Yazar: C8H

  • B10 vitamini ve eksikliği

    B10 VİTAMİNİ VE EKSİKLİĞİ ; B10 vitamininin saç sağlığı için de çok büyük önemi bulunmaktadır. Zayıf saçlara sahip olan kişiler B10 vitamini desteği aldıklarında saçlarındaki kuvvetlenmeyi ve canlılığı çok kısa sürede fark edeceklerdir. Bunun dışında saçları çok geç uzayan kişiler, saçları fazla miktarda dökülen kişiler, saç yapısı mat yapıda ya da kuru yapıda olan kişiler ve zayıf ve ince telli saç yapısına sahip olan kişilerin B10 vitamini takviyesi aldıktan sonra tüm bu sıkıntılarından kurtulabilecek; saç dökülmesi sorunları sona erecek, saçları güçlü ve yıpranmayan bir şekilde uzamaya başlayacak, kepek ya da başka bir sorun yaşanmadan güzel saçlara kavuşma imkanları olacaktır.

    Beslenme düzenlerinde eksiklik olan bireylerin sık sık mide bulantısı gibi problemler yaşamalarının ana kaynağı incelendiğinde, vücutlarına yetersiz sayıda B10 vitamini aldıkları saptanmıştır. Bu sebepten ötürü mide sorunları yaşamamak adına düzenli olarak yeterli miktarda B10 vitamini almaya özen gösterilmelidir.

    Deri problemlerinin en sıkıntılılarından biri olan egzama, yeterli derecede B10 vitamini alındıktan sonra kısa sürede iyileşme gösterebilmektedir. Böylelikle B10 vitamininin cilt üzerindeki olumlu etkilerinden de söz edebilmek mümkündür.

    B10 vitamini, vücutta bağırsak bölgesinde bulunan hücrelerle etkileşime girerek bağırsak floralarının daha sağlıklı yapıda olmasına ve daha düzgün çalışmasına yardımcı olur.

    İnsan metabolizmasındaki kan hücrelerinin düzenli olarak üretilmesine, aynı şekilde proteinlerin de sağlıklı bir yapıda olmasına ve folik asitlerin de oluşumuna katkı sağlamaktadır.

    İnsan derisinde olası yanıkların çabuk iyileşmesini sağladığı gibi güneş ışınlarının zararlı etkilerinden deriyi koruyarak sertleşmesini ve kırışmasını önlemektedir.

    Kalpteki, böbreklerdeki ve karaciğerdeki yağlanmaların vücuda zarar vermeyecek seviyede tutulmasını sağlar.

    B10 vitamini hangi besinlerde bulunur?

    Yumurta

    Süt

    Süt ürünleri

    Fındık

    Fıstık

    Bira mayası

    Yer fıstığı

    Soya

    Ayçiçeği yağı

    Pekmez

    Karaciğer ve böbrek gibi sakatatlar

    Balık

    B10 vitamini eksikliği

    Vücutta B10 vitamini eksikliği yaşandığında en sık görülen sağlık problemleri şu şekildedir;

    Baş ağrısı sorunları

    Sindirim sisteminde meydana gelen aksaklıklar

    Kansızlık problemi

    Yorgunluk problemi

    Sinirli ve stresli yapı Saçlarda beyazlamanın artması

    Ciltte beyaz renkli lekelerin oluşması

  • Ah Şu İnternet!

    Ah Şu İnternet!

    * “Evladım diye bir şey diyemiyorum, sürekli bilgisayarın başında, odasından sadece tuvalete gitmek için çıkıyor. Çoğu zaman yanımıza gelmiyor, yemeğini de odasına götürmek zorunda kalıyorum. Ne bitmez oyunmuş, resmen çocuğumu esir aldı. Ah şu internet! Evladımı benden çaldı”.

    * “Sevgilimle buluşmak için can atıyorum, ama ne zaman bir araya gelsek telefonuna bakmaktan bana bakamıyor. Gelen mail ve mesajlara cevap vermekten söylediğimi dinlemiyor. İşi gereği olsa anlayacağım ancak bana göre interneti lüzumsuz yere kullanıyor ve ona mahkûm olmuş durumda”.

    * “Gece yataktaki halimiz şu şekilde; eşim ve ben yatağın birer kenarında elimizde telefon, internete dalmış durumdayız. Ne muhabbetimiz kaldı ne de cinsel hayatımız”.

    * “Eskiden kocam kahve köşelerine takılır eve geç gelirdi, yine de gece benimle idi. Şimdi eve vaktinde geliyor, ancak sabahlara kadar internette oyun ile meşgul oluyor. Artık öncelikli eşi internet, sanki bana kuma geldi. Başını bilgisayardan kaldırtamıyorum”.

    * “Gece vakti uyanıyorum, topraklarımı saldırı olabilir endişesi ile oyunumu kontrol ediyorum. Belki zevk alıyorum ama bu oyun uykumu alt üst etti. Uykusuzluk nedeniyle iş hayatım olumsuz etkiledi”.

