Yazar: C8H

  • Ne kadar yiyeceğine kendisi karar versin.

    Sofraya oturduktan sonra, yemeğin hep beraber belli bir süre içinde yeneceği açık bir ifadeyle anlatılmalıdır. Bu sürenin bitimine kadar hiçbir uyarı yapılmadan durulmalı, yemeye direnirse su, süt ve taze meyve suyu dışında hiçbir şey vermeden beklenmelidir. Ve asla alınan kararlardan vazgeçilmemelidir. Sofra hazırlanması sürecine çocuğu dahil etmek ve bunu bir eğlence gibi gerçekleştirmek, çocuğun yemek yeme isteğini artıracak, eğlenceli ve lezzetli yolculuk yapacağı düşüncesinin yerleşmesini sağlamasına sebep olacaktır. Çocuğa yiyeceği miktara karar vermesi için imkan tanıyın. Kendi tabağına konan yiyeceği çocuğun fikrine başvurarak koyun ya da yaşı uygunsa kendi tabağını kendi hazırlamasına müsaade edin. Böylece tabağındaki miktarı gözünde büyütmemiş olur. Yiyeceği miktar konusunda en iyi kararı verecek olan kişi çocuğun kendisidir. Yemekte zorluk çıkaran çocuğa yemediği zaman ekstra ilgi gösterilerek üzerine düşmeyin. Yemeği çocuğa “ister ye ister yeme” tavrı içinde verin ve çocuğun tabağına endişeli gözlerle bakmayın. Yemezse öğünler arasında bir şey vermeyin. Yemediği takdirde bir dahaki yemekte yiyeceğini kendisine söyleyin.

    Diğer çocuklarla kıyaslamayın

    Doğal olarak aileler çocuklarının bir saat bile aç kalmalarına dayanamaz. Ama çocuğumuza iyi yemek yeme alışkanlığını öğretebilmek için birkaç öğün hiçbir şey yememesine göz yummanızın hiçbir mahsuru yoktur. Çocuğunuza sağlıklı bir beslenme düzeni oluşturun, yemek yerine abur cubur yemesine engel olun. Sıklıkla yapılan yanlışlardan biri, çocuğun boyunun veya kilosunun tekli olarak değerlendirilmesi ve diğer yaşıtlarıyla karşılaştırılmasıdır. Yaşına göre boy-kilo gelişiminin normal olup olmadığını, dıştan görünüme göre kendi kafamızca değerlendirmek doğru değildir. Buradaki ölçüt doktorun çocuğun zayıf, şişman, uzun veya kısa boy lu olduğunun standart büyüme eğrilerine göre değerlendirilmesidir.

    İştahını açmak için…

    Güzel bir yemek görmekle veya kokusunu duymakla iştah açılırken, tam aksine nahoş bir koku ve görünüm iştahı azaltabilir. İştahın açılmasında görünüm ve kokunun yanı sıra pek çok faktörün de etkisi vardır. Egzersizler ve aktivitenin artması iştahı artırırken, aşırı yorgunluk olumsuz etki yapar. Yemek öncesi bir şeyler atıştırılması iştahı kapatır. Kışın, yaza göre daha iştahlı olabilir. Bol oksijenli temiz ortamlar iştahı artırıcı bir etkendir. Üzüntü iştahı azaltır. Neşeli ve sevinçli hallerde de artar. Enfeksiyon hastalıklarında azalan iştah hastalık geçince düzelir. Çocuğunuzun iştahsız olduğunu düşünüyorsanız, öncelikle çocuk hastalıkları uzmanına götürerek gelişim eğrilerine göre büyüme ve gelişme durumunun normal sınırlar içinde olup olmadığını saptayın. Eğer düşük kilolu grubuna giriyorsa altta yatan herhangi bir hastalık olup olmadığını araştırın. Daha sonra bir beslenme uzmanıyla çocuğun gereksinimlerini belirleyerek günlük beslenme programı hazırlayın.

