Yazar: C8H

  • Çocuklarda hepatit c

    Hepatit C aynı isimli virüsün (HCV) neden olduğu esas olarak karaciğer tutulumu gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalığın artışıyla ilgili veriler her geçen gün artmakla erişkinleri tehdit eden hepatit C bebek, çocuk ve gençlerin sorunu olmaktadır.

    Hepatit C virüsü ile karşılaşıldığında hastalık oluşur. Hastaların bir kısmı bu virüsü vücuttan atamaz ve taşıyıcı olur. Bu vakalar hepatit C virüs taşıyıcıları HCV taşıyıcıları olarak tanımlanmaktadır. Taşıyıcı olanlar bu virüsü bulaştırdıkları gibi, sağlık açısından da sorunlar yaşamaktadır. Çocuklardaki hepatit C vakalarında HCV pozitif anneden geçiş önemlidir.

    Dünya nüfusunun %3 ‘ü kronik hepatit C ile yaşamaktadır. Amerika’da 2014 verilerine göre 2.7 – 3.9 milyon kronik hepatit C hastası olduğu ve yıllık akut hepatit C ‘li hasta sayısının ise 30.500 olduğu bildirilmektedir. Asya ve Afrika’da ki bazı ülkelerde enfeksiyon oranı yüksektir. Mısır’da enfeksiyon oranı %22 ‘e ulaşmaktadır.

    Türkiye’de hastalığın gerçek sıklığı bilinmemektedir. Bir milyon kişi hepatit C hastası olduğu tahmin edilmektedir. Hepatit C hastalarında tanı çoğunlukla geç evrelerde konulabilmektedir. Ülkemizde çocuklarda hepatit C sıklığı nedir sorusuna cevap vermek mümkün değildir.

    Bu konuda yapılan çalışmalar sınırlıdır.

    Hastalık sinsi seyrettiği için tanımlamak güçtür ve vakalar gözden kaçmaktadır.

    Ülkemizde hastalığın yaygınlığının %1-2.4 olduğu bildirilmektedir.

    Hepatit C sinsi gelişen bir hastalıktır. Başlıca belirtileri;

    Halsizlik, yorgunluk

    Bulantı

    Kas, eklem ağrısı

    Kilo kaybıdır.

    Bu tablo birçok hastalıkta olabileceğinden tanı çoğu hastada tesadüfen yapılan kan testi ile anlaşılmaktadır. HCV ile bulaşan kişilerin %15-20 si altı aylık bir süre sonunda tamamen iyileşir.

    2

    %80-85 ‘i ise kronik hepatitli bireye dönüşür. Bu vakaların %20 ‘si siroz ve karaciğer kanseri oluşmaktadır.

    Hepatit C virüsü nasıl bulaşmaktadır?

    Hepatit C virüsünü taşıyan anneler bu virüsü bebeklerine bulaştırmaktadır.

    İlaç bağlılığı olan şahısların kullandığı iğne ve diğer malzemelerin paylaşımı.

    Enfekte kan ve kan ürünlerinin kullanımı.

    Cinsel temas ile bulaşabileceği gibi,

    Enfekte materyalle karşılaşan sağlık personellerinde bulaşım riski altında olmaktadır.

    Ayrıca Hepatit C virüsünün yayılmasında enfekte iğnelerle yapılan dövmeler ve hızmalar önemlidir.

    Enfekte anneden bebeğine hepatit C geçişi %10 oranında olmaktadır. Bu annelerin sezaryen yapılma endikasyonu yoktur. Normal doğum ve sezaryen arasında bulaş yönünden farklılık görülmemiştir. Ancak annede 6 saatten uzun süren erken membran rüptürü (suların erken gelmesi) var veya anne karnına gebelik sırasında müdahale yapılmışsa risk artmaktadır.

    Eğer hepatit C ile birlikte HIV virüsü pozitif ise (anne AIDS ise ) hepatit C’ nin bebeğe bulaşma oranı yükselmektedir. Bu vakalarda anne sütü verilmesi önerilmez. Hepatit C pozitif annelerin anne sütü vermesinde bir sakınca yoktur. Eğer annenin meme başında kanama ve iltihap varsa anne sütünden kaçınılmaktadır.

    Hepatit C taramasının gebelikte rutin olarak yapılması önemlidir.

    Enfekte anneden doğan bebeklerin çoğu doğumda normal tanımlanırsa da daha sonra hastalığın oluştuğu görülmüştür.

    Son yıllarda hepatit C vakalarındaki artışla birlikte hepatit C ile doğan bebek sayısında artış dikkati çekmektedir. Enfekte olan bu bebeklerin %25-40ında kendiliğinden düzelme olmaktadır. Bazı çocuklarda bu virüsün vücuttan atılması yedi yaşına kadar uzayabilmektedir.

    3

    Hasta olan çocuklarda kronik hepatit görülmekte, siroz oluşmakta ve bazı çocuklarda ise tablo ciddi seyretmekte ve karaciğer transplantasyonuna (nakline) gidilmektedir.

    Anneden çocuğa HCV geçişini belirlemek için anti HCV pozitif çocukları 18 aya kadar izlemek gerekir. Eğer

    Anti – HCV pozitifliği 18 aydan daha uzun sürüyorsa,

    Bebekte 3-4 aylıkken HCV-RNA tanımlanmışsa,

    Karaciğer fonksiyon terslerinde bozukluk varsa,

    Anne ve bebekte aynı genotip saptanırsa bu vakalarda kesin geçiş olduğu kabul edilmelidir.

