana kadar sadece ailesinin içinde kurmuş olduğu iletişim ağı bütün hayatını etkilemekte ve kişiliğinin temelini oluşturmaktadır. Anaokuluna yeni başlayan çocukta anne-babasına büyük ölçüde bağımlılığı devam etmektedir.

    ‘Çocuğunuz evinin PRENSESİYKEN,PRENSİYKEN yuvaya başlar ve halkın arasına katılır.’J

    Okula başlarken yaşanan ayrılık çocukta travmatik bir duruma yol açmazken, bu ayrılığın aile tarafından olumlu bir gelişme olarak adlandırılması gerekmektedir.-Çünkü ebeveynden ayrılma genel olarak güvenli bağlanma döneminden sonra gerçekleşmektedir.Yani çocuğun sosyalleşme isteklerinin doğduğu gelişimsel bir döneme denk gelir.Çocuk toplumla yaşamaya hazırdır.Sadece biraz desteklenmeye ihtiyacı vardır.

    Bu süreçte hiçbirimizin elinde ‘sihirli bir değneğimiz ’ yoktur. Ancak çok etkili yöntemlerimiz vardır:

    -Sabır

    -Sevgi

    -Süreklilik

    -Kararlılık

    -Tutarlılık

    -Yüreklendirme

    Uyum süreci her çocuktan çocuğa farklılık gösterir.

    -Kimi çocuk bu süreci kısa sürede , sıkıntısız atlatırken kimi çocuk ise anne-babasından ve evinden ayrılmakta zorlanır.

    Bu zorluğun nedenleri;

    -Bireysel farklılıklar

    -Okula gelene kadar sadece ailesiyle kurmuş olduğu iletişim ağı (aşırı koruyucu ve müdahaleci aile tutumları)

    -Daha önce yaşamış olduğu olumsuz deneyimler

    -Çocukların hayatlarında da farklılıkların yaşanmaya başlanması

    -Uyku saatlerinin değişmesi

    -Anne-babaları ile geçirdikleri sürenin azalması

    -İlgi Paylaşımı

    AYRILMA KAYGISI

    Bir okul öncesi eğitim kurumuna başlamak çocuk için büyük bir sorumluluk ve ilk kez tattığı alışkın olmadığı duygu durumlarıyla karşılaşmak ve bunlarla baş edebilmek demektir. Bu duyguların en belirgin tanımı “ Ayrılma Kaygısıdır”.

    Çocuk Bu Süreçte Ne Hisseder?

    Annem- Babam almaya gelecekler mi?

    Öğretmenim bana yardım eder mi?

    Karnım acıkırsa, ya tuvalete gitmem gerekirse ne yapmalıyım?

    Burası ne kadar büyük bir yer, ya kaybolursam!

    -Tüm bu çocuklarda kim?

    -Servis evimin yolunu nasıl bilecek?

    -Burada yalnız ne yapacağım?

    -Acaba ağlarsam annem-babam benimle kalır mı?

    Çocuğumuzun yaşadığı bu kaygılar, onun daha önce sergilemediği bazı davranış örüntülerine sebep olabilir;

    -Anne babasının kucağından inmek istememe

    -Okuldan gitmelerine sarılarak izin vermemek

    -Sürekli olarak annesinin ne zaman geleceğini sormak, kapıdan ayrılmak istememek

    -Üstünü değiştirmeye , kıyafetlerini okulda bırakmaya direnç göstermek

    -Okulda uyumak istememek

    -Bir süre gruba katılmadan izleyici olmak,

    -Bireysel oyunları tercih etmek,

    -Fiziksel rahatsızlıklardan şikayet etmek.

    Ağlamak burada çocuğun isteklerini yaptırabilmek için başvurduğu bir tür savunma unsuru olabilir.(ağlama iyi analiz edilmeli)

    Adaptasyon süreci çocuktan çocuğa değişmekle birlikte süreç ve çocuk tavrı bakımından iki başlıkta incelenebilir.

    -Çocukların % 75-80’ i bir okul öncesi eğitim kurumuna başladığında isteksizlik, huzursuzluk, ağlama vb… direnç davranışları sergiler. Bu tablo beklenilen , umulan ve son derece sağlıklı tepkilerdir. Adaptasyonları güçlü ve tam olur.