  • Bütünsel Yaklaşım ve Psiko-Onkoloji

    Bütünsel Yaklaşım ve Psiko-Onkoloji

    İyi olmak ya da sağlıklı olmak, biyolojik ve fiziksel iyi olma haline ek olarak, psikolojik ve sosyal anlamda da iyi olma halini kapsamaktadır. Bizlerin biyopsikososyal varlıklar olduğumuz aşikardır. Durumu bu şekilde ele aldığımızda, bireyleri sadece biyolojik- fiziksel yapılarıyla değil, aynı zamanda ruhsal durumları ve sosyal etkileşimleriyle değerlendirmek, biz sağlık çalışanları için büyük bir avantajdır. Bu bağlamda bireyi daha iyi tanır, değerlendirir ve ihtiyacı olan tedaviyi sunabiliriz.

    Biyolojik, psikolojik ve sosyal yaşam dahilindeki yapı taşlarımızdan herhangi birinde sıkıntı yaşarsak, bu diğer taşları da yerinden oynatabilir. Bir örnekle açıklamak gerekirse, nezle, grip gibi bir rahatsızlıkta canımız sıkılır, evde dinlenmek zorunda olduğumuz için de bu durum sosyal etkileşimlerimizi sınırlandırır. Bunun tam tersi bir senaryo ise, eşimizle yaşadığımız tartışmalar ya da iş yerinde maruz kaldığımız stres bize yorgunluk, vücut ağrıları, viral hastalıklar da zarara açıklık olarak geri dönebilir. Kısaca beden ve ruh sağlığımız çok yakın iki arkadaştır. Birlikte çalışır ve birbirlerinden etkilenirler. Bu arkadaşlığın bozulması en son isteyeceğimiz durumdur.

    Tüm diğer hastalıklar gibi, kanser hastalığında da ruh, beden ve sosyalizasyon bütünlüğü birlikte ele alınmalıdır. Kanser tanısı almış bireylerin algıları, durumu değerlendirmeleri ve beklentileri birbirinden farklı olacaktır. Örneğin 20 yaşında üniversite öğrencisi bir genç kızın meme kanserine bakış açısı 60 yaşında torunlarının bakımıyla ilgilenen bir bireyden çok farklı olacaktır. Bu noktada, her bir bireyin kendine özel, biricik olma mantığı doğrultusunda, kişiye özgü hizmet sunmak biz sağlık çalışanlarının görevi ve sorumluluğudur.

    Bu ihtiyacı karşılamak amacı ile onkoloji ve psikololojiyi bir araya getiren yeni bir alan oluşması elzem hale gelmiştir. Henüz 50 yıllık bir geçmişi olan Psiko-onkoloji, yani kanser psikolojisi, kanser hastalarının, ailelerinin ve yakınlarının tanı konulması aşamasından itibaren, tedavi süreci boyunca ve sonrasında bireylerin yaşayabilecekleri psikolojik, sosyal sorunları tespit etmek ve bunları gidermeyi hedefler.

    Konusunda uzman kimselerden eğitim ve süpervizyon almış psikiyatristler ve psikologlar bu alanda hizmet verebilir. Başlangıç gördüğüm bu yazı sonrasında, sizlere Psiko-onkoloji alanına dair güncel ve faydalı bilgiler sunmaya devam edeceğim.

    Sağlıklı ve huzur dolu bir yaşam dileğiyle.

  • Çocuklarınıza kar yedirmeyin!

    Kar yemek mikrobik enfeksiyonlar başta olmak üzere üst solunum yolları rahatsızlıklarına sebebiyet vermektedir

    Kar yeme alışkanlığının özellikle çocuklarda sık karşılaşılan bir durumdur.Karın gökyüzünden inmesi sırasında bünyesine dahil ettiği birtakım mikroorganizmaların enfeksiyonlara ve ayrıca üst solunum yolları rahatsızlıklarına sebebiyet vermektedir.