    * “Maalesef son 1 yıldır oğlum bilgisayarıyla tüm gününü geçiriyor, hiç arkadaşı yok, sosyal ilişkilere girmiyor. Sadece sanal ilişkileri var ve bu durumdan da şikâyetçi değil. Gerçek hayattan kopuk hale geldi. Düğüne, gezmeye, eğlenceye, kısacası hiçbir ortak aktiviteye katılmıyor. Geçen arkadaşları ısrar ettiler ve zorla onu sinemaya götürdüler. Dönüşte arkadaşları oğlumun garip konuşmalarını ve davranışlarını bana aktardılar, şoka girdim. Oğluma ne oluyor?”.

    Çevremizden duyabileceğimiz bu öyküler ve benzerleri bize “internet bağımlılığını” oldukça güzel tanımlarlar.

  • Diş çıkarma ve diş bakımı

    Bebeklerde süt dişleri genellikle 8. ayda sürmeye başlarlar.Ailede erken diş çıkaran ebeveyn varsa bebeğimizde erken çıkarma ihtimaline sahiptir.Bazen ilk diş çıkarma işlemi bir yaşına kadar gerçekleşebilir fakat yaşını geçtiği halde diş sürmesi görülmediyse çocuk ve diş hekiminize ulaşmanız ve muayene yaptırmanız gerekmektedir.

    Diş sürmesi döneminde huzursuzluk,salya miktarında artış ve iştahsızlık gözlenebilir.

    Diş çıkartma dönemi son bulduğunda (genellikle 30. ay )alt çenede 10 ,üst çenede 10 olmak üzere toplamda 20 adet süt dişi görülür.

    Ağızda pamukçuk tarzı görüntülerin olmaması için hiç süt dişi bile yokken beslenme işlemini takiben temizlik yapılmalıdır.Bu temizlik steril bir tülbent yardımı ile olabileceği gibi bu iş için üretilmiş materyaller alınabilir.Yani diş bakımı doğumla başlar……..Süt dişlerinde en çok görülen renkleşmeler ve çocuklarda ağız ve diş temizliği hakkında püf noktalar.Çocuklarımızda görülen renkleşmelerin başında kullanılan demir içerikli prepratlar gelir genellikle griden siyaha bir boyanma olup düzenli fırçalama ile geçerler.

    Dişlerin gelişimi ve yapılanması döneminde fazlaca alınan flour sonucu gri beyaz bir görüntü veya kahverengi renkleşmeler oluşabilir biz buna flourozis diyoruz.Flour miktarı yaşanılan bölgeden tüketilen suya kadar değişim gösterdiği için hekim kontrolü altında miktarın ayarlanması gerekmektedir.

    Renkleşmelerin önemli bir bölümü ise çürükleri işaret edeceğinden her zaman doğumdan itibaren nasıl çocuk doktorumuz varsa çocuğumuzun bir diş hekiminede ihtiyacı olduğunu unutmayınız.

    Doğumdan itibaren bebeğimizin dişleri olmasa bile steril bir bezle dikkatlice ağzını temizleyebilirsiniz.Dişlenme ile birlikte eczanelerde satılan parmak fırçalarına geçilmelidir.İlerleyen yıllarda çocuk fırçaları kullanılmalıdır ve unutmayın 9 yaşına kadar çocuklarımız fırçalama işlemini oyun olarak algılayacakları için alışkanlık oluşmayacaktır.Bu yüzden bu döneme kadar özellikle her akşam birlikte fırçalama işleminizi yapmanız hem beraber eğlenmenizi hemde alışkanlığı kazandıracaktır. Gece yatarken diş fırçalayıp yatmak herkes için en önemli öncelik olmalıdır çünkü gece tükrük miktarı azalır.Sabah ise kahvaltıyı peynir gibi besinlerle bitirip yarım saat sonra dişlerimizi fırçalayabiliriz. Yapılan hatalara göz atacak olursak kulllanılan emziklerin şekerli gıdalara bandırılarak verilmesi (reçel,bal v.s.).Gece yatarken az ağlasın diye biberonun içindeki süt ve buna eklenen şekerli gıdaların uzun süre ağızda kalması, kırılmasınlar diye laf söyleyemediğimiz akrabaların getirdikleri çikolata,şeker,gazlı içecekler v.s. Tüm bunlara karşı tedbirler alınmalı ve en önemlisi her gece çocuğumuz ile birlikte dişlerimizi fırçalayıp suyumuzu içip yatmalıyız.