    Bu hastalar takip programına alınır ve gereken vakalarda anti viral tedavi uygulanmaktadır.

    Bütün bu sorunlara karşın hepatit C aşısının araştırma safhasında olduğu ve rutin aşılama programında olmayışı üzücüdür.

    Sonuç olarak:

    Hepatit C enfeksiyonu günümüzde önemini korumaktadır.

    Bu vakaların tanımlanması güçtür. Çoğu kez belirtilerin özgül olmayışı nedeniyle göz ardı edilmektedir.

    Gebelikte HCV taraması rutin uygulanmalıdır.

    Anne ve bebeğe geçişin olduğu vakaların izlenimleri anne ve çocuk sağlığı açısından önemlidir.

    Aşının en kısa zamanda uygulanabilir olması sorunun çözümüne yardımcı olacağı aşikardır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • MADDE BAĞIMLILIĞI

    MADDE BAĞIMLILIĞI

    Zarar verici,sakinleştirici,uyarıcı ve mutluluk verici etkileri olan;zaman geçtikçe daha fazla alma isteği veren,alınmadığında ise zarar verici davranışlara neden olan bir beyin hastalığıdır.Herkes önce deneme amaçlı başlar ve kendini kontrol edebileceği yanılgısına kapılır.Deneme amaçlı olan kullanım,daha sonraki aşamalarda bağımlılığı ortaya çıkarır.Kişi;maddeden aynı etkiyi sağlamak adına kullanım miktarını arttırır,bununla birlikte ise bağımlılık sürecine girilmiş olunur.

    MADDE ETKİSİNE BAĞLI DEĞİŞİKLİKLER

    MADDENİN ZARARLARI

    Türlerine bağlı değişiklik göstermekle birlikte genel olarak kişiler üzerinde fizyolojik,psikolojik ve sosyal tahribatlar yaratır.

    Bellek bozukluğu,yeni bilgileri öğrenememe

    Dikkati toplayamama,dalgınlık

    Halsizlik ve yorgunluk

    Aşırı derecede kilo kaybı

    Huzursuzluk,sinirlilik(madde yoksunluğuna bağlı)

    Çevreden kopma

    İç organların zarar görmesi

    Zehirlenmeler ve buna bağlı ölümler

    MADDE BAĞIMLILIĞI RİSK FAKTÖRLERİ

    KİMLER RİSK ALTINDADIR?

    Herhangi bir madde bağımlılığı bulunan ebeveynlerin çocukları

    Ebeveyn ilgi eksikliği.Aile dinamikleri oldukça önemlidir,aile içi iletişimin eksik ve yetersiz olması.

    Sosyoekonomik seviyenin düşük olması

    Maddeye karşı kişinin oluşturduğu yumuşak düşünceler,”istediğim zaman bırakabilirim”düşüncesi madde kullanımını ve bağımlılığını etkiler.

    Kişilik gelişmesi;örneğin kişinin kendini kontrol edememe gibi dürtüselliklerinin olması,ani duygudurum değişikliği içinde olması, madde bağımlığı açısından risk oluşturan bir durumdur.

    MADDE BAĞIMLILIĞI TEDAVİSİ

    Öncelikle kişinin tedaviye istekli olması ve bağımlı olduğunu kabullenmesi gerekiyor.AMATEM,psikiyatri kliniklerinde tedavi olunabilir.Tedavi süresi 1-5hafta arası hastanede yatırılarak,hastanın vücudunu maddeden arındırarak,eş zamanlı psikoterapiler eşliğinde gerçekleşir.Tedavi sonrasında,uzman eşliğinde psikoterapi süreciyle,takip amaçlı tedaviye devam edilmelidir.Bu süreçte anne ve babanın, çocuklarıyla etkileşimlerinin güçlü olması da oldukça önemlidir.

  • Epilepsi ve öğrenme güçlüğü

    Epilepsili hastalarda öğrenme güçlüğü daha fazla mı görülmektedir?

    Öğrenme güçlükleri, zeka sorunları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozukluğu ve depresyon gibi durumlar normal nüfusa göre epilepsi hastalarına daha sık eşlik etmektedir.

    Bütün epilepsi hastalarda öğrenme güçlüğü görülür mü?

    Hayır, bütün epilepsi hastalarında bu tür sorunlar görülmek zorunda değildir.

    Hangi hastalarda öğrenme güçlüğü daha sık görülmektedir?

    Nöbet kontrolü sağlanamayan,
    Tekrar eden nöbetleri olan,
    Dirençli epilepsi hastalarında,
    Çoklu ilaç tedavisi alanlarda,
    Eşlik eden nörolojik sorunu olan hastalarda

    Bazı özel epilepsi tiplerinde;
    BECTS, West sendromu,
    Landau Kleffner sendromu gibi veya uykuda EEG bozukluğu belirgin artış gösteren bazı özel epilepsi türlerinde EEGde fokal (kısmi) epileptik bozukluğu olanlarda öğrenme güçlükleri daha sık görülmektedir.

    Öğrenme güçlüğü nasıl tanınır?

    Aile ve öğretmen gözlemlerine dayanan iyi bir öykü ve muayenenin yanı sıra deneyimli bir hekim tarafından izlenen epilepsi hastalarında epilepsinin tipine ve hastalık seyrine göre öğrenme güçlüğü erken dönemde tanınır. Gerekli testler istenir.