    Türk kültüründe yer alan değişik biçimlerde kar yeme alışkanlığının çocuklarda ciddi hastalıklara yol açtmaktadir. Çocuklar kar yerken mikroorganizmaları da vücutlarına alır. Bu da çocuklarda karın ağrısı, kusma ve bazen de zehirlenmeye kadar varan rahatsızlıklara sebebiyet verebilir. Ayrıca boğaz iltihabı da sık rastlanan bir vaka. Kar suyunda iyonize bazı maddeler yok, bu yüzden kalsiyum eksikliğine de yol açabilir. Biz bundan ötürü çocukların kar yemesine karşıyız.

    Kar yemenin ardından ishal, kusma, boğaz ağrısı gibi rahatsızlıklar görüldüğünde çocukların aileleri tarafından derhal en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesini gerekmektedir.Ebeveynlerin bu durumu erken fark etmelerinin tedavi süresini kısaltacaktır.

  • Deneyimsel Oyun Terapisi

    Deneyimsel Oyun Terapisi

    Oyunun akışıyla ilgili tüm kontrolün çocukta olduğu ve oyun terapistinin öncelikle oyun arkadaşı olmak zorunda olduğu bir yaklaşımdır. Çocuk, sınırları ne kadar zorlayan bir oyun oynarsa oynasın fark etmez. Oyun terapisti, çocuğun oyununa katılır ve onunla beraber sürecin bir parçası olur.

    Oyun terapistiyle güven ilişkisinin sağlanmasıyla birlikte, çocuk oyunları aracılığıyla kendisini zor durumda bırakan yaşantılarıyla ilgilenmeye başlar. İfade edemediği duygularını açığa çıkarır. Oyundaki hareketliliğin de yardımıyla, travma nedeniyle kasılmış olan bedeni gevşemeye başlar. Başa çıkamayacağı kadar büyük görünen sorunlar, oyunun büyülü dünyası içinde küçülmeye başlar. Çocuk güçlendikçe yaşamakta olduğu sorun etkisini kaybeder ve iyileşme gerçekleşir.

    Deneyimsel oyun terapisi 2-9 yaş arasındaki çocukların aile, okul ve sosyal yaşantılarında daha uyumlu ve mutlu olabilmelerini sağlamak ve davranış bozukluklarını oyunlar ile onarabileceğimiz bir terapi yöntemidir.

    2 yaşından itibaren çocuklar problemlerini oynayıp canlandırabilecekleri sembolik ve fantezi oyunları oynamaya başlarlar. Bu yüzden çocukların oyunlarına müdahele etmek ve oyunları yönlendirmek aslında onların hayatına ve deneyimledikleri gerçekliğe müdahale etmektir. Oyun, bütün çocukların ebeveynlerle arasındaki iletişim aracıdır. Bu yüzden deneyimsel oyun terapisi travma, hayal kırıklığı, ihmal ve istismar gibi ciddi olumsuz olayları deneyimleyen çocuklar için oldukça faydasını gördüğümüz bir yöntem.

    Çoğu çocuk anne karnından itibaren stres, kaygı ve birçok yaşamsal problemlerle birlikte dünyaya gelir ve o problemlerle beraber büyümek/gelişmek için büyük çaba sarf eder. Hatta bazen anne babalar dahi çocuklarına yükledikleri stresörlerin farkına varamazlar. Bütün ebeveynlerin amacı, başarılı ve özgüvenli çocuklar yetiştirmek fakat bu iyi niyeti çocuğa geçirme yöntemlerinde bazı hatalar yapılabiliyor. Sonuç olarak da çocuklarda öfke, inatlaşma, karşı olma, parmak emme, tırnak yeme gibi davranış problemleri ve ya tepkilerle karşılaşabiliyoruz.

    DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİ AŞAMALARI

    1. Keşif Aşaması: Çocuk; odayla, terapistle ve bu yeni ortamda kendine dair beklentileri ile tanışır.

    2. Güveni Test Etmek: Çocuk, kendi için önemli olan bilgileri vermeye geçmeden önce terapistin kendine bağlılık düzeyini değerlendirir. Bu aşamanın amacı terapist ile güven ilişkisi oluşturmaktır.