    Peki çürük oluşumu nasıl azaltılabilir ? Yukarıda saydığımız önlemlerin dışında herkes diş hekimini yılda iki defa ziyaret etmelidir.Çocuklarımıza diş hekimi kontrolünde yüzeyel flour jel uygulaması yapılabilir.Altı yaş önemli bir dönem olup ağızda ömür boyu kullanılacak ilk azılar sürer , alt çenede ve üst çenede en sonlarda görülürler

    Oyun dönemi çok eğlenceli olmasına rağmen diş yaralanmaları görülebilir.Diyelimki çocuğumuz düştü ve dişi yuvasından fırladı hiç panik olmadan temiz bir sütün içine koyun ve hemen diş hekiminize çocuğunuzla birlekte ulaşın erken davranılan bu tür yaralanmalarda çıkan dişi yerine koyarak hekiminiz diş kaybını engelleyebilir

  • Ağlamak Ve Öfkelenmek Güzeldir

    Ağlamak Ve Öfkelenmek Güzeldir

    Tıp fakültesi 4. sınıf öğrencisi iken (stajyer doktor olarak) genel cerrahi yoğun bakım ünitesinde arkadaşlarımla nöbetler tuttuk. Yoğun bakım ünitesi, ölüm ile yaşamın kesiştiği bir yerdi. İki ihtimalden biri hayata tutunmakken, diğeri ise mutlak gerçekle yüzleşmekti. Genelde ameliyat sonrası hastaların takibi yapılırdı. Sorumlu asistan doktor, gün içinde yaptığı her değerlendirmede bizlere şu soruyu mutat sorardı: “hasta gaz-gaita çıkardı mı?”. Günlük yaşamda gülüp geçeceğimiz bu soru, yoğun bakım hastası için hayati öneme sahipti. Sorunun cevabı “evet” olduğunda bilinirdi ki hasta olumlu seyir gösterecek ve iyileşecekti. Stajyer doktorun asli vazifelerinden biri, ayağa kısmen kalkabilen hastaların koltuk altına girerek hastayı mobilize etmek (yürütmek) ve asistanın verdiği talimat doğrultusunda rektal tuşe atmak (bağırsak hareketlerini uyarmak) idi. Tek hedef vardı: gaz-gaita çıkışını sağlamak.

    Bugün, psikiyatri uzmanı bir hekim olarak bazı anne ve babaların beklentilerini görüp şaşırıyorum: “çocuğum hiç ağlamasın”, “delikanlı hiç öfkelenmesin”. Duyguların dışa vurumu olan ağlamanın ve öfkelenmenin yokluğu daha iyi olabilir mi? Cenaze evinde annesinin ölümüne ağlamayan çocuk, haksızlığa uğradığında öfkelenmeyen genç mi daha sağlıklı?

    Cerrahi operasyon sonrası hasta, gaz-gaita çıkararak nasıl hayatiyet gösteriyorsa, bırakınız çocuklarınız da uygun zeminde ve zamanda ağlasın ve öfkelensin. Zira münasip olan durumlarda “ağlamak ve öfkelenmek güzeldir”.

  • Çocuklarda reflü ve iştahsızlık

    ÇOCUKLARDA REFLÜ,AĞIZ KOKUSU,İŞTAHSIZLIK,SIK HASTALANMA sebebi olabilir

    Mide içeriğinin yemek borusuna geri gelmesi olarak tanımlanan reflü yaşamın ilk 3 ayındaki bebeklerin yarısından fazlasında rastlanılan bir durumdur ve bu dönemde fizyolojik normal kabul edilir

    Reflüsü olan bir bebekte;

    – Tükürme,

    – Kusma,

    – Öksürük,

    – Huzursuzluk ve uyku bozukluğu,

    – Beslenme güçlüğü,

    – Ağız kokusu

    Bebeklerin çoğunda kendiliğinden yok olan reflü eğer aşağıdaki sorunları oluşturursa önemlidir ve tedaviye başlanmalıdır.

    1) Beslenme yetersizliğine bağlı gelişme geriliği,

    2) Huzursuzluk ve ağrı nedeni ile beslemeyi reddetmek,

    3) Solunum ile ilgili sorunlar (Hırıltılı solunum, astım, sık akciğer hastalığı),

    4) Yemek borusunda hasara bağlı kan kaybı sonucu kansızlık,

    5) Tekrarlayan kulak ve sinüs enfeksiyonları.

    Tanı

    Bebeklerde ve küçük çocuklarda erişkinlerde kullanılan tanı yöntemlerini kullanımı oldukça güçtür.Tanı çoğu kez anne babanın anlatımı ve muayene sonucunda konulur. Nadir durumlarda ilaçlı yutma testi, endoskopi yada pHmetri kullanılabilir,

    Bebeklerde reflü sorununda alınabilecek önlemler,

    Öğünler olası olduğunca sık ancak miktar küçük tutulmalıdır.Öğün sonrasında gaz çıkarması için karnına basınç uygulanmamalıdır.

    Öğün sonrası yatırıldığında bebeğin başı gövdesine göre 15-25 derece yukarıda ve başı yanda olmalıdır.Bunun için bebeklere özel reflü yastığı kullanılabilir

    Besinlerin koyu kıvamlı olması kusmayı ve reflüyü azaltacaktır.Ticari olarak satılan anti relü mamaların yanısıra kıvam koyulaştırıcılarda bebeğin yaşı ile uyumlu olmak koşulu ile kullanılabilir.Yaşı ne olursa olsun gece sağa sola çok dönen,ağız kokusu olan çocuklarda reflü akla gelmelidir.Akşam 20 den sonra beslenme yasağı konur,su dışında bir şey verilmez,çikolata,ketçap kızartmalar ,asitli içecekler meyveli-sade soda yasaklanır.Gerekirse hekim ilaç başlar.