    Öğrenme güçlüğü anti-epileptik ilaç tedavisine engel midir?

    Hayır, öğrenme güçlüğünün erken tanınması erken tedavi olmasını sağlar. Anti epileptik tedavinin
    düzenlenmesiyle öğrenme güçlüğünde azalma veya düzelme de görülebilir.

    Öğrenme güçlüğü hastalarına EEG gerekir mi?

    Daha önceden çocuk nörolojisi hekimi tarafından değerlendirilmeyen öğrenme güçlüğü olan çocuklara ayrıntılı bir klinik değerlendirme sonrası EEG çekilmesi ve tedavisinin düzenlenmesi klinik durumunda düzelme sağlayabilir.

  • PANİK BOZUKLUK NEDİR?

    PANİK BOZUKLUK NEDİR?

    Panik bozukluk;kaygıya bağlı olarak ortaya çıkan,bir anlamda düşünce rahatsızlığıdır.Aslında;panik atağın üzerine kurulu bir bozukluktur.Temelinde yatan düşünceler,”panik heran gelebilir,biraz sonra bir felaket olabilir ve ben bu durumun altından kalkamam,başa çıkamam”gibi olumsuz içerikli düşüncelerdir.En önemli belirtisi sürekli,heran olabilecek olan bir panik atak beklentisidir.Kişi panik anından değil de,panik anında yaşanacak yoğun kaygılardan endişe eder.Bu duruma,dayanıksızlık düşüncesi de eşlik eder.Zihnin sürekli olumsuz içerikli mesajlar vermesi,kişinin hayattan keyif almasını engeller.Kişi atakları yaşamamak adına kendince tedbirler almaya başlar.Örneğin;evde yalnız kalmama,asansöre tek başına binmeme gibi.Gün içinde sık sık nedensizce endişeli,gergin,huzursuz,öfkeli ve bu duygudurumlara eşlik eden bedende abartılı yüksek algı,yoğun şekilde yaşanan göğüste basınç,terleme,titreme,karıncalanma,bulantı,güçsüzlük hissi,baş dönmesi,gerçek dışılık hissi sonucunda düşüncelere de yansıyan kişinin ölmek üzere olduğu düşüncesi,kontrolünü kaybettiği ve rezil olacağı düşünceleri dolayısıyla da tüm bunlara bağlı olarak kişinin;yer,zaman ve durumlardan kaçınma isteği görülür.Daha sonra kişi,örneğin tek başına denize giremez,metroya binemez,köprüden geçerken yoğun kaygı duyar.Yani;panik bozuklukla eş zamanlı agorofobide ortaya çıkar.

    PANİK ATAK İLE PANİK BOZUKLUĞUN ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?

    Çoğu insan panik atak ile panik bozukluğu aynı kategori içersinde değerlendirse de aslında iki kavram birbirlerine benzer olmakla beraber klinik anlamda birbirlerinden ayrıştırılırlar.

    Panik atak;başka psikiyatrik rahatsızlıklara da eşlik eder.Örneğin;okb(obsesif kompulsif bozukluk),anksiyete(kaygı bozuklukları),t.s.s.b(travma sonrası stres bozukluğu)sonrasında da görülebilirken;panik bozukluk,panik atağın kronikleşmesi ile görülür.Panik atak,aniden başlar ve zamanı bilinmez.Belirtileri;nefes alamama,karın ağrısı,karıncalanma,uyuşma,terleme,titreme,gariplik hissi,kalp krizi geçiriyormuş hissi,kişinin kontrolünü kaybettiğine dair düşünceleri,baş ağrısı,ölüm korkusu,baş dönmesi,delirdiğine dair korku ve düşüncelerdir.Panik bozuklukta ise;bu belirtiler daha yoğun ve heran yaşanır.

    PANİK BOZUKLUĞUN SEBEPLERİ NELERDİR?

    Irsi,bedensel yatkınlıklardan dolayı olabilir.Çevresel olaylarda panik bozukluğun zeminini hazırlayabilir.Anne-babanın,çocuğun yanında sürekli karamsar düşünmesi de çocuğa zemin hazırlar.

    HANGİ KİŞİLİK YAPISINDA PANİK BOZUKLUK GÖRÜLÜR?

    Mükemmeliyetçi,ayrıntıya dikkat eden,titiz,herşeyi aklına takan ve günlerce aklına taktığı olaylarla veya olayla meşgul olan kişilerde ve kadınlarda daha sık görülür.

    PANİK BOZUKLUĞUN GÖRÜLME OLASILIĞI NEDİR?

    100 kişiden 3 veya 4’ünün panik bozukluk hastası olduğu düşünülmektedir.

    TEDAVİ

    İlaçla beraber psikoterapi %90 oranında panik bozukluk tedavisinde başarıya ulaştıracaktır.Sadece,psikoterapi(davranışçı,dinamik,bilişsel)yöntemi de son zamanlarda oldukça başarılı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.Solunum egzersizleri(doğru ve kontrollü nefes almak)oldukça başarılı ve yardımcı bir yöntemdir.Son olarak maruz bırakma yöntemi ile kişinin gitmekten yoğun kaygı duyduğu,yapmaya korktuğu spesifik yerlerin listesi yapılır ve kişi sıra ile en az kaygı ve korku duyduğu durumdan başlayarak,olay ve durumlara maruz bırakılır.Böylece korkularıyla yavaş yavaş yüzleşmesi sağlanır ve bu yöntemde tedavi için, gayet başarılı bir yöntemdir ancak tamamen uzman kişilerin kontrolü ile uygulanmalıdır.