    3. Bağlılık Aşaması: Çocuk, kişisel olarak anlamlı duygusal temalar içeren fantezi oyununa başlar. Çünkü çocuk terapiste güveniyordur ve terapisti fantezi oyununa davet eder. Bu aşamada çocuğun oyunu çok yoğun ilerler.

    4. Terapötik Büyüme Aşaması: Deneyimlediği duygusal acı ile yüzleşmesi ile birlikte çocuk kişisel güçlenme hissini geri kazanmaya başlar. Böylece, acı veren olay ya da ilişki nedeniyle bir zamanlar atladığı gelişimsel aşamalara ulaşmaya yönelik olarak büyümeye başlar.

    5. Sonlandırma Aşaması: Oyunlar artık daha basit, iyileşmeye yönelik oyunlardır ancak sonlandırma için çocuk hazırlanmalıdır. İlişkinin sonlanmasını kabul etmede çocuğa destek olmak terapötik birlikteliği korumak önemlidir. Terapist ve çocuk sonlandırmayı birlikte yapar. Ebeveynlerin bunu desteklemeleri önemlidir.

    PEKİ, TERAPİSTİN GÖREVİ NEDİR?

    Deneyimsel oyun terapisinde terapist, sözel olarak yansıtmalar ve aynalamalar yaparak çocuğun hem deneyimini pekiştirip hem de ‘seninleyim, yanındayım ve sen güvendesin’ hissiyatını çocukta oluşturur. Fantezi yani travma oyunları sürecinde, çocukla birlikte oyunu deneyimler, verilen role karşılık verir ve bu sayede geçmişte deneyimlenen olumsuz yaşantıları oyun oynarken derinleştirir. Ancak terapist oyuna asla müdahalede bulunmaz ve yönlendirme yapmaz. Bu süreçte tüm benliği ve uyumu ile çocuğun yanındadır.

    HANGİ DURUMLARDA DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİNE İHTİYAÇ DUYUYORUZ?

    • Bağlanma problemleri

    • Travma sonrasında yaşanan kaygı ve stres bozuklukları

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Boşanma süreci ya da boşanmış ailelerdeki zorluklar

    • Duygusal, fiziksel ya da cinsel istismarda

    • Aile içerisinde yaşanan değişimlere uyum sağlamada zorluk yaşanması (yeni bir kardeş, ev, okul, ebeveyn)

    • Saldırganlık, hırçınlık davranışlarında

    • Sosyal içe kapanma ve depresyon.

  • Kilolu çocuklara zorla diyet yaptırmayın!

    Çocuklara zorla diyet yaptırmak çözüm mü?

    Aşırı kilolu çocuklara karşı ailelerin yanlış yaklaşımlarda bulunmasının, çocukların ömür boyu kilo sorunuyla boğuşmasına neden olacaktır. Çocukları kilo vermeleri için aç bırakmanın ya da diyet uygulamak yanlış bir uygulamak olacağı gibi bunun çocuklarda psikolojik ve sosyal sorunlara yol açabilir.

    Kilolu çocukların beslenmesine çok dikkat edilmesi gerekir. Kilolu çocuklara karşı annelerin olumsuz yaklaşım içerisinde olmamalıdır. Öncelikli olarak çocuğun normal gelişimini sağlamak önemlidir. Bu yüzden kesinlikle çocuğunuzu kilo verdirme amacıyla aç bırakmayın ya da büyüklerin uyguladıkları düşük kalorili diyetleri çocuklarınıza uygulatmaya kalkışmayın. Bu dönemde yapılacak yanlış bir yaklaşım çocuğun tüm hayatını etkileyebilmektedir.

    Çocuklar için anne-babaların iyi bir örnek olmaları gerekmektedir.Babası televizyon karşısında cips yiyen ya da annesi sebzeyi görünce yüzünü buruşturan bir çocuktan aksi bir davranış beklemek mümkün olmayacakyır. Eve cips ,çikolata,kola,hazır meyve suları gibi besinler almayın. Çocuğunuzu bu tip gıdalardan uzak tutun. Israr ederse onunla oturup bu tip besinlerin bünyesine nasıl zarar verdiğini uygun bir dille anlatın ama sakın korkutmayın. Okula gidiyorsa beslenme çantasını siz hazırlayın kek ,kurabiye , börek , meyve suyu gibi besinler yerine sandaviç , süt / ayran , meyve tarzında menüler oluşturun. Okulda ne yediğine çok dikkat edin.