  • Aşırı Düşünme Alışkanlığı

    Aşırı Düşünme Alışkanlığı

    Yüzeysel olarak bakıldığında, aşırı düşünme kulağa çok kötü gelmiyor değil mi ?

    Ancak aşırı düşünmek problemlere sebep olabilir.

    Bir konuyu fazla düşündüğünüzde, yargılarınız puslu bir hal alır ve stresiniz artar. Negatif tarafına daha fazla yoğunlaşırsınız. Bu durumda da harekete geçmek zorlaşır. Burada aşırı düşünceden kaçınmanın 10 yolunu paylaşacağım :

    1. Farkında olmak değişimin başlangıcıdır: Aşırı düşünme alışkanlığının farkına varmadan önce ne zaman başladığınızı bilmeniz gereklidir. Kendinizi ne zaman şüphe içinde ya da stresli ve endişeli hissederseniz, geri adım atın ve duruma nasıl cevap verdiğinize bakın. Bu farkındalık anı değişme isteğinizin başlangıcı olacaktır.
    2. Bir şeylerin yanlış yöne gideceğini değil de doğru yöne nasıl gideceğini düşünün: Bir çok durumda, fazla düşünme tek bir duygunun sebebidir : korku. Bu tamamen olumsuz düşünmeye yöneldiğinizde olur. Kafanızda olumlu düşünceleri canlandırın.
    3. Kendinizi mutluluğa yönlendirin: Bu aşamada kendinizi mutluluğa, olumlu düşüncelere yönlendirmek iyi gelecektir. Dans etmek, meditasyon yapmak, resim yapmak vb. Bir şeylerle meşgul olmak sizi daha mutlu hale getirecektir.
    4. Düşüncelerinizi bir bakış açısı içine koyun: Aklımızdaki düşünceleri olduğunda fazla büyütmek ve abartmak kolaydır. Bir de bakmışsınız bu düşünceler önüne geçemeyeceğiniz birer dağ olmuş. Kendinize bu büyüttüğünüz düşüncelerin önünüzdeki 5 yıl içinde önemli olup olmayacağını sorun.
    5. Mükemmeli aramayı bırakın: Mükemmeli arıyorsanız eğer aramayı şimdi bırakın. Hırslı olmak güzel bir duygu fakat mükemmeliyetçilik gerçek dışıdır. Bir şeyin mükemmel olması gerektiği aklınıza geldiğinde şunu hatırlayın : ‘ Mükemmeli beklemek ilerleme kaydetmek kadar akıllı bir yol değildir. ‘
    6. Korkularınızla baş edin: Geçmişte yaptığınız hataların gelecekte de aynı sonuçları getireceğini aklınızdan çıkartın. Her yeni şansın yeni bir başlangıç olacağını hatırlatın kendinize.
    7. Çalışmalarınıza zaman koyun: Kendinize sınır koyun. Eğer bir şeyler hakkında çok düşünmek istiyorsanız buna bir limit koyun. Bu düşünme 5 dakikalık bir zaman dilimiyse geriye kalan 10 dakikalık dilimde sizi endişelendiren şeyleri bir kağıda yazın. Kağıdı yırtın ya da eğlenceli bir şeyler yapın.
    8. Geleceği tahmin edemeyeceğinizi fark edin: Kimse geleceği göremez ve tahmin edemez. Eğer şuandaki zamanınızı geleceğinize kaygılanmak için harcıyorsanız zamanınızdan çalıyorsunuz. Geleceğe odaklanmak hiç faydalı bir şey değil. Şuana odaklanmanız daha mantıklı olacaktır.
    9. İyi olduğunuz taraflarınıza odaklanın: Bazen en iyi yaptığınız şeyi tekrarlamak olumsuz olan ya da başarısız olduğunuz şeylere odaklanmaktan iyidir. Hangi yönünüz kuvvetliyse o alanda ilerleyin.
    10. Minnettar olun/ Şükredin: Her sabah sahip olduğunuz şeylerin listesini yapın. Sahip olmadığınız şeyleri düşünmeyin. Negatif düşünceler negatifliği getirir.

    Bunların dışında negatif düşünceler aklınıza geldiğinde bir yere not alın ama saklamayın kesinlikle. Geceleri bu tarz düşünceleri daha çok aklımıza getiririz. Konu konuyu açar (:

    ‘Fazla düşünmek bir hastalıktır’ Dostoyevski

  • Çocuklarda viral pnömoni (zatürre)

    Çocukluk yaş grubunda pnömoni önemli bir sağlık sorunudur. Dünya sağlık örgütü verilerine göre 5 yaşındaki küçük çocukların %16’sı pnömoniden kaybedilmektedir. Ülkemizde 5 yaştan küçük çocukların %29 ‘u pnömoni geçirmekte ve vakaların küçümsenmeyecek kısmı maalesef pnömoniden kaybedilmektedir.Son yıllarda viral pnömonilerin çocuklarda sık görüldüğü vurgulanmaktadır.