    – Çocukların % 3-5 ‘ i çok rahat ve istekle bir okul öncesi eğitim kurumuna başlar ve böylece devam eder. Geriye kalan – 20’lik grupta ise çocuk çok rahat görü-nür. İstekle yuvaya gelir ve birdenbire güçlü bir reddetme yaşar. En zor çocuk ve en şaşkın ebeveyn tablosu da bu gruptadır. Çocuklar sevgi tabanlı bir iletişim; ailelere ise kararlı ve tutarlı davranış yöntemleri ile bu zorlu sürecin üstesinden gelebilirler.

    Adaptasyon Süreci ise 3 aşamadan oluşur;

    1)BALAYI DÖNEMİ: İlk iki haftalık bir süreçtir. Çocuk bu süreçte meraklıdır.Ve etrafı keşfetme çabasındadır.

    2)TANIMA VE UYUM DÖNEMİ: Yaklaşık 2 aylık süreçtir. Çocuğun sınıfa girdiği, okul rutinlerine uyduğu, belli saatlerde okula gelip gittiği v.b. durumlardır. Zorlu ama bir o kadarda önemli ve değerli bir süreçtir.

    3)KABULLENME ve AİT HİSSETME DÖNEMİ: Çocuğun uymaya başlamasının ardından yaklaşık 2,5-3 ay sonrası başlar. Çocuk kendi gerçek kişiliğini gösterir. Öğretmen ve arkadaşlarıyla güvenli bağlılık ilişkileri kurar. Kendini grubunun ve okulunun bir parçası hisseder.

    EBEVEYNLERİN HİSSETTİĞİ DUYGULAR

    Okula çocuğunun başlaması aileler içinde yepyeni bir deneyim olmakta ve bazı kaygılar yaşamasına sebep olmaktadır.

    *Erken yaşta okula gödermekle hata mı yapıyorum?

    *Çocuğum arkadaş edinebilecek mi?

    *Onun için burası doğru yer mi?

    *Öğretmeni ile anlaşabilecek ve birbirlerini sevecekler mi?

    *Acaba okulda çocuğum ağlıyor mu?

    *Temizlik ve yemek ihtiyacı tam olarak karşılanıyor mu?

    Çocuğumu *ağlarken bıraktım suçluluk duyuyorum!Doğru mu yapıyorum?

    Büyük Beklentiler Büyük Hayal Kırıklığı

    Anne-babalar, beklentileri doğrultusunda çocuklarında, anaokuluna başladığı andan itibaren;

    – Birdenbire olumlu değişmeler ve gelişmeler,

    – Hiç sorun yaşamadan ve ağlamadan kendilerinden ayrılmasını,

    -İlk günden tüm etkinliklere katılmasını,

    -Okula uyumlu bir şekilde başlamasını beklemektedir.

    ÖNERİLER

    Peki adaptasyon süreci sırasında anne-babalar nasıl davranmalı, neler yapmalı?

    -Emin olun. Çocuğunuza sevginizle birlikte kararlı ve kendinize güvenen bir ebeveyn olduğunuzu gösterin. Unutmayın siz ne kadar güven duyarsanız çocuğunuzda o kadar güven duyacaktır.

    -Onunla önceye nazaran daha kaliteli ve yoğun zamanlar geçirin.

    -Başlangıçta okulla ilgili sorular sormayın. Bu onu rahatsız edebilir. Merak etmeyin hazır hissedince kendisi anlatacaktır.

    -Olumlu cümleler kullanın: ‘okulda ağlama bu beni üzer’ demek yerine ‘okulunda mutlu bir gün geçir’ deyin.

    -Çocuğunuzu bırakırken olumsuz iletilerden uzak durun. Sadece sözlerine değil beden diliniz ve mimiklerinizle doğru mesajlar verdiğinizden emin olun.

    -Çocuğunuzu yuvaya bırakırken ayrılık anını mümkün olduğunca kısa tutun. Sürenin uzaması sizi bırakmak istemeyen çocuğunuzun daha çok üzülmesine ve ağlamasına, ertesi günü bu süreyi daha da uzatmasına sebep olur.

    -Çocuğunuzla konuşurken olabildiğince kısa, net cümleler kurun.