  • Zor Çocukla Nasıl Baş Edilir?

    Zor Çocukla Nasıl Baş Edilir?

    İnsan davranışlarının mutlaka bir nedeni olduğu gibi çocuklarımızın olumlu olumsuz davranışları da nedensiz değildir. Çocuklarımıza bazen nasıl davranabileceğimizi bilemeyiz ve bu konuda zorlanabiliriz. Burada yardım alınacak kaynaklar kesinlikle kesinlikle konu komşu,anne baba ya da çoluğu çocuğu olan herhangi birileri değildir. Her birey ayrı bir dünyadır. Her evin de ayrı bir kokusu ve yaşam biçimi vardır.

    Çocuğunuz yerinde durmuyor mu? Çok mu hareketli ya da size karşı mı geliyor? Yemek yemiyor mu? Ders çalışmıyor mu? Ya da çalışmasına rağmen beklenen başarıyı ortaya koyamıyor mu? Uykuya karşı direniyor mu? Bütün bunların bir nedeni vardır. Paniğe kapılmayın.! Her derdin bir çaresi vardır. Sizlerin sabırlı ve sakin olmanız ilk yapacağınız iş olmalıdır.Hangi yaşta olursa olsun anlayarak yaklaşmanız her zamanki değişmez tutumunuz olmalıdır. Çağdaş insan bilimin ışığında hareket eden insandır.

  • İştahsız çocuklar için beslenme önerileri

    Çocukların sağlıklı büyümesi, dengeli ve yeterli beslenmesiyle mümkündür. “Hiçbir şey yemiyor, yaşıtlarına göre çok zayıf.” gibi söylemler birçok anneye tanıdık gelir. . Aslında çocuğun kilosu boyuna, yaşına göre normalse ve sağlıklıysa hiçbir problem yoktur. Unutmamak gerekir ki onların mideleri küçüktür ve dolayısıyla da çabuk doyarlar. Bu yüzden sağlıklı yiyeceklerden yiyebileceği miktarda alması en doğrusudur.

    Çocuk beslenmesi

    Çocukların temel ihtiyaçlarından birisi olan beslenme; büyüme, gelişme ve sağlığın korunmasındaki en önemli faktördür. Bunun için her çocuğun doğumdan itibaren, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallerden oluşan besin öğelerinden yaşına uygun bir şekilde, her gün yeterli ve dengeli olarak alması gerekir. İlk 6 ayda anne sütünün yetmediği durumlarda çocuğun kaşıkla beslenmesi uygun olur. 6-12 aylık çocukların beslenmesinde, elma ve şeftali suyu ve püresi, pirinç unuyla hazırlanmış muhallebi, sebze çorbası ve yoğurtlu çorbalar ilk başlanacak ek besinlerdir. Devamında menüye yumurta, mercimek, et ekleyin. Sebze yemeklerini taze olarak pişirin, içine pirinç ve yağ ekleyerek, tat ve kalori yönünden zenginleştirin. Çocuğa verilecek yemeklere 1 yaşına gelinceye kadar tuz ve baharat asla atmayın

    Onu kendi haline bırakın!