    Uzun yıllardan beri pnömonide esas nedenin bakteri olduğu kabul edilmiştir. Günümüzde bu bakış açısı değişmiştir.Virüsler eskiden pnömonilerin ancak %10 da neden olduğu kabul edilirken bugün bu oranın %50 civarında olduğu vurgulanmaktadır.

    Viral pnömoniler çocuklarda neden artmaktadır.

    Yeni tanı yöntemlerinin uygulamaya girmesi ile birlikte önceden tanı konulmayan vakalar tanımlanabilir hale mi gelmiştir.

    Yoksa gerçekte viral pnömonilerde artış mı söz konusudur? Bu sorunun yanıtını vermek zordur.

    Yeni tanı yönetmelerinin uygulamaya getirdiği kolaylık inkar edilemez.

    Diğer taraftan günümüzde bakteriyel enfeksiyonların önemini kaybettiği viral enfeksiyonların daha sık görüldüğü aşikardır.

    Çocukluk döneminde aşı uygulamaları ile birlikte bir çok bakteriyel enfeksiyona karşı korunma mümkün olmaktadır. Pnömokok ,boğmaca ,hemofiluz influenza aşılarının rutin aşılama programına girmesi ile birlikte bakteriyel pnömoni vakaları azalmıştır. Buna karşın viral pnömonilerin çocuklarda ciddi tablolara yol açtığı görülmektedir.

    Çocukluk dönemi bakteriyel pnömonilerindeki bu tablonun aksine erişkin pnömonisinde bakteriler halen önemini korumaktadır.

    Vakalarının 1/3 ünde ise viral ve bakteriyel pnömoniler birlikte seyreder.

    Viral pnömoniye sık olarak yol açan etkenler:

    İnfluenza (grip) A ve B

    Respiratuvar sinsityal virüs

    Parainfluenza virüsleridir.

    2

    Diğer bazı virüslerde pnömoniye yol açmaktadır.

    Adenovirüs

    Metapnömovirüs

    SARS korovirüs

    MERS koronovirüs ciddi tablolara neden olmaktadır.

    Bir çok viral enfeksiyonun seyri esnasında da pnömoni görülebilir. Kızamık ,su çiçeği, çiçek hastalıklarının seyrinde pnömoni gelişebilir.

    Virüsler vücuda damlacık yoluyla girerler. Solunum yolları ve akciğerdeki hücrelerde harabiyete yol açarak oksijenin akciğerden kan dolaşımına karışmasına engel olurlar. İlave olarak virüsler bağışıklık sistemini bozarak bakteriyel enfeksiyona karşı hastaları duyarlı hale getirirler

    Viral pnömonilerde esas belirtiler:

    Ateş

    Burun akıntısı

    Öksürük

    Baş ağrısı

    Kas ağrısıdır.

    Çocuklarda solunum zorluğu , apne nöbetleri, hırıltılı solunum görülebilir.

    Belirtiler pnömoniye neden olan etkene göre değişmektedir.

    Viral pnömonileri bakteriyel pnömoniden ayırt etmek zordur. Salgınlarla seyreden vakalarda viral pnömoni düşünülmelidir. Viral pnömoniler bakteriyel pnömonilere kısayla daha hafif bir seyir gösterirler. Bu vakalarda hırıltılı nefes alma ve üst solunum yolları belirtileri tabloya hakim olup ,ateşte hafif yükseklik saptanır. Beş yaşından küçük çocuklarda belirtiler şiddetli seyreder. Yaş küçüldükçe klinik tablo ciddi bir hal alır.

    Viral pnömoni tanısında :

    Hızlı antijen testi

    Kültür

    Kan testleri

    Radyolojik inceleme yardımcıdır.

    Özellikle son yıllarda uygulamaya giren hızlı antijen testleri erken tedavisinin planlanması açısından önemlidir.

    3

    Pnömonide radyolojik inceleme konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Bakteriyel ve viral pnömoni ayırımında radyolojinin yeri tartışmalıdır. Alveolar pnömoni ve lober tutulum bakteriyel pnömonide görülürken intertisiyel infiltrasyon hem bakteriyel hemde viral pnömonide saptanır. Radyoloji her zaman pnömoni tanısında yardımcı olmayabilir. Pnömonilerde başlangıçla akciğer grafisi normal görülürken hastalık düzeldikten sonra akciğer bulgularında değişiklik saptanabilir ki bu durum aktif enfeksiyondan ziyade geçirilmiş enfeksiyonu gösterir.

    Virüsler toplumda şahıstan şahısa bulaşır. Öksürmek , hapşırmak yoluyla virüs hızla yayılır. Enfeksiyondan korunmada damlacık yoluyla bulaşım olduğu göz önüne alınırsa kapalı alan ve kalabalık yaşam koşullarından kaçınmak önemlidir. Sık el yıkama ihmal edilmemelidir.

    Kişisel korunma kadar kitlesel korunmada önemlidir.

    Grip

    Su çiçeği

    Kızamık

    Kızamıkçık aşılarını rutin olarak uygulanmalıdır.