    -Güne mutlulukla başlayabilmesi için iyi ve kaliteli bir uykunun sandığınızdan daha etkili olduğunu hatırınızdan çıkarmayın.

    -Çocuğun okul yaşamından zevk alması ve programın doğal akışına ayak uydurabilmesi için düzenli gelmesi ve zamanında gelmesi çok önemlidir. En geç saat 09:30’da okulda olmasına ebeveynler özen gösterilmelidir.

    -Onun anlayabileceği kavramlarla (kahvaltıdan sonra, öğle yemeğinden sonra, uykudan uyanınca..) nezaman geri geleceğimizi belirtmeliyiz ve bu saate uygun davranmalıyız.

    -Korkutmak gibi yaklaşımlara asla yer verilmemesi gerekmektedir. (böyle yaparsan öğretmenin sana kızar..)

    -Empati kurarak , duygularını anlamalı ve kendini ifade etmesine izin vermeliyiz.

    -Kararlı ve tutarlı olmak, anne ve babanın fikir birliğinde bulunması oldukça önemlidir.

    -Çocuğun eve döneceği saatlerde ( Anne de çalışıyorsa hiç değilse ilk haftalarda) evde olup onu karşılayabilmek, küçük sürprizler hazırlamak, çocuğun yapabildiklerini öne çıkartarak olumlu yanlarını pekiştirmek (Aferin ….. ne kadar güzel yapabiliyorsun artık. Büyüdüğünü görmek çok güzel.)

    Toplum olarak ayrılığı sevmiyoruz ve ağlayan çocuğumuzu öğretmenimizin kollarına bırakırken ondan daha çok kaygılanıyoruz. Bakış açımızı değiştirerek; bunun her ikiniz içinde olması gereken güçlendirici bir deneyim olduğunu anlamalı ve çok değil yakın bir zamanda çocuğunuzun koşarak arkadaşlarının yanına gideceğini, yuvadan alma zamanı öğretmeninin elinden tutmuş mutlulukla size doğru yürüdüğünü bilmek sanırım işleri kolaylaştıracaktır.

  • Epilepsi nöbeti anında yapılması gerekenler

    Nöbetler çoğunlukla beş dakikadan kısa bir sürede sonlanır. Bu süreçte öncelikle sakin kalınmalıdır.

    Sakin ve soğukkanlı olunmazsa çocuğa yardım etmekte zorlanırız.

    Hasta yan yatırılmalıdır. Nöbetler sırasında dişler kilitlenir; bunu önlemek amaçlı ağza kaşık, tahta çubuk, parmak sokulup dişler açılmaya çalışılmamalıdır. Bu çabalar hem çocuğa hem de hasta yakınına zarar verebilir.

    Hastanın üzerine soğuk su dökülmemelidir. Gözlük kravat varsa çıkarılmalıdır. Kasılmalar şiddetliyse başını çarpmasını önlemek amacıyla başı tutulabilir ya da başının altına yumuşak havlu battaniye konabilir.

    Kol ve bacaklardaki kasılmalar ve çırpınmaları engellemeye çabalamak kırık ve çıkıklara neden olabilir. Nöbet sırasında hasta kusabilir, morarabilir, kısa süreli nefes alamayabilir. Hastalara gereksiz suni teneffüs ya da kalp masajı yaptırılmamalıdır.

    Nöbet sırasında ağızdan ilaç verilmemelidir. Doktor tarafından önerildiyse popodan nöbet durdurucu ilaç kullanılabilinir.

    Nöbetin nasıl olduğunun gözlenmesi hatta mümkünse video kamera ya da cep telefonu kamerasına nöbetin kaydedilmesi tanıda çok yardımcı olacaktır.

  • Özgüven ne demektir?

    Özgüven ne demektir?

    Özgüven, tüm insanlar için temel ve çok önemli bir duygusal gerekliliktir. Kendimize biçtiğimiz “özdeğerimiz” oranında “özgüvenimiz” vardır. Yani özgüvenimiz, bir anlamda kendimizi ne kadar değerli bulduğumuzun, ne kadar değer verdiğimizin bir göstergesidir. Kendimizi belli bir ölçüde değerli bulmadığımız durumlarda temel gereksinimimiz karşılanmadığı için sıkıntı yaşarız.

    Bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri, kendimizin farkında olma yani “farkındalık” özelliğimizdir. Yaşantımızın ilk yıllarından itibaren, çeşitli faktörlerin de etkisiyle kendimize bir kimlik oluşturur, sonra bu kimliğe bir değer kazandırırız. Yani kim olduğumuzu tanımlar sonra bu kimliğin sevip, sevmediğimiz özelliklerine karar veririz. İşte özgüven sorunu burada, bizim yargı gücümüzün sonucunda ortaya çıkar. Bir nesneyi, rengi, sesi ya da şekli sevmemek, ondan hoşlanmamak sadece zevklerle ifade edilebilir ve bizi hiç rahatsız etmezken kendimize ait bir özellikten hoşlanmamak veya bazı ayrılmaz parçalarımızı reddetmek ruhsal dengemizin sarsılmasına neden olur.

    Özgüven; değişmeyen, durağan bir durum ya da duygu hali değildir. Farklı zaman, durum ve ortamlarda farklı güven ya da güvensizlik duygularına sahip olabiliriz. Her insanın bazen kendine güvendiği, bazen de güvenmediği durumlar olabilir. Kimi insanlar, yaşantılarının bazı alanlarında (akademik başarı, teknik beceri vb.) kendine fazla güvenirken, diğer bazı alanlarda (fiziki özellikler, görünüm, sosyal ilişkiler, vb.) fazla güven duymayabilirler. Ama çoğumuz kendimize daha çok güvenmek, her durum ve ortamda daha rahat, kendini daha iyi hisseden olmayı isteriz. Yeni bir işe girdiğimizde bütün yeteneklerimizi sergilemeye, sınırlarımızı zorlayarak performansımızı artırmaya, aşağılık duygusunun bizi etkilemesine fırsat vermemeye, diğerleriyle iyi ilişkiler kurmaya ve bizi değerli görmelerini sağlamaya çabalarız. Ancak bazı kişiler, bunları çok istemelerine rağmen gerçekleştirmekte zorlanır. Kedine güvensizlik ve özgüven eksikliğinin, doğuştan gelen bir kişilik özelliği olduğuna inanır, bu durumu kabullenirler.

    Çevremizde her gün bir sürü kendinden emin ve güvenli insanı gördükçe “bunu nasıl başardıklarını, buna nasıl sahip olduklarını” anlamaya çalışırız. Özgüven doğuştan sahip olunacak ya da kolayca erişilebilecek bir duygu hali değildir. Toplumdaki bir çok insanın güveni, aslında “kendine güvenli gibi” görünme halidir. Çünkü yapılan iş, yaşanan veya çalışılan yer ne olursa olsun, içinde bulunduğumuz toplum bizden özgüvenli davranış bekler. Bu beklenti herkes tarafından bilindiği için bireyler güvensizliklerini göstermekten kaçınır, kendinden emin ve güvenliymiş gibi davranır. Ya da “miş gibi” davranışını göstermekte zorluk çekeceği durum ve ortamlardan kaçınmaya, oralarda mümkün olduğunca bulunmamaya çalışır. Çünkü bireyin kendini yetersiz, eksik hissettiği ya da yargılayıp, reddettiği özelliklerinin ortaya çıkacağı, pekişeceği ortamlar acı veren durumlardır. Nasıl ki bedendeki bir yaranın büyüyüp, deşilmesini ve kanamasını önlemek için bandaj, pansuman yaparak kapatmaya çalışırsak; kendini reddetmenin vereceği acıyı arttıracak her türlü etken ve ortamdan da kaçınırız. Pansuman yapılan yaranın kanaması bir süre sonra durur, kabuk bağlar ve zamanla çoğu kez izi bile kalmaz ama kimliğe değer katan özelliklerdeki herhangi bir eksiklik ya da yetersizlik hissi “örtmeye”, “bastırmaya”, “yok farz etmeye” çalışmakla “yok edilemez”. Aksine bu duygunun üzerine gitmek yani bireyin kendiyle ilgili farkındalığını artırmasıyla değişebilir. Kişinin farkındalığının gelişmesi demek, kendi hakkında olumlu ve gerçekçi değerlendirme yapabilmesi demektir. Bu durum, kişinin kendisiyle ilgili beklentilerinin gerçekçi olmasını sağlar. Özgüvenin yüksek olması demek, abartılmış biçimde “her şeyi yapabilirim, her şeye gücüm yeter” duygusu içinde olmak demek değildir. Güvenli kişi, kendisiyle ilgili gerçeklerin, neyi başarıp-neyi başaramayacağının farkında olan; değiştirebilecek ya da geliştirebilecekleri için çaba gösteren, değiştiremeyeceklerini kabul etmeyi ve bu haliyle kendini sevmeyi bilen kişidir. Özgüveni yüksek birey, kendisiyle ilgili bazı beklentileri gerçekleşmese bile kendini kabul etmeyi ve kendisiyle ilgili olumlu düşünmeyi sürdürebilendir. İçgörüsü yüksek, yeteneklerinin ve sınırlarının farkındadır. Yeteneklerine olan güveni nedeniyle başkalarının onayına ihtiyaç duymaz, kendini kabullendiğinden diğerlerine kabul ettirmeye çalışmaz.