    Çocuğu ısrarla reddettiği yemekleri yedirmek için zorlamak doğru bir yaklaşım değildir. Çocuk yemek yiyeceği zaman serbest bırakıldığında, yemek yemesi daha kolay ve zevkli hale gelir. Çocuğun açlık hissine kulak verin, ihtiyacından fazlasını yemesinde ısrar etmeyin. Çocuklar yemek yemek istemediklerinde sofrayı kaldırın ve bir dahaki öğüne kadar bir şey yenmeyeceğini ona belirtin ve bu konuda taviz vermeyin. Çocukların başka çocuklarla yemek konusunda kıyaslanması kesinlikle yanlıştır. Her çocuğun enerji ihtiyacı, sevip sevmediği gıdalar, vücut yapısı, harcayacağı enerji ve metabolizma hızı farklıdır. Çocuğu zorlamak yerine, onun kendi tercihine kulak verin, yemek istemediği yiyecekleri farklı sunum ve tatlarla değiştirerek tüketmesini sağlayın. Mesela süt sevmeyen çocuğa yoğurt, ayran, muhallebi ve ev yapımı meyveli yoğurt vermek gibi… Çocuğun beslenme tercihlerinde aile bireylerinin rolü büyüktür. Annenin veya babanın yemediği bir yiyeceği çocuktan yemesi beklenemez. Yemek sırasında sevilmeyen yemeklerden asla bahsetmeyin, bilakis yemek sırasında yediğiniz yemeğin faydalarını anlatır şekilde sohbet edin. Yemeklerin ailece neşe içinde yenmesi gerekir. Aile kavgalarının yemek saatlerinde yapılması veya çocuğun yaptığı hataların yemek masasında anlatılması yemek yemeyi zorlaştırır.

    Yemekleri bulamaç yapmayın

    Özellikle 1 yaş altı çocuklara çok çeşitli meyve, kuruyemiş, sebze, bisküvi, peynir, süt ve pekmez gibi besinlerin karıştırılarak verilmesi, daha sonrası için çocuğun tekli tatlara alışmasını zorlaştırır. Çocuk 2-4 yaş arasında aile fertleriyle yemeğe başlamalıdır. Böylelikle yetişkinleri izleyerek yemek yeme davranışlarını taklit eder ve görgü kurallarını da öğrenmiş olur. Aile bireyleriyle aynı masada yemek yemek çocuğa ailenin bir ferdi olma duygusunu yerleştirir ve birey olduğunu anlamasına kolaylık sağlar. Yemek yemeyi kesinlikle disiplin, ödül, sevgi gösterme şekli ve çocuğun davranışlarını kontrol etmede kullanmak doğru değildir. Anne-baba hiçbir zaman beslenmeyi bir pazarlık konusu haline getirmemelidir.

  • Uzun Yolculuklar Bir Adımla Başlar

    Uzun Yolculuklar Bir Adımla Başlar

    Uzun yolculuklar bir adımla başlar…İlk adımımızı annemize göre attığımız günden başlar yolculuğumuz kimine göre kısa kimine göre uzun bir seyahattir ki bu başta ne adınızı ne de
    ailenizi seçersiniz. Şartlar önceden belirlenmiştir.Anne babanızdan aldıklarınızla,çevreden üstüne kattıklarınızla kendi tercih edeceğiniz yaşamı belirlersiniz. Okula ilk adım, mesleğe ilk adım, evliliğe
    ilk adım derken adımadım adımlarsınız hayatı…Yanlış adımlarınız olur ayağınızı denk alır geri vitese takarsınız. Ama yine de vazgeçmezsiniz. Vazgeçmemelisiniz de zaten. Cesur ve kararlı olmalısınız. Doğru bildiğiniz yolda kimseyi yanınızda göremeseniz bile yürümeye
    devam etmelisiniz.!

    İnsan yanında yürüyeceği insanı iyi seçmeli…Yol arkadaşı başka bir şeye 
    benzemez.Yolda kalmak var,yoldan çıkmak var.Siz siz olun yollulardan da uzak durun ha…
    Yolculukta tanırsınız yanınızdakinin ne kadar adam olduğunu…Burada unutulmaması gereken bir şey var ki ;önce siz adam olacaksınız ki;yanınızdakinden de aynı kaliteyi bekleyebilesiniz. Hayattaki yolculuğunuzda mutlu olun mutlu kalın.!

    Bir de benim için, sevgiyle kalın.!

