Yazar: C8H

  • Ek besinlere nasıl başlamalıyım?

    Boğazına kaçma riskini en aza indirgemek için bebeğinizin oturur pozisyonda (kucağınızda veya mama sandalyesinde) olmasına dikkat edin. Katı gıdaları kaşıkla verin. Bazı anne-babalar bunları biberonla vermeye çalışırlar. Bu yöntem bebeğin nefes borusuna yiyecek kaçma riski açısından sakıncalıdır. Ayrıca her öğünde aldığı besin miktarını aşırı bir şekilde artırabileceğinden aşırı kilo alımına neden olur. Bebeğinizin oturarak yeme işlevine -kaşıktan azar azar alarak, yudumlar arasında dinlenerek ve doyduğunda durmayı öğrenerek- alışması gereklidir. Tüm yaşamı boyunca onun sağlığını etkileyecek olan doğru yeme alışkanlıklarının temeli bu dönemde atılmaktadır.

    Bebek kaşıkları bile bu dönemdeki bebekler için fazla geniş olabilir. Bu yüzden en iyisi küçük çay kaşıklarından kullanmaktır. Yarım çay kaşığı (tatlı kaşığının çeyreği) veya daha az miktarlarla başlayın ve beslenme boyunca onunla konuşarak yardımcı olun, aynı yemeği aynı kaşıkla ağzınıza koyarak yemeğin reklamını yapın. (“mmm, bak ne kadar güzel…”). Büyük bir olasılıkla, başlangıçta şaşıracak ne yapacağını bilemeyecektir. Aşağılanmış veya kafası karışmış gibi görünebilir, burun kıvırıp, lokmasını ağzında geveleyebilir veya tümüyle reddedebilir. Bu tepkiyi anlamak zor değildir. Eskiden yedikleri ile şimdiki yediklerinin arasındaki farkı göz önünde bulundurursanız onu daha iyi anlarsınız.

    Katı gıdalara geçiş dönemini kolaylaştırmak için şu yöntemi deneyebilirsiniz: Önce bebeğinize biraz süt (meme veya hazır mama) verdikten sonra az bir miktarda katı gıdayı yarım çay kaşıklık yudumlarda verin ve öğününü yine süt ile bitirin. Bu yöntem çok acıktığı zamanlarda düş kırıklığına uğramasını önleyebildiği gibi, kaşıkla beslenme deneyimini meme emmenin verdiği hazla bağdaştırmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca anne sütü yeni besinin sindirilmesine de yardımcı olur.

    Besinler soğuk veya çok sıcak olmamalı, ılık olmalıdır. Bebekler ılık besinleri daha çok severek alırlar. Mikrodalga fırında ısıtıyorsanız, besin eşit şekilde ısınmadığından ağzında yanıklar olabilir, dikkatli olun lütfen. Yeşil yapraklı sebzeler, etler tekrar ısıtılarak kjullanılmamlıdır.Besinlerin tekrar tekrar ısıtılarak verilmesi nitrit miktarını artırır, bu da bebekler için zararlı olabilir (“mavi bebek sendromu”).

    Bazı yiyeceklere karşı sizin önyargılarınız olabilir. Brüksel lahanasından siz nefret edebilirsiniz, fakat çocuğunuz bayılabilir.

    Çocuğun beslenmesi için her öğün 20-30 dakikalık bir zaman ayrılmalıdır. 5-10 dakika içinde midesi doldurulan bir çocuk daha çok hava yutar. Buna bağlı olarak da kusmalar ve karın ağrıları görülebilir. Bebeğiniz dikkatini toplamalı ve kendi hızında yemelidir. İstediğinden fazlasını yedirmek konusunda onu ikna etmeye çalışmayın

    Ne yaparsanız yapın, katı gıdalarla beslenmeye başladığınızda yiyeceklerin çoğunu geri çıkaracak, bir kısmı yüzüne bir kısmı önlüğüne bulaşacaktır. Bu nedenle katı gıdaları yutmayı becerene kadar ona bir iki çay kaşığı vermekle yetinin, beslenme öğünlerini çok yavaş arttırın.

    Her seferinde yeni bir gıda türünü deneyin. Alerji gelişimi açından daha kolay takip edilmesini sağlar. Diğer gıda türüne geçmek için 2-3 günlük süre koyabilirsiniz.

    Bebekler kibar değildir. Sizin nazikçe reddettiğiniz bir besini, bebekler suratınıza tükürebilir. Sabır! Yemek sadece yemektir, güç ve irade savaşı değil. Bu savaşı daha çok anne ve baba kaybedecek, ama sabırla nihai zafer onların olacaktır.

    Bebeğimde daha sonra beslenme problemi olmaması için neler yapmalıyım?

    Bebeğin annelerinin gebelik dönemlerinde aldığı gıdalara aşina olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle hamilelikten itibaren yemek seçmemeye özen gösterilmesi gerekir.

    En önemli cümle: ASLA RONDO VE BLENDER İLE BESİN HAZIRLAMAYIN! Aksi halde ileri aylarda katı gıda boğazına takılan, yemeği uzaktan görünce kusan, başlangıçta zayıf; ileri yaşlarda doyup doymadığını anlamayacağı için şişman bir çocuğun temellerini atmış olursunuz.

    Bebeğinize “gerçek” yiyecekler verin. Verdiğiniz yiyeceklerin onun ömür boyu beğeneceği ve arayacağı yiyecekler olacağını unutmayın. Çocuğunuza yedireceğiniz katkılı, kimyasal ve tarım ilacı eklenmiş besin belki de geleceğindeki çok önemli bir hastalığın başlangıcı olabilir.

    Sevmediği bir gıdayı zorla vermeyin, yeniden denemek için bir süre geçmesini bekleyin. Ancak unutmayın ki bir besini bebeğinizin sevmesi için 8-10 defa denemeniz gerekebilir. Bebeğiniz gene sevmezse; bir kaşık sevdiği besinden, bir kaşık da sevmediği besinden verilerek alıştırılmaya çalışılır.

    Yeme konusunda zorlamayın. Ağzını açmazsa, kafasını çevirişe, kendini arkaya atarsa yemek zamanı bitmiştir. Daha fazla ısrarınız, kötü yeme alışkanlıklarını beraberinde getirir. Tipik bir bebek yiyeceği 10-15 kere tattıktan sonra ona alışır. Bir besini yemiyorsa (örneğin yoğurt) daha fazla ısrar etmeyin, ertesi gün bir daha deneyin. 10. günde halen reddediyorsa birkaç gün denemeye ara verip tekrar denemeye başlayın ya da tadını değiştirin (yoğurta re

    Rengârenk mamalar hazırlayın. Doğal yiyeceklerdeki her farklı renk, onun içinde farklı bir besin bulunduğunu gösterir. Örneğin turuncu renkli havuç ya da balkabağı onların A vitamininden zengin olduğunu gösterirken, mor renkli üzüm çocuğunuza aynı zamanda demir yedireceğinizin de işaretidir.