    Bunun tam tersi durumdaki güvensiz kişilerin, kendileriyle ilgili duyguları, diğerlerinden alacakları onay ve geri bildirime bağlıdır. Yetenek ve sınırlarının farkında değildir. Bu körlük, sürekli olarak başarısız olma kaygısı yaratır. Kendine verdiği değer düşüktür, öyle ki bazen olumlu geri bildirim, iltifat ve takdirleri görmezden gelebildiği gibi bazen de diğerlerinin kendisiyle alay ettiklerini düşünüp, alınabilir. Bu kişiler, kendini daha fazla yargılamamak, reddetmemek ve yaralanmamak için çevresine koruyucu duvarlar örer, savunmalar geliştirirler. Kendilerine karşı öfke veya suçlama duyabildiği gibi sürekli her iş ve durumda mükemmel olma çabası da gösterebilir. Başaramadığı durumlarda diğerlerini suçlama, sürekli şikayet etme, gerekçeler öne sürmeler olabildiği gibi duyduğu sıkıntı ve acı veren bu durumu unutmak için alkol veya uyuşturucuya sığınabilirler.

    Özgüvene sahip olmak bir çocuk için neden önemli?

    Bireyin kendini iyi hissetmesi; başarılı, dengeli ve haz aldığı bir yaşama sahip olup, olmaması ile özgüvenin yüksekliği ya da güvensizlik duyguları paralel süreçlerdir. Yaşamdan haz alabilmek için özgüvene ihtiyacımız vardır. Bu temel ihtiyacın karşılanmaması hayatı çekilmez kılabilir. Özgüven yaşamın ilk yıllarından itibaren yavaş yavaş gelişen bir duygudur. Çocukluk döneminde bu duygunun gelişmesine olanak tanınmaz, eksik bırakılırsa yetişkin dönemde telafi edilmesi mümkün olmayabilir. Özgüvenli çocuklar, geleceğin özgüvenli yetişkinleri olacaktır.

    Çocuklarda Özgüven Gelişimini Neler Etkiler?

    Özgüvenin gelişiminde özellikle çocukluk döneminin ilk yıllarında (3-4 yaş) ana-baba tutumları, yetiştirme biçimi bireyin kendisi hakkındaki duygularının oluşumunda ve özgüvenin derecesinde son derece önemlidir. Daha sonra arkadaş ve sosyal çevreden aldığı tepkiler de çok önemli bir rol oynar. Çocuk çevresinden aldığı tepkiler doğrultusunda kendine ilişkin olumlu ya da olumsuz bir benlik algısı edinir. Çocuklar, arkadaş veya sosyal çevre içinde bazen haksızlık ve istismara maruz kalabilirler. Bundan ne yönde ve ne derece etkilenecekleri aileden aldıkları temel güven duygusunun yeterliliğiyle doğru orantılıdır. Aile içinde sevildiğini, değerli bulunduğunu hisseden bir çocuk, çevreden gelecek olumsuz tepkilerden pek fazla etkilenmeyecek, etkilense bile çok kısa sürede bunu atlatacaktır.

    Ebeveynlerden biri ya da her ikisi, aşırı derecede eleştirel ve yüksek beklentili, mükemmeliyetçi ise ya da aşırı korumacı ve bağımsızlığı engelleyiciyse, çocuğun kendine ilişkin duygu ve yargısı; yeteneksiz, yetersiz ve değersiz olduğudur.