  • Bebekte sağlığın en önemli göstergesi refleksler

    Gag refleksi, palmar yapışma, tonik boyun refleksi, bebek davranışları, bebeklerde refleks, bebekte yönelme tepkisi, mora refleksi, bebekte arama ve emme refleksi, bebek tepkileri ,Anne Baba için yeni doğan bebeklerinde en önemlisi bebeklerinin sağlıklı olmasıdır.Bebekte Sağlığın en önemli göstergesi refleksler yeni doğan bebekler, avucunu okşadığınızda parmaklarıyla elinizi kavrar; yanağınızı yüzünüze yasladığınızda emme pozisyonu alır. Bu hareketler, bebeğinize özgü reflekslerdir.

    ARAMA VE EMME ÖNEMLİ

    Tüm sağlıklı bebekler; önceden bilinen ve sırayla başlayıp kaybolan reflekslerle birlikte doğarlar. Ancak, refleks cevaplarının eksikliği, olası bir nörolojik sorunun habercisi olabilir. Yeni doğan bebeğinizin hastanede yapılan muayenesinin bir kısmı, çeşitli reflekslerin ve cevapların aydınlığa çıkarılması girişimlerini içerir.
    Arama ve emme refleksi, bebeğinizin en önemli iki refleksidir. Bebeğin yanağının okşanması, arama ve emme refleksini ortaya çıkarır.
    Tonik boyun refleksi, bebek sırtüstü yatarken ve başı yana çevrildiğinde görülür. Vücudunu gerer, bacaklarını yukarı doğru çeker. 2 aylık bebeklerde daha belirgindir.
    Bebekler, refleksler sayesinde kendilerini koruma yeteneğine sahiptirler. Yeni doğan bebek, güçlü bir gag refleksi sayesinde; nefes borusunu açık tutmaya yardımcı olmak amacıyla balgam tükürme yeteneğine sahiptir. Yani bir bebek, soluk borusunun açık kalmasını sağlamak amacıyla balgam tükürebilir.

    KENDİLERİNİ KORURLAR

    Bebeklerin kendilerini korumak için kullandıkları birçok refleks ve tepki vardır. Örneğin; bebeğin vücudunun bir kısmı soğuk havaya maruz kalacak olursa; tüm vücudunun rengi ve sıcaklığı değişir, kol ve bacaklarını vücuduna doğru toplar, soğuğa maruz kalan yüzey alanını azaltmaya çalışır, sıcak kalma çabası içinde titremeye ve ağlamaya başlar. Ayrıca kuvvetli bir göz kırpma refleksi, bebeğin gözlerinin parlak ışıktan korunmasını sağlar

  • Rol Model Olmak

    Rol Model Olmak

    İnsanlar dünyaya gelirken anne babalarını,isimlerini ve kardeşlerini seçemezler. Yalnız yaşamlarını tercih edebilirler. Yaratılış gereği kendini bir yapının içinde bulurlar. Bu yapının adı ailedir. İnsan olmanın gereklerini ve ihtiyaçlarını ilk önce aile içerisinde sevgiyle öğrenirler. Anne şevkat ve merhametin;baba otorite ve güvenin kardeş candaş olmanın sembolüdür. İnsan aileden aldıkları veya alamadıklarıyla;çevreden ekleyip eklemedikleriyle kişiliğini şekillendirir. Dolaysıyle anne babaların çocuk yetiştirmede sabırlı ve de önyargısız olması gerekir. Neyi nasıl verirsek o şekilde alacağımız bir alışveriştir ki bu; kısa vade de kesin sonuç verir.