    Antiviral tedavi en kısa zaman da başlanmalıdır.

    İnfluenza da Oseltamivir veya Zanamivir

    Respiratuvar sinsityal virüs Ribavirin

    Varicella zoster virüs Asiklovir tedavisi önerilmektedir.

    Diğer virüs enfeksiyonlarında ise destekleyici tedavi uygulanır.

    Viral pnömonilerde antibiotik uygulanmasının yeri yoktur.

    Her yıl 200 milyon insanın viral pnömoni geçirdiği ve vakaların yarısının çocuklar olduğu unutulmamalıdır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Bekle Beni Mutluluk, Biraz Hazırlanmam Lazım

    Bekle Beni Mutluluk, Biraz Hazırlanmam Lazım

    Mutluluk içimizde hissetmemiz gereken bir duyguyken biz sürekli dışarıdan gelen şeylere bağlıyoruz. Yeni bir araba alınca mutlu olacağım, evlenince mutlu…, çocuğum olunca.., boşanınca …, sınavı geçince .., terfi alınca mutlu olacağım. Yani mutluluk bir hedefe dönüşüyor ve bunun için de hep bir şeyleri beklememiz gerekiyor. O beklediğimiz şey gerçekleştiğinde de kısa süreli anlık bir iyi hissetme halini alıyor. Aslında o anda hissettiğimiz şey gerçekten “Mutluluk” mu? yoksa “Coşku” mu?

    Peki mutluluk nedir? Tarifini bile tam yapamadığımız herkesin farklı tanımladığı bir duygu. Kimine göre mutsuz olmamak, kimine göre sosyal statü, kariyer sahibi olmak, kimine göre zengin olmak ya da huzurlu bir aile yaşantısına sahip olmak. Ama genel bir yanılgımız var, hep bir şeylere bağlıyoruz bu mutluluk denen olguyu. Oysa mutluluk bir “His”tir. Bizim satın aldığımız ya da sahip olduğumuz şeylere kodlarsak hep dışımızda kalmaya devam edecek uçucu, anlık yükselmelerden başka bir şey olamayacak ne yazık ki!

    Mutluluğu tanımlarken sanki hep bir neşe, abartılmış bir iyi olma haliyle özdeş tutma eğilimindeyiz. Oysa mutluluk; hüzünlü bir anımızı sevdiğimiz bir dostumuzla paylaşırken de hissedebileceğimiz bir şey. Ya da sadece çocuğumuzun gülümsemesini izlerken, kedimizle oynarken, sevdiğimiz bir şarkıyı mırıldanırken.

    Duygu repertuarımız o kadar genişken, mutluluğun biraz abartıldığını düşünüyorum. İnsan olarak her duyguyu deneyimlemek bizi ruhsal anlamda çok daha zenginleştiren bir şey. Ama biz sadece mutlu olalım beklentisine kapıldığımızda çok daha derin duygular hissedebileceğimiz değerli “An” ları kaçırıyoruz. Belki de hayat; her bir “An”ı farkındalıkla hissedip ustaca yaşayabilme sanatı. Yani yaşadığımız tüm duyguların harmanlandığı “An”lar bütünü. Biz ise onu üç ay sonra gelecek, 1 yıl sonra gelecek bir tren gibi bekliyoruz. Oysa mutluluk bir sonuç değil süreçten keyif alacağımız bir hayat yolculuğu..

    Bekleyerek, hazırlanarak, sipariş vererek elde edebileceğimiz bir şey değil Mutluluk. Tüm pozitif bilimlerin, dinlerin, bütün kadım öğretilerin dediği gibi. “Mutluluk İçimizde”. Dışarıdaki şeyler eğer biz izin verirsek sadece harekete geçirebilir. Ama herhangi bir kişiye, bir duruma bağlı olamaz. Eğer öyle olursa da sürdürülebilir olamaz. Uzun zaman beklediğiniz şeylerin gerçekleştiğinde hissettiğiniz duyguyu hatırlayın. İlk başta kısa süreli bir “Haz” sonrasında kocaman bir boşluk. Hatta belki hayal kırıklığı. Bunca zaman beklediğim şey bu muydu? Bu kadar mıydı?.. Öyle anlamlar yükleriz ki o beklentiye, gerçekleştiğinde hiç bir zaman yeterli olmaz.

    Sonuç olarak mutluluk, kişilere ve durumlara bağlı olmadığında, kaynağı kendi içimizden beslendiğinde, sürekliliği olan bir Olguya dönüşür, ne yaşarsak yaşayalım.

    Son söz; mutluluğun sana gelmesini mi bekliyorsun; daha çook beklersin!!

  • Yenidoğanda burun tıkanıklığı

    Yenidoğan ve iki ay altındaki bebeklerde burun yoluyla hava alışverişi çok önemli olduğundan, özellikle burnun iki taraflı ve tamamen tıkalı olduğu durumlarda ciddi solunum problemleri görülebilmektedir.