    Beslenmede daha çok kaşık kullanın. (kaşık olmazsa fincan, son tercih biberon). Beslemeden önce bebeğin kaşıktaki yiyeceğe ilgi göstermesini bekleyin. Her seferinde bebeğinizin eline kaşık tutturmaya çalışmanız, kendi kendine beslenme alışkanlığı için çok yararlı olacaktır. Alerjik reaksiyon olmaması için metal değil, silikon kaşık kullanın. Besinlerin kıvamı da kaşıkla vermeye uygun olmalıdır. Bebek ilk zamanlarda diliyle kaşığı hep iter, anne de bebeğinin hiçbir şey sevmediğini düşünür. Burada kaşığı birazcık dilinin ortasına doğru tutmak gerekir ki, bebek hem yutsun hem de tadnı alsın.

    İsterse bebeğin yiyeceği elleyerek tanımasına izin verin. Başlangıçta eline aldığını yiyip yiyememesi önemli değildir. Lapa ya da ezilmiş yiyecekler yerine bebeğin rahatlıkla tutabileceği boyut ve şekillerde yiyecekler verilir. Bebeğiniz yerken yemeklerle oynayacak, ortalığı karıştıracaktır. Bunu yapmasına izin vermelisiniz.

    Öğünlerde alacağı gıda miktarını bebeğinize bırakın, yemek istemediği takdirde ısrar etmeyin. Yeme hızı bebek tarafından belirlenmelidir. Zamanla bebeğinizin kendi kendine yemesine izin verin, bu onun özgüvenini artırır. Ona ayrı bir tabak koyun.

    Bebeğinizin elini ve ağzını her lokmadan sonra temizlemeyin, yemek tamamen bitince temizleyin. Siz de yemek yermeye çalışırken ağzınız ıslak ve giderek yiyecek komaya başlayan bir bezle silinse bu işkencenin bir an önce bitmesini istersiniz. Oysa elleriyle biraz yüzüne sürerek, ardından koklayarak, bir miktarını da ağzına alarak yemek yemesi en sağlıklısıdır. Tabii bu arada etrafı örtü ile korumak, düşecek mama ya da yoğurdun temizliği ile az uğraşmak da önemlidir.

    Çocuğunuz ile birlikte siz de yiyin. Bu onun iştahını artıracaktır. Bebeğin yiyeceği ağzına götürmesini sağlayan motivasyon merak ve taklittir; açlık değil. Çocuklar kalabalıkta yemek yemeyi severler.

    Bebeğinize yemek yedirirken televizyon seyrettirmeyin, hele reklam ve klip asla.

    Ek gıdaların yanı sıra emzirmeye devam edilmelidir.

    Desteksiz oturmaya başlar başlamaz, en kısa zamanda bir mama sandalyesi alarak bebeğin oturmasını sağlayın.

    Çocuğu hayata hazırlamak için sınırlar ve kurallar koymaya başlamak gereklidir artık. Bazı sınırlamalar için ergenliği beklemeye gerek yok. Burada anne-baba 3N, çocuk da 1N kuralına göre davranmayı öğrenmelidir. Yani yemekte Ne yeneceğini, öğünlerin Nerede yeneceğini ve öğünlerin Ne zaman olacağını anne-baba belirler. Çocuğun ise yemekte Ne kadar yiyeceği konunda bağımsız olması gerekmektedir.

    Çocuğunuza besin tercihi yaptıracaksınız aynı grup içinden yaptırın. Elma ya da armut, yoğurt ya da lor peyniri, havuç ya da fasulye gibi. Fasulye ya da şekerli yoğurt değil.

    Neyle başlamalıyım?

    İlk verilecek besin konusunda maalesef kafamız karışık. Tat alma duyusu yeterince gelişmiş olduğundan bebeğinizin gıdaları kabul edip etmemişini deneme yanılma yöntemi ile bulacaksınız. Bazıları sebze çorbasını, bazıları meyve sularını, bazıları yoğurdu tercih ediyor. Bu dönemde hiçbir internet sitesinin, doktorunuzun, aile büyüğünüzün planına uyamazsınız; çünkü her çocuk için bu dönem farklıdır.

    Bebeğinize vereceğiniz ek gıdayı onun gelişim düzeyine göre ağzında kontrol edebileceği ve yutabileceği besinlerden yumuşak, pürtüksüz yarı sıvı besinler seçebilirsiniz. Daha çok önerilen yöntem ise diğer katı gıdalarla beslenmeye başlamasıdır. Aslında “gerçek” yemeklere geçmeden önce bebeğinizin mama, lapa, pütürlü besinler aşmalarını tamamlaması gibi bir beklenti de olmamalıdır.

    Yine bebeğe göre değişebilmekle benim önerdiğim sıralama şudur:

    Evde hazırlanmış yoğurt.

    Meyveler; elma, şeftali, armut, tercihen püre; olmazsa su olarak.

    Süzgeçten geçirilmiş sebzeler; kabak, havuç, patates gibi renkli sebzelerle başlayın (birçok bebek için altı aydan önce hazmı zor olduğundan mısır daha sonraları verilmelidir.

    Daha sonraki dönemlerde ise önce ikili, sonra üçlü karışımlar verebilirsiniz.

    6-7 ay

    Çocuğunuza iki çeşit gıda içeren ikili karışımlar verin. Besinleri ince ince kıyın veya rendeleyin bir sıvı veya yoğurtla karıştırın. Bu gıdalara örnekler;

    yoğurtlu sebze püreleri
    meyveli yoğurt
    tavuklu sebze
    etli sebze
    tarhana çorbası
    yoğurt çorbasıdır

    Ayrıca bu dönemde yumurtanın sarısı, beyaz peynir gibi kahvaltılıklarda vermeye başlayın.

    7-9 ay

    Artık çocuğunuza üç veya daha fazla besin türü içeren çoklu karışımlar verebilirsiniz. Bu gıdalara örnekler;

    sebze çorbası
    dolma
    baklagiller
    ızgara köftedir

    Çocuğunuzun yemeklerine bir tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyin. Dokuzuncu aydan sonra çocuğunuz aile sofrasına oturabilir.