    Panik bozukluk belirtileri gösteren kişilerin;kulaktan dolma yöntemlerle muskacı hocalar,transandantal meditasyonlar,ehil olmayan yerlerde uygulanan hipnozlar vb. başvurmadan,psikolog ve psikiyatristlerden yardım istemeleri onları kısa zamanda çözüme ulaştıracaktır.

  • Epilepsi ve dikkat eksikliği

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) nedir?

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu – DEHB dikkat sorunları aşırı hareketlilik ve dürtüsellikle kendini gösteren bir bozukluktur. Üç tipi vardır. Hastalarda sadece dikkat eksikliği, sadece hiperaktivite ya da ikisi birlikte olabilir.

    DEHB görülme sıklığı nedir ?

    Toplumda görülme sıklığı oldukça yüksektir; %5-7 oranında saptanır.

    Epilepsi hastalarında dikkat eksikliği daha sık mı ortaya çıkmaktadır?

    Evet, epilepsi hastalarında DEHB daha sık görülmektedir. Ancak bazen dikkat eksikliği olarak düşünülen durumlar gerçek dikkat eksikliği değil de epilepsiyle ilişkili olabilir. Örneğin; dalma nöbetleri olan hastalarda dalmanın nedeni ilgisizlik değil de gerçek nöbetlerdir.

    Dikkat eksikliği olanlarda EEGde bozukluğu görülme oranı yüksek midir?

    Evet, DEHB olanlarda EEG bozukluğu daha fazla görülür. Bu hastaların bir kısmında da ilerleyen dönemde nöbet görülebilir. Nöbet öyküsü olan ya da nörolojik sorunu da olan hastaların çocuk nörolojisi hekimi tarafından değerlendirilmesinde yarar vardır.

    DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlar epilepsi hastalarında kullanılabilir mi?

    DEHB tedavisinde kullanılan ilaçların nöbet tetikleyici etkisi olduğundan dikkatli olunmalıdır. EEG çekilip epilepsi ile ilgili klinik durumu değerlendirildikten sonra anti epileptik ilaçlarla birlikte kullanılabilir. Epilepsi hastaların DEHB ilaç tedavisi öncesi mutlaka çocuk nörolojisi hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • MESLEK SEÇİMİ VE KAYGILAR

    MESLEK SEÇİMİ VE KAYGILAR

    Üniversite sınavlarının yaklaştığı şu günlerde, genç öğrencilerimiz meslek ve okul konusunda oldukça kaygılılar.Herkes doğru bir üniversite,dolayısıyla da doğru meslek seçimi yapmak istiyor.Ancak ne yazık ki gençlerimiz bu konuda yeterli bilinç ve sorumluluğa sahip değiller.Genç ögrencilerimiz bu konuda büyük bir bocalama yaşıyorlar ve en büyük hatalar yanlış yönlendiren ebeveynler,bazen de öğretmenler tarafından kaynaklanabiliyor.Peki,öğrencilerimizin meslek seçimi nasıl olmalıdır ve meslek seçiminde nelere dikkat edilmelidir?

    Meslek seçimi ve doğru mesleği kişi olarak benimsemek,insanın yaşam biçiminin bir noktada seçilmesi demektir.İnsan hayatının önemli dönüm noktalarından biri olan meslek seçiminin,kişinin bireysel mutluluğuna doğrudan etkisi vardır.Çalışma hayatında ve bireysel hayatımızda mutlu olmanın yolu,kişiliğimize uygun meslek seçmekten geçer.Kendine uygun meslek seçmiş olan kişilerin,hayat kalitelerinin belirli seviyede olduğunu,işlerini severek yaptıklarını ve dolayısıyla da mesleğinde ilerlemiş,verimli birer birey olduklarını görürüz.Öte yandan ilgi ve yeteneğine uymayan mesleği seçen bireylerin;verimsiz,isteksiz,mutsuz ve sürekli meslek değiştirme çabası içinde olduklarını görürüz.Bu durum sadece işvereni değil,kişinin ailesini,arkadaşlarını ve çevresindeki diğer insanları da son derece olumsuz etkiler.

    DOĞRU MESLEK SEÇİMİNDE KİŞİYE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

    Kişi kaygılarını biryana bırakıp,neler yapabileceğini,neleri yapmaktan hoşlanmadığını öncelikli olarak belirlemelidir.Daha sonra ilgi alanlarının sınırlarını belirlemeli ve ne istediğinin bilincine vararak yola çıkmalıdır.

    İlgi duyduğu meslek gruplarını incemekte oldukça faydalıdır.(meslek koşulları,çalışma ortamı,kazancı,iş bulma olanakları,nitelikleri)birey bu doğrultuda kendi kişilik özelliklerini ve ilgi duyduğu meslek özelliklerini eşleştirerek belirli bir karara varabilir.