    Burun Tıkanıklığının Nedenleri:

    Yenidoğanlarda burun tıkanıklığının en sık nedeni, başka herhangi bir hastalık belirtisi olmaksızın görülen burun tıkanıklığıdır. İki taraflı burun tıkanıklığı ve hırıltı, üst solunum yolu enfeksiyonu, gastroözefageal reflü, travma, inek sütü ve soya protein allerjilerine bağlı burun mukozası ödemi sonucunda da sık görülmektedir.

    Enfeksiyon etkenleri başlıca viral üst solunum yolu enfeksiyonu etkenleri olmakla birlikte, bazen daha ağır enfeksiyon etkenleri de sebep olabilmekte ve diğer bulgulara ek olarak burun tutulumu da görülebilmektedir.

    Özellikle prematürelerde ve sinir-kas sistemi hastalığı olan bebeklerde, mide asidinin yemek borusu ve boğaza geri kaçışı olarak tanımlayabileceğimiz reflü de burun tıkanıklığı ve hırıltı ile karşımıza çıkabilmektedir.

    Daha az sıklıkla görülen diğer nedenler, lokal olarak kullanılan bazı burun damlalarının aşırı kullanımına bağlı burun mukozası ödemi ve annenin kullandığı bazı ilaçlardır.

    Tiroid hormon eksikliği olan bebeklerde gelişme geriliği, kabızlık, göbek fıtığı gibi problemlere ek olarak hırıltı saptanabilir.

    Yenidoğanlardaki burun hırıltısı, doğum esnasında ağız ve burundaki sekresyonların alınarak bebeğin solunumuna yardımcı olmak amacıyla kullanılan burun sondalarının yaptığı travma kaynaklı da olabilmektedir.

    Tek veya çift taraflı hırıltı ve tıkanıklık sebebi olabilen diğer bir grup hastalıksa burnun yapısal bozukluklarıdır. Bunlar bazen burunda eğrilik veya burunda kitle şeklinde olup kolayca tanınabilirken, bazen kesin tanı ancak endoskopi veya görüntüme yöntemleriyle konabilmektedir. Burun eğriliği yenidoğanların yaklaşık % 1 nde görülmektedir, çoğunlukla doğum öncesi veya doğum sırasında burnun basınç altında kalması sonucu olmaktadır. Bu bebeklerde genellikle, ödem azaltıcı damlalarla solunumu rahatlatarak beklemek yeterlidir.

    Burunda en sık görülen kitle gözyaşı kanalı kisti olup, göz ve burun kökü arasında şişlik de yapabilmektedir. Bu kitleler hırıltı sebebi olabildiği gibi bazen iltihaplanarak da hastalık yapabilirler.

    Koanal atrezi, yaklaşık olarak 8000 doğumda bir görülen, burun arka açıklığının kemik veya zar doku tarafından tamamen kapalı olmasını tanımlayan bir durumdur. Genellikle tek taraflı ve tam tıkanma olmakta ve hastaların yarısında kalp, böbrek, göz, kulak gibi diğer organ problemleri görülmektedir. Bu bebekler ağlarken daha iyi nefes almaktadırlar ve beslenirken morarma yakınmasıyla doktora başvurabilirler. İki taraflı tıkanıklık durumunda doğum anında solunum desteği verilmesi gerekebilmektedir.

    Belirti ve Bulgular:

    Burun tıkanıklığı olan bebeklerde hırıltı, gürültülü solunum, berrak veya koyu kıvamda akıntı olması en sık rastlanan yakınmalardır. Bazen uyku bozuklukları, beslenme problemleri (tıkanma,morarma,kilo alamama,kusma), aşırı hava yutma sonucu karın gerginliği, gaz sancısıyla karıştırılabilecek huzursuzluk doktora başvuru nedeni olabilir.

    Ne Yapılmalı?:

    Bebeklerde hırıltı, basit ve kolay düzelebilen nedenlere bağlı olabildiği gibi, bazen çok ciddi hastalıkların belirtisi olabilmektedir. Tıkanıklığın derecesi oranında bebeğin solunumu, beslenme ve gelişimi etkilenebilmektedir.

    Çocuk ve KBB hastalıkları uzmanı tarafından görülen hırıltılı yenidoğanlar, ilk başta anamnez ve fizik muayene ile, gerektiğinde de daha özel incelemelerle değerlendirilmelidirler.

    Burnun açık olup olmadığı veya her iki tarafın solunuma aynı oranda katılıp katılmadığı, basit olarak, bebeğin ağzı ve bir burun deliği avuçla kapatılırken açıkta kalan burun deliğinden hava giriş çıkışı dinlenerek veya soğuk metal bir yüzeyde oluşturduğu buğu gözlenerek yapılabilir. Burun deliğine damlatılan birkaç damla serum fizyolojiğin kabarcıklar oluşturması da burnun açık olduğunu gösterir.

    Burun tıkanıklığının yeri ve sebebi konusunda ilk değerlendirmeden sonra şüphelenilen hastalıklar doğrultusunda gerekli incelemeler istenir. Tedavi, hırıltısı olan bebeğin nefes alışverişini rahatlatacak damlalar kullanılması ve saptanan nedenin medikal veya cerrahi yollarla tedavisidir.