    Bazı kaynaklarda tatlı alışkanlığı olmaması açısından sebzelere meyvelerden önce başlanmasını önerilmektedir.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Panik atak çok sık karşılaştığımız bir kaygı bozukluğudur. Genellikle ilk kez panik atak yaşayan kişi, vücudunda rahatsız edici bir beden duyumu fark eder ve bu duyuma olağan dışı anlamlar yükler. Panik atak sırasında kişinin aklından geçen düşünceler, öleceğim, delireceğim, kalp krizi geçireceğim gibi kişinin günlük yaşamla bağını kopartacak kadar rahatsız edicidir. Bu düşünceler doğal olarak çok ciddi bir kaygı yaratır. Kaygı ve korku ise her zaman fiziksel belirtiler oluşturur. Örneğin karşınızda bir aslan gördüğünüzde beyniniz hemen korkuyu yöneten bölgeyi uyarır, bu durum size kaygı ve korku hissettirir ve acil durumlarda tepki vermenizi sağlayan adrenalin hormonunun salgılanışı artar ve otomatik olarak tepki verirsiniz. Çünkü tehlikedesinizdir ve bu bedensel tepkiler sizi hemen harekete geçirir, durup düşünecek zamanınız yoktur, karşınızda bir aslan vardır ve organizma hızlı hareket etmek zorundadır, zaman kaybı hayatınızın sonu olacağı için direk savaş, kaç ya da donma tepkisi oluşur. Panik atak sırasında da zihniniz sanki karşınızda gerçek bir aslan varmış gibi tepki verir. Zihniniz İlk kez deneyimlediği bu beden duyumlarını ölebileceği, delirebileceği, kalp krizi geçirebileceği bağlamında yorumlar. Bu düşüncelerin ise kaygı yaratmaması imkânsızdır. Kişi kaygılanır ve panikler. Bu durum, fiziksel belirtilerin artmasına sebep olur, fiziksel belirtiler arttıkça, olumsuz düşünceler artar, bu da kaygıyı daha da arttırır, kaygı arttıkça bedensel tepkileriniz artar ve bu şekilde bir döngü oluşur.

    Panik atakta bu döngünün kırılması gerekir. Panik atak yaşayan kişinin, gerçek bir tehlike altında olmadığını anlaması gerekmektedir. Zihnimiz sadece yanlış alarm vermiştir, yani gördüğü şeyi “aslan” zannetmiştir diyebiliriz. Panik atak yaşandıktan bir süre sonra zihnimiz tehlikeli bir durum olmadığını algılar ve bedensel tepkilerimiz normale döner. Ancak yaşadığımız korkutucu deneyim bizi rahat bırakmaz. Bu nedenle geçti bitti deyip, hayatımıza devam edemeyiz ve bittiğinden, tekrar olmayacağından emin olmaya çalışırız ki bu da panik ataktaki döngünün tekrarlamasına neden olur.

    Hiçbirimiz yaşadığımız kötü deneyimleri tekrardan yaşamak istemeyiz. Organizma her zaman rahatsız edici durumlardan kaçmak ister, çünkü korku ve kaygı zihnimiz için ölümcül bir tehlike olarak algılanır. Bu nedenle İlk panik ataktan sonra yaşanan panik ataklar genelde tekrar böyle hissetmekten korkma sebebiyle tetiklenir. Yani panik atağı devam ettiren şey tekrar panik atak yaşama korkusu olur.

    Panik atak yaşayan kişi, tekrar böyle hissetmemek için çeşitli davranışlar geliştirir. Özellikle panik atak yaşama ihtimalinin olduğu durumları düşünüp önlemler almaya çalışır ve bu önlemler gittikçe artar. Panik atak geçirme korkusuyla, panik yaşayabileceğini düşündüğü mekanlardan ve durumlardan uzak durmaya başlar. Panik atak yaşamış olan kişi en ufak rahatsız edici bir hisse izin vermediği için birçok ortamdan uzaklaşır ve dolayısıyla hareket alanı kısıtlanmaya başlar. Bu durum panik atak yaşayan kişinin kendine güvenini azalttır ve genelde kişi tek başına bir şeyler yapmaktan vazgeçer. Böylece söz konusu durumların panik atağa yol açtığına ilişkin düşünceleri daha da güçlenmiş olur.

    Son olarak, panik atağın hayatımızda yolunda gitmeyen bir şeylerin habercisi olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle panik atağın oluşma nedenlerini fark etmek ve tamamıyla çözmek için bir uzmandan yardım almanız önemlidir. Bu nedenlerin çalışılması daha sağlıklı ve huzurlu bir hayat sürmenizde yardımcı olacaktır.

  • Bebeklerde ek besinlere geçiş

    Bebeğimde ek besinlere ne zaman başlamalıyım?

    Bebeğinizin dört aylık olana dek diyetini anne sütü eğer bu yetersizse formül mama oluşturmaktadır. (Çocuk hekiminiz buna, vitaminler ve demir ekleyebilir). Dört ile altıncı aylar arasında katı gıdalar eklemeye başlayabilirsiniz. Ancak halen ana besin maddesi anne sütü olmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü 9 aylık bir çocukta bile %70 anne sütü ağırlıklı beslenmeyi öneriyor.

    Bazı bebekler üç aylıkken katı gıdalar almaya hazır duruma gelmesine karşın dil atma refleksi genellikle dördüncü aydan itibaren kaybolmaya başlar. Aslında emme işlevinde önemli bir rolü olan bu refleks yüzünden bebek, ağzına sokulan her şeyi; kaşığı, yiyecekleri diliyle iter.

    Dördüncü aydan itibaren bebeğinizin enerji gereksinimi artacaktır. Bebeğinize ek kalori sağlayacağından dördüncü ve altıncı aylar arasında katı gıdalara başlamak idealdir. Ancak Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi kilo kaybı olmadan sağlıklı büyüyen bebekte 6. aya kadar sadece anne sütünün devam ettirilmesi şeklindedir. Bu dönemden sonra da bebeğinize olabildiğince anne sütü vermeye devam etmelisiniz.

    Her bebek farklı gelişim eğrileri içinde yer alır. Doktorunuz gelişim çizgisine göre, anne sütünden yeterince faydalanmadığını düşünüyorsa 4 ayda ek besine başlanabilir.

    4-6 arasında bazı bebklerin iştahı, diş çıkarma ya da yeni kazandıkları hareket becerilerinden dolayı azalır. Dolayıyla bebeğiniz az yiyorsa bunu sorun etmeyin.

    Altıncı aydan sonra her bebek ek gıda almaya hazırdır. Bu aydan sonra doğumda anneden sağlamış olduğu çinko ve demir depoları tükenir. Ek gıdaya başlanması altı aydan sonraya geciktirilmemelidir. Altıncı aydan sonra bebeğin ek gıdaları kabul etmesi güçtür, farklı tat ve kıvamlar bebekte ısırma ve çiğneme becerisini artırır.

    Ek besinlere 4 aydan önce başlamanın zararlı etkileri nelerdir?

    En önemlisi anne sütünün yararını azaltıyor. Proteinlerin günlük toplam enerjiye olan katkısını sınırlar, bu da büyüme hızını etkiler.

    İlk 4 ay bebeğin emerek beslenme dönemidir. Bu dönemde de bebek ek gıdaları alabilir. Ancak önemli olan bu bebeklerin ek gıdaları alabilmeleri değil, barsak gelişimlerinin ve sindirim enzimlerinin yeterince gelişmiş olmaları; böbrek ve karaciğerin ek besin yükünü kaldırabilmesidir.

    Bebeğin mide-barsak sistemi adapte formüller dışında, ek gıdaları sindirebilecek olgunlukta değildir. Sindirim sisteminde koruyucu mekanizma tam gelişmemiştir. Nişasta ve yağların emilimi için gerekli amilaz ve lipaz enzimleri yetersiz salgılanırlar.