    Ebeveynler, aşırı korumacı tavırlarıyla çocuklarını koruduklarını, onlara iyilik ettiklerini düşünürler. Çocuğunu aşırı sevgi ve ilgiye boğan, zorluk yaşamasın diye her şeyi kendisi yapan ve fazlaca kontrol eden ebeveyn tutumu; sorumluluk alamayan, anne babaya bağımlı, problem çözme becerisi, özetle özgüveni gelişmemiş çocuklar oluşturur. Oysa ebeveynler, çocuğun girişimlerini destekler, gelişimini alkışlar, hata yaptığında doğrusunu bulmasına/yapmasına yardımcı olur, onu bu haliyle sevmeye ve kabullenmeye devam ederlerse çocuk da kendini kabul etmeyi, sevmeyi ve kendine güvenmeyi öğrenir.

    Yapılan bir başka yanlış tutum ise çocuğu bir başka çocukla kıyaslamadır. Kardeşi, kuzeni ya da komşu çocuğuyla kıyaslanan çocuk; kendini yetersiz hissettiği gibi başarmayı kendisi için değil diğer çocuğu geçmek için ister hale gelip bir yarış atına dönüşür.

    Özetle; büyükleri tarafından sevgi gören, gereksinim duyduğu ilgi ve yakınlığı bulan, fikirlerine değer verilip ve önemsenen, güven duyulan ve sorumluluk verilen, iyi yaptığı şeyler için övülen, gurur duyulan, yaptığı hatalarda doğruya uygun biçimde yönlendirilen ve sahip olduğu özellikleriyle kabul edilen çocuğun özgüveni gelişir.

    Ama sevildiğini, önemsendiğini hissetmeyen, beklediği yakınlık ve ilgiyi göremeyen, sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen, sürekli başkalarıyla kıyaslanan çocuk kendini değersiz hisseder ve özgüveni gelişmez. Bu çocuklar; yaşadığı aile, çevre, okul ve toplum içinde çeşitli sorunlara neden olur.

    Çocuklarda Zayıf Özgüvenin Göstergeleri

    Özgüveni zayıf çocuklar; duygusal, sosyal ve akademik konularda zorluklar yaşarlar. Bu durum okulda ve yaşamın diğer alanlarında kendini çeşitli şekillerde belli eder. Çocuk ya aşırı kontrol kullanarak, duygusal anlamda aşırı kırılgan ve hassas, yeni deneyimlere kapalı, çekingen bir kişilik geliştirir ya da aşırı kontrolsüzlük ile zorba davranan, asi, otoriteyle çatışan, sürekli problem yaratan tutum ve davranışlar sergilerler.

    a. Aşırı Kontrollü Davranışın Göstergeleri

    Anne ve babaya bağımlı

    Utangaç ve içine kapanık

    Yeni aktivitelere girmekte isteksiz

    Başka çocuklarla kaynaşmakta sıkıntı çeken

    Yeni durumlarla karşılaştığında ürkek davranan, uyum sağlayamayan

    Davranışlarının olumlu biçimde düzeltilmesinden bile hemen incinen, rahatsız olan

    Kendini aşağı görme alışkanlığı edinmiş

    Yanlış yapmaktan ve başarısızlıktan çok korkan

    Sürekli diğerlerini memnun etme çabası içinde olan

    b. Aşırı Kontrolsüz Davranışın Göstergeleri

    Saldırgan ve zorba

    Öfkeli, kızgın

    Sık sık okuldan kaçan

    İşbirliğine yanaşmayan

    Yardım almak isteyen

    Sürekli sevilip sevilmediğini soran

    Hoş görülmeyeceğini bile bile derslerini ihmal eden

    Kendi hataları için sürekli başkalarını suçlayan

    Görevlerini yerine getirirken özensiz davranan

    Sorumluluklarının bilincinde olmayan

    Herkesten üstünmüş gibi davranan

    Yalan söyleyen

    Kendisine ve başkasına ait eşyaları hor kullanan

    Aşırı kontrolsüz davranışlar gösteren çocuklar, kendilerine, başkalarına zarar verdiği ve çevreyi rahatsız ettiği için daha fazla dikkat çeker, ailesi ya da öğretmenleri tarafından sürekli olarak uyarılır, cezalandırılır. Bu çocuğun güvensizliğini daha da pekiştirir.