    Eğer her iki burun deliği açıksa, bebek ağır hasta görünmüyorsa ve rinoskopik muayenede burun içi kitle yoksa serum fizyolojik burun damlası kullanılabilir.

  • Beni Hasta Ettiler, Sen de İyileştir

    Beni Hasta Ettiler, Sen de İyileştir

    Danışanların verimli bir terapi süreci geçirmek için hangi aşamalardan geçtiklerine biraz bakalım. Çok net olarak söyleyebilirim ki; destek almaya karar veren kişinin bu kararı içine sindirilmiş bir karara dönüştürmesinin aşamaları vardır.

    İlk aşama; destek almaya ihtiyacım var diyebilmek

    İkinci aşama; destek almak istiyorum kararını vermek

    Üçüncü aşama; bunun için harekete geçip randevu almak

    Dördüncü aşama; randevuyu ertelemeden, vazgeçip iptal etmeden randevuya gelmek.

    Buraya kadar olan süreçte bizlerin haberi olmuyor. Hatta bazen randevu alıp birkaç erteleme ya da vazgeçme aşamasından sonra sorun iyice dayanılmaz boyutlara ulaştığında bizlere geliyorlar.

    Danışan randevuya geldiğinde bizi bekleyen en büyük direnç kişinin neden orada olduğuna verdiği cevaptır. Ben çok mutsuzum çünkü……kişinin bu boşluğu doldurduğu cümle aslında iyileşmek için hangi noktada olduğunu bize gösterir. Çünkü genelde verilen cevap şudur. Ben çok mutsuzum çünkü bana haksızlık ettiler, beni üzdüler, onlar kötü insanlardı, ben mağdurum, başıma gelenlerin sorumluları başkaları. Yani özetle; Beni hasta ettiler, sen de iyileştir!! Hasta olmamın ya da mutsuz olmamın sebebi dışarıda bir kaynaktı, iyileştirecek olan da yine dışarıda bir kaynak!!! İçinde bulunduğumuz durumun sorumluluğunu almayarak, bu sorunu çözebilmek için kendi iç kaynaklarımızı kullanmayıp sorumluluğu dışımızdaki etkenlere bağladığımız sürece, sorumlulukla birlikte bir şeyi daha dışarıya teslim etmiş oluyoruz. “GÜÇ”ü.

    Dünya üzerinde yaşayan insanların sorunları ortaktır. Hiç kimsenin yaşamadığı bambaşka bir sorunu olan kişi yok. Ancak benzer bir durumda bir kişi altüst olurken çok daha şiddetli bir durumda başka birisi çok çabuk toparlanabiliyor. Buradaki temel fark kişilerin yaşadıkları durumun kaynağını yorumlama biçimleri. İlk gruba Depresyona Eğilimli Grup dersek bakış açıları şu şekilde; ben mutsuzum çünkü; benim eşim kötüydü, babam kötüydü, patronum kötüydü, piyasa kötüydü… o yüzden ben bu durumdayım diye yorumluyorlar. Yani oklar hep dışarıyı gösteriyor. Kişi o durumda tamamen pasif, kurban rolünde. Hal böyle iken sorun dışarıda olduğu için çözüm de sürekli dışarıda kalmaya devam ediyor. İkinci gruba da Depresyona Eğilimli Olmayan Grup diyelim. Bu kişiler de ilk başta dış faktörleri suçluyorlar ancak daha sonra bir şey daha yapıyorlar. Okları tekrar kendilerine çevirip; evet o kötü biriydi ama onu hayatıma ben aldım, hayır demem gereken yerde hayır demedim, sınırlarımı koruyamadım, vs.. Yani durumla ilgili sorumluluğu almaya başlıyorlar. Yaşadıkları sorunla ilgili pasif durumdayken aktif duruma geçebiliyorlar. Artık yapacakları şeyleri var, yapacak şeyleri olduğunda da depresyona girmiyorlar, girseler bile kolayca toparlanabiliyorlar. Kurban rolünden çıktıkları için hayatlarıyla ilgili kontrol sahibi olabiliyorlar. Zaten depresyona eğilimli olmayan kişi depresyona girmeyen kişi değildir. Depresif moddayken geri çekilip enerji toplar ve silkinip harekete geçerek durumdan kurtulmak için adım atar.

    Sonuç olarak başta saydığımız iyileşmek için içine sindirilmiş karar aşamalarına dönersek; beşinci aşama kurban rolünden çıkıp, durumla ilgili sorumluluk almaya hazır olmak.

    Yani hiç kimse kimseyi hasta edemez! kanser edemez!, yaşama sevincini elinden alamaz. Aynı zamanda başka birisi de biz çaba göstermez isek bizi iyileştirip sihirli değnek etkisi yaratamaz.

    Yeni cümlemiz; geçmiş yaşantımdaki kararlarım ve davranışlarım beni mutsuz etti, bunları değiştirip mutlu olmayı seçiyorum ve bunun için de sorumluluk alıp çaba göstermeye kararlıyım.