    Günümüz gençliği maalesef “kazancım nasıl olur?” Düşünceleri içinde kendilerini yanlış meslekte ve mutsuz bir hayatın içinde buluyorlar.Kazanç yerine “hangi işi en iyi şekilde yapabilirim?”düşüncesine yoğunlaşmak,doğru mesleği ve gerçek mutluluğu yakalamanız adına size ilk adım oluşturacaktır.Diğer önemli bir nokta ise;üniversite sınavında aldığınız puanın boşa gitmesi kaygısına kapılmanızdır.Bunun yerine istediğiniz mesleğe uygun bir fakülte belirleyip,puan ve hedeflerinizi o doğrultuda tutmaya gayret edin.”Daha yüksek puanlı bölümü” tercih etmek yerine ne istediğinizin bilincine vararak tercihler yapmak,sizi daha üst seviyelere taşıyacaktır.Olabildiğince farklı meslek gruplarına mensup kişilerle ve farklı bölümlerde okuyan arkadaşlarınızla görüşün.Bu,hem ufkunuzu genişletecek,hem de sizi sığ ve önyargılı tutumlardan kurtaracaktır.

    Kişinin neler yapabileceğini,kendi karakterini,güçlü ve zayıf yönlerini,yeteneklerini,beklentilerini,değerlerini kendisine sorup ona göre bir karar ve yön belirlemesi gerekiyor.

    Meslek seçimi,hayatın uzun bir dönemini etkileyecek oldukça önemli bir karardır.Çünkü meslek aslında kişiyle özdeşleşecek ve kişinin bir parçası olabilecek önemli bir karardır.Seçimlerinde,hayatlarında ve vericek oldukları kararlarda gençlerimize başarılar diliyorum..

  • Otizm nedir, nasıl anlaşılır?

    Otizm nedir?

    Otizm çocuklarda sosyal iletişim bozukluğuyla kendini gösteren gelişimsel bir sorundur.

    Otizm nasıl anlaşılır?

    Genellikle 2 yaş civarında belirtilerin farkına varılır. Konuşmada gecikme, arkadaşlarla oyun oynamama, stereotipik hareketler olarak adlandırılan kanat çırpma, el ovuşturma benzeri hareketler, dönen cisimlere (araba tekerleği, çamaşır makinesi gibi ) aşırı ilgi duyma, sıra dışı ilgi alanları olması, göz teması kurmama gibi belirtiler varlığında kuşkulanılmalıdır. Anneyle temasın az olması, annenin arkasından ağlamama, komut almama gibi daha erken belirtiler de dikkat çekebilir.

    Otizme eşlik eden başka hastalıklar var mıdır?

    Otistik spektrum bozuklukları olarak adlandırılan geniş bir grup hastalığı kapsarlar. Sadece otizm olabileceği gibi kızlarda RETT sendromu erkeklerde Frajil-X sendromu gibi bazı bozukluklar da otizmin nedenleri arasındadır.
    Otistik spektrum bozukluklarında epileptik nöbetler ve epilepsi oldukça sık görülür.

    Otizm tanısı nasıl konur?

    Aileden alınan öykü, fizik ve nörolojik muayeneyle tanı konur. Nörometabolik, genetik ve yapısal bozuklukların tanınması için bir takım testler yapılır. İşitme testi, Nörogörüntüleme (MRG), EEG, genetik testler gibi bazı testler yapılabilir.

    Otizmin tedavisi var mıdır?

    Otistik hastaların aile, çocuk nöroloğu, çocuk psikiyatrı, özel eğitim öğretmenleri ve bazen fizyoterapistlerden oluşan geniş bir ekip gözetiminde özel eğitim alması gerekir. Epilepsi eşlik ediyorsa tedavi edilmelidir.

  • DEPRESYON

    DEPRESYON

    Daha önceleri severek ve kendi isteğimizle yaptığımız aktiviteleri çeşitli çevresel,hormonal ve genetik bozukluklardan dolayı yapmak istemediğimiz,zevk alamadığımız çökkünlük ve uzun süre devam eden üzgün,mutsuz,çaresiz,değersiz hissetme halidir.

    Günlük hayatta kolayca kullandığımız bu sözcük;aslında çok ciddi bir rahatsızlığa işaret eder.Rahatsızlık;sadece düşünce,davranış ve diğer insanlarla ilişkilerini değil birçok vücut fonksiyonunu da etkilemektedir.Unutulmamalıdır ki toplumda sık görülen bir rahatsızlıktır ve herkes hayatının bazı dönemlerinde bu durumla karşılaşabilir.Kişi kendisini umutsuz,karamsar,çaresiz,başarısız,suçlu,değersiz hisseder.Kişi böyle zamanlarda genellikle terapinin faydası olmayacağına inanır.Depresyon teşhisi koyabilmek için;kişinin şikayetlerinin en az 2 hafta sürüyor olması,mesleki ve sosyal hayatını etkiliyor olması gerekir.

    DEPRESYONUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Önceden yapılan iş ve aktivitelerden zevk almamak,duygu değişikliklerinin görülmesi,çabuk sinirlenmek,hergün sürekli olarak kendisini üzgün hissetmek,çok uyumak,uyku arasında sık uyanmak,uykusuzluk çekmek ya da az uyumak,dikkatin çabuk dağılması,bir işe motive olamamak,kişinin kendisini sürekli huzursuz,işe yaramaz ve değersiz hissetmesi,vücudun işlevlerinin azalması,cinsel isteksizlik,kişinin kendisini sürekli yorgun hissetmesi,intihar düşünceleri,yaptıklarından sürekli kendisini sorumlu tutması,karamsar olmak,gelecekle ilgili olumsuz düşünceler,geçmişte yaşanan olumsuz olayların sık sık akla gelmesi,enerjinin düşmesi,kişinin çabuk yorulması,iştah azalması,kilo kaybı ya da aşırı yeme isteği,unutkanlık,yalnızlık hissi,alınganlık da artış,düşünce yavaşlaması dolayısıyla konuşmanın yavaşlaması,artabilir ajitasyon(huzursuzluk),anksiyete(bunaltı, kaygı) düzeyinde artış depresyonun belirleyici semptomları arasındadır.