    Onları sevgi dolu yapmak da, kıskanç yapmak da,sorumlu bir insan yapmak da tamamen elimizde olan birşeydir. Ölçülü davranmalıyız çocuklarımıza,ölçülü olmayı öğretmeliyiz. Herşeyin azı zarar fazlası zarar ortası karar demiş büyüklerimiz. Az verip aratmayalım çok verip şımartmayalım sözü de çocuk yetiştirmede dengeyi bulma adına mükemmel bir yaklaşımdır. Sevgi ve yakınlıkta ölçünüz öyle olmalı ki çocuk hem her an sizi yanında hissederek destek bulmalı hem de anne-babasını görmediği zamanlarda kendisini özgür hissedebilmeli. Çocuğa aşırı ilgi ve özen gösterme yanlışına kültürümüzde genellikle hanımlar düşer. Evliliğinde kendini yalnız hisseden anneler kendini çocuğuna adamaya, ona fazlasıyla bağlanmaya başlar ve çocuğunu da kendine bağımlı hale getirebilir. Oysa her güçlükten korunan, aşırı kontrol edilen, sorunları genellikle anne-babası tarafından çözülen çocuklar pasif, beceriksiz ve kendine güveni olmayan kişilik tipi geliştiriyor. Bu yanlış anne-baba tutumuna geç çocuk sahibi olmuş, ilk çocuk anne-babası, tek çocuğu olan, erkek çocuğu evde kral ilan eden ebeveynlerde daha sık rastlanıyor.

    Çocuk el bebek gül bebek şımartılıyor, kucaktan yere indirilmiyor, “aman üzülmesin, incinmesin, her istediği olsun” denip adeta bir cam fanus içinde büyütülüyor. Her zaman yanında anne ya da babasını bulan çocukta bağımlı kişilik özelliği daha sık gözleniyor. Zamanla çocuk bu bağımlılığı eşine karşı da sergileyebiliyor. Süt kuzusu denilen gençlere dönebiliyor. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ise çocuk henüz bebeklik dönemindeyken “Şımarmasın, bağımlı olmasın” düşüncesiyle yanlış uygulama hatasına düşmemeniz. “Çocuğunuz her ağladığında kucağa alırsanız bağımlı olur” tavsiyelerine çok fazla rağbet göstermeyin. Zira ilk yıllarda bebeğinizi ne kadar çok sevgi ve ilgi ile büyütürseniz kendini o kadar güvende hisseder ve sağlıklı bir gelişme gösterir.

    Başarılı anne-babalar, çocuğun ihtiyaçlarını sezen, onlara uygun yanıtlar veren, aşırı hoşgörülü veya katı olmayıp, çocuğa karşı esnek bir yaklaşım içinde olan, davranışlarında belirli bir kararlılık ve devamlılık sağlayan, karşı çıkmadan önce her zaman çocuğunun isteklerini dinleyen anne-babalardır. Yine başarılı anne-babalar, çocuğunun kendi kendisini denetlemesini ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimine ortam hazırlayan, çocuktaki sorumluluk duygusunu geliştiren, olayların sonuçlarıyla onları baş başa bırakan, onlara hak ve özgürlüklerinin sınırını öğreten, çocuklarına korku silahını çevirmeksizin, kendi kendilerini disipline eden ve düşüncelerini özgürce anlatabilen birer birey olarak yetişmelerine imkân hazırlayan kimselerdir. Yeryüzündeki hiç bir çocuğu “senden adam olmaz” diyerek adam edemezsiniz! Unutmayın ki her çocuğun rol ve modeli anne ve babasıdır..Çocuk eğer sizin gözünüzde adam olmayacaksa adam olamadığınız dandır.Bu çocuklar bencilliği,yalancılığı,ikiyüzlü olmayı,aldatmayı sadece sokaktan öğrenmiyor…Yapmadığınız bir şeyi onlardan ne isteyebilir,ne de bekleyebilirsiniz.Bir çocuk anne babasının tablosudur…Bu tablonun güzel olması tamamiyle ressamına bağlı diyorum ben sevgili dostlar.

    Yapmadığımız yada gerçekleştiremediğimiz şeyleri isteriz.Yalan konuşur dürüstlük bekleriz,kitap okumayız,ders çalışmasını isteriz..Bunları çoğaltmak mümkün. Lakin onlara önce kendimizle örnek olmayı denemeliyiz.Sorumluluğumuz onları dünyaya getirmeye vesile olmamızla bitmiyor.Aksine doğru bir rol model olarak devam etmesi gerekiyor. Sevgi dolu, merhametli çocuklar yetiştirelim sevgili dostlar..

    Sevgiyle kalın!!