    Erken ek gıda böbreklerin katı yükünü, sodyum ve ürenin serum düzeylerini arttırır, kan yoğunluğunda artışa ve sıvı kaybına yol açar.

    Süt çocuğunun 4 aydan önce yutma refleksi zayıftır, kaşıkla verilenleri yutamaz ve geri çıkarmaya eğilimlidir.

    Erken ek gıdaya başlama anne sütü alımını azaltır veya emzirmenin kesilmesine yol açabilir. Proteinlerin günlük toplam enerji içerisindeki yeri azalır, büyüme hızı etkilenir. Anne sütünün azalmasıyla bebeğin beslenmesi bozulur.

    Verilen gıdaların kirlenmiş olma olasılığı fazla olması ve ek gıdaların anne sütünün enfeksiyondan koruyucu özelliklerini seyreltmesi enfeksiyonu, özellikle de solunum yolu ve ishal riskini arttırır. Enfeksiyonların gerek iştahı azaltması gerekse de yıkım yoluyla kayıpları arttırması beslenme bozukluğu ile birleşince bebek protein ve enerji açısından negatif bir dengeye girer.

    Erken ek gıda başlanması alerjik hastalıklara, özellikle de besin alerjilerine yol açar. Geçici glüten (buğday proteini) hassasiyeti, inek sütü ve soya proteinine duyarlı barsak sıklığı artar. Çölyak hastalığı daha erken yaşlarda ortaya çıkar.

    Erken ek gıda verilmesinin ileri yaşlarda şişmanlık eğilimini arttırdığını gösteren çalışmalar vardır.

    Bebeğimin ek besinlere hazır olduğunu nasıl anlarım?

    4-6 ay arasında her bebeğin ek gıda almaya hazır olduğu zaman farklıdır. Bunun için bebeğinizin ek gıda almaya hazır olduğunu gösteren ipuçları bekleyin. Prematüre bebeklerde yarı katı besinlere geçiş 7 aya kadar gecikebilir.

    Bu ipuçları şunlardır:

    Ağıza verilen yiyecekleri dil ile dışarı atma refleksinin kaybolmaya başlaması (dudaklarına kaşık değdiğinde ağzını açmasıyla beraber dilini dışarı doğru çıkarmaması)

    Isırma, çiğneme-yutma koordine hareketlerinin başlaması

    Başlangıçtaki emme şeklinin daha olgunlaşması ve emmenin adeta bir sıvı içiyormuşçasına güçlenmesi

    Diş çıkarmaya başlaması

    Başını tamamen rahatça dik tutarak oturabilmesi

    Herhangi bir nesneyi parmakları ile tutabilmesi

    Parmakları ile tuttuğu nesneyi ağzına götürebilmesi

    Yiyeceği gözleri ile takip edebilmesi, sizin yemeklerinize ilgili olması ve yiyecek verilince ağzını açması, bebeğin size “sizin yediklerinizden niçin bana vermiyorsunuz” der gibi bakması

    Geceleri daha sık uyanması

    Çıngırak gibi nesneleri ağzına götürüp kemirmesi

    Ancak ek gıdaya başlamak için doktorunuza danışmak en uygunudur. Önemli olan bebeklerin ek gıdaları erken alması değil, vücut ve sindirim organlarının gelişimlerinin ek gıdayı kabul edebilecek seviyede olmasıdır. Bunu da çocuk doktoru ölçümleri, muayenesi ve en önemlisi tecrübesi ile size bildirecektir.

    Ek besinlere en uygun başlama saati nedir?

    Katı gıdaları vermeye başlarken gün içinde siz ve bebeğiniz için en uygun beslenme zamanını saptayın. Bu günün herhangi bir saati olabilir. Yeni besinleri bebeğiniz tamamen aç iken denemeyin. Biraz tok olması yeni yiyeceği tanımasına izin verebilir. Ancak tamamen açken beslemeye başlanmasını önerenler var, bunun başarısızlıkla sonuçlanacağını kendi çocuğumdan biliyorum. Açken daha hızlı ve kolay beslenmeyi sağlayan sütü istiyorlar ve ek besin verilmesine sinirleniyorlar. Onur yorgun, uykulu olmadığı ve sakin olduğu bir dönem seçin. Sizin de en rahat olacağınız dikkatinizi dağıtacak başka işlerinizin olmadığı bir zamanı tercih etmeniz doğaldır. Pek çok uzman bunun için en uygun zamanın öğleye doğru olduğunu belirtmektedir. Ayrıca ek besine bağlı ortaya çıkacak herhangi bir reaksiyonu (deride, kızarıklık, gözde kaşıntı, ishal, kabızlık, huzursuzluk , vs.) gözlemek için gece saatlerinde yeni besin denemeyin.

    Sonraları, büyüdükçe sizlerle birlikte sofraya oturmak isteyeceğini unutmayın. Yedirirken başını çevirir veya ağlarsa onu zorlamayın. Katı gıdalara her ikinizin de zevk alacağı, hoşnut kalacağı bir dönemde başlamanız, herhangi belirli bir zamanda başlamaktan çok daha önemlidir. İstemiyorsa zorlamayın, emzirmeye ve ya biberonla beslemeye bir-iki hafta daha devam ettikten, sonra tekrar deneyin.

  • Öfke Nöbeti Mi? Yıkıcı Dışavurum Mu?

    Öfke Nöbeti Mi? Yıkıcı Dışavurum Mu?

    Ağlamak, bebekler için iletişim kurma, ihtiyaçlarını ifade etme yollarından biridir. Bir bebek acıktığında, uykusu geldiğinde, altını ıslattığında, korktuğunda ya da rahatsız edici bir duygu yaşadığında ağlayarak bakımından sorumlu olan yetişkinden yardım ister. Zaman içinde konuşmayı öğrendikçe de ağlamaların yerini sözel ifadeler alır. Bununla birlikte ağlamak her insan için duygusal bir ihtiyaçtır. Çocuk ya da yetişkin, her sağlıklı insan zaman zaman ağlamaya ihtiyaç duyar. Yaşanan olumsuz duygular karşısında ağlamak ruh sağlığının korunmasına yardımcı olur. Bazen ağlamalar belirgin bir neden olmaksızın da ortaya çıkabilir. En iyi anne babaların çocukları bile görünen bir sebep olmadan ağlayabilirler. Bilinmelidir ki göz yaşının akmasına izin vermek, ağlama nedeninin bilinmesinden daha önemlidir. Çünkü ağlamak negatif duygulardan kurtulmanın en zararsız yoludur.Bu nedenle göz yaşının rahatça akmasına fırsat veren, kabul edici ortam sunmak, duygusal gelişimin sağlıkla ilerleyebilmesi için önemli bir gerekliliktir.