    DEPRESYON SIKLIĞI

    Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan etkenlerin belirlenmesi çalışmalarında klinik araştırmalar ayaktan izlenen hastaların %12-36 sı ile,yatarak tedavi gören hastaların %30-38’inde depresif belirtilerin geliştiğini göstermektedir.Yatan hastaların %11-26sında ise klinik anlamda depresyon tablosu gelişmektedir.1 yıllık yaygınlık ise %2.6-6.2 olarak verilmektedir.Hayat boyu risk erkekler için %3.12 kadınlar için %10.26’dır.Farklı araştırmalara göre,farklı rakamlar verilmekle birlikte tüm oranlar bu verilere yakındır.Türkiye Ruh Sağlığı Profili Çalışmasında 12 aylık depresif nöbet yaygınlığı kadınlarda %5.4, erkeklerde ise %2.3 olduğunu göstermektedir.

    DEPRESYONA YOL AÇAN ETKENLER NELERDİR?

    Madde ve alkol kötüye kullanımı

    Erken ebeveyn kaybı

    Anksiyete bozuklukları

    Kadın olmak

    Genetik yatkınlık ve beynin biyolojik dengesindeki bozukluklar

    Düşük sosyoekonomik düzey

    Boşanmış olmak

    İşşizlik

    Daha önce depresyon geçirmiş olmak

    Bazı ilaçlar

    Kişilik yapısı(mükemmeliyetçi,aşırı duygusal)

    Tıbbi hastalıklar

    Hormonal değişiklikler

    Çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel yönden kötü bir öykü geçirmiş olmak

    Evlilikte yaşanan sorunlar

    Hiç evlenmemiş olmak

    Beyin ve kalp rahatsızlıkları yaşanması

    tiroid bezi ve böbrek rahatsızlıkları yaşayanlar

    Adet dönemleri

    Hamilelik

    Doğum sonrası dönemleri yaşayanlar da depresyon daha fazla görülür.

    DEPRESYONUN,DEPRESİF BELİRTİLER İLE YASTAN FARKI NEDİR?

    Depresif belirtiler,günlük yaşam olayları sonrası kişilerin olumsuz etkilenmeleri ve buna karşı oluşturdukları kendi ve çevrelerine karşı hoşnutsuzluk duygusunun yarattığı hal ve hareketlerdir.

    Yasta ise;anksiyete(bunaltı,kaygı),kötü rüyalar,uyku sorunları,iştahsızlık gibi depresyona benzer belirtiler bulunur.Ancak belirtiler zamanla azalarak kaybolur ve hekim müdahalesi gerekmez.Depresyon da benlik saygısı azalırken,yasta bu durum yaşanmaz.

    Depresif belirtilerle farkına gelicek olursak,uyaranlar ortadan kalktığında depresif bozukluk geçicidir,depresyon ise kişinin yaşam kalitesini düşürür ve mutlaka tedavi gerektirir.

    DEPRESYONUN MESLEKİ VE SOSYAL İŞLEVSELLİK ÜZERİNDE ETKİLERİ NELERDİR?

    Depresyon ile beraber konsantre olma güçlükleri,enerji kaybı,değersizlik duyguları hem zihinsel hem de fiziksel yavaşlamalara neden olduğu için;günlük işlevleri sürdürmek oldukça güçtür,sosyal yaşama ayak uydurmak oldukça zorlayıcıdır.

    DEPRESYONUN SÜRESİ NEKADARDIR?

    Hiç tedavi edilmemiş bir kişinin depresyon atağı 6 ila 24 ay sürer.

    HERKES AYNI TİP DEPRESYON HASTASI MIDIR?

    Herkes aynı tip depresyon hastası olmaz.Depresyonun melankolik,tipik,atipik,mevsimsel tip gibi durumları vardır.Mevsimsel tipte;depresyon belirtileri,mevsim tekrarladıkça görülür.Atipik depresyonda;uyku ve iştahın artması görülürken,tipik depresyonda;iştah ve uyku azalması gibi semptomlar hastalığa eşlik eder.

    DEPRESYON BAŞARILI BİR ŞEKİLDE TEDAVİ EDİLİR Mİ?

    Bu durum kişinin,doktoruyla arasındaki sağlıklı ilişkiye bağlıdır aslında.Öncelikle verilen talimatlara uyulması,hastalığın aşılmasıyla ilgili en önemli basamaktır.Terapiler ve antidepresanlar neredeyse depresyondan bütün etkilenenlere uzun süreli yardımda bulunurlar.Bir gecede düzelme hiçbirzaman gerçekleşmez,depresyonun düzelmesi;sabır ve irade işidir.Bu da terapi için umut ve teşviktir.Bilişsel davranışçı tedaviler,kişilerarası ilişkilere yönelen psikoterapiler depresyonda oldukça yarar sağlamaktadır.