    Aşırı kontrollü çocuklar, kimseyi rahatsız etmedikleri için bu tutumları önemsenmez, sorun olarak görülmez, ancak bu da aynı biçimde etki yaparak çocuğun özgüven yetersizliğinin pekişmesine neden olur.

    Anne-baba ne yapmalı? Anne-babaya tavsiyeler…

    Evdeki herkesin birbirine güvendiği bir ortam oluşturun.

    Güvenli bir ortamda yetişen çocuk, duygu ve düşüncesini, sevgisini, başarı ya da başarısızlığını, hayal kırıklıklarını aile fertleriyle rahatça paylaşabilir. Bu onun özgüveninin gelişmesini sağlar.

    Onunla ilgili duygularınızda açık olun.

    Sevginizin onun başarı ya da başarısızlığına bağlı olmadığını, varlığının sizin için ne derece önemli olduğunu ve ne olursa olsun onu daima seveceğinizi ona hissettirin.

    Çocuğunuzun gerçek kapasitesinin farkında olun.

    Zayıf yanlarını görmezlikten gelmeyin, dürüst olun, ancak onları eleştirirken tüm kişiliğine yaymayın. Çocuk kendindeki eksiklik ve kusurların farkında olmalı, kabullenmelidir. Bunun yanı sıra güçlü olduğu yönleriyle de gurur duyabilmelidir.

    Davranışlarınızla ona model olun.

    Onda görmek istemediğiniz davranışları ona ya da başkalarına karşı göstermeyin. Çocuklar size ya da diğerlerine sizin ona davrandığınız gibi davranacaktır. Ona şiddet kullandığınızda, şiddetin normal olduğu mesajını verirsiniz.

    Çocuğunuzun yanlışlarını, onu suçlamadan ve onun tüm kişiliğini eleştirmeden tartışın.

    Yaptığı yanlışları, ona saldırıp eleştirmeden konuştuğunuzda bunu anlamak ve düzeltmek için çaba sarf eder. Onun tüm kişiliğine değil yaptığı hataya hitap ederek konuşun.

    Ondan beklentileriniz onun yaşına ve seviyesine uygun olsun.

    Her çocuğun farklı bir kapasite ve seviyesi vardır. Çocuğunuzun neyi yapıp, neyi yapamayacağının farkında olun. Başka çocukların başarabildiği şeyleri o da başarmak zorunda değildir. Bir şeyi yapamayacağını bildiğiniz halde bunu ondan bekleyip sonunda hayal kırıklığı yaratmayın. Ulaşabileceği hedefler amaçlayıp başarılı olmalarını sağlayın.

    Özgüvenli olmak kibirli, kendini beğenmiş olmak değildir.

    Kendine güven duymak kendini beğenmiş ya da kibirli davranmak demek değildir. Özgüvenli davranış; Kabul görmüş olmanın verdiği kendini rahat, iyi ve güvenli hissetme durumudur. En küçük başarısında şımaran, kibirli davranışlar gösteren çocuğun aslında kendine olan güveni ya yok ya da çok düşük demektir. Böyle bir durumda çocuğunuzun bi özgüven sorunu olduğunu fark edip hemen önlem alın.

    Çocukların birbirlerinden farklı olduklarını ve her çocuğun kendine özgü bir yeteneği olduğunu unutmayın.

    Her çocuğun kendine özgü farklı özellikleri, yetenekleri ve başarılı olduğu alanlar vardır. Çocuğunuzun ilgi alanı ve yetenekleri doğrultusunda faaliyetlere katılmasına imkan sağlayarak onun sahip olduğu kapasitesini ortaya çıkarması, kendisiyle ilgili yeni keşifler yapması için destekleyin.

    · Çocuğunuza sorumluluklar verin.

    Kendisine güvenilip sorumluluk verilen çocuk, kendini yararlı ve önemli hisseder.

    · Onun her şeyine değer verdiğinizi ve takdir ettiğinizi belirtin.

    Sadece çok özel yetenek ya da başarısında değil, küçük bile olsa yaptığı güzel ve doğru davranışları için onu övün ve bunun ne kadar önemli olduğunu belirtin.