    Çocukların olumsuz yaşam olayları karşısında verdikleri bir diğer duygusal tepki de yoğun ağlama ve hiddeti içeren öfke nöbetleridir. Çocuk yaşadığı can sıkıcı durumlar karşısında ağlayıp bağırarak, kolunu bacağını hızla hareket ettirerek hissettiği rahatsızlığı ifade etmeye çalışır. Her ne kadar davranışları hiddeti içeriyorsa da öfke nöbeti esnasında ne kendine ne de başka bir şeye zarar vermez. Duygularını özgürce ortaya koyma fırsatı bulduğunda bir süre sonra aşırı tepkileri azalır, sakinleşir ve kendini iyi hisseder. Zarar verici davranışları içermeyen, göz yaşlarının da eşlik ettiği öfke nöbetleri samimi bir öfke boşalımının göstergesidir.

    Ancak bu nöbetlere eşlik eden yıkıcı davranışlar varsa, öfkelendiğinde kendine, diğer insanlara ya da çevresindeki eşyalara zarar veriyorsa içinde bulunduğu durum artık öfke nöbeti değildir. Bu durum “yıkıcı dışavurum” olarak nitelendirilir. Yıkıcı dışa vurum, çarpıtılmış bir öfke boşalımı halidir.

    Samimi öfke boşalımı, çocuğun altta yatan duygularını ifade edecek güveni hissettiğinde ortaya çıkar, acı veren duyguları çözer, sonrasında çocuk kendini mutlu ve gevşemiş hisseder. Böyle bir anda yapılan müdahale duyguların bastırılmasına sebep olur. Çarpıtılmış öfke boşalımı hali ise çocuğun altta yatan duyguları ifade edecek güveni hissedemediğinde ortaya çıkar ve sorunları çözümlemez. Sonrasında çocuk incinmiş ve gergin hissetmeye devam eder.

    Yıkıcı dışavurum nöbeti esnasında ebeveynler şiddeti engelleyen bir tutum sergilemeli ama göz yaşını kabul etmelidir. Kararlı ve sevecen müdahaleler duyguların samimi boşalımını sağlayabilir.

  • Çocukların zihin ve beden gelişimi için yemesi öncelikli besinler nelerdir?

    Birinci sırada balığı saymak gerekir diye düşünüyorum.Omega 3 ten zengin balıklar beyin büyümesi ve fonksiyonu için temel öneme sahip olan DHA ve EPA yağ asidi kaynağıdır ve balık fosfor ve kalsiyumdan da zengindir. Beslenme düzenlerinde bu yağ asitleri bol bulunan kişilerin genel yetenek testlerinde daha başarılı oldukları tespit edilmiştir.
    Badem, fındık, ceviz, fıstık gibi yağlı tohumlar, içerdikleri omega-3, omega-6, magnezyum ve çinko ile beyin gelişiminde ve hafızanın güçlendirilmesinde önemli rol oynarlar. İçerdiği özel proteinler sebebiyle,yumurta haftada en az üç gün tüketilmelidir,iyi bir protein kaynağı olduğu gibi, sarısında bulunan kolin de bellek gelişiminde önemli rol oynamaktadır.

    Beynin sürekli glukoza gereksinimi vardır. Rafine olmayan ,işlenmemiş tahıllardaki lifler vücutta glukozun salınımını düzenler ve sinir sistemini sağlıklı kılan B vitaminleri içerirler. Yulaf zengin bir enerji kaynağı olmasının ve bol lif içermesinin yanında sinir sisteminin tam kapasiteyle çalışması için gereken E ve B vitamini, potasyum ve çinkodan yana zengindir.

    Çilek, frenk üzümü, yaban mersini, böğürtlen gibi koyu renkli meyveler,yüksek düzeyde antioksidan içerir. Göz, diş eti ve genel sağlık için gerekli A ve C vitaminnden zengindirler. Süt ürünleri, güçlü kemik ve dişler için gerekli D vitamini ile kalsiyum içermelerinin yanı sıra enzimlerin yapımı için gerekli protein, karbonhidrat ve B vitaminleriyle doludur.

    Ette bulunan demir, çocukların okuldaki enerjileri ve konsantrasyonları için temel öneme sahip bir mineraldir.Sağlıklı olan her besinden az azda olsa almaktır,çocuklar büyüme döneminde özellikle hayvansal proteinleri tüketmeleri konusunda desteklenmelidir.

    SAĞLIKLI GÜNLER DİLERİZ

  • Depresyon Çağın Hastalığımı Yoksa Psikolojik Bir Savunmamı?

    Depresyon Çağın Hastalığımı Yoksa Psikolojik Bir Savunmamı?

    Depresyon çağın hastalığımı yoksa psikolojik bir savunmamı?

    İsteksizlik, karamsarlık, uyku ve iştahta değişiklikler, içe kapanma, konsantrasyon güçlüğü, sık ağlamalar, değersizlik ve yetersizlik duyguları gibi belirtilerle seyreden ve sanki biyolojik bir hastalıkmış gibi lanse edilip ilaçla tedavisi ön plana çıkarılan bir durumdan söz ediyoruz. Aslında depresyon çoğu zaman bir savunma olarak ortaya çıkar. Düşünün üzerinizde çok yük var ya da sizi üzüp öfkelendiren bir işiniz ya da eşiniz var ya da bu tür birkaç sorunu birlikte yaşıyorsunuz. Öfkelenmek, vurmak kırmak, hayır demek ya da benzeri tepkilerin size göre olmadığını düşünüp sürekli yumruk yiyen bir boksör gibi çaresiz ve patlamaya hazırsınız. Patlasanız bile hemen pişmanlık, değersizlik ve suçluluk duyguları sizi dibe çekiyor. Bu dayanılmaz acı karşısında varoluşunuz size göre anormal tepkiler vermemek adına kendini kapamaya başlıyor; yani başka bir deyişle motoru yakmaktansa enerjiyi kesiyor ve isteksizlik ön plana çıkıyor.

    Çağın hastalığı denmesinin nedeni ise yaşamın sürekli daha hızlanması ve insanın varoluşunu zorlamasıyla(maddi, iş, evlilik sorunları vb.) çaresizlikten bir “es” vermesine depresyon diyoruz.

    Depresyonda çözüm: Aslında yazıya bakıldığında çözümünde ne olduğu anlaşılabilir. Biraz yavaşlamak ve yaşama ve ilişkilerle başa çıkabilmek için yeni beceriler kazanmak, daha önceden bize yüklenmiş, düşünce, inanç ve şemaları gözden geçirmek ve bunları başarabilmek için psikoterapi almak.

    Son olarak tabiki mevsimsel özellikleri olan biyolojik ve genetik faktörlerin ön planda olduğu depresyon kriterlerini tam ve nedensiz karşılayan vakalarda ilaç tedavisi göz ardı edilmektedir.

  • Hepatit b antijeni (hbsag) pozitif aile bireyleriyle yaşamak

    Hepatit B aynı adı taşıyan virüsün (HBV) karaciğerde iltihap yapması sonucu ortaya çıkan ciddi bir tablodur.