    KİŞİYE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

    Bedensel olarak aktif olunması,yatakta yatıp kalmamak

    Önceden gün planları yapmak.Mümkünse 1 gün önceden işlerini tam olarak planlayın ve plana uyun.

    Kendinize basit hedefler koyun,böylece motive olmuş olursunuz ve başarısızlıkları unutmuş olursunuz.

    Depresif düşüncelerden uzak durun.

    Yaşadığınız olumsuzlukları,etrafınızdaki insanlarla paylaşın.

    Düzenli ve sağlıklı beslenin.

    İnsanlardan soyutlanmayın.

    Arkadaşlarınızla birarada bulunun.

    Sizi üzen durumlardan kaçının.

    Yürüyüşe çıkın.

    Korku ve şiddet içerikli filmler izlemeyin.

    Sürekli gülümsemeye çalışın ve poztif olun.

    Alkolden uzak durun.

  • Gevşek bebek nedir?

    Gevşek bebek ne demektir ?

    Gevşeklik (hipotoni) bir bebeğin yer çekimine karşı kas tonusunun ve gücünün az olmasını tarif eder.

    Gevşekliğin nedenleri nelerdir?

    Gevşeklik kas hastalıklarına, sinir hastalıklarına bağlı olabileceği gibi serebral palsi gibi durumlarda beyinden, bazen de beyincikten kaynaklanabilir. Ayrıca Down sendromu, Prader willi sendromu gibi bazı özel durumlarda bebekler normalden daha gevşektir. Tiroid hormonu eksikliği, B12 vitamin eksikliği gibi bazı nedenler de gevşekliğe neden olabilir.

    Bebeklerde gevşeklik olduğu nasıl anlaşılır?

    Motor becerilerde gecikme görülür. Gevşek bebeklerin yatış pozisyonu kurbağa pozisyonunda olabilir. Bebeklerde baş kontrolü en geç 3. ayda sağlanır. Gevşeklik nedeniyle bebekler zamanında baş kontrolünde zorlanırlar, sırt kaslarının etkilenmesiyle destekli oturma, desteksiz oturma ve yürüme gecikebilir.

    Tedavisi var mıdır?

    Erken tanı konması erken tedavi olanağı sağlar. Vitamin eksikliklerinin yerine konması ya da ek başka ilaçlar verilebileceği gibi erken fizyoterapi oldukça yararlıdır.

  • ŞIMARIK,SINIR VE KURAL TANIMAYAN ÇOCUKLARA EBEVEYNLER NASIL YAKLAŞMALI?

    ŞIMARIK,SINIR VE KURAL TANIMAYAN ÇOCUKLARA EBEVEYNLER NASIL YAKLAŞMALI?

    Şımarıklık tamamen anne-baba tutumları ile ilgilidir ve anne-babanın tutarsız yaklaşımlarından ileri gelir.Çocukların şımaŞrıklık göstermesinin merkezinde aileler vardır.Şımarıklık,çocuğun çevresindekilerin hatalı yaklaşımları ile büyür ve zamanla kalıcı hale gelir.Durumu detaylı olarak açıklayacak olursak;anne-baba olarak yaşamınızın merkezinde çocuğunuzun olduğunu hissettirir ve sadece ona hizmet ederseniz çocuk zamanla kendisinden başka kimseyi önemsememeyi öğrenecektir ve dolayısıyla empati yeteneği gelişmeyecektir.Ağladığı zaman,istekleri gerçekleşiyorsa zamanla uyum bozukluğu ortaya çıkacaktır.Çocukla otorite ilişkisini sağlam oturtmak gerekir,böylece çocuk nerede duracağını bilmeli,tekrarlanan hatalarının bedelinin olması gerektiğinin farkındalığını kazanmalıdır.Kısaca yerinde ödül ve yerinde ceza sistemi uygulanmalıdır.Anne ve babanın yakınları örneğin dedeler ve büyükannelerin yaklaşımları,çocuğun ebeveynlerini destekler biçimde olmalıdır.Çocuk herzaman tek bir otoriteyi beyninde şekillendirmeli ve ona göre davranmalıdır.

    Öfkelerini kontrol edemeyen çocuklar öfkeyi yetişkinlerden öğrendiği için,ebeveynler olarak sinirlerinizi kontrol altına almanız ve onlara olumlu model olmanız gerekiyor.Evde izlediğiniz şiddet içeren televizyon programlarına dikkat edilmeli,çocuk sinirlenip,saldırganlık eylemine geçtiğinde mahrum bırakma yöntemiyle ketlenmeli,keyif aldığı aktivitelerden mahrum bırakılarak,onunla konuşmalısınız. Bu yöntem mola yöntemine oldukça benzer bir yöntemdir.Örneğin;arkadaşına oyun esnasında vurması ve sizinde onu oyun ortamından uzaklaştırmanız,mola yöntemine örnektir,çocuk bu esnada saldırgan ve agresif olacaktır.Bu durumda;tutarlı olmalısınız,sabırlı olmalı ve vazgeçmemelisiniz.Çocuk saldırganlık halinde vurmak,ısırmak,tükürmek,atmak,kırmak,kendine zarar vermek gibi davranışlar gösterecektir bu esnada dayak ve inatlaşma tutumu asla olmamalıdır.Çocuk;sussun,ağlamasın,vurmasın diye birşeyler elde ederse bu davranışı pekişir.Bu durum,olumsuz davranışı pekiştirir.Yanıtsız kalmak ve ortamdan uzaklaştırmak olumsuz davranışı söndürür.Şunu unutmayın ki; çocuklar,kızgınlık yaratan durumlarda başetmekte zorlandıkları zaman öfke patlamaları yaşarlar.Bu durum,çok engellenen ve her istediği yapılan çocuklarda daha fazla ortaya çıkar.Şiddet ve saldırganlık hallerinin ortaya çıkmasına neden olan faktörler önceden önlenmelidir.Çocuğa öfke ve saldırganlık halinde soğuk davranmalısınız,mesafeli olmalısınız ama küsmemelisiniz.Küsmek hem çözüm getirmez,hem de iletişimi bloke eder.