    Hepatit B virüsü AIDS virüsünden 100 kat daha bulaşıcı olup, tüm dünyada en yaygın kronik enfeksiyon hastalığına neden olmaktadır.

    Hepatit B virüsü ile karşılaşıldığında;

    Akut hepatit B enfeksiyonu gelişir. Genellikle sarılıkla seyreder ve 6 ay sürebilen bu tablonun sonunda virüs vücuttan atılır.

    Eğer virüs vücuttan atılamamışsa bu durumda kronik hepatit gelişir. Zaman içinde kronik hepatitli vakaların bir kısmı siroz ve karaciğer kanserine dönüşebilir.

    Hepatit B geçiren vakaların %5’i taşıyıcı olmaktadır. Taşıyıcılar enfeksiyonun yayılmasında önemli rol oynarlar. Hepatit B taşıyıcılarında virüs vücutlarında aylar yıllar ve hatta yaşam boyu kalabilmektedir.

    Taşıyıcılarda hiçbir şikayet ve belirti olmayabilir. Bu vakalar çoğu kez rutin olarak yapılan incelemelerde tanımlanır. Taşıyıcıların bulaştırıcılık özelliği yüksektir.

    Hepatit B virüsü esas olarak kan ve vücut salgıları ile bulaşmaktadır.

    Kan

    Vajina salgısı

    Semen

    Vücut salgıları

    Tükürük esas bulaşım kaynaklarıdır.

    Kan ve vücut salgıları ile bulaşan her türlü kullanım materyali bulaşmada önemlidir. Müşterek kullanılan;

    Diş fırçası

    Cerrahi aletler

    Traş bıçağı

    Manikür, pedikür aletleri

    Dövme yapılması enfeksiyonun yayılmasında rol oynar.

    2

    Hepatit B virüs taşıyıcıları da ( HBs Antijeni pozitif ) uyarıcı bir belirti olmadığından dolayı tablonun kendileri ve aile fertleri için ne denli önemli olduğunu tanımlayamazlar.

    Taşıyıcı ailelerde enfeksiyonun kardeşten kardeşe, babadan oğula daha yüksek oranda geçtiği görülmüştür. Annelere geçişin daha az olduğu saptanmıştır.

    Çocuk bakıcılarının hepatit B pozitif olduğu durumlarda ise bu durum daha vahim bir hal almaktadır. Ülkemizde çalışan bakıcıların bir grubu hepatit B enfeksiyonun yaygın olduğu Uzakdoğu ülkelerinden gelmektedir. Bu ülkelerde gelen bakıcılarda taşıyıcılığında aynı oranda yüksek olması beklenmektedir.

    Özellikle çocuk bakıcılarının işe başlatılmadan önce hepatit yönünden incelenmesi önemlidir. Tanı konulan vakalarda enfeksiyonun taşıyıcılar kadar yakınları içinde önemli olduğu vurgulanmalıdır.

    Koruyucu yöntemler konusunda bilgilendirme yapılmalı

    Aile bireylerine hepatit B incelenmesi yapılmalı

    Antijen pozitif vakalar takibe alınmalı

    Antijen ve antikor negatif vakalar ivedilikle aşılanmalı

    Gereken vakalarda hepatit B immunoglobulin(HBIG) uygulanmalıdır.

    Aile bireyi veya bakıcıda HBs antijeni pozitif ise;

    Çocuk bir yaşından küçük ise bu durumda koruyucu tedavi gerekir. Eğer çocuğun HB aşıları 3 veya 2 doz olarak yapılmış ise HBIG uygulamasına gerek yoktur.

    Çocuğa 1 doz hepatit B aşısı uygulanmışsa bu durumda 2 doz aşı süratle uygulanır ve/ veya HBIG uygulanması da söz konusudur.

    Çocuk aşılı değilse HBIG uygulanır ve aşı 3 doz olarak planlanır.

    3

    Hangi aileler hepatit B antijeni yönünden taranmalıdır.

    Hepatit B taşıyıcı olan şahısların aileleri

    Kronik HBV enfeksiyonu olanlar

    HB antijeni pozitif karaciğer kanseri ( hepatoselüler karsinom) aile fertleri hepatit serolojisi(kan tahlili) yönünden incelenmelidir.

    Taşıyıcıların aile fertlerine yapılan aşı ve gereken vakalarda uygulanan hepatit B immunoglobulini korunmada etkili olmakta mıdır?

    Bu vakaların takiplerinde antikor (koruyucu ) düzeyin yeterli olduğu gösterilmiştir.

    Yaşam boyu koruyucu antikor düzeyi yeterli midir? Sorusunun yanıtı henüz cevaplanamamıştır. Hepatit B aşısının en az 10 – 15 yıl koruduğu bilinmektedir.

    Hepatit B antijeni pozitif aile fertlerin takipleri düzenli olarak yapılmalıdır.

    Takip edilen grupta antikor düzeyi yetersiz ise bu durumda pekiştirme dozu diye tanımlanan aşı dozu yapılmalıdır.

    Hepatit B aşısının etkisi tartışılmaz. Hepatit B aşının yetersiz ve yan etkisi olduğu konusundaki bilgiler gerçek dışıdır.

    Hepatit B virüs enfeksiyonu halen ülkemizdeki önemli sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Aşılamanın yaygınlaştırılması ile birlikte bu sorunun çözümleneceği aşikardır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    HER HAREKETLİ ÇOCUK DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE)

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
    • 12 yaşından önce başlamış olmalı
    • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
    • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    • Zamanı iyi kullanamama
    • Dağınıklık/düzensizlik
    • Hırçınlık
    • Sosyal beceri sorunları
    • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
    • Kendine güvenememe
    • Uyku sorunları
    • Duygusal dalgalanmalar

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    • Özgül öğrenme güçlüğü
    • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
    • Davranım bozukluğu
    • Depresyon
    • Kaygı bozuklukları
    • Tik, Tourette bozukluğu

    Çevresel Etkenler;

    • Ailede benzer belirtiler
    • Aile içi stres,şiddet
    • Travmalar

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    • İlaç tedavisi

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    • Anne-baba eğitimi

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    • Öğretmenlerin eğitimi

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
    • Deneyimsel Oyun Terapisi

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    TANISI ALIR MI?

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    Çevresel Etkenler;

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

    DEHB İLE İLGİLİ HİZMETLERİMİZ

    DEHB tanısı almış çocuklarla ilgili Merkezimizde yapılan birden çok çalışma vardır. Çocuğun ve ailenin ihtiyacına göre danışmanlık yapılır, uygun ev ve yaşam alanı oluşturulur, doğru davranışlar ebeveyne öğretilir ve çocuğa uygun bir terapi yöntemi uygulanır.

    • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
      • 12 yaşından önce başlamış olmalı
      • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
      • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir
      • Zamanı iyi kullanamama
      • Dağınıklık/düzensizlik
      • Hırçınlık
      • Sosyal beceri sorunları
      • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
      • Kendine güvenememe
      • Uyku sorunları
      • Duygusal dalgalanmalar
      • Özgül öğrenme güçlüğü
      • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
      • Davranım bozukluğu
      • Depresyon
      • Kaygı bozuklukları
      • Tik, Tourette bozukluğu
      • Ailede benzer belirtiler
      • Aile içi stres,şiddet
      • Travmalar
      • İlaç tedavisi
      • Anne-baba eğitimi
      • Öğretmenlerin eğitimi
      • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
      • Deneyimsel Oyun Terapisi
      • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
      • Çocuğa yeni davranışlar kazandırma yolunda ilerlerken farkında olmadan fazla yüklenilebiliyor. Baskılama ve yüklenmeler çoğu zaman ailelere ve çocuklara fayda sağlamamakta.
      • Çocukların sergilemiş oldukları problem olarak adlandırılan davranışa odaklanmak yerine o davranışı ‘neden yapıyor, nasıl yapıyor ve ne şartlarda (çevresel faktörler var mı/yok mu) yapıyor?’ sorularına cevap bulmaya çalışılmalıdır. Bu sorulara odaklanarak bir çocuğun davranışları ile ilgili yola çıktığınızda hem çocuğunuzu daha iyi hissedip anlamış olacaksınız hem de çözüm üretme konusundaki bakış açınız genişlemiş olacaktır.
      • Evde ve okulda mutlaka kurallar öğretilmeli, çocuk nerede durması gerektiğini, durmazsa bedelinin (ceza değil) ne olacağını bilmelidir.
      • Çocuğa yaşına ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar verilmeli ve uygun bir şekilde onaylanmalı, takdir edilmelidir.
      • Çocuğu sürekli uyarılara, müdahaleye maruz bırakan, sürekli durdurmaya çalışan aile ve öğretmen, çocuğun artık olumsuz davranışlarını pekiştirmişlerdir. Yaptığı olumlu davranışlar görülmez olmuştur. Çocuğun her yaptığı olumlu davranış görülüp taktir edilmelidir ki bunlar pekişsin…
      • Çocukla her gün ortalama 30 dk zaman geçirilmelidir. Yaşına uygun bir şekilde oyun, etkinlik, kutu oyunları gibi bire bir zamanlara ihtiyaç vardır.
      • Ödül stratejisi işe yarayabilir bir yöntem fakat fazla ödüle boğulan çocuklarda aşılanmak istenen olumlu davranışların aksine olumsuz davranışlar görülebiliyor. Çocukları ödüllendirirken dikkat edilmesi gerekenler;
      1. Ödül olarak neler işe yarıyor? / Çocuğunuz nelerden hoşlanıyor?
      2. Ödülü rüşvet gibi mi kullanıyorsunuz?
      3. Küçük yaşlarda ödül davranıştan hemen sonra verilebilir ama belirlenen zamanda verilmesi önemlidir.
      4. Yaş büyüdükçe ödüller somuttan soyuta doğru değiştirilmelidir. Bu yüzden bütün ebeveynlerin çocukların gelişim süreçlerini (duygusal, fiziksel, cinsel) bilmelerinde fayda vardır.
      1. Bilişsel Davranışçı Terapi
      2. Deneyimsel Oyun Terapisi (2-9 Yaş)
      3. Ebeveyn Danışmanlığı
      4. Akıl Zeka Oyunları Atölyesi
  • Yatak ıslatma-idrar kaçırma-enüresis

    ENÜRESİS [İDRAR KAÇIRMA )

    Kızlarda beş, erkeklerde altı yaşını geçmiş olmasına rağmen, bir çocuğun gece uykuda yatağını ıslatması, tıp dilinde “enurezis”, halk dilinde ise “yatak ıslatma” olarak adlandırılan bir problemdir.Anne, baba, her ikisi veya kardeşlerde enurezis olan,merkezi sinir sisteminde olgunlaşmanın gecikmesi sonucu, uykuda idrar kesesi kasılmalarının baskılanamamas.uyanma bozukluğu: uykuda dolu mesanenin algılanıp uyanılmasında güçlük,normal bireylerde gece boyunca böbreklerden idrar yapımını azaltan bir hormonun (ADH), enüretiklerde yetersiz salgılanıp, uyku sırasındaki idrar üretim miktarının artmasıi bir kısım olguda ise psikolojik faktörler, yatak ıslatma çiş kaçırmanın sebeplerindendir. Yatak ıslatma, çocuk ve aile için bir sorun olmaya başladığında tedavinin zamanı gelmiş demektir. Ancak, bu, beş yaşından daha önce olmamalıdır.Yatak ıslatma, ceza ile tedavi edilemez. Tam aksine cezalandırma, ters etki yaratabileceği gibi, çocuğun özgüven ve direncini de kırıp psikolojik sorunlara neden olabilir. Tedavide davranış değiştirme tedavisi, ilaç tedavisi, İkisinin kombinasyonu
    seçeneklerinden biri uygulanır.

    Davranış değiştirme metodunda, ödüllendirme, motivasyon ve beraberinde “alarm tedavisi” dediğimiz yatak ıslatılırken çalarak çocuğu uyandıran bir zil sistemi kullanılır. Ailenin katılımını ve uzun süren ısrarlı bir tedaviyi gerektirir. Herhangi bir zarar ve yan etkisi yoktur. İlaç tedavisinde, bu çocuklarda eksik olan bir maddeyi yerine koyma amacıyla verilen haplar veya dilaltı tabletleriyle, idrar torbasının çalışmasını değiştiren bazı ilaçlar ürolog gözetiminde kullanılabilir. Doğru kullanıldığında, ilaçların çok önemli veya tehlikeli bir yan etkisi yoktur. Dilaltı tabletlerinin avantajı hem kullanım kolaylığı, hem de çok hızla etkinin görülmesidir. Özellikle, çocuğun ev dışında yatacağı durumlarda çok ideal bir seçenek olarak öne çıkar. Bu tür ilaçlarla, yatak ıslatan hastaların yaklaşık üçte ikisi başarıyla tedavi edilebilir.

    Yeterli süre ve doğru yöntemle tedavi edilirse, yatak ıslatma, her çocukta değişen bir periyoddan sonra yok olacaktır

  • FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    FARKLI ANNE BABA TUTUMLARI VE TUTUMLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    Çocuğun kişilik özellikleri ve davranış örüntüleri anne babanın çocuk yetiştirme tutumlarıyla şekillenir. Çocuk öğretilen davranışları gösterdiğinde onaylanmazsa olumlu ve olumsuz davranış ayrımını yapmakta zorlanır. Fakat öğretilen davranışı gösterdiğinde anne babanın onayını alırsa çocuk olumlu davranışları öğrenmeye başlar. Anne babaların farklı tutumları çocuğun kişilik gelişiminin temelini oluşturur.

    Çocuk yetiştirmede karşılaşılan farklı anne baba tutumları ve bu tutumların çocuklar üzerindeki etkisi aşağıda kısaca belirtilmiştir.

    Baskıcı/Otoriter Tutum

    Sıkı disiplin ve baskının olduğu, kuralların hiç esnemediği cezanın ön planda olduğu, çocuğun, söz ve karar hakkının en aza indirildiği ortamdır. Böyle bir ortamda büyüyen çocukların iletişim becerileri ve sosyal yeteneklerinin zayıf olduğu gözlemlenir. Bu tarz sağlıksız aile koşullarında çocuk, nasıl düşünüp nasıl davranması gerektiğini belirleyen katı kurallarla büyür. Disiplinin iletişimin önüne geçtiği bu ailelerde sevgi, kabul ve anlayış yeterince sunulmaz. Küçük bir yanlış davranışta dahi anne babanın eleştiri ve abartılı cezasına maruz kalan çocuk anne babaya karşı yoğun korku duygusu yaşar. Bu durum çocuğun doğru davranış kalıbını öğrenmesine engel olur.

    • Baskıcı tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler sıkça yaşanır;
    • Düşüncelerini ifade etmede zorluk
    • Güven duygusunda eksiklik,
    • Düşük benlik saygısı ve çekingenlik
    • Başkalarının etkisinde kolaylıkla kalabilme, diğer insanlara bağımlı olma

    İlgisiz Tutum

    Çocuğun sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının önemsenmediği, yeterli sevgi ve ilgiyi görmediği tutumdur. Çocuk temel ihtiyaçlarından olan disiplinden mahrum kalır. İlgisiz ve kayıtsız aile, saldırganlığı körükler, çocuğun çevresindeki kişi ve eşyaya zarar vermesine sebep olabilir.

    • İlgisiz tutumla büyüyen çocuklarda şu problemler gözlemlenebilir;
    • Otorite ve disiplin kuralları öğretilmediği için kurallı ortamlara uyum problemleri
    • Duygusal yönden yeterince desteklenmediği için iletişim problemleri
    • Diğerlerine çabuk bağlanma, zararlı alışkanlık edinme
    • Değersizlik duygusu, özgüven eksikliği
    • Duygusal olarak kendisini yalnız hissetme, sağlıklı ilişkiler kuramama.
    • Aileden yeterince destek göremediği için akademik başarısızlık.

    Aşırı Hoşgörülü Tutum

    Günümüz kafası karışık anne babalarının en çok gösterdiği davranış ve duygu modelidir. Bu tarz yaklaşımda olan anne babalar çocuklarının isteklerine teslim olur, onların ısrarlı isteklerini yerine getirir, onları şımartır, onlar fazlasıyla özgürlük tanır ve disiplin kuralları öğretilmez. Aslında dertleri çocuğuyla çok ilgilenmek olan bu anne babalar çocuklarına ‘hayır’ demek ve çocukları üzerinde kontrol sağlamakta zorlanırlar. Bunun sonucu olarak bu çocuklar kendi davranışlarını kontrol etmeyi öğrenemezler.

    Disiplinin çok düşük, hoşgörünün abartılı olduğu bu ailelerde çocuklarda şu özellikler gözlemlenebilir;

    • Toplumsal kurallara uymakta zorlanma
    • Her zaman kendi isteklerinin yerine getirilmesini istedikleri için arkadaş ilişkilerinde kabul görmeme
    • Ben merkezli olma ve diğerlerine karşı saygısız davranışlar sergileme
    • Davranışlarını kontrol etmekte zorlanma, dürtüsel davranma
    • Anaokulu ve ilkokul uyum sağlamakta zorlanma, okula gitmek istememe
    • Ağlayarak bütün isteklerini yerine getirme, anne babayı yönetmeye çalışma

    Aşırı Koruyucu Tutum

    Anne babanın aşırı koruması çocuğa gereğinden fazla kontrol ve özen gösterilesi anlamına gelir. Çocuğun büyümesine izin verilmemesi bu tutumun temel özelliğidir. Okulda kendi ihtiyaçlarını gideren çocuğun evde yemeğinin anne tarafından yedirilmesi, anne babayla aynı yatağı paylaşması sıkça rastlanan örneklerdir. Sosyal, duygusal ve davranışsal anlamda korunan çocuğun toplumsal gelişiminde gecikme yaşanır. Bu durum çocuğun arkadaş ilişkilerini olumsuz etkiler.

    • Büyümeye izin verilmeyen bu ailelerde yetişen çocuklarda şu özelikler gözlemlenebilir.
    • Anneyle ayrışmayan çocukla, aşırı bağımlı kişilik yapısı geliştirir.
    • Bütün ihtiyaçları anne –baba tarafından yerine getirilen çocuklarda sorumluluk duygusu gelişmez, kendi kararlarını vermekte zorlanır.
    • Ailede ilginin merkezi olan çocuk akranlarının da aynı ilgiyi göstermesini bekler, bu beklenti arkadaşlık ilişkilerinde sorun yaşatır.
    • Aşırı korunma özgüven eksikliğine neden olur.

    Kararsız ve Tutarsız Tutum

    Anne babanın kararsız tutumu neyin doğru neyin yanlış davranış olduğu konusunda çocuğu şüpheye düşürür. Kararsızlık iki şekilde görülebilir. Anne babanın bir davranışı kimi zaman normal olarak değerlendirip kimi zaman cezalandırması ya da bir davranışın anne tarafından farklı baba tarafından farklı değerlendirilmesi kararsız tutuma örnektir.

    • Kararsız tutum gösteren ailelerin çocuklarında şu özellikler gözlemlenebilir.
    • Tutarsız bir kişilik yapısı
    • Karar vermede zorluk yaşaması
    • Doğru ve yanlış davranışı anlamakta zorlanması
    • Okul fobisi yaşayabilir

    Destekleyici Aile Tutumu

    Anne babanın çocuğu hem desteklediği hem de sınırlar koyduğu, kontrolü ve disiplini öğrettiği aile tutumudur. Çocuk anne babayla iletişim kurmakta zorlanmaz, ihtiyaçlarını rahat bir şekilde ifade edebilir. Anne –baba çocuğa kendi başına karar vermeyi ve bu kararın sorumluluğunu yüklenmesi gerektiğini öğretir. Çocuğun temel ve duygusal ihtiyaçları en uygun şekilde karşılanır. Anne baban tutarlı davranışlar gösterir, olumlu ve olumsuz davranışlar çocuğa öğretilir. Çocuk yetiştirmenin temel dinamiği olan koşulsuz sevgi, yeterli hoşgörü ve yaşa uygun disiplin güvenli bir ortamda sunulur. Çocuğun kendini tanıması; kendine özgü anlayış geliştirmesine ve görüşlerini ifade etmesine olanak sağlanır.

    • Destekleyici tutumun çocuk üzerinde şu etkileri oluşabilir.
    • Sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirir.
    • Özgüven ve özdenetimi geliştirir
    • Toplumsal kurallara uyum sağlar
    • Sorumluluklarının farkında olur
    • Anaokuluna ve ilkokula uyum sağlamakta zorlanmaz.