    Bir başka konu ise sınır,kural ve sorumluluklardır.Sınır,kural ve sorumluluklar çocuklar için gereklidir.Çocuğun fiziksel,duygusal ve bilişsel olarak neler yapacaklarına dair bilgiye sahip olmalarıdır.Sınırlar, nerede durması gerektiğini algılamayı sağlar.Kural ve sınırlar belirlenmezse ileride kişilerarası ilişkilerde problemler yaşanır.Örneğin;kişisel odaya girip giremeyeceği ve sizinle nezaman oyun oynayacağı çocukların sınırları bildiği somut yerlerdendir.Neyi yapıp,neyi yapamayacakları hakkında çocuklara farkındalık kazandırır.Ancak, çocuklar herzaman sınırları zorlamaya çalışırlar.Bu durumda sınırı tanımladığınız yerde durmanız ve tutarlı olmanız gerekir.Çocuğa sınır hatırlatması yaparken hoşgörülü bir tutumda yaklaşmalısınız.Sınırları koyarken,tercih hakkını çocuğa sunarak seçenekler sunularak yapılması gerekir.Ancak çok katı tutumda kuralların olmamasına dikkat edilmeli ve ceza vermek yerine sevdiği şeylerden mahrum edilerek,kuralları daha iyi anlamalarına yardımcı olunmalıdır.Her yaş grubunda kural koyarken dikkat edilmelidir.Örneğin;0-4 yaş grubundaki çocuklarla çok fazla inatlaşmaya gidilmemelidir.Çocuklara 3 4 yaş itibaren oyuncaklarını toplama görevi verilmelidir ve verilen ödevleri çocuğun kendisinin yapması sağlanmalıdır.Ayrıca yaşı ilerledikçe sorumluluklarının arttırılması sağlanmalıdır.Sorumluluklarını birlikte değerlendirin ve liste haline getirin.Ve her sorumluluktan sonra takdir etmeyi unutmayın,teşekkür etmeyi ihmal etmeyin.Ayrıca Çocukların yaşına göre sorumluluklar vermeyi de göz ardı etmeyin.Örneğin 3-4 yaş çocuklarına sofra kurmaya yardımcı olması için verilen çatal,kaşıkları masaya yerleştirmesi istenebilir.Diş fırçalaması istenebilir,basit ev işleri verilebilir.Bu şekilde yaşa göre dengeyi sağlayabilirsiniz.

    Çocukların nasıl sakinleştirildiğine ve öfke patlamaları karşısında tutumlarının nasıl olduğuna gelirsek;fiziksel ve cezadan uzak durun.Çocuğa model olun,ev içinde agresif tavırlar sergilemeyin,çocuğa doğru davranış kalıplarını öğretin.İyi davranışlarını ödüllendirin,agresif tavırları karşısında ortamdan uzaklaştırın o uzaklaşmıyorsa siz uzaklaşın ve sakinliğinizi koruyun.Kızgınlığa kızgınlıkla cevap vermeyin,çocuğunuzu kızgınlık tepkisi yüzünden suçlamayın,tepkisini değiştirmesi konusunda yönlendirin.Öfke anında çocuklara özel ilgi göstemeyin ve sakinleştiğinde çocukla ilgilenin.Öfke nöbetleri 4 yaş olduğunda sıklıkla sona erer.Bunun bir geçiş dönemi olduğunu unutmayın,sabırlı davranın.Hayır kelimesini az kullanın ama yapılmaması gereken şeyleri anlatın,alternatif seçenekler sunun.Zıtlaşmayın,dikkatini başka yöne çekin.

    Çocuklar 18.aydan itibaren kendi farkındalıklarını fark ederler ve odak noktasının kendileri olduğunu algılayarak hareket ederler.Bu durum ise,çocukların inat tutumu sergilemelerini oldukça tetikler.Her dediğinize olumsuz tepki vererek ve kabullenmeyerek sizi aslında sınarlar.Size nekadar önemli olduklarını ve bir birey olduklarını göstermeye çalışırlar.Çocuğunuz herhangi bir konu yüzünden inatlaştığında sakinliğinizi koruyup daha önceden belirlemiş olduğunuz sınırları hatırlatın ve bunun,yumuşak bir ses tonuyla zıtlaşmaya gitmeden olmasına dikkat edin.Çocuk inat yüzünden huysuzlaştığında ilgi göstermeyin,İnatlaşma ortamı yaratmayın.Kuralları çocuğa uygulatırken gerekçelerinle birlikte,olumlu bir dilde anlatın.Unutmayın;çocuğun olumsuz davranışlarına yön vermek,ebeveynlerin hayatta elde ettikleri en önemli başarılardan biridir.Tüm ebeveynlerimize, bu kutsal yolda başarılar diliyorum.